Kemerlerinizi Bağlayın
İtalya’da yaşayan ünlü yönetmen Ferzan Özpetek yine seyirciyi derinden etkileyecek tutkulu ama bir o kadar da dramatik bir aşk hikayesi yarattı.Ülkemizde 14 Mart’ta vizyona giren yeni filmi “Kemerlerinizi Bağlayın/ Allacciate le Cinture” ünlü yönetmenin son filmlerine göre pek neşeli bir film sayılmaz. Filmi izlemeye başladığınızda kendinizi çok derin bir aşk hikayesinin içinde bulacağınızı zannedip bir anda kanser hastalığının korkunç etkileriyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Ferzan Özpetek bu sefer, izleyicinin eğlenceli, bol kahkahalı ve kalabalık İtalyan ailelerinin gürültülü akşam yemekleriyle geçen senaryo beklentilerinin tam tersi ile karşımızda. İzleyicinin hayata ve kansere isyan edip hüngür hüngür ağlamasına sebep olabilecek kadar dramatik bir senaryo yazmış Özpetek, ünlü senarist Gianni Romoli ile birlikte. Film, iki kişinin aşkından çok, Kessia Smutniak’ın canlandırdığı Elena karakterinin yıllar boyu geçirdiği değişimi ve olgunlaşmasını ele alıyor. Diğer başrol oyuncusu yani esas adamımız Antonio (Francesco Arca) ise diğer oyunculara kıyasla biraz sönük kalıyor. Kendisinin ilk sinema deneyimi olmasına rağmen filmin bir kısmında canlandırdığı 13 yıl sonraki Antonio için 12 kilo alması yine de takdir edilemeyecek bir durum değil. Film, Elena ve Antonio’nun çekişmeli ama bir o kadar da tutkuyla anlatılan aşkıyla başlayıp bir anda 13 yıl sonrasına geçiliyor. Bu tip geçişler her zaman izleyicinin dikkatini çekmiş ve filmi sıradan bir romantik- komedi havasından çıkartıp daha heyecanlı bir aşk filmine dönüştürmüştür. Ancak Ferzan Özpetek bunu bir çok karakteri tanıtmadan ve bazı olayların ucunu açık bırakarak yapmış. E haliyle bu durum izleyicinin kafasında tam Elena ve Antonio’nun tutkulu aşkıyla oluşmuş kalplerin soru işaretlerine dönüşmesine neden oluyor. Çünkü filmin devamında gördüğümüz çift hiç de birbirine inanılmaz derecede aşık ve tutkulu bir çift değil. Ta ki Elena’nın tedavisi sırasında Antonio ile arasında geçen olaylara tanık olana kadar. Gelelim filmde bizlere tanıdık gelen ve Ferzan Özpetek filmlerinde her zaman olan detaylara. İlk olarak filmdeki aile bireyleri çok sempatik ve aralarında sürekli bir didişme durumu olsa da birbirlerine son derece bağlılar. Bunları Elena’nın ailesi için söylüyoruz çünkü esas erkek Antonio’nun ailesi anlatılmıyor filmde. Bir başka güzellik ise tabi ki müzikler. Ferzan Özpetek her zamanki gibi müzik seçimleri ile izleyiciyi senaryonun içine çekmeyi çok iyi başarıyor. Diğer filmlerinde genelde Sezen Aksu parçalarına yer veren yönetmen bu defa Aynur Doğan’ın seslendirdiği kürtçe “Bexo” parçası ile izleyiciye bambaşka bir müzik keyfi sunuyor. Filmde Özpetek’in diğer filmlerinden tanıdığımız yüzler de var Paola Minaccioni (Egle) ve Elena Sofia Ricci ( Dora) gibi. Filmin en çok güldüren karakterleri diyebiliriz onlar için. Filmde çok kısa yer verilen Elena’nın en yakın gay arkadaşı Fabio (Flippo Scicchitono) filme yakışıyor ve rahat tavırlarıyla izleyiciyi etkiliyor. Filme yüzeysel bir şekilde baktığınızda bir aşk filminde dikkat çekebilecek çoğu unsur var; yasak aşk, tutku, aldatma, sadakatsizlik ve dram. Ancak tüm bunlar bir arada kullanılmak istenirken izleyicinin kafasında nasıl, neden, ne oldu gibi sorular oluşuyor. Kimi izleyiciye göre filmi iyi yapan şey bu soru işaretlerinin oluşması aslında ama kimine göre de filmde ‘tamamlanmamış’ duygusu yaratıyor. Tüm bu tartışmalar izleyicinin film hakkında konuşmasını sağladığı için aslında senarist ve yönetmenin kıvrak zekasına hayran kalmamak elde değil. Ferzan Özpetek’in 10. filmi Kemerlerinizi Bağlayın’ı olumlu ve olumsuz yanlarıyla ele aldık. Eğer İtalyan sineması sizin de ilginizi çekiyorsa izlemenizi tavsiye ederim. Özellikle meme kanserine ilgi çekmek açısından son derece önemli. İstanbul Bilgi Üniversitesi iletişim Fakültesi öğrencisi Selin Tunca’nın yazısı zete’nin genç dergisi Üniverzete‘den alınmıştırZete
Unutkanlığa Son Verecek Beslenme Önerileri
Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar, çağın hastalığı haline gelen unutkanlığa son verecek beslenme önerilerini açıkladı. Unutkanlık probleminin, günlük beslenmede alınacak önlemlerle yenilebileceğini ifade eden Kanar, beynin yaşlanmasını yavaşlatmak için her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketmek gerektiğini vurguladı. Özellikle tam tahıllı ekmek tüketiminin beynin genç kalması için önemli bir besin olduğunu hatırlatan Kanar, ekmek yemeden kalıcı kilo verilemediği gibi ekmeksiz diyetlerin beyin fonksiyonlarının yavaşlamasına sebep olduğunu anlattı. Diyetisyen Kanar, unutkanlığa çare olacak vitaminlerin hangi besinlerden alınabildiğini, güçlü bir hafıza için ceviz, havuç, ananas, tarçın, yoğurt ve balık gibi besinlerin önemini ayrıntılı olarak açıkladı. Unutkanlık sorunu yaşayan bireylerin tüketmemesi gereken besinleri ve Alzheimer düşmanı içecekleri de ele aldı. İşte unutkanlığa çare olacak beslenme önerileri… Beynimiz için D ve E vitamini şart D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenin ya da 1000IU D vit3 tableti kullanın. E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, karabuğday, çavdar, kinoa, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. Tam tahıllı ekmeği hayatınızdan asla çıkarmayın. Kırmızı meyveleri tüketin, beyniniz yaşlanmasın Beyninin yaşlanmamasını istiyorsanız her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketin. Unutmayın, ekmeksiz diyet beynin yaşlanmasına neden oluyor! Polifenol içeriği yüksek kırmızı meyveler de beyni genç tutan besinler arasında. Tam bir antioksidan deposu olan nefis ara öğün alternatifleri kırmızı meyveler; serbest radikalleri nötralize ederek yaşlanmaya karşı beyninizin direncini arttırıyor. B12 takviyesi alın B12 vitamini; et, tavuk, balık, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunuyor. Haftada 3 gün kırmızı et, her gün 4 porsiyon süt ve süt ürünü ve her gün 1 yumurta tüketimiyle B12 kaynaklarından faydalanabilirsiniz. Eğer hala B12 eksikliği görülüyorsa doktorunuzun reçetesi ile B12 enjeksiyonu kullanın. B12 enjeksiyonu kilo yapmıyor. Aksine vücudun diyet motivasyonunu arttırarak karbonhidratın yakılmasını hızlandırıyor. Unutkanlığa mucize çözüm: BalıkOmega-3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Balık, içerdiği omega-3 yağ asidi ile unutkanlığınıza mucize çözüm. Omega-3 beyinde sinir iletimini arttırma özelliğiyle yaşlanma sürecini azaltıyor. Balık mevsiminde olduğumuz şu günlerde haftada en az iki kez balık tüketin. Balık tüketmediğiniz günler, balık yağı tableti alarak bu ihtiyacınızı tamamlayın. Ancak omega-3 yağ asidinin tüketim miktarı, yaşa ve hastalık durumuna göre değişebiliyor. Bu nedenle günde ne kadar takviye almanız gerektiğini doktorunuza mutlaka danışın. Unutkanlığın en iyi çarelerinden biri, Yoğurtİster ayran olarak ara öğünlerde tüketin, ister yoğurt ya da cacık olarak ana öğünlerinizin yanında ama unutkanlığı önlemek istiyorsanız yoğurt tüketimi şart! Yoğurdun içerisindeki tirozin adlı madde sadece unutkanlığınıza çare olmuyor, aynı zamanda beyninizi uyararak hızlı düşünmenize ve enerjik olmanıza da katkıda bulunuyor.saglikhaberleri.com.tr
Yeşil Kahve Zayıflatıyor Mu?
Yeşil kahve yalnızca kavrulmamış veya çiğ kahve ile yapılan bir kahve türüdür. Zayıflama konusunda gösterdiği etki, bir tür antioksidan olan klorojenik asit içermesinden kaynaklanır. Klorojenik asit, ince bağırsakta glikoz emilimini ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımını engeller. Bu da kandaki glikoz seviyesinin azalmasına ve vücudun enerji için karbonhidratların yerine yağ hücrelerini kullanmasına yol açar ve sonuç olarak vücutta yağ kaybı sağlanır. Yeşil kahvede yüksek miktarda bulunan bu asit, kavrulmuş kahvelerde ise eser miktarda bulunur. Yeşil kahve çekirdeklerinin 1 gramında 34,4 – 41,6 mg klorojenik asit vardır. 230 derecede 12 dakika boyunca kavrulan kahvede asidin hemen hemen yarısı kayba uğrarken, 250 derecede 21 dakika kavrulan kahvede de neredeyse tamamen tükenir. Çoğu kavrulmuş kahvede gram başına 2-7 mg klorojenik asit bulunur. Yeşil kahve, kavrulmuş kahve gibi demlenemediği için sadece yeşil kahve ekstresi şeklinde tüketilebilir. Birçok marka da yeşil kahve ile kavrulmuş kahvenin bir arada bulunduğu karışımlar sunmakta, yalnızca ekstre olarak bulunan ve kahve içermeyen çeşidi ise supleman olarak satılmaktadır. Ancak, böyle bir ürün kullanmadan önce herhangi bir yan etkisi olup olmadığını öğrenmek adına mutlaka doktora danışılması gerekir.
Gençliğinizi Heba Edecek 10 Ev Arkadaşı Tipi
Çağın vebası, kanayan yara, tüm çıplaklığıyla ev arkadaşı dosyası. Genç yaşta nasıl hayata küstüm, ben nasıl tansiyon hastası oldum, saçlarım neden bu kadar genç yaşta döküldü vb soruların cevabı burada.
Yorgun Bakışlara Doğal Çözümler
Tüm gün işte, okulda yaşanan stresli zamanlar, uzun saatler çalışma, düzenli olmayan uykular ve daha birçok nedenden dolayı bakışlarımız giderek daha da yorgunlaşıyor. Çok küçük yaşlardan başlayan yoğun okul temposunun ileride iş hayatına dönüşmesiyle hayatımızın her anı koşturmakla geçiyor.Giderek kendimize daha az zaman ayırır olmaya başlıyoruz.Tabiki vücudumuz da buna karşı tepkiler veriyor.En büyük etmeni düzensiz uyku, stres ve az su tüketimi olan göz altı morlukları/halkaları bizi olduğumuzdan çok daha yaşlı ve yorgun gösteriyor.Bunu engellemek çokta zor değil. Evde doğal yollardan elde edeceğimiz kür ve maskelerle bakışlarımızı daha çok canlandırabiliriz! Kivili maske Bir adet kiviyi rendeleyip 4 damla avakado yağıyla iyice harmanladıktan sonra göz altlarınıza uygulayın.10 dakika bekledikten sonra dikkatlice pamukla temizleyin.İlk andan itibaren bile ferahlığını hissedeceksiniz. Çay Kürü Zambak, papatya, ıhlamur ve lavanta çaylarıyla yapılan güzellik kürleri gözlerdeki yorgunluk , şişlikleri ve morarmaları gideriyor.Bunun için örneğin bir tutam ıhlamuru 1 çay fincanı kaynar suya ilave edip 10 dakika bekletin. Süzüp soğumaya bırakın. 2 makyaj pamuğunu çaya batırıp göz kapaklarınıza uygulayın. 10 dakika bekleyip, yıkayın. Rahatlığı hemen hissedeceksiniz. Kahve ve Yumurta Akı Maskesi Bir çorba kaşığı kahveyi bir yumurta akı ile karıştırın. Hazırladığınız Karışımı bir gazlı bezin üstüne koyun. Yaklaşık 15-20 dk göz altı morluklarının oluştuğu bölgede bekletin. Bunu yaptıktan Sonra göz altında oluşan morlukları ve şişkinlerin gideceğini fark edeceksiniz. Elma Maskesi Göz çevresinde oluşan morluklar için elma kabuğu çok iyi bir yöntemdir. Bir Elmayı soyun ve kabuklarını gözünüzün üstüne koyun. Göz altı morlukların gideceğini göreceksiniz.
Bitter Çikolata, Obeziteyi Önlüyor
Yapılan bir araştırmaya göre kakao yani bitter çikolata obezite ve tip 2 diyabeti önleyebiliyor Sağlıksız beslenme ile birlikte tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, insülin direnci gibi hastalıklar da artıyor. Yapılan bir araştırmaya göre kakao yani bitter çikolata obezite ve tip 2 diyabeti önleyebiliyor. Agricultural and Food Chemistry isimli bilimsel dergide yayınlanan bir makaleye göre kakaoda bulunan antioksidanlar kilo almayı önleyebileceği gibi kan şekeri seviyesini de düşürüyor. Dr. Andrew Nilson , kakaonun flavanoid bakımından en zengin besinlerden biri olmasının böyle bir etki yarattığını belirtti. Flavanoidler tip 2 diyabeti de önledi Dünyada birçok insanı tehdit eden tip 2 diyabetin en önemli nedeni karbonhidrat ağırlıklı ve aşırı yağlı beslenme. Flavanoidlerin bu etkisi ise insanlar için oldukça faydalı. Çünkü yapılan birçok araştırma, bir çeşit antioksidan olan flavanoidlerin tip 2 diyabeti önlemede etkisini gösteriyor. Tabii ayrıca cilt yaşlanmasını önlemek gibi faydaları da mevcut. Yüksek yağlı beslenenlerde flavanoidler kilo almayı önledi Bilim adamları fareler üzerinde yaptıkları araştırmada iki gruba ayırdığı fareleri yüksek ve az yağlı diyetlerle besledi. Yüksek oranda yağ tüketen farelere ise farklı flavanoidler verdi. Bunun sonucunda oligomerik prokanidin (PCs) ismi verilen madde farelerin kilosu üzerinde en büyük farkı yarattı. Ayrıca şeker toleransında da gelişme yarattı ve bu da tip 2 diyabetin önlenmesinde etkili oldu. Louisiana Eyalet Üniversitesi'nden bilim adamları kakaoda bulunan oligomerik PCs maddesinin kan basıncını da düşürdüğü ve kalp sağlığı üzerinde olumlu gelişmeleri olduğunu belirtti.t24.com.tr
Kadınlar Neden Orgazm Olamıyor?
Kadınlarda en sık görülen cinsel sorunların başında orgazm olamama geliyor. Psikolojik ve bedensel sağlığın yanında, eşler arasında da problem yaratabilen konu olabiliyor. Oysa kadınlar eşleri ile konuşup bedenlerini önemserlerse cinsel yaşam kalitelerini artırabilirler. Terapi İstanbul, Çift ve Seks Terapisi Uzmanı Psikolog Ayşe Kayhan, “Kadının cinsel kimliğini geliştirmede, ifadede, sağlık hizmetine ve bilgiye ulaşmadaki eşitsizlik, yetişkin olarak aktif cinsel yaşamını da etkilemektedir. Kadın bedenini tanımamakta hatta ergenliğinde, bedenine ilişkin meraklarının önü kesilmiş, cinsel bilgi ve ilgilerini kendileri adına ertelemişlerdir. İlgi ve bilginin eksikliği ile başlayan aktif yaşam, vajinismus dahil tüm sorunları beraberinde getirir” diyor ve orgazm olamamanın da bu sorunlardan biri olduğunu söylüyor. Kayhan, orgazm sorunu ile ilgili şu bilgileri veriyor: Orgazm olamama sorunu neden olur? Çiftler arasında ilişkinin içeriğindeki uyumun bozulması Karşılıklı cinsel ilginin kaybolması Kadının sevişmeye dair taleplerini söyleyememesi Erkeğin bencil sevişmesi, yalnızca boşalma odaklı seks yapması Erkeğin bu konuda konuşmaya açık olmaması Kadının konuşmaya nereden başlayacağını bilememesi Beden tanımanın her iki cins açısından da yetersiz olması Kadın neden orgazm taklidi yapar? “Bu şartlar altında kadının devam eden ilişkisinde sorun çıkmasın diye konuşmaması ya da orgazmı hiç tanımadığından talepkar olmaması sorunları beraberinde getirir. Talep edip bu konuda konuşmaya başladığında, ilişkiyi kaybetmekten, yeni şeyler öğrenmekten korku duyma halleri dolayısıyla öğrenilmiş davranışlarla orgazm taklidi yapma yolunu seçerler. Kadın için uyaran, istenildiği hissi ile başlar bu hissi yaratmak göz, söz ve önemsenme davranışını görmekle başlar. İstediği erkek tarafından dokunulmak, okşanmak, bedenin yeniden keşfedilircesine okşanması ve öpülmesi, zaman ayrılması, vajinaya değil onunla sevişilmesine önem verilmesi, klitoral uyarının önemsenmesi kadının orgazm olmasını sağlayan etkenlerdir.” Kadın ve erkeğin sekse yaklaşımı nasıldır? Erkek için çıplak kadın bedeni, cinsel uyaran teşkil eder. Ama bir kadın için tanımadığı erkeğin çıplak bedeni hiçbir uyaran teşkil etmeyecektir. Bu kadar net bir ayrım, sekse yaklaşım farkını da getirir. Ama cinsel ilişki iki kişinin yaptığı bir danstır. Bu dansta adımlar iki kişinin isteği ve talebi ile uyumlanır, ritim de birlikte belirlenirse keyif mümkün olur. Tek taraflı boşalma endeksli sekste teknik boşalmadan öteye geçmez ve keyiften söz edilemez. Kadın orgazm sorununun üstesinden nasıl gelir? “Cinsellik devrimci, yeniden ve yeniden yapılandırılabilir bir alandır. Kadınlar bedenlerini önemsemeliler; öğrenmeyi, bedenlerini keşfetmeyi ertelememeli; mastürbasyonun bu keşifteki yerini unutmamalılar. Eşleri ile konuşmaktan çekinmemeli ve cinsel yaşam kalitesini artırmak için birlikte yeniliklere açık olmalıdırlar.”
Sivilce Nasıl Geçer?
Sivilce, özgüveni azaltan, sosyal hayatı etkileyen önemli bir sorun. Sadece ergenlikte döneminde değil, hayatın sonraki dönemlerinde de karşılaşılabiliyor. Peki ama yüzdeki, sırttaki ve vücudun diğer bölgelerindeki sivilcelerle nasıl baş etmek gerekir? Öncelikle kullandığınız kozmetik malzemelerini iyi seçmelisiniz Sivilceli cilde sahip olanların daha çok su bazlı kozmetikleri tercih etmesi gerekiyor. Yağlı kozmetik ürünler, gözenekleri tıkayarak, akne gelişmesine neden olmaktadır. Yağlı saç kozmetikleri; saçlarda ve alın hattında akne gelişmesine sebebiyet verebilir. Akneli cilde sahip olan kişilerin yağsız, su bazlı, non-komedojenik ibaresi bulunan kozmetik ürünleri tercih etmeleri gerekir. Sivilceli cildin nefes alamabilmesi için makyaj mümkün olduğunca az yapılmalı, gece yatmadan önce çıkarılmalıdır. Sivilcelerinizi ellemeyin Sivilcelerinizi sıkmak sivilcenin dağılmasını kolaylaştıracağı gibi aynı zamanda da leke kalmasına sebep olacaktır. O bölgeye elle temas halinde dahi mikrobun başka bir bölgeye yani sivilce olmayan bölgeye bulaşması çok hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bol su için Böylece cildin esnekliği artar, atıkların gözeneklerden çıkmasına yardımcı olur. Sigara ve Alkol kullanmayın Cildi sıkı tutan elastik dokulara zarar verir. Kırmızı noktalar ve kaşıntı yapar. Stres tabi ki sivilcelerin çıkmasında da çok büyük bir etkendir. Bu yüzden stresten kaçının. Yiyeceklerinizi doğru seçin Sivilceye sebebiyet veren yiyeceklerden uzak durun. Kuruyemiş, turşu, baharatlı gıdalar gibi. Duş almayı sıklaştırın Terlediğiniz zaman duş alın. Terli cilt sivilceleri artırır. Bakteriler nemli ortamı sever. Nemli giysilerde giymeyiniz. Saçlarınızı mümkün olduğunca yüzünüzden uzak tutun. A Vitamini kurtarıcıdır A vitamini içeren yiyecekleri çok tüketin. A vitamini şu besinlerde bulunur. Havuç, yeşil biber, elma, armut, patlıcan, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, ıspanak, taze fasulye, patates ve domates. Evinizde de rahat ve kolay bir tedavi uygulayabilirsiniz. Limon suyu kurutucu ve leke giderici özelliğe sahiptir. Kekik ve lavanta suyu antimikrobik özelliktedir. Gül suyu arındırıcıdır. Papatya çayı iltihap dindiricidir. Yeşil çay iltihap dindiricidir. Cildi yenileyen antioksidanlar içerir. Yoğurt cildi yumuşatır ve pürüzsüzleştirir. Kil gözenekleri arındırır. Yulaf vitamin ve mineraller içerir. Öğütülmüş yulaf deriyi düzgünleştirir. Bal deriyi nemlendirir. Antimikrobik etkisi vardır. Gliserin yağlandırmadan nemlendirir. Meyveler ve sebzeler cilde çok faydalı, cildi yenileyen antioksidanlar içerirler. Elma ve üzüm sirkesi antimikrobik ve cildi yenileme özelliklerine sahiptir.
Kanser Konusunda 10 Yanlış İnanış
Kanser, günümüzde en çok korkulan ve tedavisi en zor hastalık grubu olarak görülmektedir. Dünyada ve Türkiye’de bilinen ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanserin görülme sıklığı, çevresel etkenler ve yanlış yaşam tarzı nedeniyle giderek artmaktadır. Kanseri önlemenin en önemli yolu ise hastalığı tanımak ve bu konuda bilinçlenmekten geçmektedir. Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir 1-7 Nisan Kanser Haftası’nda kanser hastalığı hakkında toplumsal bilinci artırmak amacıyla yanlış bilinenler hakkında bilgi verdi. Yanlış! Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Dokunma, birlikte yaşama ve oturma ile kişi kanser hastalığını başka birine bulaştıramaz. Rahim ağzı (serviks) kanseri, karaciğer kanseri gibi bazı kanserlerin nedenleri arasında virüsler vardır. Bu virüsler insandan insana bulaşmaktadır. Yanlış! Hastalığı ilerlemiş kanser hastalarında ağrı daha çok görülmekle birlikte bazı kanserler hiçbir zaman ağrıya yol açmaz. Kanser, ağrı demek değildir. Ağrısı olan kanser hastaların da ilaçlar ile ağrı kontrolü çok başarılı bir şekilde sağlanabilmektedir. Yanlış! Vücuttaki tüm hücreler enerji için şeker tüketirler. Kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha fazla şeker tükettikleri gerçektir. Bununla birlikte şeker yemenin kanseri büyüttüğünü, hastalığın kötüleşmesine yol açtığına dair bir kanıt yoktur. Şekersiz beslenmenin de kanserin iyileşmesine bir katkısı yoktur. Fazla şekerli beslenme kilo almaya yol açar. Obezitenin de bazı kanser türleri ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Sebzelerde, meyvelerde, tahıllarda doğal olarak bulunan şekerler vücudumuz için gereklidir. Kaçınılması gereken kekler, kurabiyeler, tatlılar ve bazı içeceklerde bulunan işlenmiş şekerlerdir. Yanlış! Kanserin kendisi saç kaybına yol açmamaktadır. İleri evre durumlarda bile bu durum görülmez ancak tedavide kullanılan bazı ilaçlar saç dökülmesine sebep olmaktadır. Ayrıca beyin ışınlaması gereken durumlarda radyoterapi nedeniyle görülebilmektedir. Ancak son yıllarda kanser tedavisinde giderek daha fazla kullanılan akıllı ilaçlar ile artık saç kaybı oluşmamaktadır. Yanlış! Tüm kanserlerin sadece %5-10’u kalıtsaldır; yani ebeveynlerden alınan genler nedeni ile olabilmektedir. Buna “kanser genleri” denilmektedir. Bu durumda genellikle aile üyelerinin çoğunda aynı tip kanser gelişebilmektedir. Meme, yumurtalık (over), kalın bağırsak kanserleri kalıtsal olabilen kanser türlerindendir. Bu genleri taşımak kanserin kesinlikle gelişeceği anlamına gelmemektedir, sadece gelişme riski daha fazladır. Yanlış! Ailede kanser hikayesi görülmemesi o kişide de kanser gelişmeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanser gelişme riskini belirleyen en önemli faktörler yaşam tarzı ve çevresel faktörlerdir. Tüm kanserlerin %90-95’i bu faktörler nedeni ile gelişmektedir. Yanlış! Yapılan çalışmalarda şimdiye kadar koltukaltı ter ve koku gidericileri kullanan ve saçını boyatan kişilerde kanser riskinin arttığı gösterilmemiştir. Yanlış! Kanserin kesin tanısı çoğunlukla biyopsi ile konulmaktadır. Biyopsi ile tümörden doku parçasının patolojik incelenmesi ile kanserin varlığı ve tipi saptanır. Ayrıca uygulanacak tedavi belirlenmektedir. Biyopsi yapılması ya da ameliyat gibi doğru prensiplere göre yapılan bu cerrahi işlemler hastalığın yayılmasına, kötüleşmesine yol açmamaktadır. Yanlış! Kanser tek bir hastalık değildir. Farklı sebepleri olan farklı hastalıklar grubudur. Her kanser farklı özelliklere sahiptir. Tümör dokusunun bu özelliklerine göre tedavi belirlenir. Hastanın yaşına; diğer hastalıkların olup olmamasına; kanserin nerede olduğuna, yayılıp yayılmadığına, ne kadar yayıldığına göre de uygulanacak tedavi değişmektedir. Kısacası kanser tedavisi, “kişiye özel tedavi”dir. Yanlış! Günümüzde kanserden korunma, erken teşhis ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemeler ile kanser etkili bir şekilde tedavi edilmekte, sağ kalım oranları %60’ı geçmektedir. Bu oran giderek artmaktadır. Tedavilerdeki başarı teşhis zamanında hastalığın yaygınlığına, kanserin türüne göre değişmektedir. Meme, kalın bağırsak, prostat kanserlerinde erken evrelerde tedavi mümkündür. Ayrıca testis kanseri, lenfomalar gibi bazı kanser türlerinde ileri evrelerde bile iyileşme sağlanabilmektedir. Sağlık Rehberi dışında kurumsal web sitemizde hasta ve ziyaretçilerimizin dikkatine alttaki rehberler de sunulmaktadır.
Bu Testler Kansere Karşı Hayat Kurtarıyor
Acıbadem Kadıköy Hastanesi Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Şirin Parkan, kanserin erken teşhisi için yaptırılabilecek 12 testi anlşatıyor:1-Mamografi Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinin başında gelen meme kanserinin erken teşhisi için sürekli takip yapılması çok önemli. Meme kanseri riski taşımayan tüm kadınların da 40 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak mamografik takiplerinin yapılması gerekiyor. Ailesinden meme kanseri öyküsü olan kadınlarınsa 25 yaşından itibaren doktor kontrolünde olmaları büyük önek taşıyor.2-Smear Testi Rahim ağzı kanseri özellikle cinsel olarak aktif tüm kadınların korkulu rüyası ve kanser nedenli kadın ölümlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Bu nedenle tüm kadınların, cinsel yaşamları başladığı andan itibaren düzenli olarak smear testi yaptırması öneriliyor. Jinekolojik muayenenin de yılda 1 kere yapılması, erken teşhis açısından hayati bir öneme sahip.3-PSA Testi Erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında ikinci sırada yer alan prostat kanserine karşı her erkeğin 40 yaşında PSA baktırması önemli. PSA seviyesi 1'in altındaysa, testin 45 yaşında tekrar ettirilmesi, yine 1'in altında çıkarsa 50 yanışında tekrarlanması yeterli. Ancak seviye 1'in üzerindeyse, daha sık aralıklarla PSA testi yaptırmak gerekiyor. Çünkü bir kan belirteciyle teşhis konulabilen tek tümör prostat kanserleri. Ancak prostat kanseri erken tanısında sadece PSA baktırmak yeterli değil, hiçbir zaman doktor tarafından yapılacak rektal muayenenin yerini tutmuyor. O nedenle özellikle 50 yaşından itibaren düzenli doktor muayenesini ihmal etmemek gerekiyor.4-Kolonoskopi Kalınbağırsak kanserine karşı 50 yaşından itibaren kolonoskopi yaptırılması öneriliyor. Eğer bir polip bulunamazsa 5 yılda bir tekrarlanması yeterli. Kolon kanserinin erken teşhis edildiğinde ilk 5 yılda hayatta kalma oranının yüzde 90 olduğunu ama geç kalındığında bu oranın çok düştüğünü unutmamak gerekiyor.5-Ben takibi Özellikle çok açık bir ten rengine sahip olanlar ve vücudunda fazla ben bulunanlar cilt kanseri konusunda daha yüksek risk faktörü altında. Yapısal özellikleri bu şekilde olanların, düzenli olarak benlerini bir dermatoloji uzmanlarına inceletmeleri cilt kanserinin erken teşhisi açısından önemli.6-Kan testi Kansere karşı yapılan kan testlerinde, 'eritrosit' olarak bilinen oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri ve 'lökosit' olarak bilinen hastalıklara karşı savunmamızı sağlayan beyaz kan hücreleri inceleniyor. Yapılan testlerde, kan hücrelerin sayıları ve büyüklüklerine bakılıyor.7-Gaitada gizli kan testi Dışkıda gizli kan testi olarak bilinen 'gaitada gizli kan testi', 40 yaşından sonra yaptırılması gereken bir test. Bu test, öncelikli olarak kolon kanserinin erken teşhisi için kullanılıyor. Rutin olarak yaptırılması önerilen gizli kan testiyle, sadece mikroskobik inceleme ile görülebilen kan gaitada inceleniyor.8-İdrar tahlili İdrar yolu, böbrek ve mesanede meydana gelebilecek kanser türlerinin tespiti için 'idrar sitolojisi' ile idrar incelemesi yapmak mümkün. Bu testte,mikroskop altında incelenen idrarda tespit edilen kan hücreleri üriner sistem kanserlerinin habercisi olabiliyor.9-Tiroit testleri Tiroit kanserine karşı erken tanı için,belli bir antikora bakılabiliyor. Bunun yanında tiroit ultrasonuyla da, var olan bir nodülün varlığı ve boyutu değerlendirilebiliyor.10-Akciğer kanseri testleri Akciğer kanseri kanser türleri arasında erken teşhisi en zor türlerden biri. Akciğer filminde bile çok belirginleşmedikçe görülemeyebilen bu kanser türüne karşı, son yıllarda geliştirilen yöntemler bulunuyor. Düşük ışın dozajlı spiral bilgisayar tomografisi gibi yeni geliştirilen bu tekniklerin güvenilir sonuçlar vermesi için çalışmalar sürdürülmekte. Özellikle yoğun sigara içenlerde artık bu tomografi öneriliyor.11-Tüm vücut MR Özellikle kanser şüphesi taşıyan ya da riski olan kişilerin rutin olarak tüm vücut MR çektirmeleri öneriliyor. Açlık, idrar sıkışıklığı gibi ön hazırlık gerektirmeyen uygulamada, radyoaktif maddelerin ve X ışınlarının kullanılmaması, testi yaptıranların sağlığı açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Baştan dize kadar olan vücut bölgesini tek başına inceleyen MR görüntüleme cihazıyla check-up yöntemi, çocuk ve hamileler dahil kanser şüphesi taşıyan herkese uygulanabiliyor.12-Genetik Check-up Tükürük örneği üzerinden DNA analizi yapılarak gerçekleştirilen Genetik Check-up ile; aralarında bazı kanser türlerinin de bulunduğu belirli hastalıklara olan yatkınlık, çocuklara geçebilecek genler, bireylerin ilaçlara farklı yanıt vermesinden ve bazı yan etkilerden sorumlu genetik faktörler tespit edilebiliyor.
Selülit ile Başa Çıkmanın Yolları
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür’ün de “Selülit-Beslenme İlişkisi”ni anlatıyor. Selülitle baş edebilmek adına anti-selülit ürünü Elancyl Cellu Slim de yardımımza koşuyor. Elancyl Cellu Slim basın toplantısı Pierre Fabre Dermokozmetik Pazarlama Direktörü Magali Eclache, Pierre Fabre Dermokozmetik Eğitim Müdürü Elif Saygılı ve Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür’ün katılımıyla gerçekleşti. Pierre Fabre Dermokozmetik Pazarlama Direktörü Magali Eclache toplantı ile ilgili olarak; “Elancyl, 40 yıldan uzun bir süredir sadece eczanelerde bulunan, incelme pazarında öncü ve her zaman ilkleri uygulayan lider markadır. Yenilenen formülü ile CELLU SLIM en dirençli yağları bile parçalayan, ilk inceltici anti-selülit ürünüdür. 2014′de Elancyl yeni ürün ler piyasaya sürdü. Elancyl Cellu Slim İnceltici Bakım Ürünü, Elancyl Cellu Slim Ventre Plat Karın Bölgesi için Selülit Karşıtı İnceltici Jel, vücut bakımında ise Elancyl Duş Yağı, Enerji Veren Nemlendirici Süt ve Ferahlık ve Enerji Veren Sprey tüketicileriyle buluştu” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür “Bugün ne yerseniz, yarın onu giyersiniz” Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür ise; “Tek yönlü ve sağlıksız beslenme selülitin ana nedenlerinden biridir. Fast-food yiyecekler, doymuş yağ içeriği yüksek yiyecekler (hazır gıdalar), salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri damar tıkanmasına yol açtığı gibi, şeker ve tuz tüketiminin aşırı miktarda artması dokularda ödeme neden olduğu için selülit oluşumunda da etkili. Örneğin tuz içeriği yüksek olan turşu, konserve, şarküteri ürünler, konserve yiyecekler gibi yiyecekler çok fazla tüketilmemeli. Basit şeker içeriği yüksek çikolata, tatlılar, şekerlemeler, keklerden olabildiğince uzak durmak gerekir. Kızartma yerine, fırında pişirme, haşlama, ızgara gibi pişirme yöntemleri tercih edilmeli. Katı yağlardan uzak durulmalı. Fazla yağ tüketimi selülit oluşumuna veya selülitlerin artmasına neden olmakta. Günde en az 2-2.5 litre su içilmelidir. Sağlıklı beslenmeye ek olarak kişi düzenli olarak yürüyüş yapmalı, fiziksel aktivitesini artırmalıdır. Bol su içerek yürüyüş desteklenmeli bu şekilde sağlıklı bir dolaşım sistemi ile selülitlerden korunmak ve selülitleri azaltmak mümkün. Selülitten korunmak için yeterli ve dengeli BESLENME son derece önemlidir. Unutmayınız ki; bugün ne yerseniz, yarın onu giyersiniz!!!” diyor. Pierre Fabre Dermokozmetik Eğitim Müdürü Elif Saygılı ise konuşmasında Elancyl’in yenilenen formülünün içeriğindeki Cecropia, Kafein, Elma Ağacı Ekstresi, Schuan Biberi Esktresi, Sarmaşık Ekstresi’den bahsetti. “Bu çok etkin içerikle Elancyl Cellu Slim en inatçı selülitlere karşı bile etkili iyileşme sağlar. Yağ yakımı hızlanır, yağ depolanması engellenir. İnceltici ve ödem atıcı özelliği, portakal kabuğu görünümünü azaltmaya ve silüeti düzeltmeye yardımcı olur. Elancyl Cellu Slim, vücudun doğal incelme bioritmine uygun olarak, sabahları yağ yakmaya, geceleri ise yağ depolanmasını azaltmaya yardımcı olur. Elancyl Cellu Slim, her gün kalça, baldır ve basen bölgesine saat yönünde dairesel hareketlerle masaj yaparak uygulanır. Ürünün etkisi kullanım şekline, ne sıklıkla kullanıldığına ve yaşam tarzına bağlı olarak değişebilir.” diye anlatıyor.
Bacak Sıkılaştırmak İçin 5 Pratik Egzersiz!
Siz sıkılmadan bacaklarınız sıkılaşsın! İşte bacak sıkılaştırmak her an her yerde yapabileceğiniz 5 kolay egzersiz… Havalar güzelleşmeye başladı ve tüm o mini şortlar, kısa etekler vitrinlerde bir hayli çekici görünüyor. Bacakları şekillendiren bu temel 5 egzersizi yaptıktan sonra bu minileri üzerine geçirmeniz için hiç bir engel kalmayacak. Hatta skinny jeanleriniz bile size teşekkür edecek! İşte bacak sıkılaştırmak için her an her yerde yapabileceğiniz 5 egzersiz… Geniş çömelme Bacaklarınızı omuz hizasından biraz daha geniş açın. Ayaklarınız saat 10 ve 2 yönlerini göstersin. İkiye kadar sayarak çömelin. 1 saniye çömelme pozisyonunda kalın. Sonra yine ikiye kadar sayarak kalkın. Balerin duruşu Bacaklarınızı birleştirin ve topuklarınız yapışık kalmak üzere ayaklarınızı hafifçe aralayın. Dengede durmakta zorlanırsanız bir duvara tutunarak parmak ucunuzda yükselin. İkiye kadar sayarak yarım çömelme pozisyonu alın ve daha sonra yine ikiye kadar sayarak topuklarınız birleşik bir şekilde kalkın. Topla çömelme Bacaklarınızı omuz genişliğinde aralayın. Bacak aranıza orta büyüklükte bir lastik top ya da yuvarlanmış havlu yerleştirin. Topu bacaklarınızla sıkıp ikiye kadar sayarak çömelin. Bu pozisyonda 1 saniye kalın ve yine ikiye kadar sayarak kalkın. Geniş çömelmede kol savurma Bacaklarınızı omuz hizasından biraz daha geniş şekilde ayarlayın. Ayaklarınız saat 2 ve 10 yönünde aralayın. Küçük boy bir dambılı iki elinizle karnınızın hizasında dikey olarak tutun. Kollarınızı kırmadan dambılı omuz hizasına kadar kaldırın. Sonra ikiye kadar sayarak çömelebildiğiniz kadar çömelin. 1 saniye bu pozisyonda kalın ve kalkarken dambılı yavaşça indirin. İç basenlere baskı Matın üzerine uzanın ve dizlerinizi kırın. Ayaklarınız yere tam basın. Orta boy bir plastik topu ya da rulo haline getirilmiş havluyu dizlerinizin arasına yerleştirin. 30 saniye boyunca sıkın ve 10 saniye boyunca gevşetin. Bu hareketi arka arkaya 4 set halinde yapın.
İşte Baharatlar ve Faydaları
Baharatlar her ne kadar yiyeceklerin lezzetini artırmak veya yiyecekler üzerinde mikrop oluşumunu önlemek için kullanılsa da son yıllarda bazı araştırmalarla da sağlığa olumlu etkileri olduğu gösterildi. İşte Baharatların faydaları • Hiç kalorileri yoktur, kilo kontrolünde güvenle kullanılabilirler • Metabolizmayı hızlandırırlar • İştahı keserler • Tatlı ihtiyacını azaltırlar • Barsak çalışmalarını hızlandırırlar • Kan yağlarını azaltırlar • Sindirim istemini düzenler Türk Mutfagının Olmazsa Olmazları Ülkemizde en çok kullanılan baharatlar kırmızıbiber, karabiber, kekik, tarçın, hardal, karanfil ve kimyondur. Kırmızı Biber Kırmızı biberin içindeki kapsaisin isimli maddenin, metabolizmayı hızlandıracağı ve kilo vermeyi kolaylaştıracağı biliniyor. Ayrıca kırmızı biberin boşaltım sistemine iyi geldiği ve bağırsak hareketlerini de artırarak kabızlığa karşı iyi bir çözüm olabileceği düşünülüyor, ancak aktif hemoroid sorunu olanların dikkatli olmasında fayda var. Karabiber Uzun yıllardır ülkemizde çok tüketilen baharatların başında gelir. Karabiberin grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklarda vücut direncini artırdığı biliniyor. Özellikle çorbaların içine bolca eklendiğinde vücutta rahatlama yapıyor. Boğaz ağrısında nane ile birlikte çay olarak içildiğinde boğazdaki lokal mikroplara tesir ediyor ve boğaz ağrısına gargara etkisi yapıyor. Kekik Çok güzel kokusu olan, et yemeklerinin vazgeçilmezi kekik için pek çok şey söylenebilir. Mideyi rahatlatır, gaz oluşumunu önler. Bununla birlikte özellikle kan kolesterolünü düşürücü etkisi vardır. Ege bölgesinde kekik suyu olarak daha çok üretilen kekiğin, yemeklerde sonra bir kahve fincanı olarak tüketildiğinde sindirimi kolaylaştırdığı biliniyor. Zencefil Zencefilin faydaları saymakla bitmez; soğuk algınlığına iyi gelir, balgam söktürür, bulantı giderir, bağışıklık sistemini güçlendirir, romatizma ağrılarına iyi gelir ve eklem ağrılarını azaltır. Zencefilin sert ve şekerli tadını tamamlamak için onu taze meyve dilimleri üzerine serperek veya soğuk yoğurt, dondurma gibi yiyeceklerle karıştırarak kullanabilirsiniz. Sağlıkta en fazla verimi almak için zencefili bal ile karıştırarak; buharda pişirilmiş havuç veya ızgara somon filelere ekleyebilirsiniz. Baharatları azar azar satın alın Baharatları satın alırken ambalajlı ve az satın almak en doğrusudur. Açıkta ve nemli ortamda tutulan baharatlar küflenebilir ve tazeliğini kaybeder. Satın alınan baharatlar ya cam bir saklama kabında ya da nem geçirmez buzdolabı naylon poşetlerinde saklanabilir. Mutfağın en serin yerinde karanlıkta ve ocaktan uzakta tutmakta fayda var. Mümkünse buzdolabı kapağında saklamak en doğrusudur.