Doğum Lekeleri Neden Olur?
Birçok anne ve babayı endişelendiren doğum lekeleri daima bir hastalık belirtisi olarak değerlendirilmemelidir. Mavi, pembe, mor ya da kahverengi renkte olan ve yenidoğan bebeğini vücudunun herhangi bir bölgesinde görülen lekeler, kimi zaman bir hastalığın belirtisi olabildiği gibi, kimi zaman da tedavi dahi gerektirmeden kendi kendine kaybolabilmektedirler. Doğum Lekesi Türleri ve Nedenleri Doğum lekelerine birçok bebekte rastlanılabilir. Birçok farklı renkte görülen doğum lekelerinin pek çoğunun sebebi tam bilinmediği gibi, büyük bir çoğunluğu da geçici olup, hiçbir tedavi gerektirmeden zamanla yok olur. Her yüz doğan bebeğin 10′unda doğum lekesi vardır. Doğum lekeleri deride kan damarlarının demetler halinde bir araya gelmesi ile oluşmaktadır. Bu lekeler genelde düz veya kabarık, pembe,kırmızı veya mavimsi görünümdedirler. Doğum lekelerinin oluşum nedeni tam olarak bilinmemektedir. Birçok doğum lekesi kalıtsal değildir ve gebelik esnasında olan bir olaydan kaynaklanmazlar...haber kaynağı: 724saglik.org/gebelik
Biotin Nedir, Faydaları Nelerdir?
Biotin’in Genel Özellikleri Biotin, Koenzim R ya da H Vitamini olarak da bilinir. Suda çözünür, sülfür içerir ve B kompleks ailesinin bir başka üyesidir. Yağ ve proteinin normal metabolizması için gereklidir. Bağırsak bakterisi tarafından sentezlenebilir. Çiğ yumurta vücutta emilimini önler. B2, B6, niasin ve A ile sinerjiktir ve sağlıklı cilt sağlar. Faydaları Saçların beyazlaşmasını önlemeye yardım eder. Kellik için önleyici tedavide yardımcı olur. Kas ağrılarını yatıştırır. Egzama ve deri iltihaplanmasını azaltır. Kırık ve çatlak tırnakları önler ve iyileştirir. Yetersizliğinin Neden Olduğu Hastalıklar Yüzde ve vücutta egzama, aşırı bitkinlik, yağ metabolizmasının bozulması, anoreksi, alopesi, depresyon. haber kaynağı: 724saglik.org/vitaminler
Size Sigarayı Bıraktıracak Film 'Bırakmak İstiyorum'un Fragmanı
‘Bırakmak İstiyorum’ filminin fragmanı yayınlandı!“Sinemada bir film izleyeceksiniz ve sigarayı bırakacaksınız” desek, inanır mısınız?Yönetmenliğini Yücel Yolcu’nun, yapımcılığını İpek Sorak’ın üstlendiği “Bırakmak İstiyorum” filmi; Emre Üstünuçar’ın 10 yıllık terapistlik tecrübeleri ışığında sigara bağımlılığına tutulan bir ayna…BÖCEK Film’in yapımcılığını üstlendiği, dünyanın ilk ve tek sigara bıraktıran filmi “Bırakmak İstiyorum”; Cinemaximum işbirliğiyle, 4 Nisan 2014’de vizyonda!‘Bırakmak İstiyorum’ filminin fragmanını izlemek için lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayın.
Dr. Mehmet Öz'den Diş Beyazlatma Formülü
Kim istemez daha beyaz dişlere sahip olmayı… Dr. Mehmet Öz beyaz dişlere kavuşmak için evde karbonat ve limon suyu ile hazırlanan bir karışımı uygulamayı öneriyor. Tarifte kullanılan karbonat miktarı bir fincanın dörtte biri kadar. Limon suyu da bir limonun yarısı kadar. İşte, Dr. Öz’den adım adım evde diş beyazlatma yöntemi - Limonu karbonatın içine sıkın. Dr. Öz, hazır limon suyunu tavsiye etmiyor, taze limon kullanmanızı öneriyor. - Limon suyu ile karbonat karışımı köpüklü bir hale gelecek. - Bir miktar pamuğu karışıma batırın ve dişlerinize sürün. - Limon ve karbonat karışımını dişlerinizde yaklaşık bir dakika kadar bekletin. Dişlerinizdeki asidi çıkarmak için dişlerinizi fırçalayın. Hem karbonat ve limon karışımı tadını ağzınızdan uzaklaştırmak hem de karışımın dişlerinizi aşındırmasını engellemek için karışımı ağzınızda fazla bekletmeyip dişlerinizi fırçalamayı ve ağzınızı çalkalamayı ihmal etmeyin.
Pilates Topuyla Daha Sağlıklı Bir Doğum
Doğumda top kullanımı bedeni rahatlatarak daha sağlıklı bir doğum ortamı sağlıyor. Sağlıklı bir yaşam için en çok tercih edilen spor dallarından biri olan pilates hamilelerin de doğuma hazırlık sürecinde sık tercih ettiği yöntemlerden biri. Egzersizlerde kullanılan pilates topu keşkesiz bir doğumun vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor. Kadının doğumu sırasında yatarak değil, bedeninin istediği hareketleri yaparak doğum yapması anlamına gelen aktif doğum hareketinin Türkiye’deki temsilcisi olan İstanbul Doğum Akademisi kurucularından Dr. Hakan Çoker doğumda top kullanımı hakkında bilgi eksikliği olduğunun altını çizdi. Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Çoker: “Doğum esnasında kullanılan top, hareketleri kısıtlayan yatağa alternatif olarak kullanılıyor. Topun üzerine oturmak leğen kemiğinin doğal olarak sallanmasını ve dönmesini teşvik ederek anne karnındaki bebeğin aşağı inmesini destekliyor. Doğum topu baskı yaratmadan perinal destek sağlıyor ve bebeğin leğen kemiğindeki pozisyonunun korunmasına yardımcı oluyor. Hamile bayanların uyguladığı pilates egzersizlerinin hem hamilelik sırasında hem de normal doğum esnasında ortaya çıkan sırt ve bel ağrılarını, kramp ve sancıların etkilerini hafifletirken doğumun da kolay ve hızlı gerçekleşmesini sağlıyor. Anneler pilates topunun doğumda kendilerine uygun pozisyonlar yaratarak bebeğin gelişini kolaylaştırdığını söylüyor” dedi. Çoker, hareket özgürlüğü verilen bir kadının doğumunun daha konforlu olacağını belirterek, bir çok bilimsel çalışmanın hareket özgürlüğünü destekleyen aktif doğumu desteklediğinin de altını çizdi. Doğumda hareket özgürlüğü annenin doğum dalgalarını çok daha rahat karşılamasını ve bebeğin doğum kanalında ilerlemesini destekliyor. Topun üzerinde oturmak çömelmeye benzer ve leğen kemiğinin açılmasını sağlayarak doğumun hızlı gerçekleşmesini sağlar. Topun üzerinde hafifçe hareket etmek doğum sancılarını büyük ölçüde azaltır. Oturma pozisyonu, ayrıca doğum esnasında annenin sırt ve beline hafif masajlar yapılmasına ve anneye destek olunmasına imkân tanır. Gerek açılma gerekse bebeğin çıkışı sırasında top kullanımı doğumun çok daha kolay ve sağlıklı gerçekleşmesini sağlar.
Salatalık Diyeti ile Sağlıklı Zayıflayın !
Merhaba sevgili onedio.com okurları. Bugün sizlere Ender Saraç'ın hızlı kilo verdiren 'Salatalık Diyeti'ni paylaşacağım. Salatalık diyeti protein ve vitamin deposu özellikleriyle bilinir. Ödem sökücü ve hızlı sıkılaşma özellikleriyle de oldukça yararlıdır. Protein ağırlıklı olan salatalık diyetinde salatalık ve kabak bol olarak tüketilmelidir. Diyet 3 günlük bir diyettir.3 günde ortama 1.5 kiloverdirebilmektedir. Eğer daha uzun yapmak isterseniz 10 gün ara verip tekrar 3 günlük salatalık diyetini tekrar uygulayabilirler.Az yağlı, kızartma olmayan hayvansal ve bitkisel protein, yeşil mercimek ve tavuk etinin beyaz kısmı, yumurta beyazı ile hazırlanmış omlet gibi bol proteinli besinler tüketmelisiniz. Diyetin ana amacı protein + salatalık ve kabak şeklindedir. Kilo vermede oldukça etkili bir diyettir.Örnek Salatalık Diyeti ListesiSabah Kahvaltı1 bardak ılık, ballı, limonlu su ve 2 adet salatalık ya da 2 adet salatalık, kendi parmağınız ölçüsünde 2 parmak yağsız dil peyniriAra Öğün 2 adet salatalık, 1 bardak çok sulu ayran ya da 3 ceviz içi ve 3 adet salatalık ya da 1 adet yeşil elma Öğle1 kase light yoğurt, üzerine 1 tatlı kaşığı zencefil ve 3 orta boy haşlanmış kabakAkşam 3 Yumurta beyazından bol proteinli yağsız ya da çok az yağlı omlet yanında 2-3 adet salatalıkDiğer günlerde de yeşil mercimek, tavuk etinin beyaz kısmı gibi gıdalar ve yanında 2-3 adet salatalık tüketebilirsiniz.Ender Saraç akşam yemeklerinin erken yenilmesini önermektedir. Çünkü erken yemek sizin kilo vermenizde en büyük etkenlerden biri. Çünkü geç yenilen akşam yemekleri, hazmı uzun sürdüğü için yatağa girdiğinizde size kilo olarak dönmektedir. Diyet süresince bol bol su içebilirsiniz. Rezene ve yeşil çayları tüketebilirsiniz.Egzersiz yapmak daha hızlı kilo vermenize yardımcı olabilir.
Yarpuz Bitkisi Ve Faydaları
Çoğunlukla ciğer nanesi olarak bahsedilen bu bitki soğuk algınlıklarının tedavisinde nefes yoluyla akciğere çekilen ilaç olarak kullanılır; ayrıca baş ağrısı, adet sancıları ve ağrılarının tedavisi ve göğsü yumuşatmak için çay olarak da kullanılır. Yarpuz yağı, evcil hayvanlar için mükemmel bir doğal böcek kovucudur. Evcil hayvanın tüylerini aralayın ve doğrudan birkaç damlayı kedi ya da köpeğinize uygulayın...haber kaynağı: 365haber.org
'Kestane Balı' Kış Hastalıklarının İlacı
Kış mevsimini yaşadığımız şu günlerde uzmanlar, hastalıklara karşı koruyucu olarak kestane balını tavsiye ediyor. Birçok çeşidi bulunduğunu belirten uzmanlar tadı, rengi ve kokusuyla farklı olan kestane balının, özellikle soğuk havalar bastırmadan grip ve soğuk algınlığına karşı tedbir olarak kullanılabileceğini belirtiyor. Samsun Canik Başarı Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ferhat Öztürk, halk arasında mide ve akciğer rahatsızlıklarında tedavi edici özelliğiyle bilinen kestane balının, aç karna günde bir tatlı kaşığı yenerek vücut direncini arttırdığını söyledi. Öztürk, 'Aslında balın şifa olarak kullanılması çok yeni bir şey değil. Yalnız insanoğlu uzun yıllardır, özellikle son bir iki yüzyıldır bu tür doğal ilaçlardan, doğal şifa vesilelerinden uzak kaldı. Araştırmalara bakılırsa yaklaşık 3 bin yıllık Sümer tabletlerinde dahi balın hem gıda hem de şifa vesilesi olarak kullanıldığına rastlamaktayız. Bunun yanında İbni Sina´nın 'El Kanun Fi´t Tıp (Tıbbın Kanunu)' adlı kitabında 35´ten fazla bal reçetesi var; yani balın değişik hastalıklarda kullanılabileceğine dair reçete var. Bunun yanında dinî kaynaklarımızda da bununla alâkalı çok ciddi, teşvik edici ifadeler mevcut. Özellikle antimikrobiyal etkisiyle mikropları öldürüyor, bakterileri, mantarları ve hattâ bir kısım virüsleri dahi egale ediyor, yani vücuttaki arızanın büyümesini de engelliyor.' dedi. 'BİYOLOJİK AKTİVİTESİ EN YÜKSEK BAL KESTANE' Kestane balının, muhteviyatından ötürü daha bir önem kazandığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Öztürk, 'Kestane balı, antimikrobiyal özelliği ve biyolojik aktivitesi sebebiyle hem enfeksiyon hastalıklarında hem açık yaralarda hem şeker yaralarında hem de yatak yaralarında, özellikle derin enfeksiyon yaralarında çok ciddi etki gösteriyor. Aynı zamanda soğuk algınlığı, öksürük, grip gibi durumlarda oldukça faydalı bir gıda. Bal Araştırma Merkezi'ne gelen 95 tane bal örneğimiz var. Bu 95 örneği biyolojik aktivite, antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesi yönüyle incelediğimizde en etkili, biyolojik aktivitesi en yüksek bal olarak kestane balını bulduk. Sonuç olarak hastalık öncesi koruyucu tedavi metodu olarak kestane balını kullanabiliriz. Mümkünse sabahları aç karna, tatlı kaşığıyla tüketmekte fayda var.' şeklinde konuştu. 'KESTANE BALININ SAHTESİNİ YAPMAK ZOR' Şifalı özelliğinin yanısıra keskin kokusu ve tadıyla bilinen kestane balının sahtesinin üretilmesinin, diğer ballara kıyasla oldukça zor olduğunu belirten bal üreticisi Şakir Sever ise, 'Halk, kestane balının ne olduğunu yeni yeni öğrenmeye başlıyor. Her sene kestane balına ilgi giderek artıyor. Kestane balı almaya gelenler, daha çok mide ve akciğer rahatsızlıkları olan kişiler. 60-70 lira arası satılıyor. Bedeli fazla belki ama içeriği itibariyle de metabolizmaya katkısı çok. Nefes darlığı olanların da tercih ettiği bir ürün. Mide rahatsızlıklarına iyi geliyor. Akciğerde balgam söktürücü özelliği var. Sindirimi rahatlatıyor. Özellikle karnında şişkinliği olanlara, öksürüğü olanlara iyi geliyor. Yalnız bir de 20-25 liraya satılan kaçak ballara itibar etmemek lazım.' dedi.
Tıp Fakültesinde Okuduğunu Belli etmenin 12 Yolu
Tıp fakültesini kazanmak, okumak, bitirmek, doktor olmak zordur, hepimiz biliyoruz. Ama aranızda hala bilmeyenler olabilir diye işte size tıp fakültesinde okuyan bir öğrencinin size bunu anlatmak için seçtiği 12 yol.
Zayıflamaya Yardımcı Olan Bitki Çayları
Şişmanlıkla ilgili fizyolojik bir probleminiz yoksa beslenme düzeninizi ve yaşam tarzınızı değiştirerek şişmanlıktan kurtulabilirsiniz. Şişmanlığın günümüzün en sık rastlanan sağlık problemleri arasındaki oranı giderek artıyor. Şişmanlık başlı başına bireylerin hayat kalitesini düşüren bir hastalık zaten. Ama bununla birlikte kanser, kalp damar hastalıkları, endokrin hastalıkları ve diyabet gibi birçok sorunun da habercisi olabiliyor. Şişmanlığın daha küçük yaşlarda daha sık görülmesi sorunun tehlikeli boyutlara ulaşmaya başladığının bir göstergesi. Ne mutlu ki artık hem uluslararası hem de ulusal otoriteler konuyla ilgili ciddi önlemler ve bilinçlendirme kampanyaları düzenliyor. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilecek şişmanlığı besleyen kişisel etkenlerin başında beslenme düzeni bozukluğu ve hareketsizlik geliyor. Yani şişmanlığa karşı başka bir fizyolojik rahatsızlığınız yoksa beslenme düzeninizi ve yaşam tarzınızı değiştirerek mücadele edebilirsiniz. Şu ana kadar şişmanlığı önleyecek bir ilaç ya da aşı henüz geliştirilemedi. Piyasada ise zayıflattığı söylenen birçok zararlı kimyasal içeren kapsüller bulunuyor. Bu kapsüllerin içerikleri net olmadığı gibi kullanımı ölümcül sonuçlar doğuruyor. Bu ilaçların içeriklerinin tamamen bitkisel olduğu söyleniyor ancak incelendiğinde sonucun bu yönde olmadığı görülüyor ve kullanıldığında da kötü sonuçlara neden oluyor. Bu noktada zayıflama ve kilo kontrolünü destekleyici olarak bitki çaylarının kullanımını öneriyoruz. Uzman firmalar tarafından üretilmiş, içeriği belli bitki çayları, günlük hayatımızda sağladığı kullanım kolaylığı ile beslenme programlarının vazgeçilmezi olarak yerini alıyor. İçerikleri ile vücutta yağ birikiminin engellenmesini, vücuttaki ödemin atılabilmesini, şeker metabolizmasının düzenlenmesini, bağırsaklarda besinlerin kalış süresinin kısaltılmasını sağlayan çaylar kilo kontrolüne yönelik uygulamalarda daha hızlı ve kalıcı sonuçlar alınmasına yardımcı oluyor. Ancak bitki çaylarında da önemle altı çizilmesi gereken bir konu var. Güvenilir şekilde el değmeden paketlenmiş ürünleri tercih etmek, sağlımızı korumak adına atacağımız “bitki çayı kullanımı adımlarının” başında gelmeli. Açık olarak satılan ve kaynatılarak kullanıma sunulan bitkilerin üzerlerindeki küf, bakteri, ilaç kalıntısı ve fiziksel kirlilikler gibi tehlikeler asla göz ardı edilmemeli. Bir diğer önemli nokta ise hangi çayın, hangi bitkinin hangi etkiye karşı kullanılması gerektiğini bilmekten geçiyor. Burada ise biz hekimlerin, uzmanların ve bitki çayı üreten markaların tavsiyelerini dinleyerek ilerlemek gerekiyor. İçeriği tam olarak bilinmeyen, kuvvetli biyolojik sonuçlara yol açabilecek bitkileri kullanmadan önce yeterince araştırma yapmak şart. Yanı sıra bitki çayını kullanacak kişinin yaş grubu, ergenlik, hamilelik gibi özel durumları da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Örneğin; hamileler için kafein içermeyen beyaz çay gibi ürünler tavsiye edilirken, ergenlik çağındaki bireylere ise vitamin ve mineral içerikli çaylar önerilmelidir. •Yeşil ve beyaz çay Yağ yakıcı etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış bu çaylar, zengin kateşin içeriği ile zayıflama sürecinin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. • Mate, kekik, biberiye içerikli çaylar Yağ yakıcı etkilerini yoğun olan bu bitkiler, değişik lezzetler ile harmanlanmış olarak kullanıma sunuluyor. • Barut ağacı Bağırsakların hızlı boşaltılmasına yardımcı olurken, kiraz sapı, funda yaprağı da vücuttaki ödemin atılmasına yardımcı oluyor. • Dut yaprağı ve tarçın kabuğu Şeker metabolizmasının düzenlenmesi ve insülin direncinin kontrol altında tutulması konusunda etkileri ortaya konulmuş bitkiler olarak diyetlerimizde yerini alabiliyor.
Hamilelikte Hangi İçecekleri İçebiliriz?
Doğal ve sağlıklı beslenmenin öneminin arttığı bu günlerde bilhassa hamilelik döneminde beslenme özen gösterilmesi gereken bir konudur. Hamilelikte kullanılan bitkisel çaylar; bulantıyı azaltmak veya önlemek, ağrıları azaltmak, vücutta oluşan ödemi atmak ve emzirme dönemi süresince süt salgısını arttırmak için kullanılmaktadır. Bitki çayları masum gibi gözükse de yüksek dozlarda alındığında olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Hamilelik dönemi süresince en iyi tüketilecek sıvılar içme suyu, taze meyve suları ve süttür. Ayrıca hamileler sıcak içecek olarak süt, sıcak çikolata, salep gibi süt içeren içecekleri tüketebilirler. Kola, çay, yeşil çay ve kahve, kafein sebebiyle günlük kullanımı maksimum iki fincan veya bardak ile sınırlanmalıdır. bilhassa beyin hücrelerinin gelişimini engelleyen bir madde olan alkolden hamilelik dönemi boyuunca uzak durmak gerekir. Hamilelik döneminde rahatlatıcı bitki çayları Adaçayı Direnci arttırır, sinirleri yatıştırır, bulantıyı azaltır, hazmı düzenler, ödem atımını sağlar. 5-6 adet adaçayı yaprağını demleme kabı içerisinde kapalı olarak 10 dk. bekletilerek hazırlanabilir ve gün zarfında 1 – 2 kupa içilebilir. haber kaynağı: 724saglik.org
Sezaryen Doğum Hakkında Merak Edilenler
Anne adayları hamile kaldıklarını öğrendikleri andan itibaren hangi şekilde doğum yapacağını düşünmeye başlar. Bebeği ve kendisini tehlikeye atmayan en kolay doğum şeklini bulmaya çalışırlar. Doğum olayı halk arasında yanlış, abartılarak, kulaktan kulağa eksik anlatılan bir olaydır. Çoğunlukla kötü bir doğum hikayesi olan biri başka bir adayı gereksiz yere korkutup telaşlandırabilir. Lakin hamilelik aşaması gibi doğum da her kadın için kişiseldir ve birbirinden farklı şekilde gelişebilir. Önemli olan kişinin kendi psikolojisi tanıyarak kendisi ve bebeği için en doğru olan doğum şeklini tercih etmesidir. Gebelik sürecinin gidişatı doğum şeklinin belli olması açısından önemlidir. Örneğin yüksek kilodaki bebeklerin doğum şekli genelde sezeryandır. Ya da ters duran, gebeliğin sonlarına doğru başaşağı dönmesi gereken lakin dönmeyen bebeklerin doğum şekli de sezeryandır. Sezeryan doğum literatürde prenses doğum olarak da adlandırılır. Sezeryan doğum “prenses doğum”da denilmesinin nedeni kolay ve acısız bir doğum olmasıdır. Sezeryan doğum bir karın ameliyatı olup gebe kadının kasıklarından yatay bir kesik ya da nadiren dikey bir kesik atılarak bebeğin oradan çıkarılması işlemidir. Sezaryen doğum sırasında en dıştan en içe doğru kesilen katmanlar şöyledir; en dış cilt, cilt altı yağ doku, kas kılıfı, karnın ön duvarındaki kas, karnın zarı, rahimin çevresinde bulunan zar, rahim kası ve amniyon kesesi....haber kaynağı: 724saglik.org
Herkes Nakilsiz Mucizeyi Konuşuyor
Ameliyat hastanın tamamen kendi dokuları kullanılarak gerçekleştirildi.Gaziantep'te yoksul ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Asiye Engiz, bebekken tamamen yanan yüzünün görüntüsü nedeniyle okula gidemedi ve doktorların tedavisinin mümkün olmadığını söyleyince hayatını evin içinde geçirmeye başladı. Toplumdan izole bir yaşam süren ve bu nedenle evlenemeyen Asiye Engiz, yaklaşık 2 yıl önce Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı'na başvurdu. Plastik cerrahi alanında geliştirdiği yöntemlerle tanınan Prof. Dr. Mehmet Mutaf, kendisine başvuran kadının nakil yapılmadan kendi dokularıyla yeni bir yüze kavuşması için çalışma başlattı. 'NAKİLSİZ MUCİZE' Birbiri ardına yapılan ameliyatlar ile Asiye Engiz'in yüzüne kavuşmasının ardından basın toplantısı düzenleyen Prof.Dr. Mehmet Mutaf, ortaya çıkan tabloyu 'nakilsiz mucize' olarak yorumladı. Bebeklik çağında yanan Asiye Engiz'in, burnu dahil alın ve yüz bölgesindeki bütün yumuşak dokuyu kaybetmiş şekilde kendilerine geldiğini anlatan Prof.Dr. Mutaf, 'Hastayı daha ilk gördüğümüzde mevcut yöntemlerin ötesinde bir çözüme muhtaç olduğumuz aşikardı. Zira, burun yapılabilmesi için kullanılabilecek alın bölgesi dahil tüm yüz yanıktan etkilenmişti ve yüzün tamamı için yeni bir deri örtüsü gerekiyordu. Klasik yöntemlerin yeterli olmadığı bu vakada, yıllar içinde oluşmuş bilimsel birikim ve tecrübelerimizin ışığında geliştirmiş olduğum yeni bir cerrahi yaklaşımın uygulanmasına karar verdik. Hastamız bu yeni tekniğin kullanıldığı ilk 2 vakadan birisidir. Ancak yöntem hali hazırda başka hastalarımızda da uygulanmaya başlanmış durumda. Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan ve bir çok hasta için yüz nakli ihtiyacını ortada kaldıracak bir alternatif olabileceğine inandığımız bu yöntemde hastanın kendi kıkırdak ve kemiği ile yapılan 3 boyutlu bir iskelet çatı, ön koldan damarları ile birlikte alınarak, mikro cerrahi tekniğiyle yüz bölgesine taşınan zarımsı bir yapı ile örtüldükten sonra boyunda doku genişletme yöntemi ile elde edilen tam kalınlıklı bir deri örtüsü ile kaplandı. Bu şekilde normal yüz derisi gibi yumuşak, pürüzsüz, ince ve iyi kanlanan bir örtü elde edildi. Ayrıca oluşturulan bu yeni deri örtüsü altına karın bölgesinden alınan yağ dokusunun yerleştirilmesi ile yüze normale yakın bir form ve dolgunluk sağlanmaktadır. Yöntem yeni bir yüz yapmaya izin verirken, doku alınan boyun ve önkol bölgelerinde çizgisel izlerden başka bir hasar bırakmamaktadır. Hastanın yüzüne normal bir ifade kazandırmak için saçlı deriden alınan kıl kökleriyle kaş nakli de yapıldı.' RENK VE DERİ ÖRTÜSÜ NEDENİYLE BOYUN TERCİH EDİLDİ Operasyonda yüzde oluşan kayıp doku ve yapıların yeniden yapımı noktasında hasarlanmış dokunun benzer bir doku ile yerine konulmasını öngördükleri anlatan Prof.Dr. Mutaf, 'Boyundan elde edilen deri örtüsü renk, esneklik ve diğer dokusal özellikler itibarıyla yüz ile mükemmel bir uyum sağlamaktadır. Estetik ve fonksiyon açıdan üstün sonuçların bir sebebi de budur. Ancak bu hastamız gibi yüz yumuşak dokularını tamamen kaybetmiş hastalarda boyun derisi tam kat olarak uygulansa bile yüz için yeterli etki sağlayamayacağı için bu deri mikrocerrahi ile taşınan önkol fasyası ve yağ greftleri ile kombine edilerek uygulanmıştır. Bu şekilde normal yüz deri örtüsü vasfına yakın bir kalınlık ve elastikiyet kazandırılmıştır' dedi. YÜZ NAKLİ OLANLAR KANSER RİSKİ TAŞIYOR Kendi dokuları ile yeni yüze kavuşan hastaya yüz naklini uygun görmediklerini, yüz nakli olan kişilerin ilaca bağlı olarak yaşadığını ve yüzde 51'inin nakilden sonraki 5 yıl içerisinde kanser olduğunu anlatan Prof. Dr. Mutaf şunları söyledi: 'Yüz nakli ameliyatı sonrası doku reddini önlemek için vücudun bağışıklık sistemini baskılayacak ilaçların kullanılması gerekmektedir. Hastanın ömür boyu kullanması gereken bu ilaçların bilinen yan etkileri ise kanser gelişimine yol açıyor. Benzeri ilaçları daha düşük dozlarda kullanan böbrek nakli hastalarında bile ilk 5 yılda yüzde 51 oranında kanser gelişebildiğine dair yayınlar mevcuttur. Ayrıca diabet, fırsatçı enfeksiyonlardan ölüm riski ve kesinlikle anlamlı olarak azalmış bir ömür sürecidir. Ayrıca, kimlik bunalımı yani nakledilen yüze aynada bakıp, 'bu ben miyim?' sorusuyla yüzleşmek çok ağır bir psikolojik süreçtir. Bizim tekniğimiz ile kendi dokularının kullanıldığı hasta 1-2 hafta içinde iyileşmekte, ömrü boyu da herhangi bir ilaç almadan, doktor kontrolüne gerek kalmadan normal bir yaşam sürmektedir. Dolayısıyla yüz nakli en son seçenek olarak saklanmalıdır.' Yüz nakli konusunda toplumun yeterli derecede aydınlatılmadığını da savunan Prof.Dr. Mutaf, şöyle devam etti: 'Yüz nakli, normale yakın bir yüz sağlamak için hastanın genel sağlığını ciddi olarak bozan ve hastayı yaşam boyu ciddi risk altında bırakan ağır bir girişimdir. Hasta olarak da, hekim olarak da yüz nakline karar verme noktasında çok iyi düşünmek gerekir. Kesinlikle estetik amaçlı bir ameliyat olarak görülmemelidir. Kesinlikle toplumda anlaşıldığı gibi masum bir deri değişim ameliyatı değildir. Ancak maalesef, toplumda böyle bir algı oluşmuş durumda. Ülkemizde gerçekleştirilen yüz nakli ameliyatları sonrasında basında yer alan ve yüz nakli bekledikleri ifade edilen kişilerin resimlerine baktığımda mesleğim ve o insanlar adına gerçekten tedirgin olduğumu söyleyebilirim. Zira şu anda yüz nakli risklerinin yeterince anlatılmadığı, anlaşılamadığı toplumumuzda gerçekçi olmayan bir beklenti ortamı oluşmuştur. Yüzünde birazcık izi olan insanların yüz nakli beklentisi içinde olması ya da yüz nakli adayı olarak değerlendirilmeleri gerçekten ürkütücüdür. Bu hastada uyguladığımız yeni yöntemin bilimsel camia yanı sıra kamuoyu ile paylaşılmasındaki temel amacımız da; insanlara yüz nakli dışında kendi dokularının kullanımı ile normale yakın bir yüz yapılmasının mümkün olduğunu göstermek ve bu yolla yüz nakillerinde hasta seçimi kriterlerinin yeniden düşünülmesini sağlamaktır.' ASİYE HER GENÇ KIZIN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYOR Prof.Dr. Mutaf açıklamalarının ardından serviste tedavisi süren Asiye Engiz'i ziyaret etti. Engiz ile sohbet eden Prof. Dr. Mutaf, amaçlarının benzer durumda olan kişilerin kendi dokularıyla yeni bir yüze kavuşabileceklerini göstermek olduğunu ve yüz nakli operasyonlarının son çare olarak düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Mutaf, gazetecilere konuşmak istemeyen Engiz'in ameliyatının ardından en çok ne yapmak istediği yönündeki bir soruyu; 'Asiye aynada yüzüne bakıp mutlu oldu. İlk kez mekyaj yaptı. Asiye, her genç kızın yapmak istediği hayallerini gerçeğe dönüştürmek istiyor' diye yanıtladı.Yurt
Güçlü Bir Antioksidan Üzüm Çekirdeği Ekstresi
Üzüm Çekirdeği önemli bir antioksidandır ve bitkisel tabloda önemli bir yere sahiptir. Üzüm çekirdeği ekstresi güçlü bir serbest radikal avcısıdır. Flavonoidler açısından zengindir. E ve C vitamininden daha güçlü olduğuna inanılır. Hücre zarlarının gerektirdiği kolajenin yıkımını engelleyerek dolaşımı güçlendirir. Kalbe sağlıklı etkileri vardır, kan pıhtısı oluşumunu yavaşlatarak aspirin benzeri etkide bulunur. Üzüm çekirdeğinin etkin maddesi olan proantosiyanidinler gözleri koruyabilir ve glokom, maküler dejenerasyon ve diğer görme bozukluklannın tedavisinde ve önlemesinde faydalıdır...haber kaynağı: 365haber.org