onedio
Türk Kadınları Doğum Turizmine 13 Milyon Dolar Harcıyor
Yılda yaklaşık 700 Türk kadın amerikada doğum serüvenine katılıyor. Bunun yaklaşık 500'tanesinin kurumsal firmalarla, geriye kalan kısmının da kendi imkanları ile gidiyor. Dünya genelinde ABD'ye doğum için giden kadın sayısının çok daha yüksek, özellikle Çin'den, Rusya'dan ve Arap ülkelerinden büyük talep görüyor. Her yıl 4 ila 5 bin arasındaki kadının ABD'ye doğum için gidiyor. Bu rakama Meksika'dan gelen kaçak göçmenlerin dahil olmadığını, rakamın tamamiyle doğum turizmi için gidenler olduğunu söyleyebiliriz. Türk kadınlarının ABD'de doğum yapmak için yılda yaklaşık 13 milyon dolar civarında bir rakam harcadığını tahmin ediyoruz.  Hamile kadınlara 32. haftadan sonra uzun uçak yolculuğu önerilmiyor. Raporlardan da ziyade bu annenin rahat bir yolculuk yapması için önemli. 32. haftada giden bir anne eğer 40. haftada doğum yaparsa 42. haftada dönebiliyor ve toplamda ABD'de 10 haftalık bir süre geçiriyor. Ama 32. haftayı geçen, 35. haftada giden ve 42. haftada dönen anneler de var. ABD'de doğan çocukların ABD pasaportuna sahip oluyor. Aynı zamanda çifte vatandaşlık hakkı da elde ediyor.ABD'de doğan çocukların dilediği zaman gidip Amerika'ya yerleşebildiğini ve çalışabildiğini, uluslararası bütün kurumlarda ABD pasaportuyla çalışma imkanının ve dünyanın birçok ülkesinde çalışma izni almasının da çok daha yüksek bir oran olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim hayatı açısından bakıldığında ABD'de doğan bir çocuğun Amerika'da yaz kamplarından, ilkokuldan itibaren normal eğitim devlet okullarından faydalanabiliyor. Kendisinden sonra doğan kardeşlerine de Green Card çıkarttırabiliyor ve bu kart sonrasında kardeşleri de ABD vatandaşı olabiliyor. Amerika'da doğduğu eyaletin daimi yaşayanı olarak kabul ediliyor. Eğitim hayatı boyunca özel imkanlardan faydalanabiliyor. Yaz kamplarına çok düşük ücretlerle gidebiliyor. Ki uluslararası öğrencilere göre zaten Amerikalılar özel bir indirim alıyorlar.ABD'de doğan yabancı çocuklar doğduğu eyalette diğer Amerikalı öğrencilere göre ekstra bir indirim alıyor. Bu indirimler yüzde 30'dan başlayıp yüzde 80'lere kadar çıkabiliyor. Hatta bazı üniversiteler kendi eyaletinde doğan çocuklara burs veriyor. Bu nedenle ABD'de doğumda hangi eyaletin olduğu çok önemli. Fiyat olarak bakıldığında ise örneğin yabancı öğrenciye 70-80 bin dolara olan bir kurs ABD'li birine 40 bin dolar. O eyalette doğan çocuğa ise alacağı indirime göre bu oran 20-15 bin, hatta 10 bin dolara kadar da inebiliyor.Orada doğmanın Türkiye'ye bakan avantajları da var. Burada sadece yabancıların gittiği okullara gitme hakkına sahip oluyor. Bazı kolejler zaman zaman yabancı öğrenci kontenjanı açıp öğrenci alabiliyor, yani o sınavlara da girebiliyor. Erkekse eğer bedelli askerlikten de yararlanabiliyor.
Bir Tarikatın Toplu İntiharı: Jonestown Katliamı İncelemesi
18 Kasım 1978 günü Guyana toprakları üzerinde kurulmuş Jonestown kasabasında yaşayan People's Temple (Halkın Tapınağı) Tarikatı'na mensup 900'den fazla kişi, tarikat liderleri Jim Jones  (James Warren Jones)'un vaazı üzerine siyanür içerek intihar etti. İntihar etmek istemeyen üyeler silahla vurularak öldürüldü. UYARI: Bu galeride yer alan içeriğin bazı bölümleri küçük yaştaki kullanıcılar için uygunsuz olabilir.
Yeni Yıla Yepyeni Bir Cilt İle Girin
Yeni yılı karşılamaya hazırlandığımız şu günlerde hepimizin içi yeni umutlarla doluyor, ancak öte yandan birçoğumuz da geride bıraktığımız yılları hatırlayıp hüzünleniyoruz. Özellikle aynaya baktığımızda yüzümüzde gördüğümüz derin çizgiler varsa, geçmiş yılların bu belirgin izleri bizleri daha da mutsuz ve umutsuz yapabiliyor. Oysa tıbbın ve teknolojinin modern yöntemleri ile her yeni yılı yıpranmamış, bebek tazeliğinde bir yüzle karşılamak mümkün. İşte size Dermatolog Dr. Banu Serbes Kural’dan 2015’i pırıl pırıl karşılamak için kullanabileceğiniz birkaç sihirli yöntemTüm dünyada estetik tıp deyince akla ilk gelen uygulama olan botox’u deneyin: Botox ile yeni yıla bir haftadan az süre kalmışken alnınızdaki endişe veya kaşlarınızın arasındaki öfke izlerini en hızlı şekilde yok edip, içinizdeki mutluluğu ve umudu dışa yansıtın. On dakikadan kısa süren ve neredeyse acısız denebilecek bu yöntem ile derin çizgilerinizden kurtulmanız mümkün.Dolgu malzemeleri uygulamasıyla yüzünüze tazelik katın: Dolgu malzemeleri uygulaması bir saatten az bir zamanda burnunuzun iki yanından ağzınıza doğru uzanan derin olukları silikleştirecek, çökmüş yanaklarınıza canlılık katacaktır. Üstelik aynı teknik dudak cildinize de uygulanabiliyor. Dolgu malzemelerinin temel etken maddesi olan hyalüronik asit, özellikle zaman içinde nemini kaybedip diriliğini yitiren dudak mukozasını canlandırmakta hızlı bir etkiye sahip olduğundan, öğle tatili prosedürlerinin sık tercih edilen bir uygulaması.Mezololift ile aydınlanın, parlayın: Botox ve dolgu malzemeleri uygulamasının ardından cildinizi aydınlatıp parlaklaştıracak mezolift uygulaması ile cildinizin tazelenme operasyonunu tamamlayabilirsiniz. Son dönemde mezolift uygulamasında ilk tercih “ışık dolgusu” yöntemi. Çok ince iğnelerle yüz, boyun, dekolte bölgesi ve ellerin üstüne uygulanan hyalüronik asit ve vitamin kokteylinin bir gün içinde cildinize sağladığı parlaklık ve pürüzsüzlük ile artık yılbaşını karşılamaya hazırsınız.Bütün bu acil önlemlerden sonra sıra geldi yeni yılda cildinizi sağlıklı ve taze tutmak için alacağınız önlemlere. Eğer bir sonraki yılbaşını da aynı pürüzsüz ve parlak cilt ile karşılamak istiyorsanız, dokularınızı içten dışa doğru yapılandıran yöntemlerden faydalanmalısınız. Bunların başında altın iğnelerle fraksiyonel radyofrekans, yüksek yoğunluklu ses dalgaları ve fraksiyonel lazer teknikleri geliyor. Her yöntemin kendine has avantaj ve dezavantajları olsa da hepsinin ortak özelliği derinin orta ve alt tabakalarına ulaştırdıkları ısı enerjisi ile hücreleri uyararak taze kollajen üretimini arttırmaları. Bu sayede cildin gevşeyip sarkmasının önüne geçiliyor ve hatta yüzeydeki sivilce izlerinin, güneş lekelerinin ve çatlamış kılcal damarların da tedavisi sağlanıyor. Ancak bu yöntemlerle alınacak olumlu sonuçların gözle görülür seviyeye ulaşması 3-6 ay arasında bir zaman gerektiriyor. Eğer iş işten geçmeden cildinizin sağlığını ve güzelliğini korumak istiyorsanız, 2015de bu yöntemlerden hangilerinin sizin için uygun olduğunu dermatologunuz ile değerlendirip uygulayabilirsiniz.
Reklam
Kadınların Korkulu Rüyası Bağırsak Fıtığı!
Bilimsel adıyla rektosel, halk arasındaki ifadesiyle bağırsak fıtığı Türk toplumunda sıklıkla görülen kabızlık ve dışkılama güçlüğü problemlerinin nedenlerinin başında yer alıyor. Hastaların yaşam kalitesini ciddi olarak düşüren, tuvalette geçirilen saatleri arttıran ve kadınlar için korkulu rüya haline gelen bağırsak fıtığı tedavi edilmezse başka pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor, ameliyat gerektirebiliyor. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sezai Leventoğlu, tüm kadınlar için bağırsak fıtığının nedenlerini, tedavi yöntemlerini ve bağırsak fıtığından korunma yollarını açıklıyor.Menopoz sonrası dönemdeki 10 kadından 7 sinin ve genç yaşlardaki pek çok kadının hayatını çekilmez hale getiren bağırsak fıtığı, bilimsel adıyla rektosel, pelvik taban destek yapılarının zayıflaması, makat ve vajina arasındaki bariyerin incelmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Hastalar zaman zaman kulaktan dolma bilgilerle yaşadıkları dışkılama sorunlarının normal olduğu yanılgısına düşseler de uzmanlara başvuran tüm bağırsak fıtığı hastalarının şikayetleri aynı: Dışkılama güçlüğü, ıkınarak dışkılama, tuvalette geçen sürenin uzaması, dışkılama esnasında takılma hissi, parmak yardımı ile ya da kalçaların el ile kenarlara doğru çekilmesiyle dışkılama, dışkılama sonrası tam boşaltamama hissi, yetersiz boşaltma hissi, vajina bölgesinde yumru ya da baskı hissi, cinsel ilişki sırasında ağrı. Tüm bu şikayetlerin nedeni ise normal bir dışkılamada makattan rahatlıkla çıkan dışkının, fıtıklaşma sonucu öne-vajinaya doğru dolması ve sonrasında ıkınma ile dışarı çıkması.Sebepleri arasında normal doğum yapma, birden çok, zor ve müdahaleli (vakum ya da forseps) doğum, dikişli doğum, kabızlık ve ıkınarak dışkılama öyküsünün bulunması, rahmin alınması yer alırken hiç doğum yapmamış ya da sezeryan ile doğum yapmış kadınlarda dahi görülebiliyor. Pelvik taban alanında uzman bir hekimin anorektal ve jinekolojik muayeneyi birlikte ve tam yapması ile doğru tanı sağlanabiliyor. MR defekografi denilen görüntüleme yöntemi ile de dışkılamanın tüm aşamaları takip ediliyor. Hastalığın yaşattığı sevimsiz durumlar hastanın yaşam kalitesini bozmakla kalmıyor, uzaması ve de devam etmesi durumunda hemoroid-basur, makat çatlağı gibi bazı anorektal hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Bağırsak fıtığından korunmak için diyetin ve dışkılama alışkanlığının önemini vurgulayan Doç. Dr. Leventoğlu, tüm kadınlara bağırsak fıtığından korunma ve tedavi için önerilerde bulunuyor:1. Düzenli olarak beslenin, öğün atlamayın. Kahvaltınızı mutlaka yapın, öğlen ve akşam yemeklerinde de sebze yemeklerini (özellikle bol posalı sebzeler, kabak, kereviz, lahana gibi) yanında bir kase yoğurt ya da marul salatası ile tercih edin, gün aşırı fırında ya da ızgarada balık yiyin.2. Tuvalet alışkanlığınızı disiplinize edin, her yanlış uyarıda tuvalete gitmeyin, günde bir kez sabahları kahvaltıdan yarım saat sonra tuvalete gidin ve 3-5 dakikadan uzun oturmayın, dışkılama bitiminde de mümkünse duşa girerek makat bölgesine sıcak duş uygulayın.3. Pelvik tabana yönelik egzersiz yapın, makat bölgesindeki kasları sıkma- gevşetme özelliği olan Kegel egzersizlerini öğrenin.Genellikle beslenmenin düzenlenmesi, tuvalet alışkanlığının disiplinize edilmesi ile şikayetler azaldığı için bağırsak fıtığı hastalarının çok az bir kısmına cerrahi müdahale uygulanıyor. Şikayetleri dayanılmaz hale gelen hastalar kolorektal cerrahi uzmanı veya kadın hastalıkları uzmanı tarafından ameliyat edilebiliyor. Ameliyat makattan, vajinadan ya da bu iki bölgenin arasından (perineden) yapılabildiği gibi karından kapalı (laparoskopik) cerrahi ile de yapılabiliyor. Dr. Leventoğlu 283 vakalık çalışmalarında perine bölgesinden yapılan ameliyatlar ile onarımdan sonra hasta şikayetlerinin %93 oranında kaybolduğunu, %80 oranında anatomik iyileşme sağlandığını belirtiyor. Yine bu bölgeye özel geliştirilen yöntemler (STARR-zımbalama) ile makat bölgesinden dikişsiz ameliyatlar da başarı ile uygulanabiliyor. Ameliyat belden uyuşturulma yöntemi ile bölgesel olarak yapılıyor. Bir gece hastanede kalmasını takiben hasta ertesi gün günlük aktivitelerine dönebiliyor. 7-10 gün içinde de işbaşı yapabilir hale geliyor.
Zayıflamanın 10 Kolay Yolu
Evet, hanımlar zayıflamak istiyoruz ama bir türlü doğru diyet programını bulamıyoruz. Ne yapsak olmuyor. Yıllar içinde aldığımız kilolar bir türlü bizi bırakmıyor. Aslında belki yıllar içinde aldığımız kiloları 6 ayda ya da 3 ayda vermeye çalıştığımızdan oluyordur, tüm bu hayal kırıklıkları.Biraz daha gerçekçi olmalıyız belki de. O halde ne yapacağız, önce 3 ya da 6 ayda sabit ve sağlıklı kilo veremeyeceğimizi kabul edip, sağlıklı kilo vermek için doğru kuralları uygulayacağız.Zayıflamak değil zayıf kalabilmenin ve sağlıklı zayıflamanın yollarını zayıflamanın 10 kolay yolu makalemizden öğreneceğiz ve buna başladığımızda sağlıklı kilo vereceğiz. Tam 1 yıl içinde 10 kilo vereceğiz ve verdiğimiz kiloları geri almayacağız. Hadi o zaman hanımlar zayıflamanın 10 kolay yolunu gelin hep beraber öğrenelim.1)Her öğünde protein bakımından zengin olan ve yağları alınmış beyaz, lor, krem, örme ve kaşar peyniri, yoğurt ve süt yanında bal, beyaz et, et, yumurta gibi hayvansal gıdaları ve ayrıca diğer proteinler bakımından zengin olan baklagillerden faydalanmayı unutmayacağız. Başka bir değişle, proteince zengin ama yağları alınmış besinleri her öğünde eksik etmeyeceğiz.2)Yine her öğünde muhakkak tahıl ve nişastalı besinleri fazla olmamak kaydı ile tüketin. Bu belki 2 dilim ekmek veya 1 dilim kek olabilir.3)Her öğünde elinizden geldiği kadar sebze veya meyve tüketmeyi ihmal etmeyin. Yiyebildiğiniz kadar çok sebze ve meyve tüketmeye çalışın.4)Yemeğinizin yanında su içmeye özen gösterin. Gün içerisinde bol bol su için. Ayrıca farklı bir şey içmek isterseniz, günde 2 bardaktan fazla şekersiz meyve suyu içmemeye çalışın.5)Sabah kalktığınızda, sabah kahvaltınızı 1 saat sonrasında yapmayı geciktirmemeye çalışın. Ne kadar erken yerseniz o kadar iyi. Ayrıca her 3 saatte bir önerilere uygun olan gıdaları tüketmeyi ihmal etmeyin. Önemli olan akşam yemeğinin ardından bir şey yememeye özen göstermenizdir.
Reklam
Eğlenirken Kalori Yakın
Yaza formda girmek kışı sağlıklı geçirmek için fazla kilolardan kurtulmak gerekiyor. Kilo vermek istiyor ancak veremiyorsanız ya da uzun süren diyetleri uygulayamıyorsanız eğlenerek kilo vermeye ne dersiniz?İnsan vücudunun günlük olarak 500 kalori harcaması gerekiyor. E sürekli oturarak bunu yapmak mümkün değil. Uzun süren diyetler de can sıkıcı olabiliyor. Biz de sizlere eğlenerek kalori yakmanın yollarını araştırdık.İşte önerilerimiz…Son zamanlarda oldukça meşhur olan ve eğlenerek kilo verme yöntemleri arasına giren zumba dansını yaparak fazlalıklarınızdan kurtulabilirsiniz. Üstelik son derece eğlenceli. Birçok dans kurslarında ve spor salonlarında zumba dansı yer alıyor. Siz de eğer dans etmeyi seviyorsanız hem eğlenin hem kilolarınızdan kurtulun. Ve kendinizle daha barışık olun. Zumba dansının dışında oryantal dans da kilo vermenize yardımcıdır. Bu dans çeşitlerinde bütün vücudunuzu kullandığınız için kalori yakmanız daha kolay gerçekleşiyor.Bunlara ek olarak eğlenerek kilo verme yöntemleri arasında bisiklet binmek, at binmek, paten kaymak gibi birçok alternatif de söz konusu. Bisikleti hızlı sürmenize gerek yok. Yavaş yavaş da sürebilirsiniz. Bisiklet binerken bacak kaslarınız ve kollarınız çalışacağı için kalori yakmanızı sağlar.Yine yüzmek de kilo vermenize yardımcıdır. Yazın vazgeçilmezi olan yüzmeyi kışın kapalı havuzlara giderek de yapabilirsiniz. Hem eğlenceli hem de sağlıklı. Havuzda veya denizde voleybol da oynayabilirsiniz. Yaz demişken plaj voleybolunu da unutmayalım. Kum da oynaması daha zor olacağından daha çok enerji harcamanız gerekecek. Bu da daha çok kalori yakmanız demek.Eğer çocuk sahibiyseniz çocuklarınızla oyun oynamak da size kilo verdirir. Çocukların enerjisi malum. Siz de onlarla oynayarak çocuğunuzla hem güzel vakit geçirmiş olursunuz hem de fazla kilolarınızdan kurtulmuş olursunuz.Bunlara ek olarak ip atlamak, sakız çiğnemek, merdiven çıkmak ve kahvaltıdan önce tempolu yürüyüş yapmak da kilo vermenize yardımcı diğer seçeneklerdir. Size uygun olanını seçip uygulamaya başlayabilirsiniz.Yazar: Zehra Yurtsever
Göz Şişkinliğine 9 Pratik Öneri
Sabahları uyandığınızda şişen gözlerle karşılaşmak sizi deli mi ediyor?Endişe etmeyin bu konuda bir çok çare mevcut.İşte size birkaç çaresi…Yorgunluk gözlerdeki şişkinliğin ana nedenlerinden birisidir.Bu tavsiyeler ile gözdeki şişlerden kurtulmanız mümkün.İşte gözlerdeki şişlere iyi gelen 9 öneri:1- PatatesBuzdolabında bekletilmiş patatesi ikiye kesin ve yuvarlak hareketlerle şişkinliğin üzerinde 15 dakika gezdirin.2- SütSoğu sütü bir parça pamuk veya makyaj pedine damlatın. Gözlerinizin üzerinde 20-30 dakika bekletin.3- E vitaminiSoğuk suyu bir kaseye koyun ve birkaç damla E vitamini damlatın. Makyaj pedi yardımıyla gözlerinizin üzerinde 20 dakika bekletin.
Daha Az Uykuyla İdare Edebilir Miyiz?
Bazıları, uyuyarak geçirdiğimiz günün üçte birlik dilimini boşa geçen zaman olarak görür. Yapmayı planladığımız işlerimiz için gün kısa geldiğinde, neden daha az uykuyla yetinemediğimizi sorgularız. Örneğin İngiltere’nin eski başbakanı Margaret Thatcher’a günde dört saat uyumak yetiyormuş. Ressam Salvador Dali’ye de.Herkes için yeterli uyku süresi farklıdır. Uyku üzerine yazdığı kitabında Jim Horne, yüzde 80’imize 6-9 saatlik uykunun yettiğini, geri kalan yüzde 20’nin ise bundan daha az ya da çok uykuya ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.Peki alışılmış uyku düzeni kolaylıkla değiştirilebilir mi? Örneğin her sabah kendimizi normal saatimizden iki saat daha erken kalkmaya zorlasak vücudumuz sonunda bu duruma alışır mı? Malesef hayır.Uykusuzluğun etkileriYeterince uyumamanın vücudumuz üzerindeki ters etkilerine dair fazlasıyla veri var. Yani az uykuya alışılmıyor. Az uyumak kısa vadede konsantrasyonu azaltırken, aşırı durumlarda kafa karıştırıcı ve stres kaynağı olabilir; araç sürme bakımından sarhoşken araç kullanmaya eşdeğer etkileri olur.Uzun vadedeki etkileri ise çok daha ciddi boyuttadır. Yıllar boyunca ihtiyaç duyduğumuzdan daha az uyuma halinde obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve kalp ve damar hastalıkları riski artar.Peki nasıl oluyor da bazıları diğerlerinden çok daha az uykuyla idare edebiliyor? Onlarda neden hastalık belirtileri görülmüyor?Her şeyden önce, bazı insanlar iddia ya da kabul ettiklerinden daha fazla uyuyor. Ama bazı nadir insanlar da herhangi bir ters etkisini görmeden günde beş saatlik uykuyla yetinebiliyor. Bu tür insanlara “uykusuz elitler” dendiği de oluyor.Genetik faktör2009’da California Üniversitesi’nden genetikçi Ying-Hui Fu, bir anne ile kızının az uyudukları halde her sabah dinlenmiş olarak kalktıklarını fark etti. Yapılan testlerde her ikisinde de hDEC2 adlı genin mutasyona uğramış olduğu görüldü. Fare ve sineklerde aynı genle oynandığında onlar da daha az uyumaya başlamıştı.Bu durum, uyku ihtiyacımızı belirlemede kısmen genetik faktörün de etkisi olduğunu gösteriyor. Yani bizdeki genler o “uykusuz elitler” gibi az uykuyla idare etmemize olanak tanımıyor (bu en azından bazılarımız için iyi bir bahane olabilir!).Ancak vücudumuzu az uyuma konusunda eğitmek mümkün olmasa da, askeri güçlerle çalışan araştırmacılar, önceden iyi planlandığı taktirde uyku stoku yapılabileceğini ortaya koydu. Denekler bir hafta boyunca her gece iki saat önce yatıp daha sonra uykudan mahrum bırakıldığında, uyku stoku yapmamış olanlara kıyasla uykusuzluktan çok fazla etkilenmedikleri görüldü.Kimi örnek almalı?Counting Sheep (Koyun Saymak) adlı kitabında Paul Martin vücudun doğal uyku ihtiyacını tespit etmek için şu yolu öneriyor: İki hafta boyunca her gece aynı saatte yatmaya gidip sabah kendiliğinden uyanana kadar uyumak. İlk bir-iki gece daha önceki uykusuzluk halini giderme ihtiyacı duyabileceğinizden onları hesaba katmamak gerekir. Diğer günlerdeki uyku sürenizden ise ideal uyku saati hesbını yapabilirsiniz.Vardığınız sonuç beklediğinizden fazla olabilir. Bunu boşa giden zaman olarak görmemek gerekir. Ömrümüzün üçte birini uykuya ayırmak zorunda olsak da diğer üçte ikilik zamanı en verimli şekilde kullanmak için gereklidir bu.Belki de uyku konusunda Margaret Thatcher’i değil de Winston Churchill’i örnek almalı. Churchill sabah kalkmaktan öylesine nefret edermiş ki, bazen yatağında çalışır, hatta bazı ziyaretçileri yatak odasında kabul edermiş.Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.BBC
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Ankara merkezli gündem başka, halkın derdi başka: Türkiye’de nüfusun % 56’sı “şiddetli maddi yoksunluk” içindeyken nüfusun en zengin kesimi, son 10 yılda ülke servetinden aldığı payı yüzde 43 artırdı.Adaletsizliğin, sürdürülemez ekonominin yarattığı olağanüstü yıkımı artık gözlerimizle görüyor, sağlığımızla bedelini ödüyoruz.Oysa çok değil, 40 yıl önce Marmara sahilleri Gökova’ya benzerdi. Dilovası’nda kanser değil üzüm yetişirdi. Sanayi atıkları, kontrolsüz yan sanayi derken Marmara, Türkiye’nin çöplüğü haline geldi...70’li yıllarda İstanbul’da başlayıp Marmara’ya yayılan ekolojik yıkım, 2000’lerde yeni bir döneme girdi. “Türkiye büyüsün” diye yapılan ve hiçbir kanuna-kontrole tabi olmayan yatırımlarla artık “ikinci ekolojik yıkım”ın eşiğindeyiz.
Alternatif Türkçe Rap Piyasasından Dinlenilesi 10 Albüm
Şarkı Listesi01. Naperva Intro 02. Travma03. Kalk 04. Naperva 05. Anlat ya da Sus feat. Atiberk 06. Kalender feat. Saian07. Bitmedi Kavgam feat. Atiberk08. Yoruldum feat. Atiberk 09. Tuzak feat. Hidra 10. Gri 11. Sırrım 12. Travma Enstrümantal
Hipnozla Sigarayı Bırakmak Mümkün mü?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin en büyük sorunu 'bırakamamak'. Çoğu kişi, kesin kararlı görünse de bıraktıktan bir süre sora yeniden sigaraya başlayabiliyor. Hipnoterapi, sigarayı bırakmak bir çözüm olabilir.Neredeyse tüm sigara içenler, bu zevklerinin kanser ya da kalp rahatsızlıklarına yol açabileceğini bilir. Ancak yine de içmeye devam eder. Bu durumdan daha ziyade bilinçaltının psikolojide 'bilinçsiz' olarak adlandırılan bölümlerinin sorumlu olduğu düşünülüyor. Bilinçaltının insanı bu duruma sürükleyen 'bilinçsiz' bölümleri hipnozla açılabilir. 2006 yılından bu yana hipnoterapi sigarayı bırakmak için resmi tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul görüyor.Sigaraya karşı hipnozla tedavi yani hipnoterapi bir yöntem olarak kullanılsa da hipnoz genel olarak çok iyi bir imaja sahip değil. Çoğu insan için hipnoz daha çok televizyonda ya da sahnede gördüğü bir şov gibi. İstemsiz bir biçimde kendisine söylenenleri yapan ve daha sonra hiçbirini hatırlamayan bir insan imajı var zihinlerde. Ancak Bonn’dan hipno-psikoterapi uzmanı Norbert Schick, hipnoterapinin şovlardaki hipnozla bir alakasının olmadığını söylüyor: “Hipnozda, insan o kadar derin bir trans halindedir ki, bilişsel düşünce kapatılır. İnsanlar bilinçli haldeyken yapmayacakları şeyleri yaparlar ve uyandırıldıklarında ne olduğunu bilmezler. Ancak sadece yetişkinlerin üçte birinden daha az bir oranı hipnoz edilebilir. Bu bir bilinç kaybı gibi.“Schick, 20 yıldır kaygı ya da bağımlılık sorunları olan hastaları hipnozla tedavi ediyor. Sigarayı bırakmak isteyen birinin çok derin bir şekilde hipnoz edilmesine gerek olmadığını kaydeden Schick, kişinin neler olduğu konusunda bilinçli olması gerektiğini ifade ediyor. Schick, “Hipnoterapide her zaman neler olduğunun farkındasınız. Bu herkesin muktedir olduğu doğal bir durum. Bir kitaba yoğun bir şekilde gömüldüyseniz bir hipnoz halindesinizdir. Ya da sinemada oturup bir film izlerken hissettiğiniz aşırı duygular ve düşüncelerinizle de hipnozdasınızdır. Trans halinde bu bilinçsiz bölüm ve duygu dünyası çok açıktır. Bu nedenle hipnoterapist çok iyi bir şekilde çalışabilir” diyor.Kölnlü avukat Jochen Gerhard, 40 yıl boyunca her gün en az bir paket sigara içmiş. 2 yıl önce sigarayı bir günde bırakması gerekmiş. Çünkü geçirdiği bypass operasyonu sonrası doktoru ona bir ültimatom vermiş: Ya sigara içmeyi bırakırsın ya da kalp krizinden ölürsün! Doktoru ona aynı zamanda bir hipnoterapi görmesi tavsiyesinde de bulunmuş. Gerhard, doktorun önerisine uymaya karar verip bir hipnoterapist bulmuş ancak başta kuşkuları varmış: “Hipnoterapist, kiliselerdeki şu vaizler gibiydi. Bağırıyor ve şu sözleri tekrar ediyordu: Artık sigara içmek istemiyorsun! Bırakabilirsin! Güçlüsün! Biz de aynı şekilde bağırarak karşılık veriyorduk: Evet, yapabiliriz! Güçlüyüz! Adamın deli olduğunu düşündüm. Biz de deliydik.”Müzik ve mum ışığıyla terapiHer yaştan hastaların bulunduğu gruptakilerden, simsiyah akciğerler ya da sarı renkli dişler gibi korkunç resimlere bakmaları istenmiş. Sonra dışarı çıkıp son bir sigara içmişler. Geri döndüklerinde hafif bir müzik dinleyip, meditasyon atmosferi yaratmak için bir de mum yakılmış. Gerhard, içinden hep bu yöntemin işe yarayıp yaramayacağını sorgulamış. Ancak yine de o gün seminerde sadece terapistin sesine konsantre olmaya çalışmış: “Terapist, daha önce söylediklerini tekrar edip durdu. Ancak bu kez daha yavaş ve duygulu bir şekilde. Sonra ışıklar yandı ve bitti. O zamandan beri sigara içmek istemiyorum. Özlemiyorum ama bunun nasıl olduğunu da açıklayamıyorum.”Jochen Gerhard ve eşi, geçen yıl Noel sırasında üç günü aşırı sigara içen akrabalarıyla geçirmiş. Eşi Sabine, yaşadıklarını “Daha önce sigarayı bırakmaya çalıştığında sinirli birine dönüşmüştü. Yanına yaklaşamazdınız. Şimdi normal, duygusal açıdan dengeli bir insan gibi davranıyor. Geçen Noel'i ailesiyle geçirdik. Hepsi aşırı sigara içer ve dumanı etrafa üflerler. Ancak Jochen tek bir sigara bile içmedi' şeklinde anlatıyor.Norbert Schick'in ise buna bir açıklaması var: Ona göre, hipnozla bilinçaltının bilinçsiz bölümü yeniden programlanıyor. Sigara hastaya artık daha az çekici geliyor. Özetle “eski küçük dost” zehirli bitkiler içeren bir sapa dönüşüyor.©Deutsche Welle Türkçe
Reklam
'Eşcinsellerden Kan Almıyoruz'
Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, eşcinsellerin Kızılay'a kan veremediğini ancak alabildiğini söyledi. Afrikaya gidip gelenlerden de kan almadıklarını söyleyen Akar, 'Eşcinseller kan verme konusunda risk grubundadır. AIDS virüsü eşcinsellerde yoğun olarak gözükür' dedi.Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, eşcinsellerin Kızılay'a kan veremediğini ancak alabildiğini söyledi.Beyaz TV ekranlarında yayımlanan 'Uyan Türkiyem'in bu sabahki konuğu Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar oldu. Kızılay'la bilgiler veren Akar'a, sunucu Tahir Sarıkaya, 'Kan bağışı almadan önce neden eşcinsel misiniz?' sorusunu soruyorsunuz' diye sordu.'KİMSENİN EŞCİNSELLİĞİYLE DERDİMİZ YOK'Akar, şöyle yanıt verdi: 'Biz kanda bir virüs olup olmadığını tahlil ediyoruz. En modern yöntemleri kullanıyoruz. Altyapılarımız yenilendi. Ama ne yaparsanız yapın kan nakillerinde mutlaka bir virüs kapma ihtimali vardır, milyonda bir bile olsa. Bunu azaltmanın bir yolu vardır. Kendisinden şüphe eden kişi bunu deklare eder. ' Bizim kimsenin eşcinselliğiyle, biseksüelliğiyle, heteroseksüelliğiyle hiç bir derdimiz yok' diyen Ahmet Lütfi Akar şöyle devam etti: 'Yalnız eşcinseller kan verme konusunda risk grubundadır. AIDS virüsü eşcinsellerde yoğun olarak gözükür ve eşcinsel ilişkiyle başkalarına bulaşır veya kan yoluyla bulaşır.'AFRİKA'YA GİDİP GELENLERDEN DE KAN ALMIYORUZ'Akar, 'Bir kişi kan verme aracınıza, kan vermeye gitti diyelim. Yazmazsa ne olacak?' sorusu üzerine 'Yazmazsa yapacak hiçbir şeyimiz yok. O analizlerde çıkar. Eşcinsel diye kanında bir şey çıkacak diye yok' diye konuştu. Akar, 'Tepki alıyor musunuz?' sorusunu ise şöyle yanıtladı: Bu bilimsel bir gerçeklilik olduğu için eşcinsellerden şu ana kadar bir tepkiyle karşılaşmadık. Afrika'ya gidip gelenlerden de kan almıyoruz. Bu insani bir durum. Çünkü sizden aldığımız bir ünite kanı 3 kişiye veriyoruz. 3 kişiye şifa oluyor. Geçmişte, başımıza gelen hadiselerde maalesef kanı veren kişilerde bu tür durumları tespit ettik. Biseksüellik, eşcinsellik tespit ettik.soL
Reklam
Uyurgezerleri Uyandırmak Tehlikeli midir?
Uyurgezerler uyku halindeyken kalkıp dolaşmalarıyla bilinir. Her beş çocuktan biri uyurgezerdir. Yaş ilerledikçe azalan uyurgezerlik yetişkinlerin yüzde 1 ila 2,5’inde devam eder.Bazı uyurgezerler korku veren bir şeyden kaçtıklarını düşünür. Bazıları ise bir şey arıyormuş gibi sakin bir şekilde dolapları ya da çekmeceleri karıştırır. Hatta merdiven inen ve başkalarıyla birlikte oturup televizyon seyredenler bile olur. Uyurgezerlik uyku ile uyanıklık arasında oldukça ilginç bir durumdur.Uyurgezerler dolaşırken onları uyandırmanın tehlikeli olduğuna dair bir inanç vardır. Bu tam olarak doğru olmasa da uyurgezer kişiyi uyandırmak onun açısından hoş bir deneyim olmayacaktır.Beynin uyku sırasında kalkıp dolaşma emri vermesinin nedenini bilmesek de uyuduğumuzda neler olduğunu biliyoruz. Gece boyunca farklı uyku aşamalarından geçeriz. Önce hafif uyku, 20 dakika kadar sonra derin uyku, sonra tekrar hafif uyku ve ardından REM aşaması adı verilen ve hızlı göz hareketlerinin gerçekleştiği aşama gelir. Gece boyunca bu devir hali devam eder ve her defasında REM uykusu biraz daha uzar ve sabah artık uykunun ana gövdesini oluşturur hale gelir.İşte rüyalarımızı bu REM aşamasında görürüz. Rüya sırasında hareket etmemizi önlemek için vücudumuz bu aşamada felç halindedir. Fakat uyurgezerlik daha derin uyku sırasında gerçekleşir. İlginç ve paradokslarla dolu bir durumdur bu. Beyin, hareket edecek kadar aktiftir; fakat bu aktiflik uyanma sınırında değildir.Milano’daki bir hastanede yapılan bir araştırmada uyurgezerliğe meyilli kişilerin beyin dalgaları incelenmiş ve beynin bazı bölümlerinin uyanık, bazılarının ise uyku halinde olduğu görülmüştür. Buradan hareketle, uyurgezerliğin bu iki durum arasındaki dengesizlikten kaynaklandığı sanılmaktadır.Uyurgezerlerin zombi gibi kollarını öne uzatıp yürümesi inancı doğru değildir. Fakat gözleri açık olduğu halde görmezler. Bu yüzden dikkatlerini çekmek zordur. Işığı açıp da dolaşmazlar; hafızaları onlara rehberlik eder.Uyurgezerlik halindeyken insanın kendisine zarar vermeyeceği de doğru değildir. Bir şeye takılıp düşmek ya da dış kapıdan sokağa çıkılması halinde dışarıdaki tehlikelere maruz kalmak söz konusu olabilir.Londra Üniversitesi Hastanesi Uyku Kliniği’nden Profesör Matthew Walker, uyurgezer bir hastasının evden dışarı çıkıp arabasına bindiğini ve uyurken araba sürmüş olduğunu söylüyor. 15 yaşındaki bir genç kız ise 2005’te uyku halinde 40 metre yükseklikte bir vinçin üzerine tırmanmış ve orada uyurken bulunmuş.Bu tür vakalara sık rastlanmıyor. Arada bir uyurgezer dolaşmak çoğunlukla herhangi bir sorun yaratmıyor ve çocukların yaşı ilerledikçe bu durum sona eriyor. Ama uyurgezerlik her gece tekrarlanıyor ve sorun yaratıyorsa, uyku hastalıkları uzmanları, ebeveynlerden çocukları bir hafta boyunca gözetim altında tutup uyurgezerlik saatlerini kaydetmelerini ve daha sonraki süreçte de bu saatten 15 dakika önce çocuğu yavaşça uyandırmalarını tavsiye ediyor. Böylece bu alışkanlığın kırılmasına yardımcı olunabiliyor.O halde, tanıdığınız biri uyurgezer ise ona nasıl yardımcı olabilirsiniz?Her şeyden önce, uyurgezerler öyle derin uykudadırlar ki, onları uyandırmaya çalışsanız da muhtemelen fark etmeyeceklerdir. Uyandırmayı başarsanız da onlarda şaşkınlık yaratıp rahatsızlık vermiş olabilirsiniz.Yani uyurgezer birini uyandırmak onlarda kalp krizi yaratıp komaya sokmayacaktır elbette; ama en iyisi hiç uyandırmamaktır. Yavaş ve sakin bir biçimde onları yataklarına yönlendirmek yapılacak en doğru şeydir. Böylece derin uykuya devam edecek ve büyük ihtimalle sabah hiçbir şey hatırlamayacaklardır.Claudia Hammond | BBC Future
14 Maddede Verilere Göre '2014 Türkiye'sinde Genç Olmak'
Gençlik dönemi gerek birey açısından, gerekse toplumlar açısından dönüşümün gerçekleştiği bir dönemi ifade etmektedir. Bu nedenle gençlik döneminde birey kendisi için ne kadar yatırım yaparsa gelecekte o kadar kaliteli ve refah bir hayat sürecektir. Diğer yandan ülkeler geleceğin mimarı olan gençlere yönelik ne kadar politika üretir ve uygularsa ekonomik ve sosyal kalkınma konusunda o denli başarılı olunur, özellikle Türkiye gibi genç nüfusun yoğunlukta olduğu ülkelerde. Bu noktada gelecekte ülkemizin hangi gelişmişlik aşamasında olacağı konusunda gençlikle ilgili veriler önemli ipuçları sağlayabilir. Hazırladığımız tabloların siz okuyucular için; 2014 Türkiye'sinde, 'genç' olmanın hem zorlukları hem de bilinmeyen yönleriyle ilgili bir ayna görevi üstleneceğini umut ediyoruz.
Avrupa'nın En Kirli Havasını Soluyoruz!
Prof. Dr. Recep Akdur, Avrupa’daki en kirli havanın Türkiye’de olduğuna dikkat çekti. Verilere göre, İstanbul’un Ümraniye ilçesinde ‘yüksek tehlike’ alarmı verildiÇevre ve Şehircilik Bakanlığı Hava Kalitesini İzleme İstasyonu verilerine göre, 51-100 mikrogram metreküp arasında olması gereken kanserojen özellikli ağır metal, katran zerreciği ve karbon parçalarından oluşan toz kirliliğinin (PM10), 12 Aralık’ta İstanbul’un Ümraniye ilçesinde 2 bin 664 mikrogram metreküp olarak ölçüldüğü ortaya çıktı.20 ilin havası kirliAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, 521 mikrogram metreküpü geçen PM10 değerinin ‘yüksek tehlike’ sınıfına girdiğini belirterek, “12 Aralık’ta devletin alarm durumuna geçerek televizyon ve basın yoluyla hemen vatandaşları uyarması ve kirlilik seviyesini düşürmek için acil tedbir alması gerekirdi. Avrupa Birliği (AB) Hava Kalitesi Haritası’na göre Avrupa’nın en kirli havası Türkiye’de. Dünya sağlık Örgütü’ne göre her sene Türkiye’de 28 bin 181 kişi hava kirliliğine bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor” dedi.Akdur; Bolu, Düzce, Şırnak, Siirt, Kayseri, Konya ve Ankara başta olmak üzere 20’ye yakın ilin hava kalitesinin, astım ve kalp rahatsızlığı sorunu olan kişiler ve 65 yaş üstü riskli grup için uygun olmadığını söyledi.6 kategoride değerlendiriliyorUluslararası ve ulusal yasalara göre her ülkede bir ulusal hava kalitesini izleme ağı kurulması, ülkelerin dış ortam hava kalitesini sürekli takip ederek ilan etmesi zorunlu. Türkiye’de de bir ulusal hava kalitesini izleme ağı var, 180’e yakın istasyonda hava kalitesi sürekli ölçülüyor. Bu ağdan elde edilen sonuçların ise tıpkı Meteoroloji raporları gibi her gün duyurulması gerekiyor. Türkiye Hava Kalitesini İzleme Ağı ölçülerine göre; hava kalitesi, ‘çok iyi’, ‘iyi’, ‘yeterli’, ‘orta’, ‘kötü’ ve ‘çok kötü’ olmak üzere 6 kategoride değerlendiriliyor. Hava kalitesi, ‘kötü’ ve ‘çok kötü’ olduğu zaman halkın derhal uyarılması gerekiyor.EVİN DEMİRTAŞ | Milliyet
Psikoloji Öğrencilerine Söylenen 8 Klişe Söz
Tebrikler, psikoloji bölümüne yerleşmişsinizdir, hadi hayırlı olsundur. İnsanlığınızın sınırlarını zorladığınız berbat ve stresli dönem bitmiştir. Artık test çözmeden geçirdiğiniz tek bir saniye bile içinizde değişik bir sıkıntıya sebep olan ‘vicdan sızlamaları’ geride kalmıştır. Hem lise ödevlerinize ve sınavlarınıza hem de dershane denemelerine ve testlerine yetişmeye çalışmaktan yirmi dört saatin size yetmediğini düşündüğünüz, bir günün daha fazla saat olmasını dilediğiniz zamanlar geçmiştir. Vakit gün ışığı görme vaktidir, dışarı çıkıp arkadaşlarla buluşma, bol bol gezip tozma, aileyle doyasıya vakit geçirme ve tüm bunları kafada ‘Denemede kaçıncı oldum acaba ya?’ kaygısı olmadan yapma vaktidir! Üstelik psikolog olacaksınızdır, farklısınızdır, ‘vay be!’sinizdir. Peki ya üniversite? O nasıl bir yerdir? Yeni arkadaşlarınız nasıldır? Kaç tanesini hakikaten sevecek ve dost edineceksinizdir? Kaç tanesiyle lisedeki gibi espriler, geyikler çevirebileceksinizdir? Yine ‘inek’ler olacak mıdır? Ya da bir dakika, yoksa siz de mi ‘inek’ olacaksınızdır? Bla bla bla… Bölüme yerleştiğinizi gördüğünüz veya haberini aldığınız an, tüm bu düşünceler ve daha fazlası film şeridi gibi aklınızdan geçer. Bu, ilk adımdır. İşin ikinci adımı, bu mutlu haberi akrabalara, arkadaşlara, eşe dosta yaymaktır. Zaten fazla çabaya gerek yoktur, herkes arayıp sorar, sormayana da hafiften bir kıl kaparsınız (şimdi doğruya doğru). Peki, psikoloji okuyacağınızı duyan eş dost, söz birliği etmiş gibi neden hep aynı cümleleri söyler? Valla nedenini bilemeyeceğim, bilsem de yazamayacağım. Çünkü bu klişe sözleri bir an önce yazmak için sabırsızlanıyorum. Hadi bakalım, sizin de aklınıza gelmeye başlamıştır bile bu sözler, hazırsanız başlayalım:
Reklam