Kendinizi Sürekli Yorgun Hissediyorsanız Sofraya Bakın: Uzmanlar 4 Alışkanlığı İşaret Etti
Gün ortasında gelen o ani yorgunluk, sebepsiz gerginlik ya da bir türlü toplanamayan dikkat her zaman uykusuzlukla veya stresle açıklanamıyor. İngiltere merkezli ruh sağlığı kuruluşu Mental Health Foundation'a göre ne yediğimiz ve ne sıklıkla yediğimiz, gün içindeki enerjimizi ve ruh halimizi doğrudan etkileyebiliyor. Kuruluşun önerileri son yıllarda yayımlanan geniş çaplı araştırmalarla bir araya getirildiğinde, sofrada yapılacak dört küçük değişiklik öne çıkıyor. Üstelik bunların hiçbiri katı bir diyet gerektirmiyor.
Kaynak: Mental Health Foundation
Öğün atlamak kan şekerini düşürüp insanı yorgun ve huysuz yapabiliyor
Kahvaltıyı geçiştirip öğle yemeğini akşama bağlamak, yoğun tempoda çalışanların en sık yaptığı hatalardan biri. Mental Health Foundation, düzenli aralıklarla yemek yemenin kan şekerinin ani düşmesini engellediğini belirtiyor. Kan şekeri düştüğünde ise kişi kendini yorgun ve sinirli hissedebiliyor. Gün içinde yaşanan 'neden bu kadar gerginim' anlarının bir kısmı, basitçe uzun süre aç kalmaktan kaynaklanıyor olabilir.
Tabağın içeriği de en az öğün saati kadar önemli. Kuruluş her öğüne protein eklenmesini öneriyor, çünkü proteinin yapı taşı olan amino asitler beynin duygu durumunu düzenlemesinde rol oynuyor. Yumurta, peynir, yoğurt, baklagiller, balık ve tavuk bu açıdan iyi seçenekler. Bunlar tam tahıllı ekmek ya da bulgur gibi yavaş sindirilen karbonhidratlarla, zeytinyağı, ceviz ve fındık gibi sağlıklı yağlarla birlikte tüketildiğinde tokluk hissi daha uzun sürüyor.
İkinci alışkanlık ise çoğu zaman gözden kaçan su. Kuruluşa göre hafif düzeydeki bir susuzluk bile ruh halini, enerji seviyesini ve konsantrasyonu etkileyebiliyor. Suyu yalnızca susadığınızda içmek yerine gün boyuna yaymak daha doğru bir yöntem. Şekerli içecekler yerine suyu tercih etmek hem gereksiz şeker alımını azaltıyor hem de gün içindeki enerji dalgalanmalarının önüne geçiyor.
Kahve, çay ve kola gibi kafeinli içeceklerde ise ölçüyü kaçırmamak gerekiyor. Kuruluş, fazla kafeinin uyku sorunlarına ve kaygıya yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Ultra işlenmiş gıdayı çok tüketenlerde kaygı görülme olasılığı yüzde 48 daha yüksek çıktı
Üçüncü alışkanlık, paketli atıştırmalıkları, hazır yemekleri ve şekerli içecekleri azaltmak. Avustralya'daki Deakin Üniversitesi öncülüğünde yürütülen ve 2024'te BMJ dergisinde yayımlanan kapsamlı analiz, yaklaşık 10 milyon kişiyi kapsayan 45 ayrı analizin verilerini bir araya getirdi. Buna göre ultra işlenmiş gıdayı en çok tüketenlerde kaygı görülme olasılığı yüzde 48, yaygın ruhsal sorunların görülme olasılığı ise yüzde 53 daha yüksek çıktı. Depresyon riskinde de yüzde 22'lik bir artış dikkat çekti.
Bu sonuçlar bir neden-sonuç ilişkisini değil, istatistiksel bir bağlantıyı gösteriyor. Yine de araştırmacılar, bulguların bu tür gıdalara maruziyeti azaltmaya yönelik adımlar için güçlü bir gerekçe sunduğunu vurguluyor. Burada amaç yasak koymak değil. Cipsi, hazır keki ya da gazlı içeceği hayatınızdan tamamen çıkarmak yerine tüketim sıklığını azaltmak çok daha sürdürülebilir bir yol.
Dördüncü ve belki en keyifli alışkanlık ise sofradaki bitki çeşitliliğini artırmak. Sebze, meyve, nohut, mercimek, fasulye, tam tahıllar, kuruyemişler ve tohumlar bağırsaktaki yararlı bakterileri besliyor. Bilim insanları bağırsak ile beyin arasında sürekli bir iletişim olduğunu ve bu dengenin ruh halini de etkileyebildiğini düşünüyor.
10 binden fazla gönüllünün örnekleriyle yürütülen ve mSystems dergisinde yayımlanan American Gut projesinde, haftada 30'dan fazla farklı bitki tüketenlerin bağırsak mikrobiyotasının, 10 ya da daha az bitki tüketenlere göre daha çeşitli olduğu görüldü. Sayı kulağa fazla gelse de mercimek çorbası, bir avuç ceviz, salataya eklenen maydanoz ve kahvaltıdaki domates-salatalık ikilisi bu listeye ayrı ayrı yazılıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın