İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Roma, Bizans ve Osmanlı gibi üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış olması, şehri devasa bir açık hava müzesine dönüştürüyor. Dünyanın dört bir yanından turisti kendine çeken şehrin her dönemi kendine has bir ruh ve güzellik taşıyor.
1950'lerden İstanbul'a ait görüntüler paylaşıldı. Videoya 'Bu şehri sevmemek mümkün değil' yorumları yağdı.
Peki 1950'lerin İstanbul'u nasıl bir yerdi?
1950'ler Türkiye'de çok partili hayata geçişin, Menderes döneminin ve İstanbul'un fiziksel olarak büyük bir dönüşüm geçirdiği yıllar. Geniş bulvarlar açıldı, tarihi yapılar bazen yıkıldı bazen korundu. Şehir modern olmaya çalışırken hâlâ o Osmanlı ve Rum, Ermeni, Yahudi mozaiğinin izlerini taşıyordu.
1950'lerin İstanbul sokaklarında tramvaylar işliyordu, ahşap evler sıra sıra diziliydi ve Boğaz vapurları şehrin nabzını tutuyordu. Balıkçılar sabah erken Galata Köprüsü'nde yerini alırdı, Kapalıçarşı bugünkü gibi turistlerle değil mahalle esnafıyla dolup taşardı.
1950'lerde Boğaz bugünkü gibi köprülerle bölünmemişti. İki kıta arasındaki tek bağlantı vapurlardı ve bu geçiş İstanbullular için sıradan ama bambaşka bir deneyimdi. O dönemin Boğaz fotoğrafları bugün neden bu kadar büyüleyici görünüyor sorusunun cevabı tam da burada.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın