cinsel istismar Haberleri

cinsel istismar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. cinsel istismar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Hindistanlı Kadınlardan Tacizlere Tokat Gibi Cevap!
Hindistan, taciz ve cinsel istismar konusunda çok kötü durumdadır. Bu yüzden bu tarz haberlerin altında Hindistan ibaresini bol bol görürüz. Artan taciz ve cinsel istismar olaylarıyla ilgili olarak, erkeklerin vicdanına seslenen şöyle bir video hazırlanmış.
16 Yaşındaki Tecavüz Mağduruna Kürtaj Engeli
Tecavüz sonucunda hamile kalan 16 yaşındaki anne adayının kürtaj başvurusunu mahkeme, “Anne yönünden sorun yaratmadığı ve başka bir zorunluluk hali olmadığı sürece gebeliği sonlandırmak ceninin yaşam hakkının ihlali sayılır” gerekçesiyle reddetti. 16 yaşındaki F.T.’nin kürtaj olmak istemiyle Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmasına neden olan olaylar zinciri 4 ay önce başladı. Yolda yürürken bir tinercinin saldırısına uğradığını, kendisine koklatılan bir madde yüzünden bayıldığını, kendisine geldiğinde boş bir arazide olduğunu ve bir şey hatırlamadığını anlatan genç kız ilk başta bu olayı polise ve ailesine söylemedi. 4 aylık hamile Aradan 4 ay geçtikten sonra rahatsızlanan ve annesiyle hastaneye giden genç kızın burada yapılan muayenesi sonucunda 16 haftalık hamile olduğu ortaya çıktı. Genç kızın ailesi ailesi hemen bebeğin alınması için girişimlerde bulunduysa da hastane kürtajın yasal süresi olan 10 haftalık sürenin aşılmış olması nedeniyle savcılıktan izin alınmasını istedi. Savcı kürtaj talep etti Anadolu Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran T.’nin ailesi 16 yaşındaki kızlarının cinsel istismar sonucu hamile kaldığını ve bebeği doğuracak ruh halinde olmadığından kürtaj izni verilmesini talep etti. Başvurunun acil olması nedeniyle başvuruyu inceleyen savcı gerekli kürtaj kararının verilmesi için dosyayı Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. ‘Ruh sağlığından önemli’ Gelen talebi değerlendiren Sulh Ceza Mahkemesi ise şok bir karara imza atarak kürtaj için izin vermedi. Mahkeme hakimi kararında, Anayasa’nın 17. ve 90. maddesi gereğince iç hukukun parçası olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının korunmasının devletin görevi olması ve kararlarda kürtajın bir hak olarak tanımlanmaması, günümüzde ceninin yaşam hakkına sahip olduğu, anne yönünden sağlık sorunu yaratmadığı veya diğer bir zorunluluk hali olmadığı sürece gebeliği sonlandırmanın yaşam ihlali sayılacağını belirtti. ‘Hayatı tehdit ediyorsa...’ Kararda kürtajın yapılması için gereken şartlar ise şöyle sıralandı: “Nüfus planlanması kanuna göre gebelik annenin isteği üzerine 10. haftadan önce sonlandırılabilir. 10. haftadan sonra ise annenin hayatını tehdit etmesi ve doğacak çocuğun gelecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde raporla kürtaj yapılır. Ancak hekim bu kürtaj sonrası 24 saat içinde müdahale yapılan kadının kimliğini ve müdahale gerekçesini sağlık ve sosyal yardım müdürlükleri ile hükümet tabipliklerine bildirmek zorundadır.” Mahkeme ayrıca 7 gün içinde itirazın Asliye Ceza Mahkemesi’ne yapılmasını da tutanağa geçirdi. UZMANLAR KARARA NE DEDİ? Hukuka aykırı Baro Kadın Hakları Merkez Başkanı Hale Akgün: Böyle durumlarda kürtaj yapılmasında hiçbir engel yok. Mahkemenin kürtaja hayır demesi hukuka aykırıdır. Adli vakalarda doktor raporuyla da kürtaj gerçekleştirilebilir. 20. haftadan sonra adli vakalarda anne ve bebek sağlığı için kürtaj yapılabilir. Bu da psikolojik sağlık raporuyla gerçekleştirilebilir. Hayatı kararacak Van Kadın Derneği (VAKAD) Gönüllüsü Zozan Özgökçe: 16 yaşındaki bir kız çocuğunun anne olması mantıklı mı? Okulu, yaşamı, hayati tehlikesi ne durumda bunları soruşturmak gerekiyor. Binlerce kadın bu tür vakalarda hayatını kaybetti. Kızın hayatı berbat olacak. Mahkemenin verdiği karar yasal bir karar değil. Hukuka aykırıdır. Kürtaj yapılmalı Soyal Hizmet Uzmanları Dernek Başkanı Kahraman Eroğlu: Ailesi ve yetkililer çocuğa yardım etmeli. Yıllarca sosyal hizmet uzmanlığı yapmış biri olarak düşüncem, doğacak çocuk her türlü tehlikeyi beraberinde getirecektir. Aileye ve kız çocuğuna sıkıntı yaratacaktır. Bebeğin alınması hem 16 yaşındaki kız çocuğunu hem de ailesini sıkıntıdan kurtaracak. TCK’NIN 99’UNCU MADDESİ Yasa ‘Kürtaj yapılır’ diyor Savcı mahkemeden kürtaj izni isterken Türk Ceza Kanunu’nun 99. maddesinin 6. fıkrasından yola çıktı. kanun maddesinde, “Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması hâlinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir” deniyor. BÜLENT AYDOĞDU / VATAN İSTİHBARAT
12 Yaşındaki Öğrenciye Tecavüz Girişimi
Tunceli’nin Pertek ilçesine bağlı Çataksu Köyü’nden, Pınarlar Köyü’ndeki okula öğrenci taşıyan minibüs şoförü 40 yaşındaki Hamit P., 12 yaşındaki kız öğrenci S.A.’ya tecavüze kalkıştığı iddiasıyla tutuklandı. Adliye binası önünde toplanan ve geç saatlere kadar ayrılmayan yaklaşık 2000 kişilik öfkeli kalabalığın, aynı zamanda köy korucusu olan Hamit P.’yi linç girişimi güçlükle önlendi.Pertek’in Çataksu Köyü ve mezralarında taşımalı sistemle öğrenim gören öğrencileri, Pınarlar Köyü’ndeki Gazi Osman Paşa İlköğretim Okulu’na getirip götüren 40 yaşındaki Hamit P., bugün ders bitiminde yine minibüsüne aldığı öğrencileri köylerine götürmek üzere yola çıktı. Çataksu’ya bağlı mezralara uğrayarak öğrencileri bırakan servis minibüsünde en son S.A. adlı öğrenci kaldı. Kız öğrencinin ineceği Köçekler Mezrası yakınında minibüsü durduran sürücü Hamit P. S.A.’ya tecavüze kalkıştı. Kız öğrencinin çığlıkları üzerine durumu fark eden mezradakiler hemen olay yerine gelerek müdahale etti. Sürücü Hamit P.’yi minibüsten tekme tokat indiren köylüler, jandarmaya haber verdi ve onu gelen ekibe teslim etti. Gözaltına alınan Hamit P., Pınarlar Jandarma Karakolu’ndaki sorgusunun ardından Pertek Adliyesi’ne sevk edildi. Olayın duyulması üzerine aralarında kadınların da bulunduğu kalabalık adliye önünde toplandı. Öfkeli kalabalığın tepkisi giderek artarken, ‘Tecavüzcüyü bize verin, cezasını biz verelim’ sloganları yükselmeye başladı. Kalabalığın şüpheli Hamit P.’yi linç girişimine karşı Pertek İlçe Emniyet Amirliği ekipleri ve jandarma linç girişimine karşı güvenlik önlemi aldı ve Tunceli’den ilçeye takviye Çevik Kuvvet ekipleri sevk edildi. Savcılıktaki sorgusunun ardından çıkarıldığı nöbetçi mahkemede şüpheli Hamit P., ‘cinsel istismar’ suçlamasıyla tutuklandı ve güvenlik gerekçesiyle Elazığ’a sevk edilmesi kararlaştırıldı. Göstericilerin ayrılmaması ve tepkilerini sürdürmesi nedeniyle şüpheli Hamit P., adliye binasından çıkarılamadı. Kalabalığın adliye binasına girmesi güçlükle önlenirken, Tunceli Vali Yardımcısı Kenan Eskin, Emniyet Müdürü Hayati Yılmaz, Jandarma Komutanı Albay Yurdakul Akkuş da ilçeye gelerek göstericilerle görüştü. Emniyet Müdürü Hayati Yılmaz, göstericilere yaptığı konuşmada, “Şüpheli yakalanarak tutuklanmıştır. Hukuka herkesin saygılı olması gerek. Biz her zaman sizlerle birlikteyiz, sizlerle birlikte bundan sonra da bu tür şeyleri engellemek için elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz. Lütfen buradan dağılın bizde zanlıyı cezaevine gönderelim” dedi. Göstericiler, tutuklanan Hamit P.’yi görmek istediklerini, kendilerine gösterilmese bile basının görüntü almasına izin verilmesini istedi. Tecavüz zanlısı Hamit P.’nin adliyeden çıkarılması sırasında yaşanan arbede ve göstericilerin fırlattığı taşlardan birinin kafasına isabet ettiği Pertek İlçe Emniyet Müdürü Nurettin Gezerel yaralandı. Aldığı darbe ile yere yığılan Gezerel, güvenlik güçleri tarafından İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldükten sonra burada gelen ambulansa Pertek Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Başında açılma olan Gezerel ameliyata alındı. Vali Yardımcısı Eskin, Emniyet Müdürü Yılmaz, Jandarma Komutanı Albay Akkuş, Pertek Kaymakamı Memiş İnan ile toplantı yaptı ve durum değerlendirilerek gerekli önlemler alındı. Hem yetkililerin hem de araya giren Perteklilerin çabasıyla ikna edilen kalabalık geç saatlerde dağıldı.Zete
Woody Allen'a Cinsel Taciz Suçlaması
Hikaye 1992 yılına kadar gidiyor. Ünlü yönetmen Woody Allen’ın evlendiği Mia Farrow ile evlatlık aldıkları Dylan, henüz 7 yaşındayken küçük kızın ve annenin iddiasına göre Allen’ın tacizine uğruyor. O dönem dava açan anne, yoğun baskılar ve sözlü saldırılar altında, küçük kızın da zarar görmemesi adına davayı geri çekiyor. Woody Allen’ın bu saldırıyı gerçekleştirip gerçekleştirmediği hukuk önünde net değil, keza kendisine açılan davalar da düştü. Ancak bugün, Woody Allen’ın evlatlık kızı Dylan, New York Times yazarı Nicholas Kristof’a kaleme aldığı bir mektubu ulaştırarak konuya yepyeni bir boyut kazandırdı. Dylan, yazdığı mektubunda Woody Allen’a Golden Globe ödülü verilmesine, Hollywood camiasına oldukça tepkili ve kendisi taciz iddialarını yinelemenin de ötesinde, ilk kez kamuoyu önünde konuşarak ‘iddia edilen’ tacize kendi penceresinden bir bakış sunuyor.Nicholas Kristof’un mektuba yazdığı önsözle başlayacak olursak, Kristof, davanın açıldığı 1993 yılında yaşananların Woody Allen’ın sevgilisi Mia Farrow’dan ayrılmasının ve Allen’ın evlatlık kızını taciz ettiği iddialarının manşetleri kapladığını, ancak bugün ilk kez olayın merkezindeki ismin, Dylan Farrow’un (yaşananlardan dolayı iki kez isim değiştirdi, önce Eliza, sonra Malone adını aldı) konuştuğunu yazıyor. Woody Allen’ın iddiaları reddettiğini ve hiçbir zaman ceza almadığını hatırlatan Kristof, masumiyet karinesine dikkat çekiyor. Ancak bu mektubu paylaşma gerekçesi olarak, Allen’ın Golden Globe hayat boyu başarı ödülü almasının ödülün uygunluğu tartışmasını alevlendirmesini gösteriyor, buradaki asıl meselesinin ise ünlü birinin hayatından ziyade bir cinsel istismar iddiasının varlığı olduğunu söylüyor. Kristoff, konu hakkında son günlerde bütün tarafların bir şeyler yazıp konuştuğunu, ancak olayın merkezindeki ismin ne düşündüğünü hiçbir zaman tam olarak duyamadıklarına dikkat çekiyor. Dylan’ın mektubunun tam metni şöyle: “En sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi? Cevap vermeden önce şunu bilmelisiniz: Ben 7 yaşındayken, Woody Allen benim elimden tutup beni evimizin ikinci katındaki kiler benzeri loş tavan arasına götürdü. Bana karnımın üzerine yatmamı ve kardeşimin elektrikli tren setiyle oynamamı söyledi. Ardından bana cinsel saldırıda bulundu. Yaparken benimle konuştu, iyi bir kız olduğumu ve bunun sırrımız olduğunu fısıldadı, birlikte Paris’e gideceğimizi ve filmlerinde yıldız olacağımı söyledi. Raylar üzerinde dolaşıp dururken o oyuncak trene baktığımı hatırlıyorum. Bugün bile hala, oyuncak trenlere bakmayı güç buluyorum. Hatırlayabildiğim süre boyunca babam bana hoşlanmadığım şeyler yapıyordu. Beni kendisiyle yalnız kalmam için sık sık annemden, kardeşlerimden ve arkadaşlarımdan uzaklaştırıp götürmesinden hoşlanmıyordum. Ağzıma başparmağını sokmasından hoşlanmıyordum. O iç çamaşırlıyken yatağa gidip yorganın altına girmek zorunda olmaktan hoşlanmıyordum. Çıplak kucağıma kafasını dayayıp nefes alıp vermesinden hoşlanmıyordum. Bu karşılaşmalardan kaçınmak için yatağımın altına kaçar veya banyoya saklanırdım ancak o beni her seferinde bulurdu. Bu normal olduğunu sandığım şeyler çok sık, çok rutin, çok yetenekli bir biçimde annemden gizlenerek gerçekleşiyordu ki, eğer annem bilseydi beni korurdu. Babaların çocuklarına böyle tutkuyla bağlandıklarını sanıyordum. Fakat tavan arasında yaptığı şey bana farklı geliyordu. Sırrı artık saklayamadım. Anneme, Woody Allen’ın bana yaptıklarını kendi babasının da ona yapıp yapmadığını sorduğumda, alacağım cevabı gerçekten bilmiyordum. Tetikleyeceği fırtınadan da haberim yoktu. Babamın, kardeşimle* cinsel ilişkisini kullanarak bana uyguladığı cinsel istismarı örtbas edeceğini bilmiyordum. Anneme, beni savunduğu için yalancı diyeceğini, ve onu benim kafama istismar düşüncelerini sokmakla suçlayacağını bilmiyordum. Hikayemi doktordan doktora, tekrar tekrar anlatmak zorunda bırakılacağımı, kavrayamadığım bir hukuk savaşı içinde yalan söylediğimi itiraf etmek için zorlanacağımı bilmiyordum. Bir noktada, annem beni oturttu ve bana yalan söylüyorsam başımın belaya girmeyeceğini, tüm söylediklerimi geri alabileceğimi söyledi. Geri alamadım. Hepsi gerçekti. Fakat güçlüler hakkındaki cinsel istismar iddiaları çok daha kolay düşüyor. Benim kredibiliteme saldırmaya hazır uzmanlar vardı. İstismar edilmiş bir çocuğu yakmaya hazır doktorlar vardı. (*-Dylan’ın üvey kardeşi Soon-Yi Previn, Mia Farrow’un önceki evliliğinden evlatlık. Woody Allen’ın o dönem reşit Soon-Yi ile 1992 yılında ilişkisi olduğu ortaya çıkmış, ikili halen birlikteler. Kanunen yasal üvey babası olmasa da Woody Allen, o dönem medyada Soon-Yi Previn’in üvey babası olarak telaffuz ediliyordu-zete) Bir ön duruşmanın babamın ziyaret haklarını elinden almasının ardından annem, Connecticut eyaletinin muhtemel suç bulgularına rağmen suçlamaları sürdürmeyi, savcının ifadesiyle “çocuk mağdurenin hassaslığı sebebiyle” reddetti. Woody Allen hiçbir suçtan ceza almadı. Bana yaptıklarının yanına kalması bütün büyüme sürecim boyunca aklımdan çıkmadı. Başka küçük kızların yanında bulunabilmesine izin verdiğim yönündeki suçluluk duygusu içimi kapladı. Erkekler tarafından dokunulmaktan ödüm patlıyordu. Yeme bozukluğu hastalığı gelişti. Kendimi kesmeye başladım. Bu işkence Hollywood tarafından daha kötü bir hale dönüştü. Değerli birkaç kişi (kahramanlarım) hariç herkes görmezden geldi. Belirsizliği tercih edip “Ne olduğunu kim bilebilir” demeyi ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranmayı çoğunluk daha kolay buldu. Ödül törenlerinde aktörler kendisinden övgüyle bahsetti. İstismarcımın suratını her görüşümde -posterlerde, tişörtlerde, televizyonda – yalnız kalıp dağılana kadar panik halimi kontrol altında tutabildim. Geçen hafta, Woody Allen son Oscar’ı için aday gösterildi. Fakat bu sefer, dağılmayı reddediyorum. Çok uzun süre, Woody Allen’ın kabul edilişi beni susturdu. Ödüller ve onurlandırmalar, benim susmamı ve uzaklaşmamı isteyen kişilerin bir mesajıymış, bana yönelik kişisel bir azar gibi geldi. Fakat cinsel istismarları atlatan ve bana uzanan kişiler – beni desteklemek ve öne çıkma yönündeki korkularını paylaşmak, yalan söyledikleri iddiaları, hatıralarının kendi hatıraları olmadığı yönündeki suçlamaları – bana sessiz olmamam konusunda, sadece diğerlerinin bile susmamasını sağlamak adına, bir neden verdiler. Bugün kendimi şanslı sayıyorum. Mutlu bir evliliğim var. Muhteşem erkek ve kız kardeşlerimin desteği arkamda. Bir sapığın evimize getirdiği kaostan bizi kurtarma gücünü içinde bulmuş bir annem var. Fakat diğerleri hala korkuyor, hassaslar ve gerçeği söyleme konusunda mücadele veriyorlar. Hollywood’un gönderdiği mesaj onlar için önemli. Ya sizin çocuğunuz olsaydı Cate Blanchett? Louis CK? Alec Baldwin? Ya bu sen olsaydın Emma Stone? Veya sen, Scarlett Johansson? Beni küçük bir kızken tanıyordun Diane Keaton. Beni unuttun mu? Toplumun cinsel saldırı ve istismar mağdurlarını hayal kırıklığına uğrattığının canlı bir örneği Woody Allen. Kendi 7 yaşındaki kızınızın Woody Allen tarafından tavan arasına götürüldüğünü hayal edin. Adı anılınca hayatı boyunca baş dönmesi yaşayadığını düşünün. İşkencecisini kutlayan bir dünya hayal edin. Hayal ediyor musunuz? Şimdi en sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi?”Zete
Tecavüze Uğrayan 15 Yaşındaki Kıza Kürtaj İzni Yok
Devlet koruması altında olan ve uğradığı cinsel saldırı sonucunda hamile kalan 15 yaşındaki kıza kürtaj izni verilmedi. İstanbul Bahçelievler 80. Yıl Çocuk Yuvası’nda koruma altında bulunan 15 yaşındaki K.D., iddialara göre cinsel istismara maruz kaldı.  Vatan gazetesinden Bülent Aydoğdu'nun haberine göre, K.D.’nin faili bilinmeyen cinsel istismar sonucu hamile kalması üzerine olay Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı’na ulaştı. 23 Aralık 2013’te genç kızın kaldığı çocuk yuvasının avukatının yaptığı başvuruda, K.D. adlı çocuğun sağlığına zarar verilmemesi koşuluyla gebeliğin sonlandırılması, ceninden alınacak kan örneğinin Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek DNA tespitinin yapılmasına karar verilmesi istendi. Savcılığa yapılan başvuruda 9 haftalık hamile olduğu tespit edilen kızın yaşının küçük olması, çocuğa bakabilecek durumda olmaması ve mağduru olduğu bir suç dolayısıyla hamile kalması nedeniyle kürtaj izni talep edildi. MAHKEME KARARI İLE HAMİLELİĞİN SONLANDIRILMASINA İLİŞKİN... Başvurunun ardından savcılık dosyayı Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne göndererek karar vermesini istedi. Dosyayı inceleyen hakim Sevil Zincir, yasada mahkeme kararı ile hamileliğini sonlandırılmasına ilişkin herhangi bir düzenlemenin bulunmadığını belirterek talebin reddine karar verdi. 24 Ocak 2014 mahkeme kararını açıklarken genç kızın da hamileliğinde 14 haftaya geldiği öğrenildi. Kararın ardından yapılan itirazın da reddedildiği öğrenilirken, koruma altında olan kızın şimdilerde hamileliğin 17. haftasını bitirdiği ve dosyasının halen Gaziosmanpaşa Çocuk Mahkemesi’nde bulunduğu belirtildi. Bülent Aydoğdu - Vatan
Kâbus Evinde 7 çocuk
Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğü, minibüs ile 60-65 yaşlarında bir şahsın eve sürekli yaşı küçük kız çocukları getirdiğini ve yaşlı kişilerin de fuhuş amaçlı olarak adrese sürekli girip çıktığı ihbarı üzerine operasyon başlattı Yoksul semtlerden iş ve eğitim vaadiyle topladığı 14 ile 17 yaşındaki 7 kız çocuğu Bakırköy’de eve kapatan Derya Hülagu Tetik, cinsel istismar ve çocuk pornosundan 79 yıl hapse çarptırıldı. 66 yaşındaki adam kendini “Onlara şefkatle yaklaştım, Eyüp Sultan’a götürdüm” diye savundu. Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğü, 23 Nisan 2010’da minibüs ile 60-65 yaşlarında bir şahsın eve sürekli yaşı küçük kız çocukları getirdiğini ve yaşlı kişilerin de fuhuş amaçlı olarak adrese sürekli girip çıktığı ihbarını aldı. İhbarı değerlendiren Asayiş Şube Müdürlüğü polisleri Ataköy’deki daireye baskın düzenledi. Çocuklar fuhuşu anlattı İçeri giren polisler yatak odasında 1994 doğumlu mağdur S.K. ile karşılaştı. Evde kalan yaşları 14 ile 17 arasında değişen 7 kız çocuğu üç şüpheli hakkında şikâyetçi oldu. Çocuk yaştaki kızlar, fuhuş bataklığına nasıl sürüklendiklerini detaylarıyla anlattı. 17 yaşındaki S.K.’nın polise verdiği ifadesinde önce ağabey gibi kendilerine yaklaşan Derya Hülagu Tetik’in (66) hediyeler alıp para vererek güvenlerini kazandığını daha sonra da Bakırköy’deki evde kendileriyle cinsel ilişkide bulunduğunu söyledi. S.K., Tetik’in arkadaşları emlakçı Hamdi Ç.’nin de kızlara ilişki teklif ettiğini ancak kızların kabul etmediğini, eczacı Haluk S.’nin ise kızlarla oral yoldan cinsel ilişkiye girdiğini anlattı. Diğer mağdur kızlar da benzer ifadeler verdi. Biri tutuklu, üç şüpheli İfadeler doğrultusunda üç şüpheli gözaltına alındı. ‘Birden fazla çocuğun nitelikli cinsel istismarı, cinsel taciz, çocuk pornosu bulundurmak ve çocuklara izlettirmek’ suçundan Tetik tutuklanırken, diğer iki şüpheli de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bakırköy 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, önceki gün 18’inci celsede karara bağlandı. Son savunmasında mağdurlara herhangi bir cinsel eyleminin olmadığın aksine onlara şefkatle yaklaştığını söyleyen Tetik, “Onları her ay Eyüp Sultan’a götürürdüm. Yaşım bellidir, sağlık sorunlarım olduğu gibi fiziki yönden de cinsel istismar suçuna yönelik bir yapıya da sahip değilim. Üzerime atılı suçları kabul etmiyorum” diye kendini savundu. Diğer sanıklar da suçlamaları reddetti. Doğal olmayan cinsel CD’ler Mahkleme sanık Hamdi Ç.’yi delil yetersizliğinden dolayı beraat ettirdi. Sanıklardan Haluk S.’yi ise doğal olmayan cinsel içerikli CD’leri evinde bulundurmaktan 10 ay hapis cezasına, cinsel istismardan 8 yıl 4 ay hapse mahkûm etti. Mahkeme sanık Derya Hülagu Tetik’i de 7 kız çocuğunun birden fazla nitelikli cinsel istismarı, cinsel taciz, çocuk pornosu bulundurmak ve çocuklara izlettirmek’ suçlarından toplam 79 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm etti. T24
Onur Yaser Can'ın Annesi İntihar Etti...
“Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler... Bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi' Onur Yaser Can karakolda yaşadıklarını arkadaşlarına bu şekilde anlattı. Ardından karakola tekrar çağrıldı. Ancak o çırılçıplak soyularak işkenceye maruz kaldığı karakola gitmek yerine, çırılçıplak soyundu ve kendini evinin camından attı. Genç mimar 23 Haziran 2010'da 28 yaşında hayata gözlerini yummuştu. Annesi Hatice Can ise dün yani 2 Mart 2014'te intihar ederek yaşamına son verdi. Can uzun süredir psikolojik destek alıyordu. Onur Yaser Can'ın hikayesi Onur Yaser Can, İstanbul’da yaşamını sürdürürken, esrar satın aldığı gerekçesiyle, Harbiye’de 2 Haziran 2010’da, İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. Onur Yaser’i yakalayan polis, kolayca tespit edebilecekleri uyuşturucu satıcılarını bilerek yakalamadı. Avukat bulundurulmadan ifadesi alınan Yaser Can'ın ailesinin telefon numarası üzerinde olduğu halde onlara da haber verilmedi. Zorla yakalanmış olmasına karşın, yakalanma anındaki bedensel, ruhsal sağlık durumunun saptanması için 'Giriş Doktor Raporu' yasal zorunluluk olmasına rağmen alınmadı. Savcının gözaltı kararı olmamasına, gözaltına alınmayan şahısların nezarete dahi konulması yasal olarak yasak olmasına karşın; Onur Yaser nezarete alınarak çırılçıplak soyuldu, işkence ve cinsel istismara maruz bırakıldı. Sorgu sırasında acı içinde polislere yalvaran genç bir insanın sesi dinletilen Yaser, hakarete uğradı, tokatlandı, muhbirliğe zorlandı. İşkence sonrası alınan 'Çıkış Doktor Raporu' için yapılan muayene 'hukuk' ayaklar altına alınarak işkence şüphelisi polisler huzurunda yapıldı. Rapor, 'Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliği'ne ve 'İstanbul Protokolü'ne aykırı biçimde hukuk dışı olarak düzenlendi. Savcının salıverilmesi talimatına karşın 'Çıkış Doktor Raporu'ndan sonra işkence şüphelisi polisler tarafından tekrar emniyete götürülüp bir süre daha tutuldu. Polisler tarafından düzenlenen ve Onur Yaser'e işkenceyle imzalatılan ifade tutanaklarından salıverilmesi sırasında hiçbir suret verilmeyerek, kendisini şüphe altında hissetmesi sağlandı. Söz konusu ifade ve tutanaklar planlanmış bir şekilde değiştirilmek istendi. Onur Yaser yakalandığı gecenin hemen ertesi günü, 3 Haziran 2010 tarihinde, telefonla aranarak imzaladığı ifade ve tutanaklarda 'Tarih hatasının düzeltilmesi' hilesi ile ikinci kez emniyette çağrıldı. Emniyete gittiğinde, ifadesine bazı eklemeler yapıldı. Loş, karanlık bir ortamda korkutulup, tehdit edilerek yeni ifade ve tutanaklar imzalatıldı. Ancak yeniden zor ve tehditle imzalattırılan ifade ve tutanaklardan da birer suret verilmeyerek kendisinin yine şüphe altında kalması sağlandığı gibi, üzerinde yakalanan esrar maddesini satın aldığı kişinin telefonunu, kim veya kimlerden öğrendiğini hâlâ söylemediği için, 20 gün boyunca tahsis edilen bir polis ekibi tarafından adım adım fiziki olarak izlendi, telefonu dinlendi. Onur Yaser, bu gelişmelerden sonra çok fazla tedirgin olarak avukata başvurdu. İfadesinin ve imzaladığı tutanakların birer örneğini almak için emniyete giden avukatına 'Dosya üzerinde gizlilik kararı var' gerekçesi ile ifadesi ve tutanaklar yine narkotik polislerince verilmek istenmedi. Avukatın ısrarı, yazılı dilekçe vermek ve müdürleri ile görüşmek istemesi sonucunda ifadesi ve 'Madde Tartım Tutanağı’nı verdiler. Ancak iki kez alınmış olan ifade tutanağında, ifadeyi alan komiser vekili polis memurunun imzası bulunmamaktaydı. Üstelik yakalanmış bir şahsın aynı konudan ilgili Cumhuriyet Savcısı'nın yazılı talebi olmadan tekrar yakalanamayacağı, ifadesinin alınamayacağı yasal bir gereklilik olmasına rağmen, avukatına müvekkilinin yeniden ifadesinin alınacağını söyleyerek Onur Yaser’i, üçüncü kez ifade vermesi için narkotik şubeye çağırdılar. ÇIRILÇIPLAK İŞKENCE EDİLDİĞİ KARAKOLA YENİDEN GİTMEK YERİNE İNTİHAR ETTİ Onur Yaser 3. kez ifadeye gideceği veya tekrar yakalanabileceği ihtimalinin olduğu günün akşamında, 23 Haziran 2010 saat 22.00 civarında, kendisini, oturduğu apartmanın 3. katındaki evinde, odasının penceresinden çırılçıplak bir halde attı. Atladığında hayatta olan Yaser, ambulansın geç gelmesi, götürüldüğü ilk hastanenin başka hastaneye sevk etmesi ve ikinci hastanede de zamanında müdahale edilmemesi sonucu hayatını kaybetti. Arkadaşları, Onur Yaser’in gözaltına alındıktan sonra yemeden içmeden kesildiğine, ürkek, tedirgin bir halde olduğuna, suskunlaştığına, iş konsantrasyonunun ve psikolojisinin bozulduğuna tanık oldular. Onur Yaser, arkadaşlarına anlattığı ve yaşamına son verme girişiminden bir gün önce kendi el yazısı ile yazdığı ve yarım kalmış olan nota göre, savcının 'serbest bırakın' talimatına rağmen emniyette çırılçıplak soyuldu, hakarete uğradı, başkaları hakkında ifade vermeye zorlandı. Ölümünden bir gün önce konuştuğu bir arkadaşına ise şunları anlattı: 'Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler. Öksürtüldüm, bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi.' Arkadaşı, dosyadaki ifadesinde, 'Benimle konuşurken zorlanıyordu, hüngür hüngür ağlıyordu. Söyledikleri zor anlaşılıyordu. İfadeyi imzalaması konusunda tehdit edildiğini söyledi' dedi. Yaser'in anne ve babası Hatice-Mevlüt Can, yaşamına son verme girişiminde bulunmadan bir kaç saat önce başının belada olduğunu, kendilerinden İstanbul'a gelmelerini istediğini ve kendilerinin Saat 03.00 sıralarında İstanbul’a ulaştıklarında oğullarının artık hayatta olmadığını anımsattı. Aile adalet arama süreçlerini şöyle anlattı: 11 AY SÜREN DURUŞMADA İŞKENCECİLERE TAKİPSİZLİK 'Oğlumuzu kaybettiğimiz gün polisler hakkında, suç duyurusunda bulunarak, Oğlumuza, işkence yaptıkları, cinsel istismar yaptıkları ve insanlık dışı bir psikolojik baskı altında tuttukları için ölümüne neden olduklarını belirttik. Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi, Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi ve İstanbul 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği görevlileri hakkında da geç müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduk. Polisler hakkındaki soruşturma Fatih Cumhuriyet Savcılığı'nda yaklaşık 11 ay sürdü. Bu sürede, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı üç kez değişti. Dosyanın İEM bilgisayar image kayıtları hakkında gizlilik kararı konulmasına rağmen, dosyanın tümünde gizlilik kararı varmış gibi, image kayıtlarının dosyaya ithali tarihi itibariyle, dosyanın devamına avukatların erişmesi uzun süre engellendi. Savcılığın isteği üzerine, ancak talebimizin aksine nezaret odası kameraları değil de yalnızca emniyetin giriş çıkış kameralarını inceleyen bilirkişiler, Onur Yaser’e işkence, cinsel istismar ve kötü muamele yapıldığına ilişkin bir kayda rastlamadıklarını belirtti. Soruşturmayı tamamlayan Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş bilirkişilerin bu raporu üzerine, 4 polis hakkında işkence suçundan takipsizlik karar verdi. Savcı, 'Soyut iddialar dışında, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini' belirtti. Ancak aynı kararda Narkotik Müdürlüğü bilgisayarlarının imaj kayıtları dikkate alınarak, iki polis hakkında ise resmi belgede sahtecilik suçundan fezleke düzenlendi.' Onur Yaser Can Davası: Polislerin İşkenceden Değil Evrakta Sahtecilikten Yargılanmasına Aile Tepkili Tarih 23 Kasım 2012. Onur Yaser Can cinayeti davası duruşması. Baba Mevlüt, anne Hatice ve kardeş Ezgi Sevgi de duruşmada dinleniyor. Duruşma tam 4 ay sonrasına erteleniyor. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'Evrakta sahtecilik' suçundan yargılanan Narkotik Şube Müdürlüğü'nde görevli polisler Soner Gündoğdu ve Salih Bahar duruşmaya katılmazken, avukatları hazır bulundu. Duruşmada, ailenin müdahil olma talebi kabul edlidi. Daha önce Beyoğlu Adliyesi'nde nöbetçi mahkeme, gözaltında işkenceyle ilgili takipsizlik kararı vermişti. Bu davada mahkeme işkence davasını Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi. Ailenin avukatı Ercan Kanar, dosyanın işkence davası olduğunu, ailenin de bu yönlü talebi olduğunu belirterek, şikayetlere rağmen polisler hakkında resmi belgede sahtecilikle ilgili dava açıldığını söyledi. Kanar, polislerin bir kişinin ölümüne sebep olduğunu belirterek evrakta sahtecilik işleminin de iki kişi tarafından yapılmadığı konunu araştırılması için bilgisayarların teknik üniversiteye gönderilerek bilirkişi raporunun incelenmesi yapılmasını istedi. 'CİNSEL SALDIRIYA MARUZ KALDIĞINDAN EMİNİM' Davaya ilişkin konuşan Onur Yaser Can'ın annesi Hatice Can, 'Yol katedebilmek istiyoruz. Belli bir noktaya geldik. Belgede sahtecilik yapmaktan iki polis memuru yargılanıyor, ama bu sürecin içinde sadece iki kişi yok. Hepsinin yargılanmasını istiyoruz' dedi. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'nin, işkence ile ilgili soruşturmada takipsizlik kararı verdiğini ve itiraz ettiklerini hatırlatan Hatice Can, İstanbul Valiliği'nin soruşturma izni vermediğini söyledi. Can, tekrar İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'ne itiraz ettiklerini belirterek, 'Mahkeme valiliğin kararını bozdu. Cumhuriyet savcılığının dava açmasını bekliyoruz' dedi. Hatice Can, şöyle konuştu: 'Çocuğumun el yazma notunda nasıl işkence gördüğü var. Çırılçıplak soymuşlar, yere çöktürmüşler, çırılçıplak halde duvara yüzü dönük şekilde saatlerce bekletmişler, sürekli ağlayan ve yalvaran bir çocuğun sesini dinletmişler. Bunlar polislerin savcılıkta verdiği ifadelerde de var. 28 yıl boyunca bebekliğinden itibaren ailesinden tek bir kötü ses duymadan, bir fiske dahi vurulmadan büyütülen mimar, müzisyen, heykeltraş, bir genci çırılçıplak soymak, ince arama yapmak, aşağılamak, bu başlı başına bir cinsel tacizdir. Ki bu arada cinsel tacize girebilecek neler yaptıklarını bilmiyoruz çünkü hala kamera kayıtları yok. Bu ülkenin en küçük karakolunda dahi kamera kayıtları var deniliyor, nasıl İstanbul gibi bir kentin Narkotik şubesinde sorgu sırasında çekilen kamera görüntüleri yok. Ben oğlumun cinsel saldırıya maruz kaldığına eminim.' 'DEVLET POLİSİNİ KORUYOR' Baba Mevlüt Can da devletin kendi polisini korumaya çalıştığını söyledi. Can, şunları belirtti: '250. maddenin polislere verdiği geniş yetkiden kaynaklanıyor sanırım bu keyfiyet. Yoksa bizim oğlumuz ne intihar edecek, ne kendini atacak bir çocuktu. Hayatı çok seven bir çocuktu. Ona işkence yapanların eline bir daha geçmemek için canına kıyıyor. Olan bu.' Kardeşi Ezgi Sevgi Can ise ağabeyi için mücadele edeceklerini dile getirdi, 'Onu düştüğü yerden kurtaracağız' dedi. Ezgi Sevgi Can, 'evrakta sahtecilik' davasının, ağabeyine yapılan psikolojik işkencenin kanıtı olduğunu söyledi ve ekledi: 'Ama bunun ötesinde fiziksel ve cinsel işkence var. Bunun da peşinde koşacağız.' Onur Yaser Can Davasında Karar: 2 Polise 2 Yıl 6 Ay Hapis Cezası Verildi Tarih 16 Mayıs 2012. Dava karara bağlanıyor. Sanık polisler işkenceden değil 'delil karartma'dan 2 yıl hapis cezası alıyor. Onur Yaser Can'ın polis baskısıyla bulanıma girerek intihar etmesinin ardından iki polis hakkında açılan 'delil karartma' davası İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde karara bağlandı. Karar duruşmasında sanık polisler ve Onur Yaser Can'ın ailesi ve arkadaşları katıldı. Mütalaa üzerine söz alan Avukat Ercan kanar, resmi evrakta sahtecilik yaptıkları sabit olan Narkotik Şube Müdürü Cengiz Melbeyoğlu ve Komiser Hakan Aydın ile polis memurları Muhammet Ongun, Şükrü Velioğlu, Yunus Başay ve Onur Ülker ile ilgili mahkemenin suç duyurusunda bulunmasını talep etti. Av. Kanar, 'Resmi evrakta sahtecilik gibi görünse de, söz konusu olay bir insan hayatını yok etmiştir. Bu tür suçların bir daha işlenmemesi için, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti bakımından mahkemenizin suç duyurusunda bulunmasını önemli buluyoruz' dedi. Av. Kanar, cezanın üst sınırdan verilmesini ve indirime gidilmemesini istedi. Sanık avukatları ise polislerin resmi evrakta sahtecilik suçunu işlemeye kast etmediği yönündeki iddialarını tekrarlayarak beraat istedi. Sanık avukatı Ahmet Baran Akkaya, Onur Yaser Can'ın gözaltında yaşadıklarını anlattığı intihar notunun sahte olduğunu iddia etti. Sanık Soner Gündoğdu ise hala ekip şefi olarak görevi başında bulunduğuna dikkat çekerek, beraat talebini yineledi. Mahkeme, Salih Bahar ve Soner Gündoğdu’nun resmi evrakta sahtecilik yaptığına hükmederek alt sınır olan 3 yıl hapis cezası verdi. Ancak, mahkeme, duruşmalardaki 'iyi hal' gerekçesiyle cezada indirime gitti. Polis memurları evrakta sahtecilik yüz kızartıcı suç kategorisinde olduğu için polis memurluğu yapamayacak. AVUKAT KANAR'DAN KARARA TEPKİ Kararı değerlendiren Av. Ercan Kanar, indirim yapılmasını ve alt sınırdan ceza verilmesini kınadı. Av. Kanar, söz konusu resmi evrağın başka bir soruşturmada kullanıldığına dikkat çekerek, TCK 205. maddeden de cezalandırılmaları gerektiğine dikkat çekti. Av. Kanar, 'Yargı, kamu görevlilerinin işlediği suçlarda yeterince cesur davranmıyor' diye konuştu. Öte yandan, Onur Yaser Can'ın gözaltına alındığında kötü muamele, işkence ve cinsel istismara maruz kalmasıyla ilgili iç hukuk yolları tükendiği için aile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeye hazırlanıyor. Hıdır Tok | Başkahaber
Tecavüz Davasına Akılalmaz Savunma
Mardin'in Midyat İlçesi’ndeki özel bir erkek yurdunda kalan lise öğrencisi 14 yaşındaki C.A.’ya farklı tarihlerde 6 kez tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanan yurt görevlisi 24 yaşındaki H.K. 15 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. H.K.’ye ayrıca yine aynı yurtta kalan A.Y. adlı öğrenciye ’cinsel istismar’ nedeniyle 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Güvenlik gerekçesiyle Mardin-Midyat’tan Balıkesir’e alınan davanın 3’üncü duruşması bugün 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan sanık H.K.’nin video konferans sistemiyle katıldığı duruşmada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı Hülya Yazar Günay, C.A.’nın cinsel istismar sonucu ruh sağlığının bozulduğunu, sanığa TCK’nın 103 / 2’nci Madesi gereğince üst sınırdan ceza verilmesini istedi. C.A.’nın avukatı Serap Ertuğrul suçun kesin olduğunu, tecavüzün tehdit ve zorla gerçekleştirildiğini mağdurun cinsel istismar izlerini halen taşıdığını ve psikolojik rahatsızlıkları bulunduğunu vurguladı. Yine mağdur avukatları arasında yeralan Haluk Ay da sanığın hiç pişmanlık belirtisi göstermediğini belirterek, cezalandırılmasını istedi. Savcı, mütaalasında sanığın yurttaki nüfuzunu kötüye kullanarak mağdura zincirleme olarak farklı tarihlerde 6 kez tecavüz ettiğini belirterek cezalandırılmasını istedi. Savcılık sanığın C.A. ile aynı yurtta kalan öğrencilerden A.Y.’ye tecavüze yeltendiğini ancak bunun gerçekleşmediğini belirterek, ayrıca ceza verilmesini talep etti. 'AMAÇ YURDU KAPATTIRMAKTI' Sanık H.K.’nin avukatı Okan Kadir Bektaşoğlu, eldeki rapor ve delillerle ceza verilemeyeceğini savunurken, 'fiili livatayı gösteren bir delil yoktur' iddiasında bulundu. Bektaşoğlu, H.K.’nin esastan beraatini, bu karar verilmezse delil yetersizliğinden beraatini, o da olmazsa hükümle birlikte tahliyesini istedi. Yine sanık avukatı İhsan Özkan, H.K.’nin isnat edilen suçu hiç bir zaman kabul etmediğini buna karşın müştekilerin farklı ifadeler verdiğini öne sürdü. Sanığın kaçmak yerine teslim olduğunu vurgulayarak, beraatini istedi. Sanık H.K., 'Ben bu suçu işlemedim. Ortada bana atılmış bir iftira var. İftiraya karşı kendimi nasıl savunabilirim? Bu bana yapılmış bir komplodur. Suçu kabul etmiyorum. Ben böyle bir suç işleseydim C.A. okuldan değil, yurttan kaçardı. Buradaki amaç bana ceza verilmesini sağlayarak yurdu kapattırmaktır. Suçsuzum, beraatimi istiyorum' dedi. Mahkeme heyeti H.K.’nin C.A’ya karşı cinsel istismar eyleminde bulunduğunun sabit olduğunu belirterek, önce sanığı TCK’nın 103/2’nci Maddesi gereğince 8 yıl hapis cezası ile cezalandırdı. Sanığın yurttaki görevi ve mağdur C. ile olan ilişkisini gözönüne alan heyet cezayı TCK’nın 103/3’üncü maddesi gereğince yarı oranında arttırarak önce 12 yıla, mağdurun ruh sağlığının bozulması nedeniyle de 16 yıla çıkardı. Suçun çeşitli tarihlerde işlenmesini de dikkate alan mahkeme cezayı TCK’nın 43’üncü Maddesi gereğince 19 yıl olarak açıkladı. Ardından sanığın duruşmadaki olumlu davranışı nedeniyle cezayı 1/6 oranında düşürdü 15 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Mahkeme H.K.’ye A.Y. adlı öğrenciye de 'cinsel istismar suçu'ndan 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Milliyet
Tecavüz Mağduru Çocuğa Rapor İşkencesi
Tecavüze uğradığı iddia edilen 13 yaşındaki F.S için 3 ayrı rapor bulunmasına rağmen mahkeme yeni rapor istedi. Mağdur muayeneyi reddedince, polis zoruyla götürülmesine karar verildi Diyarbakır'da okula giderken alıkonulup, tecavüze uğradığı iddia edilen 13 yaşındaki F.S. adlı erkek çocuk için 3 ayrı kurumdan rapor alındı. Davanın görüldüğü Diyarbakır 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi, bu raporlarla yetinmeyip, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden 'mağdurun beden ve ruh sağlığına ilişkin kurul raporu' istedi. F.S. yeniden muayeneye gitmeyi reddedince, mahkeme heyeti, polis zoruyla götürülmesine karar verdi. Felat Özarslan ’ın Doğan Haber Ajansı’nda yer alan haberine göre, geçen yıl Ocak ayında, okula gitmek için evinden çıkan F.S. yolda karşılaştığı 25 yaşındaki B.Ç. tarafından ölümle tehdit edilip, şiddet uygulanarak, bir binanın bodrum katına götürüldü. Burada iki kez tecavüze uğradığı ileri sürülen F.S., olayı ailesine anlattı. Durumun polise bildirilmesi üzerine, F.S.'nin psikolog gözetiminde ifadesi alınarak, soruşturma başlatıldı. F.S.'nin teşhis ettiği şüpheli B.Ç. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak hakkında 'yağma', 'hırsızlık', 'mağdurun beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı' ve 'mala zarar verme' suçlarından 40 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. B.Ç. ifadesinde mağduru zorla yanında götürdüğünü ve iki kez cinsel ilişkiye girdiğini kabul etti. B.Ç.'nin daha önceden çok sayıda cinsel istismar, taciz, tecavüz ve hırsızlık suçundan sabıkasının bulunduğu ve halen çok sayıda dosyadan yargılandığı ortaya çıktı. 3 ayrı yerden rapor alındı Olaydan sonra rapor için Adli Tıp Kurumu'na sevk edilen F.S.'ye tecavüz edildiği belirlendi. Daha sonra Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne sevk edilen F.S.'nin ruh sağlığının bozulduğu tespit edildi. Son olarak Sağlık Bakanlığı Çocuk İzlem Merkezi'ne götürülen F.S., muayene ve görüşmeye alındı. Adli Tıp Kurumu, Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Çocuk İzlem Merkezi'nden alınan 3 ayrı rapor, dava dosyasına konulurken, tecavüzün meydana geldiği bodrum katında inceleme yapan polis, boş bir kağıt mendil poşeti bularak kriminal incelemeye gönderdi. İncelemede poşetin üzerinde şüphelinin sol el orta parmak izi tespit edildi. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'nın hazırladığı iddianamede de sanığın mağdura birden fazla nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu ve mağdurun ruh sağlığının bozulduğu belirtildi. Rapor almaya gitmedi F.S.'nin tecavüze uğramasına ilişkin davanın bir önceki duruşmasında mahkeme heyeti, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden mağdurun beden ve ruh sağlığına ilişkin kurul raporu aldırılmasına karar verdi. Yaşadığı tecavüz olayı ve 3 ayrı muayene sonucu psikolojisi bozulan F.S. ise mahkeme kararına rağmen rapor için hastaneye gitmedi. Polis zoruyla rapor aldırılmasına karar Davanın görülmesine Diyarbakır 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık B.Ç. ve taraf avukatları katıldı. Duruşmada söz alan F.S.'nin avukatı Gülşen Özbek, dosyadaki doktor raporunun yeterli olduğunu ve mağdurun psikolojisinin daha fazla bozulmaması için bir daha rapora gönderilmemesini istedi. Tarafları dinleyen mahkeme heyeti, F.S. için daha önce alınan raporun bilirkişi doktor tarafından yazıldığını ve Yargıtay içtihatları kapsamında hükme esas alınamayacağını belirtti. Mahkeme heyeti, mağdurun Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden kurul kararı aldırılması için Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti, mağdurun babası ve annesinin rızasına bakılmayarak rapor için zorla götürülmesine ve hastaneye götürülmesi sırasında sosyal hizmet uzmanının da refakat etmesine karar verdi. Sanığın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, rapor sonucunun beklenmesi için duruşmayı erteledi.T24
Cinsel Saldırı 13 Yaşındaki Çocuğu Etkilememiş!
DİYARBAKIR'da 13 yaşındaki kız öğrencisine otomobilinde cinsel istismarda bulunurken polis tarafından yakalanan 39 yaşındaki öğretmen S.C.'nin yargılandığı mahkemeye Dicle Üniversitesi heyetince gönderilen raporda, mağdurun cinsel saldırı nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmadığı belirtildi. Diyarbakır'da bir ilköğretim okulunda İngilizce öğretmeni olarak görev yapan S.C., geçen yıl 23 Nisan kutlamalarının yapıldığı gün, Nevruz Parkı yakınlarında, 5'nci sınıf öğrencisi S.T.'ye, kendi otomobilinde cinsel istismarda bulunurken polis tarafından yakalandı. Hakkında, 'çocuğun nitelikli cinsel istismarı' ve 'cinsel amaçlı çocuğu hürriyetinden yoksun kılma' suçundan 16 yıldan 50 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan 4 çocuk babası öğretmen S.C.'nin yargılanmasına Diyarbakır 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık S.C. ve taraf avukatları katıldı. 'RUH VE BEDEN SAĞLIĞI BOZULMADI' Duruşmada ilk olarak mağdurun beden ve ruh sağlığına ilişkin Dicle Üniversitesi'nden gönderilen rapor okundu. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beden ve Ruh Sağlığı Kurulu raporunda S.T. ile yapılan görüşmede, olayı nadiren hatırladığında üzüntü duyduğu, olaydan sonra okul ve evlerinin değiştiği belirtildi. Raporda, ruhsal muayenede mağdurun önceki psikiyatrik sorunlarının düzelmiş olduğu belirtilirken, cinsel istismardan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak derecede herhangi bir psikopatolojik araz tespit edilmediği ifade edildi. Raporda mağdurenin cinsel istismar nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmadığı görüşüne varıldığı belirtildi. AVUKATTAN RAPORA TEPKİ Duruşmada söz alan S.T.'nin avukatı Ruşen Seydaoğlu Ayyıldız, 'Mağdure, heyetle görüşme sırasında bile ağlama krizine girmiş . Bunun üzerine iki ay sonra getirilmek üzere süre verilmiştir. Bu nedenle Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasını talep ediyoruz. Olayda suçüstü hali vardır. 13 yaşındaki kız çocuğu çok ciddi şekilde mağdur olmuştur. Sanık tarafından 'çocuğun rızası var denilse bile' mağdur 13 yaşında kız çocuğudur. Sanık suçunu kabul etmiş ve toplum açısından zararlı bir kişiliktir. Rapor kendi ile çelişmektedir' dedi. SANIK: BU OLAYDAN DOLAYI BEN MAĞDURUM Duruşmada söz alan tutuklu sanık S.C. ise tahliyesini talep ederek, 'Bana en çok dokunan, toplumsal açıdan sanki bir tecavüzcü, bir caniymişim gibi davranılıyor. Benim geçmişime bakıldığında yüzlerce öğrenci yetiştirdiğim görülecektir. Bu olaydan dolayı mağdurum' dedi. Sanık avukatı da müvekkilinin cani, canavar gibi lanse edilmeye çalışıldığını ifade ederek, 'Bu müvekkilimi mağdur etmektedir. Tahliyesini talep ediyoruz' diye konuştu. MAHKEME RAPORU KABUL ETTİ Duruşmaya kısa bir ara veren mahkeme, sanık S.C.'nin tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme, S.C.'yi araç içinde yakalayan polislerin zorla getirilmesine, getirilmemeleri durumunda yasal işlem yapılmasına da hükmetti. Mahkeme avukatların tepki gösterdiği raporun çocuk uzmanları tarafından usule uygun şekilde hazırlandığını gerekçe gösterip, mağdur hakkında yeniden rapor aldırılması talebini reddetti. Duruşma eksiklerin tamamlanması için ertelendi.Felat BOZARSLAN / DİYARBAKIR, (DHA)