onedio
Gençliğinizi Heba Edecek 10 Ev Arkadaşı Tipi
Çağın vebası, kanayan yara, tüm çıplaklığıyla ev arkadaşı dosyası. Genç yaşta nasıl hayata küstüm, ben nasıl tansiyon hastası oldum, saçlarım neden bu kadar genç yaşta döküldü vb soruların cevabı burada.
Yorgun Bakışlara Doğal Çözümler
Tüm gün işte, okulda yaşanan stresli zamanlar, uzun  saatler çalışma, düzenli olmayan uykular ve daha birçok nedenden dolayı bakışlarımız giderek daha da yorgunlaşıyor. Çok küçük yaşlardan başlayan yoğun okul temposunun ileride iş hayatına dönüşmesiyle hayatımızın her anı koşturmakla geçiyor.Giderek kendimize daha az zaman ayırır olmaya başlıyoruz.Tabiki vücudumuz da buna karşı tepkiler veriyor.En büyük etmeni düzensiz uyku, stres ve az su tüketimi olan göz altı morlukları/halkaları bizi olduğumuzdan çok daha yaşlı ve yorgun gösteriyor.Bunu engellemek çokta zor değil. Evde doğal yollardan elde edeceğimiz kür ve maskelerle bakışlarımızı daha çok canlandırabiliriz! Kivili maske Bir adet kiviyi rendeleyip 4 damla avakado yağıyla iyice harmanladıktan sonra göz altlarınıza uygulayın.10 dakika bekledikten sonra dikkatlice pamukla temizleyin.İlk andan itibaren bile ferahlığını hissedeceksiniz. Çay Kürü Zambak, papatya, ıhlamur ve lavanta çaylarıyla yapılan güzellik kürleri gözlerdeki yorgunluk , şişlikleri ve morarmaları gideriyor.Bunun için örneğin bir tutam ıhlamuru 1 çay fincanı kaynar suya ilave edip 10 dakika bekletin. Süzüp soğumaya bırakın. 2 makyaj pamuğunu çaya batırıp göz kapaklarınıza uygulayın. 10 dakika bekleyip, yıkayın. Rahatlığı hemen hissedeceksiniz. Kahve ve Yumurta Akı Maskesi Bir çorba kaşığı kahveyi bir yumurta akı ile karıştırın. Hazırladığınız Karışımı bir gazlı bezin üstüne koyun. Yaklaşık 15-20 dk göz altı morluklarının oluştuğu bölgede bekletin. Bunu yaptıktan Sonra göz altında oluşan morlukları ve şişkinlerin gideceğini fark edeceksiniz. Elma Maskesi Göz çevresinde oluşan morluklar için elma kabuğu çok iyi bir yöntemdir. Bir Elmayı soyun ve kabuklarını gözünüzün üstüne koyun. Göz altı morlukların gideceğini göreceksiniz.
Bitter Çikolata, Obeziteyi Önlüyor
Yapılan bir araştırmaya göre kakao yani bitter çikolata obezite ve tip 2 diyabeti önleyebiliyor Sağlıksız beslenme ile birlikte tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, insülin direnci gibi hastalıklar da artıyor. Yapılan bir araştırmaya göre kakao yani bitter çikolata obezite ve tip 2 diyabeti önleyebiliyor. Agricultural and Food Chemistry isimli bilimsel dergide yayınlanan bir makaleye göre kakaoda bulunan antioksidanlar kilo almayı önleyebileceği gibi kan şekeri seviyesini de düşürüyor. Dr. Andrew Nilson , kakaonun flavanoid bakımından en zengin besinlerden biri olmasının böyle bir etki yarattığını belirtti. Flavanoidler tip 2 diyabeti de önledi Dünyada birçok insanı tehdit eden tip 2 diyabetin en önemli nedeni karbonhidrat ağırlıklı ve aşırı yağlı beslenme. Flavanoidlerin bu etkisi ise insanlar için oldukça faydalı. Çünkü yapılan birçok araştırma, bir çeşit antioksidan olan flavanoidlerin tip 2 diyabeti önlemede etkisini gösteriyor. Tabii ayrıca cilt yaşlanmasını önlemek gibi faydaları da mevcut. Yüksek yağlı beslenenlerde flavanoidler kilo almayı önledi Bilim adamları fareler üzerinde yaptıkları araştırmada iki gruba ayırdığı fareleri yüksek ve az yağlı diyetlerle besledi. Yüksek oranda yağ tüketen farelere ise farklı flavanoidler verdi. Bunun sonucunda oligomerik prokanidin (PCs) ismi verilen madde farelerin kilosu üzerinde en büyük farkı yarattı. Ayrıca şeker toleransında da gelişme yarattı ve bu da tip 2 diyabetin önlenmesinde etkili oldu. Louisiana Eyalet Üniversitesi'nden bilim adamları kakaoda bulunan oligomerik PCs maddesinin kan basıncını da düşürdüğü ve kalp sağlığı üzerinde olumlu gelişmeleri olduğunu belirtti.t24.com.tr
Kadınlar Neden Orgazm Olamıyor?
Kadınlarda en sık görülen cinsel sorunların başında orgazm olamama geliyor. Psikolojik ve bedensel sağlığın yanında, eşler arasında da problem yaratabilen konu olabiliyor. Oysa kadınlar eşleri ile konuşup bedenlerini önemserlerse cinsel yaşam kalitelerini artırabilirler. Terapi İstanbul, Çift ve Seks Terapisi Uzmanı Psikolog Ayşe Kayhan, “Kadının cinsel kimliğini geliştirmede, ifadede, sağlık hizmetine ve bilgiye ulaşmadaki eşitsizlik, yetişkin olarak aktif cinsel yaşamını da etkilemektedir. Kadın bedenini tanımamakta hatta ergenliğinde, bedenine ilişkin meraklarının önü kesilmiş, cinsel bilgi ve ilgilerini kendileri adına ertelemişlerdir. İlgi ve bilginin eksikliği ile başlayan aktif yaşam, vajinismus dahil tüm sorunları beraberinde getirir” diyor ve orgazm olamamanın da bu sorunlardan biri olduğunu söylüyor. Kayhan, orgazm sorunu ile ilgili şu bilgileri veriyor: Orgazm olamama sorunu neden olur? Çiftler arasında ilişkinin içeriğindeki uyumun bozulması Karşılıklı cinsel ilginin kaybolması Kadının sevişmeye dair taleplerini söyleyememesi Erkeğin bencil sevişmesi, yalnızca boşalma odaklı seks yapması Erkeğin bu konuda konuşmaya açık olmaması Kadının konuşmaya nereden başlayacağını bilememesi Beden tanımanın her iki cins açısından da yetersiz olması Kadın neden orgazm taklidi yapar? “Bu şartlar altında kadının devam eden ilişkisinde sorun çıkmasın diye konuşmaması ya da orgazmı hiç tanımadığından talepkar olmaması sorunları beraberinde getirir. Talep edip bu konuda konuşmaya başladığında, ilişkiyi kaybetmekten, yeni şeyler öğrenmekten korku duyma halleri dolayısıyla öğrenilmiş davranışlarla orgazm taklidi yapma yolunu seçerler. Kadın için uyaran, istenildiği hissi ile başlar bu hissi yaratmak göz, söz ve önemsenme davranışını görmekle başlar. İstediği erkek tarafından dokunulmak, okşanmak, bedenin yeniden keşfedilircesine okşanması ve öpülmesi, zaman ayrılması, vajinaya değil onunla sevişilmesine önem verilmesi, klitoral uyarının önemsenmesi kadının orgazm olmasını sağlayan etkenlerdir.” Kadın ve erkeğin sekse yaklaşımı nasıldır? Erkek için çıplak kadın bedeni, cinsel uyaran teşkil eder. Ama bir kadın için tanımadığı erkeğin çıplak bedeni hiçbir uyaran teşkil etmeyecektir. Bu kadar net bir ayrım, sekse yaklaşım farkını da getirir. Ama cinsel ilişki iki kişinin yaptığı bir danstır. Bu dansta adımlar iki kişinin isteği ve talebi ile uyumlanır, ritim de birlikte belirlenirse keyif mümkün olur. Tek taraflı boşalma endeksli sekste teknik boşalmadan öteye geçmez ve keyiften söz edilemez. Kadın orgazm sorununun üstesinden nasıl gelir? “Cinsellik devrimci, yeniden ve yeniden yapılandırılabilir bir alandır. Kadınlar bedenlerini önemsemeliler; öğrenmeyi, bedenlerini keşfetmeyi ertelememeli; mastürbasyonun bu keşifteki yerini unutmamalılar. Eşleri ile konuşmaktan çekinmemeli ve cinsel yaşam kalitesini artırmak için birlikte yeniliklere açık olmalıdırlar.”
Sivilce Nasıl Geçer?
Sivilce, özgüveni azaltan, sosyal hayatı etkileyen önemli bir sorun. Sadece ergenlikte döneminde değil, hayatın sonraki dönemlerinde de karşılaşılabiliyor. Peki ama yüzdeki, sırttaki ve vücudun diğer bölgelerindeki sivilcelerle nasıl baş etmek gerekir? Öncelikle kullandığınız kozmetik malzemelerini iyi seçmelisiniz Sivilceli cilde sahip olanların daha çok su bazlı kozmetikleri tercih etmesi gerekiyor. Yağlı kozmetik ürünler, gözenekleri tıkayarak, akne gelişmesine neden olmaktadır. Yağlı saç kozmetikleri; saçlarda ve alın hattında akne gelişmesine sebebiyet verebilir. Akneli cilde sahip olan kişilerin yağsız, su bazlı, non-komedojenik ibaresi bulunan kozmetik ürünleri tercih etmeleri gerekir. Sivilceli cildin nefes alamabilmesi için makyaj mümkün olduğunca az yapılmalı, gece yatmadan önce çıkarılmalıdır. Sivilcelerinizi ellemeyin Sivilcelerinizi sıkmak sivilcenin dağılmasını kolaylaştıracağı gibi aynı zamanda da leke kalmasına sebep olacaktır. O bölgeye elle temas halinde dahi mikrobun başka bir bölgeye yani sivilce olmayan bölgeye bulaşması çok hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bol su için Böylece cildin esnekliği artar, atıkların gözeneklerden çıkmasına yardımcı olur. Sigara ve Alkol kullanmayın Cildi sıkı tutan elastik dokulara zarar verir. Kırmızı noktalar ve kaşıntı yapar. Stres tabi ki sivilcelerin çıkmasında da çok büyük bir etkendir. Bu yüzden stresten kaçının. Yiyeceklerinizi doğru seçin Sivilceye sebebiyet veren yiyeceklerden uzak durun. Kuruyemiş, turşu, baharatlı gıdalar gibi. Duş almayı sıklaştırın Terlediğiniz zaman duş alın. Terli cilt sivilceleri artırır. Bakteriler nemli ortamı sever. Nemli giysilerde giymeyiniz. Saçlarınızı mümkün olduğunca yüzünüzden uzak tutun. A Vitamini kurtarıcıdır A vitamini içeren yiyecekleri çok tüketin. A vitamini şu besinlerde bulunur. Havuç, yeşil biber, elma, armut, patlıcan, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, ıspanak, taze fasulye, patates ve domates. Evinizde de rahat ve kolay bir tedavi uygulayabilirsiniz. Limon suyu kurutucu ve leke giderici özelliğe sahiptir. Kekik ve lavanta suyu antimikrobik özelliktedir. Gül suyu arındırıcıdır. Papatya çayı iltihap dindiricidir. Yeşil çay iltihap dindiricidir. Cildi yenileyen antioksidanlar içerir. Yoğurt cildi yumuşatır ve pürüzsüzleştirir. Kil gözenekleri arındırır. Yulaf vitamin ve mineraller içerir. Öğütülmüş yulaf deriyi düzgünleştirir. Bal deriyi nemlendirir. Antimikrobik etkisi vardır. Gliserin yağlandırmadan nemlendirir. Meyveler ve sebzeler cilde çok faydalı, cildi yenileyen antioksidanlar içerirler. Elma ve üzüm sirkesi antimikrobik ve cildi yenileme özelliklerine sahiptir.
Reklam
Kanser Konusunda 10 Yanlış İnanış
Kanser, günümüzde en çok korkulan ve tedavisi en zor hastalık grubu olarak görülmektedir. Dünyada ve Türkiye’de bilinen ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanserin görülme sıklığı, çevresel etkenler ve yanlış yaşam tarzı nedeniyle giderek artmaktadır. Kanseri önlemenin en önemli yolu ise hastalığı tanımak ve bu konuda bilinçlenmekten geçmektedir. Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir 1-7 Nisan Kanser Haftası’nda kanser hastalığı hakkında toplumsal bilinci artırmak amacıyla yanlış bilinenler hakkında bilgi verdi. Yanlış! Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Dokunma, birlikte yaşama ve oturma ile kişi kanser hastalığını başka birine bulaştıramaz. Rahim ağzı (serviks) kanseri, karaciğer kanseri gibi bazı kanserlerin nedenleri arasında virüsler vardır. Bu virüsler insandan insana bulaşmaktadır. Yanlış! Hastalığı ilerlemiş kanser hastalarında ağrı daha çok görülmekle birlikte bazı kanserler hiçbir zaman ağrıya yol açmaz. Kanser, ağrı demek değildir. Ağrısı olan kanser hastaların da ilaçlar ile ağrı kontrolü çok başarılı bir şekilde sağlanabilmektedir. Yanlış! Vücuttaki tüm hücreler enerji için şeker tüketirler. Kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha fazla şeker tükettikleri gerçektir. Bununla birlikte şeker yemenin kanseri büyüttüğünü, hastalığın kötüleşmesine yol açtığına dair bir kanıt yoktur. Şekersiz beslenmenin de kanserin iyileşmesine bir katkısı yoktur. Fazla şekerli beslenme kilo almaya yol açar. Obezitenin de bazı kanser türleri ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Sebzelerde, meyvelerde, tahıllarda doğal olarak bulunan şekerler vücudumuz için gereklidir. Kaçınılması gereken kekler, kurabiyeler, tatlılar ve bazı içeceklerde bulunan işlenmiş şekerlerdir. Yanlış! Kanserin kendisi saç kaybına yol açmamaktadır. İleri evre durumlarda bile bu durum görülmez ancak tedavide kullanılan bazı ilaçlar saç dökülmesine sebep olmaktadır. Ayrıca beyin ışınlaması gereken durumlarda radyoterapi nedeniyle görülebilmektedir. Ancak son yıllarda kanser tedavisinde giderek daha fazla kullanılan akıllı ilaçlar ile artık saç kaybı oluşmamaktadır. Yanlış! Tüm kanserlerin sadece %5-10’u kalıtsaldır; yani ebeveynlerden alınan genler nedeni ile olabilmektedir. Buna “kanser genleri” denilmektedir. Bu durumda genellikle aile üyelerinin çoğunda aynı tip kanser gelişebilmektedir. Meme, yumurtalık (over), kalın bağırsak kanserleri kalıtsal olabilen kanser türlerindendir. Bu genleri taşımak kanserin kesinlikle gelişeceği anlamına gelmemektedir, sadece gelişme riski daha fazladır. Yanlış! Ailede kanser hikayesi görülmemesi o kişide de kanser gelişmeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanser gelişme riskini belirleyen en önemli faktörler yaşam tarzı ve çevresel faktörlerdir. Tüm kanserlerin %90-95’i bu faktörler nedeni ile gelişmektedir. Yanlış! Yapılan çalışmalarda şimdiye kadar koltukaltı ter ve koku gidericileri kullanan ve saçını boyatan kişilerde kanser riskinin arttığı gösterilmemiştir. Yanlış! Kanserin kesin tanısı çoğunlukla biyopsi ile konulmaktadır. Biyopsi ile tümörden doku parçasının patolojik incelenmesi ile kanserin varlığı ve tipi saptanır. Ayrıca uygulanacak tedavi belirlenmektedir. Biyopsi yapılması ya da ameliyat gibi doğru prensiplere göre yapılan bu cerrahi işlemler hastalığın yayılmasına, kötüleşmesine yol açmamaktadır. Yanlış! Kanser tek bir hastalık değildir. Farklı sebepleri olan farklı hastalıklar grubudur. Her kanser farklı özelliklere sahiptir. Tümör dokusunun bu özelliklerine göre tedavi belirlenir. Hastanın yaşına; diğer hastalıkların olup olmamasına; kanserin nerede olduğuna, yayılıp yayılmadığına, ne kadar yayıldığına göre de uygulanacak tedavi değişmektedir. Kısacası kanser tedavisi, “kişiye özel tedavi”dir. Yanlış! Günümüzde kanserden korunma, erken teşhis ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemeler ile kanser etkili bir şekilde tedavi edilmekte, sağ kalım oranları %60’ı geçmektedir. Bu oran giderek artmaktadır. Tedavilerdeki başarı teşhis zamanında hastalığın yaygınlığına, kanserin türüne göre değişmektedir. Meme, kalın bağırsak, prostat kanserlerinde erken evrelerde tedavi mümkündür. Ayrıca testis kanseri, lenfomalar gibi bazı kanser türlerinde ileri evrelerde bile iyileşme sağlanabilmektedir. Sağlık Rehberi dışında kurumsal web sitemizde hasta ve ziyaretçilerimizin dikkatine alttaki rehberler de sunulmaktadır.
Bu Testler Kansere Karşı Hayat Kurtarıyor
Acıbadem Kadıköy Hastanesi Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Şirin Parkan, kanserin erken teşhisi için yaptırılabilecek 12 testi anlşatıyor:1-Mamografi Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinin başında gelen meme kanserinin erken teşhisi için sürekli takip yapılması çok önemli. Meme kanseri riski taşımayan tüm kadınların da 40 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak mamografik takiplerinin yapılması gerekiyor. Ailesinden meme kanseri öyküsü olan kadınlarınsa 25 yaşından itibaren doktor kontrolünde olmaları büyük önek taşıyor.2-Smear Testi Rahim ağzı kanseri özellikle cinsel olarak aktif tüm kadınların korkulu rüyası ve kanser nedenli kadın ölümlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Bu nedenle tüm kadınların, cinsel yaşamları başladığı andan itibaren düzenli olarak smear testi yaptırması öneriliyor. Jinekolojik muayenenin de yılda 1 kere yapılması, erken teşhis açısından hayati bir öneme sahip.3-PSA Testi Erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında ikinci sırada yer alan prostat kanserine karşı her erkeğin 40 yaşında PSA baktırması önemli. PSA seviyesi 1'in altındaysa, testin 45 yaşında tekrar ettirilmesi, yine 1'in altında çıkarsa 50 yanışında tekrarlanması yeterli. Ancak seviye 1'in üzerindeyse, daha sık aralıklarla PSA testi yaptırmak gerekiyor. Çünkü bir kan belirteciyle teşhis konulabilen tek tümör prostat kanserleri. Ancak prostat kanseri erken tanısında sadece PSA baktırmak yeterli değil, hiçbir zaman doktor tarafından yapılacak rektal muayenenin yerini tutmuyor. O nedenle özellikle 50 yaşından itibaren düzenli doktor muayenesini ihmal etmemek gerekiyor.4-Kolonoskopi Kalınbağırsak kanserine karşı 50 yaşından itibaren kolonoskopi yaptırılması öneriliyor. Eğer bir polip bulunamazsa 5 yılda bir tekrarlanması yeterli. Kolon kanserinin erken teşhis edildiğinde ilk 5 yılda hayatta kalma oranının yüzde 90 olduğunu ama geç kalındığında bu oranın çok düştüğünü unutmamak gerekiyor.5-Ben takibi Özellikle çok açık bir ten rengine sahip olanlar ve vücudunda fazla ben bulunanlar cilt kanseri konusunda daha yüksek risk faktörü altında. Yapısal özellikleri bu şekilde olanların, düzenli olarak benlerini bir dermatoloji uzmanlarına inceletmeleri cilt kanserinin erken teşhisi açısından önemli.6-Kan testi Kansere karşı yapılan kan testlerinde, 'eritrosit' olarak bilinen oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri ve 'lökosit' olarak bilinen hastalıklara karşı savunmamızı sağlayan beyaz kan hücreleri inceleniyor. Yapılan testlerde, kan hücrelerin sayıları ve büyüklüklerine bakılıyor.7-Gaitada gizli kan testi Dışkıda gizli kan testi olarak bilinen 'gaitada gizli kan testi', 40 yaşından sonra yaptırılması gereken bir test. Bu test, öncelikli olarak kolon kanserinin erken teşhisi için kullanılıyor. Rutin olarak yaptırılması önerilen gizli kan testiyle, sadece mikroskobik inceleme ile görülebilen kan gaitada inceleniyor.8-İdrar tahlili İdrar yolu, böbrek ve mesanede meydana gelebilecek kanser türlerinin tespiti için 'idrar sitolojisi' ile idrar incelemesi yapmak mümkün. Bu testte,mikroskop altında incelenen idrarda tespit edilen kan hücreleri üriner sistem kanserlerinin habercisi olabiliyor.9-Tiroit testleri Tiroit kanserine karşı erken tanı için,belli bir antikora bakılabiliyor. Bunun yanında tiroit ultrasonuyla da, var olan bir nodülün varlığı ve boyutu değerlendirilebiliyor.10-Akciğer kanseri testleri Akciğer kanseri kanser türleri arasında erken teşhisi en zor türlerden biri. Akciğer filminde bile çok belirginleşmedikçe görülemeyebilen bu kanser türüne karşı, son yıllarda geliştirilen yöntemler bulunuyor. Düşük ışın dozajlı spiral bilgisayar tomografisi gibi yeni geliştirilen bu tekniklerin güvenilir sonuçlar vermesi için çalışmalar sürdürülmekte. Özellikle yoğun sigara içenlerde artık bu tomografi öneriliyor.11-Tüm vücut MR Özellikle kanser şüphesi taşıyan ya da riski olan kişilerin rutin olarak tüm vücut MR çektirmeleri öneriliyor. Açlık, idrar sıkışıklığı gibi ön hazırlık gerektirmeyen uygulamada, radyoaktif maddelerin ve X ışınlarının kullanılmaması, testi yaptıranların sağlığı açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Baştan dize kadar olan vücut bölgesini tek başına inceleyen MR görüntüleme cihazıyla check-up yöntemi, çocuk ve hamileler dahil kanser şüphesi taşıyan herkese uygulanabiliyor.12-Genetik Check-up Tükürük örneği üzerinden DNA analizi yapılarak gerçekleştirilen Genetik Check-up ile; aralarında bazı kanser türlerinin de bulunduğu belirli hastalıklara olan yatkınlık, çocuklara geçebilecek genler, bireylerin ilaçlara farklı yanıt vermesinden ve bazı yan etkilerden sorumlu genetik faktörler tespit edilebiliyor.
Reklam
Selülit ile Başa Çıkmanın Yolları
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür’ün de “Selülit-Beslenme İlişkisi”ni anlatıyor. Selülitle baş edebilmek adına anti-selülit ürünü Elancyl Cellu Slim de yardımımza koşuyor. Elancyl Cellu Slim basın toplantısı Pierre Fabre Dermokozmetik Pazarlama Direktörü Magali Eclache, Pierre Fabre Dermokozmetik Eğitim Müdürü Elif Saygılı ve Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür’ün katılımıyla gerçekleşti. Pierre Fabre Dermokozmetik Pazarlama Direktörü Magali Eclache toplantı ile ilgili olarak; “Elancyl, 40 yıldan uzun bir süredir sadece eczanelerde bulunan, incelme pazarında öncü ve her zaman ilkleri uygulayan lider markadır. Yenilenen formülü ile CELLU SLIM en dirençli yağları bile parçalayan, ilk inceltici anti-selülit ürünüdür. 2014′de Elancyl yeni ürün ler piyasaya sürdü. Elancyl Cellu Slim İnceltici Bakım Ürünü, Elancyl Cellu Slim Ventre Plat Karın Bölgesi için Selülit Karşıtı İnceltici Jel, vücut bakımında ise Elancyl Duş Yağı, Enerji Veren Nemlendirici Süt ve Ferahlık ve Enerji Veren Sprey tüketicileriyle buluştu” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür “Bugün ne yerseniz, yarın onu giyersiniz” Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür ise; “Tek yönlü ve sağlıksız beslenme selülitin ana nedenlerinden biridir. Fast-food yiyecekler, doymuş yağ içeriği yüksek yiyecekler (hazır gıdalar), salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri damar tıkanmasına yol açtığı gibi, şeker ve tuz tüketiminin aşırı miktarda artması dokularda ödeme neden olduğu için selülit oluşumunda da etkili. Örneğin tuz içeriği yüksek olan turşu, konserve, şarküteri ürünler, konserve yiyecekler gibi yiyecekler çok fazla tüketilmemeli. Basit şeker içeriği yüksek çikolata, tatlılar, şekerlemeler, keklerden olabildiğince uzak durmak gerekir. Kızartma yerine, fırında pişirme, haşlama, ızgara gibi pişirme yöntemleri tercih edilmeli. Katı yağlardan uzak durulmalı. Fazla yağ tüketimi selülit oluşumuna veya selülitlerin artmasına neden olmakta. Günde en az 2-2.5 litre su içilmelidir. Sağlıklı beslenmeye ek olarak kişi düzenli olarak yürüyüş yapmalı, fiziksel aktivitesini artırmalıdır. Bol su içerek yürüyüş desteklenmeli bu şekilde sağlıklı bir dolaşım sistemi ile selülitlerden korunmak ve selülitleri azaltmak mümkün. Selülitten korunmak için yeterli ve dengeli BESLENME son derece önemlidir. Unutmayınız ki; bugün ne yerseniz, yarın onu giyersiniz!!!” diyor. Pierre Fabre Dermokozmetik Eğitim Müdürü Elif Saygılı ise konuşmasında Elancyl’in yenilenen formülünün içeriğindeki Cecropia, Kafein, Elma Ağacı Ekstresi, Schuan Biberi Esktresi, Sarmaşık Ekstresi’den bahsetti. “Bu çok etkin içerikle Elancyl Cellu Slim en inatçı selülitlere karşı bile etkili iyileşme sağlar. Yağ yakımı hızlanır, yağ depolanması engellenir. İnceltici ve ödem atıcı özelliği, portakal kabuğu görünümünü azaltmaya ve silüeti düzeltmeye yardımcı olur. Elancyl Cellu Slim, vücudun doğal incelme bioritmine uygun olarak, sabahları yağ yakmaya, geceleri ise yağ depolanmasını azaltmaya yardımcı olur. Elancyl Cellu Slim, her gün kalça, baldır ve basen bölgesine saat yönünde dairesel hareketlerle masaj yaparak uygulanır. Ürünün etkisi kullanım şekline, ne sıklıkla kullanıldığına ve yaşam tarzına bağlı olarak değişebilir.” diye anlatıyor.
Bacak Sıkılaştırmak İçin 5 Pratik Egzersiz!
Siz sıkılmadan bacaklarınız sıkılaşsın! İşte bacak sıkılaştırmak her an her yerde yapabileceğiniz 5 kolay egzersiz… Havalar güzelleşmeye başladı ve tüm o mini şortlar, kısa etekler vitrinlerde bir hayli çekici görünüyor. Bacakları şekillendiren bu temel 5 egzersizi yaptıktan sonra bu minileri üzerine geçirmeniz için hiç bir engel kalmayacak. Hatta skinny jeanleriniz bile size teşekkür edecek! İşte bacak sıkılaştırmak için her an her yerde yapabileceğiniz 5 egzersiz… Geniş çömelme Bacaklarınızı omuz hizasından biraz daha geniş açın. Ayaklarınız saat 10 ve 2 yönlerini göstersin. İkiye kadar sayarak çömelin. 1 saniye çömelme pozisyonunda kalın. Sonra yine ikiye kadar sayarak kalkın. Balerin duruşu Bacaklarınızı birleştirin ve topuklarınız yapışık kalmak üzere ayaklarınızı hafifçe aralayın. Dengede durmakta zorlanırsanız bir duvara tutunarak parmak ucunuzda yükselin. İkiye kadar sayarak yarım çömelme pozisyonu alın ve daha sonra yine ikiye kadar sayarak topuklarınız birleşik bir şekilde kalkın. Topla çömelme Bacaklarınızı omuz genişliğinde aralayın. Bacak aranıza orta büyüklükte bir lastik top ya da yuvarlanmış havlu yerleştirin. Topu bacaklarınızla sıkıp ikiye kadar sayarak çömelin. Bu pozisyonda 1 saniye kalın ve yine ikiye kadar sayarak kalkın. Geniş çömelmede kol savurma Bacaklarınızı omuz hizasından biraz daha geniş şekilde ayarlayın. Ayaklarınız saat 2 ve 10 yönünde aralayın. Küçük boy bir dambılı iki elinizle karnınızın hizasında dikey olarak tutun. Kollarınızı kırmadan dambılı omuz hizasına kadar kaldırın. Sonra ikiye kadar sayarak çömelebildiğiniz kadar çömelin. 1 saniye bu pozisyonda kalın ve kalkarken dambılı yavaşça indirin. İç basenlere baskı Matın üzerine uzanın ve dizlerinizi kırın. Ayaklarınız yere tam basın. Orta boy bir plastik topu ya da rulo haline getirilmiş havluyu dizlerinizin arasına yerleştirin. 30 saniye boyunca sıkın ve 10 saniye boyunca gevşetin. Bu hareketi arka arkaya 4 set halinde yapın.
İşte Baharatlar ve Faydaları
Baharatlar her ne kadar yiyeceklerin lezzetini artırmak veya yiyecekler üzerinde mikrop oluşumunu önlemek için kullanılsa da son yıllarda bazı araştırmalarla da sağlığa olumlu etkileri olduğu gösterildi. İşte Baharatların faydaları • Hiç kalorileri yoktur, kilo kontrolünde güvenle kullanılabilirler • Metabolizmayı hızlandırırlar • İştahı keserler • Tatlı ihtiyacını azaltırlar • Barsak çalışmalarını hızlandırırlar • Kan yağlarını azaltırlar • Sindirim istemini düzenler Türk Mutfagının Olmazsa Olmazları Ülkemizde en çok kullanılan baharatlar kırmızıbiber, karabiber, kekik, tarçın, hardal, karanfil ve kimyondur. Kırmızı Biber Kırmızı biberin içindeki kapsaisin isimli maddenin, metabolizmayı hızlandıracağı ve kilo vermeyi kolaylaştıracağı biliniyor. Ayrıca kırmızı biberin boşaltım sistemine iyi geldiği ve bağırsak hareketlerini de artırarak kabızlığa karşı iyi bir çözüm olabileceği düşünülüyor, ancak aktif hemoroid sorunu olanların dikkatli olmasında fayda var. Karabiber Uzun yıllardır ülkemizde çok tüketilen baharatların başında gelir. Karabiberin grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklarda vücut direncini artırdığı biliniyor. Özellikle çorbaların içine bolca eklendiğinde vücutta rahatlama yapıyor. Boğaz ağrısında nane ile birlikte çay olarak içildiğinde boğazdaki lokal mikroplara tesir ediyor ve boğaz ağrısına gargara etkisi yapıyor. Kekik Çok güzel kokusu olan, et yemeklerinin vazgeçilmezi kekik için pek çok şey söylenebilir. Mideyi rahatlatır, gaz oluşumunu önler. Bununla birlikte özellikle kan kolesterolünü düşürücü etkisi vardır. Ege bölgesinde kekik suyu olarak daha çok üretilen kekiğin, yemeklerde sonra bir kahve fincanı olarak tüketildiğinde sindirimi kolaylaştırdığı biliniyor. Zencefil Zencefilin faydaları saymakla bitmez; soğuk algınlığına iyi gelir, balgam söktürür, bulantı giderir, bağışıklık sistemini güçlendirir, romatizma ağrılarına iyi gelir ve eklem ağrılarını azaltır. Zencefilin sert ve şekerli tadını tamamlamak için onu taze meyve dilimleri üzerine serperek veya soğuk yoğurt, dondurma gibi yiyeceklerle karıştırarak kullanabilirsiniz. Sağlıkta en fazla verimi almak için zencefili bal ile karıştırarak; buharda pişirilmiş havuç veya ızgara somon filelere ekleyebilirsiniz. Baharatları azar azar satın alın Baharatları satın alırken ambalajlı ve az satın almak en doğrusudur. Açıkta ve nemli ortamda tutulan baharatlar küflenebilir ve tazeliğini kaybeder. Satın alınan baharatlar ya cam bir saklama kabında ya da nem geçirmez buzdolabı naylon poşetlerinde saklanabilir. Mutfağın en serin yerinde karanlıkta ve ocaktan uzakta tutmakta fayda var. Mümkünse buzdolabı kapağında saklamak en doğrusudur.
Reklam
Adet Öncesi Sendromunu (PMS) Hafifletmek
Adet görmenin başlamasından iki-on gün öncesinde milyonlarca kadın; şişme, depresyon, uykusuzluk, şiddetli ağrılar, kontrol edilemeyen öfkeler, ağlatıcı nöbetler ve hatta intihara yol açıcı depresyona kadar geniş çeşitlilikteki fiziksel huzursuzluklar ve ruhsal rahatsızlıklardan etkilenir. Bu durum PMS-adet öncesi sendromu- olarak bilinir. Kaçınılması Gereken Gıdalar ve İçecekler Tuz ve tuzlu gıdalar Meyan kökü (licorice) (sodyum ve su kaybına neden olan aldosteron üretimini harekete geçirir) Soğuk gıdalar ve içecekler (bunlar karındaki dolaşımı ters olarak etkiler ve krampları kötüleştirir) Kafein. Kafein şekere olan arzuyu artırır, B vitaminini israf eder, potas­yum ve çinkoyu yıkayarak çıkartır. Alkol (kan şekerini ters olarak etkiler, magnezyum se­viyelerini tüketir ve karaciğerin normal fonksiyonuyla çatışarak PMS’yi şiddetlendirir) Ispanak, pancar ve diğer oksalat içeren sebzeler (oksa­latlar mineralleri emilemez hale getirir ve uygun ola­rak emilmeleri güçleşir) Artırılması Gereken Yiyecek ve İçecekler Çilek, karpuz (çekirdeklerini yiyin), enginar, kuşkon­maz, maydanoz ve su teresi. Çiğ ayçiçeği çekirdeği, hurma, incir, şeftali, muz, pa­tates ve domates. Dişi ginseng olarak bilinen ve dolaşımı artıran, karaci­ğer işlevini düzenleyen ve sistemden aşırı suyu atan dong quai otunu (Çin melekotu) ve karayılan otunu (black cohosh) deneyin. haber kaynağı: 724saglik.org/kadın sağlığı
Sağlıklı Cilt İçin Vitamin Önerileri
Dışardan nasıl gözüktüğünüz kendiniz için içeride ne yaptı­ğınıza bağlıdır. Söz konusu olan şey cildiniz olduğunda vi­taminler ve uygun beslenme temeldir. En iyi şekilde görünenebilmek için günde sekiz bardak su içmeye ve süt ve yoğurt tüketiminizi yağsız çeşitlerinden seç­meye dikkat etmelisiniz. Çikolata, kuruyemiş, kurutulmuş meyve, kızarmış gıdalar, kolalı içecekler, kahve, alkol, si­gara ve aşırı tuzdan uzak dumalısınız. Ayrıca şeker de kul­lanmamalısınız. Az miktarlarda bal iyi bir şekilde tatlandıracaktır. Günde iki kez, sabah ve akşam, tamamen doğal, yük­sek kuvvette multivitamin ve amino asit-şelatlı mine­ral (A vitamini, beta-karoten ya da karotenoid, Bl, B2, B3, B5, B6, B12 vitaminleri, biotin, kolin, folik asit, inositol, C vitamini, D vitamini, E vitamini, kalsiyum, krom, bakır, magnezyum, manganez, selenyum, vanadyum ve çinko içeren) kompleks Cilt formu ve sinir sağlığı için temeldir. Günde iki kez, sabah ve akşam, geniş spektrumlu bir antioksidan fomıülü (alfa- ve beta-karoten, lutein, li­kopen, C vitamini, E vitamini, selenyum, ginkgo bilo­ba, koenzim-Q10, yabanmersini, L-glütasyon, soya izoflavonlar [genistein ve daidzein], üzüm çekirdeği ekstresi ve yeşil çay ekstresi) Cildi koruyan, onu sağlıklı tutan ve genç görünme­sini sağlayan antioksidanların yerine konmasına yar­dımcı olur.• Beta-karoten, 10.000 IU. Cildi serbest radikallerin hasarından korumaya yardımcı olur. • Bioflavonoidleıie C vitamini, 500 mg. Kılcal damarların çatlamasını önlemeye yardım eder; yaraların, çürüklerin ve çizilmiş dokuların iyileşmesini destekler. • E vitamini, 400-800 IU Minik yüz kılcal damarlarının dolaşımını geliştirir. Cildin dış tabakasındaki hücrelerin yenilenmesine yardım eder. • Pantotenik asit ile B kompleks vitamini, 50 mg. Hücre yapılanmasına yardımcı olur ve yara iyileşmesine yardım eder. • MSM (metilsülfonilmetan), 1.000 mg. Yeni derinin üretilmesine yardımcı olan kolajenlerin oluşumunu destekler. • Esansiyel yağ asitleri, 1.000 mg. Ketentohumu yağı, omega-3 yağ asitlerini yeniden dolduran iyi bir nem kaynağıdır. haber kaynağı: 724saglik.org/vitaminler
Şekeri Hayatımızdan Nasıl Çıkaracağız?
Şekeri hayatmıızdan nasıl çıkaracağız? haberi, Fazla tüketilen şeker yağların vücuttan atılmasını engelliyor. İşte detaylar... Yağın vücuttan doğru bir şekilde atılmamasının suçlusunun yemekteki fazla şeker olduğunu söyleyen Beslenme Danışmanı Dr.Gönül Ateşsaçan, “Yapmanız gereken tek şey, şekeri hayatınızdan çıkarmak” dedi. Beslenme Danışmanı Dr.Gönül Ateşsaçan konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları kaydetti; 'Tüm şekerli tatlılar, çikolata, beyaz un ile yapılmış tüm hamur işlerinde, kek, çörek, börek, pirinç pilavı, muz, mısır, patates, havuç, çok şekerli meyveler (incir, üzüm, kavun gibi... Burada sözünü ettiğimiz şeker, bilmediğimiz şekerleri de içeriyor. Tatlı yersek, kan şekeri yükselir ve vücut insülin üretir.Kan şekeri ne kadar yükselirse, o kadar insülin üretilmiş olur ve bir o kadar da karbonhidratlar yağa dönüşür.' Şeker yerine tüketilebilecek alternatifler Dr. Ateşsaçan şekere alternatif olabilecek gıdaları sıraladı: -Pirinç pilavı yerine bulgur pilavı -Makarna yerine kepekli makarna veya tam integral makarna -Şeker yerine 2 kuru kayısı veya 1 adet hurma -Fındık yerine leblebi -Beyaz ekmek yerine çavdar, yulaf veya tam bugday ekmeği -Beyaz un yerine tam bugday unu -Çok tatlı bir incir yerine şeftali veya nektari -Bir bardak portakal suyunun yerine bir adet greyfurt -Kırmızı elma yerine yeşil elma tercih etmeliyiz.
Reklam
Kalbinizi Güçlendirecek Egzersizler
Life Fitness Akademi Uzmanlarından Özgür Güngör; koroner rahatsızlıkların tüm dünyada ölümle sonuçlanan rahatsızlıkların başında geldiğini, kalp-damar sağlığını destekleyecek egzersizlerin ömrü uzatmanın anahtarı olacağına dikkat çekiyor. Haftada yapılacak 2,5 saatlik egzersiz; kalp damar hastalıkları riskini azaltacak önlemlerin başında geliyor. Kalbinizi güçlendirmek ve egzersiz esnasında aşırı yormamak için öneriler • Isınma ve esneme hareketleri yapmadan egzersize başlamayın. Egzersiz yemeğin üzerinden 2, kalp damar rahatsızlığı bulunanlarda ise 3 saat geçtikten sonra yapılmalıdır. • Egzersiz sırasında kalp atışlarınızı izleyin, egzersiz kalp hızınız 90 ile 126 atım/dakika olmalıdır. Egzersiz esnasında nefesinizi tutmayın. • Haftada 150 dakika (2.5 saat) orta tempoda veya 75 dakika ağır tempoda egzersiz yapabilirsiniz. Her yaşta yapılabilecek en uygun egzersiz yürüyüştür. Kalp sağlığı için herkesin haftada en az üç gün yarım saat hızlı tempoda yürümesi gerekir. • Özellikle egzersiz yapacağınız günlerde bol su tüketin. Suyu susamadan önce tüketmelisiniz. • Egzersizi molalarla destekleyin. Özellikle tansiyon rahatsızlığı bulunanlar hafif egzersizlere yönelmeliler. Bir egzersizin şiddetini ölçmek için konuşma testi kullanabilirsiniz. Egzersiz yaparken rahatça şarkı söyleyebilmek hafif, rahatça cümle kurmak orta, sadece birkaç kelime kullanabiliyorsanız ağır tempoda çalışıyorsunuz demektir. Kalp-damar rahatsızlığı riski barındıranlar ve tansiyon hastaları doktor ve fizyoterapist denetiminde ve hafif egzersizler yapmalıdır. • Egzersizin hızını yavaşça azaltarak programınızı tamamlayın. Egzersizden sonra aşırı sıcak ve soğuk duşlardan, ortamlardan kaçının. • Herhangi bir kalp damar rahatsızlığı bulunmayanlar aerobik, kardiyo gibi çalışmaları yani hafif tempolu egzersizleri ağırlık egzersizleriyle desteklemeliler. Ağırlık egzersizlerinde kas ve eklemler; kendilerine karşı koyan bir güce karşı çalışırlar ve güçlenirler. • Egzersizi dengeli beslenme ile destekleyin ve sigarayı terk edin. Geçtiğimiz yıl Ünlü İngiliz Tıp dergisi British Medical Jurnal'de yayımlanan araştırma, kalp hastaları için egzersizin, dengeli beslenmenin ve sigarayı bırakmanın bazı ilaçlar kadar, felçli hastalarda ise ilaçlardan daha etkin olduğunu ortaya koydu. 340 bin kalp hastasının katıldığı araştırmada İngiliz ve ABD'li uzmanlar; egzersiz ve ilaçların etkilerini inceledi. Araştırma sonucu; dengeli beslenme, sigara içmeme ve egzersiz bir arada olduğunda kalp krizi riski % 27'lere varan oranda azalıyor.
Gençlik Aşısı Kendi Hücrelerinizde
TOBB ETÜ Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Afşin Uysal, küçük bir dokuyla güzelliğe, canlı bir görüntüye kavuşturan 'Fibrocell tedavisi'ni anlattı.Doku mühendisliği sayesinde artık yüzün biyolojik saatine müdahale edilebildiğini belirten TOBB ETÜ Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Afşin Uysal, 'Fibrocell tedavisi ile güvenli, güzel, kalıcı ve şaşırtıcı sonuçlar almak mümkün' dedi.Kan tahlilleri sonrası tedavi sürecinin başladığını ifade eden Doç. Dr. Afşin Uysal, fazlaca ilgi gören uygulamayla ilgili şu bilgileri verdi; 'Tahlillerin ardından steril şartlar sağlanarak, lokal anestezi ile kulak arkasından alınan küçük bir deri parçası, özel nakil şartlarında, laboratuvara gönderilir. Laboratuvarda, kişiden alınan deri parçasındaki bağ dokusu hücreleri yani fibroblastlar 3-4 hafta süren işlemlerle, yaklaşık 60 milyon hücre içeren sıvı bir madde haline getirilir. Elde edilen sıvı, hiçbir ek materyal içermeyen, kişinin kendisine ait dokulardan oluşan, enfeksiyon ya da başka hastalığa yol açmayacak bir canlı dolgu maddesidir. Toksik, karsinojenik, teratojenik, alerjik olmaması nedenleriyle en ideal biyolojik materyaldir.'Fibrocell tedavisini 'gençlik aşısı' olarak niteleyen Doç. Dr. Uysal, 'Fibrocell ile kırışıklar azalır, yara, yanık, çatlak ve akne izleri silinir, cildiniz daha parlak, dolgun ve gergin hale gelir' diye konuştu. Tedavinin yan etkisi bulunmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Uysal, işlemin sonuçlarının 4-5 yıl süre ile kalıcı olduğunu sözlerine ekledi.Uluslararası standartlarda korumaUygulama yapılan kişinin doku örneklerinin güvenlik ve ileride aynı uygulamanın daha kolay yapılabilmesi için özel doku bankasında saklandığını vurgulayan Doç. Dr. Uysal, 'Doku mühendisliği ile gerçekleştirilen hücresel tedavilerde en öncelikli basamak güvenliktir' dedi. Doç. Dr. Uysal, olası güvenlik endişeleri için de şu bilgileri paylaştı; 'TOBB ETÜ Hastanesi'nin çözüm ortağı olan Atigen-cell Hücre ve Gen Merkezi, rejeneratif tıp ve hücresel tedavi alanında uluslararası standartlarda ürün ve hizmet sunmayı amaçlayan, Avrupa İyi Üretim Uygulamaları (GMP) kalite standardına sahip ve Sağlık Bakanlığı tarafından faaliyetleri kapsamında ruhsatlandırılmış ülkemizin ilk biyoteknoloji şirketidir.'
Reklam
6 Adımda Kusursuz Güzellik
Her kadının hayali güzel bir görünüme sahip olmaktır. Siz de genç ve güzel görünmek istiyorsanız bu altı ipucunu dikkate almalısınız. İşte 6 adımda kusursuz güzellik sahibi olmak için yapmanız gereken 6 şey... Parlak saçlar için yapılması gerekenler Saçlarınızın çok kuru olduğundan yakınıyor, daha parlak görünmesini mi istiyorsunuz? İşte işe yarayacak bazı öneriler: Bir muzu iyice ezin. Bir çay kaşığı bademyağıyla karıştırıp saçınızın diplerinden başlayarak uygulayın. 20 dakika beklettikten sonra durulayın. Bir başka öneri ise şöyle; 1 yumurtayı, 1 çorba kaşığı sirkeyi, 2 çorba kaşığı bitkisel yağı karıştırın çırpın. Bu karışımı baş derinize ovarak iyice yedirin. Saçlarınızı tarayarak bütün karışımın saçlarınıza eşit yayılmasını sağlayın. 15 dakika böyle bekledikten sonra saçlarınızı yıkayarak durulayın. Cildinizi salatalık sürerek canlandırın Salatalık ile cildinizi canlandırmaya ne dersiniz? A, B ve C vitaminleri ile fosfor, potasyum, demir, magnezyum ve gençlik iksiri olarak tanımlanan selenyum deposu salatalık, her türlü cilt sorununa iyi geliyor. Susuzluğu giderici özelliği ile cildin nem oranını dengeliyor. Canlandırıcı ve yumuşatıcı etkisi nedeniyle kozmetik ürünlerinin vazgeçilmez besinlerinden biri. Cildiniz için her gün 1 salatalık yiyin. Ayrıca salatalığın kabuğunu biraz kalın soyup yüzünüze sürün, cildinizde ani canlanma ve yumuşama etkisini hissedeceksiniz. Cildimiz kendini onararak yenilenmek ve beslenmek için organizmanın derin uyku halini, yani geceyi bekler. Cilt, gece yarısından sonra hormonlar tarafından daha iyi sulanır; kılcal kan dolaşımı da aynı şekilde bu dönemde canlanır. Cildin uygulanan ürünlerden en yoğun olarak yararlandığı saatler ise sabahın dördüdür. Gecenin cildimize sunduğu en büyük hizmet sakinleşmektir. Yani gün boyunca kendisini güneşe, rüzgâra karşı savunurken, yaptığı strese bağlı ya da mimiklerle ilgili kırışmaların asıl nedeni olan adale kasılmaları gece boyunca sakinleştiğinde ortadan kalkar ve cilt rahatlar. Kırışıklıklara karşı meyve tüketin Bilim adamları, güneş ışınlarından meydana gelen cilt kırışıklıklarının yiyeceklerle de ilgisi olduğunu açıkladı. Araştırmacılar; sebze, baklagiller, zeytinyağı ve bazı meyvelerin, güneş ışınlarının olumsuz etkisine karşı cildi koruduğunu belirtiyor. Cildi güneş ışınlarının etkisinden koruyan diğer anti-kanserojen besinler ise balık, erik, elma ve çay. Öte yandan ciltte kırışıklıkların, et, sütlü besinler, şeker, tereyağı ve margarin tüketenlerde daha fazla meydana geldiği gözlendi.Dudaklar balla parlasın Bal, içeriğindeki vitamin mineral, antioksidan ve aminoasitlerle değerli bir besin maddesi olmasının yanı sıra, tedavi edici özelliklere sahip. İşte çatlayan dudaklar için tedavi edici bir dudak parlatıcısı: 1 fincan tatlı badem yağını ve yarım fincan balmumunu, mikrodalga fırında balmumu eriyene kadar tutun. 2 kaşık balı ilave edip karıştırın. Soğumaya bırakın. Karışımı kapaklı minik kaplara döküp kullanın. Yağlı cilt kadar kuru cilt de sorun yaratır. Özellikle soğuk aylarda kuru cilt yeteri kadar beslenmezse, çatlaklar ve tahrişlere açık hale gelir. Kuru bir cildiniz olduğundan yakınıyorsanız gülden yararlanabilirsiniz. Gül suyu ve gül yağı kozmetikte de oldukça yaygın olarak kullanılıyor. Üç damla gül yağını, üç damla lavanta yağı ile karıştırarak cildinize sürün. Cildinizin bir anda gerginlikten kurtulduğunu hissedeceksiniz.
Akıllı Telefonlar Unutkanlığı Artırıyor
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Nöroloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Yılmaz, unutkanlık hastalığının giderek arttığını belirterek, kullanımı giderek artan akıllı telefonların bu artışa neden olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yılmaz, “Akılı telefonlar bizim algıda seçici olmamıza, daha az bilgi kaydetmemize neden oldu. Bilgiyi kendileştirme sürecimize bir darbe vurdu” dedi. Hafsa Sultan Hastanesi Nöroloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Yılmaz, son yıllarda kullanımı giderek artan akıllı telefonlar nedeniyle bazı bilgilerin hafızalara kaydedilmediğini ve öğrenmek için çaba harcanmadığını söyledi. Beynin öğrenmediği bilgileri kaydetmeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, “Bilgiyi tekrarladıkça öğreniyoruz. Akıllı telefonlarda ise bir şeyleri hatırlamaya çalışmıyoruz. Akıllı telefonların bazı fonksiyonları ile erken unutuyoruz. Sık kullandıklarımızı ihmal ediyoruz, unutuyoruz, kaydetmiyoruz. Bilgiyi depolamazsak ve öğrenmek için çaba sarf etmezsek beyin giderek köreliyor. Akılı telefonlar bizim algıda seçici olmamıza, daha az bilgi kaydetmemize neden oldu. Bilgiyi kendileştirme sürecimize bir darbe vurdu” diye konuştu. Bunamanın yüzde 60’ını Alzheimer hastalığının oluşturduğunu kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, beyin hücrelerinin yıkımıyla başlayan ikinci demansların tedavi edilebildiğini söyledi. Alzheimer hastalığının tamamen tedavi edilemediğini dile getiren Prof. Dr. Yılmaz, “B12 vitamini eksiklikleri, böbrek yetmezliği, beslenme bozuklukları, ilaçların uzun süre kullanılması, beyin tümörleri gibi faktörler unutkanlığa neden oluyor. Tedavi edilebilen bunama hastalıklarına daha çok yoğunlaştık. Çünkü Alzheimer hastalığında yitirilen becerileri geri getiremiyoruz. Ancak ikincil demans hastalıklarında unutkanlığa neden olan nedenleri tedavi edersek hastayı iyileştirebiliyoruz. Ayrıca unutkanlık yakınması ile bize başvuran bazı hastalarda beyin tümörüne rastlıyoruz” dedi. KADINLAR UNUTKANLIĞA DAHA YATKIN Yeni bilgilerin öğrenilmesi ve kullanılmasında sorun olmasının tehlikeli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, bu tarz yakınması olan hastalarda müdahale edilmesi gereken bir durumla karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Kadınların unutkanlık hastalığına daha yatkın olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yılmaz, yüksek tansiyon, sigara kullanımı, şeker hastalığı, obezite, stres, depresyon, alkol kullanımı, kalp hastalıklarının bunama riskini arttırdığını kaydetti. Bazı gıdaların unutkanlığa yatkınlığı azalttığını dile getiren Prof. Dr. Yılmaz, zeytinyağı, ceviz, yer fıstığı, domates, beyaz et, bol sebze ve bol meyve ile bu hastalıktan uzak durulabileceğini söyledi. Prof. Dr. Yılmaz ayrıca, inançlı olmanın Alzheimer ve demans semptomlarında faydalı olduğunu belirterek, “Dua etmenin ve Uzak Doğu felsefesine ait gevşeme tekniklerinin bu hastalara iyi geldiğini biliyoruz” diye konuştu. DEPRESYON UNUTKANLIK YAPIYOR Depresyonun unutkanlığa büyük bir etkisinin olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, mutluluk hormonu serotoninin yaşlı insanlarda azaldığını söyledi. Mutlu yaşayan ve depresyondan uzak duran insanların unutkanlık hastalığına yakalanma oranının azaldığını belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Yaşlılarda serotonin denilen madde azalıyor. Yaşlı insanlarda depresyona eğilim çok daha fazla. Depresyon algının azalmasıyla birlikte unutkanlık yapıyor. Depresyonda algı düşüyor. Depresyon tedavi edilmez ise var olan bunama yatkınlığı daha da artar. Depresyonun tanısı ve zamanında etkin tedavisi yapılmalı. Ama gördüğümüz kadarıyla mutlu yaşayan insanlar unutkanlık hastalığına yakalanmıyor” dedi. evrensel
Antik Mineral Magnezyum Yağı
Son zamanlarda teknolojinin gelişmesi, hayat stresinin artması ve katkılı gıdaların çoğalmasıyla birlikte insan sağlığı da tüm bunlardan olumsuz etkilenmiştir. Bu durum sağlık açısından doğaya ve doğal olana yönelmeyi de beraberinde getirmiştir. Bitkilerden ve doğada saf halde bulunan minerallerden elde edilen doğal yağlar birçok hastalığa iyi gelmektedir. Hastalıkların yanı sıra insan sağlığına da birçok faydası vardır yağların. Son dönemlerde ise bu yağlardan en çok dikkat çekeni Antik mineral magnezyum yağıdır. Kuzey Avrupa’da, Permiyan döneminde oluşan Eski Zechstein Denizyatağı bulunmaktadır. Yer kabuğunun 2000 metre altında yaklaşık olarak 250 milyon yıllık gerçek magnezyumlar bulunmaktadır. Bu bölgedeki magnezyum dünyada bulunan en doğal magnezyumdur. Bu magnezyumlardan özel ortamlarda üretilen Magnezyum yağı insan sağlığı için mucizevi diyebileceğimiz bir yağdır. Antik Mineral Yağı Faydaları Antik mineral magnezyum yağının faydaları saymakla bitmez. Daha çok kas ve eklem ağrıları için kullanılsa da cilt güzelliğinden sinirsel bozukluklara hatta migrene bile oldukça iyi gelir. Başlıca antik mineral yağının faydaları: Bel ve boyun fıtığı Bağ ağrısı ve migren Kramplar ve burkulmalar Eklem ağrıları Doku zedelenmesi ve burkulma Yorgunluk ve halsizlik Regl sancıları Kireçlenme Siyatik ağrıları Romatizmal ağrılar Menüsküs Ortopedinin her türlü hastalığına çare olan bu mucizevi yağı bu saydıklarımızla sınırlandırmak da oldukça yanlış olacaktır. Bunlara ek olarak bu yağ; cildi güzelleştirir, sinüzit gibi tıbbın çare bulamadığı kronik hastalıkları yok eder. Ayrıca felç gibi sinirsel bozukluklara da şaşırtıcı şekilde iyi geldiği görülmüştür. Birçok bilim adamı ve doğa bilimcileri bu mineral ve mineralden elde edilen yağ hakkında bilimsel araştırma yapmaktadır.                Antik Mineral Yağı Kullanımı Bu yağı kullanmadan önce problemi ve problemin kaynağını tam olarak tespit etmelisiniz. Daha sonra kronik rahatsızlıklarda 2-4 ay arası sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kez kullanabilirsiniz. Burkulma, tutulma veya doku zedelenmesi gibi çok önemli olmayan durumlarda ise 1 hafta gibi bir süre ile tedavi edebilirsiniz. Yağı kullanmış olduğunuz bölgeye masaj yaparak daha iyi sonuçlar elde etmeniz mümkün olacaktır. Eğer hassas bir cilde sahipseniz su ile seyrelterek de kullanabilirsiniz
Diyet Kola Kilonuz İçin İyi, Peki Yaşam Süreniz İçin?
Tatlı diyet kolalarda kalori bulunmuyor ancak yapılan araştırmalar bu içeceklerin yaşam süreniz için değil yalnızca kilonuz için iyi olduğunu ortaya koyuyor. American College of Cardiology'nin Pazar günü yayınladığı araştırmaya göre; günde iki ya da daha fazla diyet kola tüketen yaşlı kadınların yüzde 30'unun kalp ve damarlara ilişkin beklenmeyen bir sorun ile karlaşma oranı daha yüksek ve bu içecekleri çok az tüketen kadınlara kıyasla bu haslıklarla ilişkili ölüm ihtimali yüzde 50 daha fazla. Araştırmanın başında yer alan Iowa Üniversitesi'nde kardiyovasküler hastalıklar uzmanı Ankur Vyas, 'Bulgularımızı daha önceki çalışmalar ile paralellik gösteriyor ve daha detaylı.' dedi. Araştırmada dikkat edilmesi gereken konu sonuçlar diyet kola içmek ile kalp hastalıkları arasında bir korelasyonu ortaya koyuyor, birinin bir diğerinin neden olduğu yönünde kanıt ortaya koymuyor. Diyet kola tüketimi ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyi inceleyen şu ana kadarki en geniş araştırmada yaşları 50 ila 79 arasında değişen 59.614 analiz edildi. Vyas araştırmanın şu an aynı alanda uzman diğer araştırmacılar tarafından değerlendirildiğini söyledi. 340 gramın tek bir içim olarak değerlendirildiği araştırmada içecekler olarak da diyet kolalar ile diyet meyve suları incelendi. Araştırmada elde edilen veriler ile demografik niteliklere ve beden-kitle indeksi, sigara içmek, hormon tedavisi, fiziksel aktivite, enerji alımı, tuz kullanımı, diyabetler, hipertansiyon, yüksek kolesterol ve tatlandırıcı içecek kullanımı gibi kalp ve damarlara ilişkili diğer risk faktörlerine açıklama getirilmeye çalışıldı. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 62,8 ve geçmişlerinde kalp ve damar hastalıkları olmayan kadınlar seçildi. Bu, benzer bulguları ortaya koyan ilk araştırma değil. 2012 yılında Fransız araştırmacıların The American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayınladıkları araştırmada diyet içecekler ve Tip 2 diyabet riski arasında güçlü bir korelasyon bulundu. Araştırma 'light' içecek tüketen kadınların tüketiminin normal şekerli içecek tüketen kadınların tüketiminden yüzde 43 daha fazla olduğunu ortaya koydu. Dahası aynı miktarda bile içilse yapay olarak tatlandırılmış içecekler diyabetin gelişmesinde büyük risk ile ilişkili. İçecek sektörü ise sonuçların bir açıklamasının olduğunu belirtiyor: Amerikan İçecek Derneği sözcüsü Christopher Gindlesperger, kilo sorunu olan ve halihazırda kalp hastalığı riski taşıyanların kilolarını kontrol altında tutmak için daha fazla diyet kola içtiklerine dikkat çekiyor. The American Journal of Clinical Nutrition dergisine göre zayıflama planı kapsamında geleneksel kolalar yerine diyet kolaların (ya da suyun) tüketilmesi yüzde 2-2,5 oranında kilo kaybına neden oluyor. (İçecek devleri PepsiCo ve Coca-Cola ise açıklama isteklerimize yanıt vermediler.) Obezite oranı artmaya devam ediyor. Araştırma şirketi Gallup ve sağlık hizmetleri danışmanlık şirketi Healthways'in 2013 yılında yaptıkları 'Sağlık Endeksi' araştırmasına göre yetişkin Amerikalıların yüzde 27'si kendilerini obez olarak tanımlıyor. Washington merkezli kar gütmeyen Kamu Çıkarı Bilim Merkezi'nde beslenme politikası müdürü Margo G. Wootan yaptığı yorumda, insanlar kilolarını önemsememeye devam etse de gerçek obezite oranının nüfusun üçte birine yakın olduğunu söyledi. Diyet Coke ve diyet Pepsi gibi içeceklerde kullanılan yapay tatlandırıcı aspartame yani düşük kalorili tatlandırıcı uzun süredir sağlık savunucularını endişelendiriyor. MarketWatch'ın da haberinde yer verdiği gibi yayınlanmış araştırmaların büyük çoğunluğu farelerde kanser ve aspartame tüketimi arasında korelasyon ortaya koyuyor. Ancak Food and Chemical Toxicology dergisinde Temmuz 2013'te yayınlanan bir araştırma ise aspartame kullanımının kanser ve kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık sorunlarına neden olmadığını kaydetti. Araştırma şirketi 2012'de Global Industry Analysts'e göre 2012'de 1,39 milyar dolar olan yapay tatlandırıcıların global pazarının 2018'e kadar 1,68 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Yapay tatlandırıcıların popülaritesine karşın kısmen şişelenmiş su ve enerji içeceklerinden gelen rekabetin de etkisi ile diyet kolay satışları geriliyor. 15 Mart'ta sona eren yedi hafta içerisinde diyet kola satışları yüzde 7'nin üzerinde azalırken normal kola satışlarında hemen hemen bir değişim olmadı (%0,6 artış). Buna karşın aynı dönemde enerji içeceklerinin satışları yüzde 8'den fazla, maden suyu satışları yüzde 26 arttı. İçecek sektöründe son yıllarda diyet içeceklerin ağırlı oldukça fazla: Gindlesperger'a göre bugün satılan alkolsüz içeceklerin yüzde 45'i sıfır kalorili ve 1998-2010 arasında ortalama kalori ürün başına yüzde 23 düştü. WSJ Türkiye
Reklam