Hep duyarız; dengeli beslenme, en az sekiz saat uyku ve düzenli egzersizlerle vücudumuz ve haliyle beynimiz dinç kalır. Ama sizlerle bu içerikte beyni ve vücudu dinç tutacak, çeşitli makalelerden derlenmiş farklı ve pratik yollar paylaşacağız.
Öyle anlar olur ki patlayacak gibi hissedersiniz. Hani o bölgemi kesip atsınlar da rahatlayayım artık dersiniz. Eğer sizde bu dediğim iki şeye katılıyorsanız, çok sık tuvalet kullanan bireylerden olabilirsiniz. Tam en eğlenceli anlarda, ciddi anlarda ve hatta olur olmadık anlarda insanın başına tüfek dayanmış gibi zor duruma sokan bu olayı sadece yaşayanlar anlar ve bilir.
Antidepresanlar, artık çay partilerinde insanların birbirine önerdiği bir ilaç oldu. Beyin cerrahları, aile hekimleri gibi branş dışı disiplinler de hastalara antidepresan tavsiye etmeye başladı. Uzmanlar, son beş yılda antidepresan kullanımının yüzde 65 oranında arttığını söylüyor.Türkiye’de son beş yılda antidepresan kullanımı yüzde 65 oranında arttı. Antidepresanlar, artık çay partilerinde tıp dışı insanların birbirine tavsiye ettiği bir ilaç oldu. Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Vedat Bilgiç, antidepresan ilaçlarının herkesin üzerinde hekim gibi bilgi sahibi olduğunu zannettiği ilaçlar haline geldiğini söylüyor. Kendi inisiyatifiyle eczaneden reçetesiz alıp düzensiz ve kontrolsüz kullanan bireyler olduğuna dikkat çeken Bilgiç, tehlikeli ve kötü kimyasallar olarak bu ilaçların damgalandığını ve bu yüzden gerçek hastaların tedavilerini aksatmalarına neden olduğunu kaydediyor. Pek çok disiplinde antidepresan ilaçların rutinde de önerilir olduğunu kaydeden Bilgiç, şu bilgileri veriyor: “Örneğin baş ağrısı için nöroloji, fibromiyalji için FTR, ağrı tedavisinde pek çok disiplin (beyin cerrahi, dahiliye, aile hekimi, cerrahi branşlar) antidepresan reçete verir oldu. Fakat takipleri yapılmadığı için uygunsuz kullanım periyotları ortaya çıktı.”BU İLAÇLAR DENEYİP BIRAKILAMAZAntidepresanların pratikte sadece depresyon hastalığında kullanılmadığını vurgulayan Bilgiç, “Kaygı bozuklukları, psikozlar, dürtü kontrol bozukluğu, madde kullanım bozukluklarında da kullanılmaktadır. Uygun doz ve sürede, kişiye özel kullanımı olan ilaçlardır. İki ucu keskin bıçak gibidir, yetersiz dozda hastalık artar, fazla dozda yan etkilerle uğraşılır. Bu nedenle uzun süreçli takip edilmesi gerekir. Bu konuda yetkin kişi psikiyatristtir. İlaç tavsiye edip standart dozda, standart sürede kullanım önerilmemelidir. Şu ilacı şu dozda 6 ay kullanıp bırakınız denmemelidir.” diyor.Zaman
Sağlık Bakanlığı, basında 'LÖSEV reklamı ortada kaldı', 'Sağlık Bakanlığı LÖSEV'in kamu spotundan rahatsız oldu' başlıklarıyla yer alan haberlere ilişkin açıklama yaptı.Sağlık Bakanlığından, Lösemili Çocuklar Vakfına (LÖSEV) yönelik hazırlanan kamu spotları ile ruhsatlandırılmamış ve izni alınmamış bir hastane için toplanan yardımların gerçeklikten, ihtiyaçları belirlemek ve karşılamaktan uzak olduğu bildirildi.Bakanlıktan yapılan açıklamada, basında, 'LÖSEV Reklamı Ortada Kaldı', 'Sağlık Bakanlığı LÖSEV'in Kamu Spotundan Rahatsız Oldu', 'Lösemili Çocuklar Bakanlığı Rahatsız Etti' başlıklarıyla haberler yer aldığı anımsatıldı.Türkiye'de her yıl yaklaşık 900 çocukta lösemi vakası görüldüğü belirtilen açıklamada, yetişkin hastalarda olduğu gibi çocuk hastaların da gerek özel gerekse tam teşekküllü kamu hastanelerde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geri ödemesi yapılarak ücretsiz tedavi edildiği bildirildi.Açıklamada, Türkiye'de kanser konusunda faaliyet gösteren 150'ye yakın sivil toplum kuruluşu bulunduğu, ulusal politikalar oluşturulurken bu kuruluşlardaki bilim insanlarıyla çalışıldığı, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin Ulusal Kanser Danışma Kurullarında da aktif şekilde rol aldığı ifade edildi.Ankara'da, 14 yatakla hizmet veren özel bir hastaneye sahip olan LÖSEV'in, 2012'de yeni bir adreste ve daha büyük bir kapasiteyle ön izin almak amacıyla Bakanlığa başvuruda bulunduğu bildirilen açıklamada, şunlara yer verildi:'Mevcut yatak sayısı ile yeni bir adrese taşınması uygun olmasına rağmen yaklaşık 400 yataklı yeni bir hastane projesinin mevzuatla tanımlanmış planlamalar açısından uygun olmadığı söz konusu vakfa aynı yıl bildirilmiştir. Ankara'da 6 kapsamlı onkoloji merkezi, 5 onkoloji tanı tedavi merkezi, bu standartları taşıyan bir de özel radyoterapi merkezi aktif olarak hizmet vermektedir.Bakanlığımız, toplumsal politikaları, gerek ulusal gerekse uluslararası veriler ışığında oluşturmaktadır. Yeni hastanelerin kurulması, tanı ve tedavi standartları bu şekilde belirlenir. Ülkemizde, eğitim ve araştırma, üniversite ve özel hastanelerde çocuk kanser hastalarımız başarıyla tedavi edilmektedir. Bilim insanlarımız da yaptığı değerlendirmelerde ayrı bir çocuk onkoloji hastanesine gerek olmadığı konusunda görüş birliğine varmışlardır. Böyle bir gereklilik oluşması halinde ise Bakanlığımız gereken hastaneyi en kapsamlı şekilde yapacak güç ve donanıma sahiptir. Dolayısıyla hazırlanan kamu spotları ile ruhsatlandırılmamış ve izni alınmamış bir hastane için toplanan yardımlar gerçeklikten, ihtiyaçları belirlemek ve karşılamaktan uzaktır.''Hasta 4 gün bekletildi' iddiasıÖte yandan Sağlık Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, bugün bir gazetede yer alan '4 Gündür Sandalye Üstünde Tedavi Bekliyor' başlıklı haberle ilgili yazılı açıklama yaptı.Söz konusu hastanın, 29 Ocak 2015'te komşusu aracılığıyla Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil polikliniğine başvurduğu belirtilen açıklamada, hastanede gerekli tetkik ve tedavi işlemlerinin derhal başlatıldığı ifade edildi.Hastanın, gerekli tetkikler yapıldıktan sonra 'Periferik damar hastalığı' tanısıyla Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine nakledildiği kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:'Burada anjiyosu yapıldıktan sonra Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi kliniğinde yaralı bacağının cerrahi yöntemle alınması gerektiği, hastaya tebliğ edilmiştir. Söz konusu hasta ise cerrahi müdahaleyi reddetmiştir. Hastanın evine gitmek istediğini belirtmesi üzerine Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesince gerekli hazırlıklar yapılmıştır. Bu aşamada hastanın bilgi vermeden hastaneyi terk ettiği görülmüştür. Hastayla ilgilenilmediği ve 4 gün acil serviste bekletildiği iddiası, kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.'AA
Pek çoğumuz haftada 40 saatten fazla çalışıyoruz. Gün içerisinde dikkatimizi dağıtan, doğru düzgün beslenmeme ve kötü bir zaman yönetimiyle işteki verimliliğimizi kaybediyoruz. İşte sizin için hazırladığımız her sabah yapabileceğiniz sizi güne hazırlayacak ve veriminizi artıracak 5 pratik adım.
Genetik bilimci Dr. Sakuntabhai, ebola virüsünün değişime uğradığını belirtti.Kuzeybatı Afrika ülkesi Gine'deki Ebola salgınını takip eden bilim adamları, virüsün mutasyona uğradığı uyarısında bulundu.BBC'nin haberine göre, Genetik bilimci Dr. Anavaj Sakuntabhai, 'Virüsün değişime uğradığını biliyoruz. Fakat virüsün nasıl değiştiğiyle ilgili daha fazla bilgiye ihtiyacımız var' dedi.VİRÜSÜN DAHA BULUŞICI HALE GELMESİNDEN KORKULUYORRastlanan bazı vakalarda hastalıkla ilgili hiçbir belirti olmadığını belirten Sakuntabhai, 'Bazı insanlar, virüsü daha kolay yayıyor olabilir. Fakat bununla ilgili henüz kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bir virüs kendini daha az ölümcül bir hale getirebilir fakat bizim asıl korktuğumuz virüsün daha bulaşıcı hale gelmesi' diye konuştu.Gine'deki Ebola hastalarından aldıkları kan örneklerini inceleyen Fransa'daki Pasteur Enstitüsü'nden araştırmacılar, virüsün mutasyona uğradıktan sonra daha bulaşıcı olup olmadığını inceliyor.Ebola virüsüyle ilgili diğer bir endişe de virüsün mutasyona uğrayarak hava yoluyla bulaşma ihtimali.Pasteur Enstitüsü'nden Virolog Noel Tordo, 'Virüsle ilgili daha çok bilgi edinmemiz lazım. Fakat şu an için hastalığın vücut sıvılarıyla bulaştığını biliyoruz. Yani Ebola virüsü taşıyan kişilerden uzak durmak gerekiyor' ifadelerini kullandı.'MÜCADELENİN EN İYİ YOLU AŞI'Prof. James Di Santo, Ebola'nın daha geniş bir alana yayılmasından endişe edildiğini belirtti. 'Bu sadece Afrika'nın problemi değil, hepimizin problemi' diyen Santo, bu tarz salgınlarla mücadelede en iyi çözümün aşı olduğunu söyledi.Diğer yandan İngiliz-Amerikan ortak yapımı Ebola aşısının ortalama 300 dozluk ilk partisi, ölümcül Ebola virüsünün yaygın görüldüğü Liberya'ya gönderilmişti.DSÖ'nün verilerine göre, üç Batı Afrika ülkesinde şimdiye kadar 22 binden fazla Ebola vakası görüldü ve salgından ölenlerin sayısı 8 bin 600'ü aştı.AA
50 yaş üstü insanlara sorulan, 'Gençliğinize geri dönseniz, nasıl bir hayat yaşardınız?' sorusuna, o insanların verdiği cevaplar aynı zamanda gençler için altın değerinde öğütler barındırıyor. Bakalım bu önemli tavsiyeler nelermiş..
Sağlık Bakanlığı, 81 il valiliğine tuz ve şeker kullanımı ilgili genelge gönderdi. Bakan Mehmet Müezzinoğlu imzalı genelgede kamu kurum ve kuruluşlarında şeker ve tuz kullanımı ile ilgili düzenleme yapılması istendi. Çay, kahve vb. ikramlarda ve kafe, kantin, lokanta, çay ocağı gibi yerlerde çay şekerinin tek şeker olarak ve mümkünse hijyen açısından ambalajlı şekilde sunulması istenen genelgede yemekhane, lokanta vb. hizmetlerde masalardan tuzlukların kaldırılması gerektiği bildirildi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 81 il valiliğine 'Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Şeker ve Tuz Kullanımı ile İlgili Düzenleme' başlıklı bir genelge gönderdi. Dünyada en önemli halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen bulaşıcı olmayan hastalıkların, ülkemizde her geçen gün sayısı hızla artan ölümlerin başlıca nedenlerinden olduğu belirtilen genelgede, erken ölümlere yol açan ve kişilerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bulaşıcı olmayan hastalıklardan önleyici yaklaşımların geliştirilmesinin zorunlu olduğu kaydedildi.Değiştirilebilir temel risk faktörlerinden olan yetersiz ve dengesiz beslenmenin önlenmesinin bulaşıcı olmayan hastalıklardan korunmada güncel stratejilerden birini oluşturduğu ifade edilen genelgede, 'Toplumdaki bireylerin aşırı şeker ve tuz tüketiminin de yer aldığı beslenme bilgi, tutum ve davranışlarını olumlu yönde değiştirecek faaliyetler bu stratejilerin kapsamındadır' denildi.Aşırı şeker ve tuz tüketiminin değiştirilebilir bir sağlıksız beslenme sorunu olduğu hatırlatılan genelgede, şu ifadelere yer verildi: 'Özellikle oluşumunda aşırı şeker ve tuz tüketiminin önemli bir etken olduğu obezite, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar dünyada önlenebilir ölüm nedenleri içerisinde birinci sırada yer almaktadır.Dünya Sağlık Örgütü'nün son yayınlarında bulaşıcı olmayan hastalıkların ve diş çürüklerinin önlenmesinde günlük şeker alımının, günlük kalori ihtiyacının yüzde 5'ine indirilmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalarda tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği değerin yaklaşık üç katı kadar olduğu gösterilmiştir.'Genelgede, Türkiye sağlıklı beslenme ve Hareketli Hayat Programı ve Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Programı kapsamında tüm kamu kuruluş ve kuruluşlarında alınması gereken önlemler şu şekilde sıralandı: 'Çay, kahve vb. ikramlarda ve kafe, kantin, lokanta, çay ocağı gibi yerlerde çay şekerinin tek şeker olarak ve mümkünse hijyen açısından ambalajlı şekilde sunulması, yemekhane, lokanta vb. hizmetlerde masalardan tuzlukların kaldırılması, dileyenlerin tuz almak için ayrı bir yerde mümkünse 0,5-1 gr'lık kağıt poşetlerde halinde bulundurulan tuzu alarak kullanmalarının sağlanması şeklinde genelge mevcuttur.'CHA
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddiası Meclis gündeminde.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, İçişleri Bakanı Efkan Ala'ya, 'Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için almayı planladığı 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisine maruz kalanların gözlerinde, kulaklarında ve iç organlarında hasara yol açtığı iddia edilmektedir. Ses-ışık bombasının yayacağı 8 milyon mumluk ışık ise retina hasarı, katarakt gibi kronik zararların yanı sıra kısa körlük yaratma etkisi de taşımaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddiası doğru mudur?' diye sordu.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın yanıtlaması istemiyle TBMM'ye sunduğu soru önergesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddialarını Meclis gündemine taşıdı. Ses ve ışık bombalarının insan sağlığına olan kalıcı etkilerine değinen Tanrıkulu, 'Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için almayı planladığı 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisine maruz kalanların gözlerinde, kulaklarında ve iç organlarında hasara yol açtığı iddia edilmektedir. Uzmanlar İnsanın duyabileceği ses aralığı sınırının 140 desibel olduğunu, 130-140 desibel üzerindeki gürültüler ise akustik travma yaratacağı, kulak ağrısı, kulak zarı yırtılması, çınlama, iç kulak sinirsel tip kalıcı işitme kaybı gibi sonuçlara yol açacağını belirtmektedir. 150 desibel ve üstü, mutlaka yasaklanması gereken bir sınır olarak kabul edilir. Bu sınırdaki gürültüler çarpıntı, kan basıncı yükselmesi, denge bozukluğu, bulantı, kusma, metabolizma ve hormon dengesi bozulmaları, mide salgısı azalması, ülser, kas gerginliği, damar büzülmesi, baş ağrısı, migren, yorgunluk, göz kırpma artışı etkileri yaratmaktadır. Ses-ışık bombasının yayacağı 8 milyon mumluk ışık ise retina hasarı, katarakt gibi kronik zararların yanı sıra kısa körlük yaratma etkisi de taşımaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğünün insan sağlığına zarar veren, kalıcı hasar bırakma riski bulunan araç-gereç ve malzeme kullanması insan hakları ihlalidir. İçişleri Bakanlığının güvenlik kuvvetlerinin toplumsal olaylara müdahale ederken göstericilerin hayatının ve sağlığının tehlikeye atılmaması için önleyici tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Fransa'da bir vatandaşın polisin attığı gaz bombası sonucu yaşamını yitirmesinin ardından polisin gaz bombası kullanımı yasaklanırken Türkiye'nin binlerce gaz bombası alması düşündürücüdür' açıklamasında bulundu.'SES-IŞIK BOMBASI ALINMASININ GEREKÇESİ NEDİR?'Ses-ışık bombası alınmasının gerekçelerini soran Tanrıkulu, şu ifadelere yer verdi: 'Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası almayı planladığı iddiası doğru mudur? İddia doğru ise ses-ışık bombası alınmasının gerekçesi nedir? Ses-ışık bombasının 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisinin bulunduğu iddiası doğru mudur? 180 desibellik ses ve 8 milyon mum ışık saçma etkisinin insan sağlığına zararlı olduğu iddiası doğru mudur? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombasını hangi firmadan temin edecektir? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası ihtiyacı nasıl tespit edilmiştir? İhtiyaç ile ilgili bilimsel bir araştırma yapılmış mıdır?''KULAK ZARI PATLAMASINA VE KALICI İŞİTME KAYBINA YOL AÇACAĞI İDDİASI'Ses ve ışık bombalarının insan sağlığına olan etkilerine değinen Tanrıkulu, 'Güvenlik güçlerinin kullanacağı 180 desibellik ses ve ışık bombalarının kulak zarı patlamasına ve kalıcı işitme kaybına yol açacağı iddiası doğru mudur? İddia doğru ise 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının kullanılması halinde kulak zarı patlaması ve kalıcı işitme kaybı yaşayacak vatandaşımızın tahmini sayısı kaçtır? Güvenlik güçlerinin kullanacağı 8 milyon mumluk ışık saçan ses ve ışık bombalarının retina hasarı, katarakt, kısa körlük yaratma etkisinin olduğu iddiası doğru mudur? İddia doğru ise 77 bin 400 adet ses-ışık bombasının kullanılması halinde retina hasarı, katarakt, kısa körlük yaşayacak vatandaşımızın tahmini sayısı kaçtır?' diye sordu.'FRANSA'DA POLİSİN GAZ BOMBASI KULLANIMI YASAKLANIRKEN TÜRKİYE NEDEN SÜREKLİ GAZ BOMBASI ALMAKTADIR?'Fransa'da polisin gaz bombası kullanımının yasaklandığını ancak Türkiye'de gaz bombası alımının devam etmesini eleştiren Tanrıkulu, 'Fransa'da polisin gaz bombası kullanımı yasaklanırken Türkiye neden sürekli gaz bombası almaktadır? Türkiye'de Fransa'da polisin kullanımını yasakladığı ya da eşdeğeri gaz bombasından bulunmakta mıdır? Varsa mevcut ve kullanılan gaz bombasının sayısı kaçtır? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için almayı planladığı 77 bin 400 adet ses-ışık bombası insan sağlığını, Fransa'da kullanımı yasaklanan gaz bombasından daha az mı tehdit etmektedir? Fransa'da polisin kullanımını yasakladığı gaz bombası özellikleri nelerdir? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2015 yılı için 77 bin 400 adet ses-ışık bombası özellikleri nelerdir?' ifadelerini kullandı.Hakime Torun, DHA
Sosyal medyada içimizi dökmenin ve bütün sinirimizi çıkarmanın yararlı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Yapılan araştırma gösteriyor ki sinirli tweet‘ler atmak kalp hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor.Araştırmacıların açıklamalarına göre kızgın gönderiler göndermenin kalp rahatsızlıklarıyla direkt olarak bağlantısı bulunuyor. Daha önce sigara içmenin, düşük gelire sahip olmanın ve stresin kalp hastalıklarına sebebiyet verdiği ortaya çıkmıştı. Ancak Twitter ile ilgili yapılan bu araştırma yeni bir gerçeği ortaya çıkarmış oldu. Pensilvanya Üniversitesi‘nin ortaya çıkardığı bir diğer bilgi ise daha da dikkat çekici. Buna göre nefretin aksine sevgi dolu gönderiler atan ve yaşamın güzellikleriyle ilgili tweet’ler gönderen kişilerin kalp hastalıklarına yakalanma ihtimali daha da düşük oluyor.LOG
Psikolojik problemler en az fiziksel hastalıklar kadar önemli. Ruh sağlığının iyi olmaması bedensel problemlere de yol açıyor. Sizin için psikolojide ender rastlanılan ama ilginç olan 5 psikolojik hastalığı derledik.
Bütün gün şen şakrak biçimde oradan oraya gezen siz değilmişsiniz gibi gece olduğunda bir anda gelir diş ağrısı. İlk dakikalarda “Eheh, bir şey yok ya, geçer şimdi” umudu zamanla “Allah Allah geçmiyo bu” umutsuzluğuna dönüşür. Ardından insan Rus Hükümeti’yle anlaşma yapıldığını, yeni doğalgaz hattının muhtemelen kendi dişinden geçeceği için oranın delinmekte olduğunu düşünür. Çözümü: Dişinizi kerpeten, pense, balyoz, şişe açacağı, artık ne bulursanız onunla çekiniz…
Vücut ağırlığımızın sadece %2 ile 3'ü oranındaağırlığı olan beynimiz günlük kalorilerimizin ortalama %30'unu harcamakta veenerji kaynağı olarak da sadece glikozu kullanmaktadır. Araştırmalarda,algılamayı arttıran ve hafızayı güçlendiren bazı besinlerin olduğu ortayakonmuş olmasına rağmen daha güçlü bir hafıza ve konsantrasyon yeteneği içinsadece belli besinlere yönelmek ve bu besinlerden mucize beklemek doğrudeğildir. Ancak; beyin gelişimini ve hafızayı sağlıklı ve dengeli beslenme ilemaksimum performansa ulaştırabilmeye çalışabiliriz. Yeterli ve dengelibeslenme; beş grup besinin (et, ekmek, süt-yoğurt, sebze-meyve, yağ-şeker)yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır. Bu besinlerin önerilen tüketim miktarları, kişiye göre değişir. Bireyinyaş, cinsiyet, sağlık, besin ve öğün tercihleri ve fiziksel aktivite durumu tüketim ve ihtiyaç miktarlarını etkiler. Bununla beraber beyin gelişimini, konsantrasyon yeteneğini artırdığı veöğrenmeyi kolaylaştırdığı bilinen besinleri ve maddeleri tanımakta fayda var. · B grubundan bir vitamin olan “Folik Asit” beyiniçin çok önemlidir. Beyin gelişimi ve zeka üzerine olan etkileri daha annekarnından itibaren takip edilmektedir. Folik asit yetersizliği zeka geriliğinesebep olabilmektedir. Bir nevi beynin gıdası diyebiliriz. USA Rice Federation’agöre 100 gr. pirinç, 4 mikrogram folik asit içerir. Özellikle pirinç tüketerekfolik asit ihtiyacını önemli ölçüde karşılayabiliriz.· B grubuvitaminleri strese, yorgunluğa, paniğe çok iyi gelir. Yetersizliğinde konsantrasyonundüştüğü ve unutkanlık, öğrenme zorluğu geliştiği gözlemlenir. Kuru baklagiller,kırmızı et, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler,tavuk eti, yerfıstığı, muz, kavun,brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar B grubu vitaminlerindenzengindir. · Bir çeşit B vitamini olan kolin yağlarınenerjiye çevrilmesini kolaylaştırır. Sinir iletiminde çok önemli görevlerivardır ve yapılan çalışmalarda güçlü hafıza ile arasında güçlü bir bağlantıbulunmuştur. Kolin her canlı hücrede bulunur. Her türlü hayvan etinde vesebzede vardır. · Omega 3 yağ asitlerinden zengin sardalya, tonbalığı, somon balığı, koyu yeşil yapraklı sebzeler, keten tohumu ile beslenmekzeka gelişimini ve hafızayı olumlu yönde etkiler.· · Yeterli miktarda protein tüketilmesi uykuhalinin azalmasını ve enerjinin tamamen kullanılmasını sağlar. Balık, et,yumurta, fındık, fıstık ve ceviz kaliteli protein kaynaklarıdır ve içerdikleriyağ asitleri de beyin hücrelerinin çalışması üzerinde çok önemli rol oynar. Uzman Diyetisyen Nesrin Eriş
İngiltere hükümeti ülkede tüm sigara markalarının tek tip pakette satılması planlarını erkene alacağını açıkladı.Yasa tasarısının İngiltere Parlamentosu'ndan geçmesi halinde, ülkede faaliyet gösteren tütün şirketleri, ürünlerini kendi markalarını gösteren paketlerde satamayacaklar.Hükümet böylece sigarayı özellikle çocuklar için daha az ilgi çekici hale getirmeyi hedefliyor.İngiltere'de sigara paketlerinin üzerinde sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin uyarılar uzun süredir var.Televizyonda epeydir ve yazılı basında da daha yakınlarda sigara reklamları yasaklandı; sigara tiryakilerini bu alışkanlıktan vazgeçirme amaçlı parasız programlar, yaygın şekilde duyurulmakta.Sigara karşıtı kampanya yürütenler ise daha fazla önlem alınmasını istiyorlardı.İngiltere bu yönde bir karar alırsa, Avustralya'nın izinden gidecek.Avustralya'da tütün şirketlerinin sert muhalefetine rağmen, 2012'de çıkarılan yasayla sigara paketleri tek tip olarak satılmaya başlamıştı.
Bu yazıyı okuyacakları ikiye ayırabiliriz; bu maddelerde sevdikleri insanlardan izler görecek olanlar ve kendi yansımalarıyla karşılaşacak olanlar.Depresyon genelde görülmez, fark edilmez veya teşhis edilmez. Gizli depresyondan muzdarip insanlar, kendi iç dünyalarıyla başa çıkabilen ve yaşadığı zorlukları pek belli etmeyen insanlardır. Bunun en yakınları bile farkında olmayabilir ve teşhis hiçbir zaman konulmayabilir. Problem şu ki, biz kişinin çektiği zorlukların kocaman bir yara gibi ortada olduğunu düşünürüz, oysaki bunlar çoğu zaman çok dikkatli bakmadıkça kendini belli etmez.
Omurilik zedelenmelerinin büyük bir bölümü trafik veya sanayi kazaları, düşmeler, silahla yaralanmalar ve dalma ya da kızak kayarken meydana gelen spor kazalarından kaynaklanır.Romatoid artirit gibi böyle durumları kolaylaştırıcı rahatsızlıkları olan kişilerde bazen ufak bir zedelenme ciddi travmalara yol açabilirOmurilik Travması Acil Durum Belirtileri– Bir Kaza sonrasında vücudun herhangi bir yerinde güçsüzlük, koordinasyon bozukluğu veya felç oluşması,– Uyuşma hissi veya hissizlik– Mesane veya kalın barsak kontrolünün yitimi– Solunum ve Kollarla ellerin hareket ettirilememesi– Omurilikte kanama süresiz his kaybolmasına ve kas zaafiyetine neden olabilir– Dış kanama kol ve bacakların hissizleşmesine neden olabilirOmurilik Travması Ne Kadar Ciddidir?Omurilikte oluşan bir zedelenmenin ilk sonucu vücudun bazı bölgelerinde hareket edemez hale gelmesidir. Boyun zedelenmesi solunumu etkilemişse ölümcül olabilir. Zedelenme ile tedavi arasında geçen süre hayati açıdan çok kritiktir.
Miyopluk ya da uzağı net görememe sorunu en yaygın göz bozukluklarından biridir.Böyle bir göz bozukluğu teşhisi konmuş ise açıklamaların çoğu, sorunu genlere ve fazla okumaya bağlama yönünde oluyor. Ancak son araştırmalar bu varsayımların yanlış olduğunu gösteriyor.Farklı çevresel faktörler de göz bozukluğuna neden olabilir. Bazı basit önlemler alarak çocuklarımızı bu sorundan kurtarmak mümkün olabilir.Miyopluk oldukça yaygın; Avrupa ve ABD’de nüfusun yüzde 30-40’ı gözlük kullanıyor. Bazı Asya ülkelerinde ise yüzde 90’ı buluyor bu oran. Miyopluk kalıtsal ise, yani genler neden oluyorsa nasıl olur da böylesine bir dezavantajlı özellik binlerce yıl öncesinden bugüne kadar gelebilir?Kanada’daki Eskimoların durumuyla ilgili gelişmeler, bu sorunun üstünü aslında 50 yıl önce çizmiş olmalıydı. Eski kuşak Eskimolarda neredeyse hiç miyopluk görülmezken bugünkü çocuklarda yüzde 10-25 arası gözlük kullanımı söz konusu. Uzmanlar miyopluğun genetik olması halinde böyle durumun asla mümkün olamayacağını belirtiyor. Zaman içinde Eskimoların eski yaşam tarzından vazgeçip daha Batılı bir tarza yönelmelerinin bu göz bozukluklarına neden olması daha muhtemel. Bazı uzmanlar genlerin kısmen belirleyici olabileceğini, ancak asıl nedenin çevresel faktörlerden kaynaklandığını, miyopluğun bir sanayi hastalığı olduğunu söylüyor.Okumakla miyopluk arasındaki bağlantı ise önce güçlü bir olasılık olarak düşünülse de, konu üzerinde araştırmalar yoğunlaştıkça böyle bir bağlantının olmadığı görülmüştür.Bugünlerde üzerinde durulan bir başka olasılık ise içeride geçirilen zaman ile miyopluk arasındaki ilişki. Avrupa, Avustralya ve Asya’da yapılan birçok araştırmada, açık havada daha çok zaman geçirenlerin miyop olma ihtimalinin kapalı ortamda zaman geçirenlerden çok daha düşük olduğu görüldü. Bunun nedeni kesin olarak bilinmese de güneş ışığının gözleri beslemesine dayandırılıyor.Avustralya’da öğrenciler üzerinde yapılan bir deneyde de fiziksel olarak aktif olmanın etkisi ölçülmüş, ancak arada bağlantı kurulamamıştı. Fakat dışarıda gün ışığında geçirilen zamanın belirleyici olduğu sonucuna varıldı. Gün ışığına ne kadar çok maruz kalınıyorsa göz bozukluğu riski de o kadar azalıyordu.Güneşin vücutta D vitamini üretimini tetiklediği ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve beyin fonksiyonlarında bu vitaminin etkili olduğu biliniyor. D vitamini göz sağlığında da etkili olabilir.Başka bir açıklama ise güneşin doğrudan gözde dopamin salgılanmasını sağladığı yönünde. Miyopluk göz yuvarının aşırı büyümesi nedeniyle lensin görüntüyü retina üzerine odaklamada sorun yaşamasına neden oluyor. Dopaminin ise bu büyümeyi sınırlayarak gözü sağlıklı kıldığına inanılıyor.Başka bir açıklama ise doğal ışıkla yapay ışığın içerdiği renkler ve görüntüyü retina üzerinde farklı yerlerde odaklaştırması sorununu gündeme getiriyor. Bu uyuşmazlık gözdeki kontrol mekanizmasında karışıklığa yol açıyor olabilir. Yani göze en uygun noktada odaklanma sağlanmadığını ve bu durumu gidermesi için büyümesi gerektiği mesajını iletiyor olabilir. Avustralya’da bir üniversitede yapılan araştırmada daha çok kırmızı içeren yapay ışıkta yetiştirilen tavuklarda, mavi ve yeşil rengin daha yoğun olduğu ortamlara kıyasla miyopluk riskinin çok daha yüksek olduğu görüldü.Bazı uzmanlar ise sorunu görme alanımızdaki eşya kalabalığına bağlıyor. Kapalı mekânlarda gözün farklı uzaklıktaki eşyalara odaklanmada uyum sorunu yaşayabileceği, dışarıda ise görüş mesafesinin daha geniş olması sayesinde bu sorunun ortadan kalktığı ve gözün gelişiminin daha sağlıklı olduğu dile getiriliyor.Bu tartışmalar sadece akademik önem taşımıyor, tedaviye yönelik ipuçları da içeriyor. Örneğin miyop çocuklarda sorunun ilerlemesini engellemek, hatta hasarı geri çevirmek üzere mavi ışık yayan lambaların kullanılması tartışılıyor. Miyop tavuklarda kırmızı ışığın yol açtığı hasarın günde birkaç saat mavi ışıkta kalma yoluyla giderildiği görüldü.Miyopluk tedavilerinden biri de atropine adlı göz damlası üzerinde yoğunlaşıyor. Bu damlanın, miyopluğa neden olan göz yuvarının büyümesi sorununu yavaşlattığı biliniyor. Fakat damlanın bazı yan etkilerinin görülmesi üzerine bu denemelere ara verildi. Ancak daha önce kullanılan miktarın yüzde biri bile kullanıldığında damlanın etkili olduğu görülünce bu yan etkilerin de minimuma ineceği düşünülerek damla üzerinde çalışmalar yeniden başlatıldı.Bugün için yapılacak en iyi şey ise gözlük ya da lens kullanmaya devam etmek ve çocukları dışarıda daha fazla zaman geçirmeye teşvik etmekten ibaret görünüyor.BBC
Sağlık Bakanlığı kanser hastalarının ve yakınlarının morallerini alt üst edecek bir uygulamaya imza attı. Bakanlık, kanserli hastalara ömür biçerek bunu web sitesinden yayımladı. Sitede yer alan kanser hastalarının sağ kalım süresi başlıklı tabloda akciğer pankreas ve mide gibi 13 kanser türünden birine yakalanmış hastaların yaşayacağı ömür aylarla ifade edildi. Taraf'tan Sümeyra Tansel'in haberine göre skandal tabloya onkologlar ve hasta hakları dernekleri tepki gösterdi. Taraf’a açıklama yapan Hasta Hakları Aktivistleri Derneği tablo için “Hastanın moralini bozduğu ve tedavi sürecini kötü yönde etkilediğinden ötürü hak ihlali”dir dedi. Onkolog Doç Dr. Murat Baş ise “Biz bu tür tıbbi verileri hastalara vermeyiz. Bu tür veriler stres kat sayısını artırarak hastanın sağlığını, tedaviye devam edebilme gücünü ve kararlılığını olumsuz etkiler” diye konuştu.ÖMÜRLERİ AYLARLA İFADE EDİLDİTürkiye Halk Sağlığı Kurumu’na bağlı Kanser Daire Başkanlığı’nın sitesinde Kanser Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin imzalı “Türkiye’de Kanser Kontrolü 2014” başlıklı bir dosya yayımlandı. Söz konusu dosyada kanser hastalarının en önemli direnç kaynağı olan morallerini alt üst edecek verilerin yer aldığı bir tablo paylaşıldı. “Bazı Kanser Türlerinin Ortalama Sağkalım Sürelerinin Dağılımı” başlıklı tabloda 13 kanser türüne göre hastalara ay olarak ömür biçildi. Buna göre akciğer, pankreas ve beyin gibi kanser türlerinden birine yakalanmış hastaların yaşayabileceği ömür tabloda aylarla ifade edildi. Bakanlığın paylaştığı skandal tabloya tepki yağdı.“TEDAVİYİ OLUMSUZ ETKİLER”Hasta Hakları Aktivistleri Derneği söz konusu verilerin bütün hastaların ulaşabileceği şekilde internetten yayımlanmasının yanlış olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığına bağlı kanser.gov.tr sitesindeki “sağkalım dağılımı” tablosunda belirtilen süreler net ve kesin veri olarak yer alıyor. Bu verilerin bu şekilde yayımlanması hasta hakları açısından hastanın motivasyonunu bozduğu ve tedavi sürecini kötü yönde etkilediği için hak ihlali teşkil eder. Hasta yakınları içinse aynı zamanda hayatı çekilmez hale getirir. Bahsi geçen yazıda adeta kesinlik arzeden söylem ve sunum kullanılıyor bunu doğru bulmuyoruz.” Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri Beyazıt İlhan da hastaya yaşam süresiyle ilgili net bir bilgi verilemeyeceğini belirterek “ Bunlar ortalama rakamlar. Bunları sitede yayımlarsanız hastanın tedaviye yönelik motivasyonunu bozarsınız”dedi. Onkolog Doç. Dr. Murat Baş ise söz konusu tablonun hastanın morali açısından endişe verici olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Gerek hekim, gerekse Sağlık Bakanlığı olsun hastaya yaşam süresiyle ilgili bilgi vermemesi gerekir. Yazgı üretmek gibi bir şey olur, tehlikelidir. Çünkü bu tür veriler ortalama istatistiki verilerdir. Yani orada belirtilen üç yıllık beş yıllık yaşam süresi ortalamadır. Bu kimisi için 2 yıldır kimisi için 10 yıldır. 10 yıl yaşayan birine ‘ 2 yıl yaşayacaksın’ diyemezsiniz. Kanser tedavisinde moral bozucu faktörlerin hastanın yaşamına etkisi çok önemlidir. Stres çok önemlidir.Hastanın ümidini kaybetmesi diğer zorlu tedavileri bırakmasına neden olur. O yüzden burada önemli olan yaşam süresinin ne kadar uzun olduğu değildir. Önemli olan hastaya kaliteli sağlıklı yaşabilmesinin yollarını göstermektir.”
Meme büyütme ameliyatları hem ülkemizde hem de dünyada her yaştan kadının en çok araştırdığı estetik konularının başında geliyor. Bu ameliyatlarla pek çok kadın hep hayalini kurduğu göğüslere kavuştu. Ancak bu kadınların hepsinin mutlu olduğunu ve meme büyütme ameliyatlarının her hastada istenilen sonucu verdiğini söylemek mümkün değil. Ağızdan alınan haplar veya yapay enjeksiyon maddeleri ile meme büyütmeye çalışmak gibi yanlış yöntemlerin uygulanmasının da kansere varan pek çok hastalığa davetiye çıkardığını söyleyen Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Naci Çelik meme büyütmede en doğal, en güzel ve en sağlıklı sonuçları alabileceğiniz yöntemleri anlatıyor.Daha büyük memeler için sağlığınızı riske atmayınGünümüzde meme büyütme ve bazen de hem büyütüp hem dikleştirme ameliyatları, burun estetiği ameliyatları ile birlikte en sık uygulanan estetik ameliyatlardandır. Meme büyütmenin pek çok yöntemi vardır ancak bunların bir kısmı aslında sağlığa zararlı ve hiçbir şekilde uygulanmaması gereken yöntemlerdir. Örneğin ağızdan alınan haplarla memeler büyümez. Eğer meme bu haplarla büyüyorsa da dokuda oluşan ödem sebebiyle büyüyordur ve ilaç bırakılınca meme tekrar küçülür, hatta eskisinden bile küçük olup sarkabilir. Hormon da içerebilen bu haplar kanser riski oluşturabilir. Yine aynı şekilde dışarıdan yapay enjeksiyon maddeleriyle memeyi büyütmeye çalışmak da meme gibi son derece hassas olan bir organa yapılmaması gereken bir işlemdir. Bu yöntemle öğle arası meme büyütme yaptıran özellikle Ukrayna, Rusya ve BAE’nde yaşayan pek çok kadında problemler, apse oluşumları görülmüş, meme dokusunun çıkartılması gibi ameliyatlar yapılmak zorunda kalınmıştır. Uzak Doğu’da bu konuyla ilgili bilimsel çalışmalar yapılmış ve dışarıdan enjekte edilen bu maddelerin kanser riskini arttırdığı kanıtlanmıştır.En doğal yöntem memeye yağ enjeksiyonudur ancak tek başına yeterli olmayabilirMemeye yağ enjeksiyonu vücudun kendi yağ dokusunun memeye enjekte edilmesi ile yapılır. Bu yöntem ilk uygulanmaya başlandığında pek çok plastik cerrah bu yönteme sıcak bakmamış ve kanser riskinin bu kadar yüksek olduğu bir organa yağ enjeksiyonuna tereddütlü yaklaşmıştır. Ancak yapılan çalışmalarla yağ enjeksiyonlarında böyle bir riskin olmadığı ve en ideal meme büyütme yöntemlerinden biri olduğu görülmüştür. Çünkü yağ enjeksiyonu yöntemi göğüslerin doğallığını bozmaz. Özellikle zayıf hastalarda deri yapısının da ince olması sebebiyle protez (silikon) konulması yönteminin memelerin doğallığını bozması, protezin hissedilir olması ve protez üzerinde dalgalanmalar görülmesi nedenleriyle tercih edilemediği göz önünde bulundurulduğunda yağ enjeksiyonunun doğallığının önemi daha iyi anlaşılabilir. Ancak yağ enjeksiyonu da çoğu kez hastanın memesini yeterince büyütmez ve ideal büyüklüğe ulaşmak için birkaç kez yağ enjeksiyonu yapmak gerekir.Yağ enjeksiyonu ve protez birlikte uygulanarak zayıf kadınlara da doğallık sağlanabilirYağ enjeksiyonu ile protezin birlikte uygulanması da mümkündür. Op. Dr. Naci Çelik hangi hastalara yalnızca yağ enjeksiyonu, hangilerine yalnızca protez, hangilerine ise iki yöntemin birden uygulanması gerektiğini şöyle açıklıyor: ‘Eğer bir hastada yeterince yağ varsa ve memesine protez koydurmak istemiyorsa sadece yağ enjeksiyonu, belki birkaç operasyon gerekecektir ama uygulanabilir. Eğer hastanın hatları yuvarlak, derisi yeterince kalınsa ve çok büyük bir protez istemiyorsa sadece protez koyulması tercihi de yapılabilir. Ancak asıl problem olan hasta grubu zayıf hastalardır ve bu hastalarda tercih edilmesi gereken uygulama memeye normale göre daha küçük bir protez koymak ve özellikle meme arasındaki boşluğu, göğsün üst kısmını ve yanlarda protezin ele geldiği yerleri hastadan alınan yağlarla kamufle etmek olmalıdır. Bu yöntem büyük protez kullanılmasında yaşanabilecek problemleri azalttığı gibi son derece sağlıklı ve doğal göğüslere kavuşulmasını sağlar.’