Bir İçime Sorayım: Kararlarımızı Aslında Kim Veriyor?
“Mantığa uygun ama değerlerinize ters bir karar, ayağa dar gelen şık bir ayakkabıdır. Vitrinde parlar, yolda yürütmez.”Şebnem Toker · OnedioBir önceki yazımda Richard Barrett'in Değer Odaklı Kurumlar kitabından yola çıkarak 'kişisel dağıntı-entropi' kavramı üzerine düşünmüştük. Kitap, insanı ve liderliği farklı açılardan yeniden okumaya davet eden zengin bir kaynak. Bu kez aynı sayfalarda beni durduran başka bir başlığın peşine düşmek istiyorum: Kararlarımızı aslında kim veriyor?Çevremdekiler bilir. Karar anlarında benden en çok iki cümle duyarlar: 'Bu konuyu bir içime sorayım' ve 'Üzerine uyumak istiyorum' Kimine göre bu kararsızlıktır, kimine göre nazlanmak. Benim içinse, içime sormak bambaşka bir şey. Bazen bir konuya giriş yapmanızın önünde saydam bir bariyer belirir. Herkes ve her şey sizi cesaretlendirirken, içinizdeki bir ses o adımı atmamanızı söyler. Sonra bir gün dönüp bakarsınız ve önünüzde duran o süptil bariyerin aslında sizi koruduğunu fark edersiniz.Peki o bariyeri kuran kim? İçgüdü mü, sezgi mi, yoksa geçmişin korkuları mı? Barrett, kitabının eklerinde bu soruya ilgi çekici bir çerçeve sunuyor. Karar vermeyi altı farklı kaynaktan inceliyor: içgüdüler, bilinçaltı inançlar, bilinçli inançlar, değerler, sezgi ve esinlenme. Her biri bilincin farklı bir katmanından konuşuyor. Hayatta kalma ihtiyacından hizmet bilincine uzanan yedi düzeyli gelişim modelinde, kararın dili de katman katman değişiyor. Gelin, bu altı kapıyı birlikte aralayalım.