onedio
Kendi Kendini İyileştirebilen Kas Geliştirildi
Bilim adamları, laboravutar ortamında kendi kendini iyileştirebilen kas geliştirdi. Büyük heyecan yaratan çalışma, “Proceedings of the National Academy of Sciences” dergisinde yayımlandı. Duke Üniversitesi araştırmacıları, laboratuvar ortamında geliştirdikleri kasılabilir kas dokularını gelişmemiş kök hücre havuzu içinde bekleterek yeni kas dokuları elde etmeyi başardı. Elde edilen kas dokularının kök hücreleri kullanarak kendi kendini iyileştirebildiği belirlendi. Kas dokuları farelere nakledildiğinde rahatça uyum sağladığı belirlendi. Araştırmacılardan Nenad Bursac, “ilk defa genetik mühendislik sonucu kas elde ediyoruz ve bu kas dokusu, hem yeni doğan bir bebek kası kadar doğal hem de kendini iyileştirebiliyor” şeklinde konuştu. Laboratuvar ortamında geliştirilen kasın, kaza ya da hastalık sonucu kasları hasar gören insanların tedavisinde kullanılması amaçlanıyor.haber kaynağı: 365haber.org/sağlık-haberleri
Hamilelikte Hafta Hafta Süreç
Hamilelik uzmanlar tarafından aylık olarak değil haftalar halinde bebeğin kontrolleri ile sağlanmaktadır. Neden haftalık süreçlerde bebek izlenmektedir? Çünkü bebekler hamileliğin ilk haftaları olan ilk 3 aylık dönemde çok hızlı bir gelişim gösterirler. Henüz embriyo halindeki bebek gün geçtikçe kemik ağırlığı yükselmekte kilo alımı başlamakta ve her hafta farklı bir süreçte gelişim ve değişim göstermektedir. Hamilelikte hafta hafta bebeğin kontrolü çok önemlidir. Ancak haftalık periyotlar ilk 3 ay için geçerli olup daha sonraki aylarda 15 er günlük aralıklar ile bebek ultrason ile kontrol edilmektedir. Ancak değerlendirme aşaması her zaman uzmanlar tarafından haftalık periyotlarda incelenir. Haftalık süreçte bebeğin gelişimi hafta hafta izlenirken anneye de bu konuda bilgiler verilmekte ve bebek ultrason ile izlettirilmektedir. ;
Görünmeyen Diş Teli İle Güzelleşmeye Dişlerinizden Başlayın
Baharın gelişi, yazın yaklaşmasıyla birlikte başta kadınlar olmak üzere, herkes için daha güzel görünme dönemi başladı. Zayıflama trendleri, saç modelleri, lazer uygulamalar derken, güzellik merkezlerinin dolup taştığı bugünlerde; kendinizde kalıcı bir güzellik yapmaya ne dersiniz? Görünmeyen diş teli uygulamasının Türkiye’deki öncülerinden Dr. Cem Caniklioğlu, lingual tekniğin her yaş ve meslekten kişi için uygun olduğunu söylüyor. Dişlerindeki çarpıklık, açıklık ya da düzensizlik ile ilgili sıkıntılar yaşayan ancak estetik olarak pek de hoş durmayan diş telleri, bu tür sorunların tek çözümü değil. Son yıllarda giderek yükselen bir alternatif olarak dikkat çeken görünmeyen diş telleriyle, dış görünüşten ödün vermeden, ortodonti tedavisi görmek mümkün. Dışarıdan bakıldığında görülmesi imkânsız olan lingual diş telleri ve braketler dış görünüşüne önem veren herkes için en ideal çözüm olarak dikkat çekiyor. Dişlerin arka yüzeyine takılan özel braket ve teller, laboratuvar ortamında kişiye özel olarak hazırlanıyor. Dr. Cem Caniklioğlu, ortalama 2 haftalık bir alışma döneminin ardından kişinin, bir yandan çapraşık ya da ayrık dişlerinin tedavisini görürken; diğer yandan hiçbir estetik problem yaşamadan hem sosyal yaşamını hem de iş yaşamını sürdürebildiğine dikkat çekiyor. Dışardan asla fark edilmeyen lingual diş telleri, dişlerin ön yüzüne takılan ve dış görünüşüne özen gösterenlerin tercih ettiği şeffaf diş tellerine nazaran da estetik üstünlüğünü koruyor. Lingual Teknik, politikacılardan sanatçılara, sporculardan öğrencilere kadar dış görünüşüne önem veren ya da ortodontik tedavinin yol açtığı olumsuz, istenmeyen görüntüden rahatsızlık duyabilecek herkes için bir devrim niteliği taşıyor. Estetik kaygılarından ötürü ortodontik tedavi görmek istemedikleri için, çapraşık ya da ayrık dişleri ile ilgili tedavi görmeyenler, lingual teknik ile tüm kaygılarından uzak sağlıklı ve estetik bir ağıza kavuşabiliyorlar.
Hızlı ve Yağ Yaktıran 7 Spor ile Yaza Hazırlanın
Hollywood’lu yıldızların vücudlarının forma girmesini sağlayan Los Angeles’lı antrenör Ramona Braganza en çok yağ yakan sporların listesini yaptı.Bunlardan herhangi birini yaparak metabolizmanızı gün boyu hızlı çalışmasını sağlayabilirsiniz. .
Bebeklerde Diş Çıkarma Belirtileri
Bebeklerin en sıkıntılı dönemlerinden biri diş çıkarma dönemi. Bebek 6 aylıkken başlayan diş çıkarma sıkıntıları nelerdir? Bebeğimizdeki hangi şaretler diş çıkarma belirtisidir? Çocuk Doktoru Prof. Dr. Hilal Mocan bebeklerde diş çıkarma belirtilerini şöyle anlatıyor: “Sağlıklı bebekler 6-7 aylıkken diş çıkarmaya başlarlar ve aylarca devam eden bu süreç bebekler ve anne için zor bir dönemdir. Bebeklerde diş çıkarma, genel olarak genetik düzene uyarak çıkar. Yani anne ve babanın dişleri erken çıkmışsa bebeklerin dişleri de o sürede çıkabilir. Bebekler diş çıkarmadan önce bazı belirtiler baş gösterir. Yaşanan belirtiler değişebilir fakat genel olarak bütün bebeklerde aynı belirtilerle dişler çıkmaya başlar. SALYA AKITMAK Hemen hemen bir çok bebek 2 ve 3 aylıktan başlayarak salya akıtır. Bu durum bebekler için olağandır. Bazı bebeklerde az bazı bebeklerde daha fazla görülebilir. Bebek diş çıkarmaya başladığında daha fazla salya akıtır. AĞRI Bebekler diş çıkarmaya başladığında, diş çıkarırken diş etine basınç uyguladığı için diş etinde bazı iltihaplara neden olabilir.Bu iltihaplara bağlı olarak bebeklerde ağrılar oluşur. Bebeklerde en çok ağrıya sebep veren dişler, ilk önce çıkan azı dişleridir. HUYSUZLUK Ağrının artması ve çıkan dişin yüzeye daha yaklaşmasıyla birlikte huysuzluk görülebilir ve diş tam anlamıyla çıkıncaya kadar bu durum sürekli devam edebilir.Bebekler için zorlu ve sancılı bir dönemdir. YANAK VE ÇENE BÖLGESİNDE KIZARIKLIK Bebekler diş çıkarırken salya akıttıkları için birçoğunda salyaya bağlı olarak, yanak ve çene bölgelerindeki deride kızarıklık ve çatlaklar oluşabilir. ÖKSÜRÜK Diş çıkarken salyanın fazlalığına göre bebeklerin boğaz bölgesinde salyanın birikmesinden ötürü tıkanmalar görülebilir. Bazı bebekler, bu dönemde ilgiyi üzerine çekmek isteyecekleri için öksürüğü devamlı hale getirebilirler. ATEŞ Diş çıkarma döneminde ateş, bazı bebeklerde görüldüğü gibi bazı bebeklerde de görülmeyebilir. Ateş başka hastalıkların da başlangıcı olabileceği için yüksek ateşte bebek mutlaka bir hekime götürülmelidir. ISIRMA Bu durum hemen hemen birçok bebekte görülür. Dişlerin çıkmasına bağlı olarak dişlerde kaşınmalar olur. Bebek de, rahatlamak amacıyla eline geçen her şeyi ısırabilir. İSHAL Bebekler diş çıkarırken daha fazla tükürük ürettikleri için bağırsaklar hızlı çalışabilir. Fakat ateş gibi ishal de diş çıkarmadan kaynaklanan bir durum olmayabilir. Bebeğin eğer bir günden fazla süren ishali varsa mutlaka bir hekime götürülmelidir. İŞTAHSIZLIK Bebekler verilen katı gıdaları bu dönemde reddedebilirler.Bu olağandır. Endişelenecek bir durum yoktur. Bebek sıvı gıdalardan gerekli besini alabilir. Diş çıktıktan sonra iştahı yerine gelecektir. UYKUSUZLUK Diş çıkarken yaşadıkları ağrıya bağlı olarak geceleri uyumada güçlük çekebilirler. Anne bu durum karşısında bebeğini sıvı bir gıdayla besleyebilir, bebek bu durumda sakinleşebilir. KULAK KAŞIMA VE ÇEKİŞTİRME Bebek diş çıkarırken yaşadığı ağrıdan ötürü kulaklarında ağrı hissedebilir ve kaşıyabilir. Fakat bu kulakta iltihap başlangıcının belirtisi de olabileceğinden bebeğin doktora görünmesinde fayda vardır. DİŞ ETİNDE KANAMA Diş çıkarken, diş etine baskı uyguladığı için bazı küçük kanamalar olması normaldir. Bu şekilde oluşan kanamalar, mavi benekler halinde diş etinde görülebilir. Buzlu bir pamuğun diş etine koyulması diş etini rahatlatabilir.”
Evde HIV Testi Dönemi Başladı
İngiltere'de evde yapılabilecek HIV testlerinin eczanelerde satışının yasal hale geleceği açıklandı İngiltere'de ölümcül HIV virüsü kaptığından şüphelenen kişilerin testi tek başlarına uygulayabileceğini belirten uzmanlar; bu sayede hastalığın erken teşhis edilme oranının artacağına inandıklarını söyledi. Birce Bora'nın Hürriyet'te yer alan ahberine göre, şu anda İngiltere’de isteyen herkes HIV testi kitini eve götürebiliyor, ancak daha sonra verilen tükürük ya da kan örneğini ilgili bir laboratuvara analiz için postalamak zorunda kalıyor. Doktorlar bu sistemde birçok potansiyel hastanın “doku örneğini postalamaya üşendiği, ya da süreci çok uzun ve stresli bulduğu için” test yaptırmayı ertelediğini düşünüyor. Yetkililer İngiltere’de HIV pozitif olan kişilerin yüzde 25’inin hasta olduğunu bilmediğine inanıyor ve bu “bilinçsizliğin” hastalığın yayılmasında önemli rol sahibi olduğunu düşünüyor.T24
Reklam
Karın Sıkılaştırıcı Öneriler
Özellikle bel etrafında bulunan yağlar her kadının derdi olmuştur. Evde kendi başınıza uygulayabileceğiniz bu egzersizlerle dümdüz bir karına sahip olmak elinizde. Yere sırt üstü uzanın ve ellerinizi başınızın arkasında birleştirin. Dizinizi çenenize doğru getirmeye çalışın ve bu sırada omuzlarınızı, boynunuzun konumunu değiştirmeden yerden yukarı doğru kaldırın. Sandalyenin üzerine oturun ve sıkıca tutunun. Dizlerinizi sırayla kıvırarak çenenize doğru kaldırmaya çalışın ve hareketi 12-16 kez tekrarlayın. Sırt üstü yere uzanın. Ellerinizi yanlara düz bir şekilde uzatın. Bacaklarınızın ikisini de 90 derece açıyla yukarı doğru kaldırın ve bacak bacak üstüne atar gibi düz olarak bir süre sabit durdurduktan sonra değiştirin. Bunu 12-16 defa tekrarlayın. haber kaynağı: 724saglik.org/güzellik
Çok Koşmak Ömrü Kısaltıyor
Eğer sık sık koşmanın yararlı olduığunu düşünüyorsanız yanılıyor olabilirsiniz. Çünkü Amerika’da yapılan yeni bir araştırmaya göre haftada 2-3 saat koşanların ömürlerinin kısaldığını ortaya çıkardı. Fakat ilginç bir şekilde hiç koşmayanlarla, çok fazla koşanlarda durum aynı. En uzun ömürlü olanlar ise orta derecede egzersiz yapanlar. Uzmanlara göre bunun sebebi ise kardiyovasküler yani kalp hastalıkları değil. Kardiyovasküler Araştırma Ensitüsü’nden uzmanlar, Pensilvanya eyaletinde devamlı koşu yapan 3 bin 800 kişi üzerinde araştırma yaptı. Araştırma için seçilen kişillerin yaş ortalaması ise 46′ydı ve haftada 32 km’den daha fazla koştuklarını söylüyordu. Bunun yanında deneklerin kolesterol seviyeleri, sigara kullanıp kullanmadıkları ve tansiyonları da kaydedildi. Fakat tüm bu etkenler neden daha fazla koşanların ömürlerinin kısaldığını açıklamıyordu. Araştırmayı yürüten ekibin başındaki Dr. Martin Matsumura, insanlara “koşmayın” demediklerini lakin çok fazla koşmanın iyi bir şey olmadığını söylüyor. Dr. Matsumura, “Hala anlamadığımız şey gerçekten ortalama derece koşanların ömrünün neden fazla koşanlardan daha uzun olduğu.” dedi. haber kaynağı: 724saglik.org/sağlık-haberleri
Reklam
Arı Sokmasında Ne Yapmalıyız ?
Arı sokması sırasında arının zehrine karşı bir alerjik reaksiyon gerçekleşir ve özellikle ağrıya sebep olur, fakat ciddi sorunlara yol açmaz.Bir çok arılar, bombus, katil arılar, Afrika bal arıları ve Eşşek arıları dahil tüm arılar insanları iğneleri ile cezalandırır, bir canlı onların kovanına yaklaştığı zaman özellikle bir arı tehtit ediliyorsa kendi stingers dikenli bal arıları dahil olmak üzere arılar o canlıyı cezalandıracaklardır. Bu cezalandırma sonucunda arının arka kısmında bulunan iğnesi batacaktır. Arıdan iğne ayrılıp vücudumuza batmış olacak bu durumda iğneyi kısa zamanda çıkarmamız gerekir. Çıkardıktan sonra bir süre acıyacak daha sonra acı geçecektir. Arı ise kısa süre sonra işine dönecek ve kendi kendine ölecektir. O kadar sinirlenmiş olmalı ki kendi hayatını size acı vermek için son vermiş olacak. Arı sokmasında özellikle ilk önce arının iğnesini çıkarın.Arı soktuğunda şişecek bölgeye soğuk bir uygulama yapılmalı annelerimiz bıçak veya kaşık koyarlar eğer var ise buz daha iyidir. Arı sokmasının ağrısı biraz acısı olduğu için ağrı kesici içmeniz tavsiyedir. Arı soktuğunda geniş bir kısmın şişmesi ve bulantı, halsizlik ve 10 gün kadar. Eğer arı sokmasının bulunduğu nokta üst solunum yollarına yakın ise tehlikeli olabilir.
Göbek Eritme Yöntemleri
Hepimizin genelde sorunlarından biri olan göbek eritme yöntemleri ne değinecek olursak,ince bir vücuda sahip olduğumuz halde sürekli göbeğimizden yakınırız bunun yanında yaptığımız diyetler ve egzersizler ile ne kadar uğraşırsak uğraşalım göbeğimizi bir türlü eritemeyiz. Hatta bazılarımız , çok farklı teknikler denemekle kalmıyarak televizyonlarda reklamı yapılan ilginç hiçbir işe yaramayan karın çalıştırdığını iddaa eden aletlerden satın bile almışızdır, ama tabii gene hüsran olarak satın aldığımız ürünlerin istenilen randımanı veremediklerini anlamamız çok fazla uzun sürmez.
Meral Okay, İki Yıl Önce Bugün Hayata Veda Etti
Aktris, senarist ve şarkı sözü yazarı Meral Okay, iki yıl önce bugün hayata veda etti. Sanatçıyı, 42 yaşındayken kaybettiği aktör eşi Yaman Okay'la hayatını anlattığı yazı eşliğinde saygıyla anıyoruz'Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir... Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın. Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü... Sezen’i Yaman’dan dolayı tanıdım. O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman'dan sonra işlerimin önemli bir bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı. Birlikte yazdığımız ilk şarkı; ’Masum Değiliz.’ ’Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna’ diye...' Bu satırlar; Meral Okay 'ın, henüz 41 yaşında kaybettiği aktör eşi Yaman Okay 'ı, aslında nasıl hiç kaybetmediğini anlatan unutulmaz yazısından. Aktris, senarist ve şarkı sözü yazarı Meral Okay, o sözlerini yazdığı şarkıdaki gibi 'yalnızlığın koynuna sevgili gibi boylu boyunca uzanalı' tam iki yıl oldu. Asmalı Konak, Yasemince, Bir Bulut Olsam, Muhteşem Yüzyıl gibi televizyonda yayınlandığı dönemlerde izlenme rekorları kıran dizilerin de senaristi olan Okay, kanser tedavisi gördükten sonra çekildiği evinde 9 Nisan 2012 sabahı hayata veda etti. “Hem kemoterapi, hem de radyoterapi görüyorum. Sağlık durumum iyi. Endişelenecek bir şey yok. ‘Muhteşem Yüzyıl’ın senaryosunu kimi zaman yorularak yazsam da, şikâyetçi değilim...' Okay, akciğer kanseri tedavisi gördüğü sırada sağlığıyla ilgili yöneltilen sorulara bu cevabı vermişti. Aktör eşi Yaman Okay'ı, 1993 yılında, pankreas kanserine yakalandığını öğrendikten sadece 1,5 ay sonra, henüz 41 yaşındayken kaybeden Meral Okay, hayatının son günlerine kadar senaryo yazmayı sürdürdü. Hayatı... Meral Okay, 20 Eylül 1959 tarihinde Türkan ve Ata Katı çiftinin ikinci çocuğu olarak Ankara'da doğdu. Ankara Anıttepe Lisesi'ni bitirdi. Toprak Mahsulleri Ofisi'nin dünya Bankası projeleri ve TBMM'nin Atatürk'ün 100. yaşı kutlamaları için oluşturalan komisyonda görev aldığı beş yıl boyunca devlet memurluğu yaptı. 12 Eylül öncesinde Türkiye İşçi Partisi üyeliği ve işyeri temsilciliğinde bulundu. 1984 yılında sinema ve tiyatro oyuncusu Yaman Okay'la evlendi. Pankreas kanserine yakalanan Yaman Okay, 1993 yılında, 41 yaşındayken hayatını kaybetti. İstanbul'da Günaydın gazetesinde çalışmaya başladı. Dergicilik, yayıncılık, yapımcılık ve Sezen Aksu ile birlikte sahne çalışmaları yaptı, şarkı sözleri yazdı Yayınlandığı dönemde bir fenomen olan, başrollerini Türkân Şoray ile Şener Şen'in paylaştığı İkinci Bahar dizisindeki 'Kasap Melahat' rolüyle adını kitlelere duyurdu. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) 40. kuruluş yıldönümü kutlamalarında sahne aldı, 10 Aralık Hareketi'nin Politika Geliştirme Kurulu üyesi oldu. Petrol-İş Sendikası'nın 'Sendikalı Ol' kampanya filminde rol aldı. Senaryosunu yazdığı Muhteşem Yüzyıl dizisi devam ederken, akciğer kanseri tedavisi gördükten sonra çekildiği evinde, 9 Nisan 2012 sabahı hayata veda etti. Sözlü vasiyetini gerçekleştiren arkadaşları 'Meral Okay Matematik Köyü'nde Doğuyor' adlı bir yardım organizasyonuyla Aziz Nesin Vakfı'na maddi destek sağladı. Oyuncu olarak Bir Bulut Olsam, Alia, Beynelmilel, O Şimdi Asker, Hiçbiryerde, Koltuk Sevdası, Yeditepe İstanbul, İkinci Bahar, Seni Seviyorum Rosa adlı film ve dizilerde rol aldı. Yasemince, Asmalı Konak, Fedai, Bir Bulut Olsam ve Muhteşem Yüzyıl dizilerinin senaryosunu yazdı. 'Lunapark gibi bir sevdalık yaşadık...' 1993 yılında kaybettiği eşi Yaman Okay'ı anarken 'Hayatta en zor şey bir ölüye aşık olmak' demişti. Meral Okay, yıllar sonra Yaman Okay, onunla ve onsuz hayatı konusunda şunları yazmıştı: 'Yaman benim eski arkadaşımdı... O, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncuydu, ben de Ankara’da yaşayan bir öğrenciydim. O zamanların Ankara’sı, herkesin birbirini tanıdığı ve belirli yerlerde toplandığı bir yerdi. 70’li yıllardı ve kültür tüketicileri birbirlerini bir şekilde sıkça görürlerdi. Bizim müşterek arkadaşlarımız vardı, bunların başında Rutkay Aziz gelir. Rutkay’la siyaseten de bir aradaydım, Türkiye İşçi Partili’ydim ben. O yılların derli toplu Ankara’sında sık sık görüşme şansımız olurdu. Yaman’la tanışmamız o yıllardır; fakat aşık olmamız daha sonraya rastlar. O sinemaya 'Sürü' filmi ile geçince İstanbul’a gelmişti, ben de daha sonra İstanbul’a geldim. O eski bir Ankaralı olarak bana sahip çıkmaya kalktı; Ankaralıların böyle bir derdi de vardır. Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir. Ben Ankara’dan örselenmiş ve kırılmış bir kalple gelmiştim. Yaman çok tutkulu ve sabırlı bir adamdı, bir de baktım kalp ağrımdan eser kalmamış. Yani taş düşmüştü ama adını koymamız için bir mevsim geçmesi gerekti. Yaman, o kadar temiz bir adamdı ki, ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben Yaman’ı hep bir lunaparka benzetirim. Onunla yaşamak bir lunaparkta yaşamak gibiydi. Bir yandan bütün cümbüşü, pırıltısı, eğlencesi ve sürprizleri, öte yandan yüreğinizin ağzınıza geldiği anlarıyla tam bir lunapark gibiydi. Üstelik ben bir Ankaralı olduğum, üstüne üstlük bir subay kızı olduğum için, bir yanımla derli toplu, diğer yanımla despot falan bir kızdım. Yaman bir gün bana, benim taklidimi yaptı; her şeyi net olarak alt alta sıralamamı, emir kipiyle konuşmamı, ’canımın içi’ derken bile bazen tonlamamdan dolayı ’Hadi canım!’ anlamı çıkabileceğini falan gördüm. Bu, bir oyuncuyla birlikte olmanın hem avantajı, hem dezavantajıydı. Bunu Yaman’ın aynasında görünce, ’Aaa çok fena bir şeymişim!’ dedim. Ee bu aynayı tutan eğer pırıltılı ve doğru bir adamsa, dönüştürücü de oluyor. ’Benimle o garnizon sesiyle konuşma’ derdi. Yaman, çok renkli ve heyecanlı bir adamdı. Ben derdim ki; ’Tanrım, bu adam ne zaman yorulacak!’ diye. Meğer acelesi varmış... Her şeyi o kadar yoğun, hızlı ve çoşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Her şeyi hızlı yaşardı, hızlı yemek yerdi, hızlı içki içerdi, bir proje söz konusu olduğunda hızına yetişemezdiniz. Bir gece arkadaşlarla yemekteyken sabah kahvaltısını Bodrum Türkbükü’ndeki evimizde yapmaya karar vermesiyle kendimizi yollarda bulmamız bir olurdu. Bazen düşününce dehşete kapılıyorum, demek ki acelesi varmış diyorum. Kısa bir ömre, birkaç kişilik bir hayat sığdırdı. Bizim Yaman’la tarihe kayıt olarak düşeceğim hiçbir kavgamız olmadı. O, kalbini insanlara açarken de, onlara güvenirken de çok hızlıydı ve kırılması da doğal olarak aynı hızla olabiliyordu. Aktörlerin kalbi camdandır. Çok çocuk, çok bebektirler. Belki de bunu çok yakından gördüğüm için ben daha dikkatli davranırdım. Belki de tek sürtüşmemiz onu kıranlara karşı olan tutumumdan olmuştur. Ben köşeleri çok olan bir insandım; Yaman beni eğitti. O hüzünleri ironik bir neşeye çevirebilme ustasıydı. Bu yönüyle de bakınca gam kasavetten çok çabuk çıkabilirdik. Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ’biz’ olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz. Biz birbirimize karşı çok saygılıydık; mesleklerimiz ve bunun gerektirdiği fedakârlık hallerinde hele daha da çok saygılı ve yol açıcı davrandık hep. Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik. Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi. Aşk bazen de bir kıyamama hâlidir. Şunu çok açıkyüreklilikle söyleyebilirim; o benden daha iyi bir insandı. O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz... Ben Yaman’la birlikte onun kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar masum yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın. O, o kadar ahlâklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Hastalığının son bir ayında, ki hastalığın çıkmasıyla kaybetmemiz 1.5 ay sürdü. Tıp hastalığının süratine yetişemedi. Hep şunu düşündüm; hayata, sanatına ve bize dair bir sürü düşüncesi, projesi vardı ve hepsi sanki hızla arka arkaya gerçekleşmeye başlamıştı. Neden şimdi, neden bu adam, diye çok düşündüm. Orada bile hızlıydı. Komaya girene kadar Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu ile birlikte senaryo çalıştılar. Onlar her gün geldiler ve bu oyunun gönüllü yoldaşı oldular. Sonra o film çekildi; Yeşim’in ilk uzun metraj filmidir 'İz' filmi ve Yaman’a adadılar. Yaman’ın rolünü Aytaç Arman oynamıştı. Bunlardan bahsetmişken o sürecin acısını hafifleten bir yığın katıksız dostluklar yaşadık. Gerçi o sürecin acısı hafiflemiyor. Ben de harlı ateş şeklinde yanma hâli tam 10 yıl sürdü. Asmalı Konak’ın son dört bölümünü yazarken o acıyla yeniden yüzleştim ve ancak o zaman birazcık küllendi diyelim. Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın. Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü... Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır. Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz’ı turlardık. Sezen’i anmamak olmaz: Sezen, Yaman’ın çok yakın arkadaşıydı. Ben Yaman’dan dolayı tanıdım. Sezen, insanın hayatına çok hafif dahil olur. Sızar ve siz bunu anlamazsınız. O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman’dan sonra işlerimin önemli bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı. Birlikte yazdığımız ilk şarkı; ’Masum Değiliz’. ’Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna’ diye... Yaman’dan iki ay sonra yazdık. Daha sonra bu ısrar otuz küsur şarkı sözü üretti. O dönem Sezen bana sadece 3-5 saat uyumaya yetecek kadar boşluk bırakıyordu. Stüdyolar, kayıtlar, konserler vb. çok yoğun bir rehabilitasyon oldu benim için. Sezen’in o toplumsal düzeydeki rehabiliterliği benim için özel bir muamele seçkinliğinde oldu. O benim kardeşimdir, canımdır. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz. Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum, risk almıyorlar. Aşk emniyetli bir şey değildir. Emniyetli olan sevgidir. Aşk ehlileşmez, sakinleşemez. Öyle olursa akraba olursunuz. Bir de aşık olunacak mecra kalmadı. Artık ortak alanları paylaşmıyoruz. Bizim agoramız yok artık. Herkes kendi bacağından asılmak isteyen koyun tarifinde. Bu hem maddi hem manevi bir şeydir. Gelir, böyle adamı aşkta da emniyet arayan birine dönüştürüverir. Herkes kendi kişisel başarı öyküsünün peşinde. Belki de biz herkes için daha adil, daha vicdanlı daha temiz bir dünyanın düşünü paylaştığımız için başkalarıyla da bir arada durmanın ne kadar zenginleştirici bir şey olduğunu biliyorduk. Şimdi bu duyguların esamesi okunmuyor. Yoksullaşmamız sadece ekonomik anlamda olmadı. Duygusal anlamda, dayanışma anlamında birbirimizin yaralarına bakma konusunda da yoksullaştık. Şimdi empati denen modern kavram var ya, biz onun ağababasını tanıyan ve buna içerilmiş bir dünyadan geldik buralara. Dizilerdeki aşık olma süreci o kadar uzun ki, öncelikle bu rasyonel değil! Aşk çok ani, hızlı ve genellikle beklenip, tasarlanamayan bir şeydir. Kafana bir taş düşer, neye uğradığını şaşırırsın. Ve bunun aşk olduğunun da sonradan adını korsun. İrrasyonellik sadece bu değil, bir de dizi karakterlerinin çok ön hazırlığı var aşık olmak için. Halbuki, hayatta böyle değildir, aşk tasarlanılan ve ön hazırlığı yapılabilen bir şey değildir. Eskinin, hani o dalga geçilen mantık evliliklerinde bile, bugünkü hesaplılıktan daha çok aşk vardı diyesi geliyor insanın. Ali Poyrazoğlu dedi, ’Aşk bir kör atlayıştır.’ İnsanların birbirleri için ’sağlama’ yapacakları alanlar kalmadı. Modern hayatlar ve modern zamanlarda böyle bir şansı yoktur insanın. Son bir aydır, ’Ben aslında duyguları olan iyi bir insanım’ mesajını, ben şu cümleyle alıyorum. Babam ve Oğlum’u gördün mü? Hee gördüm Ağladın mı? Sana ne? Yani ben de duyarlıyım ve iyi bir insanım. Bu arada, ben de filmi seyrettim. Yeri gelmişken ve sabah seansında katılarak ağladım ama bu soruları soran insanlarla o kadar ayrı şeylere ağladık ki. Benim o filmde yandığım, bu ülkenin o temiz çocuk yürekli insanlarının, bu ülke tarafından nasıl da kırıldığını, nasıl da örselendiklerini, onurlarıyla ekmekleriyle nasıl da oynandığını gördüğüm için bu uğurda yiten, onulmaz acılar çeken insanlarımızı hatırlayarak ağladım. Belki de bugünkü aşksızlık hâli de, o dönemlerin ürünüdür diyeceğim ama aşk bunların hepsinin üzerinden atlayabilecek bir şey olmalı... 'T24
Reklam
İşte Yağ Yakan Besinler
Diyetisyen Serkan Tutar yağlardan kurtulmakta etkili olan besinlerle ilgili bilgiler verdi. Yaz ayları yaklaşırken kilolardan kurtulmak isteyen kişilerde bir o kadar çoğaldığını ifade eden Tutar, şu gıdaları önerdi: Yoğurt Kilo kaybı sağlayan lezzetli besinlerin başında gelen yoğurt yüksek protein içeriğine sahiptir. Protein içeriğinin yüksek olması midede uzun süre kalmasına ve sizi daha uzun süre tok tutmasını sağlar. Ayrıca vücudumuz protein içeriği yüksek olan besinleri sindirirken daha fazla kalori harcadığı da unutulmamalıdır. Quinoa Kilo kaybı sağlayan başlıca besinlerden birisi olan Quinoa ülkemizde çok sık bulunmamaktadır. 1 fincanında 8 gram protein, 5 gram lif bulunması nedeni ile uzun süre tok tutmasının yanı sıra barsak sisteminin düzenli çalışmasına da katkı sağlamaktadır. Pirinci pişirir gibi kolay pişirilmektedir. İçerisine sebze veya fındık gibi besinleri ekleyerek sofralarınızın vazgeçilmezi olabilir. Tarçın Yapılan bilimsel çalışmalar tarçının kan şekeri seviyesi üzerine dengeleyici etkisi olduğu bilinmektedir. Tip 2 diyabetlilerde iştah azalmasını sağlar. Tatlı ihtiyacınızı tarçın ile kalori arttırmadan halledebilirsiniz. Tarçını çay, kahve ve yoğurt gibi besinler ile birlikte kullanabilirsiniz. Baharatlar Baharatlar bazı insanlarda iştahı arttırırken bazılarında azaltmaktadır. Ama bilinen en büyük etkisi anlık metabolizmayı hızlandırmaktadır. Bu durumda sizin kilo vermenizi kolaylaştıracağı anlamına gelmektedir. Bu nedenle mide rahatsızlıklarınız yoksa baharatları tüm yemeklerinizde rahatlıkla tüketebilirsiniz. Yeşil Çay Bazı çalışmalar yeşil çayın karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığını göstermiştir. İçerisinde bulunan kateşinler ile metabolizma hızınızı arttırır. Yeşil çaydan maksimum seviyede yararlanmak için gün içerisinde 2-3 adet içilmesi gereklidir. Ayrıca yeşil çay iyi bir dikkat artırıcıdır. Greyfurt Greyfurt sihirli bir yağ yakıcı değildir. Ama az kalori içeriği ve uzun süre tok tutması nedeni ile zayıflamanıza yardımcı olur. Greyfurt iyi bir ara öğün tercihi olabilir. Ayrıca yoğurt ile karıştırıp da tüketebilirsiniz. Karpuz Su içeriği yüksek olan karpuz iyi bir kilo verdirici olmasına karşın yüksek miktarda tüketilmesi nedeni ile kilo yapmaktadır. Günde belirli miktarlarda tüketilen karpuz mide de uzun süre kalması nedeni ile uzun süre tokluk hisli sağlar. Ayrıca likopen açısından zengin olduğu için bazı kanser türlerine karşı koruyucudur. Ayrıca A ve C vitamini içeriğinin yüksek olması nedeni ile antioksidan özelliklidir. Çiğ sebzeler Çiğ sebzeler çok iyi bir aperatiftir. Fazlası ile tokluk hissi sağlamasının yanı sıra su içeriği yüksek olduğu için kalorisi de düşüktür. Tüm et ve türevleri yanında çiğ sebze tüketilmesi sizi daha uzun süre tok tutacak aynı zamanda demir emiliminin daha iyi olmasını sağlayacaktır. Yumurta Yapılan çalışmalar sabah simit gibi yüksek karbonhidratlı besinler yerine yumurta gibi yüksek protein içerikli besin tüketmenin hem daha uzun süre tok tuttuğunu hem de daha hızlı kilo vermenizi sağladığı görülmüştür. Özellikle yumurta beyazının beslenme programında bulunması önemlidir. Kahve Kahve gün içerisinde doğru kullanılırsa iyi bir alternatif, yanlış kullanılırsa kötü bir alternatiftir. Kahve metabolizma hızlandıran başlıca içeceklerdendir. Özellikle spor yapan kişilerin spordan 30-45 dakika önce kahve tüketmesi gereklidir. Gün içerisinde fazla miktarda kahve tüketiminin ödem yaptığı unutulmamalıdır. Çorba Fazla miktarda un kullanarak yapılmayan çorbalar kilo vermek için iyi bir alternatiftir. Yapılan bilimsel çalışmalar gün içerisinde yüksek protein içerikli çorba tüketen bireylerin daha hızlı kilo verdiğini göstermiştir. Çorba vücuda sıvı alımı açısından da önemli bir besin kaynağıdır. Salata Yapılan bilimsel çalışmalar..
Şişmanlatan 10 Diyet Efsanesi
'Ekmek yersem kilo alırım', 'Yemekten hemen önce su içersem iştahım kapanır', 'Meyveyi istediğim kadar yiyebilirim'... Toplumda kulaktan kulağa yayılan diyet hakkındaki ‘doğru’ bilinen ‘yanlışlar’ sağlığı riske atmanın yanı sıra verilen kiloların da kısa bir zamanda fazlasıyla alınmasına yol açıyor.1. YANLIŞ: Ekmek yersem kilo alırım. DOĞRUSU: Ekmek bizim için en önemli ve en doğru karbonhidrat kaynağı. Ekmeksiz bir beslenme programı düşünülemez. Tam buğday, çavdar ve tam tahıllı ekmekler hem glisemik kontrolü sağlamaya, hem de enerji ihtiyacımızı karşılamaya yardımcı oluyor. Alınması gereken enerjiye göre, miktarlarına dikkat ederek ekmek tüketmeniz kilo almanıza değil, sağlıklı beslenmenize katkıda bulunacaktır. 2. YANLIŞ: Limonlu/ sirkeli su içmek zayıflatır. DOĞRUSU: ”Bunu yersen kilo verirsin, bunu yersen vücudun yağ yakar” diyebileceğimiz bir besin maalesef yok. Limonlu/ sirkeli su içmek bazik etki gösterdiği için vücuttaki asitleri temizlemeye yardımcı oluyor. Asitleri nötralize etmek yağların serbest kalmasını sağlıyor. Ancak bu yağlar, sadece diyet ve egzersiz yaparak yakılabiliyor. 3. YANLIŞ: Bir öğün atlasam kârdır. DOĞRUSU: ‘Diyet yaparken ne kadar az yersem o kadar çok ve çabuk kilo veririm’ düşüncesi yanlış. İdare edebileceğinizi düşünüp öğün atlamaya kalkarsanız, en fazla bir saat içinde o öğünde yiyeceğinizden çok daha fazlasını bir anda bitirmiş bulabilirsiniz kendinizi. Ayrıca metabolizmanın çalışma hızını kaybetmemesi için öğünlerin arasını çok uzun tutmadan, küçük porsiyonlarda yemek yemek en doğru olanı. 4. YANLIŞ: Sınırsız meyve yiyebilirim. DOĞRUSU: Diyet süresince bol meyve ve çiğ sebze tüketebileceğimizi düşünürüz. “Ne de olsa kalorisi yoktur” deriz. Çiğ sebze için sınırlama yokken meyve için aynısı geçerli değil. Çünkü meyveler şeker oranı yüksek besinlerdir ve basit şeker (fruktoz) içerirler. Almanız gereken kaloriye bağlı olarak değişmekle beraber, günde ortalama 3-4 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. 1 porsiyon meyve; 1 küçük boy elma, 1 orta boy mandalina, 1 orta boy ayvanın 1/3’ü, 3 adet kuru kayısı veya 1 adet kuru incire tekabül ediyor. Özellikle glisemik indeksi düşük olan meyveleri ana öğünler yerine, ara öğünlerde miktarlarına dikkat ederek tüketmeniz en uygun olanı. 5. YANLIŞ: Yağı tamamen kesmeliyim. DOĞRUSU: Diyet sırasında yağı, karbonhidratı ya da proteini tamamen kesmek doğru olmaz. Yağı tamamen kesmek, vücudun onu depolamaya başlamasına neden oluyor. Beslenmemizden yağı çıkarırsak, vücudumuz yağ stoklarını kullanmak yerine onları korumaya alıyor. Tabii ki bu durum bizim, çok yağlı, kızartma ya da fast food türü besinleri tüketmemiz anlamına gelmez. Fakat yağın bizim için gerekli olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yemekleri, miktarına dikkat ederek zeytinyağı ile pişirmek; ara öğünlerde fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişleri tüketmek faydalı yağ almamızı sağlayarak diyetimizin örüntüsünü tamamlıyor. 6. YANLIŞ: Yemekten önce bir bardak su içersem iştahım kesilir ve kilo veririm. DOĞRUSU: Yemekten hemen önce su içmek doğru değil. Çünkü su, bazikliğe yakın özelliğinden dolayı midenin asidik yapısını bir miktar nötralize ediyor. Oysa midenin sindirim aşamasında özellikle de proteinlerin sindirimi için asidik yapıda olması gerekiyor. Proteinlerin tam sindirilememesi, bağırsaklara gelen kalıntıların burada aşınmalar oluşturmasına neden olabiliyor. Aşınmaların olması ve çok fazla tekrarlanması, bağırsakta yaralar oluşmasına, hatta yırtılma ve delinmelere kadar giden sonuçlara yol açabiliyor. Ayrıca yemek öncesi su içmek mide boşalmasının hızlı olmasına ve bağırsaklara gelen yiyeceklerin hızlı emilimine sebep oluyor. Hızlı emilim kan şekerini de hızlı yükseltiyor. Bu yüzden suyu, yemeklerden hemen önce içmek yerine en az 15-20 dakika önce içmek en doğru olanı. Ayrıca suyu 15-20 dakika önce içmek iştahımızı biraz olsun baskılayabiliyor. Çünkü beyinde açlık ve susuzluk sinyalleri birbirine çok yakındır ve bu yüzden her açlık hissedildiğinde su içmek doğru bir hareket olacaktır. 7. YANLIŞ: Haftada 1-2 kez, 30 dakikalık egzersizler yapmam yeterli. DOĞRUSU: Hareketsiz kalmak yerine az da olsa spor yapmak kesinlikle daha iyi. Ancak haftada 1-2 kez 30 dakikalık egzersizler yeterli olmuyor. Mümkünse her gün ya da gün aşırı spor yapın. Spora başlayınca süresinin 60 dakikayı bulmasına özen gösterin ve anlamlı olması için çok hafif düzeyde yapmayın. Spor yapmak, metabolizmanın hızlanmasını sağlıyor ve hızlı bir metabolizma dinlenme halinde bile daha fazla kalori yakılmasına neden oluyor. 8. YANLIŞ: Protein diyeti ile hızlı ve sağlıklı zayıflayabilirim. DOĞRUSU: Protein alımının vücut mekanizmasını hızlandırdığı doğru. Ancak sürekli protein ağırlıklı beslenmek kas dokusu ve su kaybına neden oluyor. 1 gram kas dokusu ile beraber yaklaşık 2,7 gr su kaybı gerçekleşiyor. Yağsız doku kütlesi kaybı da metabolik hızı düşürüyor. Tartıya çıktığımız zaman kilo verdiğimizi düşünürüz, ancak kaybettiğimiz kilonun çoğunluğu su ve kastan oluyor. Metabolizma yavaşladığı için de diyeti bozma ya da bırakma sonrasında hızlı bir şekilde kilo alımı gözleniyor.
Kadınlara Ücretsiz HPV Taraması Yapılacak
Türkiye genelinde aile hekimlerince kadınlarda görülen rahim ağzı kanserine yol açan HPV enfeksiyonuna karşı yeni ve etkin bir tarama metodu olan ''HPV-DNA taraması'' yapılacak. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, kadınlarda görülen rahim ağzı kanserlerinin HPV (Human Papilloma Virus) HPV adı verilen bir enfeksiyon nedeniyle geliştiğini söyledi.
Reklam
Selülitler Hakkında Yanlış Bilinenler
Birçok bayan yanlış bilinen bu bilgiler ile selülitlerden kurtulmayı planlamaktadır. Yapılan birçok uygulama her zaman doğru olmayabiliyor. Halk arasında en çok konuşulan bu yanlış bilgilere göz atacağız. Örneğin; kilo problemlerinin selülitler ile alakası olduğunu düşünenler. Ayrıca bu tür düşünenlerin bol su tüketerek selülitlerden kurtulabileceğini düşünmektedir. Uzmanlar, bu tür düşünceye sahip kişilerin kesinlikle yanlış bilgilendirildiğini söylemektedir. Bu yazımızda her detaya ineceğiz ve aklınızda kalmış yanlış bilgilerden sizleri arındıracağız. Gerçek anlamda selülitlerden nasıl kurtuluruz ;
Her Küçük Burun, Güzel Burun Değildir
Estetik burun ameliyatları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık yapılan operasyonların başında gelir. Fonksiyonel estetik burun operasyonu ciddi tecrübe, sanatsal yaklaşım ve bilgi birikimi gerektiren zor bir ameliyattır. Burnumuz insan sağlığı ve yaşam kalitesi açısından çok önemli bir organdır. Aynı zamanda yüzümüzün tam ortasında bulunan ve yüzümüze karakteristik özelliğini veren, estetik anlamda da önemli bir organdır.İyi Koku Alamayan İyi Tat Da Alamaz Burnumuz solunum sistemimizin başlangıç noktasıdır. Sağlıklı nefes almamız, sağlıklı bir burun yapısı ile olur. Aynı zamanda aldığımız havanın nemlendirilmesi, ısıtılması, aldığımız havadaki toz ve partiküllerin filtre edilerek tutulması burun sayesinde olur. Koku alma duyusu burnumuz sayesinde gerçekleşir. Koku alma duyusu, tat alma ile direkt ilişkilidir. Koku almadaki azalma, tat alma duyusunda da azalma yapabilir. Burundan alınan sağlıklı hava, orta kulağımızın havalanmasını sağlar. Burnumuz sesimizin bize özgü olmasını sağlar. Burundan alınan sağlıklı hava bize dinçlik, zindelik ve gençlik verir. Burun ameliyatlarının sadece estetik amaçla uygulanmadığını, sağlık için de uygulanabileceğini belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Yusuf Can burnumuzun tüm bu fonksiyonları ile estetik görünümü birbiri ile etkileşim halindedir. Bu neden ile fonksiyonel estetik burun ameliyatlarından bahsederken her şeyden önce sağlıklı nefes alabilen ama aynı zamanda güzel ve doğal görünen burundan söz etmek gerekir. Güzel Burun Küçük Burun Değildir Burun ameliyatlarının sadece estetik amaçla uygulanmadığını, sağlık için de uygulanabileceğini belirten Dr. Yusuf Can, burun şeklinden memnun olmayan bir hasta için güzel yapılmış bir burun onu çok mutlu eder. Ama güzel burun sadece küçük bir burun değildir. Yüze uyumlu olan, yandan, önden, alttan, üstten güzel görülmelidir. Sadece Estetiği Değil Nefes Alması Da Önemli İşte hem görsel açıdan hem de burun fonksiyonları açısından çok iyi, başarılı bir sonuç alabilmek için her şeyden önce burunun analizi çok ama çok iyi yapılmalıdır. Burundaki problemler hasta ile detaylı olarak konuşulmalı, tüm sorunlar not edilmelidir. Burun öncelikle çok özenle muayene edilmeli, tanıyı çok doğru koymak için gerekli görülürse tetkikler yapılmalı ve görüntüleme yöntemleri istenmelidir.
Reklam
Kemerlerinizi Bağlayın
İtalya’da yaşayan ünlü yönetmen Ferzan Özpetek yine seyirciyi derinden etkileyecek tutkulu ama bir o kadar da dramatik bir aşk hikayesi yarattı.Ülkemizde 14 Mart’ta vizyona giren yeni filmi “Kemerlerinizi Bağlayın/ Allacciate le Cinture” ünlü yönetmenin son filmlerine göre pek neşeli bir film sayılmaz. Filmi izlemeye başladığınızda kendinizi çok derin bir aşk hikayesinin içinde bulacağınızı zannedip bir anda kanser hastalığının korkunç etkileriyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Ferzan Özpetek bu sefer, izleyicinin eğlenceli, bol kahkahalı ve kalabalık İtalyan ailelerinin gürültülü akşam yemekleriyle geçen senaryo beklentilerinin tam tersi ile karşımızda. İzleyicinin hayata ve kansere isyan edip hüngür hüngür ağlamasına sebep olabilecek kadar dramatik bir senaryo yazmış Özpetek, ünlü senarist Gianni Romoli ile birlikte. Film, iki kişinin aşkından çok, Kessia Smutniak’ın canlandırdığı Elena karakterinin yıllar boyu geçirdiği değişimi ve olgunlaşmasını ele alıyor. Diğer başrol oyuncusu yani esas adamımız Antonio (Francesco Arca) ise diğer oyunculara kıyasla biraz sönük kalıyor. Kendisinin ilk sinema deneyimi olmasına rağmen filmin bir kısmında canlandırdığı 13 yıl sonraki Antonio için 12 kilo alması yine de takdir edilemeyecek bir durum değil. Film, Elena ve Antonio’nun çekişmeli ama bir o kadar da tutkuyla anlatılan aşkıyla başlayıp bir anda 13 yıl sonrasına geçiliyor. Bu tip geçişler her zaman izleyicinin dikkatini çekmiş ve filmi sıradan bir romantik- komedi havasından çıkartıp daha heyecanlı bir aşk filmine dönüştürmüştür. Ancak Ferzan Özpetek bunu bir çok karakteri tanıtmadan ve bazı olayların ucunu açık bırakarak yapmış. E haliyle bu durum izleyicinin kafasında tam Elena ve Antonio’nun tutkulu aşkıyla oluşmuş kalplerin soru işaretlerine dönüşmesine neden oluyor. Çünkü filmin devamında gördüğümüz çift hiç de birbirine inanılmaz derecede aşık ve tutkulu bir çift değil. Ta ki Elena’nın tedavisi sırasında Antonio ile arasında geçen olaylara tanık olana kadar. Gelelim filmde bizlere tanıdık gelen ve Ferzan Özpetek filmlerinde her zaman olan detaylara. İlk olarak filmdeki aile bireyleri çok sempatik ve aralarında sürekli bir didişme durumu olsa da birbirlerine son derece bağlılar. Bunları Elena’nın ailesi için söylüyoruz çünkü esas erkek Antonio’nun ailesi anlatılmıyor filmde. Bir başka güzellik ise tabi ki müzikler. Ferzan Özpetek her zamanki gibi müzik seçimleri ile izleyiciyi senaryonun içine çekmeyi çok iyi başarıyor. Diğer filmlerinde genelde Sezen Aksu parçalarına yer veren yönetmen bu defa Aynur Doğan’ın seslendirdiği kürtçe “Bexo” parçası ile izleyiciye bambaşka bir müzik keyfi sunuyor. Filmde Özpetek’in diğer filmlerinden tanıdığımız yüzler de var Paola Minaccioni (Egle) ve Elena Sofia Ricci ( Dora) gibi. Filmin en çok güldüren karakterleri diyebiliriz onlar için. Filmde çok kısa yer verilen Elena’nın en yakın gay arkadaşı Fabio (Flippo Scicchitono) filme yakışıyor ve rahat tavırlarıyla izleyiciyi etkiliyor. Filme yüzeysel bir şekilde baktığınızda bir aşk filminde dikkat çekebilecek çoğu unsur var; yasak aşk, tutku, aldatma, sadakatsizlik ve dram. Ancak tüm bunlar bir arada kullanılmak istenirken izleyicinin kafasında nasıl, neden, ne oldu gibi sorular oluşuyor. Kimi izleyiciye göre filmi iyi yapan şey bu soru işaretlerinin oluşması aslında ama kimine göre de filmde ‘tamamlanmamış’ duygusu yaratıyor. Tüm bu tartışmalar izleyicinin film hakkında konuşmasını sağladığı için aslında senarist ve yönetmenin kıvrak zekasına hayran kalmamak elde değil. Ferzan Özpetek’in 10. filmi Kemerlerinizi Bağlayın’ı olumlu ve olumsuz yanlarıyla ele aldık. Eğer İtalyan sineması sizin de ilginizi çekiyorsa izlemenizi tavsiye ederim. Özellikle meme kanserine ilgi çekmek açısından son derece önemli. İstanbul Bilgi Üniversitesi iletişim Fakültesi öğrencisi Selin Tunca’nın yazısı zete’nin genç dergisi Üniverzete‘den alınmıştırZete
Unutkanlığa Son Verecek Beslenme Önerileri
Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar, çağın hastalığı haline gelen unutkanlığa son verecek beslenme önerilerini açıkladı. Unutkanlık probleminin, günlük beslenmede alınacak önlemlerle yenilebileceğini ifade eden Kanar, beynin yaşlanmasını yavaşlatmak için her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketmek gerektiğini vurguladı. Özellikle tam tahıllı ekmek tüketiminin beynin genç kalması için önemli bir besin olduğunu hatırlatan Kanar, ekmek yemeden kalıcı kilo verilemediği gibi ekmeksiz diyetlerin beyin fonksiyonlarının yavaşlamasına sebep olduğunu anlattı. Diyetisyen Kanar, unutkanlığa çare olacak vitaminlerin hangi besinlerden alınabildiğini, güçlü bir hafıza için ceviz, havuç, ananas, tarçın, yoğurt ve balık gibi besinlerin önemini ayrıntılı olarak açıkladı. Unutkanlık sorunu yaşayan bireylerin tüketmemesi gereken besinleri ve Alzheimer düşmanı içecekleri de ele aldı. İşte unutkanlığa çare olacak beslenme önerileri… Beynimiz için D ve E vitamini şart D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenin ya da 1000IU D vit3 tableti kullanın. E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, karabuğday, çavdar, kinoa, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. Tam tahıllı ekmeği hayatınızdan asla çıkarmayın. Kırmızı meyveleri tüketin, beyniniz yaşlanmasın Beyninin yaşlanmamasını istiyorsanız her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketin. Unutmayın, ekmeksiz diyet beynin yaşlanmasına neden oluyor! Polifenol içeriği yüksek kırmızı meyveler de beyni genç tutan besinler arasında. Tam bir antioksidan deposu olan nefis ara öğün alternatifleri kırmızı meyveler; serbest radikalleri nötralize ederek yaşlanmaya karşı beyninizin direncini arttırıyor. B12 takviyesi alın B12 vitamini; et, tavuk, balık, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunuyor. Haftada 3 gün kırmızı et, her gün 4 porsiyon süt ve süt ürünü ve her gün 1 yumurta tüketimiyle B12 kaynaklarından faydalanabilirsiniz. Eğer hala B12 eksikliği görülüyorsa doktorunuzun reçetesi ile B12 enjeksiyonu kullanın. B12 enjeksiyonu kilo yapmıyor. Aksine vücudun diyet motivasyonunu arttırarak karbonhidratın yakılmasını hızlandırıyor. Unutkanlığa mucize çözüm: BalıkOmega-3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Balık, içerdiği omega-3 yağ asidi ile unutkanlığınıza mucize çözüm. Omega-3 beyinde sinir iletimini arttırma özelliğiyle yaşlanma sürecini azaltıyor. Balık mevsiminde olduğumuz şu günlerde haftada en az iki kez balık tüketin. Balık tüketmediğiniz günler, balık yağı tableti alarak bu ihtiyacınızı tamamlayın. Ancak omega-3 yağ asidinin tüketim miktarı, yaşa ve hastalık durumuna göre değişebiliyor. Bu nedenle günde ne kadar takviye almanız gerektiğini doktorunuza mutlaka danışın. Unutkanlığın en iyi çarelerinden biri, Yoğurtİster ayran olarak ara öğünlerde tüketin, ister yoğurt ya da cacık olarak ana öğünlerinizin yanında ama unutkanlığı önlemek istiyorsanız yoğurt tüketimi şart! Yoğurdun içerisindeki tirozin adlı madde sadece unutkanlığınıza çare olmuyor, aynı zamanda beyninizi uyararak hızlı düşünmenize ve enerjik olmanıza da katkıda bulunuyor.saglikhaberleri.com.tr
Yeşil Kahve Zayıflatıyor Mu?
Yeşil kahve yalnızca kavrulmamış veya çiğ kahve ile yapılan bir kahve türüdür. Zayıflama konusunda gösterdiği etki, bir tür antioksidan olan klorojenik asit içermesinden kaynaklanır. Klorojenik asit, ince bağırsakta glikoz emilimini ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımını engeller. Bu da kandaki glikoz seviyesinin azalmasına ve vücudun enerji için karbonhidratların yerine yağ hücrelerini kullanmasına yol açar ve sonuç olarak vücutta yağ kaybı sağlanır. Yeşil kahvede yüksek miktarda bulunan bu asit, kavrulmuş kahvelerde ise eser miktarda bulunur. Yeşil kahve çekirdeklerinin 1 gramında 34,4 – 41,6 mg klorojenik asit vardır. 230 derecede 12 dakika boyunca kavrulan kahvede asidin hemen hemen yarısı kayba uğrarken, 250 derecede 21 dakika kavrulan kahvede de neredeyse tamamen tükenir. Çoğu kavrulmuş kahvede gram başına 2-7 mg klorojenik asit bulunur. Yeşil kahve, kavrulmuş kahve gibi demlenemediği için sadece yeşil kahve ekstresi şeklinde tüketilebilir. Birçok marka da yeşil kahve ile kavrulmuş kahvenin bir arada bulunduğu karışımlar sunmakta, yalnızca ekstre olarak bulunan ve kahve içermeyen çeşidi ise supleman olarak satılmaktadır. Ancak, böyle bir ürün kullanmadan önce herhangi bir yan etkisi olup olmadığını öğrenmek adına mutlaka doktora danışılması gerekir.
Reklam