Görüş Bildir

Acıdan Zevk Alanlara Depresiflikten Feleğini Şaşırtacak 25 Kitap

Anasayfa > Iq

Kitaplar bizim en yakın arkadaşımız olsa da bazı kitaplar insanın içine kasvet salıp haline şükrettirebiliyor. İşte depresif bir ruh haline kapılma garantili kitaplar...

Not: Kitap açıklamaları tanıtım bültenlerinden alınmıştır.

1. Adsız Sansız Bir June - Thomas Hardy

1. Adsız Sansız Bir June - Thomas Hardy

Acıklı bir ilişkiyi konu etmesinin yanı sıra sıkışmış bir varoluşun, hatta var olamayışın öyküsü olarak Adsız Sansız Bir Jude, Thomas Hardy'nin belki de en sert, en etkileyici ve en ümitsiz eseridir.

Akademiye girme hayalini, yoksulluk ve üniversite yetkililerinin kayıtsızlığı yüzünden gerçekleştiremeyen taş ustası Jude Fawley, mutluluğu kuzini Sue Bridehead'de aramaya başlar. Başarısız evlilikler yaşamış bu iki karakterin sınıflara, topluma ve çağa meydan okuyan kenetlenişi, acı bir olay sonrasında çözülecektir. Taşralı olmayı ardında bırakamayan bir adamın hikâyesi olarak belki de en acıklı ve kişisel Hardy romanı denebilecek Adsız Sansız Bir Jude, modern dünyanın kırsal İngiltere'nin eteklerinde gezindiği dönemin bir anlatısı olarak aynı zamanda sosyal tarih eseridir de.

Romanın cinsel ilişkileri ve evlilik kurumunu ele alış biçimi Victoria dönemi İngilteresi'ni sarsmış, yazarın romancılık kariyerinin de sonunu getirmiştir.

2. Veronika Ölmek İstiyor - Paulo Coelho

2. Veronika Ölmek İstiyor - Paulo Coelho

'Paulo Coelho'nun ustalığı, herkese seslenebilmesinden kaynaklanıyor. Sevecen, ama etkili bir öğretmen. Kitapları tüm dünyada 100 milyon satmış olan Coelho'nun şaşırtıcı çekiciliğinin nedeni de bu olsa gerek.'

Veronika, her istediğine sahip görünen, renkli bir yaşam süren, yakışıklı erkeklerle gezip tozan genç bir kadın olmasına karşın, mutlu değildir. Yaşamında bir şeylerin eksikliğini hissetmektedir. Başarısız bir intihar girişiminin ardından, kendine geldiği zaman bir akıl hastanesindedir. Üstelik çok kısa bir ömrü kaldığını öğrenir. Zaten ölmek isteyen Veronika bu süreçte, başka dünyaların insanlarını tanırken kendisini de keşfetmeye başlar…

Paulo Coelho'nun ülkemize yakın bir coğrafyada, Bosna ve Slovenya'da geçen Veronika Ölmek İstiyor adlı romanı, var oluşumuzun her dakikasına yaşam ile ölüm arasında bir seçim olarak yaklaşıyor. Toplumun alışılmış kalıplarının dışına çıkan, farklı düşünceleri yüzünden önyargıları göğüslemek zorunda kalan insanları anlatıyor.

3. Salpa - Yılmaz Güney

3. Salpa - Yılmaz Güney
kitantik.s3.cloud.ngn.com.tr

Bir yanda, dünyaya gözünü açtığı andan bu yana algıladığı, öğrendiği, öğrettikleri, edindiği kişisel, toplumsal alışkanlıklar pislikler, inançlar... Tavır davranış, konuşma biçimi, düşünce biçim haline gelmiş yönetici ölçüler, üzülmeden sinmeye... Ürkekliğe.... Ürkeklikten ataklığa dek, bin bir kılığa giren korkuları, saygı, sevgi, iyilik, kötülük, mertlik, dürüstlük, gelenek, görenek, töre, gizli açık bir yığın güç... Kurum... Kişiliğinin dokusunu oluşturan bir yığın renk, olay, ses... Öte yanda, taa çocukluğundan bu yana, bu ana biriken toplumsallığın zorunlu ürünü tepki... Bilinç içinde oluşan karşı bilinci... Gelişen, artık karşı konulamayan, kendi sınırlarını zorlayan, sınırlarıyla uzlaşamayan insanca yaşama mayası... Karşı bilinç ve onun payına düşen bilinç altı, sağlıklı bedensel tepki.... Salpa, sağduyusuyla da, gelişen bu zorunlu güçlerin yanında yerini alıyordu.

4. Siyah Süt - Elif Şafak

4. Siyah Süt - Elif Şafak

Elif Şafak’ın anne olduğu senede geçirdiği doğum sonrasını bunalımını anlattığı, aynı anda hem anne hem de yazar olmanın güzelliklerinden ve zorluklarından bahsettiği otobiyografik eseri Siyah Süt, 2007 yılında Doğan Kitap tarafından yayımlanmıştır. Kitap, okurlar ve eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar alarak en sevilen Elif Şafak kitapları arasında yerini almıştır.

5. Kaosun Kutsal Kitabı - Albert Caraco

5. Kaosun Kutsal Kitabı - Albert Caraco

Nietzsche'den bu yana hiçbir filozofun gösteremediği yıkıcı gücü taşıyan, bir münzevinin kendisine 'rağmen' kültleşen metni... 

Soğukluğu, dolaysızlığı ve berrak karamsarlığıyla eşsiz, bir 'nesnellik fanatiği'nin bedduası...

Üremeye, üretmeye ve tüketmeye bir reddiye; şehirlere, beton katmanlarına, budala politikacılara, böcekleşmiş yığınlara, gökten firar etmiş tanrılara bir lanet...

Çağın ender münzevi düşünürlerinden birinin kaleminden yoğun, sert, kehanet dolu, provokatif ve karanlık bir metin

6. Böyle Buyurdu Zerdüşt - Friedrich Nietzsche

6. Böyle Buyurdu Zerdüşt - Friedrich Nietzsche

Otuz yaşındayken yurdunu ve yurdunun gölünü ardına bırakarak dağa çekildi Zerdüşt. Dağda on yıl zaman zarfında, bıkmadan, usanmadan hep ruhunu dinledi... Ve sonunda içinde, gönlünün derinliklerinde bir değişiklik duyumsadı. Günlerden bir gün yıldız, aydınlatacak bir şeyin kalmasaydı yazgın ne olurdu? On yıl var ki buruya mağarama çıkıyorsun. Eğer, ben, kartalım ve yılanım olmasaydık, ışığından ve yolundan bezerdin. Fakat her sabah seni bekledik. Işığının fazlasını aldık ve bunun için seni kutsadık.

Bak! Ben, fazla bal toplamış arı gibi uzanacak ellere muhtacım. İnsanlar arasında, akıllılar deliliklerine; fakirlerde zenginliklerine kavuştuğu o derin sevinci tekrar yaşatmak için armağanlarımı paylaştırmak istiyorum. Bunun için aşağılara inmeliyim. Nasıl ki sen, cömert yıldız, akşamları denizin arkasına iniyor ve arkadaki dünyaya ışık götürüyorsan, ben de senin gibi, inmek istediğim insanların arasına girmek istiyorum.

Ey, en büyük mutluluğu bile kıskanmadan görebilen tek göz, beni kutsa!... Taşmak isteyen kadehi kutsa ki içinden su, altın gibi aksın ve mutluluğun parıltılarını her tarafa saçsın.

'Bak, bu kadeh yine boşalmak, Zerdüşt yine insan olmak istiyor.' Zerdüşt’ün on yıl sonra insanların arasına karışma isteği ve dağdan inişi böyle başladı.

7. Genç Weather'ın Acıları - Johann Wolfgang von Goethe

7. Genç Weather'ın Acıları - Johann Wolfgang von Goethe

Evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle bugün dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri sayılan Goethe, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı Genç Werther’in Acıları’nda, kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkmıştı. Edebiyat dünyasına karşılıksız aşk acısıyla intihara sürüklenen “romantik kahraman”ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okurları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya’da dönemin gençliğini etkisi altına alan romanın birçok kişinin intiharına neden olduğu, Werther’in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin o yıllarda moda haline geldiği, Napoléon’un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

8. Uyuyan Adam - Georges Perec

8. Uyuyan Adam - Georges Perec
d2hdivuvzlcc3x.cloudfront.net

İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Ne diye kendinden nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.

9. Çocukluğun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü

9. Çocukluğun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü

Tezer Özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. Yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor. Tezer Özlü, Türk edebiyatının nostaljik prensesi.

10. Huzursuzluğun Kitabı - Fernando Pessoa

10. Huzursuzluğun Kitabı - Fernando Pessoa

Portekiz edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük isimleri arasında anılan Fernando Pessoa, ölümünden çok sonra basılan Huzursuzluğun Kitabı ile kitleleri peşinden sürüklemeye devam ediyor. 1888 Lizbon doğumlu yazar, 1913 yılında başladığı bu eseri tüm yaşamının bir ürünü olarak ortaya koyuyor.

Yazarın uzun yıllar parça parça yazdığı ve vefatından sonra sandığından çıkarılarak derlenen roman, hayali bir karakter üzerinden kurgulanmış olsa da Pessoa’nın yaşamına dair önemli izler taşıyor. Kitabını “hiç hayatı olmamış bir adamın biyografisi” olarak tanımlayan yazar, olaylardan çok başkahramanın kendi yaşamına dair sorgulamalarla ilerliyor. Unutulmaz bir yazarın hayata dair benzersiz tutumuna ve kaleminin gücüne tanıklık etmek için Huzursuzluğun Kitabı’nı mutlaka okumalısınız.

11. Açlık - Knut Hamsun

11. Açlık - Knut Hamsun

Norveçli büyük romancı Knut Hamsun'un kişiliğini ve ününü oluşturan en büyük romanı Açlık'tır. Ünlü bir yazar olma sevdasıyla yanıp tutuşurken, bir yanda da açlıkla pençeleşen bir gencin, gerçekten duygulandırıcı öyküsü olan bu kitap, dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılmaktadır. Behçet Necatigil'in usta kaleminden, örnek bir çeviri okuyacaksınız bu ciltte.

12. Çocukluğum - Maksim Gorki

12. Çocukluğum - Maksim Gorki
kitantik.s3.cloud.ngn.com.tr

Gorki'nin Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim'den oluşan üçlemesi, Rus dilinde yazılmış en güzel otobiyografilerden biridir. Çocukluğum'da babasını küçük yaşta yitirdikten sonra taşındığı dedesinin evinde geçirdiği yılları anlatır. Miras kavgaları, doğumlar, ölümler, küçük Aleksey'in tanık olduğu ve bizzat maruz kaldığı akıl almaz şiddet, bu evde gündelik hayatın akışı içinde sıradan olaylardır.

'Herkesin herkese düşman' olduğu bu aile, 19. yüzyıl Rusya'sında hüküm süren acımasız ve hoyrat hayatın bir 'küçük evreni'dir aslında. Neyse ki idealizmi ve tertemiz kalbiyle adeta bir halk filozofu olan ninesi hep Aleksey'in yanındadır. Bir de her biri hayatında iz bırakan çok sayıda capcanlı karakter vardır… Onlar sayesinde hayat zor olduğu kadar gizemli ve renklidir de. Hem Gorki'nin 'kendi ülkelerinde bir yabancı gibi yaşayan, gerçekteyse o toplumun en iyileri olan' insanlardan ilkiyle tanışması da yine çocukluğuna rastlar…

13. Öğle Yemekleri - Evelio Rosero

13. Öğle Yemekleri - Evelio Rosero

'Bunak erkek ve kadınlardan bahsediyorum,' dedi rahip yardımcısı çabucak. 'Yersiz yurtsuz, yorgun insanlardan. Gün boyu Bogotá'nın dört bir yanında amaçsızca dolanan tiplerden. Dehlizlerde uyuyanlardan. Peder Almida'nın mesajlarını dinlemek istemiyorlar. Yine de ara sıra onlara bütün bu mesajları okuyorum. Sadece öğle yemeği yemek istiyorlar, hepsi bu. Ve uyumak. Hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Yalnızca tabaklarının peşindeler.'

Muhtaçlara her gün öğle yemeği hazırlayıp dağıtan bir kilise. Kilisenin önünde biriken kuyruklar. Herkes içeri doluşuyor. Kilisenin kamburu Tancredo kan ter içinde masadan masaya koşuyor. Birkaç gün sonra yaşanacaklardan habersiz. Pederin acilen kiliseden ayrılması gerekince pazar ayinini ilk kez başka bir peder yapacak ve kilise birer birer fısıldayacak sırlarını.

Kolombiyalı yazar Evelio Rosero, Öğle Yemekleri'nde sadece kutsalı kutsallaştıranı değil, kutsalın kendisini de günah çıkarmaya davet ediyor.

14. Yeraltından Notlar - Fyodor Dostoyevski

14. Yeraltından Notlar - Fyodor Dostoyevski

İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız.

Dostoyevski'nin Gogol etkisinden kurtularak kendi sesiyle verdiği ilk büyük yapıt olan Yeraltından Notlar, Avrupa'daki büyük varoluşçu edebiyatı müjdeleyen bir roman. Kitap, okuruna yeraltı diye adlandırdığı bir ruh halinden seslenen karakterin uzun, çılgınca söyleviyle başlıyor. Ardından, bu ahlakçı, uyumsuz, dürüst kişinin yaşadığı bir aşağılanma olayı anlatılıyor. Yüz elli yıldır okunan gerçek bir başyapıt.

15. Bin Muhteşem Güneş - Khaled Hosseini

15. Bin Muhteşem Güneş - Khaled Hosseini

Bin Muhteşem Güneş romanı; çarpıcı öyküsüyle sadece Afganistan’daki zorlu koşullara değil, tüm dünyadaki kadınların yaşadığı sorunlara ışık tutuyor. Romanın ana kahramanları olarak okurları, birbirinden çok farklı koşullarda büyüyen Meryem ve Leyla adlı iki kadın karşılıyor. Evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelen Meryem hayata büyük zorluklarla başlarken, bir öğretmenin kızı olan Leyla ise çok başarılı ve popüler bir çocukluk geçiriyor. Ancak her ikisinin de başına gelen acı olaylar, yıllar sonra yollarının kesişmesine vesile oluyor.

Çocukluğunda annesinin ölümü üzerinde zorunlu olarak babasının evinde yaşamaya başlayan Meryem, ailenin onu istememesi üzerine küçük yaşta evlendiriliyor. Ve kocası Raşit, çocuk sahibi olamadıkları için Meryem’i sürekli aşağılayarak ona yıllarca eziyet ediyor. Bu sırada yan evde yaşayan Leyla, ailesini savaşta kaybettiği için Meryem’in evine taşınmak zorunda kalıyor. Fakat son derece kötü ve çıkarcı bir adam olan Raşit, genç kızın evlerinde kalabilmesi için onunla evlenmeyi şart koşuyor.

16. Gecenin Sonuna Yolculuk - Louis-Ferdinand Celine

16. Gecenin Sonuna Yolculuk - Louis-Ferdinand Celine

Gecenin Sonuna Yolculuk, samimi dili ve kaygısız üslubu ile edebi bir metinden daha fazlasını ifade ediyor. Kitabını sokak ağzı ve deyişleri ile kaleme alan Louis-Ferdinand Céline, böylece okurlarına savaşın asıl etkilediği halk tabakası üzerinden sesleniyor. Buna rağmen üstün bir yazınsal güce sahip olan eser, yapısal bakımdan aslına sadık kalınarak yapılan tercümesi ile Türk okurları için de benzersiz bir okuma deneyimi sunuyor.

17. Çürümenin Kitabı - E. M. Cioran

17. Çürümenin Kitabı - E. M. Cioran

NEREDE tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet-geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki? Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkum olmayan hiçbir 'yeni' hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm...

18. Kinyas ve Kayra - Hakan Günday

18. Kinyas ve Kayra - Hakan Günday

Roman, Kinyas ve Kayra’nın Afrika’daki yaşamlarının anlatıldığı kısım ile başlar. Bu iki arkadaş, Afrika’da suçtan suça karışmaktadır. Hırsızlık, cinayet, içki, kumar ve hatta tecavüze varan suçlarının ardı arkası kesilmez. Karakterlere bakıldığında ise açıkça hayattan duydukları kin ve nefret ile kaybettikleri inançsızlık göze çarpmaktadır. Bu sebepledir ki oldukça hızlı yaşayan bu iki arkadaş, suç işlemekten de kendilerini alıkoymazlar.

Bir gün, beraber bir banka soymaya karar veren iki kafadar, soygunda başarılı olup yüklü miktarda paraya sahip olurlar. Ancak Kinyas, Kayra’ya sadık kalmaz ve paraları alıp kaçar. Kayra artık yalnızdır ve kendisine farklı bir yol çizecektir. Bu esnada Türkiye’ye dönme kararı alır. Ancak hiçbir şey geride bıraktığı gibi değildir. Ailesi, evi ve çevresi bir anda değişen Kayra, yeni yaşamına ayak uydurabilecek midir? Ya Kinyas? Onunla yeniden karşılaşmaları nasıl olacaktır? Peki Kinyas ve Kayra, kendilerini bekleyen sona hazırlıklı mıdırlar?

19. Ses ve Öfke - William Faulkner

19. Ses ve Öfke - William Faulkner

Yirminci yüzyılın klasikleri arasına girmiş, Faulkner edebiyatının zirvelerinden biri olan Sesve Öfke’de, ABD’nin güneyinde yaşayan Compson ailesinin dağılışı farklı bilinçlerle izleniyor: Zihinsel engelli oğul Benjy’nin, suçluluk ve onur duygularıyla azap çeken ağabeyi Quentin’in, sert, mantıklı ve kurnaz diğer erkek kardeş Jason’ın anlatımlarıyla, ailede yaşananlar yavaş yavaş açığa çıkıyor. Faulkner’ın, kendine özgü yoğun dili ve kurgusuyla, yaşananları, düşünülenleri, yayılan ya da sıkışan duyguları tüm bir atmosfer içinde vermekteki ustalığını doyasıya gösteren bir roman Sesve Öfke.

Ses ve Öfke’de, karakterlerin sahiciliği ve olayların evrensel trajedisi, Faulkner’ın diliyle bir cam kırığı kadar keskin, bir öfke ânı kadar yüksek sesli.

Yazdığım bir romanı daha önce yazdıklarım arasından bana en çok acı ve keder verenine göre yargılarım, tıpkı bir annenin hırsız ya da katil olan çocuğunu rahip olan çocuğuna oranla daha çok sevmesi gibi.

20. Frida Kahlo: Aşk ve Acı - Rauda Jamis

20. Frida Kahlo: Aşk ve Acı - Rauda Jamis

Tablolarının birçoğunda  kendi yüzünden yola çıkan Frida’nın yaşamöyküsü bize, Carol Hanisch’in kült olmuş “kişisel olan politiktir” mottosunun ne demek olduğunu anlatır. Çünkü o  ruhunu kattığı Meksika devrimini doğum günü ilan eden bir marjinal, hiç doğmamış oğluna isim koyup onunla düşlerinde konuşan bir hayalperest, aldatılan kadın imajına da topluma direndiği gibi direnen bir savaşçı,  tekerlekli sandalyeye mahkûm olduğunda bile ne sanatından ne de hayatından vazgeçmiş, tersine onları daha da yüceltmiş kutsal bir mücadeleci ve Diego Rivera ile yaşadığı aşkta, “senin sevmediklerini de sevdim ben” diyen taraftır.

21. Bozkırkurdu - Herman Hesse

21. Bozkırkurdu - Herman Hesse
kitantik.s3.cloud.ngn.com.tr

“Uçarı bir yaşam” insanı olmaya kalkışan katıksız bir düşün insanının, bu ikilemin gelgitleriyle oradan oraya savrulan yalnız bir ruhun, Bozkırkurdu’nun hikâyesi.

Hesse, kentin ışıklarına ve kültürel hazlarına kapılırken bir yandan da vahşi içgüdülerinin peşinden gitmeyi arzulayan, “yarı-ehlileştirilmiş” Harry Haller başkarakteri ile Weimar Cumhuriyeti döneminde bireyin parçalanma hikâyesini anlatabilecek ana metaforu bulup çıkarmış; BOZKIRKURDU zamanının ötesinde, modern insanın trajik açmazlarını dile getiren kült bir romana dönüşmüştür.

Aydın geçinenlerin, bildikleriyle büyüklenenlerin, bilmediklerini küçümseyenlerin, bunu yaparken –bilinçli ya da bilinçsiz– yaşamı kaçıranların “maktul” yerine “fail” konumuna geçtiği unutulmaz bir anlatı.

BOZKIRKURDU’nun, deneysel cesaret anlamında ULYSSES’ten aşağı kalmayan bir eser olduğunu söylemeye gerek var mı? BOZKIRKURDU, okumanın ne demek olduğunu uzun zamandır ilk kez  hatırlattı bana.

22. Kara Sohbet - Amelie Nothomb

22. Kara Sohbet - Amelie Nothomb

Jerome Angust havaalanında uçağının gecikmeli kalkacağını öğrendiğinde, bunun başına ne dertler açacağından habersizdir. Uçak saatinin gelmesini beklerken çantasındaki kitabını açıp okumaya başlar. Yanına yaklaşıp onunla zorla sohbet etmeye çalışan densiz adamı ilk başta pek önemsemez. Ne var ki kısa sürede işin rengi değişir. Adının Textor Texel olduğunu söyleyen tuhaf yabancı, Jerome Angust'ü canından bezdirecek kadar çenesi düşük, sinir bozucu biridir. Hiç istemediği halde ona zorla kendini dinletir; kendi yaşam öyküsünü anlatmaya başlar. Küçüklüğünde kedi maması yediği günler, tecavüzler, cinayetler, yığınla saplantı... Jerome Angust, giderek bu hastalıklı insanın kendi hayatında önemli bir yer tuttuğunu anlar. Üstelik Textor Texel'in havaalanında bulunuşu da bir rastlantı değildir. Jerome Angust'ü adım adım çileden çıkaran büyük bir işkenceye dönüşür bu sohbet. Eğlenceli ve zekice kurgularıyla ilgi çeken bir yazar Amelie Nothomb. Her kitabında olduğu gibi Kara Sohbet'te de gerilimi giderek artırıyor, olayları muzipçe öykülüyor ve beklenmedik bir sona ulaşıyor. Kara Sohbet, müthiş bir kara mizah diyalogu.

23. Körlük - Jose Saramago

23. Körlük - Jose Saramago

Olaylar, isimsiz bir ülkenin isimsiz bir şehrinde geçer. Zira, kişilerin kim olduğu önemsizdir. Bir gün otomobili ile ışıklarda duran isimsiz bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken aniden körleşir. Ancak bu sıradan bir körlük değildir. Çünkü gözleri karanlığa değil, aydınlığa yani beyaza bürünür. Ne yapacağını şaşıran adam, doğruca hastaneye gider. Körlük maalesef bulaşıcıdır. Kendisini muayene eden doktor da bundan nasibini alır. Derken, bu hastalık tüm şehri etkisi altına almaya başlar. Hükümet ise körleşen halkı hapishaneden bozma bir yerde karantinaya alır.

İşler buradan sonra değişir. Çünkü hükümet, hastalığı kontrol altına alamamaktadır. Her geçen gün artan kör sayısı, karantinadaki nüfusu artırmaktadır. Bu ise güç dengelerinde değişime neden olacaktır. Karantina bölgesinde çeteler oluşmaya başlar. Herkesten haraç kesen bu çeteler, insanları öldürmekte ve onlara tecavüz etmektedirler. Tüm bunları yakından izleyen ise doktorun karısıdır. Körlük hastalığına yakalanmayan tek kişi bu kadındır. Kocasını yalnız bırakmamak için kör taklidi yaparak hapishaneye girmiştir ve buradaki tüm vahşete tanıklık etmektedir.

Bir gün, hapishanede çıkan yangın sonucu insanlar karantina bölgesinden kurtulmayı başarırlar. Artık ülkede kör olmayan kimse kalmamıştır. Yeni bir düzen yaratmalı ve bu düzene ayak uydurmayı başarmalıdırlar. Peki, ama nasıl?

24. Çatı - V. C. Andrews

24. Çatı - V. C. Andrews

Zalim bir anne, yalanlarla örülü bir dünya ve tavan arasına sıkışıp kalan duygular...

Bencil ve zalim anneleri tarafından yaşadıkları dünyadan çeşitli yalanlarla koparılıp bir çatıya hapsedilen dört masum çocuğun dehşet dolu dramını anlatan Çatı, tüm dünyada milyonlarca insanı büyüledi.

25. Ölmek - Arthur Schnitzler

25. Ölmek - Arthur Schnitzler

Stanley Kubrick'in Eyes Wide Shut (Gözleri Tamamen Kapalı) adlı filminin öyküsünü yapan romanın yazarı ve Freud'un zihnini uzun yıllar işgal eden, ona yeni hedefler -ya da engeller- koyan bir romancı, Arthur Schnitzler. Böyle dediğimizde, çağdaş okur için oldukça etkileyici referanslar bunlar ama doğru referanslar bunlar. Avusturyalı yazar, bu kısa romanında Felix'in ölümcül hastalığı çerçevesinde insanın hallerine bakıyor. Genç bir çift olan Felix ve Marie'nin önünde ölümden başka bir engel daha var. Artık bu hayatta çok az bir vakti kalan genç adam, sevgilisi Marie'ye, 'benimle ölür müsün?' diyor. Siz olsanız böyle bir durumda ne yapardınız?

Bu içerikler de ilginizi çekebilir 👇

Samsung Data Code
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
8
3
1
1
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?