onedio
Hamilelikte Düşük Riskini Arttıran Faktörler!
Düşük yapma olasılığını arttıran etmenler nelerdir?Her kadın için düşük riski bulunsa da bazı kadınlarda bu risk daha yüksektir. Modakan olarak sizin için araştırdık, İşte bazı risk faktörleri: Yaş İleriki yaşlarda kromozomsal olarak anormal hamilelik, sonuçta da düşük riski daha yüksektir. 40 yaş sonrasında düşük riski 20 yaşındaki bir kadının iki katı kadardır. Geçmişte düşük yapmış olmak Geçmişte ard arda en az iki kez düşük yapmış olan kadınların tekrar düşük yapma olasılığı yükselmektedir. Kronik hastalıklar veya bozukluklar İhmal edilen diyabet ve belirti kan pıhtılaşma bozuklukları, otoimmün bozuklukları (antifosfolipid sendromu veya lupus gibi) ve hormonal bozukluklar (polikistik over sendromu gibi) düşük riskini arttıran faktörler arasındadır. Rahim veya cervix problemleri Belirli rahim anomalileri, şiddetli rahim adhezyonları veya rahim boynu kısalığı gibi durumlar düşük olasılığını arttırmaktadır. Rahim fibroidleri ve düşük arasındaki ilişki tartışmalı bir konudur. Ancak çoğu durumda fibroidler problem oluşturmamaktadır. Doğuştan gelen..
Sağlıklı Bir Kurban Bayramı İçin 15 Püf Noktası
Kurban Bayramı süresince tüketeceğiniz et miktarıyla paralel olarak yaşayacağınız sorunları minimuma indirnek için önerilerimize bir göz atın!1) Etler kaliteli protein kaynağı olmasının yanı sıra yağ, çeşitli minerallerin (özellikle demir, çinko, fosfor, magnezyum) ve vitaminlerin (özellikle B12, B6, B1 ve A vitamini ) de kaynağıdır. Etlerin çok yağlı kısımları tüketilmemeli, hayvanın iç yağları yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılmamalıdır. Etler, sağlıklı beslenme ilkeleri doğrultusunda sebzelerle birlikte pişirilmeli veya et yemeklerinin yanında sebzelerin de bulunması önemlidir.2) Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyonu olan bireyler kurban bayramında, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli, aşırıya kaçmamalıdırlar. Yapılan araştırmalara göre, ağır tüketilmiş bir öğün sonrası kalp krizi geçirme riski oldukça yüksektir.3) Kurban Bayramı süresince fazla miktarda et tüketimi birçok rahatsızlığın gelişmesine ve var olan rahatsızlıklarınızın artmasına neden olabilir. Tüketilen et miktarının kontrol edilmesinin yanında, pişirme teknikleri de oldukça önemlidir. Etle yapılan yemeklerin hafif olması için kendi yağıyla pişirin, ilave yağ eklemeyiniz.4) Etler sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirmede, hem de sindirimde zorluk yaratır, Bu nedenle özellikle mide barsak hastalığı olan bireyler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidirler.5) Et ve ürünleri posa içeren bir yiyecek grubu değildir. Bu nedenle bayram tatili süresince aşırı miktarda tüketilmesiyle kabızlık gelişebilir. Kabızlık oluşumunun engellenmesi ve çeşitli antioksidanların alınması için etlerin mutlaka sebze yemekleriyle birlikte veya yanında sebzeyle birlikte tüketilmesi gerekmektedir.6) Kırmızı et tüketimi ile ilgili çalışmalar oldukça fazladır. Epidemiyolojik, kanıta dayalı çalışmalar sıklıkla ve sağlıksız pişirme tekniği ile pişirilen kırmızı et tüketen bireylerde kolon ve mide kanserine yakalandıkları yönünde gelişmiştir. Buna ek olarak yağlı et tüketimi ile birlikte kan yağlarında ve ürik asit düzeyinde artış olduğu bilinmektedir.7) Bu nedenle kırmızı et tüketiminde sıklık azaltılıp haşlama öncelikli olmak kaydıyla, fırınlama ve ızgara yöntemleri kullanılarak pişirilmesi daha güvenlidir ve uzmanlarca önerilmektedir. Sıklık açısından haftada 2 kez tüketmek en sağlıklısı. Pişirme esnasında pişirme suyu atılmamalı, bu nedenle et az suda pişirilmelidir. Etli sebze yemeklerine yağ kullanmamak en sağlıklı yöntemdir.8) Bakteri bulaşma riskini azaltmak için; kesim yapılacak yerlerin zemininde su ve kanın birikmemesi sağlanmalıdır. Etle temas eden bıçak ve satır gibi aletler temiz olmalıdır, kesimi yapacak olan görevliler mutlaka kendi kişisel temizliklerine özen göstermelidirler.9) Etleri, büyük parçalar şeklinde değil kıymalık, kuşbaşılık, pirzola, biftek ve bonfilelik olarak ayrılmalı, günlük pişirilecek miktarlara bölünmeli ve buzdolabı poşetine veya yağlı kâğıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır.10) Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta ( -2 ºC ) birkaç hafta, derin dondurucuda ise (-18 ºC ) daha uzun süre ile saklanabilir. Sakatat ve organ etleri buzdolabında 1–2 gün saklanabilir, etler kıyma haline getirilirse saklama süresi kısalır kıyma buzdolabında 1–2 gün parça et ise 2-3 gün saklanabilir.11) Etler kolaylıkla bozulabilen potansiyel riskli besinlerdir. Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözdürülmesi bazı mikroorganizmalar için üreme yeri oluşturur ve bu da sağlığımızı tehdit edebilir. Bu nedenle buzlukta saklanan etler buzluktan çıkartılınca yemek içinde tamamen kullanılacak şekilde parçalara ayrılarak buzluğa konulmalı, çözdürülen et hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır.12) Çözdürülmek istenen et, oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil, yine buzdolabında çözünmesi sağlanmalıdır. Derin dondurucuda saklanan etin, buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenebilir. Çabuk çözünmesi amacıyla uygulanan kalorifer, soba üzerinde çözdürme, oda sıcaklığında bekletme vb. sakıncalı yöntemlerdir.13) Pişirilmiş gıdalar oda sıcaklığına kadar soğudukları zaman üzerilerindeki mikropların sayısı hızla artmaya başlar. Pişirilen gıdaların uzun süre bekletilmesi mikropların çoğalma riskini arttırır, güvenli olması açısından pişirilmiş gıdalar soğumadan tüketilmelidir.14) Güvenli bir şekilde pişirilmiş gıdalar çiğ gıdalarla çok az bir temasta bile bulunsa kontaminasyona neden olabilir. Örneğin pişmemiş bir eti parçalamak için kullandığınız tahtayı veya bıçağı yıkamadan pişmiş bir gıda için kullanmayın.15) Mutfakta tezgah yüzeyini ve ekipmanlarınızı temiz tutunuz. Gıdalar kolayca kontamine olabildikleri için gıda hazırlanmasında kullanılan bütün yüzeyler temiz tutulmalıdır.Kaynak: Mahmure
Sigara ve Gırtlak Kanseri İlişkisi
Sigara en çok doğrudan temas ettiği bölgelerde tahribat yapmaktadır. Sigara dumanını adeta dokunduğu yeri yakan ve hasta eden bir etkiye sahiptir. Dudaklarımızdan başlayarak dilimiz, damağımız, ağzımız, gırtlağımız, akciğerlerimiz sigaranın zararlarından en fazla etkilenen organlarımızdır. Sigaranın neden olduğu en tehlikeli hastalıklardan birisi de gırtlak kanseridir. Gırtlak kanseri olan hastaların %98’i sigara kullanan hastalardan oluşmaktadır. Bu orana baktığımız zaman sigara içen birisinin gırtlak kanserine yakalanma riski oldukça fazladır. Gırtlak Kanseri Nedir?Gırtlak kanseri; aslında adı üzerinde gırtlağın bir hastalığıdır. Bu yüzden gırtlağın tanımını yapmamız daha doğru olacaktır. Gırtlak; nefes borusuna giren ve çıkan havanın kontrol edildiği adeta bir gümrük kapısı görevi görür. Boynumuzda yer alır ve aşağı doğru hava inerken başka bir şeyin de inmemesini sağlayan bir açılma kapanma mekanizmasıdır. Bu bölgenin içinde de ses telleri ve onu taşıyan başka oluşumlar bulunmaktadır.Gırtlak içinde bulunan kansere de gırtlak kanseri adı verilmektedir. Kanser ise, tümör, şişlik, o dokunun tahrip olduğu, yaralar yaptığı ve ölüme kadar ilerleyen bir hastalıktır. Gırtlakta böyle bir hastalık varsa buda gırtlağımızda bir tahribe yol açacaktır. Gırtlağın üç ana işlevi vardır. Birincisi nefes almamızı sağlar, ikincisi yutkunmamızı üçüncüsü ise konuşmamızı yani ses çıkarmamızı sağlar. Gırtlak kanseri, bu üç ana işlevin birisini tahrip edip çalışmaz hale getirebileceği gibi tamamını da bozabilir. Gırtlak Kanseri Nedenleri Nelerdir? Neden Gırtlak Kanseri Oluruz?Gırtlak kanseri erkeklerde daha sık görülen bir hastalıktır. Fakat son yıllarda kadınlarda da görülme sıklığı artmaya başlamıştır. Bunun nedeni ise; kadınların erkeklere oranla geçmiş yıllarda daha az sigara içerlerken, günümüzde artık neredeyse aynı sayıda belki daha da fazla sigara içmeleridir. Ayrıca kadınlarda bulunan östrojen hormonu da bu kanser türünden kadınları az da olsa korumaktadır.Geçtiğimiz 20 yılda gırtlak kanserinin kadınlarda görülme sıklığı %150 artış göstermiştir. Çevresel faktörler, beslenme alışkanlıkları, stres gibi yan nedenler olsa dahi, gırtlak kanserinin en büyük ve en önemli nedeni sigara kullanımıdır. Sigara kullanan kişilerde gırtlak kanserine yakalanma riski %25 civarındadır.Genellikle bu kanser türü 45-75 yaş aralığında ki hastalarda görülmektedir. Gırtlak Kanserinin Belirtileri Nelerdir?Ses Kısılması: 2 aydan daha fazla ses kısıklığı bu hastalığın en önemli belirtisidir. Ses bir yıl içinde 5 kere veya daha fazla kısılıyorsa ve bu kısıklık uzun süreli olup geçmiyorsa mutlaka bir hekime görünülmesi gerekmektedir. Bir ay sesimiz kısık, bir ay normalse yani bu tür dalgalanmalar sık sık yaşanıyorsa kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmeniz gerekmektedir.Boğazda Kitle Hissi ve Boyunda Şişlik: Hastalığın ileri safhalarında ortaya çıkarlar. Boynumuzun sağ tarafında 75 ve sol tarafında 75 olmak üzere toplam 150 adet lenf bezi vardır. Tümör bu lenf bezlerine etki ederek onların şişmesine neden olmaktadır. Ayrıca lokmaları yutmada zorluk ya da yutma esnasında yiyecekler istem dışı olarak nefes borunuza kaçıyorsa bu gırtlak kanserinin habercisi olabilir. Boyunda oluşan şişliklerin pek çok nedeni vardır. Ses kısıklığı ile beraber bir şişlik hissediliyorsa yada yutkunmada zorluk çekiliyorsa hekime başvurmakta fayda vardır. Ses kısılması yaşamadan da hastalık ilerleyebilir. Bu tür tek ve büyük kitlelerde de dikkatli olmak gerekmektedir.Yutma Güçlüğü: Gırtlak kanserlerinde tümör yemek borusuna yakınsa yutmada zorluk yaşanır. İlk ve en önemli belirtisi budur.Kanlı Balgam: Hasta öksürükle beraber kanlı balgam atar. Bu hastalığın en ileri seviyelerinde görülmektedir. Eğer kanlı balgam gibi bir şikayetiniz varsa en kısa sürede bir hekime görünmelisiniz.Ses Kalınlaşması: Sesimiz olduğunda daha kalın çıkıyorsa ve bu durum 2 aydan uzun bir süre devam ediyorsa bu da gırtlak kanseri belirtileri arasında yer almaktadır.Kulak Ağrısı: Nadiren olsa da kulak ağrılarınında nedeni gırtlak kanseri olabilmektedir.Gırtlak Kanseri Muayenesi Nasıldır?Gırtlak kanserleri, muayenesi ve teşhisi en kolay olan hastalıklardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda yer alan belirtilere sahip olan hastaların, ağızlarından endoskopi aracılığıyla girilerek gırtlaklarına bakılır. Orada bir kanser tümörü varsa bu kolayca görülebilir. Tedaviye başlanır.Gırtlak Kanserinde Erken Teşhisin ÖnemiTüm kanser çeşitlerinde olduğu gibi gırtlak kanserlerinde de erken teşhis önemli bir yer tutmaktadır. Erken teşhis konulduğunda yalnızca bir iki hafta içerisinde ilaçlarla ve radyo terapi ile hastalık tamamen temizlenebilmektedir. Tedaviye başlama süresi uzadıkça hastalık yayılma gösterir ve tahribat çok daha fazla olur.Gırtlak Kanseri TedavisiGırtlak kanserleri erken teşhis ile hayat kalitesi düşmeden tamamen tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ölümcül bir hastalık değildir. Fakat ilerleyen gırtlak kanserlerinde cerrahi müdahale gerekebilir. Hastalığın ilk safhalarında ilaç tedavisinin yanında radyoloji veya ışın tedavisi uygulanarak hastalık tamamen yok edilebilir. İlerleyen safhalarda gırtlağın bir kısmının alınması, ses tellerinin alınması ya da gırtlağın tamamının alınması söz konusu olabilmektedir. Gırtlağın tamamen alındığı durumlarda hastanın boynuna bir delik açılarak buradan nefes alıp vermesi sağlanır. Ağız doğrudan yemek borusuna bağlanır. Konuşma yeteneği bu durumda kaybedilir. Boyunda ki deliğe takılan protezler sayesinde hasta kısıtlı da olsa konuşur. Gırtlak kanseri protezleri 7 8 aylık süreçlerle değiştirilmesi gereken cihazlardır. Buda maliyeti yüksek bir alet olduğunda pek fazla tercih edilmemektedir.Gırtlak Kanseri AmeliyatıGırtlak kanserinde cerrahi müdahale gereken durumlarda tümörlü bölüm alınarak herhangi bir koruma bölgesine gerek duyulmadan ameliyat tamamlanmaktadır. Fakat tümör büyümüş ve gırtlağın tamamını sarmış durumdaysa; tümör hangi taraftaysa o tarafın tüm lenf bezleri de alınmak zorundadır.Hastalığın boyna yayılma riski böyle durumlarda çok fazladır. Lenf bezlerinde o an muayenede her hangi bir tümör belirtisi olmasa bile bu bezler alınarak risk ortadan kaldırılır. Eğer tek taraflıysa tek taraftaki bezler, çift taraflıysa tüm bezler alınarak ameliyat bitirilir. Bezlerin alınması sonucunda boynun incelmiş ve adeta yapışmış bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Buda estetik açıdan rahatsız edici bir görüntü olmaktadır.Ses protezleri tümörün çok ileri olmadığı durumlarda ameliyat esnasında takılabilir. Hasta ameliyattan sonra bu protez sayesinde robotik bir sesle konuşma imkanı yakalar. Fakat ameliyatı takip eden 6 ay sonrasında bu gibi protezlerin uygulanması tavsiye edilmektedir.Gırtlak kanseri hastaları, gırtlakları alındıktan sonra konuşma yetilerini kaybetmektedirler. Protez olmadan da yemek borusu konuşması yaparak konuşma imkanı olmaktadır. Bu kişinin yemek borusunu kullanarak konuşmasıdır. Hastalar kendileri antreman yaparak bu şekilde hayatlarını devam ettirebilirler.Lazerli Gırtlak Kanseri Tedavisi “Mohs“En modern ve yeni gırtlak kanseri tedavisi lazerli olarak uygulanan Mohs tekniği. Aslında bu yöntem bir süredir yurt dışında kullanılan bir tekniktir. Tekniğin ana amacı; tümörlü dokuyu mümkün olduğu kadar normal dokuyu bırakacak şekilde çıkarmak. Örnek vermek gerekirse, soğan zarını kabuk kabuk soymak gibi bir şey. Hastaya genel anestezi uygulayarak uyutuyoruz. Gırtlağından katman katman parçalar alarak ameliyat esnasında patolojiye gönderiyoruz. Eğer yolladığımız parçalarda kansere rastlanırsa bir katman daha soyarak işlemi yeniliyoruz. Böylece tümörsüz normal doku elde edilinceye kadar işlem devam ediyor. Diğer cerrahi yönteme göre; tümöre daha yakın geçilmekte fakat bu sayede de daha çok normal doku bırakılmakta. Bu sayede de ameliyat sonrasında hastalar normal seslerine çok yakın bir sese sahip oluyorlar. Daha rahat yutup daha rahat konuşabiliyorlar. Ülkemizde henüz pek fazla kullanılmamasına rağmen bir kaç cerrah bu yöntemi kullanmakta.Mohs Tekniği Kimlere Uygulanabilir ve Riskleri Nelerdir?Erken teşhis konulmuş hastalarda yapılabilecek bir yöntemdir.Hasta takiplere sürekli gelip gidebilmeli. Ameliyat sonrasında ilk bir yıl boyunca hastanın her ay muayene edilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.Takibi mümkün olmayacak yada zor olacak hastalar için önerilmemektedir.Mohs tekniğinin en önemli avantajı; dışarıdan boyunda herhangi bir kesik olmuyor. Hasta nefes alış verişini normal bir biçimde burundan ya da ağızdan sürdürebiliyor. Gırtlak kanseri olup tedavi edildiğinizi kimse anlamıyor.Mohs tekniğinin en önemli dezavantajı; uzun yıllar boyunca doktor gözetiminde oluyorsunuz. Yeniden hastalığa yakalanma riskiniz diğer cerrahi yönteme göre daha fazladır. Fakat bu risk tüm kanser türlerinde olmaktadır. Çünkü kanser metastas yani sıçrama yapabilen bir hastalıktır.
Meme Kanserini Önlemek İçin Öneriler
Ekim ayının “Meme Kanseri Bilinçlendirme Ayı” olması nedeniyle sağlık kuruluşları ve doktorlar meme kanseriyle ilgili birçok bilinçlendirme çalışmasına katılıyorlar. Küçük bir belirtide bile mutlaka hekim kontrolüne gidilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt meme kanseri riskini azaltmak için alınabilecek önlemleri ve brokolinin meme kanseri üzerindeki faydalarını anlattı.Brokoli meme kanserini önlemede etkili mi?A, C, E vitaminleri, karotin ve antioksidan bakımından zengin olan brokoli hücreleri serbest radikallere karşı koruyor ve içeriğindeki “sülforafan”la brokoli filizi tam bir panzehir görevi üstleniyor. Brokolinin tohumundan yeni çıkmış olan brokoli filizleri, erişkin bir sebzeye göre 50 kat daha fazla sülforafan taşıyor. Sülforafan maddesi kanserli hücrelerin büyümesini engellemekle birlikte onları öldürebiliyor. Yapılan klinik araştırmalarda, meme kanseri olan kadınlara brokoli, kıvırcık lahana, beyaz lahana ve karnıbahar gibi besinler verilerek, meme kanseri riskinin yüzde 50 azaltıldığı, kimilerinde ise tamamen iyileşme belirtisi gösterdiği ortaya çıkmış durumda. Ayrıca brokoli bol miktarda göğüs kanseri riskini azaltan “indole” adlı bir madde içeriyor. Bu besin göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor.Meme kanserinden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?Haftada 1-2 kez brokoli yemelisiniz. Brokoliyi iyice yıkadıktan sonra, çay, çorba, yemek ve çiğ salata olarak tüketebilirsiniz. Omega 3 doymamış yağ asitlerine sahip olan balık yağı ve arıların kovanlarını izole ettikleri propolis maddesinin de kanserle savaşta destek olabileceğini araştırmalarda görülüyor. Koruyucu ve yapay katkı maddesi ihtiva eden fabrikasyon gıdalardan, beyaz, esmer, her türlü şeker, beyaz un, rafine tuz, kızartma gibi yiyeceklerden kesinlikle kaçınmalısınız. Özellikle gebelikte tuzlama türü gıdalardan uzak durulmalı.Meme kanserini önlemede hangi vitaminler etkili?Vitaminler, radyasyona karşı savaşta önemli bir yer tutar. A, C ve E vitaminlerinin moleküler yapıları sayesinde antioksidan koruma sağladığı kanıtlandı. Bu vitaminlerin ve diğer antioksidanların yüksek miktarda alınması, pilotlar gibi yüksek irtifada çalışanları, mesleki bir tehlike olan ve radyasyonla harekete geçen kromozom hasarından korur. ACE katkıları ayrıca, astronotları yüksek radyasyon seviyelerinden korumak için ‘uzay besinleri’ olarak da öneriliyor. A vitamini, radyasyon etkilerini iyileştiriyor ve kanser hücrelerini öldürüyor. C vitamini, glutatyon gibi doğal antioksidan sistemleriyle birlikte, DNA’nın ve kromozomların, oksidatif hasardan korunmalarına yardımcı oluyor. C vitamini aynı zamanda insan kan hücrelerinin radyasyon yüzünden ölümünü de önlüyor. C ve E vitamini, serbest radikalleri etkisiz hale getiriyor. E vitamini de serbest radikalleri oluşur oluşmaz stabilize ederek toksisitelerini azaltır.Meme kanserinden korunmak için neler yapılmalı?Cep telefonu, televizyon, bilgisayar, florasan lamba, yüksek enerjili ısıtıcılar gibi radyasyon yayan cihazlardan uzak durmak ya da ölçülü kullanmak gerekiyor. Ne yazık ki, toplum olarak cep telefonu bağımlısıyız. Ancak kanser açısından bu telefonlar çok büyük risk faktörü. Cep telefonu ilk çaldığı an kesinlikle açılmamalı, yolculukta telefonu kapatmalı, yatarken de telefonu yatak odanızdan uzakta şarj etmelisiniz. Çözücüler, boyalar, mürekkepler, böcek ilaçları gibi kimyasallardan kaçınmak gerekiyor. Ayrıca kağıt ve mürekkep kartuşlarının geri dönüşümlü olmasına dikkat etmelisiniz. Evde kullanılan deterjanlar, oda spreyleri kanserojen maddeler içerdiği için kanser riskini artırıyor. Ev temizliğini sirke, limon suyu, kabartma tozu, çamaşır sodası ve zeytinyağı ile yapmanızda fayda var. Oda kokusu olarak taze doğal çiçekler veya organik çiçeklerden elde edilen saf uçucu yağlar en ideali. Leke, su tutmayan yatak örtüleri, mobilyalar, el çantaları kanserojen maddelerden oluşuyor. Hammaddesi pamuk, keten, yün ve kenevir olan elbiseleri tercih etmelisiniz. Dolaplarınızda naftalin yerine ceviz yaprağı kullanmalısınız.
Erken Teşhisin Meme Kanserinde Hayati Önemi
Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor. Özel Sevgi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burhan Tümen kanser haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, kanserin günümüzün en önemli sağlık sorunları arasında baş sıralarda yer aldığına dikkat çekti. Özellikle kadınlarda meme kanserinin en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin ülkemizde görülme sıklığının yüzde 8 ila 10 arasında olduğuna işaret etti. Tümen, Türkiye’de meme kanserinin öneminin Avrupa’ya oranla tam olarak anlaşılamadığını ve bu nedenle de ülkemizde kadınlar arasında meme kanseri konusunda yeterince farkındalık oluşturulamadığını söyledi.Erken teşhisin meme kanserinde hayat kurtarıcı faktör olduğunu belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “Gelişen tıp nedeni ile tedavi seçenekleri artmış, erken tanı ile başarı sağlanmıştır. Erken tanı ile hastalıktan kurtulma şansı yüzde 95 civarındadır. Bu nedenle arken tanıda kendi kendine meme muayenesi tarama tetkiklerini yaptırmak, belirtileri hakkında fikir sahibi olmak, uzman doktora başvuru çok önemlidir” dedi. Erken tanı için bazı faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “15-16 yaşından sonra adetin 7 ila 10. günleri arasında ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapılmalıdır. 20-40 yaş arası kadınlar 1 ila 3 yılda bir, 40 yaş sonrasındakiler ise yılda bir genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir. 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi çektirilmelidir. Daha küçük yaşlarda meme ultrasonu idealdir” diye konuştu.25 yaşındaki kadınların 20 binde 1′inde meme kanseri görülürken, 80 yaşındaki her 8 kadından birinde meme kanseri görüldüğünü, meme kanseri vakalarının özellikle 50 yaşından sonra artış gösterdiğini ifade eden Tümen, meme kanseri için risk faktörlerini şöyle sıraladı:“Aile bireylerinden birinde özellikle birinci derecede akrabalarda over veya meme kanserinin görülmesi ile risk artmaktadır. Meme dokusu uzun süre östrojen etkisinde kalırsa risk artmaktadır. Doğurmamış, geç doğurmuş veya emzirmemişlerde ve menopoz sonrası kullanılan hormon tedavileri, aşırı kilo, yağlı beslenme, hayvansal gıdalar ile alkol ve sigara kullanımı da riski arttırmaktadır. Fiziksel aktivite riski azaltmaktadır.”MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİEn sık görülen belirtinin memede ağrısız bir kitlenin ele gelmesi olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen, meme derisinde tahrişler ya da bozulmalar; memede şişlikler, kalınlaşmalar, meme başının içeri dönmesi ve daha geç evrelerde meme cildinde portakal kabuğu manzarasının ise daha seyrek görülen belirtiler olduğunu ifade etti. Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin tanısı ve tedavi yöntemleri ile ilgili olarak da şu açıklamalarda bulundu:“Meme kanserinde doku tanısı için 1 milimetrelik bir kitlenin dahi ultrason eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi ile kısa sürede tanısı konulabilmektedir. Riski çok azdır. Hastanemizde gerek Genel Cerrahi Uzmanı gerekse Radyoloji Uzmanı tarafından bu işlem yapılmaktadır. Meme kanserinin tanı konduktan sonra hangi evrede olduğunu saptamak tedavi açısından önemlidir. 4 ana evre vardır. Doğru evreyi saptamak için karın ultrasonu veya tomografisi, akciğer ve beyin tomografisi veya MR, kemik taraması, tüm vücut kemik sintigrafisi gibi tetkikler gerekebilir. Hastalık evresi ve patoloji sonucuna göre cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, hormonal tedaviler tek başlarına veya bir arada kombine edilerek yapılabilir. Erken evrede en etkin tedavi kesinlikle cerrahi tedavidir. Bu gruptaki hastalarda kanserli doku ameliyatla tam olarak çıkarıldığında yaşam şansları en yüksek hasta grubunu oluşturmaktadır. Tümör küçük ve başlangıç evresindeyse sadece memenin küçük bir bölümünün alınması yeterli olmaktadır. İlaveten koltuk altı lenf bezelerine atlama varsa (sentinal lenf nodulü biyopsisi yapılarak) lenf nodülleri çıkarılır. Memesinin tamamı alınmayan (meme koruyucu cerrahi yapılan) hastaların büyük bir kısmına ameliyat sonrası radyoterapi verilmesi gerekir. Ameliyat sonrası tümör dokusu patolojik incelemeye gönderilir, inceleme sonucu, tümör özelliklerine bakılıp kemoterapi kararı alınır. Kemoterapi; mikroskobik düzeyde saptanamayan kanser hücrelerinin ölmesi ve nüksetmesini önlemek amacı ile yapılmaktadır. Ayrıca tümörün küçültülmesi ve tümöre bağlı şikayetlerin azaltılması ve yaşam kalitesini arttırılması için kemoterapi önerilir.”CERRAHİ MÜDAHALE OLMADAN TANI KONULABİLİYORMeme kanserinin teşhisinde herhangi bir cerrahi müdahale olmadan da tanı konulabildiği bildirildi. Özel Sevgi Hastanesi’ne meme kanseri konusunda yoğun bir müracaat olduğuna dikkat çeken Burhan Tümen muayene öncesinde hastalara meme kanseri konusunda, risk faktörleri, meme hastalıklarından korunma önerileri ve kişinin kendi kendine meme muayenesini nasıl yapacağını anlattıklarını söyledi. Op. Dr. Tümen, Özel Sevgi Hastanesi’nde meme kanseri ile ilgili yapılan tetkik ve tedavi yöntemleriyle ilgili de şu bilgileri verdi:“Radyoloji ve patoloji ve laboratuvar bölümleri ile birlikte çalışılmakta olup tanı için ince iğne aspirasyon biyopsisi ultrason eşliğinde yapılmakta. Ayrıca meme başı akıntılarında sitolojik tetkik için yayma tekniği uygulanmaktadır. Aynı gün içinde bütün tetkikler yapılıp, cerrahi müdahale olmaksızın tanı konulabilmektedir. Ayrıca operasyon anında patolojik tanı (Frozensection) ve normal patolojik takip incelemesi yapılabilmektedir. Koruyucu önlemlere dikkat. Kilo almamaya dikkat edin. Yağdan fakir gıdalar ile beslenin. Fiziksel aktivitenizi arttırın. Alkolü ve sigarayı bırakın. Hormon tedavileri ancak doktor takibinde ve kontrolünde yapılmalı, riskli durumlarda hemen kesilmeli. Aile hikayenizde meme kanseri varsa kontrollerinizi mutlaka düzenli olarak yaptırın.”Etiketler:kadın sağlığımeme kanserimeme kanseri belirtilerimeme kanseri çözümümeme kanseri erken tedavimeme kanseri erken teşhismeme kanseri hastalığımeme kanseri ile mücadelememe kanseri nasıl anlaşılırmeme kanseri nasıl geçermeme kanseri sebeplerimeme kanseri tedavisisagliksağlık haberleri
Reklam
Cep Telefonuyla Kanser Teşhisi!
Kanser hastalığının uzun teşhis süresi gergin bekleyişlere yol açıyor. Peki ya doktora ihtiyacınız olmadan kendinizi muayene edip tanınızı kendiniz koyabilseydiniz? University of Queensland in Australia’daki araştırmacılar tam olarak bunu hedefliyor ve araştırmalarında görüş yetenekleriyle internette de ünlü olan mantis karidesinden ilham alıyorlar.Mantis karidesleri görmek için insanlardan çok farklı bir yol kullanıyorlar. İnsanlar renklerdeki farklı tonlar ve kontrastlar ile etraflarındaki dünyayı görebilirken mantis karideslerinin birleşik gözleri polarize ışığı görmelerine olanak sağlıyor ve bu yetenekleri ile avlanıyorlar. Polarize ışık da kanser hücrelerinden normal hücrelerden yansıyor. Günümüzde polarize ışığı kanser hücrelerine tutarak tanı koyan cihazlar mevcut ancak bunlar çok büyük ve pahalılar. İşte araştırmacılar bu cihazın biraz daha geliştirildiği takdirde cep telefonlarına entegre olabilecek boyutlarda küçük ve ucuz alternatifleri üzerinde çalışmaya başlamışlar bile. İlk prototipleri başarıyla çalışan ürünler şüphesiz tamamlandığında Apple gibi teknolojinin bir sonraki patlama alanının sağlık olduğunu düşünen şirketler için oldukça kıymetli olacaktır.
Hamilelikte Şeker
Anne adayları gebelik süresince pek çok rahatsızlık yaşama riskine sahiptir. 'Hamilelikte Şeker' de (Diyabet) yaşanabilecek sorunlardan bir tanesidir. Şeker hamilelikle beraber ortaya çıkabileceği gibi, anne adaylarının gebelik öncesinde de şeker rahatsızlıkları olabilir. Her iki durum da mutlaka doktor kontrolü ve tedavi gerekmektedir.Şeker hastalığı kabaca, pankreastan insilün denilen maddenin normalden az salınması sebebi ile oluşan metabolik bir rahatsızlıktır. 1970 li yıllarda şeker hastası bayanların gebe kalmamaları tavsiye edildirdi, oysa günümüzde tedavi ve tanı aşamalarında kaydedilen gelişmelerle beraber kısmende olsa bu sorun giderilmiştir. Diyabetle komplike gebeliklerde konjenital anomali görülmesi ve komplikasyon gelişmesi normal gebeliklere göre daha fazladır.Gebelikteki Fizyolojik Değişiklikler Glikoz (şeker) metabolizması gebelikte önemli ölçüde değişiklik gösterir. Açlık glikoz seviyeleri düşüktür, yemek ya da glikoz yüklemesini takiben ise, gebelik dışı değerlerle karşılaştırıldığında yüksektir. Glikoz toleransı gebeliğin ilerlemesi ile prgoresif olarak düşer. Normal kadınlar gebelik esnasında iki kat insülin üretirler, diyabetik olanların ise insülin gereksinimleri artar. Gebelikte glikoz için renal eşik değeri düştüğünden, idrar örneklerinde birçok kadında glikozüri (idrarda şeker çıkması) tespit edilebilir. GDM genellikle asemptomatiktir, (bulgu vermez) ve 2.trimesterde (gebeliğin ikinci 3 aylık döneminde) karbonhidrat metabolizması ve insülin duyarlılığında değişikliklerle tetkiklenerek ortaya çıkar. GDM rutin biyokimyasal taramalarda teşhis edilebilir. İntrauterin ölüm (anne karnında bebek ölümü) ya da makrozomik bebek doğumunu takiben yapılan biyokimyasal testlerle de teşhis edilebilir. Daha önceden GDM geçiren kadınlar, ailevi diyabet öyküsü olan kadınlar, obez (aşırı kilolu) ve yaşlı kadınlarda GDM görülme olasılığı daha sıktır.Önceden var olan diyabetten farklı olarak GDM’de konjenital anomali risk oranında artış yoktur.GDM preeklampsi (gebelikte tansiyon yüksekliği, ödem ve idrarda protein çıkışı ile seyreden klinik durum) risk artışı ile birlikte seyreder.Gebelik ilerledikçe glikoz toleransı daha fazla bozulduğundan, gebeliğin ileri dönemlerinde tarama yapılır.50gr glikoz tolerans testi bütün kadınlarda 26-28. gebelik haftalarında tarama için kullanılır. Tarama testi pozitif olan kadınlarda GDM tanısında kesin kriterleri olan 100gr oral glikoz tolerans testi yapılır.Öncelikle gebelik haftası ve gebenin kilosuna göre günlük kalori hesaplanır.Bu toplam kalori belli oranlarda karbonhidrat, protein ve yağ olarak 3 bölüme ayrılır. Ana ve ara öğünlerde alması gereken yüzdelerle diyet regülasyonu yapılır. Bu planlama kadın doğum doktoru ve tecrübeli bir diyetisyen tarafından yapılmalıdır. Düzenli günlük egzersizler yapılması önerilir. Diyet ve egzersiz ile kontrol edilemeyen durumlarda ise hemen insülin tedavisine başlanır.
Reklam
Emma Watson BM'de Yüzlerine Haykırdı
Geçtiğimiz günlerde İcloud hesabıyla ilgili sahte haberlerle gündeme gelen Emma Watson Birleşmiş Milletler Kadın Elçisi olarak ilk büyük konuşmasını New York’ta üye ülkelerin devlet başkanlarına gerçekleştirdi. Dünyadaki cinsiyet eşitsizliğine vurgu yapan Watson bu durumu değiştirecek toplumsal bir kampanya başlatacaklarını bildirdi. “HeForShe“ (Kadın İçin Erkek) isimli kampanya hakkında bilgi veren genç yıldız’ın konuşmasının tamamı ise şöyle;“Bugün bir kampanya başlatıyoruz adı; ‘Kadın İçin Erkek’Bu BM çapında türünün ilk büyük kampanyası olacak. Bunu denemek ve gerçekleştiğini görmek istiyoruz. Bu konuda sadece konuşmak değil bugün somut adımlar atıldığını görmek ve çalışmalar yapıldığından emin olmak istiyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği hakkında herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğine inanıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu olmak için mümkün olduğunca çok sayıda erkekten yardım istiyoruz. Size elimizi uzatıyoruz çünkü yardıma ihtiyacımız var. Altı ay önce BM Kadın İyi Niyet Elçisi olarak atandım. Beni buraya atayanlar cinsiyet eşitliği savunuculuğundan daha çok feminist biri olduğumu anlamışlardır. Çünkü bu konuda çok konuştum.Bu konuşma için, feminizmin tanımını yapmak zorundayım: ‘Kadınlar ve erkeklerin her kulvarda eşit haklara ve fırsatlara sahip olması inancıdır. Feminizm, cinsiyetlerin siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitlik teorisinden başka bir şey değildir. Feminizm erkekten nefret etmek demek değildir.’ Ve Feminist Olmaya Karar Verdim;Sekiz yaşındayken anneme ne zaman cinsiyete dayalı sorular sorsam buna şaşırarak ve otoriter bir şekilde cevap veriyordu. Ancak aynı şeyin erkek çocuklarda yaşanmadığını gördüm.14 yaşıma bastığımda basının bazı unsurları tarafından cinsel bir obje olarak görülmeye başlandım.15 yaşımda sevgilim spor takımlarının dışında bırakıldı. Onu görmemi istemiyorlardı çünkü biraz kaslıydı. 18 olduğumda erkek arkadaşıma duygularımı ifade edemiyordum.Ve artık feminist olmaya karar vermiştim. Bu benim için çok basit bir karardı. Ama yaptığım araştırmalar bana feminizmin sevilmeyen bir kelime haline geldiğini gösterdi.Size göre görünüş ve ifadeleri çirkin, çok güçlü, çok agresif, dünyadan izole, anti-erkek ve asosyal olarak görülen kadınların saflarında buluyorum kendimi.Neden bu kelime böyle rahatsız edici bir anlam taşıyor ?Cinsiyet Eşitliği Erkeklerin de Bizim Kadar İhtiyaç Duyduğu Bir Şey,1997 yılında, Hilary Clinton, kadın hakları konusunda Pekin’de bir konuşma yaptı. Ne yazık ki onun değiştirmek istediği birçok şey bugün hala gerçekliliğini koruyor. Ne yazık ki sadece bu konuyla ilgili konuşmaya davet edildiğinizde konuyu çözmüş olmuyorsunuz. Onu (Hilary Clinton) dinleyenlerin sadece %30’u erkekti. Bu şekilde nasıl dünyadaki değişimi etkileyecek ve birlikte harekete geçmek için hazır olabileceğiz?Erkeklere sesleniyorum; Size resmi davetle bu fırsatı sunuyorum. Unutmayın ki cinsiyet eşitliği sizin de ihtiyacınız olduğu bir konundur.İngiltere’de hemcinslerine oranla daha az maço görünme korkusuyla yardım istemeye çekinen akıl hastalığı eşiğinde, muzdarip genç erkekler gördüm 20-49 yaş arasındaki erkeklerin nasıl katil olduğunu, ve yüklendikleri hayat şartları yüzünden genç yaşta nasıl kanser ve koroner kalp hastalığına yakalandıklarını gördüm. Üzerlerine yüklenen misyonu başaramadıkları duygusuyla bu çarpık toplum tarafından kırılgan ve güvensiz hale getirilen erkekleri gördüm. Bugün bizim ne kadarsa erkeklerin de o kadar cinsiyet eşitliğine ihtiyacı olduklarını biliyorum. Ve ben erkeklerin üstüne yapışan bu ağır yükü bir kız kardeş, bir abla, bir anne olarak beraber sırtlayalım diyorum.Bu Harry Poter Kızı Burada Ne Yapıyor ?Bu Harry Potter kız kim oluyor da BM sahnesinden bize ahkam kesiyor? diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu iyi bir soru olurdu. İnanın bana bende kandime aynı şeyi soruyorum. Burada olmak için o kadar niteliklere sahip biri miyim bilmiyorum. Ancak tüm bildiğim bu sorunun çözülmeye muhtaç olmasıdır. Ve ben daha iyisini yapmak istiyorum.Eğer şimdi eşitliğe inanıyorsan, işte ben daha önce bahsedilen o feminist kızım.Düşüncelerini değiştirebildiysem seni burada alkışlıyorum.Bu hareketin birleştirici olduğu kadar isminin de birleştirici olması gerekiyor. Bu nedenle “HeForShe” (Kadın İçin Erkek) diyoruz. Seni, konuşmak kadar görmek ve bize bir adım atman için davet ediyorum. Kendine sor, şimdi değil de ne zaman ?Teşekkür ederim.”
Sakalın Bilimsel Olarak Kanıtlanmış İlginç Faydaları
Sakalın bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları olduğunu biliyor muydunuz? Öncelikle şunu söylemeliyiz ki yapılan araştırmalar sonucunda kadınlar, sakallı erkekleri daha çok beğeniyorlar. Ve ek olarak da ilave etmeliyiz ki sakalın sağlık açısından bir çok faydası var. İşte onlardan birkaçı;*Sakal cilt kanserini önler.Southern Queensland Üniversitesi tarafından yapılan araştırma sakalın zararlı ışınları yüzde 95 oranında engellediği yönünde. Bu sayede daha az ışına maruz kalan ciltte kanser riski azalıyor.*Sakal sayesinde cilt daha geç yaşlanıyor.Sakal sayesinde cildiniz nemli kalır ve soğuk havanın cildinize temas etmesi engellenir. Bu da nemli cildin uzun süre genç kalmasına sebep olur. Ayrıca sakallı cilde nemlendirici sürdüğünüzde sakalsız cilde oranla daha fazla etkilidir.*Astım ve alerjiden korur.Sakal sayesinde yüzünüze polen ve toz daha az gelir. Bu sayede astım ve alerji riskiniz azalır. Sakal bir anlamda filtre görevi görür. Özellikle bıyık tam da bu görev içindir. *Sakal soğuk algınlığından korur.Çene ve boyun bölgenizde çıkan sakal sizi sıcak tutar. Özellikle kışları soğuk algınlığı riskiniz sakallarınız sayesinde azalır. Doktorlar, gribe karşı bağışıklık sistemi zayıf olanlara sakal öneriyor.*Bakterilere karşı engel oluşturur.Deride oluşan tahriş gibi sorunlar traş nedeniyle daha da artar. Sakal sayesinde bu tarz problemlere gerek kalmaz. Sakal bırakırsanız direk deriye temas eden bir kesim uygulamanız gerekmez. London Clinic’te görevli dermatolog Dr. Martin Wade, traş olmanın sebep olabileceği tahriş, bakteriyel enfeksiyon ve folliculitis denilen deride oluşan kızarıklık gibi sorunlarla karşılaşmamak için erkeklerin sakal bırakabileceğini belirtiyor.Haberin tamamı ve fotoğraflar için : Sakalın bilimsel olarak kanıtlanmış ilginç yararları
Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi
Nicholas Sparks'ın aynı isimli kitabından uyarlanan filmde John isimli genç orduya yazılır. Gitmeden önce Savannah isimli bir üniversite öğrencisine aşık olur ve çok geçmeden de kızın kalbini kazanır ancak John'un orduya çağrılması çiftin yalnız mektuplar aracılığıyla iletişim kurmasına neden olacaktır.
Reklam
11 Eylül'ün 3 İtfaiyecisi Aynı Gün Öldü
New York İtfaiye Teşkilatı (FDNY), saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi'nin enkazında çalışan 3 itfaiyecinin aynı gün hayatını kaybettiğini bildirdi.FDNY yetkilisi Daniel Nigro, Howard Bischoff, Robert Leaver ve Daniel Heglund adlı 3 itfaiyecinin, enkazdan yayılan zehirli gazın yol açtığından şüphelenilen kanser hastalıklarından pazartesi öldüğünü söyledi.İtfaiyecilerin, kan kanseri, yemek borusu kanseri ve kalın bağırsak kanserinden hayatlarını kaybettiği belirtildi.İkiz kulelerin enkazındaki arama kurtarma çalışmalarına katılan binlerce insana, saldırılardan yıllar sonra solunum rahatsızlıkları ve çeşitli başka hastalık tanıları konulmuştu.Saldırıların üzerinden geçen 13 yılda, ilk müdahale ekibinden yüzlerce insan olay yerindeki dumana maruz kalanların en büyük korkusu olan kansere yakalandı. Ancak doktorlar ve araştırmacılar saldırıları ve bu hastalıklar arasında henüz bir bağlantı bulamadı.ABD Kongresi, saldırılarla ilişkisi olabilecek hastalıklara yakalananlar için 2,78 milyar dolarlık bütçe ayırmış, bu fonun yöneticileri en genel kanser türlerini bu hastalıklara dahil etmişti.
'Kanserli Köy' 40 Yıl Sonra Taşınıyor
Kanserden ölümlerin yoğun olarak görüldüğü Ürgüp'e bağlı Karain köyünde 1974'de yapılan araştırmalarda, kaya oyma evlerin duvarlarında kanserojen 'erionit' maddesinin bulunduğu belirlendi. Bugüne kadar 350 kişinin akciğer zarı kanserinden hayatını kaybettiği Karain köyü, kış gelmeden boşaltılarak, TOKİ tarafından yaptırılan yeni konutlara taşınacak. Köy Muhtarı Özata: 'Köyde bu yıl içerisinde kanserden 12 kişi öldü'Kaya oyma evlerinin duvarlarındaki 'erionit' maddesi yüzünden bugüne kadar 350 kişiyi kanserden kaybeden Ürgüp'e bağlı Karain köyü, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından ilçe merkezine yaptırılan konutlara taşınacak.Ürgüp Belediye Başkanı Fahri Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akciğer zarı kanserinden ölümlerin çok fazla olduğu Karain köyünde 1974'de hastalığın nedenini bulabilmek için dönemin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü ve Hacettepe Üniversitesinin araştırma yaptığını söyledi.Köydeki kaya oyma evlerin duvarlarında bulunan 'erionit' isimli maddenin soluma yoluyla vücuda alınmasının akciğer zarı kanserine neden olduğunun belirlendiğini anlatan Yıldız, 'Bunun sebep olduğu kanserden köyde yaklaşık 350 vatandaşımız öldü. Bu ölümlerin birçoğu da erken yaşlarda görülmüştü' diye konuştu.Köydeki kanser vakalarının nedeninin belirlenmesinin ardından TBMM'de oluşturulan Kanser Araştırma Komisyonu'nun da verdiği raporlar doğrultusunda köyün taşınmasının kararlaştırıldığını ifade eden Yıldız, 2012 yılının Mayıs ayında TOKİ'nin ihaleye çıkarak, köyün taşınacağı konutların yapımına başladığını belirtti.TOKİ'nin Tarım Köy Projesi kapsamında yaptırdığı 127 konutun tamamlandığını ve önümüzdeki günlerde dairelerin hak sahiplerine verileceğini kaydeden Yıldız, şöyle devam etti:'Halen Ürgüp'e 7 kilometre mesafedeki Karain köyünde insanlarımız ikamet ediyor. Köylüler için Ürgüp'ün Evka Mahallesi'ne yapılan müstakil konutlar iki kattan oluşuyor. Burada köy ve kent yaşamının birlikte sürdürülebileceği bir proje uygulandı. Üst katları normal yaşam alanı alt katlar köylümüzün her türlü ürünü pekmezi, buğdayı, arpayı stoklayabileceği depo olarak yapıldı. Dış cepheler büyük ölçüde taş kaplama. Evlerin barınma alanı 85 metrekare deposuyla beraber toplam 170 metrekareye ulaşıyor. Kış gelmeden konutlar hak sahiplerine dağıtılacak. Böylece kanserli köy boşaltılmış olacak. Aydınlatma, ulaşım, kanalizasyon, içme suyu çalışmaları tamamlandı.''Köylülerimiz tarlalarından, bağlarından kopmayacak'Taşınma işleminin bitmesinin ardından köyde yaşamaya izin verilmeyeceğini, evlerin kapılarının mühürleneceğini vurgulayan Yıldız, uygulamanın köylülerin sağlığı için yapıldığını, Karainlilerin de bunun farkında olduğunu ifade etti.Ürgüp'teki yeni konutlara taşınacak köylülerin tarlalarından koparılmayacağını, istedikleri gibi arazilerini işleyebileceklerini belirten Yıldız, 'Tarlalarında kanserojen madde yok. Tehlike evlerinin duvarlarında. Zaten yapılan evler de köy hayatlarını devam ettirmelerini teşvik edecek nitelikte' dedi.Köylüler taşınmayı bekliyorKöy Muhtarı Mevlüt Özata, Karain sakinlerinin çoğunun taşınmayı istediğini söyledi. Yakınları arasında kanserden ölen olmadığını ancak 1970 yılından bu yana 350 kişinin bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Özata, geçen muhtarlık döneminde 39 yaşındaki bir azasının 4 ay içerisinde aynı hastalıktan öldüğünü kaybetti.Ürgüp'deki yeni konutlara taşınmayı beklediklerini dile getiren Özata, 'Köyde bu yıl içerisinde kanserden 12 kişi öldü. Akciğer zarı kanseri nedeniyle... Köyden ayrılmak istemeyenler de oluyor ancak onlar azınlıkta. Hepimiz taşınmayı bekliyoruz' diye konuştu.Milliyet
Uykusuzluğun Bilmediğiniz 9 Tehlikesi
Geceleri iyi uyuyamadığınızda sabahları yorgun uyanırsınız ve bütün gün canınız bir şey yapmak istemez. Uykusuzluğun bundan başka sağlığınız için çok zararlı olduğunu biliyor muydunuz?Lifehack isimli internet sitesinde yer alan habere göre, uykusuzluk depresyondan kalp hastalığına kadar çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İşte uykusuz kalmanın getirdiği hastalıklar:1. Anksiyete seviyesini yükseltiyor: Uykusuzluk tüm anksiyete seviyesini artırarak beynin önceki reaksiyonlarını da çoğaltıyor.2. Depresyonu artırır: Uykusuzluk ruh halinizi düzenleyen nörotransmitterlerde azalmaya yol açıyor ve böylece depresyonu artırıyor.3. Hasar görmüş idrak: Aşırı uykusuzluk hafızanın hasar görmesine yol açıyor, düşünme yeteneği ile bilgi işlemeye zarar veriyor.4. Hipertansiyon riski artıyor: Gecede 5-6 saat arasında uyumak yüksek kan basıncına yakalanma riskinizi artırıyor.5. Kalp hastalığı riski artıyor: Uyuduğumuz zaman kan basıncımız düşer. Ancak uyumadığımız zaman geceleri kan basıncındaki düşüş olmayacak ve bu durum da kalp hastalığı için risk oluşturacak.6. Şeker hastalığı riski artıyor: Uykusuzluk stres yanıtımızı tetikliyor, bu da stres hormonu kortizol ile insülin direnciyle alakalı noradrenalin salgılanmasına yol açıyor.7. Sağlıksız iştah sorunu: Uyku açlık ya da tokluk hissetmenizi sağlayan hormonların dengede kalmasına yardım ediyor. Uykusuzluk ise açlık hormonunun artmasına ve tokluk hormonunun ise düşmesine neden oluyor.8. Göğüs kanser riski: Gece geç saatte ışığa maruz kalmak östrojen üretimini bozan melatonin üretimini artırıyor. Çok fazla östrojen ise göğüs kanseri oluşumunu destekliyor.9 Vücudun doğal saatinde kesinti: Uykusuzlukla oluşan bu kesinti beyaz kan hücrelerinin sağlıksız olmasına neden olur ve böylece fiziksel stres cevabınız zayıflıyor. Yetişkinlerin neredeyse yüzde 40’ı en az ayda bir kez uykusuzluk yaşamıştır.Lifehack | Zaman
Reklam
Reklam
2 Ayrı Tezkere Meclis Yolunda
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Sağlık Bakanlığı'nda yapılan bilgilendirme toplantısı sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.Davutoğlu, Türkiye'nin IŞİD'e yönelik tavrı konusunda 'Türkiye'nin IŞİD'e yönelik tavrı açıktır, bellidir. Geçen sene daha hiçbir ülke bu konuda açık ve net tavır sergilememişken IŞİD konusunda Bakanlar Kurulu kararımız vardı. Türkiye kararlı bir tutum sergilemiştir. Bundan sonra da sergileyecektir' dedi.Başbakan Davutoğlu, konsolosluk görevlilerinin kurtarılma süreci ile ilgili olarak ise 'Biz ilk defa rehine kurtarma operasyonu yapmıyoruz. Eğer burada kullandığımız yöntemleri her seferinde bütün şeyiyle paylaşmış olsaydık bir sonraki operasyon imkansız hale gelebilirdi. Önemli olan şudur vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamadan ülkemize gelmişlerdir' diye konuştu.'SAĞLIKTA İKİNCİ BİR SIÇRAMA DÖNEMİ YAŞAMAMIZ LAZIM'Bilgilendirme toplantısının ardından hangi konuların gündeme geldiğini anlatan Davutoğlu, 'Türkiye'deki sağlık politikalarına baktığımızda gerçekten iktidarlarımız döneminde her alanda büyük bir devrim, reform gerçekleşmiş olduğu gibi belki de en çarpıcı reform alanlarından biri sağlık olmuştur. Bugün bana takdime dilen mutluluk oranları yani hizmetten mutluluk oranlarına bakıldığında yüzde 37'lerden yüzde 76'lara çıkan toplumsal mutluluğun en üst düzeye çıktığı alanlardan biri sağlık. 2002'de 256 bin olan sağlık çalışanımız şimdi 756 bin. Hastanelerimize müracaat 2002 yılında 110 milyon iken şimdi 290 milyon. Bugün ele aldığımız hususlar 12-13 yıllık bu birikim üzerinde bütün bu envanteri tekrar gözden geçirerek ikinci bir sıçrama dönemimizi ekonomide olduğu gibi sağlıkta da yaşamamız lazım' ifadelerini kullandı.'MİLLİ AŞILARIMIZI ÜRETEBİLİR HALE GELMEMİZ LAZIM'Hastanelerde mekan şartlarının iyileştirilmesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, 'Hastanelerimizin sadece görünür anlamda değil, teknik donanım anlamında da en üst düzeyde olması yönünde büyük adımlar attık. Aşılar konusunda da yurt dışı bağımlılıktan kurtulmamız ve milli aşılarımızı kendimiz üretebilir hale gelmemiz lazım' diye konuştu.'TÜRKİYE'Yİ YÜRÜYÜŞ KAMPANYASINA DAVET EDECEĞİZ'3 Ekim Dünya Yürüyüş Günü olduğunu hatırlatan Başbakan Davutoğlu, 'Biz o gün Kurban Bayramı'nın da ilk günü olduğu için başlatamayacağız ama 13 Ekim'de Bakanlar Kurulu olarak o gün Bakanlar Kurulu toplantısı olduğu için sabah uzun bir yürüyüşten sonra Bakanlar Kurulu'na gideceğiz. Bütün Türkiye'yi de yürüyüş kampanyasına davet edeceğiz' dedi.'BU YÖNDE CİDDİ ÇALIŞMA YAPMAYA KARARLIYIZ'Obeziteye karşı mücadele edilmesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı: 'Obezite başta olmak üzere diyabet ve diğer hastalıkların çoğunun sağlıksız beslenme ve hareketsiz hayattan kaynaklandığı malum. Bunun da çözümü hayatımızı yeniden tanzim edecek bir yol benimsememiz. Bu yönde ciddi şekilde çalışma yapmaya kararlıyız''UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE BİR SÜREÇ YÖNETİMİDİR'Toplantıda uyuşturucu ile mücadele konusunun ele alındığını söyleyen Davutoğlu, 'Konunun bu zamanlama ile ele alınmasının sebebinin hem eğitim yılının başlamış olması hem de yasama yılıyla birlikte bazı yasal düzenlemeler yapılması ihtiyacından kaynaklandığını belirtti. Davutoğlu, konuşmasına '62. Hükümet'in en önemli gördüğü alanlardan biridir. Uyuşturucu ile mücadele anlık ve noktasal bir konu değildir. Bir süreç yönetimidir' şeklinde konuştu.'BELLİ HUSUSLAR O SÜRECİN İÇİNDE OLANLARIN MAHREMİYETİNDE KALIR'Konuşmasının ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Davutoğlu, rehin tutulan konsolosluk görevlilerinin kurtarılması ile ilgili olarak 'Biz ilk defa rehine kurtarma operasyonu yapmıyoruz. Daha önce pilotlarımızı, gazetecilerimizi, mühendislerimizi, işçilerimizi kurtardık. Eğer burada kullandığımız yöntemleri her seferinde bütün şeyiyle paylaşmış olsaydık bir sonraki operasyon imkansız hale gelebilirdi. Önemli olan şudur vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamadan ülkemize gelmişlerdir. Milletimiz bir bayram havası içinde bunu kutlamaktadır. Türkiye'nin hükümetimizin gücü dünyaya gösterilmiştir. Belli hususlar vardır ki sadece o sürecin içinde olanların mahremiyeti çerçevesinde kalır. Devlet arşivinde olur. Kamuda bunların sürekli tartışma haline getirilmesi ileri ki aşamalarda başka vatandaşlarımızı riske edecek sonuçlar doğurur. Spekülatif haberlerden kaçınılmasını rica ediyorum' değerlendirmesinde bulundu.'IŞİD KONUSUNDA BAKANLAR KURULU'NDA KARARIMIZ VARDI'Süregelen Amerikan operasyonların Irak'ta Suriye'de de yapıldığını kaydeden Başbakan Davutoğlu, 'Gece boyu hepimiz takip ettik. Bazı bölge ülkeler de katıldı. Türkiye'nin IŞİD'e yönelik tavrı açıktır, bellidir. Geçen sene daha hiçbir ülke bu konuda açık ve net tavır sergilememişken IŞİD konusunda Bakanlar Kurulu kararımız vardı. 13 Ekim 2013'te terör örgütü bağlamında ve her türlü teröre karşı Türkiye kararlı bir tutum sergilemiştir. Bundan sonra da sergileyecektir. Ancak bölgedeki gelişmelerden gördüğümüz bir husus var ki kalıcı barışı ve istikrarı temin etmeyecek şekilde yürütülen operasyonlar, bir müddet sonra daha büyük sıkıntılara yol açabiliyor. Türkiye kendi ulusal çıkarlarını korumak, güvenliğini korumak, insani olarak Suriye ve Irak'tan gelen bütün mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamak konusunda zaten büyük bir sorumluluk altındadır. Bu bölgede terörün etkisiz kılınması Suriye rejimi gibi insanları kimyasal silahlarla yok eden rejimlerin de yol açtığı karanlık tablonun yok edilmesi, mültecilerin ülkelerine dönmesi yönündeki her türlü çabaya destek verdik, veriyoruz, vereceğiz' dedi.'MECLİS'İN AÇILMASINA MÜTEAKİP 2 AYRI TEzKERE MECLİS'E SUNULACAK'Tezkere ile ilgili sorulan bir soruyu Davutoğlu, 'Tezkere yeni bir husus değil. Irak'la tezkere 2007'den bu yana tekrar eden bir tezkere mahiyetindeydi. Irak'taki tablo değiştiği için şimdi hem oradan Türkiye'ye yönelik terör tehdidi anlamında muhteva korunacak ama bir taraftan da Irak'taki tehdit yapılanmasındaki değişikliğe bağlantılı olarak silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaç hissettiği değişiklikler yapılacak. Suriye içinde yine 2012'de çıkan tezkere yenileniyor. Bu bağlamda da tehdit ve risk faktörü değiştiği için silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaç hissettiği güvenlik düzenlemeleri anlamında bir muhtevayı oluşturacak. Tezkere 2 Ekim'de Meclis'in açılmasına müteakip büyük ihtimalle 2 ayrı tezkere halinde olabilir Meclis'e sunulacak. Eğer Türkiye'nin ulusal güvenliği ile ilgili tedbir almak gerekirse bu konuda da hiçbir tereddüt göstermeyeceğimizin herkes tarafından bilinmesi gerekir' diye yanıtladı.DHA
Türkiye'de Üretildi: "Tek Kullanımlık Nefes Analiz Sensörü"
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Fen Fakültesi Kimya Bölümü'nce gerçekleştirilen ve 'Elektronik burun' diye nitelendirilen 'Tek Kullanımlık Nefes Analiz Sensörü' projesiyle, akciğer kanseri ve diyabetin tanısı insanın nefesiyle konulabilecek.İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Fen Fakültesi Kimya Bölümü'nce gerçekleştirilen ‘Elektronik burun’ (Tek Kullanımlık Nefes Analiz Sensörü) projesiyle, akciğer kanseri ve diyabetin tanısı insanın nefesiyle konulabilecek.Maske içerisine yerleştirilen özel sensör aracılığıyla insanın nefesindeki bileşenleri analiz edecek olan cihazın yapım projesini, İstanbul Kalkınma Ajansı'nın 1,2 milyon liralık desteğiyle İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi birlikte gerçekleştirecek.İYTE Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ümit Hakan Yıldız, ilk etapta 25 adet üretecekleri cihazın Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ndeki deneme safhasından sonra seri üretimine geçilebileceğini ve Türkiye genelinde rahatlıkla eczanelerden ya da aile hekimlerinden temin edilebileceğini söyledi.NASIL ÇALIŞACAK?Yıldız, aletin çalışma mantığını şöyle açıkladı:'İnsan nefesi birçok bileşenden oluşuyor. Bizim bildiğimiz su buharı ve karbondioksittir. Ama bunun içinde birçok uçucu organik bileşikler vardır. Cihaz, nefesten uçucu organik bileşiklerin tayinini sağlayacak. Organik bileşiklerin bir kısmının konsantrasyonunun belli seviyeyi aşması durumunda bunun bazı hastalıkların belirteçleri olduğu düşünülüyor. Biz de şunu düşündük. Akciğer kanseri ve diyabet birçok uçucu organik bileşiklerle ilişkili. Akciğer kanseri toluenle, diyabet asetonla ilgili. Nefesteki toluenin artması akciğer kanseri riski olanlarda, asetonun artması diyabet riski olan kişilerde görülür. Bütün her şeyi yerli olacak tek kullanımlık maskedeki sensörler nefesteki bu iki bileşiğin değerlerini tespit ederek akciğer kanseri ve diyabetin ön tanısını sağlayacak. Bu bilgiler sayesinde de hastalığa yakalanmadan müdahalede bulunulabilecek.'KÖPEKLER DE KULLANILIYORKokudan kanser testi, yeni bir olgu değil. Kimi tıp merkezlerinde köpeklerin olağanüstü koku olma becerileri nedeniyle, eğitimli köpeklerle kanser testi uygulanıyor.CNN TÜRK
Burdur Gölü için 'Su Orucu' Tutulacak
Dünyada 'Burduricus' olarak adlandırılan balık türünün tek yaşam alanı olarak bilinen Burdur Gölü, bilinçsiz sulama ve buharlaşma nedeniyle hızla yok oluyor. 4.3 milyar ton su varlığının her yıl 330 milyon tonunu bu nedenlerle kaybeden ve 20 yıl sonra tamamen yokolacağı öngörülen göl için tehlike çanları çalmaya başladı.Burdur Gölü'nün kurtarılması amacıyla gölün kuzeyindeki Karakent Köyü'nde 3 yıl önce uygulamaya konulan 'Lisinia Doğa ve Anti Kanser Projesi' kapsamında, Burdur Gölü'ne Hayat Verelim Derneği ve 'Göle Yas' belgesel filmi ekibinin desteğiyle 27 Eylül Cumartesi 'Göle Yas' etkinliği düzenlenecek.'Burdur Gölü'ne Hayat Verelim' Derneği ve 'Göle Yas' belgesel filmi yönetmeni Şafak Türkel ile Lisinia Yaban Hayatı Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi kurucusu Öztürk Sarıca'nın başlattığı kampanyaya, dünyanın çeşitli ülkelerinden ve Türkiye'den destek yağdı.Sosyal medya aracılığıyla çığ gibi büyüyen kampanyada 27 Eylül günü, etkinlik alanına gelen ya da bulundukları yerden destek veren yaklaşık 1 milyon kişinin Burdur Gölü için 'su orucu' ve yas tutulması hedeflendi.HERKES KAMERA KARŞISINA GEÇİYOR Dünyanın çeşitli ülkeleri ve Türkiye'nin çeşitli kentlerinden de kişi veya gruplar, hazırladıkları videolarla etkinliğe destek çağrısında bulunuyor.Göl için video hazırlayanlar arasında; AKP Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, CHP Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, AKP, CHP ve MHP'nin Burdur il başkanları, Burdur Belediye Başkanı CHP'li Ali Orkun Ercengiz, sanatçı Berna Laçin, Newyork Buffalo Üniversitesi ve Buffalo of Stafe College akademisyen ve öğrencileri, İstanbul Şaman Dans Tiyatrosu, İstanbul Balesi, İstanbul sokak ve vapur müzisyenleri, Arpanatolia Grubu Ferhat Erdem ve Çağatay Akyol, Ankara Devlet Opera ve Bale sanatçıları, Türk Halk Müziği sanatçısı Sümer Ezgü, Burdur'un İlyas köylüleri, İstanbul Teknik Üniversitesi Halk Dansları Topluluğu, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Saatcı, Burdur Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Kamil Özcan, İzmir Doğa Sporları ve Dağcılık Derneği ile çiftçiler bulunuyor.24 SAAT SU İÇMEYECEK VE KULLANILMAYACAK 'Göle Yas' ve 'Su Orucu' etkinliğinde 1 gün boyunca su içilmeyecek. Bunun yanı sıra, ev, tarla, mutfak gibi yaşamın her anında büyük ihtiyaç olan su kullanılmayacak. Kampanyaya destek için 1 saat de olsa 24 saat de olsa katılım isteniyor. Proje kapsamında bir de imza kampanyası düzenleniyor. 27 Eylül'de 1 gün sürecek 'su orucu' eşliğinde www.change.org sitesi üzerinden başlatılan imza kampanyasına da destek verilmesi istendi.BURDUR GÖLÜ NEDEN KURUYOR? Burdur Gölü’nün potansiyel su tutma miktarı 7.5 milyar tonken şu an bu miktar 3.5 milyar tona düşmüş durumda. Göl artık yalnızca yüzeyine düşen yağmur sularıyla besleniyor. Daha önce göle gelen, bugün tarımsal sulama için kullanılan suyun miktarı 190 milyon ton.Ancak bölgedeki tarlaların büyük kısmı vahşi sulama yöntemiyle sulandığı için muazzam su kaybı yaşanıyor. Ayrıca bölgede ekimi tercih edilen tarım ürünlerinin büyük kısmı ise bölgeye uygun ürünler değil. Yörede 1 büyükbaş hayvan başına yıllık tüketim 1000 ton suyu buluyor.BURDUR GÖLÜ NASIL KURTULUR? Eğer bölgede tarımsal sulamada damlama ve yağmurlama sistemlerine geçilebilirse yıllık su tasarrufu 75 milyon tonu bulacak. Bu miktar gölün yıllık su açığı olan 60 milyon tonu karşıladığı gibi hızla tüketilen dip suyunun da yeniden yükselmesini sağlayacak.Vahşi sulamaya göre yüzde 75 daha tasarruflu olduğu belirlenen damla sulama yönteminde toprak kalitesine zarar verilmediği gibi ürün miktarının artmasına da katkı sağlanıyor. Damla sulama yöntemiyle su, toprağın 80 santimetre altına sızabiliyor.Kaynak: Cumhuriyet
Meme Kanserinde 'Angelina Jolie Etkisi'
Amerikalı oyuncu Angelina Jolie'nin, kansere yakalanma riskini azaltmak için iki memesini aldırdığı mastektomi ameliyatı olduğunu açıklamasının ardından meme kanseri kliniklerine başvuranların sayısı iki kat arttı.Angelina Jolie, geçen yıl Mayıs ayında, taşıdığı 'bozuk bir gen nedeniyle meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 87 olduğunu' öğrenmesinin ardından ameliyat olmuştu.Manchester Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, Jolie'nin ameliyat olduğu haberinin, ailelerindeki sağlık sorunları konusunda endişelenen diğer kadınları da danışmaya teşvik ettiğini ortaya koydu.Meme kanserleri vakalarının yaklaşık 5'inin kalıtsal olduğu düşünülüyor.Araştırmayı yürüten ekibin başındaki uzman Profesör Gareth Evans, 'Angelina Jolie etkisi uzun ömürlü ve küresel oldu, merkezlere başvuruları da arttırmış gibi görünüyor' dedi.Araştırmacılar, Angelina Jolie'nin ameliyat haberinin basına yansıdığı 2013 yılı Mayıs ayından bu yana, 20'den fazla genetik tanı merkezinde ve klinikte incelemelerde bulundu.Haziran ve Temmuz aylarında, meme kanseri mutasyonuna yönelik genetik danışmanlık ve DNA testleri için pratisyen hekimlere başvuranların sayısı 2012 yılındaki aynı döneme oranla iki buçuk katına çıktı.Meme Kanseri Araştırma (Breast Cancer Research) dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bir önceki yıl Ağustos ve Ekim ayları arasında başvuru yapanların sayısı da ikiye katlandı.Profesör Evans bu artışı şu sözlerle yorumladı:'Angelina Jolie'nin BRCA1 (hasarlı gen) mutasyonu nedeniyle, risk azalma amacıyla mastektomi ameliyatı olduğunu duyurması, muhtemelen cazibeli ve güçlü kadın imajı nedeniyle, diğer ünlülerin yaptığı açıklamalara kıyasla daha büyük bir etki yarattı.''Bu, hastaların önleyici ameliyat sonrası cinsel kimliklerinin kaybolacağı yönündeki korkuları azalttı ve daha önce herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanmayanları, gen testi yaptırmaları konusunda cesaretlendirdi.'Çoğu meme kanseri vakası rastlantısal olsa da, meme kanseri teşhisi konan yaklaşık yüzde 5'lik bir kesim, BRCA1, BRCA2 veya TP53 olarak bilinen kalıtsal bozuk genler nedeniyle kansere yakalanıyor.Toplumların sağlık konusundaki tutumlarını etkileme konusunda Angelina Jolie yalnız değil.İngiltere'de 'Biri Bizi Gözetliyor' programıyla adını duyuran ve 2009'da hayatını kaybeden Jade Goody'nin de kendisine rahim ağzı kanserine teşhisi konulduğunu duyurmasının ardından 2008 ve 2009 yıllarında rahim kanseri taramalarında artış kaydedilmişti.Meme Kanseri Kampanyası'nın yöneticisi Delyth Morgan da 'Angelina Jolie'nin BRCA1 mutasyonu konusunda açık davranıp risk azaltma amacıyla mastektomi ameliyatı olma kararının, birçok kadını sağlık hizmetlerine yaklaştırdığını' söylüyor.Kadınların genellikle yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma risklerinin sekizde bir olduğu belirtiliyor fakat genleri bazılarında daha büyük riskler yarattığı kaydediliyor.Erken teşhis sonrası yapılan tedaviler, kadınlarda kanserin gelişimini de önlüyor.Risk azaltma amacıyla mastektomi (meme aldırma) ameliyatı, kanser önleyici ilaç tedavisi, sağlıklı beslenme ve spor gibi yaşam tarzındaki değişiklikler de bu tedaviler arasında gösteriliyor.BBC Türkçe
Reklam