Bülent Arınç Haberleri

Bülent Arınç ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Bülent Arınç ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Arınç'tan Siyasilere Twiter Eleştirisi: 'Çıt Çıt Çıt...'
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın Star'daki köşesinde Gülen cemaatini kast ederek ''Milli orduya kumpas kuruldu'' diye iddia etmesinin ardından ilk kez konuştu ve ''Ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip eden bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz'' dedi. Arınç, Twitter'da sürekli paylaşımda bulunan bakan ve vekil arkadaşlarını da şu sözlerle eleştirdi: ''Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil.'' Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara'da Başbakanlık muhabirleriyle bir araya geldi. Arınç şunları söyledi Türkiye kendisi hareketli bir ülke, güçlü bir ülke. Ben baktığımda 11 yıldır devam eden istikrarlı hükümetin önemli işler başardığını görüyorum. Türkiye’de gerçekten maddi planda yapılan ekonomiyi yeniden inşa etmek, makro ekonomik göstergelerden her bireyin refah içinde yaşama kavuşmasına kadar, tüm sektörlerde çok önemli işler başardığını söylüyoruz. 11 YILDA İLMİK İLMİK ÖRÜLEN YAPI Geçmişte çok kırılgan bir yapı vardı. Siyaset dışı kurumlar hükümetlere de kolaylıkla müdahale edebiliyordu. 11 yılda ilmik ilmik örülen yeni bir yapı var. Yeni Türkiye’de diyebiliriz. Vesayetlerin müdahalelerin ortadan kalktığı sivil asker ilişkilerinin yeniden kurulduğu, Türkiye’den anti demokratik uygulamaların sona erdiği bir dönem yaşıyoruz. KÖŞK SEÇİMİNDE HİÇ AKLA GELMEYECEK HİLELER ORTAYA ÇIKABİLİR İlk defa halk oyuyla cumhurbaşkanı seçilecek. Türkiye’de cumhurbaşkanları seçimi her zaman engellemelerle karşılaşır. Hatta hiç akla gelmeyecek hileler ortaya çıkabilir. 2007’de 367 gibi. Şüphesiz bugün herkes 367’yi gülümseyerek karşılıyor. Ama Türkiye bunu yaşadı. Herkesin gülüp geçtiği saçmalığı hepimiz yaşamıştık. Aradan yedi yıl geçiyor, başka tartışmalar gündeme gelinebilir. Böyle bir durumda siyasi iktidar güçlü olduğunu göstermek, halk oylamasından altığı neticelerin sandığa yansıyacağını söyleyebilir. CHP açısından farklı şeyler, MHP açısından baktığımızda farklı şeyler gündeme gelebilir. BU FLU ORTAMLAR ORTADAN KALKACAK Bu flu ortamların ortadan kalkacağına yürekten inanıyorum. Sancılar yaşanabilir. Bunların hepsi birer sınamadır. Bunlardan başarıyla çıkacğaız. Bugünkü rakamlarla sandığa gidildiğinde yeniden bir güven tazelemesi olabileceğini de düşünüyorum. GÜÇLÜ BİR HÜKÜMET VAR Türkiye'de böylesi kırılgan şeylerin yaşandığı ortamda şükür ki güçlü bir hükümet var. Abartılıp köpürtülen haberlerin de aslında maksatlı yayınlandığını biliyoruz. Sükunetle ve elbette olaylara şiddetle değil suhuletle yaklaşılması gerektiğini düşünüyoruz. HİÇ KİMSE AF BEKLENTİSİ İÇİNDE OLMASIN (Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla ilgili olarak Genelkurmay suç duyurusunda bulundu. Delillerin karartıldığı gerekçesiyle yapıldı bu başvuru. Bu başvuruyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yasal bir düzenleme gerekir mi? CHP liderinin de bir açıklaması olmuştu. İktidar partisi adım atarsa destek veririz demişti. Ergenekon ve Balyoz davalarında kademeli bir af çıkarılması yönünde bir iddia var. Hükümetin gündeminde midir? sorusuna) Bahsettiğiniz davaların bir kısmı kesinleşmiş, bir kısmı henüz yargı süreci tamamlanmamış. Kimsenin ismini adını ağzımıza almadan, bitmiş davalarla ilgili, şahıslarla ilgili, sivil davalarda olabilir, ceza muhakemesi kanununa baktığımızda o şartı taşıyorsa, tekrar iadeyi muhakeme isteyebilirler. Ceza davalarında delil serbestliği esası vardır. Dava bitene kadar sanık, şüpheli ve avukatı, bu da görülsün, şu delilde var diye talepte bulunursa mahkeme bunu değerlendirebilir. Bir genel af ve af beklentisi içinde hiç kimse olmasın. Af kelimesi çok tehlikeli bir kelime. Hükümetten parlamentodan birisi konuşursa herkes de büyük bir beklenti oluşur. İçerideki insanları düşünün, afla yatar afla kalkarlar. Hiç birimiz ağzımıza şu veya bu suçlular için af konusunu getirmeyiz. Hükümet olarak da bizim böyle bir düşüncemiz yok. Bu tartışmanın elbette bazı insanları heyecanlandırdığını düşünebiliriz. Genelkurmay Başkanı'ndan, arkadaşlarım sordu haberim yoktu. Bir başvuruda bulunduğunu duydum. Başvurunun içeriği ile ilgili bir bilgi yok. Bazı avukatların sözleri var. O avukatlar neyi ne kadar biliyorlar ben bilmem. Ama Genelkurmay Başkanımızın, Genelkurmay mensubu, bunların yargılananları olduğu kadar, aileleri çocukları ve arkadaşları da vardır. Eğer gerçekten bazı konulara yargının dikkat etmelerine inanmışlarsa, başsavcılığa, bir müracaattır şüphesiz. Bunun gerektiğince yeterince değerlendirilmesi gerekir. Bu talepler karşısında, hukuk devleti olan Türkiye’de yargının yapacağı şeyler vardır. Ya bu iddiaları değerlendirdikten sonra bu konuda yapılacak bir şey yoktur, yapılacak şey bunlardır diyebilir. UZUN TUTUKLULUK SÜRESİ CEZAYA DÖNÜŞTÜ Ben üç seneden beri, uzun tutukluluk sürelerin cezaya dönüştüğünü söylüyorum. Tahliyeye dönüşmesi gerektiğini söylüyorum. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bireysel başvurudur. Herkesin ayrı ayrı müracaat etmesi gerekir dediler. Bu sefer herkesin yaptığı başvuruya göre değerlendirmeye başladılar. İÇİŞLERİ BAKANI'NIN AÇIKLAMALARINA KATILMAM DOĞRU OLAN (Hatay’da bir TIR yakalandı. İHH’ya ait olduğu söylendi. İçişleri Bakanı'nın açıklamaları vardı. Savcıya arama yaptırılmadığı iddiası var. Bu olay sonrasında, 17 aralık operasyonunun bir devamı, hükümeti zora sokmak için böyle adım atıldığı iddiaları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? sorusuna) Bu sefer ismini söylemeyeyim. Her şeyi 17 Aralık’la irtibatlı görmeyelim. Ama zannediyorum ki bundan sonra da bir süre devam edecek. Dün bu TIR’la ilgili olarak İçişleri Bakanı'nın açıklamaları olmuş. Benim de ona katılmam doğru olanıdır. Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’yi etkilememesi mümkün değil. Biz tabi Türkiye olarak çok insani bir iş yapıyoruz. Büyük bir maddi külfet getirmesine rağmen. Burada görüldüğü kadarıyla TIR şüpheli olma sebebiyle durdurulmuş. MİT mensupları olaya müdahale etmeyin demiş. Vali bir yazı göndererek teyit etmiş. Savcı jandarma gelmiş. Onlara anlatılmış, tutanak tutulmuş. Ama bu resmi yazı karşısında MİT kanunu karşısında belli hükümler var. Bu konunun aranmadan devam etmesine karar verilmiş. Bunun karşısında söylenecek sözlerin İçişleri Bakanı tarafından nasıl karşılandığı önemlidir. Suriye’deki Türkmenlere gönderilen insani yardım olarak bahsetmiştir. Ancak dün açıklama üstüne açıklama yapan CHP’nin milletvekillerini dinledim üzüldüm. Geçmişte de Esad'ın yanına gitmek için çok gayretleri olmuştu. Onların Esad ailesiyle duygusal bağları olduğunu da biliyoruz. Onlar Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere yardım yapıyor olmasını büyük bir suç olarak kabul ediyorlar. Bizim Suriye’deki radikal unsurlara bir kuruş bir yardımımız yok. Suriye halkına da ayırt etmeksizin insani yardım yapıyoruz. Dolayısıyla speküle edilmiş haberleri bir kenara koyarak, bakanımızın açıklamasını ben şahsen yeterli görüyorum. MEHMET ALİ ŞAHİN'İN 'YARGITAY'DAKİ İMAM' SÖZLERİ (Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Herhangi bir bilgi sahibi değilim. Mehmet Ali Şahin bey Adalet Bakanlığımızı yapmış, sonra da TBMM Başkanlığımızı yapmış bir siyasetçidir. İnanarak güvenerek söylüyorum ki olay böyle olmuştur dedi. Kendisi bana bu konu hakkındaki bilgimi sorarsanız bende size ulaştırırım diye haber gönderdi. Yani Yargıtay müraacat ederse, Mehmet Ali Şahin beyin sözünü duyduğum için söylüyorum, bu bilgileri paylaşırım dedi. Dolayısıyla Yargıtay’ın bunu kendi içerisinde araştırılması, kötüye kullanma görevi varsa, işlem yapılması için Mehmet Ali Şahin’e yazıyla duyurması gerekiyor. ÇIT ÇIT ÇIT SABAHTAN AKŞAMA KADAR BUNUNLA UĞRAŞIYORLAR (Deniz Baykal'ın bugün bazı görüşmeler yaptığı söyleniyor. Yalçın Akdoğan’ın söylediği kumpas sözleri üzerine, sizinle ilgili de iddialar vardı. Ev planları, kumpas planları ortaya çıkmıştı. Tüm bu kumpas iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Biz tweet hesabımızdan kimseyi rencide edecek, flaş bir şeyler yazalım, trend topic olsun hevesinde değiliz. Ama bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Bu işten vazgeçsinler öncelikle bakanlar. ELİNİN KÖRÜ OLDU Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil. Bunlar yazılıp çizilip söyleyince siz haklısınız tabi. Bir tartışma başlıyor. Fişlemeler ahlaksızlıktır diyen bir insan bu konu karşısında ne diyebilir? Bir başka gazetede böyle bir başlık gördüm paylaşmış oldum. E paylaşma. YALÇIN AKDOĞAN'A: NEDEN BÖYLE BİR YAZI YAZDIN, AÇIKLA Bir kumpas kuruldu sözü kendi ifadesidir. O zaman ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip edilen bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz. Ama bu sözün üzerine, devlet içerisinde görevi kötüye kullanan bir takım çevrelerden bahsediyor, bu çevreler delil uydurmuş olabilir mi? Bir hata olabilir mi diye bir endişe içinde. Bu endişeye kim haksız diyebilir? KUMPAS NEDİR BİLGİM YOK Benim kumpas nedir, kim kurmuştur, kime kurmuştur bilgim yok. KENDİSİNE SUİKAST DÜZENLENECEĞİ İDDİASIYLA AÇILAN DAVA: İŞ SOĞUMUŞ... HERHANGİ BİR İŞLEM YAPILMADI 19 Aralık 2009’daydı. Manisa’da ve İzmir'deydim böyle bir olaydan bahsedildi. Şimdi Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili olarak bir soruşturmanın açık olduğunu biliyorum. Ben bu savcıyı tanımam, sadece ismini biliyorum. Kendisiyle de hiç görüşmem olmadı. Sadece soru önergeleri geliyordu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e sordum. Ya suç unsuru yoktur desin, veya şu suçlar var dava açtım desin. İş soğumuş, siz hatırlatmasanız kimse hatırlatacak değil. Henüz herhangi bir işlem yapılmadı. Bu sorulmaktan, gündemde kalmaktan kurtulsun. Savcılık bir karar versin. GEÇMİŞTE FİŞLEYENLER UTANDI ('17 Aralık operasyonundan sonra çok sayıda görevden almalar oldu. Bunların daha önce yapılmış bir fişlemeye dayalı olarak yapıldığı yorumları oldu. onlardan bir tanesi de TRT ile ilgili bir tasarruftu. Ahmet Böken görevden alındı. Bu fişleme iddiasıyla ilgili cevabınız nedir?' sorusuna) Sanıyorum bunu da Bakanlar Kurulu'ndan sonra kısmen cevaplandırmıştım. Böyle bir fişlemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bendeki tüm bilgiler, kanaat bu noktada. Bizim hükümetimiz başta Başbakan olmak üzere, bütün mensuplarımız zamanında fişlenmiştir. Çocuklarımıza, ailelerimize varıncaya kadar. Pek çok insan, inançları, mezhepleri bakımından da geçmişte fişlenmiştir. Bunlar büyük bir kısmıyla deşifre olmuştur. Bunu yapanlar utanmıştır. Bu talimatları verenler de yargı önünde hesap vermişlerdir. Biz hamd olsun bunun mağduru olduğu için bir fişleme yapmadık, bunu ahlak dışı sayarız. Ayrımcılık yapmayız, sadece görev noktasında Türkiye’de bir uygulama olduğunu söylemek isteriz. Bir gazetenin haberleri sürdüğünde, biz oturduk konuştuk. EMNİYET'TEKİ GÖREVDEN ALMALAR: İSTİHBARATTAN ALINANIN YERİNE GETİRİLEN KİŞİ TAPU KADASTRO'DAN MI Bazı görevlere atanacaklar için, kanun ve yönetmelikler bir istihbarat yapılmasını ön görüyor. Uzman yardımcıları için de geçerlidir. Kritik sayılan noktalar için bilgi toplamaya ihtiyaç olduğu kanunla ön görülmüştür. MİT olabilir, bir başka kurum olabilir, talep üzerine yapmıştır. Bunu asker yapıyordur. Sivil de müsteşarından genel müdüre kadar, sahip olduğu 657 şartlarının yanında ahlaki yapısından tutunuz, nasıl bilinir diye sormuştur. Ailesi eşi çocukları vesaire, inancı bir kenara atılmıştır, Başbakanlığın genelgesi vardır. Bu kanunla yapılmıştır. Bunun dışında bazı yer değiştirmeler olmuştur. Diyelim ki Kaçakçılık Şube Müdürü alınmıştır, Yabancılar Şubesi'ne getirmiştir. Diyelim ki istihbarattan biri alındı, yerine getirilen kişi tapu kadastrodan mı hayır. Yine Emniyet'in içinden. MECLİS'TEKİ ŞAMPİYONLARDAN BİRİ 19 YILLIKTI Şunu söyleyeyim. Ben Emniyet'te Meclis Başkanlığımdan bu yana içiçe oldum. 600’e yakın görevli polis vardı. Bir ikincisi Meclis’e geleyim de şark hizmetinden kurtulayım düşüncesi vardı. Amirler için iki defa şark görevi vardır. Biliyorum yani. Geldim bir skala yaptım. Kim kaç yıldan beri orada diye. Şampiyonun birisi 19 yıllıktı. Bir daha gitmemiş, neredeyse emekliliğini bekliyor. Kardeşim sen niye şarka gitmedin? Arkasında ya bir bakan var. Başkası 18 yıllık, 17 yıllık. Başkomiser var. Meclis’e gelen Sivas’ın öbür tarafına gitmiyor. KENDİ KORUMALARIM DA DAHİL 6 YILDAN FAZLA GÖREV YAPANLARI ŞARKA GÖNDERDİM Siz gideceksiniz yerinize yeni arkadaşlar gelecek dedim. Ben üç yıl içinde 6 yıl üzerinde görev yapanları şarka gönderdim, kendi korumalarımda dahil. Şark hizmeti gelenlerin hepsini gönderdiler. Şimdi buna benzer zamanı yeri vakti gelmiş olanların, bir başka yere tayinleri bu kapsama sokarsanız haksızlık yapmış olursunuz. Hak kaybına uğramış personel varsa onlar için de yargı yolu var. Herkes gidip hakkını arayabilir. CEMAATLE İLGİSİ VARDIR, O YÜZDEN GÖREVDEN ALINMIŞTIR DEMEK BÜYÜK HAKSIZLIK Arkadaşımız her yerde bir kıyım olduğunu diyor. Burhan Kuzu’yu sanırım kast ediyor. Şahsen bunu da reddediyorum. Her kurumda yapılabilir. Benim 25 tane vakıflar genel müdürüm var, üç yıl evvel görev değişikliği yaptım. Maşallah bir eksiksiz yargıya gittiler. Sekizi döndüler. Yani 10 yıl, 12 yıl aynı yerde çalışıyorsun kardeşim. Biraz da şurada çalış derken, o güzel yargı hepsinin lehine karar verdi. Dava açacak insanlar, haksız tasarrufların da reddedildiğini görmüş olacağız. Bunlar filancaya mensupturlar, cemaatle ilgisi vardır, görevden alınmışlardır demek büyük bir haksızlık. AHMET BÖKEN ZATEN TEDBİREN BAKIYORDU TRT’de olan bir işi TRT’de sormak cesaret ister, iyi ki de sordun. Ahmet Böken arkadaşımız zaten tedbiren bu göreve bakıyordu. Kendisi başarılı bir arkadaşımızdır. Geçtiğimiz günlerde ABD’de kendisi de gazeteci olarak bulunmuştu. Bir başka göreve alınmasını bir haksızlık olarak görmeyin. Kendisi de bu haksızlık olarak görmüyordur. Burada olsaydın, kardeşim niye bunu soruyorsun, vazifemi yapıyorum diyecekti. ÇAĞLAYAN VE AİLESİNİN, REZA ZARRAB'IN UÇAĞIYLA UMRE'YE GİTMESİNİN NE KADAR SİYASİ ETİĞE UYGUN OLUP OLMADIĞINI HERKES KENDİSİ DEĞERLENDİRSİN (22 Mart 2013 tarihinde umre ziyareti için İstanbul'dan Cidde'ye havalanan Reza Zarrab'ın özel uçağında 'Büyük Rüşvet' operasyonunda oğlu tutuklandığı için bakanlıktan istifa eden Zafer Çağlayan, işadamı Zarrab ve ailelerinin olduğunun ortaya çıkmasıyla ilgili soru üzerine) Bir fikir beyan etmem doğru değil. O işadamı Reza Sarraf olmasaydı, böyle bir başlık öyle bir gazetenin önüne gelmezdi. Herkesin güvendiği iş adamları, onların da jetleri var. Onlardan birisiyle bu seyahat yapılmış olsaydı ki, o gazetede böyle bir başlık görmeyecektik. Söz konusu Zarrab ve Çağlayan olunca, böyle bir davranışın siyasi etiğe uygun olup olmadığını herkes kendisi değerlendirsin. Biz şu da bütün gücümüzle Parlamento'ya gönderdiğimiz, yasal çalışmaların Anayasa Komisyonu'nda gündeme getirilmesini bekliyoruz. MAVİ MARMARA (Son gelişmelerle gündeme gelen Mavi Marmara konusu. Tazminat görüşmeleri var. son İstanbul’da görüşme olduğu söylendi. Tazminatta bir anlaşma oldu mu? sorusuna) Geçen Mart ayında, üç sene sonra Türkiye’nin beklentilerine cevap verildi. Netehyahu’ya bu konuda görüşmeler yaptığı, Netenyahu’nun kabul ettiğini biliyoruz. Burada üç konu vardı. Açıkça özür dilenmesi, bu gerçekleşti. İkincisi, olayda ölenler ve yaralananlara tazminat ödenmesi, Filistin’deki ablukanın kaldırılması yönünde iyileştirme. Biz tavrımızdan vazgeçmedik. Dolaylı görüşmeler sırasıyla, İsrail’in Türkiye’nin tezine yakın bir anlayışa doğru evrildiğini gösterdi. Bizim yapacağımız iş uluslararası sözleşme imzalanmasıdır. bu sözleşmenin TBMM tarafından uygun görülmesi lazım. Biz ancak bu işe bundan sonra başlayabiliriz. henüz bu noktada değiliz. PARALEL DEVLET İDDİASI: BU TABİRİ KULLANMAMAYA ÇALIŞIYORUM ('Gündemdeki tartışmaların merkezinde devlet ve devlet içindeki paralel yapıyla mücadele olduğu var. Sayın Başbakan’ın bu paralel yapıyı ortaya çıkaracağız sözleri var. Hükümetin izleyeceği bir yol var mıdır?' sorusuna) Bu tabirleri ben kullanmadım. Kullanmamaya da çalışıyorum. Ama bazı olaylar, bazı kişilerin görevlerini kötüye kullandıklarını, belli amaçlarla hareket ettiklerini gösteriyor. Ama bazı olayların, bu beraberlikler sebebiyle, Türkiye’ye karşı, içeride ve dışarda zor durumda bırakmak amacıyla hareket ettiklerini gösteriyor. Küçük bir grubun birbiriyle bağlantılı olarak böyle bir eylem yapmasını, hiçbir devlet faaliyet olarak göremez. Hürriyet
17. Senesinde Mirzabeyoğlu Davası
17 sene önce gözaltına alınan Salih Mirzabeyoğlu günler boyu süren sorgulamalarında işkenceye maruz kalmış daha sonrasında dönemin brifingli yargılamaları sonucu kendisine “idam” cezası verilmişti.  17 senedir kendisine yapılan işkencelere ve 15 senedir uygulanan “telegram-zihin kontrolü” işkencesine rağmen sürdürülmeye çalışılan özgürlük mücadelesi son bir kaç yılda ilerleme kaydetse de hem Salih Mirzabeyooğlu’nun hemde kendisi gibi dönemin brifingli yargılamaları sonucu içeride tutulan tutsaklar hakkında herhangi bir gelişme kaydedilmemişti. Dünden bugüne Mirzabeyoğlu davası kronolojik olarak ne olmuştu bunu hatırlatabilmek için davanın seyrini Furkan Haber olarak ilginize sunuyoruz;
17 Aralık Telefon Görüşme Kayıtları Umut Oran'da
Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonunun yapıldığı 17 Aralık 2013 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan ve kızı Sümeyye ile oğlu Bilal arasında yapılan cep telefonu görüşme kayıt ve sinyal (HTS) kayıtları CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran tarafından ortaya çıkarıldı. Umut Oran, Başbakan Erdoğan’ın 17 Aralık görüşme trafiğini açıkladı “Silin” talimatı verilen HTS kayıtlarına göre Erdoğan, Ankara Subayevleri’ndeyken o telefon görüşmeleri yapıldı''Sümeyye Erdoğan 17 Aralık, sabah 09.00’da TK2123 ile İstanbul’a uçarak paraların sıfırlanacağı adresleri Bilal Erdoğan’a teslim etti.''Sümeyye Erdoğan ile birlikte aynı uçakta eski Bakan Koray Aydın da vardı.''Erdoğan kızı Sümeyye ve oğlu Bilal ile iki farklı cep telefonundan görüştü.' Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonunun yapıldığı 17 Aralık 2013 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan ve kızı Sümeyye ile oğlu Bilal arasında yapılan cep telefonu görüşme kayıt ve sinyal (HTS) kayıtları CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran tarafından ortaya çıkarıldı.  Umut Oran’ın açıkladığı HTS kayıtlarına göre, Recep Tayyip Erdoğan oğlu Bilal ve kızı Sümeyye 17 Aralık 2013 sabahında yoğun bir telefon görüşmesi yapıyorlar ve babasının talimatı üzerine Sümeyye Erdoğan TK2123 sefer sayılı THY uçağı ile yanındaki kadın koruma polisi ile birlikte sabah 09.00’da İstanbul’a uçarak, Bilal’e paraların sıfırlanması için aktarılacakları adreslerin listesini iletiyor. Sümeyye Erdoğan ile birlikte eski Bakanlardan Koray Aydın da THY’nin aynı uçağında seyahat etti. HTS kayıtlarına göre Erdoğan oğlu Bilal ve kızı Sümeyye ile iki ayrı telefonla görüşürken, Bilal de kardeşi Sümeyye ile görüşmesini babasıyla yaptığı numaranın dışında başka bir hatla gerçekleştiriyor. Umut Oran, Haberleşme Bakanlığı, Türkiye İletişim Başkanlığı (TİB) ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın niçin bu HTS kayıtlarının silinmesini istediğinin açıklanmasını isterken, yasa dışı isteme karşı çıktığı için 3 GSM şirketinin de iknası için Abdullah Tivnikli’nin devreye sokulduğunu da vurguladı. HTS KAYITLARI AÇIKLANDI CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi sundu. Umut Oran, ilk kez açıklanan kimi bilgileri de içeren önergesinde, “17 Aralık 2013 tarihinde gerçekleştirilen Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’nun yapıldığı saatlerde Recep Tayyip Erdoğan ve aile fertleri arasında gerçekleşen telefon görüşme trafik ve sinyal (HTS) kayıtlarına dair tarafıma ulaşan bazı bilgiler bulunmaktadır” dedi. Umut Oran’ın yanıt beklediği sorular şöyle: Önce Subayevlerindeki Sümeyye İstanbul’daki Bilal’i Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan, 17.12.2013 tarihinde Ankara’daki ikametlerinin bulunduğu Subayevleri semtinden saat 08:01:04’te kendisine ait 530 826 2XXX numaralı cep telefonu ile Bilal Erdoğan’ın kullandığı 533 1678XXX numaralı cep telefonunu arayıp 14 saniyelik bir görüşme yaptı mı? Subayevleri’nde bulunan İstanbul’daki oğlunu arıyor Bu görüşmenin üzerine Recep Tayyip Erdoğan, saat 08:02:56’da Ankara Subayevlerindeki ikametinde bulunduğu sırada kullanmış olduğu 536 0651XXX numaralı telefondan İstanbul Kısıklı’da bulunan Bilal Erdoğan (530 36482..) ile 240 saniyelik bir görüşme yaptı mı?. Bilal babasını arayıp 160 saniye görüşüyor Bilal Erdoğan da aynı gün İstanbul Üsküdar Emniyet Mahallesi ve Bulgurlu’da iken 5303648XXX numaralı telefonundan Ankara Subayevleri’ndeki Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak saat 08:12:00’da 73 saniye, 11:17:43’te ise 160 saniyelik bir görüşme yaptı mı? Sümeyye’ye sıfırlama listesi verip “İstanbul’a git” diyor Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’daki “paraların sıfırlanmasına” yardımcı olması ve “paraların dağıtılacağı adreslerin listesini vermesi” için kızı Sümeyye’ye aynı gün acilen İstanbul’a gitmesi talimatı verdi mi? 17 Aralık 2013’te aynı gün THY’nin saat 09.00’daki İstanbul uçağına yetişmek için Esenboğa Havalimanına hareket eden Sümeyye Erdoğan, Esenboğa Havalimanı yakınında Akyurt Kavşağı’nda iken saat 08:53:21’de 5052158XXX numaralı koruma polisi T.Acar’ı aradı mı? Sümeyye koruma polisiyle TK2123 ile İstanbul’a uçuyor Sümeyye Erdoğan ve T.Acar, THY’nin TK2123 sefer sayılı uçağıyla 17.12.2013 günü saat 09.00 İstanbul’a birlikte gittiler mi? Bu uçuşta Sümeyye Erdoğan Business Class’ta 01F, T. Acar ise 01D numaralı koltuklarda mı uçtular? Koray Aydın da aynı uçakta TK 2123 sefer sayılı bu uçuşta eski bakanlardan Koray Aydın da 2D numaralı koltukta seyahat ettiği doğru mudur? Erdoğan bu kez kızını arıyor Kızı Sümeyye Erdoğan’ın “paraları sıfırlama” işlemine yetişip yetişmediğini merak eden Recep Tayyip Erdoğan aynı gün saat 10.31.32’de 5301550XXX numaralı telefonundan İstanbul Bağcılar İstoç Oto Center bölgesinde bulunduğu sırada kızı Sümeyye Erdoğan’ı (5308262XXX) arayıp 82 saniyelik bir görüşme yaptı mı? Bu görüşmenin ardından Sümeyye Erdoğan, 11:05:31’de Kısıklı’da bulunan abisi Bilal Erdoğan’ı arayarak paraları sıfırlamaya başlayabileceklerini bildirdi mi? Gün içerisinde gelişmeleri Ankara ve Konya’da takip eden Recep Tayyip Erdoğan gün boyunca Bilal Erdoğan ile saat 11:17:43, 11:44:26, 15:40:12 ve 23:15:58’te tekrar görüştü mü? Konya’da makam aracındaki telefon görüşmesinin fotoğrafı var Recep Tayyip Erdoğan’ın saat 23.15’te Konya’da iken oğlu Bilal ile yaptığı ve basına da yansıyan vagus.tv/wp-content/uploads/2014/03/2c6435c4a9b1ea85_560x250.jpg görüntüdeki telefon konuşmasının içeriği nedir? HTS kayıtlarını sil talimatı verdiniz mi? İstanbul Başsavcılığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne 15 Aralık 2013 tarihi ve sonrasındaki telefon dinleme-izleme, sinyal bilgileri (HTS) kayıtlarını yok etme talimatını neden verdi? Yok etme talimatındaki amaç HTS kayıtlarının tamamen yok etmek midir? Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın Türkiye İletişim Başkanlığı (TİB) üzerinden de 3 GSM şirketine benzeri biçimde HTS kayıtlarının silinmesi talimatı verildi mi? 5 yıl saklanması gerekiyor neden TİB talimat verdi? TİB’in 5 yıl saklaması gereken söz konusu HTS kayıtlarını acilen silinmesini istemesinin gerekçesi nedir? Haberleşme Bakanlığı ve TİB’in HTS kayıtlarının silinmesi talimatı ilgili yasa ve yönetmeliğe aykırı değil mi? GSM şirketlerini direnince Tivnikli devrede Yasaya açık aykırılık nedeniyle Türkiye’deki 3 GSM şirketinin de buna direndiği ve bu nedenle Abdullah Tivnikli’nin devreye girerek, GSM şirketlerini ikna etmeye çalıştığı doğru mudur?
'Başbakan'ın Özel Uçağı 17 Aralık'ta Gizlice Konya'dan Ankara'ya mı Uçtu?'
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve 17 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ile bağlantılı bir gelişmeyi daha kamuoyuna açıkladı.Başbakan’ın özel uçağı TC-ANA, 17 Aralık’ta Konya’dan Ankara’ya gizemli bir uçuş gerçekleştirdi mi?TC-ANA’nın, 17 Aralık’taki Uçuş Harekat Merkezi kayıtlarının da “sıfırlanması” talimatını kim, neden verdi?ANKARA CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve 17 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ile bağlantılı bir gelişmeyi daha kamuoyuna açıkladı. Erdoğan’ın 17 Aralık 2013 tarihinde Konya’ya TC-ANA uçağı ile gittiğini anımsatan Umut Oran, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a, “Saat 12.55’te Konya’ya inen Erdoğan 23.35’te yeniden Ankara’ya hareket edene kadar gecen 11 saat içerisinde uçak Konya dışına gidip geldi mi? TC ANA’nın bu gizemli uçuşunda hangi yolcular uçaktaydı? Uçuş Harekat Kontrol Merkezi’nde (UHM) özel uçakların dahi kayıtları tutulduğu için, TC ANA’nın 17 Aralık 2013 tarihli UHM kayıtlarının silinmesi, sıfırlanması talimatını kim verdi? Başbakanlık uçağı ANA’nın 17 Aralık uçuş kayıtları neden silindi?” sorularını yöneltti. Erdoğan’ın 17 Aralık 2013 tarihinde sabahleyin başlayan Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ile ilgili olarak o gün oğlu Bilal ve Kızı Sümeyye Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmelerin HTS kayıtlarını açıklayan CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, 17 Aralık’a dair yeni bir bilgiyi de kamuoyuyla bugün paylaştı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi veren CHP’li Umut Oran, ilk kez açıkladığı bazı soru işaretlerini gündeme getirdi. Umut Oran’ın, Erdoğan’la ilgili olarak Arınç’a yönelttiği sorular şöyle: ANA uçağı, 17 Aralık’ta Konya’da beklerken gizemli bir uçuş yaptı mı? Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık 2013 tarihinde Konya programına TC-ANA uçağı ile mi gitti? TC-ANA uçağı, 12.55’te indiği Konya’dan, Recep Tayyip Erdoğan’ın programını bitirerek bu ilden ayrıldığı saat 23.55’e kadar başka bir uçuş gerçekleştirdi mi? TC-ANA uçağı 17 Aralık 1013 tarihinde Konya’ya gerçekleştirdiği uçuşunda Recep Tayyip Erdoğan dışında başka hangi yolcuları da taşıdı, bunların isimleri nedir? Gizemli uçuşun yolcuları kimlerdi? Erdoğan’ın Konya’da bulunduğu sırada 17 Aralık 2013 tarihinde TC-ANA uçağının Ankara’ya gidip geldiği gizli bir uçuş gerçekleştirdi mi? Erdoğan içinde yokken 17 Aralık 2013 tarihinde TC-ANA uçağı hangi yolcularla Ankara’ya gidip geldi? TC-ANA’nın UHM kayıtları nedir? Uçuş Harekat Kontrol Merkezi’nde (UHM) özel-ticari özel tüm sivil uçakların kalkış, iniş zamanı ve rota bilgilerinin kaydedildiği doğru mudur? UHM kayıtlarına göre TC-ANA uçağının 17 Aralık 2013 tarihindeki uçuş yeri, kalkış-iniş zamanı ve her bir ayrı uçuşundaki yolcularının isim-soyisimleri nedir? TC-ANA uçağının 17 Aralık 2013 tarihindeki her türlü uçuş bilgisinin UHM kayıtlarından çıkarılması için Başbakanlık veya bağlı bakanlıklarından herhangi bir talimat verilmiş midir? UHM kaydını “sıfırlama” talimatı kimden gitti? TC-ANA uçağının 17 Aralık 2013 tarihli UHM kayıtları neden silindi? TC-ANA uçağının 17 Aralık 2013’teki uçuş bilgilerinin gizlenmesinin, “sıfırlanmasının” gerekçesi nedir? Saat 15.40.12’de Erdoğan tam olarak neredeydi? Recep Tayyip Erdoğan’ın, 17 Aralık 2013 Konya programında saat 13.49’da başlayıp 14.25’te sona eren konuşmasının ardından oğlu Bilal Erdoğan ile saat 15.40.12’de telefonla görüştüğünde, o günkü programına göre bulunduğu yer neresidir? GAP, ATA ve DAP 17 Aralık’ta neredeydi? Başbakanlık VİP filosu uçaklarından TC-ANA dışında kalan TC-GAP, TC-ATA, TC-DAP’ın 17 Aralık 2013 tarihinde uçtular mı? Bu uçakların her birisinin uçuş, kalkış-iniş saatleri ve taşıdıkları yolcuların isimleri nedir? Başbakanlık VİP uçak filosunda kaç adet uçak bulunmaktadır, bunların isimleri nedir ve her birisi hangi tarihte satın alınmış, kiralanmış, hangi tarihten itibaren kullanılmaya başlanmıştır? 400 milyon dolarlık Fatih uçağı nerede? Satın alınan ve TC-TUR kuyruk tescilli ‘Fatih’ adı verilen uçağın liste fiyatı 200 milyon dolar olmasına karşın ABD’deki yapılacak modifikasyon ile birlikte maliyetinin 400 milyon doları bulacağı bilgisi doğru mudur? TC-FATİH’in teslimat tarihinin önce şubat 2014, şimdi ise Haziran 2014’e ertelenmesinin gerekçesi nedir? Bu uçakta hangi modifikasyonlar yapılmaktadır?
Anadolu Ajansı'nın ‘AA’ Dedirten Tweet Terazisi
Kamu yayıncılığı yapmakla yükümlü Anadolu Ajansı’nın (AA) Twitter’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ı 'orantısız’ biçimde kayırdığı ortaya çıktı. AA, 10 Mart 07:43 ile 20 Mart 13:23 arasında toplam 1163 tweet attı. Bunlardan 383′ü siyasi parti liderleri hakkındaydı. Diken'den Deniz Katman'ın haberine göre, söz konusu tweetlerin liderlere dağılımı ise şöyle: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında 349, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında 19, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 15, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında 0. Anadolu Ajansı Twitter’da yaklaşık 231 bin kişi tarafından takip edilirken, sadece 15 kişiyi takip ediyor. Bunlar arasında Başbakan Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Cumurbaşkanı Abdullah Gül bulunurken diğer diğer siyasi kişilerden kimse yer almıyor. AA’nın takip ettiği kişi ve kurumlar şöyle: Anadolu Agency FRYerel Seçim 2014Anadolu Agency (BHS)Anadolu Agency (KR)AA Şirket HaberleriBülent ArınçRecep Tayyip ErdoğanAbdullah GülAA KurumsalAnadolu ImagesAnadolu Agency (RU)Anadolu Agency(AR)AA SporAA FinansAnadolu Agency (ENG)Anadolu Ajansı, Twitter yasağına harfiyen uyan kurumların da başında. Ajans, Twitter erişime engellendiğinden bu yana tweet atmıyor. Daha önce TRT’nin de liderlere ayırdığı sürede Başbakan Erdoğan’a kat be kat daha fazla süre ayırdığı belirlenmişti.Diken | DENİZ KATMAN 
Vahdettin Köşkü Gizlice Yıkıldı mı?
Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in tahta geçmeden önce yaşadığı ve aslına uygun yapılmayan restorasyon çalışmaları sonucu harap hale gelen Vahdettin Köşkü’nün gizlice yıkılarak yerine Başbakan Tayyip Erdoğan için çalışma ofisi inşa edildiği öne sürüldü. İddiayı bir soru önergesiyle TBMM gündemine taşıyan CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a, “Vahdettin Köşkü’nün gizlice yıkıldığı iddiası doğru mudur” diye sordu. Tanrıkulu’nun soru önergesi şöyle: Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in tahta geçmeden önce yaşadığı ve restorasyon geçiren ancak aslına uygun yapılmayan çalışmalar sonucu harap hale gelen Vahdettin Köşkü’nün gizlice yıkıldığı iddiası doğru mudur? 1984 yılında, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenen Vahdettin Köşkü neden ve hangi gerekçe ile yıkılmıştır? Yıkılan tarihi Vahdettin Köşkü’nün yerine inşa edilen iki dev yapı halindeki Replika Vahdettin Köşkü’nün Recep Tayyip Erdoğan tarafından çalışma ofisi olarak kullanılacağı iddiası doğru mudur? Vahdettin Köşkü’nde başlatılan restorasyon çalışmalarının aslına uygun olarak kasıtlı olarak yapılmadığı restorasyon çalışmalarının köşkün yıkılması için düzenlenmiş bir plan olduğu iddiası doğru mudur? Tarihimizin bir parçası olan ve son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in tahta çıkmadan yaşadığı tarihi Vahdettin Köşkü’nün Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yıkıldığı iddiası doğru mudur? -Vahdettin Köşkü’nde yapılan başarısız restorasyon ile diğer tüm mimari ve inşaat projeleri için kişi ve şirketlere devlet kaynaklarından yapılan harcamaların toplam tutarı ne kadardır? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin talebi üzerine 18 Haziran 2013 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onaylamasından sonra 2 Temmuz 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan toplam 4.010,89 metrekarelik taşınmazların acele kamulaştırılması kararının da Recep Tayyip Erdoğan’ın köşke gelip gidişi sırasında trafiğe takılmaması için yapıldığı iddiası doğru mudur? Replika Vahdettin Köşkü’nün yenileme çalışmalarına Ekim 2013’te başlandığı ve tüm çalışmaların kamuoyu ve basından gizli olarak yürütüldüğü iddiası doğru mudur? 50.000 metrekare orman alanı içinde bulunan arazinin mevcut imarlı kısmı 10 bin metrekare iken imarlı kısmın 30.000 metrekareye çıkarıldığı iddiası doğru mudur? İmar izinli alan miktarının genişletilmesinin, arazinin özel konut inşa projelerine açılmasının önünü açmak için yapıldığı iddiası doğru mudur? Vahdettin Köşkü’nün mülkiyeti ve ayrıca konuşlandığı yaklaşık 60.000 metrekarelik arazinin mülkiyeti 6 Şubat 2014 tarihi itibarıyla kime veya kimlere aittir?  Ankara- ZETE
‘Platform' ve ‘Konsey’ Kurmak Artık Yasak!
Taksim Gezi Parkı eylemlerinin meydana geldiği Haziran'dan sonra, 'Platform', 'Konsey' gibi isimlerle dernek kurulmasının yasaklandığı ortaya çıktı.İstanbul Valiliği, derneğin amacını aşan anlamların yüklenmesine sebep olacak kelimelerin anlam ve algı karmaşasına sebep olduğu gerekçesiyle, Dernekler Dairesi Başkanlığı'nın böyle bir uygulamaya gittiğine dikkat çekti.Geçen yıl 27 Mayıs'ta Taksim Gezi Parkı'nda duvarın yıkılması ve ağaçların kesilmesiyle patlak veren Gezi Parkı olayları, Türkiye ve dünyada geniş tepkiye yol açmıştı. Olaylar devam ederken Taksim Gezi Parkı Platformu üyeleri, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'la görüşmüş ve taleplerini dile getirmişti. Ancak görüşmeden sonra olaylar daha da şiddetlenmişti. Başta Taksim olmak üzere İstanbul ve Türkiye'nin çeşitli yerlerinde Twitter ve Facebook gibi sosyal medya siteleri üzerinde, 'Gezi platformu', 'Taksim Gezi Parkı Platformu', 'Taksim Platformu' isimleri altında birleşen yüzlerce kişi aynı anda toplanmış ve eylem yapmıştı.Haziran'dan sonra dernek kurmak isteyenler İl Dernekler Müdürlüğü'ne başvuru yaptığında 'Platform' ismini kullanamayacakları uyarısıyla karşılaştı. Konuyla ilgili bilgisine başvurulan İstanbul İl Dernekler Müdürlüğü'nden açıklama geldi. Vali Yardımcısı Günay Özdemir'in yazılı olarak yaptığı açıklamada, '5253 Sayılı Dernekler Kanunu'nun 4. maddesi (a) bendinde derneğin adı ve merkezinin tüzüğünde belirtilmesinin zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Uygulama yeni olmayıp, Dernekler Dairesi Başkanlığı'nın 29.07.2013 tarihli yazıları ile dernek isimlerinin dernek tüzel kişiliği dışında farklı hukuki kişileri çağrıştıracak ve derneğin ismine amacını aşan anlamlar yüklenmesine sebep olacak(akademi, enstitü, oda, kurum, platform, konsey (v.b) kelimelerin kullanılmaması öngörülmüştür. Bu kapsamda kanunlarla kurulması öngörülen çeşitli tüzel kişiliklerin hukuki statüleri ile dernek tüzel kişiliğinin hukuki statüsünün birbirine karışmaması, toplumda bu şekilde oluşmuş veya oluşacak olan anlam ve algı karmaşasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.' ifadeleri kullanıldı.Kaynak: Zaman
'Başörtüsü ve Namaz Konusunda Hatalarımız Oldu'
İlker Başbuğ: 'Savaşta, cephedeki mevzide ateist yoktur' sözü doğrudur, mevziye girince kimse ateist olmaz, dua eder Ergenekon davasında tahliye olan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ , özeleştiri yaparak, başörtüsü ve namaz konularında o dönemde hata yaptıklarını söyledi. 'Bizim de hatalarımız oldu' diyen Başbuğ, 'Mesela şehidimiz olduğu zaman gidiyoruz, şehidimizin başı örtülü annesinin elini öpüyoruz, ona anne diyoruz, sarılıyoruz, acısını yürekten paylaşıyoruz. Ama o anneler yemin törenine geldiklerinde başları örtülü diye içeri almıyoruz. İşte bu bizim çelişkimiz ve hatamız' ifadelerini kullandı. Milliyet gazetesinden Fikret Bila 'ya konuşan Başbuğ, “'Savaşta, cephedeki mevzide ateist yoktur' sözü doğrudur, mevziye girince kimse ateist olmaz, dua eder' dedi. Başbuğ, 'Biz cenazeye gidiyoruz ama namaz sırasında ayrılıyoruz ve kenarda duruyoruz. Bu da hatalı bir davranıştı. Sonra bu hatadan dönüldü' diye belirtti. İlker Başbuğ'un Fikret Bila'ya verdiği söyleşiden satırbaşları şöyle Başbuğ Paşa, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması olaylarında yer alan sanıklar hariç Ergenekon davası sanığı silah arkadaşlarının suçsuz olduğuna inanıyor. Balyoz davasının çökmüş olduğunu kamuoyunun da anladığını belirttikten sonra, bu iki davayla gündemin alt sıralarında kalan “Casusluk davası”nın da özellikle Deniz Kuvvetleri ağırlıklı zorlama bir dava olduğu inancını koruyor. Basının ve kamuoyunun bu davanın da üzerine eğilmesi gerektiğini vurguluyor. Dikkatimi çeken bir yön de İlker Paşa’nın olayları değerlendirirken TSK’ya yönelik haksız suçlamalara yanıt verdiği kadar, açık bir özeleştiri yapmasıydı. “Bizim de çelişkilerimiz, hatalarımız oldu” diyerek, sürdürdü özeleştirisini. Din konusu Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ, TSK’ya din konusunda haksız eleştiriler yöneltildiğini vurgulayarak değerlendirme yapmaya başladı. “TSK’ya dine uzak hatta dinsiz” diye yapılan eleştirilerin haksızlık olduğunu hatta zaman zaman psikolojik harekata dönüştürüldüğüne dikkat çekerek şöyle konuştu: “Böyle bir şey olabilir mi? Ben daha önce de söyledim Peygamber ocağı dediğiniz bir kurumdur ordu. Dinsizlik söz konusu olabilir mi? Allah Allah diye taarruz eden bir ordudan, gemilerinin direğinde Kuran-ı Kerim bulunan bir ordudan söz ediyoruz. Bu TSK’ya yöneltilen en haksız eleştiridir. Türk ordusunu bu şekilde suçlamak kabul edilemez, bizler bu ocağın içinde büyüdük, yaşadık. Ben sorumlu olduğum her kademede çok hassas davranmış, gerekli imkanların sağlanmasına özen göstermişimdir.” Başbuğ Paşa din ve inanç konusunu açıklarken “çok beğendiğim ve sık tekrarladığım bir söz vardır” diye devam etti : 'Savaşta, cephedeki mevzide ateist yoktur' “Evet” dedi İlker Paşa, “bu söz doğrudur, mevziye girince kimse ateist olmaz, dua eder” diye ekledi. 'Hatalarımız yok muydu?' Başbuğ, bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra, “Peki bizim çelişkilerimiz, hatalarımız yok muydu” diye sordu ve şöyle devam etti: “Evet, elbette vardı. Bizim de hatalarımız, çelişkili tutumlarımız vardı. Mesela şehidimiz olduğu zaman gidiyoruz, şehidimizin başı örtülü annesinin elini öpüyoruz, ona anne diyoruz, sarılıyoruz, acısını yürekten paylaşıyoruz. Ama o anneler yemin törenine geldiklerinde başları örtülü diye içeri almıyoruz. İşte bu bizim çelişkimiz ve hatamız. Bunu ben de görevli olduğum dönemde arkadaşlarımla konuştum. Bir çözüm bulmalarını istedim. Törende bir protokol bölümü olur, oradakiler görevleri gereği oradadır, ama annelerin, babaların törene katılacağı yer de olur. Keza bir başka çelişki, bir başka hata, cenazeye gidiyoruz ama namaz sırasında ayrılıyoruz ve kenarda duruyoruz. Bu da hatalı bir davranıştı. Sonra bu hatadan dönüldü.' Ordunun milli vasfı Başbuğ, TSK ile ilgili olarak yaşamsal derecede önemli bulduğu özelliklere de değindi. Başbuğ’a göre, TSK’nın en önemli özelliği “milli ordu” olması. İlker Paşa, geleceğe dönük olarak “TSK milli ordu vasfını kaybetmemeli” vurgusu yaparak, şöyle devam etti: “Türk ordusu milli ordu olma vasfını kaybetmemelidir. Bir ordu milli ordu olma vasfını nasıl kaybeder? Üç şekilde kaybeder: 1 - Etnik farklılıkların girmesi, 2 - Mezhep farklılıklarının girmesi, 3 - Liyakatin kaybolması. Eğer orduya bu farklılıklar girer, liyakat yerine başka ölçüler esas alınırsa, ordunun emir-komuta düzeni de, görevinin gerektirdiği yapısı da bozulur, dağınıklık başlar. Bu nedenle Türk ordusunun milli vasfını koruması, kaybetmemesi hayati önemdedir. En çok dikkat edilmesi gereken husus budur.” 3 iddia, 3 yanıt Başbuğ, Ergenekon davası bağlamında şahsına ilişkin olarak yöneltilen üç iddiayı yanıtlarken, esasın siyasilerce de ifade edildiği gibi “kumpas”tan oluştuğunu da sık sık vurguladı. Yargılanmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Benim üzerime üç konuyla ilgili olarak geldiler. İddiaları şunlardı: 1 - Basın toplantısında boş olan LAW silahına “boru” dedi. 2 - İrticayla Mücadele Eylem Planı’na “kağıt parçası” dedi. 3 - İnternet andıcıyla internet siteleri kurdu. Bu üç iddia da gerçek değildir. Bu iddialara dayanarak dava açıldı, terör örgütü üyesi denildi. Bu iddialar da suçlamalarda yasal ve hukuki dayanaktan yoksun, komik suçlamalardı. Bir kere şunu söyleyeyim, o basın toplantısında neler dediğime tekrar tekrar baktım. Ben “boru” sözcüğünü kullanmamışım bile. Benim boş LAW malzemesini göstermekteki amacım, kullanılmış, içi boş bir LAW askeri malzemenin gömülmesinin, saklanmasının saçma olduğunu göstermekti. Bu işten anlayan biri, bir subay boş, kullanılmış bir sarf malzemesini gömmez, bunun bir daha kullanılmayacağını bilir. Bu malzeme bir defa kullanılır, onun için silah değil sarf malzemesi olarak adlandırılır. Bunu göstermek istedim. Bir SAT komandosu bunu niye gömsün, niye saklasın, zaten bu tür malzemeleri depolarında, kullanabilecekleri yerler de var. Fakat bunu dillerine doladılar ve bir suçlamaya dönüştürdüler. İkincisi ben basın toplantısında İrticayla Mücadele Eylem Planı’na kağıt parçası dedim. Çünkü bir fotokopiydi. Ancak fotokopi diye ciddiye almamazlık da yapmadım. Ben bununla ilgili haber çıktığı gün askeri savcılığa bunu soruşturun dedim ve aynı gün soruşturma başladı. İnternet siteleri meselesine gelince bildiğiniz gibi bu siteleri kapatan benim, yeni açılmış bir iki siteyi de kullandırmadım, aktif hale getirtmedim. Bütün olay bu. Bunların belgeleri, tarihleri de belli zaten.” Yargılama süreci İlker Paşa, bütün yargılama süreci için üç kritik nokta bulunduğunu ve bunların aydınlatılması halinde resmin bütününün ortaya çıkacağını düşünüyor. Bu noktaları şöyle ifade etti: “1- Birinci konu Erzincan’daki olaydır. İlhan Cihaner olayı olarak biliniyor. Erzincan’da başsavcı olarak yürüttüğü soruşturma çok önemli. Erzincan’da ne oldu sorusunun cevabını bulmak gerekiyor. 2- İkincisi Kayseri’deki bir soruşturmadır. Pek kamuoyunun gündemine gelmedi. Orada garnizon komutanın bir genelge yayımlayıp askerlerin bazı yerlere gitmelerini yasakladığı ifade edildi. Bu konu soruşturuyordu. Bu tahminin gerçek olmadığı anlaşıldı. Garnizon komutanının öyle bir genelgesi yok. Orada ihbarda bulunan sivil kişiler vardı. Bunlar kimlerdi? Bunlar bulunamadı. Kaçtılar. Bu konunun da aydınlığa kavuşturulması gerekiyor. 3- Üçüncüsü Gölcük’te bulunan CD meselesidir. Bu CD’yi ve diğer malzemeleri oraya kim veya kimler koydu? Bu açıklığa kavuşursa, sürecin ne olduğu da ortaya çıkar.” İhbar eden subay nerede? Başbuğ’un dikkat çektiği bir konu da İrticayla Eylem Planı’nın imzalı halini İstanbul Başsavcılığı’na bir ihbar mektubuyla gönderen kişinin kim olduğu. Bu konuda şöyle konuştu: “Eylem Planı’yla ilgili haber 12 Haziran 2009’da yansıdı. Ben aynı gün askeri savcılığa soruşturun dedim ve soruşturma başladı. Eldeki belge fotokopiydi. Sonra ekim ayında biri ıslak imzalı belgeyi ihbar mektubuyla savcılığa gönderdi. Ayrıca belgeyi 12 Haziran günü dosyadan aldığını söyledi. Bu kişinin bir subay olduğu anlaşılıyor. Peki 12 Haziran’da bu ıslak imzalı belgeyi edindiyse ekim ayına kadar niye bekledi? Kaldı ki, bu ihbarcı tanık olabileceğini, mahkemeye gelip anlatabileceğini söyledi. Ama tanık olarak çağrılmadı? Neden? Madem davanın esasını oluşturan belgeyi gönderdiğini ve tanık olabileceğini söylüyor neden çağrılmadı? Bu soruların cevapları da çok önemlidir.” Başbuğ, Ergenekon ve Balyoz davalarına göre arka planda kalan ama en az onlar kadar mağduriyet yarattığına inandığı bir davanın da İzmir’de görülen ve kamuoyuna “Casusluk davası” olarak yansıtılan dava olduğunu söyledi, şu değerlendirmeyi yaptı: ‘Tıpkı kozmik oda gibi’ “Bu davada 350 kişi var, bunların 316’sı subay. Aralarında 9 tane de general ve amiral var. Büyük ölçüde Deniz Kuvvetleri’ni hedef alan ve mağdur eden bir dava. Bu dava da esas itibarıyla Balyoz’da, Ergenekon’da örnekleri görüldüğü gibi dijital düzmece verilere dayanıyor. Bu davayla ilgili ihbar da yine ABD’den eposta ile gönderilmiş bir ihbar mektubuna dayanıyor. Tıpkı kozmik oda olayında olduğu gibi ABD’den gönderilmiş bir e-posta. Kozmik odaya varan süreçte Çukurambar’da içinde şüpheli şahısların bulunduğu ihbarına dayanıyordu. Hadi arabadan ve içindekilerden şüphelendiniz ama Bülent Arınç’a suikast yapabilirler iddiasını nasıl çıkardınız ve oradan kozmik odaya kadar geldiniz? Ayrıca önce soruşturmayı başlatan savcı bir suç unsuru bulamıyor. Ve o savcı hemen görevden alınıyor. Yerine gelen savcı ise geldiği günün ertesinde daha dosyayı inceleyemeden operasyonu başlatıyor. ‘Babasını ziyaret edeceğim’ Bu davada çok sayıda alt rütbedeki subay mağdur durumda. Henüz gençler, çocukları küçük. Aileleri zor durumda. Maddi olanakları sınırlı. Bu subaylarla, aileleriyle, çocuklarıyla ilgilenmek de bizim görevimiz. 18 Nisan’a İzmir’e gideceğim. Cezaevinde silah arkadaşlarımı ziyaret edeceğim. Tabii sessiz çığlık olarak anılan aileleri ziyaret edeceğim. Bana Ankara’da sarılarak o mektubu veren 10 yaşındaki kızımız Sabiha Gökçen Kışkan’ın babası binbaşıyı da ziyaret edeceğim. ‘Arkadaşlarıma üzülüyorum' Başbuğ Paşa, cezaevindeki arkadaşları için üzüldüğünü de sık sık belirtti. Özellikle askeri liseden sınıf arkadaşı olan Hurşit Tolon’un tahliye edilmemiş olmasına dikkat çekti. Tolon’un bir konferans için gittiği Malatya’da Zirve cinayetleri olayına sokulmak istenmesine tepki gösteriyor. Atatürk kitabından film İlker Paşa’nın projeleri arasında cezaevinde yazdığı Atatürk kitapları var. (20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Mustafa Kemal, 20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Atatürk). Yazdığı kitaplar içinde en çok Atatürk kitabını önemsediğini vurgulayan Başbuğ, bu kitaptan yazılacak bir senaryo ile Atatürk’le ilgili bir film veya dizi film çekilebileceğini düşünüyor. Bu konuyla ilgili önerileri değerlendiriyor, bazı temaslar sürdürüyor.T24