Ölmeden Önce Mutlaka İzlemeniz Gereken 13 Türk Filminden 13 Çarpıcı Tirat

-
11 dakikada okuyabilirsiniz

Babam ve Oğlum, Eşkıya, Bizim Aile ve diğerleri... Başrol oyuncularının uzun tiratlarıyla Türk sinemasına damgasını vuran filmleri derledik...

# Gönül Yarası - Nazım

Ben bütün bunları niye yaptım, hala bilmiyorum. Niye kendimi bu yalnızlığa mahkum ettim, niye ailemin beni terk etmesini engelleyemedim? Hayatımı boş hayaller için niye yok ettim, bilmiyorum. Üstelik sonunda elime geçen ne, biliyor musun? Koskoca bir hiç... Sadece üç beş öğrenci mektubu ve içinden çıkan fotoğraflar. İşin en acıklı yanı da şu: Bir daha dünyaya gelsem, yine aynı yollardan yürüyeceğimi biliyorum. Demek ki yaşanan onca hayal kırıklığı, sürgünler, fişlenmeler, sorgular bana bir şey öğretmemiş. Tuhaf bir durum; acı çekmeye gönüllü olmak, ruhunu o işten alamamak. Bu bana hem keder verdi hem de mutluluk.

# Babam ve Oğlum - Sadık

Baba! Yüreğim yangın yeri gibi, biliyor musun? Gözü arkada kalmak böyle bir şey galiba... Kaç gündür onu itmek istiyorum bana sarılınca, beni sevmesin diye kaç gündür uğraşıyorum ama yapamıyorum. Onun hayatında yutkunamadığı bir yumru olacağım için de kendimden nefret ediyorum! Ona bir oda ver baba, bir evi olsun ama zaman zaman da çıkıp gidebileceği bir ev... Ona söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Sen söyle ona baba. Ona de ki...

# Eşkıya - Baran

Beni hapiste vurdular Keje, ölmedim. Hastalandım, bir ciğerimi orada bıraktım, gene ölmedim. Çok dövdüler beni, kan kustum ama ölmedim. Yaşadım… Seni bir kez daha görebilmek için yaşadım. Şimdi bana dediler ki, kimse sesini duyamıyormuş, susmuşsun. Benimle de konuşmayacak mısın Keje? Sesini duyamayacak mıyım?

# Bizim Aile - Yaşar Usta

Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, her şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmaz? Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören? Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor...
Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. Sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim Bey. Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm, ben, Yaşar Usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok.
Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi! Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun?
Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar Usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun? Vururum! Vururum ve dönüp arkama bakmam bile!

# Masumiyet - Bekir

Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı'da. Babası zabıtaydı. Alkolik, hasta bir adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu anasıyla yoksul, perişan... Bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bir şeyler. Bir de zagor vardı, bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filmciydi Yeşilçam'da. Cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, üç sene kaldı... Sonunda o da geldi, gittik. Bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... Nikahlandık. İki taksi, bir dükkan verdi peder. Dükkanda koltuk moltuk satardım. Bir gün bu orospu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bir etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... Pırlanta anlıyacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bi soruşturma... Dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede ama asıl Zagor'a kesikmiş. Zagor da kaftiden içeride o sıra. Bir gün süslenmiş püslenmiş, zırt geçti dükkanın önünden. Yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik Sağmalcılar'a, benim içimde bir sıkıntı... İşi anladım tabii: Zagor'u ziyarete gidiyor. Bir tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım, çaresiz evlendik ötekiyle. O ara Zagor içeriden çıktı. Sonra bir duyduk; kaçmış bunlar. Altı ay mı, bir sene mi, kayıp. Hep rüyalarıma girerdi orospu. O gün dükkana gelişini hiç unutamadım. Benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bir daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor: Biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence buna, arkadaşlarının öcünü alıyorlar. Kaltağa da öyle... Önce öldü dediler Zagor'a, sonra komalık. Ankara'da oluyor bunlar. Bizimki bir gün çıkageldi mahalleye. Zagor içeride, en iyisinden müebbet. Bir sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyor. Önce tanıyamadım. Anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne? Tornavida yemiş gibi oldu. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bir surat ama bu sefer başka güzel orospu. Orhan'ın şarkıları gibi. Kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. Dedi "Para lazım, çok para." Zagor'a avukat tutacakmış. "İleride öderim" dedi. Esnafız ya biz de, "Nasıl?" diye sormuş bulunduk. "Orospuluk yaparım" dedi, "İstersen metresin olurum." İçime bir şey oturdu, ağlamaya başladım ama ne ağlamak! İşte o gün bir inandım, orospuyla tam yirmi yıl geçti. Uzatmayalım, Zagor'a müebbet verdiler ama rahat durmaz ki piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin, bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. Orospu da peşinden. Sonunda dayanamadım, ben de onun peşinden... Önce dükkan gitti, ardından taksiler. Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu tınmıyor hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyor milletin altına. "Gel, dönelim" diye çok yalvardım. "Evlenelim, pederi kandırırım, Zagor'a bakarız." Yok. Kancık köpek gibi izini sürüyor itin. Ne yaptı buna, anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul'a. Yeminler ettim. Doktorlar, hocalar kar etmedi. Her seferinde yine peşinde buldum kendimi. Bir keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyor. Yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyor, başka bir şey demiyor. Sinop'ta oluyor bunlar. Ben de döndüm İstanbul'a. Doğumuna yakın, Zagor bir isyana karışıyor gene. Hemen paketleyip Diyarbakır Cezaevi'ne postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyor gene; o halinle kalk git sen Diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... Herif kafayı yiyor tabii. Dönünce bir dayak buna, eşşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyor. Durum hemen anlaşılmamış. Ortaya çıkınca, bir gece esrarı çekip takıyor herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır'a, Zagor'un peşine. Allah'tan herif delikanlı çıkıyor da, şikayet etmiyor. Ben o ara İstanbul'da taksiden yolumu buluyorum. Epey bir zaman böyle geçti. Yine her gece rüyalarımda bu. Zagor'un Diyarbakır Cezaevi'nde olduğunu duymuştum o sıralar. Bir gece bir büyükle eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabii. Bir ara gözümü açıp baktım, karlı dağlar geçiyor. Bir daha açtım, başımda bir çocuk, "Kalk abi, Diyarbakır'a geldik" diyor. Baktım, sahiden Diyarbakır'dayım. Bir soruşturma... Kale mahallesi vardır oranın, bir gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiçbir şey demedik. 
O gece oturup düşündüm. "Oğlum Bekir" dedim kendi kendime, "Yolu yok, çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. Yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi." O gün bugün usul usul yürüyorum işte.

# Kader - Bekir

Birden durup dururken içim cız etti. Bir baktım, gene aynı karın ağrısı... Öyle özlemişim ki seni. Dönerken bir meyhane gördüm, bir içeri girdiğimi hatırlıyorum, bir de rakıya yumulduğumu... Arkasından en az dört cigaralık. Sonra bir gözümü açtım, karşıdan karlı dağlar geçiyor. Bir daha açtım, başımda bir çocuk, "Kalk abi" diyor, "Kars'a geldik." Otobüsten indim, yürümeye başladım. Dedim "Allahım neredeyim ben, burası neresi?" Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm. Dedim "Bekir, bu kapı ahiret kapısı, bu köprü sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen, bir daha geri dönemezsin. İyi düşün" dedim. Düşündüm, düşünüyorum ama olmadı, dönemedim. Sonra "Bak oğlum" dedim kendi kendime: "Yolu yok, çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. Yol belli. Eğ başını, usul usul yürü şimdi."

# Yeraltı - Muharrem

Sevgili Generalim Cevdet Bey! Pardon, Cevat Bey ve kadirşinas yalakaları!
Şunu iyi bilin ki; gösteriş budalası insanlardan, gösterişli laflardan, gösterişin kendisinden hiç hoşlanmam! Bu, bir… Kibirden, kendini beğenmişlikten, “Bütün bu dağları ben yarattım” havalarından, süslü kişiliklerden nefret ederim! Bu, iki… Yalakalardan, yalakalıktan, yalakaca edilmiş laflardan ve davranışlardan da nefret ederim! Bu, üç…
Dördüncüsü… Gerçeği, içtenliği ve samimiyeti çok severim. Ve Dostoyevski’nin dediği gibi; gerçeğin, her şeyin üstünde, zavallı egoların bile üstünde tutulmasını isterim. Arkadaşlığın karşılıklı, açık sözlü ve yalansız olanı için canımı veririm! Evet, buna bayılırım Sayın Generalim! Arkadaşlık, hassaslık ve incelik isteyen bir iştir; öyle kabalığa, özensizliğe, alaycılığa gelmez!
Daha ne söyleyecektim… Neyse, niye uzatıyorum ki? Yine de şerefinize Sayın Generalim! Güle güle gidin İstanbul’a. O kahpe Bizans’ı bizim için fethedin! Oradan da sürün atınızı batıya, Viyana’ya. Nobel’di, Oscar’dı ne bulursanız getirin Ankara’ya!

# Ah Müjgan Ah - Hüsnü

Semtimizin bir tanesiydi Müjgan, saçları sırtına kadar sırma sırma dökülür. Elleri ufacık, gözleri dört defa lacivert. Ve her ne hikmetse, o da bana gönüllüydü. Öyle bir sevdim ki Müjgan'ı, dünyamı şaşırdım, haddimi bilemedim, evleniriz gibi geldi bana. Evimiz, yuvamız olur, ışığımız yanar, fakir soframız kurulur gibi geldi. Sahil bahçesinde gazoz içerekten gizli gizli mal-ü hülya kurardık. Sonra da çarşılara giderdik. Eşya beğenirdik elden düşme; aynalı konsolumuz, topuzlu karyolamız bile olacaktı. Müjgan'’ın her an her bir daim yanında olacaktım ama olmadı, gitti. Nereye mi? Paraya gitti abicim, paraya...

# Hababam Sınıfı Uyanıyor - Ahmet

Evet, sana, sana, sana, hepinize be! Rezil, iğrenç yaratıklar! Hiç mi insanlık yok sizde ha? Nedir bunlar ha, nedir? Nasıl yollarsınız bu pislikleri o tertemiz insanlara? Onlar kitap istiyor, kalem istiyor, okul istiyor, okumak istiyor! Onlara yardım elinizi uzatacağınıza, bir de utanmadan, sıkılmadan alay ediyor, küçük görüyorsunuz. Aslında alay edilecek, küçük görülecek birileri varsa o da sizlersiniz. Hiçbir işe yaramayan, asalak gibi yaşayan sizler... Utanacağınızı bilsem, yüzünüze tükürmek isterdim ama ondan da anlamazsınız ki siz!

# Gemide - Kaptan İdris

Bir memleket gibidir gemi. Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır, kanunlara nizamlara… Ben de bu memleketin baş şeyi gibiyim, başbakanı gibiyim mesela. Her şey benden sorulur. Denize çıktın mıydı, bu küçücük gemi memleket oluverir. Aslında bir başbakandan daha çok görevim var. Çünkü onun bakanları var, adamları var, falanı var, filanı var. Benim yok. Bu gemide güvenlik de, eğitim de, sağlık da, eğlence de benden sorulur. Kamil de başbakanın en kıyak yardımcısı. Siz de vatandaş. Aynı zamanda memur gibisiniz. Bu yüzden çok kıyak, çok disiplinli ve çakı gibi olmalıyız. Sürekli kendimizi ve birbirimizi kollamalıyız.

# Rina - Şarapçı

Gitmek cesaret ister ufaklık. Gideceğin yer neresi olursa olsun, sevdiklerinle arana mesafe girince varış yerinin hiçbir anlamı kalmaz. Vedalaşmak da zor iştir, biliyor musun? Oturursun geminin kıçına. Bakarsın sevdiklerine. Gittikçe ufalırlar, ufalırlar, kaybolurlar. O zaman anlarsın işte, vedalaşmak asıl kalana değil, gidene koyar...
...Ne olmuş yani büyük adam olamadıksa? Hayallerimizi satmadık ya?

# Organize İşler - Müslüm

"Şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var: Bir, dayak nedir? İki, neden atılır? Sıradan bir dayakta vücutta iki şey yükselir: Bir, korku; iki, ardinal... Ardinal bir hormon. Dayağa karşı olan arzuyu artırıyor. Biz bunu istemiyoruz. Biz istiyoruz ki, kabahatinizi hatırlayın."

# Sis ve Gece - Cuma

Asker ocağındaydım, dayımdan bir mektup aldım. Diyordu ki, "Baban senin karına..." Beynimden vurulmuşa döndüm. Namus işi pis iş. Kimseye anlatılmaz. Doğru albayıma çıktım. Anlattım durumu bir bir. "Bana izin ver" dedim. "Gidip şu işi bitireyim, geleyim" dedim. Bana silah verdi, biraz da para. "Sana istediğin kadar izin" dedi. "Git işini bitir, gel" dedi. "Ama" dedi, "Kimseye görünme" dedi. Doğru köye gittim ama vuramadım babamı. Abdest alıyordu, yalvardı, vuramadım. Karıyı kayınpederime teslim ettim. Doğru garnizona gittim. Askerlik bitti. Ondan sonra artık köyde barınamam. Kasabada bir çırçır fabrikası açılmış. Orada iş buldum. Avradı da alıp kasabaya taşındım. Bir gün neydi elektrik merkezi, trafo yandı. Usta başı paydos etti işi. Ben de evin yolunu tuttum. Pazara uğradım. Hiç unutmam. Mayıs sonları. Kiraz yeni çıkmış. Kızıma kiraz, eve de sebze filan aldım. Sokağın başına geldim ki, kızım kaldırımın başına oturmuş ağlıyor. "N'oldu kızım?" dedim, "Niye ağlıyorsun?" Dedi ki, "Anam beni eve sokmadı." Allah allah dedim kendi kendime, bu kadın bu kızı neden eve sokmaz ki? Bir ara pencereden biri bakar gibi oldu. Sonra bir koşuşturma duydum. Sonra karım çıktı. "N'oldu avrat?" dedim. "Niye bu kız dışarıda?" "Hiiiç" dedi. "Misafir geldi" dedi. Böyle bir telaşlı. Sonra başımı uzattım içeri, baktım ki babam. Beynimden vuruldum. Sonra babamı et satırıyla doğradım. Sonra da karımı bıçakladım. Sonra da kızımı aldım, dayımlara götürdüm. Sonra gittim, teslim oldum.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
samet-samyeli

pardon filmi olmaması, şaşırttı..

bbbbb

Sis ve Gece'yi arıyordu ki gözlerim, en sona koymuşunuz. Gerçekten de çok başarılı bir film ve kitabı çok iyi bir şekilde filme aktarmışlar.

ozan-kirlakoglu

ofsayt osman in mahkeme konuşması nasil girmez yahu listeye ... bu da mı gol değil hakim bey ...

aperfectcircle

Şener Şen büyük bir değer, ömrü uzun olsun.. Haluk Bilginer de filmin o sahnesinde konuşturmuştu oyunculuğunu..

m.-dursun

masumiyet ve kader devam filmleri. yanlız bir hata var. birinde muavin kalk abi diyarbakıra geldik diyor. diğerinde kalk abi karsa geldik diyor. zeki demirkubuz abim nasıl böyle bir hata yaparsın

furkan-uygur

memleketin her köşesini geziyor kars ve diyarbakır farklı hikayeler

Başlıklar

AnkaraDiyarbakırİstanbulKitapNobelPolisaşkethamilememur
Görüş Bildir