Apartman Haberleri

Apartman ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Apartman ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Bizim Gençler Neden “Devrim” Yapmıyor?
Sırbistan’dan gelen haberlerin ardından herkesin dilinde aynı soru. “Bizim gençler neden yapmıyor?' Kimi iç çekerek söylüyor bunu, kimi öfkeyle, kimi de faturayı doğrudan gençlerin rahatına keserek. Oysa cevabı onların mayasında aramak yerine, sabah uyandıkları o boğucu sabaha bakmak gerekiyor.1 Kasım 2024’te Novi Sad’da bir tren garının tavanı çöktü, 16 insan öldü. Gençler bağırmak yerine durmayı seçti önce. Her gün aynı saatte trafiği kestiler, giden her can için 15 dk sustular. İki yıl boyunca inatla sürdürülen bir yas tutma biçimiydi bu. Facianın ertesi günü, yani 2-3 Kasım 2024 itibarıyla Novi Sad ve Belgrad sokakları zaten ilk öfkeyle hareketlenmişti. Kamu binalarına kırmızı boyalar atıldı, 'Ellerinizde kan var' sloganları yazıldı ve polis sert müdahalelerde bulundu. İlk günlerdeki bu sert temasın ardından öğrenciler strateji değiştirdi ve Kasım ayının ortalarına doğru her gün tam saat 11.52'de hayatı durduran o meşhur 'Zastani, Srbijo' (Dur, Sırbistan) sessiz eylemlerini başlattılar. Sessizliğin kitlesel, fiziki bir sokak ablukasına ve nihai kırılmaya dönüşmesi ise Kasım 2024'ün son haftasında gerçekleşti. 2026 sonbaharında da bu eylemler sandığa yansıdı. Öğrencilerin hareketi meclisi aldı, yılların iktidarı yenildiğini kabul etti.Bunu dışarıdan izleyip 'Helal olsun be cesur çocuklar kazandı, bir de bizimkilere bak' demek çok kolay. Ama bu kolaycılık, dönüp kendi gencimizi korkak ilan etmenin en kestirme yolu. Cesaret kimsenin cebinde hazır duran bir maden değil. Yanındakinin omzunu hissettiğin yerde yeşeren bir şey. Sırbistan’daki 16 dakika, insanları makamlarından ve sınıflarından soyup aynı acıda buluşturdu. Yas ortaklaştıkça korku dağıldı. Türkiye’de gençlerin yan yana durabilecekleri o zemin kaldı mı sizce? Dönüp hafızamıza baktığımızda boğazımız düğümleniyor. Soma’da 301 madenci, 6 Şubat’ta yıkılan koca şehirler, Kartalkaya’da otelde yanan çocuklar... Saymaya kalksak nefesimiz kesilir.
24 Ekim Cumartesi Aslan Burcu Günlük Para Burç Yorumu
Bugün Aslan ve yükselen Aslan burçlarının finansal kararlarının günün astrolojik olaylarından nasıl etkileneceğini dikkatle ele aldık. Hazır olun, bugün paranızı yönetirken neler yapmanız gerektiğini söylüyoruz. İş hayatı, kariyer hedefleri ve eğitim alanlarında atacağınız adımlar size ne kazandıracak? 24 Ekim Cumartesi günü Aslan ve yükselen Aslan burçları para mı kazanacak, yoksa para mı kaybedecek? Peki günlük burç yorumlarına göre 24 Ekim Cumartesi günü para kazanmak için ne yapmalısınız?İşte, Aslan ve yükselen Aslan burcu günlük para falı
Günlük Para Burç Yorumuna Göre 24 Ekim Cumartesi Günün Nasıl Geçecek?
Sevgili astroloji severler, yeni güne yeni umutlarla uyandık. Gökyüzü bugün de hayatımıza yön verecek. Üstelik yine gündemimizde finansal kararlar ve para kazanma ihtimalleri yer alacak. Peki, bugün kimler para kazanacak, kimler kaybedecek? On iki burç için de bambaşka kapılar açılırken birileri zengin de olacak. Bakalım, günün en zengini ve en çok kaybedeni hangi burç?İşte, 24 Ekim Cumartesi gününe özel para falı
Eskiden Herkes Yapardı, Şimdi Rahatsız Ediyor: Komşulukta Değişen 6 Alışkanlık
Eskiden komşuluk denince akla habersiz kapı çalmak, saatlerce sohbet etmek ve birbirinin hayatından haberdar olmak gelirdi. Hatta komşusuyla görüşmeyen kişiler pek de hoş karşılanmazdı. Ancak genç kuşakların komşuluk ilişkilerinden beklentileri biraz farklı. Kimileri komşularıyla yakın ilişkiler kurmaktan hoşlanırken kimileri de selamlaşıp kendi hayatına devam etmeyi tercih ediyor. YourTango’da yayımlanan bir yazıda, Baby Boomer ve X kuşağının komşularından beklediği ancak gençlerin özel hayatlarına müdahale olarak görebildiği 6 davranış ele alındı.Gelin, eskiden son derece normal karşılanan ancak günümüzde herkese aynı derecede samimi gelmeyen komşuluk alışkanlıklarına birlikte bakalım.Kaynak: YourTango
İnternet Yasakları ve Streisand Etkisi
İnternet ortamında bir şeyi yasaklamaya çalışmanın bazen yan etkileri de olabiliyor. Bu yan etkilerden birisi de, adını ünlü aktris Barbara Streisand’dan alan etkiden başka bir şey değil. Fotoğrafçı Kenneth Adelman, kıyılardaki yalı erozyonuna dikkat çekmek için Kaliforniya kıyılarından yaklaşık 12 bin hava resmi çekmiştir. Bu resimlerden bir kısmı Pictopia.com isimli sitede yayınlanmıştır. Ünlü sinema aktrisi Barbara Streisand’ın evinin havadan görüntüsü de bu resimler arasındadır. Streisand, kamuya açık yayınlanan bu resimlerin arasında, kendi özel mülkiyeti olan evinin havadan çekilmiş görüntülerine karşı dava açarak, bu görüntülerin kaldırılmasıyla birlikte 50 milyon dolar da tazminat istemiştir. Streisand, dava dilekçesinde mahremiyetinin ihlal edildiğini öne sürmüştür. Bu davanın açılması, medyanın oldukça ilgisini çekince her tarafta davanın ayrıntılı haberleri yayınlanmaya başlandı. Haberin yoğun bir şekilde yapılması, okuyucuların ve internet kullanıcılarının yoğun ilgisini çekti ve sonuçta dava konusu resimler bir ayda 420.000 kişi tarafından ziyaret edildi. Tabi iş sadece bununla kalmadı, mahkeme Streisand’ı davasında ayrıca haksız buldu. İnternet tarihine “Streisand Effect” olarak geçen bu olay gösterdi ki, yasaklanmaya veya sansürlenmeye çalışılan her şey, aslında bir çığ gibi büyüyüp sakınılanın aksine çok daha büyük bir kitleye ulaşabiliyor.Dünyada, Streisand’dan başka bir çok ünlü kişi ve şirket, saklamaya çalıştığı şeyin daha fazla yayılmasına engel olamadı. 2006’da Brezilyalı ünlü manken, plajda erkek arkadaşıyla sevişmesini gösteren videonun kaldırılması için Youtube’un Brezilya’da erişime kapatılmasını sağlamıştı. Bu görüntüler, Youtube’da belki de sadece binden daha az kişi tarafından izlenmişken, erişim engelleme haberlerinin tüm dünyaya ajanslar tarafından duyurulmasıyla neredeyse bütün dünya tarafından izlendi. Twitter’daki sadece 20 abonesine, apartman yöneticisi firma hakkında şikayette bulunan kişiye karşı firma tarafından tazminat davası açıldı. Fakat işler beklenildiği gibi yürümedi ve davacı firma kendi hizmet kusurunun milyonlarca kişiye yayılmasını ve dolayısıyla prestij kaybını engelleyemedi. İran’da hükümet muhalif internet sitelerini sansürledi. Hatta, daha da ileri giderek sosyal ağ sitelerine erişim engeli koydu. Fakat, muhalifler ve destekçilerinin bile bilmediği bir çok sosyal ağ sitesi bir anda kulaktan kulağa yayılarak popüler oldu ve muhaliflerin seçim kampanyası sırasında en çok kullandığı haberleşme araçlarının başında geldi. Bu etkinin benzer örnekleri Türkiye’de de yaşandı. Örneğin, ünlü bir dizi oyuncusunun fazlasıyla özel görüntülerinin yayılmasından dolayı eski sevgilisine açmış olduğu davanın hemen sonrasında, bu görüntülerin dolaşmadığı bilgisayar kalmamıştı. Ekşi Sözlük, zaten popüler olmasına, binlerce yazarı ve milyonlarca okuyucusu olmasına rağmen, hakkında açılan davalarla birkaç kez erişime kapatıldı, ancak her erişim engelinden sonra çok daha fazla güçlenerek, okuyucu ve trafik artırarak yoluna devam etti. Sözlüğü kapatma girişiminde bulunan kişi / kişiler ise ne yazık ki saklamak istediklerini daha fazla kişiye ulaştırmış olmanın şaşkınlığını yaşadılar. Youtube, Türkiye’de Mart 2009’dan 2008′den beri engelli durumda. Ancak, Youtube’un bu engelden etkilendiğini söylemek mümkün değil. Zira, Youtube ile ilgili haberler geçtikçe ve bir çok siyasinin ses bantlarının burada yer aldığı konusunda fısıltılar arttıkça, popülaritesi her geçen gün katlanarak arttı. Nitekim, engelli Youtube’a ulaşmayı sağlayan 6-7 site dahi, Türkiye’de en çok ziyaret edilen 100 site arasında başlarda yer alıyor. Yine, TİB’in zynga.com isimli oyun sitesi hakkında uygulamış olduğu erişim engelleme kararı, ne yazık ki bu firmanın oyunlarının, özellikle de Farmville oyununun Türk kullanıcı sayısını iki katı artırmaktan başka bir işe yaramadı. Türk Telekom da Streisand etkisinden hayli etkilenmiş durumda. Türk Telekom’un birkaç siteyi mahkeme kararıyla engelletmesi yüzünden, küçük bir grup tarafından başlatılan “Telekom’a kafam girsin” kampanyası artık internet kullanıcıları arasında oldukça meşhur olmuş durumda.. Üstelik bu davayla dalga geçenlerin sayısı hiç de az değil. Bazı siyasileri hicveden karikatürlerin, yayınlandığı mizah dergilerinden çok, açılan davalardan dolayı e-posta zincirleri ve Facebook ile çok fazla bir kitleye ulaşmış olması Türkiye’de bilinen bir başka örnek oldu. Hakaret olsun, iftira olsun veya kişilik haklarına ağır saldırı durumlarında olsun, mutlaka yasal yollardan hak aramak gerekir. Ancak, hak ararken daha da haksız, belki de komik duruma düşmemek gerekir. Buluttan nem kaparak, basit şeylere bile tahammül edememek gibi zaafları olanların hakkını aramadan önce küçük bir durum analizi yapmasında fayda var. Hukuk nezdinde haksız bulunmanın yanı sıra daha da mağdur olunmaması için Streisand Etkisi’nin gözden geçirilmesi gerekli olabilir. Belki biraz hoşgörü ve bir şeylere de tahammül etmek gerekli olabilir. “Streisand effect” konusunda kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Streisand_effect
Hakkınızdaki Sanal İzleri Sildirebilirsiniz
ABD' de bir Türk girişimi olarak kurulan, merkezleri Las Vegas ve New York'ta bulunan ' internetten içerik kaldırma ' şirketi Rubbit'in kurucu ortağı ve Türkiye ofisi sorumlusu Emre Teker ile görüştük. Teker bize, internette hakkınızda çıkan olumsuz bir içeriği, iftirayı ya da telif hakları size ait olan bir eseri Google'dan , diğer arama motorlarından veya sosyal paylaşım sitelerinden nasıl kaldırdıklarını anlattı. ABD'de 40'tan fazla eyalette konusunda uzmanlaşmış bilişim hukuku bürolarıyla ortak olarak çalışan Rubbit, bugün Amerikan Forbes'un ilk 500 şirketinden çoğuyla yıllık sözleşme ile çalışıyor. Neredeyse her eyalette ayrı hukuk bürolarıyla çalışmalarının nedeni ise tabii ki ABD'de eyaletten eyalete kanunların değişiyor olması. Türkiye ofisinde de hakkında internette çıkan olumsuz yazı, istemediği bir fotoğraf, karalama kampanyası ya da videonun çıkarılmasını isteyen ya da resim, film, müzik gibi telif haklarına tabi olan eser sahipleri Rubbit'e başvuruyor. İnternet siteleri dünyanın dört bir yanından yayın yapıyorlar. Çoğu server da ABD'de . Dolayısıyla internetten içerik kaldırma ile ilgili Türkiye'de alınacak bir mahkeme kararı, ABD'den yayın yapan bir siteyi bağlamıyor. Türk mahkemelerinin ancak com.tr uzantılı siteler üzerinde yaptırımı var maalesef. Hatta içeriği yayınlayan bir blog sahibi Türk mahkemelerinde suçlu bulunup ceza bile alsa, bu yayının blogdan kaldırılmasını garantilemiyor çünkü siteler Türk mahkeme kararlarını tanımıyor. Rubbit sadece ABD değil İngiltere, Almanya, Rusya, Çin gibi diğer hostinglere hizmet eden ülkelerde de çalışmalarını sürdürüyor. Şirket Google'ın beyaz listesinde Teker , ABD'ye taşıdıkları davaların sadece yüzde 10'unun mahkemeye kadar çıktığını, geri kalanın kolaylıkla, mahkeme öncesi anlaşma birimleri olarak iş yapan uzlaşma masalarında hallolduğunu anlatıyor. Rubbit'in Google'ın beyaz listesinde olduğunu yani güvenilir şirket olarak kabul edildiğini söyleyen Teker, uzun süredir de telif hakları ihlallerinde sadece bildirim yaparak Google'dan içerik kaldırma yetkileri olduğunu ifade ediyor. Alanında en büyüklerden biri olan şirketin 2014 planında ise Amerikan borsasına girmek ve yabancı ortaklık almak var. Rubbit telif hakkı ihlalleri saptama konusunda çok gelişmiş yazılımlara sahip. Biz Google'da sadece yazıyla arama yapabiliyoruz. Ama onlar fotoğraf, video ve ses kaydı araması da yapabiliyorlar. Bunun yanı sıra manuel takip yapan çalışanları da mevcut. İçerik kalkmazsa para ödemek yok Gelelim en merak edilen hususa. İçerik kaldırmak kaç para? Genellikle 500 dolar ile 2 bin dolar arası. Ancak içeriğin kaldırılacağı sayfanın çokluğuna ve içeriğin özelliğine göre bu rakam 10 bin doları bulabiliyor. Ancak şunu belirtmeliyiz ki, Rubbit şikayette bulunulan uygunsuz içeriği kaldırtmayı başaramazsa kesinlikle müşterisinden para talep etmiyor. Rubbit Türkiye ofisinin bir numaralı müşterileri, sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, haklarında çokça olumsuz içeriğin bulunduğu ünlüler ve iş adamları. Hatta olumsuz içeriğin kim tarafından koyulduğu bile IP numarası üzerinden bulunabiliyor. Örneğin, kendisi ve ailesi hakkında birçok iftiranın yer aldığı bir blogdan şikayetçi olan iş adamının şikayetini değerlendirmeye alan ve hukuki işlem başlatan Rubbit , sonunda içeriğin Almanya'da bir kişi tarafından girildiğini ortaya çıkarmış. Bir keresinde de bir otomotiv şirketi hakkında tüm tüketici bloglarında yazılan olumsuz görüşlerin aynı IP adresinden girildiğini tespit etmişler. Adresin izini sürerek Fatih'te bir apartman dairesinde para karşılığı olumsuz içerik giren üç gençle karşılaşmışlar. Teker bu tür karalamaların genellikle rakip firmalar tarafından yaptırıldığını anlatıyor. Bunların yanı sıra 16-22 yaş grubu arasında eski sevgilinin uygunsuz fotoğraflarını yayınlama vakalarıyla da sıkça karşılaştıklarını belirtiyor. Gençleri güvendikleri kişilere bile uygunsuz fotoğraf vermemeleri konusunda uyarıyor. Bir de ' fake ' Facebook hesapları sorunu sık karşılaşılanlar arasında. Teker, başvurunun ilk haftasında linklerin kalkmaya başladığını ancak tüm içeriklerin kaldırılmasının üç ayı bulduğunu belirtiyor. Rubbit'e kimler başvuruyor? Eski sevgilisi tarafından anıları deşifre edilenler. Uygunsuz videosu ve fotoğrafları yayınlanan ünlüler. Ticari iftiraya uğrayan işadamları. Evlenmek ve aile kurmak isteyen ancak hoş olmayan geçmişini buna engel olarak görenler.
Sigara, Çakmak Ve Korkunç Bir Hikaye
-Kendin gidebilirsin değil mi? -Giderim Ulan 3 dakikalık bir mesafe amcamla bizim evimiz. Nedir yani? Ha; köy, karanlık, köpek, çakal mevzuları birleşince biraz ürkütücü olabilir o kısa yolculuk ama ne kadar ürksem de ‘Kendin gidebilirsin değil mi?’ sorusuna ‘Gidemem’ cevabını vermem. Vermedim de. Yola çıktığım gibi de yokuş aşağı koştum. Eve 1 dakikaya vardım. Keyifli bir yolculuktu. Eve gittiğimde dedemle babaanem uyumuştu. Sobanın sıcaklığından uzun zaman önce uyuduklarını anlayabiliyordum. Benim için sobaya bıraktıkları tuğulayı alıp geçtim odama. Sıcak tuğulayı soğuk yatağımın dibine koydum. Sonra balkondan bir ses duydum… Bildiğiniz apartman balkonu değil ama. Köy evlerini bilen bilir. Tek katlıdır ve zemindedir. Merdivenle falan çıkılmaz yani. Girişinde de büyükçe bir balkon vardır. İşte yemek falan orada yenir güzel günlerde. Oturulur, okey oynanır falan. Yazlık balkonu gibi bir nevi. Benim odam da o balkonun çaprazında hemen. Yani pencereden kafamı çıkardığımda balkon sağımda kalıyor. Yakın işte özetle. Duyduğum sesten anladığım, birinin balkonı girip, sandalyeyi çekip oturduğuydu. Üstüne çakmak sesi ve nefes üfleme sesi. Bariz annem ya da babamdı. Ama asıl soru niye tek gelmişlerdi? Hadi madem geleceklerdi, neden benle birlikte gelmediler? Pencereye çıkıp bakmadım, nasılsa birazdan eve girecekti her kimse. On dakika geçmesine rağmen yerinden kalkmamıştı. Varlığını hissediyordum. Nefes sesleri, sandalye gıcırdaması… Oradaydı hala eminim. İnceden korkmaya başladım. Çünkü düşündüm ki annem ya da babam olsa mutlaka bir ses verirdi. Benim yeni geldiğimi biliyorlardı sonuçta. Bizimkiler değildi. Ulan kimdi o zaman? Bakmaya korkuyordum çünkü kuzenim benzer bir hikaye anlatmıştı. Kuzenimin annesi, bir gün evde yalnızken kapı çalmış. O da korkup açmamış ama kapı ısrarla çalıyormuş. Daha beter korkup odasına gitmiş. Sonra kapıyı çalanın içeri girdiğini duymuş. Odasında yatağın altına girip titreyerek beklemeye başlamış. Camlı kapıdan birinin siletini görmüş. Ne yapacağını bilemeden bir anda bayılmış. Uyandığında etrafına bakınmış ama içeri birinin girdiğine dair herhangi bir iz görmemiş. Kapı da bıraktığı gibi kitliymiş. Doktora gitmiş ve anlatmış durumu. Doktor da demiş ki, ‘Eğer sen o kapıyı açsaydın boşluğa bakacaktın ama birini gördüğünü sanacaktın. Ve Onu görür görmez de delirecektin. İyi ki bakmamışsın’ Bir de bu hikaye aklıma gelince iyice korktum. Ama bir yandan da bakıp rahatlamak istiyordum. Bir şey olmadığını görecektim ve rahatlayacakım… Yemedi tabi. Mahalleden birinin gelip de öyle oturma gibi bir ihtimali de yoktu. Yani ya doğaüstü bir şey vardı ya da ben deliriyorum. Kalktım yataktan. Dedemin odasına nasıl gittim inanın hatırlamıyorum. Uyandırdım dedemi. O da korktu bir anda öyle dürterek uyandırınca. Dürtmemin nedeni kulağının iyi duymaması gerçi ama bir de öyle olağan dışı durum olunca daha hırslı dürttüm muhtemelen. -Ne oldu? -Dışarıda biri var! -Kim var? Soruya gel… ‘Kim var’ Hem Laz’lığına hem yaşlılığına hem de yeni uyanmışlığına verdim. O anda o sorunun manasızlığını tartışacak durumda değildim. -Bilmiyorum dede. Biri sigara içiyor! -Kimin sigarasını? Cevap veremedim tahmin ettiğiniz gibi. Ama bu cevapla korkum geçti biraz. Sonra gitti kapının önüne. Ben de arkasından gittim. Kapıyı açtığında tahmin ettiğim ve görmek istediğim şeyi gördüm: 3 tane boş sandalye. Kapıyı çekip salona geçtik. Dedem bir sigara yakıp iskambil kağıtlarını aldı eline. Bana kestirip fal açtı. Normal şartlarda çıkmayan falı, üçer üçer açtığı kağıdı teker teker açarak çıkarttı. O odasına gitti, ben de odama gittim. Yatağa girdiğimde tuğla soğumuştu ama yatağı ısıtmıştı. Gece olanları düşünürken, balkondan bir ses daha duydum. Yere düşen çakmağın sesini nerede olsa tanırım. Bu o sesti…. Dedemle çakmağın sahibi hakkında tartışmaya girecek gücüm yoktu. Uyudum. Prezantabl bir insanım. Sol kulağım delik. Küpem var. Vücudumda 4 tane dövme var. Dövmeyi severim. Kim sevmez ki? Tüm Yazıları