Cam Gibi Bir Adam, Masal Gibi Bir Şehir
Mardin'de zaman başka akar. Taş sokaklar arasında, Mezopotamya ovasına bakan o kadim kentte, gündüzler derin bir sessizliğe, geceler ise yüzyılların birikimiyle yoğrulmuş hikayelere gebe olur. Ben de orada, o sessizliğin tam ortasında Ebuburak Toparlı ile tanıştım.Uzun uzun oturduk. Kimi zaman bir çay masasının etrafında, kimi zaman atölyesinin yarı loş ışığında; Mezopotamya'nın ana rahminden çıkan masalları, kadim figürleri, Şahmeran'ın o bilge bakışını, insanın ne zaman cam gibi saydam olduğunu ya da ne zaman kırıldığını konuştuk. O konuşmalar, bir röportajın çok ötesine geçti benim için; sanki eski bir dile, sözsüz bir bilgeliğe yavaş yavaş kulak vermekti.Ebuburak Toparlı, Mardin'in yalnızca bir ustası değil; o şehrin nefesiyle büyümüş, o toprağın dilini bedenine sindirilmiş hem cam altına hem de masala aynı anda ruh vermiş nadir insanlardan biridir. Dedesinin bakırcı ocağından cam altı sanatına uzanan yolculuğu, tesadüflerin değil; ruhu açık bir insanın dönüşümünün hikayesidir. Şahmeran ile ilk göz göze gelişini anlattığında, bunu salt bir anı olarak değil, bir çağrı olarak dinledim. Sanki o figür onu seçmişti.Elindeki fırça yalnızca boya sürmez; her dokunuşta bir masal, her renkte bir dönüşüm, her camda bir hayat katmanı birikir. Mezopotamya'nın kadim bilgeliği, onun ellerinde hem görsel hem de sözlü bir dile dönüşür; bir yanda cam altı boyama sanatının ihtişamı, öte yanda masalcı sesinin o sıcak ve alçak tınısı.Bu röportaj, bir ustayı anlamaya çalışmanın mütevazı bir girişimidir. Ancak Ebuburak Toparlı, anlaşılmaktan çok hissedilmesi gereken biridir. Sözlerinin arasındaki boşluklar, bazen kelimelerin kendisinden daha çok şey söyler. Röportajı okurken bunu aklınızda tutmanızı dilerim.