article/comments
article/share
Haberler
O Tablolara Yirmi Yıl Önce Bir Tek Reha Bilge Baktı

etiket O Tablolara Yirmi Yıl Önce Bir Tek Reha Bilge Baktı

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bir Beşiktaşlı olarak söylüyorum.

Bazı şeyler renk tutmaz.

Galatasaray'a dair bir hikâye anlatacağım size, hem de gönülden. Çünkü bu hikâyede kupa yok, derbi yok, şampiyonluk kavgası yok. Sadece bir duvara bakış var; bir de o bakışı yirmi yıllık bir işe çeviren bir insan, Reha Bilge.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

2005 yılı. Aşiyan. Boğaz'a tepeden bakan o müze ev.

2005 yılı. Aşiyan. Boğaz'a tepeden bakan o müze ev.

Reha Bilge daha yeni Galatasaraylılar Derneği başkanı olmuş, görevi gereği bu eve bir ziyarete gidiyor. Sıradan bir ziyaret olacak; imza atılacak, çay içilecek, çıkılacak. Ama duvarda tablolar var: yağlıboyalar, karakalem çalışmaları. Reha Bilge o tabloların önünde duruyor, çünkü onları yapan Tevfik Fikret.

O güne kadar kimse bunu söylememiş. Fikret'in şiiri okunmuş, ezberlenmiş, mermere kazınmış; ama fırçası tam orada, o duvarda, kimsenin fark etmediği bir köşede beklemiş. Çoğu kişinin 'ne güzelmiş' deyip geçeceği o an, Reha Bilge için yirmi yıl sürecek bir işin ilk sayfası oluyor.

Bir düşünün.

Türk edebiyatının en bilinen isimlerinden biri Tevfik Fikret. Lise kitaplarında, salon isimlerinde, 'fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' sözüyle hepimizin aklında. Ama onun ressam olduğunu adıyla sanıyla ilk kez 2005'te Reha Bilge fark ediyor. Bu ülke biraz da böyle bir ülke işte: hazinenin üstüne oturur, sonra kalkıp hazine arar.

Peki kimdi Tevfik Fikret?

Sadece şair değildi. Galatasaray Sultanisi'nin müdürü, bir eğitimciydi. Futbolu sevenlerin pek bilmediği bir yönü daha vardı üstelik: Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk, en kırılgan yıllarında kulübe kol kanat germiş bir hamiydi. Yani bugün dört kez üst üste, toplamda yirmi altıncı şampiyonluk konuşulurken, daha kimse topu ciddiye almazken en arkada duran isimlerden biri.

Hem de bütün bunları 47 yıllık kısacık bir ömre sığdırmış. İnsanın daha yeni olgunlaştığı bir yaşa bir şairi, bir müdürü, bir ressamı, bir hamiyi.

Neyse, dönelim Reha Bilge'ye; çünkü asıl tatlı kısım orada.

Neyse, dönelim Reha Bilge'ye; çünkü asıl tatlı kısım orada.

2022'de 'İz Bırakan Galatasaraylılar' diye bir kitap yazıyor, Fikret'e de geniş bir yer ayırıyor. Derken o bölüm büyüyor, kabına sığmıyor, kendi başına bir kitaba dönüşüyor: 'Ressam ve Şair Tevfik Fikret.' Benzeri yok bu kitabın, çünkü büyük şairin tablolarını ve karakalemlerini ilk kez topluca ortaya koyuyor. Görselleri Tunç Bilge çekmiş; Reha Bilge'nin kendi ağzından, o olmasa metin aynı kalırmış ama kitap bu güzellikte çıkmazmış.

Bu söz bile bir karakter tarifi aslında: işi sahipleniyor ama emeği tek başına yemiyor.

Bir de şu var.

Kitabın bütün satış geliri Galatasaraylılar Yardımlaşma Vakfı'na bağışlanıyor.

Yani Reha Bilge yirmi yıl çalışıyor, araştırıyor, Aşiyan'ı arşınlıyor, sonunda kitabı çıkarıyor ve kazancını cebine atmıyor; vakfa veriyor. Vefa dediğin galiba tam olarak bu, üstüne fatura da kesmeden.

Gelelim 7 Haziran 2026'ya, Pilav Günü'ne.

Gelelim 7 Haziran 2026'ya, Pilav Günü'ne.

Galatasaray'ın o meşhur pilavı pişerken, Galatasaray Müzesi'nde aynı isimli sergi de açılıyor. Küratörlüğünü Cenk Tıkız, yaratıcı yönetmenliğini yine Tunç Bilge üstlenmiş. Kitaptan doğan bir sergi; Fikret'in dünyası, çizgileri ve renkleri yaz boyunca orada, gidip görmek isteyeni bekliyor. Aynı gün Galatasaray Lisesi'nde de bir tören var ve Reha Bilge, 2026 Galatasaray'a Hizmet Ödülü'nü Divan Başkanı A. Esat Tansev ile divan kurulu üyelerinin elinden alıyor. Salonda Galatasaray'ın bütün ağırlığı: lise müdürü, üniversite rektörü, kulüp başkanı Dursun Özbek, dernek ve vakıflar.

Ve işin şiiri tam burada.

Reha Bilge yirmi yıl önce bir duvardaki tablolara bakmıştı. Yirmi yıl sonra, o tabloları yapan Tevfik Fikret'in adını taşıyan salonda ödülünü alıyor. 

Hayat senaryo yazsa bu kadar derli toplu yazamazdı.

Bilge teşekkür konuşmasında ne dövünüyor ne ahkâm kesiyor. Sahneye çıkıyor ve şunu söylüyor: bu sahneye ilk kez on yedi, on sekiz yaşındayken çıkmıştım.

Bir düşünün. Aynı sahne. Aradan koca bir ömür geçmiş. Lise sıralarından çıkıp gelen o genç, şimdi camianın en emektar isimlerinden biri olarak yine aynı sahnede duruyor ve ödülünü alıyor.

Ödül için kurduğu cümle ise her şeyi anlatıyor: 'Galatasaraylılık belki de Galatasaray'a olan borcunu hiç unutmamak.'

Borç diyor. Kupayla, zaferle, şampiyonlukla değil; borçla bağlanmaktan söz ediyor. 'Buna biraz katkım olabildiyse kendimi mutlu hissederim' diyor, o kadar. Yıllarca verdiği emeği bir alacak gibi değil, ödenmiş ufak bir borç gibi anlatıyor.

Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca o değildi.

Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca o değildi.

Bir Beşiktaşlı olarak bunu rahatça söyleyebilirim: futbolu hepimiz severiz; tribünü, coşkuyu, birbirimize attığımız o küçük dolduruşları bile severiz. Ama bir camianın asıl serveti vitrindeki kupalar değil, kimsenin bakmadığı bir tabloya yirmi yıl emek verecek birini çıkarabilmesidir. Reha Bilge o kişi, Tevfik Fikret o tablo; ikisini buluşturan da herkesin diline doladığı ama hakkını pek azının verdiği o 'Galatasaray ruhu' işte.

Bu yüzden bugün renk gözetmeden şapka çıkarıyorum.

Kupalar gelir gider. Vefa kalır.

Instagram

X

LinkedIn

Web

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
Konuşuyorum, anlatıyorum, düşünüyorum. İletişim, satış, pazarlama ve bilim dünyası adeta benim sınırsız oyun alanım. Podcast dünyası ve internet yazarlığı da benim için sürekli cezbedici bir alan.
Tüm içerikleri
right-dark
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam