Zıplayarak Kilo Verin
Çoğumuz için spor yapmak sıkıcı ve sonu getirilemeyen bir eylem. Diyet yapan biri için, kesin olarak gün süresinde hareket edebileceği bir spor faaliyeti şart. Eğer spor yapmak sizi sıkıyorsa, eğlenerek yapabileceğiniz kolay bir hareket var: Zıplamak… Dizlerinizi bükerek, ayaklarınızı birbirine yakın bir konuma getirin. Gücü dizlerinizden alarak, tüm vücudunuzu yaylandırın. Zıplarken vücudunuzun düz bir hal almasını sağlayın. İnerken, dizlerinizi serbest bırakmaya dikkat edin. Zıplamayı bitirdiğinizde yine dizlerinizi bükün ve yeniden zıplamak için harekete geçin. Zıplama egzersizini her gün 30 kere yapmaya çalışın. Aralarda yarım dakika dinlenebileceğiniz 10′arlı setler halinde de yapabilirsiniz. 30 kere zıplama sonucunda yakacağınız kalori ortalama 125 kaloridir. Kurallarla ve sayılarla aranız fazlasıyla iyi değilse, zıplamak için başka bir alternatifiniz de var; ip atlamak… Zıplayarak kalori yakmanın yanı sıra, eğlenip neşeleneceğinizi de söyleyebiliriz. haber kaynağı: 724saglik.org
Doğal Yollardan Hızlı Kilo Vermek
Hanımlar yaz geldi. Hepimiz düğünlere, sünnetlere hatta cemiyetlere fit bir vücutla çıkıp, etraftakilerin bizi görüp imrenmesini istemişizdir hep. Tabi böyle şeylerin hep hayalini kurup durduk. Ama artık bir yere kadar. Şimdi size anlatacağım taktikle doğal yollardan hızlı kilo vermek nasıl oluyormuş görün. Eğer 'bana su bile yarıyo' diyip umutsuzluğa kapıldıysanız içinizdeki karamsarı yenip öyle gelin. İnsanız hepimiz. Ne mucizeler oldu. 180 kilodan 70 kiloya düşenleri gördük tvlerde. Onlar özel bir diyet yapmıyorlar bilin yani. İşi gerçekten ciddi olanlar midesine kelepçe taktırıyor ve yarım kase çorbada doyuyorlar. O olayın risk boyutu da yüksek. Çünkü doğal değil! Not: Kilo vermeyi gerçekten istiyorsanız bu yazının devamını okuyun. Yoksa kendinizi boşa yormayın. Sevgili okurlarım, Kilo vermek, kilo almaktan daha kolay bir iştir. Bunu öncelikle bir kenara yazın. Zayıf insanlar kolay kolay kilo alamazlar. Bunun yüzünden balık yağları, vitamin ilaçları, protein hapları hatta insan sağlığına ciddi zarar verecek ilaçları ve yöntemleri kullanarak canlarına kastedebiliyorlar. Yaz mevsimi, kilo verme mevsimidir. Bunu hiçbir zaman aklınızdan çıkartmayın. Çünkü yazın havalar sıcak oluyor ve böylelikle metabolizmamız hızlı çalışıyor. Metabolizma ne kadar hızlı çalışırsa yağlarınız da o kadar çabuk yanar. Televizyonlardan, komşularınızdan, diyet ve beslenme uzmanlarının her zaman söylediği ortak önerilerin ilki su içmektir. Su içmek, bedensel olarak bize mükemmel katkılarda bulunur. Biz bunu dışardan farketmeyebiliriz ama kesinlikle bize en faydalı kilo verme yöntemlerinden birisidir. Bir insanın günlük ortalama tüketmesi gereken su miktarı 2-2.5 litre arasındadır. Bunun bilimsel olarak hesaplanışı şöyledir. Kilonuzu 30 ile çarpın ve karşınıza çıkan sayı size içmeniz gereken suyun gram cinsini verir. Örnek: Ben 75 kiloyum. 75x30=2250 2250 sayısını gram olarak düşünün ve bunu litreye çevirin. Litreye çevirmek için 1000'e bölün. Yani, 2250/1000= 2.25 eder. Benim günlük tüketmem gereken su miktarı 2.25 litredir. Sayın okurlarım, su içmek için susamayı beklemeyin. Beklerseniz eğer günlük su tüketim miktarının yarısına ulaşmanız zor olur. Su içmeyi alışkanlık haline getirin. Mesela komşularınızla birlikte otururken onlar çay içerken siz de su için. İşte çalışıyorsanız suyu az için sık sık için. İnanın işe yarıyor. Ama mutlaka abartmayın. 1 saat içerisinde 2 litre suyu bitirmeye kalkışmayın. Size yaramayabilir. Soluğu tuvalette alabilirsiniz. Günlük su tüketim miktarını uyguluyorsanız tuvalete sık gitmeniz normal olabilir. Ama bu dediğim yöntemi denemeniz, bütün işi son güne bırakmak gibi birşey olur. Günlük zamana bölün. Standart 1 çay bardağı = 150 ml 'dir. Günde kaç saat uyanık kaldığınızı hesaplayarak her saat içerisinde kaç bardak su içmeniz gerektiğini ölçebilirsiniz. Hatırlarsanız benim içmem gereken su miktarı günlük 2.25 litreydi. Ben bunu 150 ml'ye bölersem eğer 1 günde 15 çay bardağı su tüketmem gerekli. Peki ben 1 günde kaç saat su içebilirim? 7,5 saat diyelim. Yani her saat 2 çay bardağı su içmek bile günlük su içme limitini doldurur. Düzenli beslenme, kilo verme konusundaki en hassas noktadır. Kendinize belirli yemek saatleri belirleyin. Bu saatlerdeki yedikleriniz ana öğün olsun. Bu saatlerin dışında kesinlikle yemeyin demiyorum. Aksine, meyve ve yoğurt yiyin. Bir ipucu: Muz tok tutmaya birebirdir. Meyveyi abartmayın. 2 Tane meyve tüketebilirsiniz. Yoğurt sınırsızdır. Abanın :) Saat 7'den sonra yemek yemeyi unutun. Çünkü bu saatlerden sonra yenilen yiyecekler vücuda sadece yağ olarak yarıyor. Size zarardır. Bir de yürüyüş yapmazsanız diyet programınız zedelenebilir. İçecek serbesttir. Birkaçı hariç... Maden suyu dışındaki bütün asitli içeceklerden uzak durun. Bunlar size sadece ve sadece kilo yapar Sevgili Okurlarım. 1 su bardağı kolanın içerisinde 25 küp şekerin olduğunu biliyor muydunuz? Çoğunuz bilmiyordu. Maalesef ki tam tamına 25 küp şeker. Tam da düşmanımız. Bunu duymaktan bıktınız ya da hep yapmak istemişsinizdir fakat kiminiz üşenir, kiminiz de niyetlenir yapamaz. Mutlaka ve mutlaka sabah 1 saat, akşam yemeğinizi yedikten 1 saat sonra da 1 saat yürüyüş yapın. Sabah kalktığınızda yaptığınız yürüyüş sizi zinde tutar, akşam yemeğinden 1 saat sonraki yaptığınız 1 saatlik yürüyüş de yediklerinizi öğütmeye yarar. Akşam yürüyüşünden sonra evinize dönüp 1 bardak su içip vurun kafayı yatın. Not Sabah kalktığınızda içeceğiniz 1 bardak su, bağırsaklarınızı temizler, cildinizin nem dengesini düzenler ve sizi tok tutar. Uyumadan önce içilecek 1 bardak su ise kalp krizini önler. Unlu mamüller, kilo aldırmaya en yardımcı besinlerdir. Bunlar karbonhidrat sınıfına girerler. Size tek dönüşü kilodur. Mükemmel bir göbek yapar. Sonra eğilince ıkınırsınız pişman olursunuz. Bunları bilin. Dost acı söyler. Sonra dövünmeyin. Unlu mamüllerin içerisinde abur cuburların da yer aldığını bilin!!! Evet biliyorum. Bırakmaya pek niyetiniz yok ama yazın düğünde imrenilmek istiyorsanız buna mecbursunuz. Hem şeker tüketmek size hastalık yapabilir. En basiti şeker hastalığıdır. Sonra sürekli parmağınıza iğne vurup açlık tokluk şeker oranlarınızı ölçer durursunuz. Diğer basitini de söyleyelim. Dişlerinizin çürümesine en yardımcı etkendir. Evet sayın okurlarım. Bu yöntemleri denemek zorunuza gidecek fakat bu önerilerimi kaale alıp uygularsanız toplum içerisinde özenle gösterilirsiniz. Üstelik itibarınız da artar. Kilosu az olan insanlar, kilolu insanlara göre daha fazla itibar görüp daha ciddi olarak anlaşılmakta. Kilo iyi bir şey değildir. Siz belki kendinizi ayna karşısında balık etli diye görürsünüz ama bir balina olduğunuzu anlamayabilirsiniz. Ayrıca bu yöntemlerin hiçbirisi ama hiçbirisi sağlığınızı zedelemez. Üstelik herkes tarafından onaylanan en doğal ve en hızlı kilo verme yöntemidir. Bunların hepsini aynı anda uygulamanız, size 1 ayda ortalama 8 kilo verdirir. Kilo verdiğinizi ve dışarıdakilerin sizin kilolu halinizi size söylediğini düşünün. 'Önceden balina gibi şişiktin şimdi tığ gibi olmuşsun.' lafını duymayı hayal edin. Şuanki haliniz balina gibi olabilir. Tekrar söylüyorum. Kilo vermek, kilo almaktan daha zordur. Bu yüzden şu kadarcık şeyi beyninize yerleştirip hayatınıza sokun. Kilo verdikten sonra bunları yapmaya devam etseniz bile size ekstra faydası olacaktır. Mesela hastalığınızın kolay kolay olmaması, kondisyonunuzun her an üst seviyede olması gibi. Umarım okuduklarınız ve hayatınıza soktuğunuz bu kurallardan hiç caymazsınız. İsteyen insan yapar. Oxford 'da okur, dahi de olur. Sadece irade gücü. Ben üşenmeden 2 saat boyunca bu makaleyi yazdım. Siz de üşenmeyip bu yazdıklarımı uygulayın derim ;)
Kuruyemişin Bilinmeyen Faydaları
Bu gün pek çoğumuzun severek tükettiği, elinin altından eksik etmediği kuruyemişler üzerinde duracak, faydalarını öğreneceğiz. Bu sayede çeşitli kuruyemişler hakkında yazılıp çizilen “zararlıdır kilo aldırır” vs. türünden yanlışlarıda zihinlerden temizlemiş olacağız. Zira yanlış yönlendirmeler neticesinde bir çok insan esasen kendisi için çok faydalı olacak ve her gün belirli oranlarda tüketince yararlarını göreceği kuruyemiş nimetinden uzak kalmaktadır. Kuruyemişler yanlış bilinenlerin aksine genel olarak protein, vitamin, karbonhidrat ve mineraller açısından oldukça zengin olan ve vücudun direncini artırmada yüksek oranda yardımcı besin kaynaklarıdır. Özellikle kilo sorunu olup kilo vermek isteyenler açısından hiç tereddütsüz tercih edilmelidir. Zira gün içinde belirli aralıklarla yiyeceğiniz bir avuç fındık yada fıstık sizin vitamin ve minarel ihtiyacınızı karşılıyor, sizi zinde tutuyor ve aynı zamanda sebep olduğu tokluk hissiyle kilo vermenize çok büyük oranda yardımcı oluyor. İşte Kuruyemişler ve Faydaları: Fındık Kuvvet vericidir. Aynı zamanda yüksek kolestrolün düşürülmesinde çok etkindir. Kalsiyum, demir, karbonhidrat, yağ ve çinko ile metabolizmayı ciddi anlamda düzenler. E vitamini açısından oldukça zengindir. Kemik gelişimi ve güçlenmesinde etkindir. Kansızlığa karşı koruyucu görev yapar. Kanser oluşumuna engel olur. Dahası halihazırdaki bir kanser oluşumunu etkisiz hale getirmek için çalışır ve vücudu ciddi anlamda korur. Badem Omega 3 yönünden çok zengin olan ve faydaları bilinenden çok fazla olan baden zihni yorgunluğu gidermede çok faydalıdır. Böbrek ,mesane, tenasül yolları iltihaplarını önlemede çok etkindir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarına karşı ağrı kesici hafifletici etkisi vardır. Kalp ve damar güçlendiricidir.Tansiyonu düşürücü etkisi vardır. Şeker hastalığı riskini son derece azaltır. Tam bir sağlık deposu olan badem aynı zamanda adet dönemlerinde ortaya çıkan kan şekeri düşüklüğüne engel olur. Kemikleri güçlendirir. Düzenli kullanıldığı takdirde beyin hücrelerinin yaşlanmasını yavaşlatır. Besleyiciliği, tokluk hissi vermesi ve iştah kesici özellikleri ile kilo vermede çok etkin olan badem aynı zamanda cinsel güçsüzlüğe karşıda faydalıdır. Antep fıstığı İçeriğinde kolesterol barındırmayan antep fıstığı kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesinde oldukça etkindir. Kalp hastalıkları riskini azaltır. Göğsü yumuşatır. Öksürük kesicidir. Düzenli olarak günde bir avuç tüketimi sonucunda bedeni güçlendirir. Zihin gücüne sebep olur. Protein yönünden etten daha ileridedir. Kan şekerini düzenler. Kilo aldırmaz. Çocukların zeka gelişiminde çok etkilidir. Damar tıkanıklığını engelleme özelliği keşfedilmiştir. Yer fıstığı Baklagiller familyasındandır. Bedeni ve zihni gücü yüksek oranda artırır. Göğsü yumuşatıp, öksürük söktürür. Cinsel gücü artırmada etkendir. Kemik ve kasları güçlendirir. Mide rahatsızlıklarında etkilidir. Kolesterolü düşürür. Kalp sağlığı için son derece faydalıdır. Kansere karşı koruyucudur. Böbrek ve safra kesesi ağrılarında kullanıldığı takdirde iyi gelir. Hem besleyici hem aynı zamanda enerji vericidir. Bağışıklığı güçlendirir.Unutkanlık yani Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltır. Beyaz leblebi Mide suyunu çeker. Kilo vermek için kullanılabilecek harika bir kuruyemiştir.Tokluk hissi verip açlığı bastırır. Yok denecek oranda yağ içerir. Midedeki asit fazlasını emip yok eder. Emzirme durumundaki annelerin anne sütünü artırmada çok etkilidir. Sarı leblebi Nohutun kavrulması neticesinde ortaya çıkar. Vücudu kuvvetlendirici özelliği vardır. Anne sütünü artırmada yardımcıdır. Reflü ve gastrit gibi mide rahatsızlıklarına çok iyi gelir. Ağrısız bir mide için düzenli olarak tüketilmesi gereklidir. (Sigaradan uzak durulmalı) Tokluk hissi vererek zayıflamaya yardımcı olur. Bel ve diş ağrıları için tercih edilesi bir kuruyemiştir. Böbrek taşlarının düşürülmesinde yardımcıdır. Ses kısıklığına engel olur kısılan sesin açılmasında çok yardımcıdır. Ayçekirdeği Bilinenin aksine ayçekirdeği bir çok faydayı içinde barındırır. günlük 50 – 100 gram ayçekirdeği bir insanın E vitamini ihtiyacının hemen hemen hepsini karşılar. Kan dolaşımının korunmasında çok etkilidir. İçeriğindeki yağ damar sertliğine engel olur. Kalp ve sinir hastalıklarını önlemede çok önemli rol oynar. Cinsel gücü artırıcı özelliği vardır. İktidarsızlığı önleyen yapıdadır. Magnezyum zengini ay çekirdeği kemik ve eklem sağlığında son derece etkilidir. Cildi korur. Antienflamatuar özelliği sayesinde astım ve benzeri semptomların azalmasında etkilidir. Kabak çekirdeği Çok önemli bir besin maddesidir. Harika bir solucan, kurt ve parazit ilacı gibidir. Tenya solucanlarını ve parazitleri yok eder. Tansiyonu düşürür. Kan şekeri seviyesini dengeler ve kontrol altında tutar. İçeriğinde bolca fosfor, manganez, magnezyum, demir ve bakır barındırır. Cildi güzelleştirici özelliği vardır. Kabak çekirdeği aynı zamanda mutluluk algısı verir. Depresyona ço iyi gelir. Uykusuzluğu önleyip uyku kalitesini büyük ölçüde artırır. Kemikleri güçlendirir. Böbrek taşı oluşumunu engellediği tespit edilmiştir. İdrar zorluğuna karşı etkindir. Ceviz Alzheimer ve egzama hastalıklarına çok iyi gelir. Zeka gelişiminde etkindir. Kalp hastalıklarını önleyerek kalp atışlarını düzenler. Prostat kanserine engel olur. Omega 3 yağ oranı düşük olan çocuklarda ortaya çıkan hiperaktivite ve davranış bozuklarını düzenleyer. Omega 3 bakımından oldukça zengin bir yapıya sahiptir.Kan pıhtılaşmasını önleyen harika bir besin maddesidir. Beyin damarlarına çok faydalıdır.Düzenli olarak günde 3 – 4 adet yenildiği takdirde bir çok faydası görülmeye başlayacaktır.
Bitkisel ve Doğal Diş Macunları Neden Önemli?
Diş macunları içerdiği kimyasal maddeler nedeni ile insan sağlığı için önemli tehdit unsurlarısır. Özellikle dişini fırçalarken macun yutma riski olan çocuklarımızı bu zehirden uzak tutmalıyız. Diş macunlarında bulunan sodyum florür maddesinin kimyasal bir zehir olduğunu, önceleri fare zehiri olarak kullanıldığını daha önce birçok uzman ağızdan duymuştuk. Dişlerini fırçalayan küçük çocukların genelde macunu yutma riski bulunmaktadır. Yüksek dozda flor, kansere ve zeka geriliğine neden olabilir. 5-6 yaş öncesi çocuklara macun kullanımı sakıncalıdır. Diş çürüğünü engellediği gerekçesiyle çocuklar için üretilen diş macunlarında da bu maddenin kullanılıyor. Oysa içerdiği kimyasallar çocuklar için çok tehlikelidir. Bağışıklık sistemini zayıflatmasından, kanserojen özelliklere çocuklarda zekâ geriliğine dahi yol açabilme tehlikesi bulunmaktadır. Enfeksiyonlara karşı direnci düşüreceği gibi, üreme sistemine zarar ve kalıcı dişlerin çıkmasının gecikmesine de neden olabilir. O nedenle yuttuğuna emin olacağımız yaşa kadar çocuklara macun kullandırtmamalıyız. Bu yaş da 5-6′dır.” Yada alternatif olarak tamamen bitkisel formüller ile üretilen diş macunları kullandırmalıyız. Bu diş macunları içeriğindeki bitki özleri ve kimyasallardan arındırılmış formülleri ile çocuklar için tercih edilebilecek ürünlerdir. Hatta biraz abartırsak bitkisel diş macunları için: “Bu diş macunlarını ekmeğinize sürüp yiyebilirsiniz” ifadesi abartı olmaz. Yine tamamen bitkisel içeriğe sahip, helal sertifikalı bir diş macunu firması ürünlerine slogan olarak “bu diş macununu yiyebiliyorsunuz” ifadesini kullanmaktadır. MİSVAK DA KULLANILABİLİR Bununla birlikte fırçaya alternatif olarak da hijyenik misvak da kullanılabilir. Diş çürüklerini önlemek için şekerli ve rafine gıdaların mümkün oldukça azaltmak ve işlenmemiş doğal gıdaları yemek yine diş sağlığımız için önemli hususlardır.
Vücut Dışı Deneyimlerin Beyin Dalgalarında Yarattığı Değişimler ve Astral Seyahat
Geçtiğimiz günlerde, bilimsel olarak açıklanamadığı için gizemini koruyan vücut dışı deneyimler ile ilgili ilk kez patolojik olmayan, kendi kendine ortaya çıkmış, vücut dışı bir deneyimin bilimsel analizi yapıldı.Beyin aktivitelerini kan akışıyla gösteren fMRI teknolojisini kullanan Ottawa Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, istediği zaman beden dışı deneyimler yaşayabildiğini iddia eden bir kadının beynini ayrıntılı olarak incelediler. Çalışma üzerine kaydedilenler şöyle:“Kadın, kendisini havada asılı kalıp çevirdiğini ve yuvarladığını görebiliyordu. Arada bir kendisini yukarıdan izlediğini bildirdi. Fakat bununla birlikte kendi bedeninin aslında hareketsiz bir vaziyette olduğunun da bilincindeydi.”Kulağa çılgınca ve imkansız geliyor öyle değil mi? Fakat araştırmacılara göre deneyimi sırasında kadının beyninde, söylediklerini destekleyebilecek bazı değişimler gerçekten de yaşanmış:“fMRI taramalarına göre, görsel alandan sorumlu beyin zarında çok büyük oranda deaktivasyon gözlenirken; sol taraftaki kinestetik görüntü kısmında aktivasyon görüldü. Bu durumda, kişi bedeni hareketsizken, zihninde beden hareketlerini tasvir edebiliyor. Beynin bu parçası dünyayla iletişimimizi mümkün kılıyor ve vücudumuza sürekli olarak dünyayla olan ilişkimizin nasıl olduğunu hissettiriyor.”Başka bir deyişle, beyin taramaları deneğin deneyiminin olağan dışı olamadığını, bunu gerçekten yaşamış olabileceğini gösteriyor. Fakat başta da söylediğimiz gibi, bu bir astral seyahat değil. Bu nörolojik mekanizmalar tarafından ortaya çıkabilen bir tip halüsinasyon şeklinde tanımlanıyor...
Uyumak İçin 8 Muhteşem Sebep
Artık hayatımızda inanılmaz yoğun ve farklı olaylar oluyor. İş nedeniyle her günün ayrı bir planı ve düzeni var. Bu sayede önceliklerimizi hep hayatımızda var olan olaylara göre şekillendirmek zorunda klıyoruz. Ve bizim için asıl önemli olan bütün konuları bu süreçte es geçiyoruz. Uyku bu konulardan biri. Sağlıklı ve yeterli bir uyku olmadan günlük hayatta tam performansla devam edemeyiz. Sadece sağlıklı ve yeterli bir uykuyla sağlıklı olmak mümkündür. İşte yeterli uyku için geçerli sebepler.
Çay Ağacı Yağının Cilde Faydaları
Çay ağacından çıkarılan çay ağacı yağı antiseptik özellikte bir maddedir. Birçok cilt hastalığına iyi gelen çay ağacı yağı kozmetik ürün satan pek çok mağazada ve aktarlarda bulunabilir. Çay ağacı yağı daha çok yağlı ciltler üzerinde etkili bir maddedir. Aknelerin kurutulmasını sağlayan çay ağacı yağı, alt kısımda bulunan yağlanmanın dengelenmesini sağlayarak daha yağsız bir cilt elde edilmesini sağlamaktadır. Çay ağacı yağı böcek ısırmalarında da başarılı sonuçlar verir. İltihaplı bölgeyi tedavi ederek zararlı toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar. Akne üzerinde başarılı sonuçlar veren ve birçok bayan tarafından kullanılan çay ağacı yağının uzun süre kullanılması gerekmektedir. Sürüldüğü ilk gün etkilerini hemen göstermez. Cilt Bakım- Bitkisel Bakım
Daha Uzun ve Sağlıklı Yaşamanın 7 Yolu
Daha sağlıklı ve uzun bir yaşama sahip olmak için tek yapmanız gereken biraz efor sarfetmek. Kendiniz için yapacağınız bir kaç küçük değişiklik aslında çok daha sağlıklı ve uzun yaşamanız mümkün. Kendinize bencil davranmayı bırakırsanız her gün daha da sağlıklı bir gün olacaktır. Bu ip uçlarını takip edin ve kendi hayatınıza adapte edin.
Deri Altına Doğal Sütyen
İngiltere’deki Guy’s and St Thomas Hastanesi, 6 bin sterline deri altına görünmez sutyen yerleştiriyor ve memelerin sarkması engelleniyor. Huni şeklinde delikli yumuşak bir süngerimsi maddeden yapılan sutyenin, meme derisinin altına yerleştirilerek silikon devrini kapatabileceği belirtiliyor. Silikondan daha sağlıklı ve daha dayanıklı olan yeni keşif, titanyum vidalarla kaburga kemiğine sabitleniyor. Bu yöntem ilk kez 3 İngiliz kadın üzerinde denendi ve başarılı sonuçlar verdi. haber kaynağı:saglikolsun.info/sağlık haberleri
'Bardakta Mısır'da Büyük Tehlike
Hijyen Konseyi Sözcüsü Mehmet İmrek, bardakta mısır satanların kullandığı karıştırma kaplarının, bir sonraki işlem için yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden açıkta muhafaza edildiğini savunarak, 'Daha sonra açık ortamda her türlü zararlı bakterilere maruz olan bu kap, bir başka kullanım için yeniden kullanılarak tüketicilere bardak bardak mikroplu mısır olarak servis ediliyor' dedi.Hijyen Konseyi Sözcüsü Mehmet İmrek, yaptığı açıklamada, Hijyen Konseyinin, hijyen konusunda özgün çalışmalar gerçekleştirecek bir çatı yapılanması olduğunu söyledi. Konseyin, hiçbir yere ve makama bağlı olmadığını belirten İmrek, 1 Şubat'ta faaliyetine başlayan kuruluşta, gıda mühendisleri, veteriner hekimler, hukukçular, sağlıkçılar ile gıda ve tüketici derneklerinin yer aldığını kaydetti.Konsey olarak bardakta mısır satışlarına dikkati çekmek istediklerini vurgulayan İmrek, seyyar arabalarda veya dükkanlarda satılan bu mısırların, sağlıklı olup olmadığı ile besleyiciliğinin tartışılmasının yanı sıra hijyen kurallarına uygun hazırlanıp satıldığından söz edilmesinin mümkün olmadığını anlattı. Cadde, sokak veya alışveriş merkezlerinde açık ortamlarda duran karton bardağın içine, yine kapalı ortamda saklanmayan karıştırma kabı içinde kaynatılıp ılıtılmış, çeşitli sos ve baharatlarla tatlandırılmış mısırın konulduğunu anlatan İmrek, şöyle devam etti:'Bardakta mısır satanların kullandığı karıştırma kabı, bir sonraki kullanım için yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden açıkta muhafaza ediliyor. Daha sonra açık ortamda her türlü zararlı bakterilere maruz olan bu kap, bir başka kullanım için yeniden kullanılarak tüketicilere bardak bardak mikroplu mısır olarak servis ediliyor. Ülkemizdeki mevzuata göre mısırların içine konulduğu bardakların da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından izinli, ruhsat almış işletmelerce üretilmesi gerektiği halde hiçbir kurala uyulmadan açıkta satılan bu ürünleri tüketen çocukların ve gençlerin sağlığı tehdit altındadır.''Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır'Dünyadaki üretimin neredeyse tamamına yakını genetiği değiştirilmiş organizmalı olan mısırın, çok çabuk mikroorganizma üreyebilecek karakterde olduğunu ileri süren İmrek, 'Özensiz tüketilmesi sağlıklı olmadığı gibi her türlü hastalık yapıcı mikroplara açık ortamlarda iş yerinin ve personelinin, Gıda Hijyen Sertifikası olmadan satışına izin verilmesi de halk sağlığı için sakıncalıdır' ifadesini kullandı.Gıda satışı yapan iş yerleri ve personelinin 'Hijyen Eğitimi Yönetmeliği' gereğince sertifikalandırılmasının zorunluluğuna dikkati çeken İmrek, sertifikası olmadığı halde faaliyette bulunanların, Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 282'nci maddesi gereğince 250 lira ila bin lira arasında idari para cezası ile cezalandırıldığını belirtti. Bardak mısırın 72-75 derece sıcaklıkta pişirilip tüketim için 30-35 derece sıcaklığında tutulduğundan, mikroorganizmaların çoğalmaya başlayacağını dile getiren İmrek, şunları kaydetti:'Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır. Güvenli tüketim için pişmiş besinler, ısılarını kaybetmeye başlamadan hemen yenmesi gerektiğinden bardakta mısır için bu kurala uyulmamaktadır. Haşlanmış mısırın pişim aşamasından sonra hemen tüketilmesi gerekir ancak bu satışlarda gün boyu tüketim için sıcak tutulduğundan mikropların barınabildiği ve hızla arttığı şartlar oluşmakta, ısıya bağlı olarak çoğalan ve bulaşan mikropların sebep olduğu bağırsak enfeksiyonları, ishal, gıda zehirlenmeleri, tifo, viral hepatit A, malta humması gibi hastalıklar ortaya çıkabilmektedir.'İmrek, Hijyen Konseyi olarak bunun takipçisi olduklarını ifade ederek, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ilgili diğer kamu kurumlarının ortak denetimler yaparak hijyen kurallarına uygun şartları taşımayan bu gibi satıcıların yasada belirtilen niteliklere uygun hale getirmeleri için yasal işlem başlatmasını istedi.Mehmet İmrek, önlem alınmaması durumunda mevzuata uygun olmayan yerlerin kapatılması için dava açacaklarını sözlerine ekledi.Cumhuriyet
Panik Atak Hastalığı
Son dönemde herkes panik ataklı! Hastalık giderek artıyor ve tıp tam olarak nedenini çözemiyor. Prof. Dr. Sedat Özkan, “Panik 10 dakikada doruğa ulaşıyor, hasta saatler sürdüğünü ve öleceğini düşünüyor” diyor Yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleriyle gelen panik atak, günümüz insanının en büyük sağlık sorunlarından biri… Prof. Dr. Sedat Özkan, hastalığı şöyle özetledi: “Duygu ve düşünceler birbirini tetikler ve panik başlar. Bazı insanlar paniğin yarattığı acıyı, ameliyat ve kanserden daha zor buluyor.” İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Özkan, panik atak bozukluğu hakkında merak edilen soruları yanıtladı. ATAK ANİDEN BAŞLIYOR Panik atak hastalık mı, yoksa bir kuruntu mu? Panik atak; psikiyatrik bozukluklardan kaygı ve anksiyete bozuklukları içinde ele alınan bir hastalıktır. Günümüzde hastalığın görülme sıklığı gittikçe artıyor. Tıp dünyası, bir asrı aşkın süredir hâlâ hastalığın şifresini çözmek için araştırma yapıyor. Panik atak, başka ruhsal hastalıklarla benzeşir mi? Panik atak; aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Atak birden başlar ve genellikle 10 dakikada ya da daha kısa süre içinde doruğa ulaşır. Oysa insanlar bu süreyi “Saatler boyu” diye tanımlarlar. Çoğu zaman bu duyguya, bir tehlikenin yaklaştığı, kötü bir şeyler olacağı duygusu ve kaçma isteği eşlik eder. Hastalar çoğu zaman, bu nöbetlere ‘kriz’ adını verir. ÇARESİZLİK YARATIR Panik atak yaşayan hastalar ne hissediyor? Hastalar, genellikle korkularını çok yoğun olarak tanımlarlar. “Öleceğimi hissettim”, “Kontrolümü kaybettim”, “Kalp krizi ya da felç geçirdiğimi düşündüm” derler. Tüm bu belirtiler kişide endişe, dehşet, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur. Hemen hemen herkesin yaşamında paniklediği ve heyecanlandığı anlar olur. Peki, ne zaman hastalıktan endişe duymalı? Kaygı, her insan tarafından yaşanan bir duygu ve yaşamın sürdürülmesinde önemli bir rol oynuyor. Dozundayken son derece sağlıklı olan bir duygu olan kaygı, eğer kişinin yaşamını, ilişkilerini ve işlevselliğini olumsuz yönde etkiliyorsa bu durum panik atağı işaret ediyor. NELER HİSSEDERLER? Ölmek üzereyim. “Kalp krizi geçiriyorum. Aklımı yitirmek üzereyim. Kendimden geçmek üzereyim. Nefes almam mümkün olmayacak. İnme inecek, felç olabilirim. Kontrolümü kaybediyorum. Tansiyonum çok yükseldi ve beyin kanaması geçirmek üzereyim. ENDİŞEYLE ÇOĞALAN BELİRTİLER Çarpıntı Kalp atış hızının artması Terleme Titreme Nefes darlığı ya da boğulduğunu hissetme Soluğun kesilmesi Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi Bulantı ya da karın ağrısı Baş dönmesi Sersemlik hissi Düşecekmiş ve bayılacakmış gibi olma hali Gerçek dışılık algısı, benliğinden ayrılmış olma Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu Ölüm korkusu Uyuşma ya da karıncalanma hissi Üşüme, ürperme ya da aşırı derecede oluşan ateş basması.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Kişinin, ekstrem bir travmatik olaya maruz kalmasının ardından oluşan uzun dönemli bir problemdir. -Başka bir türde şiddet içeren suça maruz kalmak, -Terorist elinde rehin tutulmak, -Doğal veya insan eliyle gerçekleşmiş felaketler(trafik kazası, deprem, sel, yangın, vb.). -Savaşta uzun süre siperde ya da bombardıman altında kalmak. Çoğu kez travmatik olaydan birkaç saat, birkaç gün, daha seyrek olarak da birkaç hafta, birkaç ay sonra ortaya çıkar. Kişinin stres yaratan bu durumlara tepkisi; aşırı telaş ve kaygı, korku, aciz kalma duygusu veya dehşettir. Normalde aldırış edilmeyecek uyaranlara karşı aşırı derecede duyarlıdır ve en küçük uyaranlarla irkilme tepkisi gösterir. Yoğun korku ve travmayla ilişkilendirilen uyarandan kaçınmanın ötesinde tipik semptom, travmatik olayı ısrarcı şekilde tekrar tekrar yaşamak örneğin; travmaya dair anıların sürekli akla gelmesi ve rahatsızlık veren rüyalar, tepkisizlik, yavaş tepki verme veya duygusuzluktur. Bu kişilerde sıklıkla kişilerarası ilşkilerde ilgi azalması ve duygusal uyuşukluk olur. Dikkatin belli bir konuda tutulması güç olabilir. Yönelimde bozukluk yoktur, çok ağır durumlarda şaşkınlık, zihin karışıklığı ve yönelim bozukluğu olabilir. Korku ve bunaltıya yönelik bütün fizik ve fizyolojik belirtiler vardır. Ayrıca, travmatik olay düşlerde sık sık yinelendiğinden uyku çok bozulur. Hatta bu düşleri görmemek için kişi bilinçli olarak uykusunu önlemeye çalışır. Travma sonrası stres bozukluğunda travmatik olayın ortak özellikleri şunlardır:1. Acı veren darbenin çok ağır oluşu,2. Stresin daha önceden kestirilemeyen, beklenmedik nitelikte oluşu,3. Bireyin olay karşısında denetim gücünün olmayışı ya da kalmayışı(çaresizlik),4. Çevre desteklerinin yetersizliği.Bu tür ağır stres olaylarında rahatsızlığın neden ve nasıl bir düzenekle ortaya çıktığı, neden bütün insanlarda görülmediği henüz açıklanmamıştır. Araştırmalar nörobiyolojik alana yoğunlaşmış görünmektedir. Son zamanlarda çocuklukta yaşanmış olan travmatik olayların(cinsel ya da başka yönlerden) travma sonrası stres bozukluğuna bir yatkınlık hazırlayabileceğini bildiren yayınlar da görülmektedir.Travma-sonrası-stres bozukluğu (Post-travmatik stres bozukluğu) uyum bozukluğundan ayrılmalıdır. Uyum bozukluğu tanısı, radikal bir strese verilen tepki eğer travma-sonrası-stres bozukluğu tanı kriterlerinin tümüne uymuyorsa örneğin bir tecavüzden sonra yaşanan yoğun korku ve çaresizlik hissetme ancak travma ile ilişkilendirilen uyarandan kaçınmaya dair semptomun olmaması ya da travma sonrası stres bozukluğu semptom paterninin oluşması sözkonusu olmasına rağmen stres yaratan durumun radikal olmadığı durumlarda konulur örneğin; işten kovulmak, bir sınavda başarısız olmak.TEDAVİ1. Önce danışanın ağır kaygısını yatıştırmak ve uykusunu düzene sokmak gerekir. Kısa süreli olmak koşulu ile kaygı giderici ilaçlar kullanılmaktadır.2. Danışanı rahatlatacak, gevşetecek, korku ve endişelerini azaltacak psikoterapotik yaklaşım zorunludur.3.Danışanda organik bir engel yoksa en kısa zamanda işine, görevine dönmesinin veya başka uğraşlara yönelmesinin yararları büyüktür. Bu yönde sürekli olarak desteklenmelidir.4. Kronikleşme görülen danışanlarda uzun süre psikoterapi gerekli olabilir.Kaynaklar:Öztürk, M.O.(1997): Ruh sağlığı ve hastalıkları. Hekimler yayın birliği, 7. basım, Ankara.Roth, W.T., Yalom, İ.D.(Ed.) : Anksiyete terapisi. çev. Bengü Büyükdere, Prestij Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2012.
Kötü Beslenme Panik Atağa Neden Oluyor
Dengesiz ve kötü beslenme panik atak başta olmak üzere birçok psikolojik soruna neden olabiliyor. Dünyanın sonunun geldiğini düşündüren panik atak, beklenmedik bir zamanda ve hiç beklenmedik bir şekilde aniden ortaya çıkıyor. Panik atak nöbeti sırasında hasta, korku, kaygı ve bunalma gibi sorunları yoğun bir şekilde yaşıyor. Öyle ki hasta bayılacağını ve hatta hayatını kaybedeceğini bile düşünebiliyor. Geçirilen nöbet esnasında beyin bedene hükmedebiliyor. Örneğin düşünceleriyle nabzının yükselmesine neden olabilirken, sakinleşmeyi de sağlayabiliyor. Panik durumundaki insanın duygulanımlarındaki değişimler metabolizmada da sorunlar oluşturabiliyor. Aynı şekilde beslenme düzeninde yapılan bazı hatalar, psikolojik sorunlara ve akabinde de panik atağa neden olabiliyor. Aile Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Berna Çil, yanlış beslenme düzeninin neden olduğu psikolojik sorunlar hakkında bilgi veriyor. Yanlış beslenme panik atağı, panik atak metabolik hastalıkları tetikliyor Vücuttaki hormonlar bazı özel durumlarda daha fazla salgılanıyor. Heyecan ve korku durumunda salgılanan adrenalin, çarpıntı, nefes darlığı ve ateş basması gibi durumlara sebep oluyor. Panik atak hastaları normal şartlarda umursanmayacak konulara takılıp kalıyor. Sonrasında ise vücutlarındaki tansiyon ve şeker gibi hastalıkları tetikleyecek hormon salınımları başlıyor. Tüm bu metabolizmanın, yaşamın kaynağı olan besinlerin sindirimi sonucu oluşan maddeler tarafından çalıştırıldığını düşünürsek beslenmenin her hastalıkta olduğu gibi panik atakta da ne kadar önemli olduğu görülüyor. Yanlış beslenme alışkanlıklarının bazıları panik atakların sıklığını ve şiddetini artırıyor. Psikolojik bozukluklara karşı B vitamini Psikolojik bozukluklar genellikle;B1, B3 ve B12 eksikliği nedeniyle ortaya çıkıyor. B1 Vitamini; pirinç kabuğu, sebze-meyve, tam tahıl ürünlerinde bulunuyor. Eksikliğinde nörolojik sorunlara yol açabiliyo depresyona eğilimin artıyor. B 3 Vitamini; süt, peynir, yumurta ve et gibi ürünlerde bulunuyor. Sinir sistemi için önemli bir vitamin. B12 vitamini; karaciğer, böbrek ve ette daha fazla bulunuyor. Eksikliğinde nörolojik bozukluk ve hastalıklarla, depresyon oluşabiliyor. Bu nedenle vitamin ve minerallerden yeterli beslenmek, özellikle de depresyon eğilimli kişileride B grubu vitainlerden yeterli beslenmek sağlıklı ve kaliteli yaşam için büyük önem taşıyor. · Kafeinli besinleri fazla tüketmek: Kafein çarpıntıyı artıran ve uykusuzluğa sebep olabilen bir madde. Tüketim dozu alışkanlığa göre değişse bile 1-2 bardaktan fazla içilmemesi gerekiyor. · Her gün fast food beslenmek: Vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olabiliyor, kabızlığa yol açabiliyor, şeker metabolizmasını etkileyebiliyor. · Dengesiz ve yetersiz beslenmek: Vitamin, mineral, protein-yağ-karbonhidrat dengesizliklerine yol açabiliyor. · Yumurtanın beyazının tam olarak pişmeden tüketilmesi: Vücutta B vitaminlerinin atımını artırıyor. Bu da uzun vadede depresyon eğilimlerine neden olabiliyor. · Yoğurdun suyunun atılması: B vitamini kaybına yol açıyor. · Fazla karbonhidrat ağırlıklı beslenmek: Şeker metabolizmasında bozukluklara sebep olup paniğe neden olabiliyor. · Tek tip beslenmek: vitamin yetersizliğine neden oluyor.Panik atak yaşamamak için bu önerilere kulak verin:Günde 2,5-3 litre su için: Su vücuttaki tüm kimyasal olayların yapıtaşı. Bu nedenle su miktarındaki değişiklikler metabolizmaları etkiliyor. Böbreklerin etkin çalışabilmesi için, kabızlığın önlenmesinde, toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında rol alıyor.· Kola ve gazoz gibi bol şekerli ve kafein içeren içeceklerden uzak durun:Tansiyona, şeker metabolizmasına ve kalp atımına etki edip panik atağı tetikliyor.· Geleneksel tarz ya da Akdeniz beslenme tarzını tercih edin: Her öğünde her besin grubundan bulundurabilirsek vitamin ve mineral yetersizliği oluşması ihtimali azalıyor. Çorba ile başlanan geleneksel beslenmede kan şekeri dengeleri daha sağlıklı oluyor.· Glisemik indeksi yüksek besinlerden kaçının: Patates püresi, pirinç pilavı, beyaz ekmek, mısır gevreği, balkabağı, kraker gibi yiyecekler kan şekerinde ani düşürüyor ya da yükseltiyor. Bu durum da sinir sisteminde sorunlara neden oluyor.· Kahve ve demli çay içmeyin: Bu tip içecekler çarpıntıya neden olabiliyor.· Haftada 2-3 gün balık tüketin: Doymamış yağ asitleri açısından önemli. Kanser ve psikolojik hastalıklara karşı koruyucu olduğu düşünülüyor.· B vitamininden zengin besinleri yiyin: B vitaminleri sinir sisteminde etkin vitaminlerdir. Eksikliklerinde nörolojik ve psikolojik sorunlar oluşabiliyor.· Şeker ve şekerli gıdalardan uzak durun: Basit şeker içeren gıdalar tüketildiğinde kan şekerinde hızlı yükselmeler, sonrasında hızlı düşüşler yaşanabiliyor. Canınız şekerli bir tatlı istediğinde tercihiniz sütlü tatlı olsun.· 3 ve 3 ara öğün şeklinde beslenin: Açlık sürelerinin uzamaması, kan şekeri ve tansiyon dengelerinin korunması gerekiyor.· Mercimek ve nohut gibi kuru baklagillerle tam tahıllı gıdaları tüketin: Bu besinler B vitamini açısından zengin. Ayrıca kan şekeri dengelerine de destek oluyorlar.Psikolojik bozukluklar da beslenme bozukluklarına neden olabiliyor Her gün karşılaşılan kan şekeri düşüklüğü şeker yenmesi ya da uzun süre aç kalınmış ise beslenme desteğinin sağlanması ile düzeliyor ve kişi normale dönüyor. Ancak bu durum panik atak hastalarında “neler oluyor, ölüyor muyum, dünyanın sonu mu geldi?” gibi düşüncelere neden oluyor. Bu durumda da salgılanan adrenalinin şeker metabolizmasındaki etkileri nedeniyle panik ataklı kişilerde durum daha da zorlaşabiliyor.
Ameliyatsız Sıvı Yüz Germe Tekniği İle 10 Yaş Gençleşin
Uzman Dermatolog Elif Ebru Güner ameliyatsız sıvı yüz germe tekniği ile hastaların 10 yaş gençleştiğini söyledi. Amerika ve Avrupa’da kullanılan popüler estetik tekniklerinden ameliyatsız sıvı yüz germe operasyonu, son yıllarda Türk dermatologlar tarafından da tercih edilmeye başladı. Yüzün anatomisinde bozulmalar yaşandıktan sonra, üçgen görüntünün tekrar kazanılabilmesi için bu tekniği uyguladıklarını belirten Uzman Dermatolog Elif Ebru Güner, “İnsanlar gençken yüzleri; tabanı yukarda, tepesi aşağıda üçgengörünümündedir. Fakat yaşlandıkça, yer çekimine ve bazı kayıplara bağlı olarak elastikiyet kaybı yaşanır. Aynı zamanda yağ dokusunun azalmasına bağlı olarak bu üçgen hat, aşağıya doğru bozulmaya başlar” ifadelerine yer verdi. Ameliyatsız sıvı yüz germe tekniği ile minimum 10 yaş gençleşilebileceğini söyleyen Güner, “Bu tekniği uyguladığımız hastalarda, 7 ile 10 yaş arasında gençleşme gözleniyor ve ışıl ışıl bir görüntü kazanıyorlar. Tekrar ihtiyaç duyulması durumunda işlem yenilenebiliyor. Eksik materyalleri özellikle elmacık kemikleri hattına ve şakak bölgelerinin kenarına çatılayarak işleme başlıyoruz. Bu materyaller ortalama 18 ay kadar kalabiliyor” şeklinde konuştu. Ameliyatsız sıvı yüz gerdirme tekniğine erkeklerin de yoğun ilgi gösterdiğini belirten Uzman Dermatolog Güner, “Ameliyatsız sıvı yüz gerdirme tekniği, genelde 30’lu yaşlardan itibaren hem kadın hem de erkeklerin başvurduğu bir uygulama. Özellikle son zamanlarda erkek hastalarımızın sayısı arttı. İleri yaş grubuna da uyguluyoruz ancak o işlemler kendini fazla belli etmeyebilir” dedi. Bu tarz uygulamalarda yaşın önemli bir etken olduğunu belirten Güner, çok küçük yaşta her uygulamanın yapılmasının doğru olmadığını söyledi. 20’li yaşlarda kozmetik uygulamaların aşırı derecede yapılmasının doğru bir metot olmadığını belirten Güner, hastalarını bu tarz uygulamalardan uzaklaştırdığını vurguladı. “GÜNEŞ KREMİ ALIŞKANLIĞI KAZANILMALI” Yazın gelmesiyle güneş ışınlarına çok dikkat edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması konusunda da uyarıda bulunan Güner, güneş koruyucusu kullanılması gerektiğine dikkat çekti. Çocukluktan itibaren güneş koruyucusu kullanma alışkanlığının kazanılması gerektiğini ifade eden Elif Ebru Güner, “Dünya Sağlık Örgütü, tüm ülkelerde son yıllarda deri kanserinin çok ciddi derecede arttığını belirtti. Ayrıca güneş ışınlarının yaşlandırıcı etkileri de var. O nedenle güneş koruyucusu kullanmak çok önemli” ifadelerini kullandı. Evde yapılan kürlerin yüzü gençleştirmede istenilen sonucu vermeyeceğini vurgulayan Uzman Dermatolog Güner, “Evde bulunan malzemeleri kullanarak maske yapmak medikal anlamda çok doğru değil. Genelde bunlar kozmetik kategoriye giriyor. Aydınlatmak için mutlaka evlerinde en azından bir bal ve deriyi nemlendirmek için ise salatalık vardır. Bunlar emilebilen moleküller değiller. Tıbben bu tür uygulamalara inanmıyoruz” diye konuştu.