Ruhun Kâhini Dostoyevski, Etin Kâhini Tolstoy: Dünya Edebiyatının En Büyük Romancısı Kim?

-

Belki de dünyada sadece iki tip insan vardır: Dostoyevski'yi sevenler ve Tolstoy'u sevenler. Klasik Rus ve dünya edebiyatının bu iki "dev" ismi 19. yüzyıldan beri birbirleriyle sürekli kıyaslandı. Kimileri kendini psikolojik ve varoluşçu romanın babası kabul edilen, acılarından, kabuslarından ve saplantılarından beslenen Dostoyevski'ye yakın hissederken; kimileri kendini tarihi, toplumu, her sınıftan, her katmandan, her cinsiyetten insanı ustalıkla anlatan, Homeros ile başlayan destan geleneğinin son ve en büyük temsilcisi kabul edilen Tolstoy'a yakın hissetti.

Gelin şimdi bu iki büyük yazarın hayatlarını ve edebiyat yaklaşımlarını irdeleyelim.

Rus ve dünya edebiyatını derinden etkileyen iki büyük yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy ile Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, kitaplarını yayımlamaya başladıkları dönemden itibaren birbiriyle kıyaslandı.

Ancak iki yazar, çağdaş olmaları ve aynı sosyal çevreyi paylaşmalarına rağmen ne bir kez olsun yüz yüze görüştü ne de birbirlerine mektup yazdı. Hayatlarında hiç temas etmeseler de birbirlerinin yapıtlarını her zaman yakından takip ettiler.

Dostoyevski "Bir Yazarın Günlüğü" kitabında Tolstoy'un "deha" olduğunu ve "olağanüstü yüksek sanat" yaptığını vurgulayarak şu ifadelere yer verir: "Anna Karenina'nın yazarı gibi insanlar, toplumun öğretmenleridir; biz ise sadece onların öğrencileriyiz."

Tolstoy ise "Ölüler Evinden Anılar" kitabını okuduktan sonra Dostoyevski'yi Puşkin'den bile üstün tutarak, modern Rus edebiyatında Puşkin'in eserleri dahil, böylesine iyi bir kitap hiç okumadığını söyler.

Dostoyevski'nin ölüm haberini aldıktan sonra, Rus düşünür ve edebiyat eleştirmeni Nikolay Strahov'a yolladığı mektupta da şöyle yazar: 

"Onu bir kez olsun görmedim ve onunla hiç konuşmadım ama şimdi ölünce, birden anladım ki, Dostoyevski bana en yakın, en kıymetli, en gerekli insanmış…"

_________________________Hayatı ve Sanatıyla Tolstoy___________________________

Bir büyük romancı, bir kanaat önderi, bir düşünür: Lev Nikolayeviç Tolstoy

9 Eylül 1828’de Moskova yakınlarında bulunan Tula’daki Yasnaya Polyana Malikanesi’nde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 

İki yaşında annesini, dokuz yaşında babasını kaybetti ve akrabaları tarafından yetiştirildi. 1844’te Kazan Üniversitesi’ne girdi fakat resmî eğitime duyduğu tepkiyle 1847’de Yasnaya Polyana’ya geri dönerek kendi kendisini yetiştirmeye karar verdi. 

1852’de orduya katıldı ve burada boş zamanlarında yazmaya başladı. 1857’ye kadar Çocuklukİlk Gençlik ve Gençlik adlarında üç ciltlik otobiyografik romanını tamamladı. 1854’te Kırım Savaşı’na katılan Tolstoy, buradaki tecrübelerinden yola çıkarak Sivastopol’ü kaleme aldı. 1857’de Fransa, İtalya ve İsviçre’yi kapsayan ilk Avrupa seyahatine çıktı ve eğitim kurumlarıyla ilgili bilgi topladı.

Yazdığı romanlar ile Hristiyanlık ve kilise hakkındaki eleştirel kitaplarından dolayı aforoz edildi.

Rusya’ya dönüşünde köylü çocuklar için bir okul açtı. 1859’da Aile Mutluluğu adlı romanını yazdı. 1860’ta tekrar Avrupa gezisine çıktı ve Almanya, Fransaİngiltere ve İtalya’da eğitim kurumlarıyla ilgili araştırmasını derinleştirdi. Bu dönemde kendine ait ahlâk felsefesi de biçimlenmeye başlamıştı. 

1862’de Sofya Andreyevna Behrs’le evlendi. 1863’te yazmaya başladığı ve başyapıtı olarak kabul edilen Savaş ve Barış’ı 1869’da tamamladı. Romanın başarısından cesaretle, 1873 ila 1877 arasında ikinci büyük romanı Anna Karenina’yı yazdı. 

1880’den itibaren devlete ve kiliseye ağır eleştiriler yönelteceği kitaplar yazmaya başladı ve Tolstoyculuk düşüncesinin yapıtaşlarını oluşturdu. 1886’da İvan İlyiç’in Ölümü’nü, 1889’da Kroyçer Sonat’ı yayımladı. 1895’te Efendi ile Uşağı’nı yazdı. Aynı yıl Kilise’ye ağır eleştiriler yönelttiği son büyük romanı Diriliş’i yazmaya başladı; 1899’da yayımlanan roman, Rus Ortodoks Kilisesi’nden afaroz edilmesine sebep oldu. Son romanı Hacı Murat’ı 1896’da yazmaya başladı; 1904’te tamamlayacağı eser, ancak ölümünden sonra yayımlanacaktı.

Ölümünden kısa bir süre önce evden kaçtı ve karısını terk etti.

Tolstoy 1900’den sonra zamanının çoğunu din, toplum, ahlâk, sanat konularındaki görüşlerini anlatan yazılar yazmaya ayırdı. Bu dönemde, yazar kimliğinin yanı sıra ruhani ve ahlâki bir lider olarak da ün saldı. Hayatı ile fikirleri arasında tutarlılık sağlamak amacıyla, giderek daha sade bir yaşam sürmeye başladı. 

Önce içkiyi ve tütünü bırakıp köylüler gibi giyinmeye başladı, ardından ölümünden sonra mal varlığını köylülere bırakmaya karar verdi. Mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle ailesiyle, özellikle de karısıyla arası açıldı. Bu anlaşmazlık, son yıllarını gitgide artan bir psikolojik sıkıntı içinde geçirmesine sebep oldu. 

1910 sonbaharında içinde bulunduğu şartlara daha fazla dayanamayarak küçük kızını ve doktorunu yanına alıp evi terk etti ve bir süre sonra, 20 Kasım’da Astapovo’da zatürreden öldü. Cenazesi iki gün sonra, binlerce kişinin katıldığı bir törenle Yasnaya Polyana’da defnedildi.

Tolstoy, edebî açıdan birçok eleştirmen ve yazara göre muazzam bir tasvir yeteneğine sahip, dili mükemmel kullanan bir yazar.

Tolstoy ayrıca her karakteri derinlemesine işleme yeteneğine sahip. Farklı sosyal sınıflardan, farklı cinsiyetlerden insanları anlatmada gerçek bir usta. Hatta doğayı, hayvanları tasvir etmekte de gerçek bir yetenek. Belki bu konuda da bir tek Balzac ile kıyaslanabilir.

Tolstoy, sadece bir romancı değil, aynı zamanda bir estetik ve etik kuramcısıdır.

Tolstoy'a göre edebiyat ve daha genel anlamda sanat insanı daha ahlaklı bir insan yapmalı ve hayatı her ne olursa olsun sevdirmelidir. 

______________________Hayatı ve Sanatıyla Dostoyevski________________________

Büyük filozof, büyük psikolog, büyük romancı ve annesini, babasını, eşini, ağabeyini kaybetmiş "acıların insanı" olarak Dostoyevski

Doktor bir babanın oğlu olarak, 11 Kasım 1821’de Moskova’da doğdu. Çocukluğunu Moskova’daki Marya Hastanesi’nin bir lojmanında, zorba ve alkolik bir baba ile hasta bir anne arasında geçirdi.

Küçük yaştan itibaren edebiyatla ilgilenmeye başladı ve Puşkin, Goethe, Cervantes gibi yazarlarla tanıştı. 1837’de annesini kaybetti ve ertesi yıl St. Petersburg’daki Askerî Mühendislik Okulu’na gönderildi. Babasının ani ve şüpheli ölüm haberini burada aldı. 

Bu kayıp üzerine bunalıma giren Dostoyevski, 1839 yılında ilk sara nöbetini geçirdi. 1844’te edebiyatla daha yakından ilgilenebilmek için askerlik mesleğinden istifa etti.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, edebiyata muazzam bir yenilik getirmiştir: Çok sesli ya da "karnavalesk" olarak adlandırılan, her bir roman kişisinin farklı bir fikri eşit güçte savunduğu felsefî kitaplar yazmayı başarmıştır.

1846’da ilk romanı İnsancıklar yayımlandı ve edebiyat çevrelerinde büyük ilgiyle karşılandı. Ne var ki ardından gelen çalışmaları Öteki (1846), Ev Sahibesi (1847), Beyaz Geceler (1848) aynı başarıyı sağlayamadı ve ilk romanında kendisine destek veren ünlü eleştirmen Belinski’nin alaylarına hedef oldu. 

Aşırı duyarlı ve sinirli bir kişiliğe sahip olan Dostoyevski bunun üzerine ruhsal çöküntü yaşayarak hastalandı. 1849’da Çar I. Nikola’nın baskıcı yönetimine karşı faaliyetlerinden dolayı tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. İnfazın uygulanmasına dakikalar kala, cezası Sibirya’da dört yıl kürek mahkûmiyetine çevrildi. Hapiste okumasına izin verilen tek eser İncil’di. 

Bu süre boyunca etrafını kuşatan, horlanan ve ezilen kesimi yakından tanıma fırsatı buldu. 1854’te serbest bırakıldıktan sonra Semiapalatinsk’te zorunlu kışla hizmetine gönderildi ve subaylığa kadar yükseldi. 1857’de yoksul ve dul Marya Dimitriyevna İsayeva ile kendisine mutluluk getirmeyen bir evlilik yaptı.

Dostoyevski'nin karakterleri deliliğin sınırlarında dolaşan, insan ruhunun en karanlık, en gizemli yanlarını açığa çıkaran karakterlerdir.

Edebiyata dönüşü Amcanın Rüyası (1859) isimli, mizah öğeleri barındıran Gogolvari öyküyle oldu. Aynı yıl yayımladığı kısa romanı Stepançikovo Köyü ve Sakinleri (1859) de istediği ilgiyi göremedi. 1860’ta tefrika edilen ve toplum dışına itilmiş kişilerin anlatıldığı Ölü Bir Evden Hatıralar ile kendini edebiyat çevrelerine tekrar kabul ettirdi. 

Tolstoy ve Turgenyev’in övdüğü eser Sibirya’daki mahkûmiyetinden derin izler taşıyordu. 1861’de ağabeyiyle birlikte Vrenja (Zaman) adlı dergiyi çıkarmaya başladı. Bu dergide Batı karşıtı Slavcı düşüncelerini savunduğu tartışma yazıları yayımladı. Ardından, eleştirmenlerin sert tepkilerine sebep olan fakat okur tarafından beğeniyle karşılanan Ezilmiş ve Aşağılanmışlar yayımlandı.

Karısı Anna: “Hiçbir şey Fyodor’la ilk kez karşılaştığımdaki zavallı görünüşünü tarif edemez. Kafası karışık, endişeli, aciz, yalnız, asabi ve neredeyse hasta gibi görünüyordu.”

Yoğun çalışma temposu nedeniyle sağlığı bozulan Dostoyevski, doktorunun tavsiyesi üzerine 1862’de hayalini kurduğu Avrupa seyahatine çıktı. Fransaİngiltere ve İtalya’yı kapsayan bu kısa gezinin ardından, 1863’te Batı kültürünü eleştirdiği Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları’nı kaleme aldı. Aynı yıl yayımlanan bir yazı sebebiyle dergisi kapatılınca yeniden mali krize sürüklendi. Maddi sıkıntılarından kurtulma umuduyla Almanya, Wiesbaden’e kumar oynamaya ve bir süredir ilişki yaşadığı Polina Suslova ile buluşmaya gitti. Birkaç yıl sonra yayımladığı Kumarbaz bu dönemde yaşadığı büyük yıkımları anlatır. 

1864’te Rusya’ya döndükten sonra ağabeyiyle Epoha (Çağ) adında yeni bir dergi çıkardı ve Yeraltından Notlar’ı burada tefrika etmeye başladı. Aynı yıl karısını ve ağabeyini kaybetti. Bunu izleyen on yıl boyunca, Dostoyevski art arda Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1867), Budala (1868), Cinler (1872), Delikanlı (1875) gibi başyapıtlarını kaleme aldı. Sürekli borç baskısı altında yaşayan ve alacaklıları tarafından sıkıştırılan yazar, daha hızlı çalışmak için işe aldığı yirmi yaşındaki sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina’yla, karısının ölümünden üç yıl sonra, 1867’de evlendi. 

Bu evlilikten doğan kızı üç aylıkken ölünce derin bir sarsıntı yaşadı ve deliliğin eşiğine kadar sürüklendi. Bu dönemde yoksulluk, sara nöbetleri ve kumar tutkusuyla boğuştu. 1874’te solunum yetmezliği tedavisi için bir süreliğine Almanya’ya gitti. 1880’de Puşkin anıtının açılışında konuşma yapmak üzere Moskova’ya davet edildi; konuşması hem halk üzerinde hem de edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. 

Yazarlık hayatı boyunca işlediği önemli temaları bir araya getirdiği Karamazov Kardeşler’i ölümüne üç ay kala tamamladı. Dostoyevski 9 Şubat 1881’de St. Petersburg’da hayatını kaybetti. Kalabalık bir halk kitlesinin katıldığı cenaze töreninin ardından Tikhvin Mezarlığı’na defnedildi.

Dostoyevski yapıtlarında Tanrı'ya, felsefeye, etik'e, ahlâka, hayatın anlamına dair çok önemli sorular sorar.

Dostoyevski'nin yapıtlarında tasvirlerden ya da olaylardan ziyade fikirler ve o fikirleri bütün tutkuları ile savunan karakterler ön plana çıkar. Dostoyevski bu karakterler aracılığıyla önemli felsefî sorunları gündeme getirir. 

Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır.

Nietzsche: “Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski olmuştur.”

Büyük Alman filozof Friedrich Nietzsche Dostoyevski'nin eserlerinin tutkulu bir hayranıydı.

Einstein: "Dostoyevski bana bütün bilim insanlarından daha fazlasını verdi. Gauss'tan bile..."

Freud: "Sanatçı, nevrozlu, ahlakçı ve suçlu olmak üzere dört ayrı cephesi bulunan, zengin bir kişilik yapısıyla karşımıza çıkar Dostoyevski. Acaba bu karmaşık yapıyı açıklığa kavuşturmak için nasıl bir yol izlemeli?"

Edebî açıdan Dostoyevski'ye hayran olan, ayrıca psikanaliz çalışmalarında onun eserlerinden yararlanan, ancak ulaştığı neticelere pek katılmayan Sigmund Freud, "Dostoyevski ve Baba Katli" makalesinde şöyle yazar:

Dostoyevski’nin ahlaklılık uğrundaki çaba ve uğraşılarının sonucunun pek yüz ağartıcı olduğu söylenemez. Bireysel-içgüdüsel istekleri toplumsal yaşamın gerekleriyle bağdaştırmaya yönelik alabildiğine çetin boğuşmaların ardından tersyüz eder Dostoyevski; gerek dünyevi, gerek ruhani otoriteye boyun eğer. Çar'a ve tüm Hristiyanların tanrısına karşı aşırı saygıda ve bağnaz bir Rus milliyetçiliğinde soluğu alır; oysa bu, kendisiyle boy ölçüşemeyecek pek çok kimsenin daha az çaba harcayarak ulaştığı bir konumdur. 

Büyük sanatçının güçsüz yanı da işte burada yatar; Dostoyevski insanların öğretmeni ve kurtarıcısı aşamasına yücelme fırsatını elden kaçırmış, onların cellatları arasında yer almıştır. İnsanlığın gelecekteki uygarlığı, bu bakımdan kendisine pek şükran borcu duymayacaktır. Ancak biz, söz konusu başarısızlığa onu bir nevrozun sürüklediğini kanıtlayabileceğimizi sanıyoruz. Zekâ düzeyi ve insanları sevme gücü düşünülürse, Dostoyevski’nin gerçekte havarilere özgü bir yaşam yolunu izlemesi beklenebilirdi.

Dostoyevski’nin kişiliği, çabuk kızıp parlamasında, başkalarına acı çektirmekten zevk duyup sevdiklerine bile hoşgörüsüz davranmasında, ayrıca yazar olarak okurlarına karşı tutumunda kendini belli eden yeterince sadistik karakter özelliğini de içermekten geri kalmaz. Yani Dostoyevski’deki sadizm dar planda dışa, geniş planda ise içe yöneliktir, yani bir mazoşisttir sanatçı, alabildiğine yumuşak, alabildiğine iyi kalpli, alabildiğine yardımsever bir insandır.

Biri niceliksel, ikisi niteliksel olmak üzere Dostoyevski’nin karmaşık kişiliğinde üç etkenin rol oynadığını saptayabilmekteyiz; olağanüstü duygusallık, kendisini ister istemez bir sado-mazoşizm ya da suça yatkınlıkla donatan sapık bir içgüdü, çözümleme konusu yapılamayan bir sanatçı yeteneği.

______Peki Türk yazarlar bu konuda ne diyor? Dostoyevski mi Tolstoy mu?________

Tolstoy Diyenler: Ahmet Altan

Ben Tolstoy'u tercih edenlerdenim. Tolstoy'un anlatımı bana, daha ‘hayatı kucaklayıcı' gelir. Tolstoy'un elleri o kadar iridir ki, hayat onun içinden akıyor gibi gözükür bana. Ayrıca Tolstoy'un yazı kuvvetinin de Dostoyevski'den daha fazla olduğunu düşünüyorum. 

Dostoyevski'nin yazı gücü çok fazla değil, ama ‘deliliğin sınırını geçip deliler dünyasına, aklın kara yanlarına gidip onları anlatan bir haberci' gibi gelir bana. Yani yazardan ziyade, insanlık tarihinde çok az insanın yapabildiği belki de Dostoyevski'den başkasının yapamadığı bir işi yapabilmiş biri olarak gözükür.

Benim için Tolstoy, yazar ve edebiyat olarak daha büyüktür, daha hayatı kapsayıcıdır. Dostoyevski hayatın daha dar bir kesimiyle ilişki kurmuşken, Tolstoy bütün toplumu olaylarıyla birlikte anlatabilen bir bakışa ve güce sahiptir.

Tolstoy Diyenler: Ataol Behramoğlu

Lev Tolstoy her zaman tercihimdir. Romanlarında gereksiz uzatmalar olmadığı için. Daha az didaktik olduğu için. Hem mülk sahibi çevreleri hem de köylüyü aynı başarıyla betimleyebildiği için. Dostoyevski'de hiç bulunmayan olağanüstü doğa betimleri için. Yer yer bilinç akımına yaklaşan anlatım özellikleri için.

Suç ve Ceza'yı, Karamazov Kardeşler'i, Budala'yı bir daha okur muyum, bilmem. Fakat İvan İliç'in Ölümü'nü, Anna Karenina'yı, Savaş ve Barış'ı yine okuyabilirim. Tolstoy'un yapıtlarında genişleyen, derinleşen bir şey var. Dostoyevski ise hep kendi çevresinde dönüyor gibi.

Sonuç olarak ikisi de çok büyük yazarlar. Fakat Tolstoy'un açık, aydınlık, araştırıcı, canlı yaşamla dolu ruhu, bana Dostoyevski'nin huzursuz, asabi, patetik kimliğinden çok daha yakın.

Dostoyevski Diyenler: Mario Levi

Benim kesin tercihim Dostoyevski'dir. Çünkü Dostoyevski'de insan karakterlerinin çok daha derinlemesine işlendiğine inanıyorum. Ayrıca şöyle bir ayırım yapıyorum, Nietzsche, ‘Tragedyanın Doğuşu' adlı kitabında iki zihin şekli olduğunu söylemişti; biri ‘Apollonian', öteki de ‘Dionysian' zihin. 

Apollonian olan bilgeliği, mantığı, aklı öne çıkarır; Dionysian olan ise duyguyu. Tolstoy ile Dostoyevski arasındaki fark bence burada anlam kazanıyor. 

Ben Tolstoy'u daha çok Apollonian, Dostoyevski'yi de Dionysian olarak görüyorum ve her zaman için tercihim duygular yönünde olmuştur.

Dostoyevski Diyenler: Selim İleri

Benim yazarım muhakkak ki Dostoyevski'dir, ama Tolstoy da elbette Rus edebiyatının en büyük yazarlarından birisi. Başta Anna Karanina olmak üzere çok büyük bir zevkle okuduğum bazı kitapları var. Dostoyevski ise yaradılışıma daha yakın. Ondaki büyük merhamet duygusu, yazarlık yaşamımda bana daima kılavuz oldu. 

İç dünyaları Tolstoy'dan daha derinlemesine incelediği için 20. yüzyıl edebiyatına yol açan bir öncü yazar olduğunu düşünüyorum. Tabii, Tolstoy'un Anna Karanina'sı da başlı başına bir iç dünya çözümlemesi, İvan İliç'in Ölümü de aynı şekilde ama Dostoyevski benim yaradılışıma her zaman daha yakın geldi. Kendi iç fırtınaları da bana çok etkileyici gelmiştir.

Seçim Yapmayan: Gündüz Vassaf

Bu, ilk düşündüğümde, ‘Aşklarından hangisini seçersin?' sorusu gibi veyahut da bir gözümü, öbür gözüme tercih etmem gibi. İkisi de hayata farklı dokunuş noktaları, onun için birini öbürüne tercih etmem mümkün değil

Dostoyevski, psikolojik romancılığın başlangıcı, Tolstoy da efsanenin, Homeros'un devamı sayılır. Fakat bunlar bence yapay kategoriler. Ben ikisinde de insanı dolu dolu yaşıyorum.

Tolstoy'da, Dostoyevski'e göre daha çok tarihi panaroma, Dostoyevski'de içimdeki çelişkili duygular var. Tolstoy'da  tarihin beni, benim de tarihi yarattığımı, Dostoyevski'de, ben diye bildiğim benin, beni her zaman şaşırtabileceğini  yaşıyorum.

İki kitabım var; ‘Cehenneme Övgü' ve ‘Cennetin Dibi'. Bu kitapların adlarından yola çıkarsam, Dostoyevski ile ‘Cehenneme Övgü'yü yaşıyorum. Tolstoy'la da ‘Cennetin Dibi'ni. Tolstoy benim için sonsuz, derin bir okyanus, Dostoyevski gürül gürül akan bir şelale… Tolstoy'la aşkın bütünlüğünü sorguluyorsunuz, Dostoyevski hayatınızın ilk sevişmesi…

Klasik bir soru vardır ya, "Issız adaya gitsen, hangi kitabı götürürsün?" diye. Issız adaya gitsem yanımda mutlaka Tolstoy'u götürürüm. Ama evde tek başımayken gece yarısı kitabım da Dostoyevski olur.

Türk yazarların görüşleri Sputnik'ten alınmıştır.

Editörün Notu: Ben de kendimi kişisel olarak Dostoyevski'ye yakın hissetsem de bu iki büyük yazardan birini "daha büyük" olarak seçmek gerektiğine inanmıyorum. Önemli olan, bu yazarlardan ve onların ortaya koyduğu yapıtlardan neler öğrendiğimiz, iç dünyamızı nasıl zenginleştirdiğimiz kanımca. Edebiyatın bir rekabete, bir yarışmaya dönüştürülmesine ihtiyacımız var mı?

Bonus: "Tolstoy mu Dostoyevski mi?"

George Steiner'in meşhur kitabını artık Türkçe olarak okuyabilirsiniz...

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kimi daha büyük bir yazar olarak görüyorsunuz?

Dostoyevski
Tolstoy
İkisi de olabilir. Çekimserim.
İkisi arasında neden bir tercih yapalım ki?

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
kubra-deniz2

DOSTOYEVSKİ

kzkunta

Dostoyevski'nin betimlemesi hepinizi aşar. Tolstoy'un babaannesi kaşar ..d

lales-arslan1

Uzun zamandır karşılaştığım en kaliteli en başarılı ve en yararlı içerik, tebrik ederim. Yukarıda da yazdığı gibi neden sağ gözümü ya da sol gözümü seçeyim ki ? Her iki yazar da hayata açılan farklı pencereler ve bizim dünyayı 360 derece görebilmemiz için hepsine ihtiyacımız var.

bazarov-black

İkisinin de üstadı, isim babam Ivan Turgenyev der geçerim.

Gizli Kullanıcı

Şuan Tolstoy - Din Nedir adlı kitabını okuyorum ve adam bildiğin laiklik düşmanı. Bildiğin nefret ettim. Tamam iyi bir yazar dil bakımından ama iyi bir düşünür olamamış. Din adamlarının gereksizliğine değinmesi dışında pek bir etkisiz eleman. Dostoyevski'nin eleştirilmeye açık olduğunu bile düşünmüyorum...!

taner-bayram

Dostoyevski de aslında koyu bir Ortodoks ve Rus milliyetçisi. Rusların (Rus sanatçıların, düşünürlerin) Rusya'ya özgü bir Hristiyan mistisizmi var. Bunu göz ardı etmemek gerekir kanımca...

Gizli Kullanıcı

Evet Türk düşmanı da ama benim için önemli değil. Hepimiz milliyetçi değil miyiz zaten. O yüzden bu durumu bir kenara atmak gerek... :D

Başlıklar

Ahmet AltanAlmanyaBilimEinsteinEvlilikFransaİngiltereİsviçreİtalyaKitapRusyaSavaşTercih
Görüş Bildir