1800'lü Yılarda Doğan ve Hayatta Kalan Son 5 Kişi
Gençlik Pınarı belki bir efsane ve ölümsüzlük belki de tanrılar için ama bu 5 hanımefendi uzun ömürlü olmanın tanımını değiştirdiler. 3 Amerikalı, 1 Japon, 1 İtalyan kadından oluşan bu topluluk 1800'lü yıllardan bu yana yaşayan insanları barındırıyor. Pek çok yıl hatta yüz yıl yaşayan, pek çok tarihi olaya şahitlik eden, dünyanın teknolojik gelişmelerle nasıl değiştiğini gören bu insanlar, kendilerine özgü ve eşi benzeri olmayan bir bakış açısına sahipler.
Dünyadaki Besin Değeri En Yüksek 11 Yiyecek
Gün içerisinde yiyebileceğiniz besinler kısıtlıdır. Alabileceğiniz besin değerlerini maksimuma çıkarmak için, kalori bütçenizi akıllıca harcamanız gerekir. Bunu yapmanın en iyi yolu, besin değeri yüksek yiyecekleri yemek. Sizin için besin değeri yüksek 11 yiyeceği listeledik.
"Biber Gazı Bitkisel Kökenli"
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu biber gazınının bitkisel kökenli olduğunu öne sürdü biber gazı nedeniyle yaşanan ölümleri unuttu.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, biber gazının bitkisel kökenli olarak elde edilen kimyasal bir madde olduğunu, toplumsal olaylara müdahalede biber gazı ve müdahale araçlarını kullanacak personele gerekli eğitimlerin uzman eğiticiler tarafından verildiğini bildirdi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu biber gazının biksel olduğunu savunurken biber gazı kullanımıyla yaşanan ölümler ise aksini söylüyor.Polisin yakın tarihte en yoğun olarak Gezi direnişinde kullandığı biber gazı nedeniyle Mersin Mehmet İstif polisin ağzına sıktığı biber gazı nedeniyle dil kökü kanserine yakalandı ve hayatını kaybetti.Yalova’da 27 Mayıs 2012’de bir kavgaya müdahale ederken biber gazı kullanarak 31 yaşındaki Çayan Birben’in ölümüne neden olduğu ileri sürülen 4 polis hakkında dava açılmıştı.Kadıköy’de 22 Aralık 2013'te katıldığı İstanbul Kent Mitingi’ne yapılan biber gazı müdahalesinden etkilenerek hastaneye kaldırılan ve 159 gün yoğun bakımda kalan Elif Çermik (64) ağır kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.CHP Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun soru önergesini yanıtlayan Sağlık Bakanı, Emniyet teşkilatı envanterinde göz yaşartıcı gaz olarak sadece OC (oleoresin capsicum) bulunduğunu belirterek, “Biber gazı OC cinsinden biber tohumlarının yağlı ekstresidir. Biber gazı bitkisel kökenli olarak elde edilen kimyasal bir maddedir. OC, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı kanserojen kimyasal maddeler listelerinde yer almamaktadır” dedi.BİBER GAZI EĞİTİMLERİSağlık Bakanı toplumsal olaylara müdahalede biber gazı ve diğer müdahale araçlarını kullanacak personele gerekli eğitimlerin uzman eğiticiler tarafından verildiğini, eğitimlerin periyodik olarak tekrarlandığını söyledi.Sağlık Bakanı, İstanbul Üniversitesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AD’nin biber gazıyla ilgili raporunda konuya ilişkin “Biber gazları ve tozları deri üzerine ve mukozaya uygulandığında kızarıklık ve yanma hissi uyandırırlar. Ayrıca gözde geçici körlüğe ve irritasyona sebep olabilirler ancak bu etkilerin hiçbiri kalıcı değildir. Bu bulgular su ile yıkandığında daha da çabuk silinmektedir” denildiğini belirtti.“SU İLE YIKANMASI GEREKTİĞİ BELİRTİLMEKTE”Sağlık Bakanı, “Oleoresin capsicum”un inorganik bir çözücü olan suda çözünmediğini, ancak alkol, eter ve kloroform gibi organik çözücülerle çözündüğüne işaret ederek, “Oleoresin capsicum ile ilgili malzeme güvenlik bilgi formlarının acil ve ilk yardım tedbirleri kısmının gözle ilgili kısmında su ile yıkanması gerektiği belirtilmektedir” dedi.“GÖĞÜS AĞRISINA NEDEN OLABİLECEĞİ İFADE EDİLMEKTE”Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin biber gazıyla ilgili 5 Aralık 2006 tarihli kararında kargaşa hallerinde göstericilerin kontrol altına alınması ve dağıtılması için kullanılan biber gazının Kimyasal Silahlar Sözleşmesi ekinde belirtilen yasaklı kimyasal maddeler listesinde olmadığı ancak biber gazının kullanımının solunum yolları tahrişi, mide bulantısı, kusma, gözlerde tahriş, kaşınma ve göğüs ağrısına neden olabileceğinin ifade edildiğini söyledi.Gerçek Gündem
Gülümseme Konusundaki 10 Gerçek
Evet, yanlış duymadınız! Genellikle kadınlar erkeklerden daha fazla gülümsüyormuş ancak aynı iş yerlerinde çalışan erkeklerin kadın iş arkadaşları kadar gülümsediği ortaya çıkarılmış çünkü kadınlarla aynı statülere sahip olan erkeklerin kadınlardan etkilendiği anlaşılmış. Bu bilgilere ek olarak erkek çocuklarının kız çocuklarına göre daha az gülümsemesine rağmen daha fazla göz kontağı kurdukları ortaya çıkmış.
Reklam
8 Maddede Kilo Verirken Eğlenmek
Çılgınca dans etmek saatte 300 kalori yaktırabilir ve buda yetmezmiş gibi vücudunuzu da şekillendirir . Gandalf gibi bir vücuda sahip olmayı kim istemez ki !
Sadece Gazetelerin Arka Sayfalarında Rastladığımız Sağlıklı Yaşama İlişkin 7 Altın Öneri
Son derece önemli bilgiler veriyor olmasına karşın, gazetelerin en arka sayfasında, memelerini büyütünce şansı açılan hanım kızımızın büyük resimli haberinin altında denk geldiğimiz haberlerdir bunlar. İçerik olarak hayatın sırrını verme ile eşdeğer bilgiye sahip ancak konum olarak 'okumasan da olur' tadındadır. Mesela ömrü uzatmanın yolları, sağlıklı bir cinsel ilişkinin anahtarları hep bu küçücük alanda verilir. Türkiye'de insan hayatına verilen değerin düşük olmasından mıdır yoksa bu haberlerin kaynağı olan bilim insanlarına duyulan güvensizlikten midir bilinmez ama bu haberler bir türlü hak ettiği yere ulaşamaz.
Reklam
İnsan Vücudu Hakkında Belki de Bazılarına İnanmayacağınız 22 Gerçek
etiket
İnsan vücudu o kadar karmaşık bir sistem ki binlerce yıllık tıbbi bilgiye ve tecrübeye rağmen hala tam anlamıyla çözülebilmiş değil ve araştırmacıları şaşırtmaya devam ediyor. Muhtemelen bazılarını inandırıcı bulmayacağınız, vücudunuzun her bir köşesinden o gerekli/gereksiz ve ilginç bilgiler:
Depresyon Bir Tür Alerjik Tepki mi?
Hemen her hafta kamuoyunda ünlü bir isim 'depresyonla savaşımını' dile döküyor ve bu hâlâ yürekli bir adım olarak görülüyor. Zira depresyonla ilgili tüm damgalanmanın kaldırılması gayretlerine rağmen, hala bir aklî ve duygusal zayıflık olarak görülüyor.Peki ya depresyon böyle bir şey değilse? Ya insanın kendisini gayet kötü hissetmesine yol açan bir fiziksel hastalıksa? O durumda depresyon yaşadığını açıklamak, daha kolaylaşacak mı? Ve depresyonun hayali bir durum olduğu inancına nihayet son verilebilecek mi?İngiliz gazetelerinden Guardian 'da yayımlanan bir haberde, sayıları giderek artan bilim insanının depresyon hakkında, ezber bozan tezlerle ortaya çıktığı belirtiliyor.Caroline Williams 'ın bu konudaki son çalışmalara ilişkin haberi şöyle:Los Angeles'teki Kaliforniya Üniversitesi'nde yıllardır depresyon konusunda çalışma yapan klinik psikoloğu George Slavich, depresyonun, akıl kadar vücutla da ilgili bir durum olduğu sonucuna vardı.Slavich, 'Depresyonu artık bir psikiyatrik durum olarak görmüyorum. Psikolojiyle ilişkili bir durum ama, aynı derecede biyolojik ve fiziksel sağlıkla da ilişkili.' diyor.Bu yeni tezin temeli, aslında, söylendiğinde, gayet bariz. Herkes hasta olduğunda kendisini kötü hisseder. İnsanın kendisini çok yorgun hissetmesi, can sıkıntısı çekmesi, divandan doğrulmak bile istememesi, psikologlar arasında, hastalıklı olma davranışı olarak bilinir. Bu durum da aslında, belli bir nedenle, vücuda daha fazla zarar verilmesini ya da enfeksiyonun daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla yaşanır.Hastalanınca çoğalan depresyon belirtileriİnsanın bu hali, depresyona çok benziyor. Dolayısıyla eğer depresyon yaşayan insanlar klasik hastalık belirtileri gösteriyorsa ve hasta insanlar da depresyona giren kişiler gibi davranıyorsa, bu iki durum arasında ortak bir neden olabilir mi?Bu sorunun cevabı evet.Bu duruma yol açan en büyük aday da iltihaplanma. Yani bağışıklık sisteminin, yaraları kapatmak ve sistemin diğer kısımlarını harekete geçirmek için, adeta bir hırsız alarmı gibi devreye girmesi.Sitokin denilen protein ailesi vücutta iltihaplanmayı devreye sokuyor ve beyni hastalık moduna geçiriyor.Depresyon dönemlerinde sitokinlerin ve iltihaplanmanın büyük bir artış kaydettiği görülmekte. Çift kutuplu (bipolar) rahatsızlık çekenlerde, hastalığın hafiflediği dönemlerde sitokin ve iltihap düzeyi de düşüyor.Sağlıklı insanlar da, iltihabı artıran bir aşı yapıldığında, geçici bir süre için bunalıma, evhamlı bir döneme girebiliyor.Tifo aşısı yapılan insanların beyin görüntüleri, bu duruma, beyinde ödüllendirme ve cezalandırma işlemlerinin yapıldığı bölgedeki değişimin yol açabildiği sonucunu ortaya çıkardı.Başka ipuçları da var...İltihap - depresyon ilişkisiRomatizmal eklem iltihabı yaşayan insanlar, ortalamanın üzerinde oranda depresyondan muzdarip. Kanserle mücadelede iltihabi tepkiyi pekiştirmek amacıyla hastalara verilen interferon alfa adlı ilaç, yan etki olarak genellikle depresyona yol açıyor.Bu tür veriler arttıkça, vücutta iltihaba neyin yol açtığı konusu daha fazla dikkat çeker oldu.New York'taki Stony Brook Üniversitesi'nde görev yapan Turhan Canlı, enfeksiyonların en büyük neden olduğu kanısında ve hatta, depresyonu, 'bulaşıcı olmayan bir enfeksiyon hastalığı' olarak, yeniden tanımlamamız gerektiği inancında.Diğer uzmanlarsa bu derece ileri gitmiyor.Bunun bir nedeni, iltihaba yalnızca enfeksiyonun yol açmaması. Trans yağ ve şeker bakımından zengin olan beslenme şeklinin iltihaplara yol açtığı; bol meyve, sebze ve yağ oranı yüksek balıklardan oluşan beslenme düzeninin ise iltihapları kontrol altında tuttuğu biliniyor.Bir diğer tehlike de obezite. Özellikle bel çevresinde biriken yağ tabakalarında büyük miktarlarda sitokin depolanıyor.Modern zamanların alerjisiBuna sosyal dışlanmanın veya yalnızlığın getirdiği stresin iltihaba yol açtiği gerçeği eklendiğinde, depresyon, bir tür, modern yaşama yönelik alerji olarak belirmeye başlıyor.İnsanların giderek daha fazla yiyerek ve uyuşukluk edip kendilerini soyutlayarak kronik iltihaplanma döngüsüne kapılmalarıyla, depresyon da tüm dünyada hızla yaygınlaşıyor.Eğer durum böyleyse, depresyonla mücadelede, önleyici adımlar atılması, bir başlangıç noktası olabilir.Klinik psikolog George Slavich, vücuttaki iltihaplanma sürecini devredışı bırakmanın pek de doğru olmayacağını, zira enfeksiyonlarla mücadele için buna gerek olduğunu söylüyor ama 'düzenli iltihaplanmanın kontrol edilebilir düzeye indirilmesini amaçlamak, iyi bir hedef olur' diyor.Sevindirici olan bir gelişme, antidepresanlara, iltihapla mücadele eden ilaçların eklenmesiyle hem hastalık belirtilerinin düzelmesi, hem de tedaviye cevap veren insanların oranının artması oldu. Ama bu verinin doğrulanması için daha başka denemeler yapılması gerekiyor.Omega 3 ve kürküminin yararlarıAyrıca Omega 3 ile zerdeçaldan çıkarılan kürküminin benzer etkileri olabileceği belirtiliyor. Omega 3 ve kürkümini, reçetesiz edinmek mümkün ve denenmesi yararlı olabilir. Ama bunlar bir seçenek olarak değil, sadece yardımcı tedavi unsurları olarak düşünülmeli.Londra'daki Kings College'de görevli psikiyatr Carmine Pariante, 5-10 yıl içinde depresyon yaşayan insanların kanlarındaki iltihaplanma oranının ölçülebileceği ve buna göre tedavi sunulacağı inancında.Depresyonun toplumda hala bir damgalanma nedeni olmasına gelince...Kabahati, akıldan vücuda aktarmak, damgalama eğilimlerine son verir mi?Bunu zaman gösterecek. Depresyon, daha önceleri de fiziksel olgularla ilişkilendirilmişti. Yakınlarda yapılan bir araştırma, beyindeki 'kimyasal dengesizliklerin depresyona yol açtığı' bilgisinin daha geniş kitlelerce bilinir olmasına rağmen, depresyon damgalamasının azalmadığını gösterdi. Üstelik bu eğilim, durumu daha da vahimleştiriyor.Ama bu kez hedefte, beyin ya da akıldan kaynaklanan herhangi bir türdeki zayıflık yok. Herkesin vücudunda bulunan bir temel özelliğin olayların gidişine göre herhangi bir kişiyi vurabilmesi söz konusu.İşte bu bilgi, daha fazla anlayış ve şefkat uyandıramazsa, o zaman hiçbir şey uyandıramaz.BBC Türkçe
Uzayda Hayat Var Mı Sorusunun Cevabı Nanosensörlerde mi?
Uzayda yaşam izleri bulmak için dünya var gücüyle çalışıyor. Curiosity ya da Philae gibi uzay sondalarının kullandığı kimyasal tetkikler ise bulunan materyallerin halen canlı olup olmadığını söyleyemiyorEngadget’ın haberine göre, Fransız bilim insanları bu konuda yardımcı olabilecek bir nanosensör geliştirdi: yaklaşık 500 bakteri toplama kapasitesi olan, lazer hareket sensörlü bir konsol. Bakteriler eğer canlıysa, konsolda çok hafif titreşimler yaratıyor ve lazerler de bu hareketleri yakalıyor. Bakteri ölünce bu sinyal de duruyor. Bu teknoloji kimyasal değil, tamamen mekanik olduğu için, ilaç deneyleri gibi pek çok amaçla da kullanılabileceği öngörülüyor. Örneğin lazer hareket sensörlü bu konsollara kanser hücreleri yerleştirilebilir. Eğer kansere karşı geliştirilen ilaç etkiliyse, hareket sinyalleri yavaşlayabilir ya da durabilir. Normalde uzay sondaları dünyadakine benzer kimyasal maddeleri arıyor ama başka gezegenlerde farklı türde kimyasallar da olabilir. Kim bilir, belki nanosensörler sayesinde Titan’ın hareket halindeki soğuk metan göllerinde günün birinde yaşam izleri bulunabilir. Bilgi Çağı
Reklam
HDP'li Murat Bozlak Yaşamını Yitirdi
HDP Adana Milletvekili, eski HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, kanser tedavisi gördüğü Ankara’daki Güven Hastanesi’nde hayatını kaybetti.HDP tarafından yapılan yazılı açıklama, 'Uzun süredir kanser tedavisi gören Adana Milletvekilimiz, eski HADEP Genel Başkanı Sayın Murat Bozlak, bu akşam saat 19.50’de Ankara’daki Güven Hastanesi’nde ne yazık ki yaşam mücadelesini kaybetmiştir. Milletvekilimize Allah’tan rahmet, ailesi, yakınları ve tüm partililerimize, halkımıza başsağlığı diliyoruz' denildi.DHA
Bilgisayar Oyunlarının Sizi Daha Sağlıklı ve Akıllı Yaptığını Gösteren 11 Bilimsel Gerçek
Bilgisayar oyunları kötü bir üne sahip. Çoğu zaman şiddeti, bağımlılığı tetikleyen, obeziteye davetiye çıkaran boş geçen saatler olarak gösteriliyor.  Bu sadece madalyonun bir tarafı. Bilgisayar oyunları 20 milyar dolarlık bir sektör. Entertainment Software Association'a göre 2012'de Amerikan vatandaşlarının %58'i bilgisayar oyunu oynamıştır. Çoğu bilgisayar oyunu, oyuncularına fiziksel ve eğitsel faydalar sağlayacak şekilde dizayn edilebilir. Sopa sallamak veya hareket eden bir objeyi hedef almak gibi tekrar eden aksiyonlar kullanan oyunlar, beyni ve kasları çalıştırıp, gerçek hayatta daha etkin kullanmamızı sağlayabilir.Bilgisayar oyunlarının beyni çalıştırmadaki etkisi kitap okumanın veya bisiklete binmenin etkisiyle aynıdır — beyin öğrenmeye başladığında, binlerce yeni bağlantı şekillendirir. Sonunda bir ödülün olması da, oyuncuyu kabiliyetlerini devamlı geliştirme noktasında teşvik eder.
Reklam
En Kirli 10 Eşya Açıklandı
Sağlık, hijyen ve temizlik konularında çalışmalar yapan Hijyen Konseyi, sağlık açısından tehlike arz eden 10 kirli eşyayı açıkladı.AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, hijyen, temizlik ve buna bağlı sağlık konularında çalışmalar gerçekleştirmek üzere kurulan, hiçbir yere ve makama bağlı olmayan Hijyen Konseyi, gıda mühendisleri, veteriner hekimler, hukukçular, akademisyenler, sağlıkçılar ile gıda ve tüketici dernekleri üyelerinden oluşuyor.Tüketicileri ve kamuoyunu uyarmayı, bazı noktalara dikkati çekmeyi amaçlayan konsey, 2014 yılında uygulamaya soktuğu 'hijyen avcıları'nın tespitleriyle halkın sıklıkla kullandığı, sağlık açısından tehlike arz eden 10 eşyayı açıkladı.'Tuvaletten bile daha pis' olarak nitelendirilen, 'kirli top 10' şeklinde açıklanan ürünler şöyle:'Türkiye'nin hemen her yerinde bu ürünler kullanılıyor ve hastalık yapıcı mikroorganizma taşıyabiliyor. Bu eşyalarla ilgili yaptırılan araştırmalar da gözönünde bulundurulduğunda vatandaşların dikkatli olmaları gerekiyor. Bunlar, teneke kutu içeceklerin dış yüzeyi, hastane ve kamu binaları tırabzanları, el kurutma makineleri, fast food ve çiğ köftecilerde verilen uzun süre bekletilmiş yeşil sebzeler, otobüs içindeki tutacaklar, havlu, kullanılmayan spor salonlarındaki aletler, kağıt ve madeni paralar, restoran menü kitapçıkları, ortak kullanım alanlarındaki lamba düğmeleri, güzellik salonları ve kuaförlerdeki havlu ve aletler. Bu eşya, makine ya da ürünler, fazla temizlenmediği için birçok hastalığa davetiye çıkarabiliyorlar.'Bu listenin, hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmeyen durumlarda geçerli olduğunu belirten konsey yetkilileri, listedekiler hakkında hijyen avcılarının genel olarak hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmediğini gözlemlediğini söyledi.Yetkililer, hijyen kurallarına uyulan yerlerde yukarıda saydıklarının geçerli olmadığını kaydetti.AA
"Su İçsem Yarıyor" Diyenlerin Sorduğu 11 Soru ve Bunlara 11 Cevap
Sağlık Bakanlığı, 'çok az yiyorum ama su içsem yarıyor' diyerek fazla kilolarından yakınanlara 2012'de cevap vermişti. Bakanlık görülme sıklığı giderek artan obezite ile mücadele kapsamında şişmanlık konusunda 70 soru ve 70 cevap hazırlamıştı. İşte bunlardan 11 tanesi:
Reklam
'Erkek İçin de En Güçlü Kariyer Babalık'
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, 'Analık bir kadın için en güçlü kariyer, bir erkek için de en güçlü kariyer babalık. Bakanlık da vekillik de hikaye, iyi bir babaysam en büyük kariyer bu' dedi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, parti teşkilatıyla buluşmak üzere geldiği kentte, DSİ toplantı salonunda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.'Annelik kariyeri''Annelerin kariyer yapması konusunda sözlerinize özellikle Elif Şafak gibi kişiler karşı çıktı, yanlış anlama mı var acaba?' sorusunu Bakan Müezzinoğlu, 'Cenab-ı Hak milyarlarca beyin vermiş, milyarlarca düşünce tarzı vermiş. Dolayısıyla 'Elif Şafak'la ben aynı düşüneceğim' diye bir şey yok. Farklı düşünebiliriz, zaten zenginlik buradadır. Ama ortak noktaya geleceğiz. Analığın üzerinde güçlü bir kariyer görmüyorum, analık bir kadın için en güçlü kariyer, bir erkek için de en güçlü kariyer babalık. Bakanlık da vekillik de hikaye, iyi bir babaysam en büyük kariyer bu' diye yanıtladı.'Millet kanmaz'Bir başka basın mensubunun, 'Anayasa Mahkemesi'nde paralel endişe taşıyoruz' mu demek istiyorsunuz?' sorusu üzerine Bakan Müezzinoğlu, şöyle konuştu:'Hayır sadece paralel endişe değil, 12 yılda gördüğümüz fotoğraflar ortada. AK Parti kapatma davası buradaydı, 'laikliğe karşı' hükmünü burası verdi. Laiklik adına hangi yanlışı yaptık, kimin hayat felsefesine karıştık, kime zorla 'al şu örtüyü ört' dedik. Ama onlar zorla açılması için her türlü kararı verdiler. Kapatma davasını hangi hakla bir savcı açıyor ve bir oyla kurtuluyor. Nerede egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.' Nerede Atatürk'ten geçinenler, nerede Atatürk'ün gölgesine sığınanlar.Kızıyor bazen Atatürkçü arkadaşlar, o büyük önder diyorki 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyor, muasır medeniyet seviyesini hedef gösteriyor. Onun örtüsü, kılık kıyafeti, bıyığı sakalıyla uğraşarak bu seviyeye gidilmez. Yol konuşmazlar, tünel konuşmazlar, yatırım konuşmazlar… 3. havaalanından vazgeçeceksiniz, 3. köprüden vazgeçeceksiniz, şehir hastanelerini yapmayacaksını. 'Yan gelip yatın' diyorlar. Millete verdiğimiz söz bu değil, hiç kusura bakmasınlar. 22 milyon oy, 11 kişinin değil. 50 milyon vatandaşımızın seçmen hakkı var. Milletimiz cumhurunu seçti. Eskiden kapalı kapılar ardında tespih gibi diziyorlardı genel başkanları, 'biz falana karar verdik' diyorlardı. Aynı bugün CHP'nin Ekmeleddin İhsanoğlu'na karar verdiği gibi. Sonra da 'halkçıyız' diyorlar. Bunda demokrasi, milli irade, parti vicdanı var mı? Herkesi, kendinizi de kandırırsınız ama milleti kandıramazsınız. Biz siyaseti milletle yapmaya devam edeceğiz.'Son anketlerBir gazetecinin son anketleri hatırlatması üzerine de Bakan Müezzinoğlu, AK Parti'nin anketlerde birinci olduğunu söyledi.Anketlere göre CHP'nin AK Parti'nin çok gerisinde ikinci parti olarak göründüğünü ifade eden Müezzinoğlu, anketleri şöyle sıraladı:'48-50 bandı AK Parti, 24-26 CHP, 14-15 bandı MHP ve 7-9 bandında da DTP. Seçim barajı konusunda bizimle ilgili bir sorun yok ama bir tuzak kurmak istiyorlarsa kuracaklar. Ama millet artık kimin tuzak kurduğunu biliyor. 2001'deki seçimlere bir bakın. Cumhurbaşkanımız o dönemde, 'Türkiye'de hiç bir şey eskisi gibi olmayacak' demişti. Birileri milletin kaderiyle oynayamaz.''Kan ürünlerinden ilaç üretilecek'Sağlık Bakanlığının 2015 yılı hedeflerini anlatan Müezzinoğlu, Hükümet ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da destekleriyle Bakanlığının 2015'te vizyon projelerini hayata geçirmeye başlayacağını, bu projelerin ilkinin, kan ürünlerinden ilaç üretmeyi tanımlayan Plazma Fraksinasyon Projesi olduğunu belirtti.Projenin sonuçlandığında Türkiye'nin kan ürünlerinden ilaç üretimi gerçekleştireceğini anlatan Bakan Müezzinoğlu, şöyle konuştu:'Plazma fraksinasyon ihalesine çıkıyoruz. Yani Kızılay'ın topladığı tüm kan ürünlerinde ayrıştırma sistemiyle ilaç üretimini Türkiye'ye kazandıracağız, çünkü bu ilaçlara her yıl 500 milyon lira ödüyoruz. Firmaya diyoruz ki 'bu ilaçları 7 yıl boyunca senden alacağız ama üç yıl sonra bu ilacın üretimi Türkiye'de olmaya başlayacak. 4. yıldan itibaren Türkiye'de ürettiğin ürünleri alcağız' diyeceğiz. Burdan sonra ne kazanacağız, bu ilaçların üretim merkezi Türkiye'ye gelmiş olacak, bu ülkeden çöpe attığımız kan ürünlerinin diğer kısımları 500 milyon lira, ödediğimiz paranın ürüne dönmesini, ülkede kalması sağlanacak. İhalesine başladık.'Milli aşı çalışmalarıTürkiye'nin milli aşısını da üretmek için çalışmaların sürdüğünün vurgulayan Müezzinoğlu, 'Aşının da dün kararını verdik, Türkiye milli aşısını yine aynı sistemle üretecek. Her yıl 300 milyonluk aşı alıyoruz, aynı sistemle 'bana 7 yıl süreyle aşıyı senden alma garantisini veriyorum. Ama üçüncü yıldan itibaren aşıyı ülkemde üreten ve yarın da yeni aşıları icat eden bir kurum olman lazım' şartını getireceğiz' dedi.Kanser tedavisi için önemli adımKanser hastalarının gen haritaları çıkarılarak tedavilerinin bu haritaya göre yapılması projesinin de yürütüleceğinin altını çizen Müezzinoğlu, şunları kaydetti:'Üçüncü projemiz. 'Onkogen' dediğimiz kanser tedavisinde kişiye özgü tedavi... İngiltere başladı, biz bir iki nedenle geç kaldık. Harward'la ortak, onkogen kanserin kişiye özel tedavisi, yani gen haritası çıkarılarak o haritanın çıkan muhatap ilacıyla tedavi sürdürülecek. Şimdi biz kanser hastalarında 3-4 etkin ilaç kullanıyoruz, halbuki orada etkin olan bir ilaç. Hangisinin etkin olduğunu bilemediğimiz için diğerlerini de kullanıyoruz. Gen haritasına göre etkin olan birini kullanacağız. Türkiye önümüzdeki döneminde kanser tipine özgü ilacın üretimini yapacak.'TürkKök ProjesiSağlık Bakanlığı'nın diğer önemli projesinin de TürkKök Projesi olduğunu ifade eden Bakan Müezzinoğlu, şu an kemik iliği bağışlayan 20 bin olan donör sayısını yıl sonuna kadar 100 bine çıkaracaklarını bildirdi. Bakan Müezzinoğlu, 'Biz Türkiye'de sağlığı tüketen güçlü bir ülkeyiz, şimdi tükettiğini üreten ve pazarlayan da bir ülke olmayı istiyoruz' dedi.Edirne'deki asansörlerin 3. kattan sonra çalışmasıMüezzinoğlu, Edirne Valisi Dursun Ali Şahin'in obeziteyle ilgili güzel farkındalıklar yarattığını da ifade ederek, asansörlerin belli kattan sonra çalışma uygulamasının da iyi bir algı yaratacağını düşündüğünü söyledi.Özellikle gençlerin sağlıkları açısından belli katlara asansörle çıkmak yerine merdiveni tercih etmesi gerektiğinin altını çizen Bakan Müezzinoğu, 'Asansörlere bizim kural koymamız çok doğru değil ama böyle bir algıyı yerleştirmemiz doğru. Hastamız var, yaşlımız, engellimiz, obezimiz var. İlk üç kata asansörü bekliyor olmak bir genç için kendisine yaptığı bir kötülük, sağlığına yaptığı bir olumsuzluk, 3 kat merdiven çıkmak veya inmek sağlığımız için doğru olan' diye konuştu.'Kadınlar siyasette daha güçlü olacak'Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 'Başı örtülü, başı açık hiç fark etmez bizim için üretebilen olsun, ülkesine memleketine hizmet edebilme derdi olsun. Her iki şekliyle de bizim için saygın olan kadınlarımız her mevkide her makamda olabilmelidir' dedi.Müezzinoğlu, AK Parti Uzunköprü İlçe Başkanlığı'nda düzenlenen toplantıda, partisinin kadın kolları kongrelerinin başlayacağını söyledi.Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda kadına verdiği önemi ve değeri birilerinin göz boyamayla bugüne kadar taşıdığını belirten Müezzinoğlu, şunları anlattı:'Ama AK Parti bu konuda daha faklı ve samimi bir anlayışa sahip. Kadının saygın ve güçlü bir şekilde siyasette yer almasıyla ilgili güçlü çalışmalar yapıyoruz. Cumhurbaşkanımız ve partimizin kurucusu olan sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın dinamikleriyle oluşturduğu kadın kolları ve yönetimleri, bundan sonraki süreçte parti içinde çok daha güçlü olacaktır. AK Parti'nin kadın dinamikleri bugüne kadar bölücü, ayrıştırıcı ve ideolojik anlayışta olmadı. Başörtülülere yönelik geçmişte bu ülkede ayırcılık yapıldı. Eskiden bu ülkede kadınların bir kısmının temsil hakkı vardı. Başı örtülü, başı açık hiç farketmez bizim için üretebilen olsun, ülkesine memleketine hizmet edebilme derdi olsun. Her iki şekliyle de bizim için saygın olan kadınlarımız her mevkide her makamda olabilmelidir.'Kadınların siyasette daha güçlü olacağını dile getiren Müezzinoğlu, bundan sonraki süreçte kadınların belediye başkanlıkları, belediye meclisi ve TBMM'de daha çok yer alacağını aktardı.Kadınların bir elmanın diğer yarısı olduğunu belirten Müezzinoğlu, 'Siyaseti gelecek kuşaklara saygın ve dinamik taşıyabilmek için de kadınlarımız önemlidir. Kadın kollarımız güçlü bir dinamizmi başaracaktır, bizde onların yanında olacağız' dedi.'Gençler bizim göz bebeğimiz'Türkiye'nin geleceği açısından gençlerin önemli olduğunu ifade eden Müezzinoğlu, şunları kaydetti:'Gençler bizim göz bebeğimiz. Geçmişte, 'Yazık oldu, şehit oldu veya filan katletti' denilerek gençleri heba eden anlayışlar oldu. AK Parti gençleri bu ülkenin ve bu devletin geleceği gibi gördü. Kendimiz fedakarlık yaparız, kendimiz bayrak asarız, kendimiz slogan atarız ama gençleri zihnen fikren ve gönül olarak yarınlara koruyarak geliştirmemiz gereklidir. AK Parti olarak gençliğe bakışımız budur.'Gençlerin bu ülkeye kendilerinden daha çok lazım olduğunu vurgulayan Müezzinoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:'Dolayısıyla bizim bu ülkeye vereceklerimiz beşli, onlu yıllardır ama onlarınki kırklı ellili yıllardır. O nedenle iyi yetişmelidirler. Hem mahallelerine, hem bölgelerine güçlü sahip çıkmaları ve geleceğe kendilerini hazırlamaları için yanlarında olduk olmaya devam edeceğiz. İnşallah gençlik kollarımızın kongreleri de bu süreçte olacak.'Trakya'nın, Edirne'nin milletvekili olduğunu, buradaki vatandaşların oy verip vermemelerinin önemli olmadığını belirten Müezzinoğlu, CHP ve MHP'lilere karşı da sorumluluklarının olduğunu söyledi.Konuşmasının ardından ilçedeki bir otelde gazetecilerle bir araya gelen Bakan Müezzinoğlu, bölgenin kalkınması için ortak akılla hareket ettiklerini dile getirdi.Programlarının ardından esnafı ziyaret ederek yeni yılını kutlayan Müezzinoğlu, trafik kazasında hayatını kaybeden oğlunun organlarını bağışlayan aileye de plaket verdi.Müezzinoğlu, organ bağışının yaygınlaşması için çaba sarf edeceklerini sözlerine ekledi.Salih Baran - Cihan Demirci, AA
2014'ten Akıllarda Kalan Gülümseten, Mutlu Eden 15 Olay
2014 dendiğinde birçok kişinin aklına yaşanan acı olaylar, gergin siyasi atmosfer geliyor olabilir. Ancak 2014'te bizi gülümseten, gururlandıran ve mutlu eden birçok olay da yaşadık. Şimdi arkanıza yaslanın ve yakın süre önce veda ettiğimiz 2014'ün, hatırlandığında mutlu edecek anlarıyla 2015 için umutlanın!
Meme Kanseri ile İlgili En Önemli 11 Soru
Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri her yıl dünyada milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. Ülkemizde her 10 kadından 1’i hayatının bir döneminde meme kanseri ile karşı karşıya kalması tablonun ciddiyetini gözler önüne seriyor.Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah İğci, “Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda konu ile ilgili en sık sorulan soruları yanıtladı.Meme kanseri kadın kanserlerinin tümünün %33’ünden ve kanserle ilişkili ölümlerin %20’sinden sorumludur. Kansere bağlı ölümlerde ise akciğer kanserinden sonra 2’inci sırada gelmektedir.Meme kanseri yaşla birlikte artış gösterdiğinden, 40 yaşından sonra her kadının yılda bir kez düzenli olarak meme muayenesi ve mamografi yaptırması gerekir. Meme kanseri erken tanı ile tamamen tedavi edilebilir.Bu nedenle her ay kendi kendine meme kontrolü erken teşhis açısından hayati önem taşımaktadır. Meme kanseri konusunda yeterli ve doğru bilgiye sahip olmak da tedavide başarı şansını artıran önemli bir faktördür.Memede ele gelen her kitle kanser midir?Memede ele gelen kitlelerin % 90’nından fazlası kanser değildir. Bunlar genellikle meme içinde büyüyen kistler, iyi huylu bu tümörler olabilir veya memenin kendi dokusu kitle gibi bir hal alabilir. Daha çok regl öncesinde meme içyapısı çok yoğun olduğundan, bu dönemde yapılan meme kontrolleri kitle varlığı düşüncesi oluşturabilir.Fibrokistler kansere dönüşür mü?Fibrokistler meme içindeki fizyolojik değişimlerdir ve hastalık olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle kansere dönüşme riskleri de yoktur. Fibrokistik yapıların varlığı sırasında memede kanser gelişebilir ancak sebep bu yapılar değildir. Stres, üzüntü ve sıkıntı durumlarında fibrokistlerin sayısı artar ve bu durum gerginliğe yol açar. Kafein kullanımı, fazla tuzlu ve yağlı yiyecekler de bu gerginliği tetikler. Fibrokistlerin artışı memede ağrıya neden olur.Fibroadenom kanserleşir mi?Fibroadenom, iyi huylu bir tümördür. Çevresine kapsülü vardır ve çevreye yayılması mümkün değildir. Bunda meme kanseri oluşma riski, normal meme dokusundan kanser gelişme riski kadardır. Çapı arttıkça riski % 1-2 oranında artar. Fibroadenom, soya tüketimi ve doğum kontrol hapı kullanımı nedeniyle bir miktar büyüyebilir ancak kanser yapıcı bir etkisinin olduğu söylenemez.Meme kanserinde en önemli risk faktörleri nedir?Meme kanserinde en büyük risk faktörü kadın olmaktır. Kadın cinsiyeti, 100 kat artmış riski ifade eder. Menopozdaki kadınlarda risk daha da yüksektir. Östrojen hormonuna maruz kalınan sürede artış olması, meme kanseri gelişme riskini artırır. Göğüs bölgesine radyoterapi yapılması ve özellikle 15 yaşından önce tedavi görmüş olmak önemli bir risk faktörüdür. Yağ içeriği yüksek yiyeceklerin uzun süreli tüketimi ve her gün 1-2 kadeh Alkol tüketimi meme kanserinin artışında etkilidir.Kendi kendine meme muayenesi için en uygun zaman hangisi?Kadınlar kendi kendine meme muayenesine 20 yaşından sonra başlamalıdır. 20 yaş ve altındaki genç kadınlarda meme kanseri riski düşük olduğundan kafa karıştırıcı ve paniğe yol açıcı etkisi nedeniyle, kendi kendini meme kontrolü önerilmemektedir. Meme muayenesi yapmak için en ideal zaman, adet döneminin bitiminden 4-5 gün sonraki dönemdir.İlk mamografi ve meme ultrasonu ne zaman yapılmalı?Ailesinde meme kanseri öyküsü bulunanlar 26 ve ailesel olarak meme kanserine yakalanma oranı yüksek gruplar 32-34 yaşlarında bir kez, sonraki yıllarda 40 yaşına kadar 1-2 yılda bir mamografi yaptırabilir. 40 yaşından sonra ise her yıl düzenli olarak mamografi yaptırılmalıdır.Mamografinin kanser oluşumuna etkisi var mı?Geçmişte, hastaların yüksek doz radyasyona maruz kaldığı düşünülen mamografilerde bile 30 yıllık hasta takiplerinde, alınan radyasyonun vücut için önemli seviyede bir tehlikesi bulunmadığı ispat edilmiştir. Günümüzde kullanılan dijital mamografi teknolojisi, geçmişe göre 10 kat daha az radyasyon içermektedir. Kişinin düzenli mamografi çektirirken dikkat etmesi gereken en önemli ayrıntı, cihazın kaliteli ve sağlıklı bir görüntü vermesidir. Çünkü yetersiz ve kalitesiz görüntü, memedeki çok önemli bir tümörün atlanmasına neden olabilir. Meme kanserinin erken tanısında çok önemli bir payı olan mamografik bulgular iyi kalitede filmlerle daha net bir şekilde seçilmektedir. Hatta meme dokusundaki değişimler kanserleşmeden önce dijital mamografiler sayesinde yakalanabilir.Günümüzde meme kanserindeki cerrahi yaklaşım nedir?Meme kanseri ameliyatlarında günümüzde, hasta tıbbi açıdan uygunsa ve risk faktörü yoksa meme koruyucu cerrahi uygulanmaktadır. Hastanın memesinin alınması durumunda ise ikinci yıldan sonra bazı risk faktörleri ortadan kalktığında yeni meme yapılabilmektedir. Çünkü meme kanseri nedeniyle memenin kaybedilmemesi ya da daha sonra yeniden bir memeye sahip olunması hastayı psikolojik açıdan rahatlatarak, sosyal yaşama adaptasyonunu daha kolay sağlamasına yardımcı olmakta ve tedavi başarısını artırmaktadır.Son yıllarda, memesi alınmak zorunda olan hastalara deri koruyucu mastektomi ve hemen ardından da rekonstrüksiyon yapılmaktadır.Genç hastalarda meme korunur yaşlı hastalarda meme alınır mı?Tıbbi olarak böyle bir görüş kesinlikle doğru değildir. Meme, her yaşta kadın için önemli bir objedir. Yaşlı hastaların memesi alınacak diye bir kural ya da böyle bir anlayış yoktur. Uygunsa tümörünün evresi, şekli, biçimi ve yaygınlığına bakılarak 70-80 yaşındaki bir kadının memesi de korunabilir.
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
Uzmanlar, hastanın kanını boşaltıp yerine tuzlu soğuk su enjekte etme yoluyla insanları ölümün eşiğinden hayata döndüren bir yöntem üzerinde çalışıyor.“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyor Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Rhee doğru söylüyor. Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherman ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kantlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse, ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson | BBC Future
Reklam