Çalışmaları ile Bilim Dünyasına Yön Veren Fakat Erkek Meslektaşlarının Gölgesinde Kalan Tarihin En Başarılı Kadınları

329PAYLAŞIM

İnsanlık tarihinde, bilim dünyasında başarılı roller oynayan ve buluşları ile yön veren mükemmel kadınlar olmuştur, ancak yaptıkları olağanüstü katkılara rağmen asla gereken saygınlığı kazanamamışlardır. 

Bazıları yaşamlarında erkekler tarafından gölgede bırakıldı, birkaçı kasıtlı olarak kenara itildi, diğerleri zamansız ve talihsiz bir ölümle aramızdan ayrıldı. Çok az sayıda kadın bilim dünyasına yerleşmeyi ve tanınmayı başardı. İşte bunların bazılarını sizler için derledik!

1. Bilim, matematik ve felsefeye yaptığı katkılar ile takdir edilen: Hypatia

4. yüzyılın ortalarında başkent İskenderiye'de doğan Hypatia, filozof ve matematikçi olarak çalışmalar yaptı. Kendisini müspet bilimleri öğretmeye ve araştırmaya adayan bir kadındı. 

Bilime yaptığı tonla katkının arasında, yıldızların yerlerini belirleyen enstrüman olan astrolabların tasarımı yer alıyor. Her ne kadar Hypatia ilk matematikçi kadın olarak tanınsa da, gerçek şu ki, o dönem Hypatia'nın bilimsel çalışmalarının “pagan” olduğunu düşünen bazı gruplar tarafından iyi karşılanmadı. Günümüzde bu konu hakkında net bilgilere ulaşmak mümkün değil, çünkü elimizdeki tek kanıt, Hypatia'nın çalışmalarının Platon, Aristoteles ve Plotinus'un öğretilerine yoğunlaşmış olmasıdır.

Hypatia’nın ölümü ise talihsizce oldu. Henüz 50 yaşına gelmeden linç edilerek öldürüldü. Ancak sonrasında, vali Orestes bu cinayeti halka açık bir şekilde kınadı ve ardından İskenderiye filozoflarına yönelik şiddet içeren eylemler sona erdi.

2. 1878 yılında Viyana'da doğan Lise Meitner, radyoaktivite üzerine araştırmalar yapan bir fizikçiydi.

1926'dan 1933'e kadar Kaiser Wilhelm Enstitüsü ve Berlin Üniversitesi'nde profesörlük görevini sürdürdü. 1938'de Yahudi olduğu için Almanya'dan ayrılmak zorunda kaldı. Nazi hükümetinin Nürnberg Yasaları, onu ülkeyi terk etmeye zorlamıştı ve bu yüzden Stockholm'deki Manne Siegbahn Araştırma Enstitüsüne girdi. Lise Meitner, nükleer fisyonu keşfeden ekibin bir parçasıydı, ancak sadece meslektaşı Otto Hahn'a Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. 

Meitner çok önemli bir keşif gerçekleştirmiş olsa da, bilim dalında tanınması yıllar sürdü. Fakat bu saygınlığa kavuştuktan sonra, yani Lise'nin ölümünden sonra adı 6999 numaralı asteroide, Ay ve Venüs üzerindeki krater göllerine verildi.

3. 1815'te Londra'da Anna Isabella ile şair Lord Byron'ın tek kızı olarak doğan Ada Lovelace, İngiliz bir matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve yazardı.

Ada, mutsuz bir ailede dünyaya gelmişti. Hatta babası, o 1 aylıkken evi terk etmişti. Annesi tüm travmaların ardından, Ada'nın babası gibi edebiyat ile uğraşmasını yasakladı. Öte yandan Ada'nın merakı zaten annesi gibi matematik yönündeydi. 

Ada, 18 yaşındayken ünlü “analitik makine” ekibinin lideri Charles Babbage ile tanıştı ve hemen ekibe dahil edildi. Ada kısa süre içinde, onu günümüzün tabiri ile ilk bilgisayar programcısı yapan makine algoritmasını yazdı. İşte bu yüzden ABD Savunma Bakanlığı tarafından oluşturulan programlama dilinin adı Ada olmuştur.

4. 1943 yılında Belfast'ta doğan Jocelyn Bell Burnell, pulsarın ilk radyo sinyalini keşfeden astrofizikçidir.

Jocelyn keşfi yapan asıl kişi olmasına rağmen, 1974'te Nobel Fizik Ödülü'nü alan hocası Antonius Hewish olmuştur. 

Fakat bilim dünyası bu gerçeğe göz yummadı ve Antonius Hewish'in ödülü kabul etmesi geniş çapta kınandı. Burnell ise bunun büyük ödülü almaktan çok daha değerli bir şey olduğunu her fırsatta dile getirdi. Burnell, Birleşik Krallık'ta ve astrofizik dünyasında en etkili bilim insanlarından biridir.

5. 1867'de Varşova'da doğan Marie Curie, fizik ve kimya dalında 2 Nobel Ödülü alan ünlü bir bilim insanıydı.

Madam Curie, radyoaktivite çalışmalarının adeta öncüsü olmuştu, radyoaktif izotopların ve 2 kimyasal element polonyum ve radyum izolasyonu için teknikler keşfetti. Madam Curie’nin hayatı tam anlamıyla radyoaktivite ile çevriliydi. Bilimsel çalışmalarını kocası Pierre Curie ile ve daha sonra iki kızının biri Irene-Joliot Curie ile paylaştı.

Eşi Pierre'in ölümünden yıllar sonra, Marie, bilim adamı Paul Langevin'le, oldukça sıkıntılı bir gelecek getirecek olan romantik bir ilişkiye başladı. Pavlus evliydi, ancak karısı ile yaşamıyordu ve o dönem için skandal demekti.

Basında, Marie Curie için “yabancı, Yahudi, yuva yıkan kadın” tabirleri kullanıldı. İkinci Nobel Ödülü'nü alan Marie'nin aşk hayatı bilimsel başarılarının önüne geçmişti. Öte yandan aralarında Albert Einstein'ın da bulunduğu bilim dünyasından dostlar

6. 1937'de Rusya'da doğan Valentina Tereshkova kozmonot ve politikacıydı. Tek başına uzaya çıkan ilk ve tek kadın unvanlarını hala taşıyor!

16 Haziran 1963'te Vostok 6'da uzayda uçuş yapan ilk kadın olmuştu. Uçuş çok başarılı bir şekilde başlasa da, sistemden kaynaklanan bir hata yüzünden gemi yörüngeye oturamadı. Sovyet uzay programı direktörü Sergei Korolyov kadın kozmonotun çalışmalarını reddetmiş ve onun gemiyi manuel olarak kontrol etmesine izin vermemişti.

Uzay aracının otomatik navigasyon yazılımındaki bir hata, geminin Dünyaya yaklaşmak yerine uzaklaşmasına neden oldu. Sovyet bilim adamları yeni bir iniş algoritması geliştirmek zorunda kaldılar ve bundan sonra Valentina uçağı başarıyla geri getirdi ve görevini bitirdi. 

Bu karmaşık görev boyunca korkunç baş dönmesi ve diğer rahatsızlıklar yaşasa da Dünya'yı 48 kez dolaştı ve her şeyi günlüğüne ve fotoğraflarıyla kaydetmeyi başardı.

7. 1909 yılında Torino'da doğan Rita Levi-Montalcini, nöroloji konusunda uzmanlaşmış bir bilim insanıydı.

Fizyoloji ya da diğer bir deyişle Tıp dalında Nobel ödül alsa da Rita’nın hayatı hiçbir zaman kolay olmadı. 

1. Dünya Savaşı sırasında üniversite okuyordu, ve hem kadın hem de Yahudi olmanın zorlukları ile karşı karşıya kaldı. İtalya'da, Benito Mussolini'nin Yahudilere karşı uyguladığı katı kurallar vardı. Bu yüzden Rita üniversitedeki işini bırakıp deneylerini kendi odasına taşımak zorunda kaldı. Orada, mikroskop ve bazı adapte edilmiş ev eşyaları ile kendine bir laboratuvar yaptı.

Ancak Torino şehri 1941'de bombalandı, bu yüzden Rita laboratuvarını bir dağ evine taşımak zorunda kaldı. Ancak, orada da uzun süre kalmadı. Nazi birliklerinin saldırısından sonra, daha güneye kaçmak zorunda kaldı. Savaş bittikten sonra, Rita’nın biyokimyacı Stanley Cohen ile işbirliği içinde yürüttüğü araştırmaları sonuç verdi: nöronların hayatta kalması için gerekli bir protein olan “sinirsel büyüme faktörü”nü ayrıştırmayı başardı. Bu, hücreden hücreye kurulan iletişimin ilk keşfi olmuştur.

8. Margarita Salas, 1938'de İspanya'da doğdu. Madrid Complutense Üniversitesi'nde kimya dalında doktorasını tamamladı.

Biyokimya ve moleküler biyoloji alanında İspanyolca ve İspanya'da yapılan araştırmaların öncüsü olan Margarita’nın çalışmaları, genetik bilginin okunmasının üzerine yapılan araştırmalara büyük bir katkıda bulunmuştur. 

Çalışmaları, DNA'nın nasıl davrandığı, bakteriyel virüsün proteinleri nasıl dönüştürdüğü ve fonksiyonel bir virüs oluşturmak için birbirleriyle nasıl ilişki kurdukları hakkında daha fazla bilgi edinmemizi sağlayan bakteriyel virüsü Phi29'a odaklanmıştır.

Margarita, UNESCO tarafından 1999’da Avrupa Araştırmacı ödülüne layık görülmüştür. 1995 - 2003 yılları arasında tüm İspanyol Kraliyet Akademilerini bir araya getiren İspanya Enstitüsü'nün direktörlüğüne atanmıştır. Aralık 2018'de, Zaragoza'daki Eliseo Godoy Fakültesi'nin ismi Margarita Salas olarak değiştirilmiştir.

9. Paris'te doğan Irène-Joliot Curie, Marie ve Pierre Curie'nin kızıydı.

1. Dünya Savaşı sırasında Paris Üniversitesi'nde fizik ve kimya okudu. Okulu bitirdikten sonra, Curie Enstitüsü olarak bilinen Paris Radyo Enstitüsü'nde annesi için asistan olarak çalışmaya başladı. Nükleer fizik alanındaki araştırması, atomun yapısını, çekirdeğin (nötronun keşfedilmesi için temel olan) çıkıntısını ve radyoaktif elementlerin yapay üretimini içermekteydi.

Curie için, 2 ünlü ödüllü bilim insanının kızı olmak, kariyeri için faydalı olmuştu. Aslında, 1935'te kocası ile birlikte Nobel Kimya Ödülü'nü kazandı. Irene-Joliot Curie radyasyona aşırı maruz kalması nedeniyle lösemiden hayatını kaybetti.

10. 1914 yılında Viyana'da doğdu. Avusturyalı, Amerikalı bir sinema oyuncusu ve WiFi'ın asılı mucidi; Hedy Lamarr

Hedy'in hikayesi oldukça ilginçtir çünkü hayatının büyük bir kısmı sinemaya adanmış olmasına rağmen, şu anda “Wi-Fi” olarak bildiğimiz uzun mesafeli kablosuz iletişimi mümkün kılan bir araçlar silsilesinin ilk versiyonunun mucidiydi. 

Müzisyen George Antheil ile birlikte “frekans atlamalı” olarak bilinen şifreleme tekniğini geliştirdiler. Fakat bu bulgu gerçekleşmeden önce, Hedy korkunç bir durumun içindeydi. Kocası, Friedrich Mandl, onu evde tutsak etmiş ve sinema sektörünü tamamen bıraktırmıştı.

1937'de sanatsal kariyerine devam etmek için evden kaçıp Paris'e gitmeyi başardı. Orada Hollywood'la sözleşme imzaladığı Metro Goldwyn-Mayer'in başkanı Louis B. Mayer ile tanıştı. 

Hedy 1942'de, müttefik birliklerin torpidoların yerini tespit etmesini önlemeye yarayacak gizli iletişim yönteminin patentini aldı. Hedy, hem verici hem de alıcının aynı anda frekanstan frekansa atlaması ile, karşı tarafına iletişimi çözemeyeciğini savunuyordu fakat çalışmalarına önem verilmedi, daha sonra ise Hedy bu icadın sahibi olarak tanınmadı.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mavi-ceyiz-nuray-ozer

Bugüne kadar Türkiyedeki gerici yobazların hepsi kadınlara çalışma imkanı verselerdi Türkiye zeka sayesinde avrupada önünü geçecekti ve işte gerçekten avrupa bizi kıskanacaktı

gzm-ynklr

Bravo.

first_contact1

matilda etkisi

rizasyr

Geçen bir galeride aynı gene durum vardı. Arkadaşlar konu kadınlar olunca bir abartma geliyor size ya anlam veremiyorum. Buradaki bir sürü kadın Nobel ödülüne layık görülmüş zaten. Madam Crue'i tanımayan var mı ? Yani sırf liste şişsin diye uğraşmıssınız. Bir de bu galeriyi editör yapıyor.

kseth

Arkadaşlar Madam Curie'nin hayatının neresi gölgede kalmak? Gelse tapacağız reise bu nasıl örnekleme?

Görüş Bildir