onedio
Diyeti Bozmamak İçin 6 Altın Kural
Diyet yapanların yüzde 90′ının bir hafta bile dolmadan diyeti bıraktığını belirten diyetisyen Mine Bilge’den diyeti bozmamak için altın öneriler Araştırmalara göre çoğu kişinin normalin üzerinde yeme nedeni ‘tamamen duygusal’. Yani yemek duygularla başa çıkmak için kullanılıyor. Diyetisyen Mine Bilge, diyet yapanların yüzde 90’ının bir hafta bile dolmadan diyeti bıraktığını belirtiyor. Kış gelince daha az hareket edip kendimizi daha çok yemeye veriyoruz. Hal böyle olunca kilo almak kaçınılmaz oluyor. Nisan geldiğinde panik başlıyor: ‘Çok kilo aldım, hemen diyete başlamam, yaza kadar kilo vermem lazım!’ Diyetlerden diyet beğenmek de kolay olmuyor, diyeti devam ettirmek de. Araştırmalara göre diyet yapanların yüzde 90’ı bir hafta bile dolmadan diyeti bırakıyor. Diyetisyen Mine Bilge ‘Yüzde 75 için normalin üstünde yeme nedeni ‘tamamen duygusal’. Yani başka bir deyişle yemek duygularla başa çıkmak için kullanılıyor’ diyor. Günlük enerjinin yüzde 50-55’inin karbonhidratlardan, yüzde 15-20’si proteinlerden, yüzde 25-30’unun da yağlardan sağlanması gerekiyor. 1000 kaloriden az diyetler kas ve saç kaybına neden olabiliyor. Diyette istikrar için 6 altın kural *Sürekli tartılmayın: Kiloyu sık sık kontrol etmek sadece cesaretinizi kırar. Gün içerisindeki ödem miktarının artması, bağırsaklarınızın çalışıp çalışmaması gibi bir çok sebep hatalı ölçümlere neden olacaktır. Beslenme günlüğü tutun: Yediğiniz ve içtiğiniz her şeyi saat saat mutlaka yazıp, kontrol edin. Besin çeşitliliği sağlamış ve neyin eksik neyin fazla olduğunu görmenizi sağlamış olursunuz. Haftada 1 öğününüzü serbest bırakın! Yasaklı yiyecekler daha cazip hale gelir. Yasaklı diyetler, tamamen hayatınızdan çıkarmaya çalıştığınız yiyecekleri bir süre sonra cazip hale getirecek ve sabah- akşam kendinizi o yiyecekleri tüketir halde bulacaksınız. Gözünüzü korkutmayacak hedefler belirleyin. 15 kilo vermeye şartlanmaktansa önce 3 kilo vermeyi hedef edinin, başardığınızda sevinin. Her gün aynı besinleri tüketmek diyeti sıkıcı kılar. Farklı şeyler tüketin. Tüketimlerinizde küçük değişiklikler yapmaya çalışın. Gün içerisinde enerjinizi ve motivasyonunuzu koruyabilmek için güne her gün farklı bir kahvaltı ile başlayın.
Siyah Noktalardan Kurtulun
Siyah noktalar pek çok kadının ortak sorunlarından biri. Bu sorun genellikle yağlı ve geniş gözenekli ciltlerde görülmekte. Oluşma sebepleri ise beslenme ve gün boyunca cildimizde biriken kir, yağ ve makyaj. Sivilceler ise siyah noktanın bir sonraki aşaması, eğer sivilceleri oluşmadan yok etmek istiyorsak siyah nokta konusuna özen göstermemiz gerekiyor. Sivilce olmadan kurtulunan siyah noktalar sivilcesiz bir cilt için atılacak en büyük adımdır. Siyah noktalardan kurtulmak için öncelikle gözenekleri açmamız gerekiyor. Buhar banyosu bunun en iyi yolu. Başınızın üstüne bir çarşaf veya havlu örterek geniş bir kaba koyduğunuz sıcak suyun buharına yüzünüzü tutun. 5-10 dakika bekledikten sonra siyah noktalarınız daha kolay temizlenecektir. Bu konudaki hatalı davranışlardan biri ise siyah noktaları temizlemek için sıkmak. Bunun yerine iğnesinin çıkarttığınız şırıngayla siyah noktaların üzerine hafifçe bastırarak onları çıkartmayı deneyebilirsiniz. Şırıngayla çıkaramadığınız siyah noktalarla sakın inatlaşmayın. Bu yüzünüzle leke, iz bırakabilir. Kalan siyah noktalar için çözüm ise peeling.Evde yapabilecek peeling tarifi;Gözenekleri temizleyip sıkılaştıran maske: 1 çorba kaşığı balı, 1 yumurta, 1 tatlı kaşığı ufalanarak kurutulmuş papatya ve 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış taze nane ile karıştırarak yüzünüze ve ensenize sürün. 10-15 dk bekledikten sonra ılık su ile durulayın.Geniş gözenekleri sıkılaştırıcı maske: Püre haline getirilmiş ya da dilimlenmiş domatesleri yüzünüze sürün. Kuruduktan sonra soğuk su ile cildinizi durulayın.Gözenekler için derin bakım ve temizlik: 100 lt kaynamış suya yarım limonun suyu ve kabuklarını, ardından 1 avuç dolusu bitki (biberiye, kekik, nane, mercanköşk, fesleğen, karanfil, maydanoz, kimyon, anason ya da rezene, papatya, lavanta ya da mürver çiçeği. (Not:Evinizde hangileri varsa) ekleyin. Sonra kabı masanın üzerine koyun ve saçınızı şeffaf bone ya da havlu ile kapatın. 25 cm’lik mesafeyle yüzünüzü 15 dk boyunca kaynamış suya tutun. Ardından soğuk su ile yüzünüzü durulayın.
Bitki Çayı Deyip Geçmeyin
Bitki çayları ile ilgili bilgi veren Dr. Funda Elmacıoğlu, bitki çaylarının bilinçli ve kararında tüketilmesinin yarar sağlayabileceğini ancak aksi durumların yarardan çok zarar getireceğini belirtiliyor.Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, bitki çayı kullanımının beslenmede doğru bilinen yanlışlardan olduğunu söylüyor. Kilo verme amacıyla tüketilen bitki çayı kullanımının abartılmasının sağlığımıza çok zararlı olduğunun altını çiziyor.Bilinçli tüketilmemesinin zararı dokunabilirBitki çaylarının bir zararı olmayacağından yola çıkara bilinçsizce tüketilmesinin doğru olmadığını söyleyen Elmacıoğlu, 'Kulaktan dolma bilgilerle sağlığımızla oynuyoruz. Bitkiseldir, zararı olmaz mantığı kesinlikle yanlıştır. Günde bir ile üç fincan bitki çayı içilmesi sağlık için yararlıdır ancak fazla miktarda tüketmemek ve hazırlanma aşamasında bazı kurallara dikkat etmek gerekir. Bazı bitkiler için demlenme süresi dahi önemlidir. Bazen yarardan çok zarar getirir.' diyor.Metabolizmayı hızlandırıyorProf. Dr. Elmacıoğlu, bitki çaylarının zayıflamaktan ziyade metabolizmayı hızlandırıcı etkisi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi;'Yapılan araştırmalarda bitkisel zayıflama çaylarının bileşenine en fazla giren bitkinin laksatif etki amacı ile kullanılan 'sinameki otu' olduğu belirlenmiştir. Uzun süre sinameki otu kullananlarda kas zayıflığı, tetani, anemi (kansızlık), yağlı dışkı, mide bağırsak kanamaları, baş dönmesi, çarpıntı, pankreas işlev bozukluğu gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bitki çaylarında bulunan flavonoidler gibi antioksidan maddelerin bazı yararları olabilir, ayrıca bazı bitkisel çaylar metabolizmayı hızlandırabilir ancak unutulmaması gereken, aşırı tüketildiğinde bitkisel çayların da zararlı etkilere sebep olabileceğidir. Bilinçsizce tüketimden kaçınılmalıdır.'
Diş Telleri Tarihe Karışıyor
Yeni nesil uygulamalardan olan Invisalign yöntemi ile görünümümüze zarar vermeden diş ve çene yapımızda olumlu değişiklikler yapılması mümkün. Konuyu işin uzmanı Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu ile görüştük.Geleneksel diş tellerinin dış görünümü bozması yüzünden tedaviyi zora soktuğunu söyleyen Kışlaoğlu yeni ve eski yöntem arasında farkları şöyle özetliyor;“Geleneksel diş telleri, yetişkinlik döneminde daha uzun sürebilen diş çarpıklığı tedavisini, dişlerin özellikle de ön yüzeylerini saran aparatlar nedeniyle zora sokabilmektedir. Söz konusu diş telleri, iş hayatının gerektirdiği prezantabl görünüme gölge düşmesini istemeyen kadın ve erkeklerin tedavi cesaretini kırabilmektedir. Teknolojinin getirdiği yenilikler neticesinde kullanılmaya başlanan yeni nesil tedavilerden olan , görünmez olması ve çıkarılıp takılabilmesi sayesinde, çalışanlara büyük avantajlar sağlamaktadır.”Tel gibi dikkat çekici aparatlara ihtiyaç duymadan uygulanması açısından değerli olan yöntemi şeffaf braket ve diş arkasından sabitleme yöntemi (Lingual braket) olmak üzere iki şekilde uygulanabilmekte. Şeffaf braketlerin bilgisayarda 3 boyutlu olarak modellenmesiyle diş yapısına en uygun ve kişiye özel olarak üretiliyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu bu iki yöntemin de 2 hafta kadar bir süre kullanıldığını belirtiyor.Çağdaş Kışlaoğlu, bu yöntemin estetik açıdan önemini vurgulayarak: “Invisalign yöntemi kullanılarak diş çarpıklığının tedavi edilme süresi, dişlerin de durumuna bağlı olarak, 1 ile 1,5 yıl arasında değişiklik göstermektedir. Ortodonti uzmanı desteğiyle yürütülecek olan bu süreç, geleneksel ortodonti yöntemlerinde daha uzun sürebileceği gibi, estetik açıdan da kişilerin sosyal ve iş yaşantılarında tatminsizlik sorunuyla karşı karşıya kalmalarına neden olabilecektir. Ancak uygulaması sayesinde, tedavinin daha kısa sürmesi ve kişilerin estetik kaygılarını da aynı anda gidermek mümkün olmakta, kişiler iş yaşamlarında hayal ettikleri gülüşü sergileyebilmektedir” diyor.
Bir Bardak Suyun 46 Faydası
Suyun faydalarını öğrenelim, daha çok tüketelim! Bir bardak suyun 46 yararı var Suyun insan vücudu için hayati önemde olduğunu bilmeyen yok. Az su içmek, vücudun tüm dengesini alt üst edebilir. Su; metabolizmanın düzenlenmesinde ve vücudumuzdaki tüm reaksiyonlarda görevlidir. Bakın bir bardak su içtiğinizde vücudunuzda neler oluyor! İşte suyun faydaları Susuz kalmak cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir. Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz. Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz. Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler. DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır. Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir. Bütün besinlerin, vitmin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metabolik aşamalarında görev yapar. Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır.
Göz Şişmesi Nasıl Geçer?
Sabahları aynaya baktığınızda şiş gözler görmek istemiyorsanız göz şişmesi ile ilgili haberimizi mutlaka okuyun. Göz hastalıkları mutlaka ama mutlaka önemsemeniz gereken konuların en başında geliyor. Hem birçok organ rahatsızlık sinyalini göz üzerinden veriyor hem de göz, sosyal hayatımızda en çok kullandığımız organ olduğu için bu açıdan da ayrı bir öneme sahip. Göz şişmesi neden olur? Uykusuzluk, alışılandan fazla kitap okumak, yorgunluk ve stres gibi nedenler gözlerinizin şişmesine ve kızarmasına neden olur.Göz şişmesinedenleri arasında ayrıca alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklar ve havasız ortamlarda bulunmak ve yemeklerinizde çok fazla tuz olması da bulunur. Göz şişmesi nasıl geçer? Göz şişmesi, bu rahatsızlığa sebep olan durumu ortadan kaldırdıktan bir süre sonra kendiliğinden geçecektir. Fakat siz evinizde uygulayacağınız birkaç basit uygulama ile göz şişmesi durumundan kurtulabilirsiniz. Bunlardan biri patetesi ve salatalığı yuvarlak dilimleyip 25 dakika boyunca şişen gözleriniz üzerinde tutmak ve daha sonra gözlerinizi iyice durulamaktır. Bir diğer yöntemde ise buz dolu poşeti dayanabildiğiniz kadar gözlerinize tutup bekletmek. Geçmişten günümüze gelen en önemli çözüm ise hepimizin bildiği gibi; çay. Demlenmiş çaya batırdığınız pamuğu 15 dakika boyunca gözünüzde bekletin. Bu uygulamayı yeşil çay ile de deneyebilirsiniz.
Reklam
Protein Çeşitleri ve Aralarındaki Farklar
Aynı 23 amino asitten üretilmiş olsalar bile bütün proteinler aynı değillerdir. Farklı fonksiyonları vardır ve vücudun farklı bölgelerinde çalışırlar. İki çeşit protein vardır; tam protein ve eksik protein. Tam protein doku üreten sekiz gerekli amino asidin uy­gun bir şekilde dengesini sağlar ve et, kümes hayvanı, deniz mahsulleri, yumurta, süt ve peynir gibi hayvan kökenli yi­yeceklerde bulunur. Eksik proteinin bazı temel amino asitlere ihtiyacı vardır ve tek başına alındıklarında verimli değillerdir. Bununla birlikte, küçük miktarlarda hayvan kaynaklı proteinle bir­leştirildiklerinde tam hale gelirler. Çekirdeklerde, kabuklu yemişlerde, bezelyede, tahıllarda ve fasulyelerde bulunur. haber kaynağı: 724saglik.org/beslenme ve diyet
Protein Desteği Nasıl Kullanılır?
Günlük protein gereksinimini yedikleri gıdalardan alama­yanlar için protein destekleri bulunmaktadır. En iyi formül­ler, bütün temel amino asitleri içeren soya fasulyesi, yumur­ta akı, kesilmiş sütün suyu ve yağsız sütten elde edilebilir. Likit ve toz formunda bulunabilirler. Karbonhidratlar ya da yağlar olmadan ve genellikle iki çorba kaşığı protein des­teği 26 gramlık protein içerir. 90 gram biftekten elde edece­ğiniz proteinle aynıdır. Protein destekleri içeceklere ve gıdalara basit bir şekilde eklenebilirler...haber kaynağı: 724saglik.org/beslenme ve diyet
Reklam
Adet Öncesi Sendrom (PMS)
Bu yazı kadınları, aslında dolaylı yoldan erkekleri de ilgilendiriyor. Çoğu kadın adet öncesi dönemde öyle sorunlar yaşıyor ki bu durum, birlikte yaşadıkları erkekleri de ister istemez etkiliyor.Aşırı yorgunluk, sıkıntı, asabiyet, üzüntü hali, içe kapanma, göğüste hassasiyet, kas ve baş ağrıları, karın şişliği, kabızlık, sivilcelenme adet öncesi hissedilen rahatsızlıklardan bazıları. Bu belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişiyor ve bazen öyle bir hale geliyor ki günlük yaşamı olumsuz yönde etkiliyor. Premenstruel Sendrom (PMS) da denilen adet öncesi sendrom, kadının sosyal yaşantısını derinden etkileyen bir durum olarak kabul ediliyor.Nedeni tam olarak belli olmamakla birlikte PMS, özellikle sinir sisteminin üzerinde etkili B vitaminleri, magnezyum (magnezyum eksikliği tatlılara karşı aşırı bir istek yaratabiliyor), çinko, kalsiyum gibi minerallerin eksikliğinde görülebiliyor. Bunun yanında hormonal dengesizlik, kan şekerinin düşük olması, vücutta aşırı sıvı tutulması, bazı psikolojik nedenler de PMS’yi ortaya çıkarabiliyor.Adet gören her 4 kadından 3’ünde görülebilen, fakat bazılarında çok ağır seyreden bu dönemsel rahatsızlıkların üstesinden gelebilmek için uzmanların birkaç önerisi var:
Aile Hekimi Nedir Ve Aile Hekiminizi Nasıl Öğrenebilirsiniz?
Daha birkaç yıl öncesine kadar bilmediğimiz ama yaklaşık 4 senedir uygulanan Aile Hekimliği, aslında daha önce mevcut olan fakat yetkileri ve faaliyetleri dar olan bir kavramdı. 2004 yılında pilot olarak seçilen sağlık ocaklarının bazılarında aile hekimliği hizmeti veriliyordu. “Sağlık Ocakları” şimdi “Aile Sağlığı Merkezi (ASM)” olarak adlandırıldı, peki aile hekimliği bizlere ne kazandıracak? Aile Hekim’ini biraz tanıyacak olursak; uzman ya da pratisyen doktorlardan oluşan ve bunun dışında sertifika programı kapsamında eğitilen doktorlardan oluşuyor aile hekimliği kavramı. Görevleri ise, bulundukları alan içinde, sorumlu oldukları ailelerin temel ihtiyaçlarını belirlemek ve onlara çözüm üretmektir. Aile hekimleri hastalarını sadece tedavi etmekle kalmaz, onları hastalanmadan önce de korumaya çalışır. Bu amaçla kişiye yönelik koruyucu hizmetler içinde aşılama, yaşam tarzı değişiklikleri için danışmanlık yapma, bebek ve çocuk izlemi, gebe izlemi, aile planlaması hizmetlerini sunar. Salgın ve bulaşıcı hastalıklar varlığında aile bireylerini bilgilendirir ve koruyucu önlemlerin alınmasını sağlarken çevre sağlığı için gerekli önlemlerin alınması için yerel yönetimlerle işbirliği yapar. Koruyucu hekimlik aile hekimliğinde önemli bir yer tutar. Aile hekiminizi öğrenmek ve hizmet alabilmek için, T.C. Kimlik numaranızla en yakın aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri, il sağlık müdürlüğü ya da Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesinden aile hekiminizi öğrenebilir ve ikamet ettğiniz ASM’ler de TC.kimlik numaranızla aile hekiminizden ücretsiz yararlanabilirsiniz. haber kaynağı: 724saglik.org/sağlık-haberleri
Beyaz Gürültü Makineleri Bebekler İçin Zararlı mı?
Anne babaların geceleri rahatça uyusun diye kullandıkları beyaz gürültü makineleri bebeklere zarar veriyor mu? Pediatrics dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmaya göre, bu makineler bebeklerin işitsel gelişimine engel olabilecek seviyede sesler üretebiliyorlar. Yapılan çalışma, her ne kadar beyaz gürültü makinelerinin bebekler üzerindeki etkisini ölçmek için yapılmamış olsa da çalışma sonucunda elde edilen veriler ışığında uzmanlar, bu tarz makinelerin kullanımının önerilmesini doğru bulmadıklarını belirtiyorlar. Beyaz gürültü makinelerinin yetişkinler tarafından 8 saatlik kullanımı için önerilen üst limiti 85 dB. Yapılan çalışmada kullanılan makinelerin bu sınırın üzerinde bir ses seviyesine ulaşabildiği tespit edilmiş. Bu durumda tüm gece boyunca maksimum seviyede çalışan bir beyaz gürültü makinesi, bebeğinizin önerilen değerlerin çok üstünde bir ses seviyesine maruz kalması anlamını taşıyor. Bu da bebeğinizin işitsel sağlığı için son derece zararlı bir durumu ortaya çıkarıyor. Ebeveynler Ne Yapmalı? Sağlıklı bir uykunun hem bebek hem de ebeveynler için önemli olduğu dikkate alındığında bu tarz makinelerin...haber kaynağI: 724saglik.org/bebek ve çocuk sağlığı
Reklam
Bilinçaltımız Hastalıklara Yol Açabilir mi?
Hastalıklarımızın sebeplerinin sadece fiziksel olmadığını, duygusal çatışmalarımızın da hasta olmamızda büyük bir etken olduğu bilinen bir gerçek. Ruhsal Gelişim Danışmanı Gülnur Ünal duygusal çatışmalarımızn hastalık sebebi olduğunu belirtiyor ve “Hastalığı bedenden uzaklaştırmak tedavi edilmeli. Ancak, bilinçaltımıza yerleşmiş ve hastalığa neden olan olumsuz düşünceleri tespit ederek onları dönüştürdüğümüzde hastalıkları kalıcı biçimde ortadan kaldırmak mümkün” diyor. Son zamanlarda hangi doktora gidersek gidelim, “stresten uzak durun” önerisini sık sık duymaya başladık. Yaşamımızdaki her deneyim gibi hastalıklarımızı da düşüncelerimizle, bilinçaltımıza yerleşmiş inançlarımızla kendimiz yaratıyoruz. Ruh, zihin ve beden bütünlüğünü bozduğumuz zaman ruhsal veya fiziksel rahatsızlıklar baş göstermeye başlıyor. Öfke en önemli etken Ayrıca öfkenin hasta olmamızla ilgili çok önemli bir etken olduğunu vurgulayan Gülnur Ünal Şunları söylüyor: “Yaşadığımız olaylar ve bunların bizde bıraktığı düşünce, inanç ve duygular bilinçaltımızda kodlamalar olarak yerleşiyor. Geçmişte yaşanmış bir olayı kodlayan bilinçaltı, o durumu hatırlatan bir imgeyle karşılaştığında sorunu aktifleştiriyor. Duygusal çatışma yaşadığımız her durum bedenimizde belirli bir bölgeyi etkiliyor. Çatışmanın şiddetine bağlı olarak rahatsızlığın ölçüsü de değişiklik gösteriyor. Yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, çarpıntı, sırt ve boyun ağrıları, egzama gibi rahatsızlıklar; en çok da korku, endişe, öfke, güvensizlik duyduğumuz zamanlarda ortaya çıkıyor. Öfke ya da korkuya kapıldığınızda kalbinizin ritmini, akciğerlerinizi ve diğer organlarınızın sağlıklı çalışmasını bozabilirsiniz.” www.unimetre.com Ayrıca kimi duygu ve düşüncelerin vücudun belirli yerlerinde rahatsızlıkara yol açabileceğini söyleyen Gülnur Ünal, bunları şu şekilde sıralıyor; •Baş Ağrısı: Kendini muteber görmemek. Kendini eleştirmek. Korku. • Kilo: Korku, korunma ihtiyacı. Duygulardan kaçmak. Güvensizlik, kendini reddetmek. Doyum aramak • Bulimia: Kendinden nefretin çılgın bir doldurma ve boşaltması. Umutsuz dehşet. • Bunama (Alzheimer): Çocukluğuna sözde geri dönüş. Bakım ve ilgi talep etmek. Hayatın yükünden kaçış. • Cinsel Soğukluk: Korku, zevk almayı reddetmek. Cinsel ilişkinin kötü bir şey olduğuna inanmak. Duyarsız partnerler. Babadan Korkmak. • Depresyon: Sahip olma hakkına sahip olmadığını hissetmekten kaynaklanan kızgınlık. Umutsuzluk. • Hiperaktiflik: Korku. Kendini baskı altında ve çılgın hissetmek • Diyabet: “Keşke öyle olsaydı” düşüncesinden kaynaklanan özlem. Büyük bir kontrol ihtiyacı. Derin keder. “Geriye hiçbir tatlılık kalmadı.” • Horlama: Eski düşünce kalıplarını bırakmayı inatçı bir biçimde reddetmek. • Kalp Krizi: Para ya da mevki uğruna kalbindeki tüm sevinci yok etmek. • Kanser: Derin incinme. Uzun zamandır süren içerleme. İnsanı yavaş yavaş yiyip bitiren bir sır ya da üzüntü. Nefretleri taşımak. “Ne yararı var ki?” yaklaşımı. • Kısırlık: Korku ve yaşama sürecine direnme veya ebeveynlik deneyimine ihtiyacı olamama. • Menepoz: Artık arzu edilmeme korkusu. Yaşlanma korkusu. Kendini reddetmek. Kendini yeterince iyi, yeterli hissetmemek. • Sağırlık: Reddetmek, inatçılık, kendini tecrit etmek. “Duymak istemediğiniz nedir? “Beni rahatsız etmeyin?” • Selülit: Biriktirilmiş öfke ve kendini cezalandırmak. • Tiroit- boğaz rahatsızlıkları: Kendi duygu ve düşüncelerini ifade edememe: • Göz rahatsızlıkları: Hayatından memnun olmama, kendine güvensizlik, umut kaybı. • Dalak, pankreas rahatsızlıkları: Hayatın zevklerini yaşayamama, gelecekten ve başaramamaktan korkma • Boyun, omuz ağrıları: Yaşamda esnek olmama, inatçılık, öfke kaynaklı duygusal çatışmalar.
Günlük Hayatta Beynimizi Öldüren 9 Gerçek
Günlük yaşamımızda gerçekleşen her olaydan biz farkında olmasakta beynimiz etkilenir. Yediğimiz gıdalardan, yılların verdiği kötü alışkanlıklardan, beynimizi kullanmak zorunda olduğumuz güçten.. Tüm bu etkileşimler zekamızın artmasına ya da bazen azalmasına sebep olur. Zihinsel gücün gelişiminde çok önemli rol oynayan ama bizim fazla önemsemediğimiz bu alışkanlıklar veya olaylar bizim beyin hücrelerimizin ölmesine veya zihinsel durgunluk diye adlandırdığımız ama halk arasında düşük zeka olarak adlandırdığımız olaya sebep olur. Bu alışkanlıklardan kurtularak ve uzak durarak en önemli organımızı kurtarabiliriz.
Tip-1 Diyabet Nedir?
Tip-1 diyabet  çoğunlukla çocukluk ve gençlik dönemlerinde çıkan ve insüline bağımlı bir diyabet türüdür. Pankreasın Langerhans Adacıkları’nda bulunan ve insülin hormonu üreten beta hücrelerinin artık tükenmesinden dolayı ortaya çıkar. Kanda anti-GAD, insülin ve adacık antikorları vardır.Biraz daha detaylı anlatmamız gerekirse; yediğimiz her şey vücudumuzda enerjiye dönüşür. Yani göz kırpmak, kolunuzu bir yerden bir yere götürmek, adım atmak ve hatta nefes almak için enerjiye ihtiyaç vardır. Karbonhidratlar yani şekerler vücudumuz için en önemli enerji kaynaklarındandır. Vücudumuza şekere dönüşebilecek bir besin girdiğinde, şekere dönüşen maddeler kanımızın içerisinde koştururlar. Amaçları bizim tüm organlarımızı, en önemlisi beynimizi ve o anda nerede enerjiye ihtiyaç varsa oraya gerekli şekeri götürmektir...
Reklam
Sigarayı Bırakınca Kilo Almamanız İçin 3 Yöntem
Beslenme ve Diyet Uzmanı Fadime Özgök Şenses,sigarayı bıraktıktan sonra alınan kilonun metabolizma yavaşlamasından kaynaklandığını belirterek, ”Günde 3 litre su içerek metabolizmayı hızlandırıp zayıf kalın” dedi.Şenses yaptığı açıklamada, sigarayı bırakmaya niyetlenen insanların en büyük korkusunun, bıraktıktan sonra hızla kilo almak olduğunu belirterek, “Öyle ki tiryakilerin önemli bir kısmı kilo almaktansa sigaraya devam etmeyi daha makul bulabiliyor.”Şensesi sigarayı bıraktıktan sonra kilo almaya başlanmasının 3 nedenini sıraladı1- Metabolizmanın yavaşlaması2- Tat alma yetisinin geri kazanılması3- El alışkanlığı ile sürekli atıştırma isteğiMetabolizma yavaşlamasının önüne geçilebileceğine dikkat çeken Şenses şunları kaydetti: ”Sigaranın metabolizmayı hızlandırdığı herkesçe biliniyor. İçilen her sigarayla kalp atışı dakikada 20-30 kez daha fazla atıyor, bu da yakılan kalorinin daha fazla olmasını sağlıyor. Sigarayı bıraktıktan sonra bu suni artış ortadan kalktığı için metabolizma normal seviyesine iniyor. Metabolizmanın yavaşlaması kilo alımını kaçınılmaz hale getiriyor.İlk adım sağlıklı şekilde metabolizmanın hızlanmasını sağlamak. Bu sayede kilo alımının önüne önemli ölçüde geçilebiliyor. Bu durumda yapılacak şey, metabolizmayı hızlandıracak yollara başvurmak. Nikotin alınmadığı için yavaşlayan metabolizmayı yeşil çay, proteinli gıdalar, günde 3 litre su, baharat tüketimi, küçük egzersiz ve yürüyüşle hızlandırmak mümkün.”Nikotinin dildeki tat alma duyusuna zarar verdiği için, sigara içenlerin bir süre sonra yemeklerin gerçek tadını alamamaya başladığını ve lezzet duygusunda önemli bir azalma meydana geldiğini vurgulayan Şenses, “Bir kişi sigarayı bıraktığında, yaklaşık 48 saat içinde tat alma yetisini yeniden kazanmaya başlıyor. Yiyeceklerin tadını yine eskisi gibi tam olarak alabilen kişiler, kısa sürede geri kazandıkları bu yetiyle aşırı yeme alışkanlığı edinebiliyor” dedi.Böyle bir durumda kilo alımının kaçınılmaz olacağını belirten Dyt. Fadime Özgök Şenses, “Yeniden kazanılan tat alma yetisiyle, sürekli farklı şeyler yeme isteği gözleniyor. Bu nedenle kilo almamak için, her şeyi tatmak ama küçük porsiyonlar halinde tüketmek gerekiyor. Bu sayede hem yiyeceklerden keyif almak hem de aşırı kalori alımının önüne geçmek mümkün olabiliyor” şeklinde konuştu.Sigara içenlerde var olan elde ve ağızda sigara bulundurma alışkanlığının, sigarayı bıraktıktan sonra yerini atıştırmalıklara bıraktığına işaret eden Şenses şöyle devam etti: ”Sürekli bir şeyler yeme eğilimine dönüşen bu atıştırma nöbetleri kilo alımını da beraberinde getiriyor. Atıştırma ihtiyacından kurtulmanın en kolay yolu günlük tüketilen su miktarını arttırmak. Sağlıklı bir insanın günde 1.5 litre su tüketmesi gerekiyor. Sigarayı bıraktıktan sonra bu oran 3 bardak daha arttırılmalı. Bu sayede atıştırma nöbetleri azaltılabiliyor.Yine atıştırma alışkanlığını sağlıklı besinlerle geçiştirmek de kilo alımının önüne geçiyor. Tatlı krizi sırasında şerbetli yerine sütlü tatlılar seçmek, çekirdek-çerez yerine mevsim meyveleri, salatalık, marul gibi çiğ sebzeleri tüketmek, sigarayı hatırlatan ve kafein içeren kahve, çay gibi içecekler yerine su, soda, tuzsuz ayran, taze sıkılmış meyve suları gibi düşük kalorili içecekler tercih etmek alınabilecek önlemler arasında. Artan besin tüketimini dengelemek içinse hareketli olmak şart. Günlük aktivite miktarını arttırmak ve egzersiz yapmak, sigarayı bırakma döneminde sağlıklı kalmak için önemli birer yardımcı.”
'Hayvan Gibi' Hakareti Sonrası 69 Kilo Verdi
Adana'da 6 yaşından beri obez olan bir genç kız ağır hakaretler sonrası zayıflamaya kara verip tüp mide ameliyatı olup 10 ayda 138 kilodan 69 kiloya düştü. 23 yaşındaki Perihan Beydemir, 6 yaşından sonra aşırı kilo almaya başladı. Büyüyüp genç kız olduğunda insanların kendisine bakışlarında rahatsız olduğu için diyet yaptı, spora gitti ancak en fazla 10-15 kilo verebildi. Son zamanlarda iyice kilo alan Beydemir 138 kiloya kadar çıktı. Bunun üzerine çevresindeki bazı insanlar Beydemir'i iri hayvanlara bile benzettiği oldu. Bunun üzerine tekrar diyet yapan ve spora başlayan Beydemir aynı zamanda Çukurova Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Kaan Parsak'a başvurdu. Parsak, genç kadını sağlık kontrolünden geçirerek yaşı ve durumu bakımından tüp mide ameliyatı olabileceğine karar verdi. Beydemir, tüp mide ameliyatı oldu. Başarılı geçen ameliyattan sonra Beydemir doktorunun verdiği diyeti uygulayıp spor yapmaya devam etti. Beydemir, tam 10 ayda 138 kilodan 69 kiloya düşerek manken gibi oldu. Beydemir, 138 kilodan 69 kiloya düşmesinin kendisini çok mutlu ettiğini ve hayalini gerçekleştirdiğini belirterek, 'Tüp mide ameliyatı geçirdim, tüp mide ameliyatı sayesinde istediğim kiloya ulaştım. Tabi sadece tüp mide ameliyatı değil sporda yaptım. 3-4 ay sürekli şekilde yüzme sporu yapıyorum. Sarkma olmaması için. Verilen diyete çok iyi uydum. Onların dışında hiçbir şey yemedim. Küçüklükten beri kilolu bir insandım hormon problemlerin vardı. Çok zayıflamak istedim ancak 10-15 kilodan fazla veremedim. Küçüklükten beri zayıflamak hayalimdi. Baktım sporla, diyetle olmuyor bende tüp mide ameliyat olmak istedim' dedi. Beydemir Türkiye'de kilolu insanlara karşı bir ön yargı olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: 'İnsanlar yıllardan beri bana bir garip bakıyorlardı. Benimle hep dalga geçiyorlardı. Beni çeşitli hayvan gruplarına benzetiyorlardı. Bakışları çok rahatsız ediyordu. Bakışlardan rahatsız oldum, aynı zamanda yürümekte bile zorlanıyordum, bunun için zayıflamaya karar verdim. Hayatımda çok şey değişti, mağazaya girdiğim zaman önce kendime uygun kıyafet bulamıyordum şimdi buluyorum. Bunun için moralim bozuluyordu şimdi istediğim her yerde kıyafet bulabiliyorum. İnsanların bakışı değişiyor beğenilen bir insan oldum.' Prof. Dr. Cem Kaan Parsak ise Beydemir'e bilinen tüp mide ameliyatını uyguladıklarını ifade ederek, 'Laporoskopik 4 ya da 5 tane delikten özel cerrahi aletlerin yardımıyla midenin yaklaşık yüzde 75-80'nini karın dışına alıyoruz. Mideyi uzun ince bir tüp haline getiriyoruz. Burada iki tane kilo verdirme yöntemi var. Birincisi midenin genişleme kapasitesi tüp haline geldiği için yok oluyor. Hastalar az yemek yiyorlar yemek yer yemez doyuyorlar. İkincisi de midemizin çıkardığımız kısmında bir hormon var, bu bizim açlık, iştah hormonu, çıkarılan mide kısmından salgılanıyor bu hormon. O kısmı çıkardığımız için vücuttaki oranı da düşüyor ve böylece daha az acıkıyoruz, yemek yediğimiz zaman hemen doyuyoruz. Bunun yanı sırada spor yaptığımızda böyle ideal kilolara kavuşuyoruz' diye konuştu.Milliyet
Reklam
Sağlıklı Saç Ve Cilt İçin F Vitamini
Kolesterolün atardamarlarda depolanmasını önlemeye yardımcı olur. Sağlıklı cilt ve saçı destekler. X ışınlarının zararlı etkilerine karşı koruma sağlar. Bezlerin aktivitesini etkileyerek ve kalsiyumu hücreler için ulaşılabilir hale getirerek büyümeye ve sağlığa yardım­cı olur. Kalp hastalığı ile savaşır. Doymuş yağları yakarak kilonun azalmasına yardım eder. Doğal Kaynaklar Bitkisel yağlar-buğday tohumu, ketentohumu, ayçiçe­ği, yalancısafran (aspir), soya fasulyesi ve fıstık-ayçiçeği çekirdeği, ceviz, badem, avokado. Öneriler F vitamininin en iyi şekilde emilmesi için onunla birlik­te E vitaminini yemek aralarında almalısınız. Eğer yüksek...haber kaynağı: 724saglik.org/vitaminler
B5 Vitamini (Pantotenik Asit) Nedir, Yararları Nelerdir?
Pantotenik Asit (PANTENOL, KALSİYUM PANTOTENAT, B5 VİTAMİNİ) suda çözünen, B kompleks ailesinin bir üyesidir. Hücre yapımında, normal büyümeyi sürdürmede ve merkezi sinir sisteminin geliştirilmesinde yardımcı olur. Adrenalin bezlerinin düzgün işlev göstermesinde çok önemlidir. Yağ ve şekerin enerjiye dönüştürülmesinde temeldir. PABA ve kolinin kullanımı için antikorların sentezlenmesinde gereklidir. Yetişkinler için FDA tarafından düzenlenen günlük miktar önerisi (RDI/RDA) 10 mg.dir. Bağırsak bakterisi ile vücutta sentezlenebilir. Faydaları Yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Antikorlar yaratarak enfeksiyonla savaşır. Ameliyat sonrası şoku tedavi eder. Bitkinliği önler. Birçok antibiyotiğin ters ve zehirli etkisini azaltır. Kolesterol ve trigliseridi düşürür. Yetersizliğinin Neden Olduğu Hastalıklar Hipoglisemi, duodenal ülser, kan ve cilt rahatsızlıkları. En İyi Doğal Kaynaklar Et, tahıl, buğday tohumu, kepek, böbrek, karaciğer, yürek, yeşil sebzeler, bira mayası, fındık, tavuk, rafine edilmemiş pekmez. haber kaynağı: modernsaglik.net/vitaminler
Sağlıklı Kemikler ve Dişler  İçin D Vitamini
Yağda çözünür. Güneş ışığı ya da diyet ile elde edilir. Ultraviyole güneş ışınları deri üzerindeki yağları harekete geçirerek daha sonra vücut tarafından emilen vitamini üretir. Ağız yoluyla alındığında, D vitamini yağlar ile birlikte bağırsak duvarları tarafından emilir. Hava kirliliği D vitamini üreten güneş ışınlarını azaltır. Bronzlaşma sonrası deri üzerindeki D vitamini üretimi durur. Faydaları Güçlü kemik ve dişler için uygun bir şekilde kalsiyum ve fosforu kullanır. A ve C vitaminleri ile birlikte alındığında soğuk algınlığını önler. Konjonktivitin tedavisine yardımcı olur. A vitamininin asimile edilmesine yardımcıdır. Yetersizliğinin Neden Olduğu Hastalıklar Raşitizm, şiddetli diş çürümesi, osteomalasi, bunama, osteoporoz. En İyi Doğal Kaynaklar Balık ciğeri yağı, sardalye, ringa, somon balığı, ton, süt ve süt ürünleri. haber kaynağı: 724saglik.org/vitaminler
Hamile Kalmak İçin En Doğru Yaş
Geçmiş senelerde annelik, erken yaşlarda yapılan evlilikler sonucunda genç yaşlarda gerçekleşiyordu. Lakin günümüzde anne olma yaşı, gittikçe artmaya başladı. Kadınların birçoğu kariyer yapmak, maddi güvenceyi sağlama kaygısı, özgürlüğün kısıtlanma düşüncesi, zihinsel olarak anneliğe hazır olmama gibi nedenlerden ötürü hamileliği ertelemektedir. Son yıllarda hamilelik teknolojilerinin ilerlemesiyle, anne olma yaşı da gitgide yükselmeye başladı. Teorik olarak her kadının son adet görme dönemine kadar hamile kalma şansı vardır. Aslında, arzu ettiğiniz yaşta çocuk sahibi olabilmeniz mümkün olmaktadır, ancak en ideal gebe kalma yaşı 20 ile 35 yaş arasıdır. 35 yaşından sonra hamile kalma oranınız bir miktar daha azalır. Bu sebeplerden dolayı, ilerleyen yaşlarınızda daima hamile kalmanız mümkün olmayabilir. Hamile kalabilme oranınız hem doğal yollarla hem de tüp bebek uygulamalarında yaşınızın hızlanmasıyla birlikte azalır...haber kaynağı: 724saglik.org/hamilelik
Reklam