'Hiçbir Anayasal Kurum Millet Egemenliğini Kullanma Yetkisine Sahip Değil, Tanımıyorum'

 > -

İşte Efkan Ala'nın yapmış olduğu konuşmanın tamamı...

MHP'nin İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınması, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmedi. Oturumda konuşan İçişleri Bakanı Efkan Ala, PKK ile MİT arasında gerçekleşen Oslo görüşmelerine ilişkin kayıtların, devletin kendi birimi içerisinden sabote edilerek dışarıya sızdırıldığını söyledi. 1982 Anayasasını sert sözlerle eleştiren Ala bir an önce değiştirilmesi gerektiğini söyledi ve "Hiçbir anayasal kurum millet egemenliğini kullanma yetkisine sahip değildir, tanımıyorum" ifadelerini kullandı. 

TBMM Genel Kurulu'nda hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin görüşmelerde söz alan Ala, Türkiye'nin büyük bir devlet olduğunu, bu nedenle ülkenin sorunlarının da fırsatlarının da tehditlerinin de büyük olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin küçük bir devlet gibi davranamayacağını, basit hesapların arenası olamayacağını kaydeden Ala, "Meselenin basite indirgenip polis raporlarıyla, memur, müfettiş raporlarıyla son derece yüzeysel analizini yapmak ve bazı değerlendirmelerde bulunmak mümkündür. Ama bu milletin bize verdiği emanetin karşılığını bu kadar düşük bir seviyede değerlendirme lüksüne sahip değiliz. Bizim zihnimizi rahatlatabilir, zihinsel konforumuz için bu yararlı olabilir ama evinde çocuğunun geleceğini düşünen, eşinin geleceğini düşünen, kendi milletinin geleceğini düşünen insanlara haksızlık yapmamak için daha yüksek bir siyaset anlayışının tezahürü olan bazı değerlendirmeleri sizlere sunmak istiyorum" diye konuştu.

Ala, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin en önemli kazanımı bu Meclistir. Bu Meclis burada olduğu için, açık ve çalışır olduğu için, etrafımızda, bu coğrafyadaki bütün o olumsuzlukların buraya sirayet etmesini önlemiştir ve önlemektedir.

Yanı başımızdaki ülkelere baktığımızda görüyoruz ki doğal kaynakları daha fazla. Nereyi kazsanız petrol fışkırıyor. Ama maalesef bir facianın eşiğindeler ve bir facia yaşıyorlar. Bizim yer altından çıkan petrolümüz yok, doğal kaynaklarımız çok zengin değil ama bizim siyasi istikrarımız var ve o siyasi istikrarı sağlayan işte bu Meclis.

Zaman zaman oturduğumda benim, haşa, talimat verdiğim gibi bir takım cümleler kullanıldı. Şunu söyleyeyim: TBMM'den talimat alırım ve bu benim için onurdur. Hiç kimse de bu Meclis'e, bu Meclis başkanvekiline ve başkanlarına talimat veremez.

Verecek olanın karşısında, daha önce darbe girişimlerinde bulunanların karşısında durduğumuz gibi dururuz. Darbe hangi enstrümanla yapılıyorsa onunla karşısında durulur; tankla yapılıyorsa üzerine çıkılır, kılıf uyduruluyorsa kılıf yırtılır, atılır."

Darbelerle bu milletin iktidar olmasının önü kesilmeye çalışıldı

Türkiye'nin çok önemli bir siyasi geleneğe sahip olduğuna işaret eden Ala, "Türkiye'de milletin iktidar olacağı Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yazılmış, söylenmiştir. Kayıtsız, şartsız egemenlik milletindir. Ama millet hep bunu bekledi, zaman zaman fırsat eline geçti, hükümet oldu, tam iktidar olacağı zaman 1960, 1970, 1980, 28 Şubat ve 27 Nisan gibi dolaylı ve doğrudan darbelerle bu milletin iktidar olmasının önü kesilmeye çalışıldı" dedi.

Ala, şöyle devam etti:

"Yerine ne kuruldu? Yerine kapalı bir sistem kuruldu. Kapalı sistemin bir statükosu var ve bu statükonun sistem içerisinde müttefikleri var. Bu müttefikler statükoyla iş birliği yaparak milletin iktidarının önüne engel çıkarmayı, millet adına yapmışlardır zaman zaman. Ama bundan sonra bir daha başarılı olamayacaklar. Bu kapalı sistemde çoğu aktörler problemden beslenir.

Yani sorundan beslenirler ve bu kapalı sistem düşmandan beslenir, düşman yoksa bile üretir. İşte dindarların başörtüsünün yasaklanması bu düşman üretme refleksinin bir sonucuydu. Yani, hiçbir şey yok, sorun yok, düşman lazım ama ayakta durması için sistemin, statükonun. Başörtüsünü yasakladı ki düşman olarak tanımlasın ve onu tüketerek ayakta dursun."

Çözüm sürecine değinen Ala, "Diyarbakır Cezaevi'nin zulmünü bilmeyen, bu meseleyi çözümde bir katkıda bulunamaz. İnsanların ana dillerini yasaklamayı kınayamayanlar burada bu meselenin çözümüne katkıda bulunamaz" ifadelerini kullandı.

Bulgaristan'da Türklerin isimleri, dili yasaklandığında siyasal bilgiler öğrencisi olduğunu belirten Ala "O Saraçhane'de en önde yürüyordum, yine yürürüm. Protesto ediyordum çünkü benim dilim yasaklanıyordu. Benim dilim yasaklandığı zaman hangi tepkiyi koyuyorsam benim kardeşimin, o Kürtler de benim kardeşimdir, onların dili yasaklandığında aynı tepkiyi koyarım. Önemli bir mevzuyu konuşuyoruz. Biz devlet-i aliyye-i Osmaniyye'nin mirasçısıyız. Biz küçük düşünemeyiz" diye konuştu.

Sorunlara karşı çözüm üretilmesine gerektiğine dikkati çeken Ala, şöyle konuştu:

"1990'lı yıllarda ben yine o bölgedeydim. Köylere, vatandaşın tabiriyle ve bizim tabirimizle ambargoyla yani o zamanki yönetimlerin, gıda kısıtlamasıyla gıda götürülürdü. 250 gram çay, 100 gram şeker, 1 tane ekmek. Şehirler arasında, ancak konvoyla yolculuk yapılabilirdi. İlçelerin yolu tamamen kapalıydı. O zaman milyonlarca insan, yüz binlerce insan köylerinden, yerlerinden sürüldü. Bir siyasi inisiyatif yoktu, siyaset darmadağındı. Onun için siyasi inisiyatifin, siyasi istikrarın kıymetini bilmek ve bunu baş üstünde tutmak lazım.

Açık konuşacağım. Size de bunları söyleme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum gensorunuza. Bizim derdimiz, milletten gensoru almayalım.

Bizim oralardaki oylarımıza bakın.12 tane büyük il var problemin en çok yaşandığı yer, en çok bu konuda konuşanların oylarına bakıyorsun yüzde 1. O zaman millet gensoruyu çoktan vermiş. Onun için, ben bu gensoruyu teşekkürle karşılıyorum, bunları milletimizle ve Meclisimizle paylaşma, arz etme fırsatını bulduğum için.

Bu Meclis'i saygıyla selamlıyorum, 10 senedir, 13 senedir siyaseti dimdik tuttu her türlü saldırıya karşı. Biraz insanlar siyasi inisiyatifi alabilip politika üretebilseydi o insanlar köylerinden göç ederken şehirlerin etrafına bugün TOKİ'yle yaptığımızın yüzde 10'u yapılabilseydi, o çocukları biz okula alırdık. Şehirlerin etrafında perperişan olmazlar, bu kadar göç olmazdı.

Şimdi, bazı arkadaşlarımız demokrasiyle terör arasındaki ilişkiyi doğru dürüst kuramıyor olabilirler. Demokrasi teröre olan desteği azaltır. Halkın sisteme olan, halkın adalete olan güvenini artırır. İnsanlar temel hak ve özgürleri için birçok sıkıntıyı göze alırlar. Onun için oraya müdahaleye hep birlikte karşı durmalıyız, siyasete müdahaleye hep birlikte karşı durmalıyız.

Türkiye'nin kurulduğundan beri iki temel problemi vardır. Birincisi, din ve vicdan özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Bu konuda 28 Şubat'ın bütün teferruatını, yasasını, mevzuatını, İrticayla Mücadele Belgesi'ni yırtıp çöpe attık, üstüne de kapağı örttük. İkincisi, bakın, hiçbir şey olmadı, herkes burada. Hani 'şu gelecek, bu gelecek' diyordu."

Salon siyasetiyle milletin derdine deva bulmak çok zordur

Demokratik açılım sürecinin 2009 yılında başladığını, ardından Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve çözüm sürecinin geldiğini anlatan Ala, hepsinin provokasyonlarla sekteye uğratılmaya çalışıldığını vurguladı.

Oslo görüşmelerinin, devletin kendi birimi içerisinden sabote edilerek dışarıya sızdırıldığını, Habur provokasyonu yaşandığını anımsatan Ala, "Birinde, MİT bu işleri yürütüyor diye mahkemeye çağrıldı. 7 Şubat darbesi oldu. 8 Mayısta, terör örgütü dedi ki: 'Ben dışarıya çıkıyorum.' Görüşmeler yapıldı, 8 Mayısta dışarı çıkma kararı aldı, 28 Mayısta Gezi olayları başladı bu ülkede ve bir büyük provokasyon. Ondan sonra, o provokasyon olunca bu sefer yine kesintiye uğradı. Bu sefer tekrar toparladık. 17, 25 Aralık darbe girişimi. Sonra yine toparlandı, bu sefer de 6-7 Ekim olayları" diye konuştu.

Efkan Ala, farklı siyasi düşüncelerin olabileceğini ancak herkes milletin geleceği için çalışması gerektiğini belirterek, "Hazineden maaş alanlar sadece devlet değildir, hazineye vergi verenler de devlettir, onlar biraz daha fazla devlettir. Onun için, önce, oralarda teşkilatlanmaya bakın, o bölgede de teşkilatlanmaya bakın lütfen, bakalım. Yoksa, burada, çok önemli ama sadece salon siyasetiyle elbette milletin derdine deva bulmak çok zordur" dedi.

Ala ayrıca, Anayasa'nın en kısa sürede değişmesi gerektiğini, çünkü milletin iradesinin satır aralarında gasbedildiğini ifade etti.

Ala hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmedi.

İç güvenlik paketi

Genel Kurul'da daha sonra iç güvenlik paketi üzerinde görüşmelere geçildi.

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ve CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, iç güvenlik paketinin ilk 3 maddesinin görüşmelerinin usulsüz bir şekilde yapıldığı, İçtüzük ve Anayasanın ihlal edildiği yönündeki başvurularını hatırlatarak, Başkanlık Divanı'nın toplanarak bu konuda bir karar vermesi gerektiğini belirtti.

TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu ise Başkanlık Divanı'nın toplama yetkisinin kendisinde bulunmadığını ifade etti. İtirazların devam etmesi üzerine, Mumcu, partilerin grup başkanvekilleriyle görüşmek üzere birleşime ara verdi.

Muhalefetten tepki

MHP'nin İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına yönelik görüşmelerde söz alan MHP Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, İçişleri Bakanlığı'nın Türk milliyetçiliği ve Türk milliyetçileri ile mücadele ettiğini ileri sürdü.

Türkoğlu, "Ülkenin güvenliği yerine Recep Tayyip Erdoğan'ın güvenliği sağlanıyor. Önleyici kolluk, sadece Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'nin siyasi muhaliflerine yönelik varlığını gösteriyor. İç güvenlik paketi ile de hukuksuz uygulamalar yasal hale getirilmek isteniyor" dedi.

HDP Grubu adına söz alan Muş Milletvekili Demir Çelik de Türkiye'de sorunların ancak demokratikleşme yolu ile çözülebileceğini ifade ederek, "Yüz yıldır kanayan yaramızı tedavi etmemizin olanakları vardır. Demokrasiye açık bir devletin şartlarını yerine getirdiğimizde yaramızı tedavi edebiliriz. Ama bu gayreti göstermiyor, kanayan yaramızı her gün kaşıyarak yine kanatıyoruz" diye konuştu.

Çelik, savaşa harcanan paranın eğitime, sağlığa harcanabileceğini, yoksulluğun bitirilebileceğini kaydederek, bu nedenle demokratik siyasetin devreye konulması gerektiğine işaret etti.

Bu ülke kolay bir lokma, öyle bölünecek bir ülke de değil

MHP Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz "AKP bundan sonra artık HDP'dir ve PKK'nın siyasal sözcüsüdür" dedi.

Korkmaz, bu gensorunun, devlet bütünlüğü ve millet dirliğinin ortadan kaldırılmasına seyirci kalan, hatta terör örgütünün emelleriyle uygun adım yürüyen İçişleri Bakanı'nın istifasının sağlanması için milletin talebi üzerine verildiğini ifade etti.

AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın da Korkmaz'ın, "AKP bundan sonra artık HDP'dir ve PKK'nın siyasal sözcüsüdür" ifadesi üzerine sataşma gerekçesiyle söz aldı.

Kendilerinin ısrarla kardeşlik, birlik ve beraberlik, toplumsal bütünleşme dedikçe birilerinin hep ihanetten, bölücülükten bahsettiğini ifade eden Aydın, "Bu ülke o kadar basit bir ülke değil. Bu ülke kolay bir lokma değil, öyle bölünecek bir ülke de değil" diye konuştu.

Aydın, "Bizim derdimiz, bu ülkede bir tek şehidimizin daha olmaması, bir tek insanın bir daha burnunun kanamaması, bu ülkenin enerjisinin heba olmaması, kardeşliğinin, toplumsal bütünleşmesinin sağlanmasıdır ve bunun için çalışıyoruz ve 'yeter ki bu sorun çözülsün' diyoruz. Gerekirse baldıran zehri içmeye hazırız. Bu derece kararlı bir tutum ortaya sergiliyoruz. Ne iş var bunda? Burada, bu kadar ithama, bu kadar söyleme ne gerek vardı?" dedi.

Tekrar söz alan Korkmaz, şunları söyledi:

"Burada, AKP'nin PKK ile yan yana geldiği hususunu kabullenmek istemiyorsunuz ama biz HDP'ye PKK'nın siyasal sözcüsü olduğunu söylediğimizde hiçbir itirazları olmuyor. Aristo mantığıyla, HDP eğer PKK'nın siyasal sözcüsüyse sen ne oluyorsun burada HDP ile iş birliğine girerek? Terör örgütünü cesaretlendiren, terör örgütünü besleyip, büyütüp bugünlere getiren AKP'dir. AKP politikalarıdır. Bugün PKK'nın dayatmasıyla AKP'nin her istediğini meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz. Bu bakımdan söylüyoruz, PKK'nın siyasal sözcüsü haline gelmiştir AKP diye."

HDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani de Cumartesi günü Dolmabahçe'de Türkiye'nin geleceğini tayin eden, Türkiye'nin geleceğine ışık tutan, bin yıldır bu coğrafyada, Mezopotamya'da, Anadolu'da bir arada yaşayan halkların geleceğini yeniden tayin eden tarihi bir açıklama yapıldığını söyledi. Zozani, "Bu açıklamanın bir tarafı olarak, biz HDP Grubu, bu açıklamada azıcık da olsa payımızın bulunmuş olmasından bahtiyarlık duyarız, mutluluk duyarız" ifadesini kullandı.

Bakan'a yapılmış bir haksızlıktır

CHP Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Meclis'e sevk edilen tasarıların kamu düzenini sağlayıcı değil, tam tersine kamu düzenini bozucu nitelik taşımakta olduğunu kaydetti.

İç Güvenlik Paketi'nin yasalaşması halinde, zaten AK Parti hükümeti eliyle çok zorlaştırılmış olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının tamamen kullanılmaz hale geleceğini belirten Serindağ, "Hükümetin esas amacı baskıcı, kanun dışı, otoriter uygulamalarına karşı, yurttaşların yapacağı barışçıl gösterileri önlemektir, muhalefeti susturmaktır, toplumu baskı altına almaktır yani toplumsal muhalefeti yok etmek ve birilerinin istediği otoriter, despotik ve faşist bir yönetim kurmaktır" iddiasında bulundu.

AK Parti Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal, gensoru önergesindeki konuları incelendiğinde bunun basına yansıyan ve gerçek delillerle desteklenmemiş kulaktan dolma ifadeler taşıyan bir nitelikte olduğunun görüldüğünü söyledi.

İçişleri Bakanı Ala'nın titiz, kararlı, kurallara bağlı, çalışma hayatında tüm anlamıyla profesyonel, planlı ve programlı, sonuç odaklı çalışmaları yürüten biri olduğunu ifade eden Köksal, "Delilsiz ve mesnetsiz olarak Sayın Bakan hakkındaki gensoru önergesini vermek açıkçası bakana yapılmış bir haksızlıktır" dedi.

AA ve DHA

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAydınCumhuriyet Halk PartisiDarbeDiyarbakırHDPHakkariHalkların Demokratik PartisiMilliyetçi Hareket PartisiMuşOsmaniyePolisRecep Tayyip ErdoğanTerörTürkiye Büyük Millet Meclisiçaymemurşekervergi
Görüş Bildir