Akrep Kurtarışıyla Anılan Kaleci, Dünya Kupası'nda Olmayı Beklerken Hapse Girdi
1994 Dünya Kupası'na sayılı aylar kala Kolombiya milli takımının yıldız kalecisi sahalarda değil, iki kartel arasındaki bir rehine krizinin tam ortasındaydı.
Herkes o meşhur libero kaleciyi Dünya Kupası'nda izlemek istiyordu, o ise kupaya hazırlanacağı tarihlerde Kolombiya'da bir hapishanedeydi. Escobar'ın dostu 'arabuluculuk' suçundan yargılanmadan hapishaneye gönderilmişti.
Peki ulusal bir kahraman nasıl kendini iki kartel arasında buldu?
Escobar ve Molina aynı kulüpteydiler ama şimdi karşı karşıyalar...
Pablo Escobar ve Carlos Molina Yepes, rakip kartellerin başındaki iki isimdi ama futbola olan tutkuları onları aynı tribünlerde buluşturuyordu. Escobar, yeraltına inmeden önce Medellín'de tanınıyor, stadyum kürsülerinden zorlu mahallelerin yetenekli çocuklarını keşfetmekten büyük keyif alıyordu. Paravan isimler aracılığıyla Atlético Nacional'e yaptığı yatırım kentin efsanesi haline gelmişti. Nacional koşulsuz şartsız 'onun' kulübüydü.
Molina da aynı kulüpte, aynı yöntemle, gölgeden iş çeviren bir başka isimdi. Bu konum ona oyuncuları yakından tanıma fırsatı veriyordu; kimin sahada ne yaptığını da, kimlerle iş ortaklığı kurduğunu da biliyordu. Bu bilgi, kızı Claudia bir bahar öğleden sonrası Medellín sokaklarında kaçırıldığında hayati önem kazanacaktı.
Escobar hapisten kaçtı ve mallarına el konduğu için para sıkıntısı yaşıyor.
Çöküşteki kartelinin lideri olan Escobar, hapisten kaçtıktan sonra nakit sıkıntısı çekiyordu. Molina'yla artık düşman sayılıyorlardı ve Escobar bu durumdan çekinmedi. Dağ tepesindeki hapishaneden firar ettikten sonra saklanan Escobar, eski ortaklarından bir milyon dolarlık borç istedi, reddedilince intikamını farklı şekilde aldı. Molina'nın kızını kaçırarak parayı eski usul yoldan, fidye yoluyla toplamaya karar verdi.
Kızının kaçırıldığını öğrenen Molina, polise ya da hükümete gitmedi. Bunun yerine Medellín'in yoksul sokaklarından çıkmış, milli takımın başına buyruk kalecisine, René Higuita'ya başvurdu. Higuita hem geçmişi hem artan şöhreti sayesinde Medellín toplumunun her katmanına erişebiliyordu; politikacılardan kartel liderlerine kadar.
Molina o gün Higuita'yı evine çağırdı, kısa ve sert bir cümleyle durumu özetledi: Kızının hayatı onun elindeydi. Medellín gazetecisi Hector Rincón'un yıllar sonra söylediği gibi, bir Medellín baronuna hayır demek neredeyse imkânsızdı.
Çocukken yolu Escobar'la kesişti.
Higuita, Medellín'in Castilla mahallesinde, babası onu terk ettikten, annesiyle bağı hiç kurulamadıktan sonra büyükannesinin yanında büyümüştü. Sığınağı, evine yakın 'Maracaná' adlı tozlu bir sahaydı. Aynı dönemde Escobar'ın adı zaten bu mahallede bir efsaneye dönüşmüştü.
On yedi yaşında imzaladığı ilk profesyonel sözleşme onu Millonarios'a götürdü. 1987'de teknik direktör Francisco Maturana, forvet kökenli bu genç oyuncuda mükemmel kaleciyi keşfetti. Higuita'nın sahadaki cüreti onu ulusal bir figüre dönüştürürken, saha dışındaki bağlantıları da giderek karmaşıklaşıyordu; 1987'de saklanan Escobar'la ilk görüşmesi bunlardan sadece biriydi.
Fidyeyi aldı ve telefonu beklemeye başladı, Escobar'la Higuita görüşecekti.
Molina, kaleciye 300 bin peso değerinde bir evrak çantası teslim etti. Higuita bunu bir ay boyunca evinde sakladı, kaçıranlardan haber gelmesini bekledi. Arama nihayet geldiğinde iki adam onu alıp Medellín şehir merkezine, bir üniversitenin yakınına götürdü.
Higuita fidyeyi teslim etti, yanında kalan adam ona kızın güvenle geleceğine dair söz verdi. Bekleme sırasında bile mahalle çocukları Higuita'yı tanıyıp imza istemekten geri durmadı; bir rehine takasının ortasında bile.
Higuita önce yanlış bir kadını fark etti, 'o değil' diyerek geri döndü. Sonra çocukların arasında beliren Claudia'yı gördü. Dikkati kasıtlı olarak dağıtılmıştı, kızın oraya nasıl getirildiğini göremedi.
Kahramanlığıyla övünürken hapse girdi.
Takasın ardından Higuita, kahramanlığını basına anlatmaktan çekinmedi. Yaptığını bir lütuf olarak nitelendirdi ve Tanrı'nın kendisine bir aileyi mutlu etme fırsatı verdiğini söyledi.
Bu açıklama, savcılığın dikkatini çekti. Higuita kendi ağzıyla, aslında bir adam kaçırma olayına yardım ve yataklık ettiğini itiraf etmiş oluyordu. Üstüne, incelemeler sırasında Molina'nın ona 64 bin peso 'teşekkür parası' verdiği de ortaya çıktı. Higuita önce reddettiğini söylese de parayı sonunda kabul etmişti, bu da onu kaçırma olayından kişisel çıkar sağlamakla suçlanır hale getirdi.
Haziran 1993'te, herhangi bir yargılama olmadan Higuita bir Bogotá hapishanesine gönderildi. Yedi ay boyunca, Kolombiya'nın favori gösterildiği 1994 Dünya Kupası öncesi ülkeyi saran heyecandan uzak kaldı. Ocak 1994'te temiz çıktı ama aylarca antrenmansız kalan kaleci hapiste geçirdiği süreyi protesto etmek için açlık grevine gitti, bu da onu yaz turnuvasının kadrosu dışında bıraktı.
Kolombiya'nın kaçınılmaz felaketi...
1990 yılında Higuita, libero kaleci olarak yaptığı hatayla Roger Milla'ya gol sevinci yaşatmıştı. Takımının elenmesinde payı vardı. Ancak hayatında pek bir şey değiştirmedi bu hata.
1994'te Kolombiya daha ümitli gitmişti. Yetenekli futbolcuları vardı ve dünyada kartellerle anılan kulüp adını futbolla temize geçmek istiyordu. Hem de turnuva Kolombiya'nın karteller sebebiyle baş belası olan ABD'deydi. Tüm ülke kupaya kilitlenmişti.
Andres Escobar'ın ABD karşısında kendi kalesine attığı gol belki de onları grup sonuncusu yapıyordu. Son maçta alınan galibiyet bile kurtaramadı onları. Escobar'ı da...
Andres Escobar, bir barda çıkan kavga sonunda üstüne yağdırılan kurşunlarla hayata veda etti. Gerçek ise Pablo Escobar'ın parmağının olduğu bir intikam cinayetiydi bu.
Higuita'nın mafya arabulucuğuyla katılamadığı kupada Andres Escobar, katıldığı için hayatını kaybetmişti.
Geriye Higuita'nın ve Escobar'ın parça parça hikayeleri kalmıştı.
Higuita'nın kaçırılma olayındaki rolü, kariyerinin en tartışmalı sayfalarından biri olarak kaldı. Bazıları için o, bir aileyi kurtarmaya çalışan saf bir iyi niyet örneğiydi; bazıları için ise kartellerin gölgesinde büyümüş, sınırları asla net çizilmemiş bir futbol kültürünün kurbanı. Kolombiya hükümeti onun adının Dünya Kupası'yla anılmasından bile çekiniyordu; bir yetkilinin dönemin basınına söylediği gibi, Higuita'nın kadroya çağrılması takımı bir 'narko takımı' imajına mahkûm edebilirdi
Narko takım olmamak için çıkılan yolda narko örgütlerin öldürdüğü bir defans oyuncusuyla biten karanlık bir hikaye...
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!









Yorum Yazın