Kahramanmaraş Haberleri

Kahramanmaraş ya da Maraş, Akdeniz Bölgesi'nde bulunmaktadır. Son verilere göre toplum nüfusu 1.154.102'dir. İl yönetiminde Hayrettin Güngör vardır.

27 C° Parçalı Az Bulutlu Bugün 24 Eylül 32 C° Yarın 25 Eylül 35 C° Cumartesi 26 Eylül 15 günlük hava durumu →
Kahramanmaraş

Maraş olarak da bilinen Kahramanmaraş, 1973 yılında bu isme geçmiştir. Şehir Ahir Dağı'nın etrafında konumlandığı için yapı olarak engebelidir. Konum olarak üç farklı bölgeye de kapısı açılan Maraş'ın iklimi oldukça değişkendir. Ekonomik olarak halk geçimini, tekstil ve ip sanayisi ile sağlamaktadır. İlin en çok bilinen lezzeti dondurmasıdır. Bunun yanında ezmesi, tarhanası, biberi de meşhurdur.

trend-arrow

Popüler İçerikler

AFAD'dan Deprem Açıklaması: Gece Yarısı Adana'da Deprem Oldu
Adana'da, Saimbeyli ilçesi merkezli 5.0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Adana'nın Saimbeyli ilçesinde meydana gelen deprem sonrası an itibarıyla olumsuz bir durumun bulunmadığını duyurdu.Saat 04.02'de meydana gelen deprem Osmaniye, Kahramanmaraş, Gaziantep, Kayseri ve çevre illerde de hissedildi.Deprem sırasında evlerinde uyuyan İsmail Menteş isimli bir vatandaş, sarsıntıyı uykuda hissettiklerini belirterek, 'Yatıyorduk, beşik gibi sallandık. Uyuyorduk. Kapının önüne dışarı çıktık. Fazla bir sallantı olmadı' dedi.
Müge Anlı Canlı Yayında Aramıştı: Kayıp Ayşegül Yaşar'a Ne Olduğu Ortaya Çıktı!
Osmaniye'de yaşayan 54 yaşındaki Ayşegül Yaşar, 24 Ağustos'ta yürüyüşe çıktığını söyleyip evinden ayrıldıktan sonra bir daha görülmedi. Eşinin akşam saatlerinde yaptığı kayıp başvurusu kısa sürede 'Müge Anlı ile Tatlı Sert' programına taşındı ve ekranlarda geniş yer buldu. Soruşturma ilerledikçe kadının sosyal medyadan tanıştığı bir kişiyle son kez görüldüğü ortaya çıktı, adli süreç haftalar içinde beklenmedik bir noktaya evrildi. Kaynak: Sabah
Türkiye'den Meksika'ya Giden Yavru Köpek Yıllar Sonra Görüntülendi
2023'te Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Adıyaman'da arama kurtarma çalışmalarına katılan Meksika ordusuna bağlı köpek Proteo, saha koşullarının yarattığı tükenmişlik nedeniyle görevi sırasında hayatını kaybetmişti. Türk veteriner ekipleri, Proteo'nun enkaz altından çıkardığı canların bedelini unutmamak için Meksika'ya bir yavru köpek göndermeye karar verdi.Online oylamayla 'Arkadaş' adı verilen Alman çoban köpeği yavrusu, aynı yıl askeri bir törenle Meksika'da karşılandı ve Proteo'yu eğiten eğitmenin elinde arama kurtarma eğitimine başladı. Aradan geçen yaklaşık üç yılda büyüyen Arkadaş, geçtiğimiz hafta Meksika'nın bağımsızlık günü geçidinde göreve hazır bir asker köpeği olarak boy gösterdi.
Düğünde Taktıkları Hediyelerle İnce Düşüncenin Sınırlarını Zorlayan Kişiler
Türkiye'de düğünlerde takı töreni denince akla hâlâ altın bilezik, çeyrek ya da elden ele dolaşan zarflar geliyor. Ama son dönemde bu görüntüye alışmayan bir eğilim var: bazı davetliler, damada ya da geline kuyumcudan değil kümesten, garajdan ya da tarladan bir hediyeyle geliyor. Kimi zaman arkadaşlık şakası, kimi zaman bölgesel bir gelenek, kimi zaman da sadece unutulmasın isteği bu tercihin arkasında yatıyor. Altın fiyatlarının uçtuğu bir dönemde bu hediyeler hem davetlileri güldürüyor hem de düğünün en çok konuşulan anı hâline geliyor. Türkiye'nin farklı şehirlerinden, takı töreninde altın yerine tercih edilen akıl almaz hediyeleri bir araya getirdik.
Öğretmene Yönelik Şiddet, Yumruğun Atıldığı Gün Başlamıyor
Bir öğrencinin okula silahla girmesi üzerine konuşurken kelimeleri dikkatli seçmek gerekiyor. Çünkü artık “öğretmene saygı kalmadı” diyerek geçiştirilemeyecek kadar ağır olaylardan söz ediyoruz.2 Mart 2026'da İstanbul Çekmeköy'deki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde bir öğrencinin gerçekleştirdiği saldırıda biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti. Başka bir öğretmen ve bir öğrenci yaralandı. Nisan ayında Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okullardan da silahlı saldırı haberleri geldi. 22 Eylül’de Turgutlu’da yaşanan saldırı da hepimizi sarstı. Bu olayların ardından okul güvenliği, giriş çıkış kontrolleri, risk işaretleri ve alınabilecek yeni önlemler yeniden tartışılmaya (!) başlandı. Sanki hiç tartışılmıyor gibi.Elbette tartışılmalı. Fakat benim takıldığım yer biraz daha geride. Bir öğrencinin okula silahla girdiği gün, artık hikâyenin en ağır noktasındayız. Peki o noktaya gelene kadar ne oldu? Son yirmi yılda okulda ne değişti?
Günlük 5 Bin Lira Kazandırıyor: Yeşil Altın Diyorlar!
Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ilçesinde bu hafta bambaşka bir hareketlilik var. Geçen yıl zirai don yüzünden ilçede tek bir ceviz bile toplanamamıştı. Bu yıl ise ağaçlar yüklü!Yörede 'yeşil altın' denen Çağlayancerit cevizi sıradan bir ürün değil: 2023'te Avrupa Birliği tarafından coğrafi işaretle tescillendi ve Kahramanmaraş'ın AB tescili alan ilk ürünü oldu.Hasat da alışılmış bir yöntemle yapılmıyor. İşin başında, yörede 'çıpkıcı' denen ve uzun değneklerle ağaçlara çıkan işçiler var.Kaynak: AA
Ayasofya'nın Altındaki Tüneller Efsane Değil, Gerçekmiş! Bakan Ersoy Açıkladı
Ayasofya'nın altındaki gizli tünellere ilişkin yıllar boyunca dilden dile dolaşan bazı efsaneler vardı. Tünellerin varlığı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından doğrulandı.  Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen toplantıda konuşma yapan Ersoy, “Ayasofya’nın altında oldukça geniş bir yeraltı geçitleri ve tünel sistemi var. Yaklaşık 9 kilometreye kadar uzanan bölümlerden söz ediliyor” dedi.
Kilis'in Tescilli Tatlısı Viral Oldu: Cennet Çamuru Nasıl Yapılır?
Adı ilk duyulduğunda tuhaf geliyor ama tattıktan sonra itiraz eden çıkmıyor. Cennet çamuru, Kilis mutfağına ait şerbetli bir tatlı ve adını görüntüsünden alıyor: bol Antep fıstığıyla birleşen kadayıf, şerbetle buluşunca yeşilimsi, hafif ıslak, macunsu bir kıvama dönüşüyor. Halk arasında 'Bu olsa olsa cennetin çamurudur' denildiği için de bu isimle anılmaya başlanmış. Tatlı, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 2018'de coğrafi işaretle tescillenmiş.İşte, sosyal medyada da viral olan cennet çamuru tatlısı tarifi.
Herkes Bir Çalışırken Ben On Çalışıyorum
İnternete Mahir İpek yazınca çıkan ilk ayrıntı halk ozanı İsmail İpek’in oğlu olduğu. Onun için oyunculuk macerasından önce müzikle dolu çocukluğunu konuşuyoruz, sıcak detaylar çıkıyor. Mesela en büyük keyfi Aşık Mahsuni’yi telefonla arayıp işletmekmiş. Babanız halk ozanı. Onun türkülerini dinleyerek mi büyüdünüz? Biraz öyle, biraz da yasaklarla, darbe döneminin baskılarıyla geçen bir çocukluğum oldu. Tuhaf tabii… O zamanlar hayat hep böyle gidecekmiş gibi geliyordu. Babam söylediği türküler, hayata bakışı ya da tercihlerinden dolayı dönemin darbeci zihniyeti tarafından pek hoş karşılanmıyordu. Sık sık başı belaya giriyordu. Gözaltıları, tutuklamalar... Çocukluğum bunların arasında geçti. Zaman zaman hapishane ziyaretlerine gidiyorduk. Dışarıda olduğu dönemlerde de pek karşılaşamıyorduk. Yurtdışı konserleri oluyordu. Sizi götürüyor muydu yanında? Hayır. O zamanlar halk ozanlığının çok kabul gördüğü, popüler olduğu dönemdi. Babam, Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Selda o dönemin önde gelen ozanlarıydı. O yüzden yoğun bir trafik içinde yaşardı. Evimize hoş ziyaretler olurdu. Âşık Mahzuni gelip gidermiş, doğru mu? Tabii. O zamanlar cep telefonu yok ya, en büyük keyfim Mahsuni amcayı evden arayıp işletmekti. Rahmetli de her seferinde tongaya düşerdi. Telefon paranızı ödememişsiniz. Bu konuşmadan sonra telefonuz kesilecek, derdim. Delirirdi: ‘Ali’ye verdim, yatıracaktı, nasıl yatırmadı?’ Sonrasında ‘Ulan beni yine kandırdın, üçkâğıtçı!’ derdi. Müthiş keyifliydi... Her seferinde inanması beni daha da eğlendiriyordu. Ozanların gelip gittiği evde keyifli müzik ortamı vardır. Gecekondu mahallesinde oturuyorduk, Bedia Akartürk gibi popüler isimler uğrardı. Tek kanallı dönem… Cumhurbaşkanı gelince sokaklarda karşılama töreni olur ya, aynen öyleydi. İnsanlar onları görmeye gelirdi, ev kalabalık olurdu. Adeta konser havası esiyordu. Böyle bir ortamda neden müziğe yönelmediniz? Abim söyler çalar, bağlama-nota hocalığı yapar. Amerika’da yaşayan kız kardeşim muazzam bir sese sahip, öbür ablam da öyle. Küçük olarak kendimi hep kenara ittim. Babam sesimi yıllar sonra tiyatroda duydu, “Oğlum, sende de ses varmış. Niye böyle sakladın.” demişti. Çocukken kalabalığın içinde çok çabuk iletişim kurabilen biri değildim. Hâlâ da öyleyim. Bir ortamda pat diye kendi varlığımı ortaya koyamam. İlk tanıyanlar soğuk, soluk algılar, sonrasında öyle değilmişsin, derler. Kapalı Mahir nasıl açıldı, oyunculuğa yöneldi? O da ilginç. Lise yıllarında bir şey olmak gibi bir niyetim yoktu. Üniversiteye hazırlıklar başlamış, biri uluslararası ilişkiler, tıp okuyacağım diyordu. Hiçbiri beni çekmiyordu. Bir şeye yönelemedim, durdum. Okuldan soğumaya başladığım sıralarda edebiyat hocam, “6. sınıflar tiyatro yapacak. Erkek sayısı az. Sizin sınıftan var mı orada oynayacak.” dedi. Hiç oralı olmadım. Sınıftakiler bastırdı, hocam ısrar etti, gittim. İlk provada piyesin ilk cümlesini okurken işin keyfine vardım. O provadan ne istediği bilen biri olarak çıktım. Sonra tiyatro kurslarına gittim, hiçbir şey bilmediğimi anladım. Ankara ile doğunun harmanlanmış bir şivesi vardı bende. Onu düzelttim. Bir insan bir çalışıyorsa, ben on çalıştım. O günden itibaren hedeflediğim şeylerin büyük çoğunluğu oldu. Halk Oyuncuları tiyatrosunda ilk profesyonel oyunumu oynadım, Anadolu Sanat Merkezi’nde çalıştım. Ankara Sanat Tiyatrosu’na (AST) geçişiniz nasıl oldu? 1991’de Ayak Takımı’nı izlemiştim. Tiyatronun girişinde oyuncuların fotoğrafları vardı. Arkadaşlarıma demiştim ki, en geç bir yıl içinde benim de fotoğrafım burada olacak. Bir yıl sonra fotoğrafım orada vardı. Hep böyle hırslı mıydınız? Hırsı sevmem. Bu tip şeylerin çalışmayla olacağına inanan biriyim. Gerçekten çok çalıştım. AST’ye gidip ‘merhaba ben oyuncuyum’ deyince almıyorlar. Profesyonel tiyatro yapmama rağmen sıfıra döndüm, tiyatronun sınavlarına girdim, yeniden eğitim aldım. Kurs bitmeden beni oyuncu ekibine dâhil ettiler. Demet Akbağ ile Hükümet Kadın filminde Partiye yaslanmış tiyatro değiliz Türkiye’de politik tiyatro yapan ekiplerin sayısı neden bu kadar az? Son 30 yılda politik tiyatro yapan isimlere bakın, hep aynı isimler. Neden yeni isim çıkmıyor, bilemiyorum. Politik tiyatro deyince akla sağ-sol karşılaştırması, slogancı tiyatro algısı geliyor ama böyle bir durum yok. Bunlar politiktir ve politik tiyatro yapıyor diye ayırmak istemiyorum. Shakespeare de politiktir, bu politikadan ne anladığınızla ilgili bir şey. Macbeth’le bugünün dünyasına bir şey gönderebilirsin. Politik tiyatro yapmıyorum diyen bunu derken politika yapıyordur. Son dönemde revaçta olan ‘in your face’ akımıyla yapılan tiyatrolar da politik. Siyasi ile politiği ayırmak lazım. Biz siyasi değil, politik tiyatro yapıyoruz. Bir partinin arkasına yaslanmış, onun ideolojisini sahneye getirmiş bir tiyatro da değiliz. Kültür Bakanlığı tiyatrolara destek verirken ‘aileye uygunluk’ şartı getirdi. Ne dersiniz? Sanat, sonsuz özgürlüklerin içinde olmalı. Sanatı bu anlamda kısıtlarsanız, onu köreltir ve yok edersiniz. İpin ucu kaçırılmış şeyler yapılsın. İnsanları tahrik eden, olaylar çıkaracak şeyler yapılsın, demiyorum. Devlet yardımı insanların vergilerinden ayrılan fonlardan oluşuyor. Dünyanın her yerinde olan bir şey. Yaptığı tiyatroyu ya da içeriğini beğenmeyerek destek vermiyorum demek işi siyasallaştırır. Şu an ne kadar siyasi? AST olarak biz destek alamadık, 9. maddeden dolayı. Açtık, baktık. Tiyatroda süreklilik şartı var. 50 yıldır devam ediyoruz. Salonun olması zorunluluğu. 50 yıldır aynı salondayız. Personel bulundurma şartı var. Bizim de personellerimiz var. Bu maddeden dolayı yardım alamamak bizi çok şaşırttı, Türkiye’de sanatın geleceği adına üzüldüm. Bu hatanın önümüzdeki yıllarda düzeltileceğini umut ediyorum. Bu maddeden dolayı yardım alacak birkaç tiyatrodan biriyiz. 50. yılına giren tiyatromuz başka bir ülkede olsaydı, değil devlet desteği, koruma altına alınırdı. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun Halktan Biri oyununda Dört gün İstanbul’da yaşıyorum, üç gün Ankara’da Bütün aileniz müzikle haşir neşir. Siz hangi enstrümanları çalabiliyorsunuz? Amatör düzeyde bağlama çalarım. Telli çalgıları ufaktan tıngırdatırım ama hiçbir zaman profesyonel seviyeye taşımadım. Kendi kendime çalar, söylerim. Babamın karşısında söyleyemem, utanırım. Birinizin çalıp birinizin söylediği olmadı mı hiç? Valla yapmadık. Birgün televizyon programına çıktık, söyle diye ısrar ettiler. Babamın parçalarını da söyleyemedim. Evdekiler çok iyi olduğu için ben de varım diyemedim. Kalkıp öyle bir ligde yarışmak doğru olmaz. Maraş doğumlusunuz. Maraş katliamının ailenize yansıması nasıl oldu? O zaman Ankara’daydık. 7-8 yaşlarındaydım. Çok hüzünlü bir dönem. Birçok akrabamız orada yaşıyordu, katliamın mağduru oldu. Etkisi evden uzun süre gitmedi. Hatırlıyorum, sağ kurtulanlardan evimize gelenler olmuştu. Kulak misafiri olduk, belli bir yaşa geldikten sonra olayın şiddetini anlamaya başlıyorsun. Hâlâ sorumluları tam olarak ortaya çıkarılmış değil. Aileden size miras kalan neler var? İsmail İpek’in oğlu olduğum için hep gurur duydum. Bende insani ilişkiler birinci dereceden akrabalıkla ilgili değildir. Bir insanı akrabam olduğu için sevmem. Annem, babam bile olsa. Babamı duruşuyla, özverisiyle, tavrıyla doğru bir adam olduğu için seviyorum. Bizi de doğruluk ve dürüstlük üzerine yetiştirdi. Eve dair alınacak kararlarda ‘böyle bir şey var, ne dersin?’ diye bana danıştığı çok olmuştur. Ekonomik durumumuz pek iyi değildi. Kız kardeşime mont alınacağı zaman toplantı yaptığımızı hatırlıyorum. Sizin çocuğunuzla olan ilişkiniz nasıl? Benziyor. Evde oğlum, annesi ve ben bütün kararları beraber alırız. Olumsuzsa ikna ederiz. Oğlum inanılmaz yaratıcı. Sanata çok düşkün. Resim çiziyor, filmler çekiyor, program indirip montajını yapıyor. 11 yaşında. İnanamıyorum. Aileniz Ankara’da mı, İstanbul’da mı? İstanbul’da yaşıyoruz. Haftada üç gün tiyatro için Ankara’ya gidiyorum. Anne-babam Ankara’da. Bazen onlarda kalıyorum, bazen AST’nin yönetimindeki arkadaşlarda. Ömrünüz yollarda mı geçecek böyle? AST’nin Ankara’da yaşaması gerekiyor. Orada doğdum, büyüdüm diyebilirim. Ustalarımızdan devraldık, bir şekilde yönetim kurulu üyeliği yapıyoruz. Biraz yorucu bir hayat ama tiyatronun içinde olmak, merdivenlerinden aşağı inip problemleriyle boğuşmak beni mutlu ediyor. Yıllardır İstanbul’dayım ama Ankara’ya karşı zaafım var. Bir kente aidiyet diyorsanız, orası Ankara’dır. AYHAN HÜLAGÜ