Kanserojen Pirinç mi Yiyoruz?
HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verdiği soru önergesinde Ergene Havzası’ndaki kirliliği ve bu durumu dile getirdiği için görevden alınan Dr. Dilek Tucer’i sordu.Ertuğrul Kürkçü, Bakan İdris Güllüce’ye, “Dr. Dilek Tucer’in Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından görevden alınmasının sebebi halk sağlığını yakından ilgilendiren bilgiyi kamuoyu ile paylaştığı için midir” sorusunu yöneltti. Kürkçü, Tucer’in de dile getirdiği kanserojen pirinç iddialarına Bakanlık’tan cevap istedi.TBMM Başkanlığı’na Kürkçü’nün verdiği soru önergesi ve gerekçesi şöyle:“9 Eylül 2014 tarihinde Edirne Devlet Hastanesi’nin belirli aralıklarla çeşitli uzman hekimler aracılığı ile halkı bilgilendirmek amacıyla düzenlediği basın toplantısına katılan Gastroenteroloji uzmanı Dr. Dilek Tucer, basın mensuplarına yaptığı bilgilendirme toplantısında uzmanlığı olan şifalı otlar adı altında kullanılan bitkilerin, bilinçsiz ve yanlış kullanımından dolayı kanser tehlikesine sebep olabileceğini anlatmıştır.Dr. Tucer, daha sonra gazetecilerin sorusu üzerine Ergene Nehri’ndeki kirliliği ve çevresine verdiği zararları dile getirerek, “Trakya bölgesinde Ergene Nehri gibi bir sorun varken sadece otlar açısından değil, diğer yediğimiz ürünler konusunda da büyük bir kanserojen etkisi var. Trakya bölgesi için bu çok önemli bir sorun. Özellikle pirinç üretiminde önde gelen bölgelerden birisiyiz. Otları bir kenara bırakıyorum, pirinçte de neredeyse tüm Türkiye’ye bizden dağıtım yapılıyor. Bir otun nereden ve nasıl toplandığı çok önemli, Ergene’yi özellikle söylüyorum çünkü biz organik tarıma yönelmeye başladık ve gastroenterolojik açıdan da Trakya bölgesinde kolon ve mide kanseri özellikle son yıllarda artmış durumda. Bunda tabi sadece Ergene rol oynamıyor. Çernobil’den etkilenen bölgeler arasında Karadeniz’den sonra Marmara Bölgesi geliyor zaten. Bu konu hakkında aslında bilimsel bir çalışma yok. Türkiye’de bildiğim kadarıyla yapılan iki büyük çalışma var. Bu çalışmalar bir hekim tarafından yapılan çalışmalar değil. Özellikle halk sağlığı uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada ve yabancı kaynaklı bir çalışmada da Çernobil faciasının Trakya bölgesindeki etkilerinden çokça bahsedilmekte. Gözümüzle de bunu görüyoruz” şeklinde halk sağlığını son derece yakından ilgilendiren konuda açıklama yapmıştır.Açıklama sonrasında Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından Dr. Dilek Tucer hakkında soruşturma başlatılmış ve görevden alınmıştır.Ergene nehri yakınında bulunan, başta Çorlu, Çerkezköy, Lüleburgaz’dakiler olmak üzere toplam 2.757 adet sanayi tesisinin Ergene nehrine her gün doğal debisinin üç katı oranında kirli atık su boşalttığı doğru mudur?2011 yılında Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen, nehirdeki kirlilik nedeniyle çevrede kanser vakalarının büyük oranda arttığını ve ölümlerin yaşandığını söylemiştir. Bu bilgi araştırılmış mıdır? Araştırılmış ise varılan sonuçlar nelerdir? Araştırılmamışsa nedeni nedir?Bölgede kanser vakalarında 1990 yılından 2014 yılına kadar artış oranı ne kadardır?Trakya bölgesinde üretilen pirinç kanserojen midir?Dr. Dilek Tucer’in Edirne Valisi Dursun Ali Şahin tarafından görevden alınmasının sebebi halk sağlığını yakından ilgilendiren ve yukarıda ifade edilen bilgiyi kamuoyu ile paylaştığı için midir? Ankara ZETE
Meme Kanseri Hakkında Farkındalık Yaratmak Amacıyla Hazırlanan 14 Yaratıcı Tasarım
Meme kanseri, kadınlar arasında en yaygın ikinci ölüm nedeni. Bu kanseri yenmenin tek yolu ise, erken teşhis. Bu nedenle, insanların bu ölümcül kanser hakkında bilgilendirilmesi gerekiyor. Düzenli olarak doktor kontrolüne gitmek, erken teşhisin kilit noktası. Amerika Birleşik Devletleri'nde, ekim ayı 'Meme kanseri hakkında farkındalık yaratma ayı' olarak belirlenmiş. Bu fırsattan yararlanarak, biz de, ülkemiz insanlarını bu konu hakkında bilgilendirmek ve bir farkındalık yaratmak istedik. Konu hakkında birbirinden yaratıcı ve ilginç 15 çalışmanın derlendiği bu galeri, umuyoruz ki Meme kanseri hakkında az da olsa bir farkındalık yaratır.
Ünlü Fotoğrafçı Rene Burri Hayatını Kaybetti
20. yüzyılın siyasal ve kültürel tarihinin en önemli figür ve olaylarını görsel belleğimize kazandırmış olan fotoğrafçı Rene Burri 81 yaşında hayatını kaybetti.20. yüzyılın en önemli fotoğrafçılarından biri olan İsviçreli Rene Burri 81 yaşında İsviçre'nin Zürih kentinde hayatını kaybetti. Magnum fotoğraf ajansı üyesi olan Rene Burri; Che Guevera, Fidel Castro, Picasso gibi kişilerin fotoğraflarını dünya kültürüne kazandırmıştı. Burri uzun süredir kanser hastasıydı.İlk fotoğrafını, 1946’da 13 yaşındayken çeken Burri’nin objektifine takılan ilk ünlü isim İngiltere Başbakanı Winston Churchill’di. Burri, Churchill’i Zürih’te üstü açık arabayla gezerken fotoğrafladı. Zürih’te Güzel Sanatlar okuyan Burri bir süre Walt Disney’de asistan kameramanlık yaptı. Burri, 1956’dan itibaren Magnum için çalışmaya başladı ve dünyanın her yerindeki önemli siyasi gelişmeleri takip etti.Burri’nin meşhur çalışmaları arasında Che Guevara, Fidel Castro, Pablo Picasso, Mimar Le Corbusier gibi isimlerin portreleri vardı. Burri 1963 yılında gittiği Küba'da Che Guevera'nın, içlerinde dünyaca ünlü purolu fotoğrafının da olduğu pek çok fotoğrafını çekmişti.Burri, Guevara için yaptığı açıklamada “Kibirli ama etkileyici bir insandı. Kafesteki bir kaplan gibiydi” demişti. Burri’nin Picasso’yu fotoğraflayabilmek için 4 yıl çaba harcadığı arkadaşları tarafından aktarılmıştı.Magnum Foto Ajansı’nın Başkanı Martin Parr “2. Dünya Savaşı sonrası dönemin en büyük fotoğrafçılarındandı ve tanışma ayrıcalığına eriştiğim en yüce gönüllü insanlardan biriydi” dediği, sanatçı son olarak 2006 yılında fotoğraf sanatına olan katkılarıyla nedeniyle İngiltere Royal Photographic Society özel fahri kardeşlik ödülünü almıştı.Usta fotoğrafçının 30 bin fotoğraflık arşivini Lozan’daki Elize Müzesi’ne bağışladığını açıklandı.soL
Uzayda Yaşam Mümkün Olacak mı?
Zirvede bilim, teknoloji ve sağlık alanındaki ilginç gelişmeler ele alınacak. Tartışılacak konular arasında insanların günün birinde Dünya dışında kurabileceği uzay kolonileri de bulunuyor.Gezegenimizin nüfusu hızla artarken yaşayacak alan ve kaynaklar için rekabet sorunu bazı insanları Dünya’nın ötesine bakmaya yöneltti. SpaceX adlı uzay turizmi şirketinin girişimcisi Elon Musk, “Herhangi bir felaket halinde insanlığın varlığını korumak için birçok gezegende yaşam olanağının araştırılması gerektiğine” inanıyor.Bu vizyon size inandırıcı gelmese de insanın keşfedilmemiş olanı keşfetme içgüdüsünü görmezlikten gelmek zor. İşte bu güdü, insanları gezegenimizin güvenli sınırlarının ötesine bakmaya yöneltiyor. Aslında bunu başarmak düşündüğümüzden daha kolay olabilir. Eski astronot Jeffrey Hoffman’a göre Güneş Sistemi’nde yakın birkaç yere gidebilme hayali kurmamızı sağlayacak teknolojiye sahibiz. “Ay az ötemizde, Mars ise hiç de uzak değil. Bu yolculukların yapılmasını sağlayacak bazı adımların birkaç yıla kadar atıldığını görmek mümkün,” diyor Hoffman.Bu konuda ilk fikri 1920’lerde Avustruya-Macaristanlı ilk roket tasarımcısı Herman Potoçnik ortaya attı. Potoçnik’in hayal ettiği şey, UFO benzeri dairemsi bir uzay aracıydı. Bu araç yapay yerçekimi yaratmak için dönüyor, enerji ihtiyacı içinse güneş ışınlarını odaklayacak içbükey bir ayna kullanıyordu. Bu fikir ne kadar inanılmaz gelse de yıllarca etkisini yitirmedi. 1970’lerde Princeton Üniversitesi fizikçisi Gerard O’Neill ile daha sonra dünyanın en eski uzay topluluğu olan İngiltere Gezegenlerarası Dernek (British Interplanetary Society) bu fikre sahip çıktı. Uçan uzay kolonileri fikrini bir kenara itmeden önce şunu belirtmekte yarar var: BIS, insanoğlu Ay’a ayak basmadan 30 yıl öncesinde bu yolculuğu öngörmüştü.Diğer uzmanlar ise uzay araçlarıyla uzay boşluğunda koloniler kurmak yerine, bir gezegende ya da Ay’da insanın yaşamını sürdürmesi için gerekli unsurları içeren yapay bir “biyosfer” yaratarak yaşam alanı oluşturma fikrini daha akla yatkın buluyor. Bu konuda ilgi odağı Mars oldu ve 2025’e kadar orada yeni bir medeniyet yaratılmasını hedefleyenler var. Hollandalıların 2012’de başlattığı Mars One projesine 200 bin başvuru yapıldı. Bunlar arasından seçilen 40 kişiye eğitim verilerek realite şov programlarına hazırlanıyor ve bu şekilde projeye gelir sağlanmaya çalışılıyor. Elbette bu projeye karşı çıkanlar da var; fakat uzayda koloni kurulması fikrine yönelik ilgiyi göstermesi bakımından önemli.Dev bir Mars Koloni Taşıtı ile Kızıl Gezegen’e insan taşımanın SpaceX yöneticisi Musk’ın da hedefleri arasında olduğu söyleniyor. Musk bunun sadece bir başlangıç olacağına, “Mars’ta koloni kurulduktan sonra bunun tüm Güneş Sistemi’ne de yayılabileceğine” inanıyor. Musk, hızlı uzay araçlarının yapılması halinde Jüpiter’in aylarında, hatta göktaşlarında bile koloni kurulabileceğini ifade ediyor.Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşam, uzay kolonilerinde karşılaşılacak sorunlara dair fikir veriyor. İstasyondaki altı kişiye su taşıma gideri yılda 2 milyar doları buluyor. Gıda ve oksijen tedariki masrafları da cabası. Bu nedenle, uzay kolonisinin kendi kendine yeterli hale getirilmesi adıl ideal olanı.Bir de insan vücudunun maruz kalacağı sorunlar var: Yerçekimi azlığı kemik ve kaslarda zayıflığa ve kafada basınç birikimine neden oluyor; bu ise geçici ve kalıcı göz sorunlarına yol açıyor. Uzaydaki radyasyon katarakta yol açabileceği gibi kanser riskini de arttırıyor. Öte yandan uyku sorunları ve yalnızlık ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Uzay kolonilerinde bu tür sorunların çözülmüş olması gerekiyor.Kapalı bir mekânda sosyal ilişkilerin nasıl etkileneceği sorunu da var elbette. Moskova’da Mars500 projesi kapsamında yapılan deneylerde altı kişi 520 gün süreyle 80 metrekarelik bir alanda yaşamak zorunda bırakıldığında birçoğunda uyku, algı ve depresyon sorunlarının ortaya çıktığı gözlendi.İzole olmuş insanların nasıl yönetileceğine, bu yeni toplumlarda çatışmaların nasıl önleneceğine dair siyasi sorunlar da cevap bekliyor. Bazı bilim insanları ve felsefeciler gelecekte ortaya çıkması muhtemel bu medeniyetler için bir “haklar bildirgesi” hazırlamaya girişti bile.İnsanların uzayda üreme yeteneğine sahip olacağını varsayarsak, ki astronotların karşılaştığı sorunları düşündüğümüzde bunun kesinliği söz konusu değil, bu izole kolonilerin kendine özgü kültürleri olacaktır. Bunlar belki kendi dillerini geliştirecek, hatta yeni fiziksel özelliklere bile sahip olabilecekler.Portland Üniversitesi’nden Cameron Smith’e göre, 2000 kişilik bir uzay kolonisi 300 yıl içinde bizden farklı bir görünüme sahip olacak, farklı davranış biçimleri geliştirecektir; farklı saç yapısı, farklı bir deri, düşük yerçekimine uygun ve manevra yeteneği daha yüksek bir vücut şekli vb. gibi.Hatta Smith, bu yeni kolonilerin genetik mühendislik yoluyla yeni organlar bile tasarlayabileceklerine inanıyor; örneğin kozmik ışınlardan korunmak amaçlı organlar, ya da karbondioksitten oksijen sağlamayı kolaylaştırıcı solungaçlar gibi. Böylece Marslılar yapay biyosferden çıkıp yeni evlerine tam olarak yerleşmiş olacaklar.BBC
Kola İçmek Ömrü Kısaltıyor
Son zamanlarda bir çok yeni olayın ardından bilim adamları yaptığı araştırmalarda kola içen insanların ömürlerinin asitsiz içecek içenlere göre daha kısa olduğunu kanıtladı.Gazoz ve kolanın düzenli içilmesi vaziyetinde, tıpkı sigara tiryakilerinde olduğu gibi hücre yaşlanmasının hızlandığı dile getirildi. Neticeninde insan, yaşına biyolojik yaş ilave ederek ömrünü kısaltıyor.ABD’nin San-Francisco şehrindeki Kaliforniya Üniversitesi’nin bilim insanları, gerçekleştirdikleri araştırmanın neticelerini American Journal of Public Health dergisinde yayınladı.Bilim insanları, hücrelerin yaşlandığını en derin düzeyde kanıtladı. Gazoz severlerde, kromozomların uçlarında bulunan ve hücre ayrılırken DNA’yı savunan telomerlerin kısaldığı ortaya çıktı. Ömrün sayacı olarak gösterilen telomerler ne kadar kısa olursa hücre o kadar yaşlı ve ölüme yakın olur.Deney, milli beslenme ve sıhhat araştırmasının (National Health and Nutrition Examination Surveys) çerçevesinde, yaşları 20 ile 65 farklılık gösteren 5309 yetişkin Amerikalı üzerinde gerçekleştirildi. Araştırma öncesinde katılımcılarının hiçbirinde diyabet veya kardiyovasküler hastalık yoktu.
İzleyeni Hayal Dünyalarına Sürükleyecek 10 Şahane Film
Kuşkusuz ki hepimiz hayatımız boyunca bir çok film izliyoruz. İzlediğimiz zaman bizi içine alan, etkileyen, masalsı ve uzun zaman hatırlanan hatta bir defa daha izleme isteği uyandıran masalsı ve muhteşem görüntülere sahip filmleri sizin için derledim.
Meme Kanseri Nedir?
Çağımızda birçok kadının korkulu rüyası haline gelen meme kanseri, her 8 kadından birinde görülüyor. Birçok kadın meme kanseri olduğunu artık her şey çok geç olunca fark ediyor.Meme kanseri birçok kadını tehtit eden bir kanser türüdür. Günümüzde yoğun ve tempolu yaşam, hormonlu gıdalar, sağlıksız beslenme ve artan alkol tüketimi yüzünden meme kanserine yakalanma oranı artmış ve yaygınlaşmıştır. Maalesef birçok kadın meme kanseri olduğunu artık hastalık çok ilerlediğinde ya da tedavi edilemez bir hale geldiğinde fark ediyor. Halbuki erken teşhisle meme kanseri tedavisinde kesin bir sonuç alınabiliyor.Meme kanserinin ortaya çıkmasına sebep olan etkenler nelerdir?Erken adet görmek (10 yaş ve altı),Geç menapoza girmek (50 yaş ve üstü),Cinsiyet,Irk,Aşırı yağlı beslenme ve kilo,Geç doğum yapmak ya da hiç doğum yapmamış olmak,Emzirmemek,Normalden iri meme dokusu,Hormonal değişiklikler (hormonaterapi),Ailede meme kanseri geçmişi bulunması,Kadının yaşı,Kadının kendisinde meme kanseri olması,İyi huylu meme hastalıkları (fibroadenom),Alkol tüketimi, (iki kadeh şarap ve üstü),SigaraBu etkenler neden meme kanserinin oluşmasına sebep olurCinsiyet Şüphesiz ki meme kanserine yakalanmak için en önemli etkeni cinsiyet oluşturur. Erkeklerde meme kanseri görülme riski kadınlara göre 146 kat daha azdır.Yaş Meme kanseri, ergenlik döneminden önce ortaya çıkmaz. Yirmi yaşından önce ortaya çıkma ihtimali oldukça azdır, kırk yaşın üzerindeki kadınlarda %90-95’lik bir oranında meydana gelir.Irk Beyaz ırka mensup kadınlarda siyahi kadınlara göre 1-2 kat daha yaygın şekilde ortaya çıkmaktadır.Aile geçmişi Bir ailede meme kanserinin daha çok ortaya çıkmasının sebebi, ortak genetik veya çevre etkenleridir. Bu etkenleri birbirinden ayırmak oldukça güçtür.Genetik Ailesinde meme kanseri bulunan bir hastanın bu hastalığa yakalanma potansiyeli genel ortalamadan 2-3 misli fazladır ancak bu durum kişinin kesin bir şekilde hasta olacağını anlamına gelmez, sadece yakalanma ihtimali biraz daha yüksek olmaktadır.Daha önce meme kanseri geçirmiş olmak Meme kanseri sebebi ile tedavi olmuş bir kadın hastada diğer memenin de kanser olma riski her sene için yaklaşık olarak %0,5-1 yükselmektedir. Bu risk grubuna dahil kişiler yaşam boyu risk altındadır. Bu sebeple de sürekli kontrol altında olmalıdırlar.Hormonlar Kimi hormonların ve özellikle de “östrojen” hormonunun meme kanseri üzerindeki etkisi oldukça tartışılan bir husustur. Östrojenin özel olarak kansere yol açtığı söylenemez. Fakat hali hazırda mevcut olan bir meme kanseri, östrojen etkisiyle çok hızlanmaktadır.Erken görülen adet Özellikle 12-13 yaş öncesi adet görmeye başlayan kadınlarda, hayat boyu meme kanseri riski, daha geç adet olan kişilere nazaran iki kat fazla olmaktadır.Doğum İlk doğum yaşı meme kanseri riski bakımından önem teşkil eder. İlk doğumunu 18 yaşında ya da daha erken yaşlarda gerçekleştiren kadınlarda meme kanseri ihtimali, hiç doğum yapmayanların neredeyse yarısından daha az olmaktadır. Hiç doğum yapmamak kanser riskini artıran etkenlerdendir. İlerleyen yaşlarda çocuk doğurmak da yaşa göre riski artıran nedenlerdendir.Doğum kontrol hapları Doğum kontrolü amacı ile ilaç kullanımının riski ihtimalini yükselttiğini kanıtlayan epidemiyolojik olarak bugüne dek gösterilememiştir. Fakat teorik şekilde riskten söz edilir.Beslenme düzeni ve şişmanlık Özellikle aşırı kalorili beslenme düzeninin meme kanseri ile bağlantısı üzerinde oldukça fazla durulmuştur. Meme kanserine yakalanmış hastaların çoğunlukla kilolu ve iri yapılı oldukları gözlenmektedirAlkol ve sigara kullanımı Uzun süre alkol ya da sigara kullanımı doza bağlı olarak riski yükseltiğini gösteren çalışmalar yapılmıştır. Alkol alışkanlığı, şayet 30 yaş altında başlanmış ise risk artmaktadır. Sigaranın ise riski hem arttırdığı hem de azalttığı yönünde araştırmalar mevcuttur. Azalttığını öne süren bilim insanları, sigara tüketenlerde serum ve idrar östrojen düzeylerinin düşük olduğunu belirterek, bu görüşlerini desteklerler.İyonizasyon yapan ışınlar Bu ışınlar çok uzun bir süre uyuma (latent) evresinden sonra meme kanseri riskini arttırmaktadır. Atom bombasından sağ kalanlarda yaklaşık 10-15 yıl sonra meme kanserinin ortaya çıkma oranı artmıştır.Pegarose
‘Aşırı Unutkan Oldum Acaba Alzheimer Başlangıcı mı?’
Unutkanlık, günümüzde pek çoğumuza “Acaba Alzheimer başlangıcında mıyım?” sorusunu sorduruyor. Oysa günlük yaşamda karşılaştığımız unutkanlıkların tümü, yoğunluktan kaynaklanıyor. Yaşımız ilerledikçe beynimizin fonksiyonlarında kayıplar yaşandığı gerçeği ise unutmamamız gerekenlerin başında geliyor.Peki beynimiz nasıl yaşlanıyor?Nöroloji Uzmanı Prof.Dr. Türker Şahiner, sağlıklı bir beynin yaşlanmasını on yıllık dilimlerle anlatıyor.Beynimiz de tıpkı diğer organlarımız gibi zaman içinde bazı değişimler yaşıyor. İyi genler ve sağlıklı bir yaşam tarzı, bu değişimin geciktirilmesini sağlasa da süreci tamamen durdurmak mümkün olmuyor. Nöronlar arasındaki bağlantılar bozulur. Genel kanının aksine beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yaşla birlikte toplu şekilde yok olmaz. Araştırmalar, ilerleyen yıllarla birlikte bazı nöronların kaybedildiğini, ancak yavaş da olsa yeni nöron üretiminin de olduğunu göstermektedir. Beyin de asıl gerçekleşen sinir hücrelerinin küçülmeye başlamasıdır. Bunun bir sonucu olarak nöronlar arasındaki bağlantılar zaman içinde bozulmaya başlar. Bu, kimyasal ileticilerin kabiliyetinin zayıflaması anlamına gelmektedir. Bu değişiklikler, yaş ilerledikçe beynin içinden geçen sinir akımlarının iletimine etki etmeye başlar ve Bilinçsel işlemin yavaşlayarak hafızamızdaki kayıtlı bilgiye erişiminde gecikmelere neden olur. 20’li yaşlar: Zihin kapasitesi dorukta Bu yaşlardaki insanlar uzun süreli anılar oluşturmak ve karmaşık muhakemeler yapabilmek açısından, zihinsel kapasitelerinin en üst noktasında olurlar. Bu yaşlar, yaratıcılığın zirve yaptığı yıllardır. Birçok yazar, sanatçı ve müzisyen bu yaşlarda en önemli eserlerini ortaya koyarlar. Önemsiz derecede olsa da, beyinde nöron küçülmesi gibi minik fiziksel değişiklikler 20’li yaşlarda başlar.30’lu yaşlar: İlk gerileme dönemi Bu yıllarda beyin hacmi, nöron küçülmesi yoluyla (önemsiz derecede bile olsa) ağır olarak gerilemeye devam eder. Yapılacak Bilinçsel testler, bazı bölgelerde meydana gelen küçük gerilemeleri tespit edebilir. Fakat gerilemeye dair bu küçük işaretler, genellikle ne birey, ne de çevresindekiler tarafından fark edilir.40’lı yaşlar: ‘Evin numarası neydi?’ Bu yaşlardaki pek çok insan, başta aktif (kısa dönem) hafıza alanı olmak üzere bazı zihinsel işlemlerde biraz yavaşladıklarını hissedecektir. Telefon numaralarını hatırlamak, kafadan hesap yapmak veya hafızaya dayalı zorlu kâğıt oyunları oynamak, önceki yıllara göre daha yorucu olacaktır. Beyin hacmindeki yavaşlama ise devam edecek hatta hızlanacaktır.50’li yaşlar: İki işi birden yapmak zor Ellili yaşlar bir eşiktir. Bu yaşlardaki kişilerde yeni bir şey öğrenmek daha fazla zaman gerektirir. Kelimeleri ve isimleri hatırlamak eskiye oranla daha uzun sürer. Aynı anda birden fazla işle meşgul olmak ise daha zordur. Bu dönemde ayrıntılara olan ilgi azalır, yaşanmış bir olayın gerçekleştiği yeri ve zamanı hatırlamak zorlaşır. Görsel ve mekânsal işlem yapmak ise daha güçtür.60’lı yaşlar: ‘Dilimin ucunda çıkaramıyorum’ Bu yaşlarda beyin hacmindeki kayıplar devam eder. Beynin hafıza ve diğer Bilinçsel becerileri için gerekli olan yapılar tehlikeye açıktır. Söz konusu yapılar, gençlik yıllarına oranla yüzde 25 küçülmüş olabilir. 50’li yaşlar kendini göstermeye başlayan Bilinçsel değişiklikler, 60’lı yaşlarda daha fazla fark edilir hale gelir. Bilinçsel işlem yapma hızı yavaşladığı için yeni bilgi öğrenme veya karmaşık zihinsel işlerde uzmanlaşmak zorlaşır. Ayrıca odaklanmak ve dikkat dağıtıcı unsurlardan etkilenmemek güçleşir. Bu dönemde beyin yeni anılar oluşturmak ve anıları hatırlayacak çağrışımlar bulmakta zorlanır. Bu yaşlarda, “Dilimin ucunda” deneyimleri giderek sıklaşır. Çünkü beyin, isim, tarih ve kelimelere erişebilmek için daha fazla emek harcamak zorundadır.70’li yaşlar: Bilinçsel beceride ciddi gerileme 70 ve 80’li yaşlarındaki insanların bilinçsel kabiliyetleri büyük farklılıklar gösterir. Birçoğu bu yaşlarda uyanıklığını korumak bir yana, bilgi edinmeye devam eder. Bedenleri yüksek tansiyon, diyabet, aşırı alkol kullanımı gibi sağlık sorunları nedeniyle tahrip olmuş insanlarda ise hafıza ve genel Bilinçsel becerilerde ciddi gerilemeler gözlemlenir.Bunayacak kimseler bu bozukluğun belirtilerini genellikle 75-80 yaşları arasında göstermeye başlar.
Lohusalık Döneminde ve Hamilelikte İdrar Kaçırma Nedenleri Nelerdir?
Hamileliğin ilk üç ayı içersindeki süreçte anne adayının böbreğinden geçen ve buradan süzülen kan oranı fazlalaşmaya başlar. İkinci üç ayda ise bu oran en üst noktasına erişir. Anne adayının böbreklerden idrar yapımı artar. Bu olay ise, sık sık idrara çıkma ihtiyacına ve aniden idrara sıkışmaya yol açar. Anatomik olarak idrar torbası ve büyüyen rahim arasında yer değiştirmeler gerçekleşir. Rahimin genişlemesi, rahim üzerinde yer alan mesane torbasını da onunla birlikte yukarı ve geri olmak üzere çeker. Sfinkterin buna eşlik etmesi sebebi ile onu yerinde tutan bağ dokularında gerilmeler meydana gelmeye başlar. Hamilelikte anne adayından salgılanan progesteron adı verilen hormon artmaya başlar. Bu hormon, ilk olarak rahim olmak üzere pek çok organı tembelleştirmeye ,gevşemeye iter. Fakat progesteron hormonunun salgılanmasının artması ile meydana gelen gevşemeler aynı şekilde sfinkteri yerinde tutan dokularda da gevşemeye yol açar. Östrojen reseptör sayısını salgılanması fazlalaşmış progesteron hormonu düşürür. Bu olay da urge inkontinansa sebep olan önemli etkenlerden biri olmaktadır. Bu etken idrar yolları enfeksiyonları ile beraber gebelik esnasında anne adayının idrara çok sıkışma halinde, idrar kaçırmasının en önemli sebeplerindendir.Lohusalık döneminde anne adayının kilosu idrar kaçırmayı etkiler mi?Hamilelikte idrar kaçırmaya sebep olan etkenlerin dışında, fazla kilo problemi olan anne adaylarında sfinktere yüklenen ağırlığın artması buna sebep olan bir başka nedendir. Kimi anne adaylarında ise, yapısal bağ dokuları doğuştan zayıf olabilir. Daha önce 5000 gramın üstünde bebek doğuran anne adayları bu doğum dikişli dahi olsa, idrar kaçırma riski daha fazla görülür. Yapılan doğum sayısının artması, idrar kaçırmaya doğru orantılı olarak sebep olur. Bu veriler sayesinde idrar kaçırmanın belli bir hamilelik sürecinin ardından kendini gösterebileceğini söylemek doğru olmaz. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan hamile kadınlarda idrar kaçırma ya da idrar yanmaları hamileliğin henüz başlarında bile kendini gösterebilir. Obezite hastalığına sahip olan ya da fazla kilolu bir anne adayında ya da yapısal olarak bağ dokusu zayıf olan kişilerde öksürme, gülme, hapşırma gibi sebeplerden dolayı idrar kaçırma erken dönemlerde görülebilir. Kimi anne adaylarında ise hamileliğin son aşamalarına dek bu problem görülmeyebilir.Hamilelerin tümünde idrar kaçırma problemi ortaya çıkar mı?Gebe anne adaylarında en yaygın görülen problem sık sık idrara çıkmaktır. Sık sık idrara çıkma neredeyse hamilelerin tümünde görülebilecek bir durumdur. Buna neden olan etken ise, anne adayının bazı etkenlerden dolayı böbreklerden idrar yapımın artmasıdır. Kilo bakımından ekstrem bir duruma sahip olmayan anne ve idrar yolu enfeksiyonu geçirmeyen hiç doğum yapmamış bir anne adayında bu sorunlar görülmeyebilir.Lohusalık döneminde idrar kaçıran anne adayları neler yapmalıdır?Anne adayların yapacağı ilk şey, doktorlarına bu konu hakkında bilgi vermeleri gerekliliğini bilmeleridir. ABD'de yapılan araştırmalara göre idrar kaçırma problemine sahip olan kadınların sadece %30'luk bir kısmı doktorlarına başvurmaktadır. Türkiye'de ise bu oran daha azdır. Hamilelikte idrar kaçırma, anne adaylarının utanması ve çekinmesi gereken bir konu değildir. Dolayısıyla en doğrusu çekince hissetmeden bunun bir sağlık problemi olduğunu bilmek ve doktora başvurmaktır. Uzmanlar bu konu ile başvurmuş olan hastalarından ilk önce idrar kültürü ve antibiyogram yapılarak idrar yolu enfeksiyonları birinci basamakta elemeye çalışırlar.Lohusalık döneminde idrar kaçırma bir sağlık sorunu belirtisi midir?İdrar kaçırma, yetişkin insanlar için normal ve sağlıklı bir durum değildir. Hamilelikte de bir sorun olarak kabul edilir ve tedaviye ihtiyaç duyulur.Hamilelikte yaşanan idrar kaçırma problemi, doğumun ardından da devam eder mi? Gebelik esnasında meydana gelen anatomik ve fizyolojik değişikliklerin eski haline tekrar dönmesi, yol açtığı problemlemlerin de gerilmesini sağlar. Bu zaman neredeyse 6 hafta kadardır. Genel olarak sfinkterdeki dinamiklik diye nitelendirilebilecek üretral hipermobilite'ye doğum esnasında ve doğumdan 3-5 gün sonrası incelenmiştir. Bu değerlendirmede ileri derecede artma olan kişilerin doğum ardındaki yaşamlarında stres inkontinans sorunu yaşama risklerinin daha fazla olabileceği belirtilmiştir. Urge inkontinans kaynaklı rahatsızlıklar ise çoğunlukla kendini tekrar gösterir.Lohusalık döneminde İdrar kaçırma şikayeti ile hastaneye başvuran anne adaylarına ne gibi bir prosedür uygulanır?Anne adayına ilk önce idrar kültürü ve antiibiyogram aracılığı ile enfeksiyon olup olmadığına bakılır. Şayet enfeksiyon anne adayında mevcut ise bu tedavi edilir. Bundan sonraki aşama ise, hamile olmayan kadınlarda idrar torbasının işlevlerinin ürodinamik ile değerlendirilmesidir. Fakat hamilelerde değişen anatomik ve hormonal yapı, bu inceleme için doğum ardından sonra 6. haftaya ertelenebilir. Bu haftada şikayetler ve rahatsızlıklar sürmeye devam ediyorsa, tetkik edilir. Sistoskopi ile üretra ve idrar torbasının içinin gözle muayenesi, hamile olmayan kadınlarda daha sonra incelenebilir, doğum sonrasına ertelenebilir. İdrar torbası doluyken uygulanacak muayene idrar kaçırma türünü tespit etmek için faydalı olacaktır. İdrar kaçırma şikayetlerinde tedavi, idrar kaçırmanın türüne göre yapılmalıdır.Hamile anne adaylarında idrar kaçırma sorunu nasıl tedavi edilir?Urge inkontinansın oluşmasına sebep bir enfeksiyon ise, buna uygun antibiyotiklerle tedavi uygulanır. Progesteron hormonun salgılanmasının fazlalaşması ile östrojen reseptör oranınındaki azalmadan ötürü meydana gelen inkontinans ise lokal olarak uygulanabilen östrojen kremler yararlıdır. Tüm bunların yanı sıra anne adayına kegel egzersizleri tavsiye edilir. Stres inkontinans durumu mevcut ise, perine kaslarını çalıştırıcı egzersizler, kişinin sorununu görülür bir biçimde azaltır. Hamilelik döneminin son zamanlarında üretral hipermobilite de fazla bir artış fark edilir ise, kişi hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermese dahi perine egzersizleri yapması faydalıdır.Doğum sonrası 6 haftalık bir zaman içinde bu egzersizin uygulanması gelecekte yaşanabilecek sorunları engellemede çok yararlı ve etkili olacaktır. Doğum ardından anne adayında idrar kaçırma şikayetleri sürüyor ise, tedavi için uygun olacak cerrahi ya da fiziksel tedavi yöntemi tercih edilir. Gebelik esnasında cerrahi tedavi uygulanması doğru değildir. Doğum ardından da cerrahi tedavi ilk seçenek olmamalıdır. İlk olarak egzersiz ve fizik tedavi seçenekleri uygulanmalıdır. Stres inkontinansa sebep olabilecek etkenlerin azaltılması özellikle mühimdir Gebelik esnasında anne adayı fazla kilo almış ise, bunun yanında şeker hastalığı (diyabet) sorunu var ise, bunların iyi ve planlı şekilde düzenlenmesi, hijyenik ve temiz koşulların oluşması stres inkontinansa sebep olacak risk etkenleri azaltacaktır. Anne adayının doğum yöntemi, gelecekte oluşabilecek idrar kaçırma problemlerinin oluşması bakımından önem teşkil eder. Şayet bebek biraz iri ise, doğum esnasında pelvik dokuların fazla gerilmesi gelecekte anne adayının idrar kaçırmasına sebep olabilir. Şayet, dikişli doğum ismi verilen epizyotomi ile doğumun gerçekleştirilmesi, ilerde oluşabilecek idar kaçırma problemlerine sebep olma riskini azaltmamaktadır.Lohusalık döneminde İdrar kaçırma sorunu bebeği olumsuz şekilde etkiler mi?İdrar kaçırma problemi genel olarak bebeğe herhangi bir zarar veren bir durum değildir. Fakat idrar yolu enfeksiyonları erken doğumların gerçekleşmesine sebep olabilir. Toplumda idrar kaçırma probleminin görülmesi anne adayının yaşına göre değişebilir. Buna rağmen idrar kaçırma sorunun görülme sıklığı %20 ile %60 arasında değişen geniş bir yelpaze içindedir.Lağusalık döneminde idrar kaçırmaya yönelik inkontinans idrar kaçırma çamaşırları ile kendinizi daha rahat ve güvenli hissedebilirsiniz.
Bilim, Kansere Karşı Başlattığı Savaşı Adım Adım Kazanıyor
Tıbbi gelişmelerin hızla arttığı çağımızda, en çok sorulan sorulardan birisi 'eğer bilim ve tıp bu kadar geliştiyse, neden insanlar hala kanser yüzünden ölüyor?' oluyor. Bu sorunun cevabı oldukça karmaşık, fakat bir o kadar da kesin: Bilim, kansere karşı başlattığı savaşı kazanmak üzere.
Nobel Kimya Ödülü Nanoskopi Araştırmasına Gitti
Nobel kimya ödülü iki Amerikalı ve bir Alman araştırmacıya gitti.Bilimadamları, dokuların moleküler yapısına inen süper güçlü bir mikroskop geliştirdikleri için ödüle layık görüldü.Ödülü paylaşacak olan 54 yaşındaki Eric Betzig ABD'nin Virginia eyaletinde Howard Huges Tıp Enstitüsü'nde, 61 yaşındaki William E. Moerner California'da Stanford Üniversitesi'nde ve 51 yaşındaki Stefan Hell ise Almanya'nın Göttingen kentinde yer alan Max Planck Biyofizik Kimya Enstitüsü'de ve Heidelberg'deki Alman Kanser Araştırmaları Merkezi'nde görevli.Nobel jürisi, üç bilimadamının geliştirdiği mikroskop sayesinde hastalıkların araştırılması ve ilaç tasarımında devrim niteliğinde bir ilerleme sağlandığını açıkladı.Jüri, çığır açan çalışmanın mikroskop teknolojisini ''nano-boyuta'' taşıdığını söylüyor.Nanoskopinin günümüzde dünya çapında kullanılır hale geldiğini söyleyen Nobel jürisi üç araştırmacının çalışmasından bütün insanlığın her gün faydalandığını belirtiyor.Ayrı ayrı çalışan üç bilimadamı optik mikroskoplardaki teorik limiti aşmayı başardı. Geliştirdikleri aletten önce bilim dünyası bir görüntünün çözünürlüğünün 200 nanometreyi (bir metrenin 200 milyarda birini) geçemeyeceğine inanıyordu.Üçlünün geliştirmeyi başardığı nanoskopik görüntüler ise bundan daha derinlemesine inen bir çözünürlük sunuyor.Nanoskopi sayesinde bilimadamları yaşayan hücrelerin içinde tek bir protein molekülünü gözlemleyebiliyor.Sekiz milyon İsveç kronou (1,1 milyon Amerikan doları) tutarındaki ödül üçlü arasında paylaşılacak.Nobel geleneği uyarınca sahipleri şimdi açıklanan ödül, Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta resmen takdim edilecek.BBC Türkçe
Edebiyat Dünyasına Damgasını Vuran 13 Ünlü Yazarın İntihar Notları
Vedalar her zaman zordur, hele ki intihar eğilimindeyseniz bulunduğunuz ruh halini anlatacak kelimeleri seçmek muhtemelen çok daha zordur. Yazdıkları ve söyledikleriyle çoğu zaman dertlerimize derman olan, aklımızdan geçirip de iki kelimeyi bir araya getiremediğimiz için bizim yerimize duygularımızı yazıya döken edebiyatçılar, bakın bu halet-i ruhiye içerisindeyken kendi duygusal çöküntülerini nasıl dile getirmişler.