Sadullah Ergin Haberleri

Sadullah Ergin ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Sadullah Ergin ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Arınç'tan Siyasilere Twiter Eleştirisi: 'Çıt Çıt Çıt...'
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın Star'daki köşesinde Gülen cemaatini kast ederek ''Milli orduya kumpas kuruldu'' diye iddia etmesinin ardından ilk kez konuştu ve ''Ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip eden bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz'' dedi. Arınç, Twitter'da sürekli paylaşımda bulunan bakan ve vekil arkadaşlarını da şu sözlerle eleştirdi: ''Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil.'' Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara'da Başbakanlık muhabirleriyle bir araya geldi. Arınç şunları söyledi Türkiye kendisi hareketli bir ülke, güçlü bir ülke. Ben baktığımda 11 yıldır devam eden istikrarlı hükümetin önemli işler başardığını görüyorum. Türkiye’de gerçekten maddi planda yapılan ekonomiyi yeniden inşa etmek, makro ekonomik göstergelerden her bireyin refah içinde yaşama kavuşmasına kadar, tüm sektörlerde çok önemli işler başardığını söylüyoruz. 11 YILDA İLMİK İLMİK ÖRÜLEN YAPI Geçmişte çok kırılgan bir yapı vardı. Siyaset dışı kurumlar hükümetlere de kolaylıkla müdahale edebiliyordu. 11 yılda ilmik ilmik örülen yeni bir yapı var. Yeni Türkiye’de diyebiliriz. Vesayetlerin müdahalelerin ortadan kalktığı sivil asker ilişkilerinin yeniden kurulduğu, Türkiye’den anti demokratik uygulamaların sona erdiği bir dönem yaşıyoruz. KÖŞK SEÇİMİNDE HİÇ AKLA GELMEYECEK HİLELER ORTAYA ÇIKABİLİR İlk defa halk oyuyla cumhurbaşkanı seçilecek. Türkiye’de cumhurbaşkanları seçimi her zaman engellemelerle karşılaşır. Hatta hiç akla gelmeyecek hileler ortaya çıkabilir. 2007’de 367 gibi. Şüphesiz bugün herkes 367’yi gülümseyerek karşılıyor. Ama Türkiye bunu yaşadı. Herkesin gülüp geçtiği saçmalığı hepimiz yaşamıştık. Aradan yedi yıl geçiyor, başka tartışmalar gündeme gelinebilir. Böyle bir durumda siyasi iktidar güçlü olduğunu göstermek, halk oylamasından altığı neticelerin sandığa yansıyacağını söyleyebilir. CHP açısından farklı şeyler, MHP açısından baktığımızda farklı şeyler gündeme gelebilir. BU FLU ORTAMLAR ORTADAN KALKACAK Bu flu ortamların ortadan kalkacağına yürekten inanıyorum. Sancılar yaşanabilir. Bunların hepsi birer sınamadır. Bunlardan başarıyla çıkacğaız. Bugünkü rakamlarla sandığa gidildiğinde yeniden bir güven tazelemesi olabileceğini de düşünüyorum. GÜÇLÜ BİR HÜKÜMET VAR Türkiye'de böylesi kırılgan şeylerin yaşandığı ortamda şükür ki güçlü bir hükümet var. Abartılıp köpürtülen haberlerin de aslında maksatlı yayınlandığını biliyoruz. Sükunetle ve elbette olaylara şiddetle değil suhuletle yaklaşılması gerektiğini düşünüyoruz. HİÇ KİMSE AF BEKLENTİSİ İÇİNDE OLMASIN (Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla ilgili olarak Genelkurmay suç duyurusunda bulundu. Delillerin karartıldığı gerekçesiyle yapıldı bu başvuru. Bu başvuruyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yasal bir düzenleme gerekir mi? CHP liderinin de bir açıklaması olmuştu. İktidar partisi adım atarsa destek veririz demişti. Ergenekon ve Balyoz davalarında kademeli bir af çıkarılması yönünde bir iddia var. Hükümetin gündeminde midir? sorusuna) Bahsettiğiniz davaların bir kısmı kesinleşmiş, bir kısmı henüz yargı süreci tamamlanmamış. Kimsenin ismini adını ağzımıza almadan, bitmiş davalarla ilgili, şahıslarla ilgili, sivil davalarda olabilir, ceza muhakemesi kanununa baktığımızda o şartı taşıyorsa, tekrar iadeyi muhakeme isteyebilirler. Ceza davalarında delil serbestliği esası vardır. Dava bitene kadar sanık, şüpheli ve avukatı, bu da görülsün, şu delilde var diye talepte bulunursa mahkeme bunu değerlendirebilir. Bir genel af ve af beklentisi içinde hiç kimse olmasın. Af kelimesi çok tehlikeli bir kelime. Hükümetten parlamentodan birisi konuşursa herkes de büyük bir beklenti oluşur. İçerideki insanları düşünün, afla yatar afla kalkarlar. Hiç birimiz ağzımıza şu veya bu suçlular için af konusunu getirmeyiz. Hükümet olarak da bizim böyle bir düşüncemiz yok. Bu tartışmanın elbette bazı insanları heyecanlandırdığını düşünebiliriz. Genelkurmay Başkanı'ndan, arkadaşlarım sordu haberim yoktu. Bir başvuruda bulunduğunu duydum. Başvurunun içeriği ile ilgili bir bilgi yok. Bazı avukatların sözleri var. O avukatlar neyi ne kadar biliyorlar ben bilmem. Ama Genelkurmay Başkanımızın, Genelkurmay mensubu, bunların yargılananları olduğu kadar, aileleri çocukları ve arkadaşları da vardır. Eğer gerçekten bazı konulara yargının dikkat etmelerine inanmışlarsa, başsavcılığa, bir müracaattır şüphesiz. Bunun gerektiğince yeterince değerlendirilmesi gerekir. Bu talepler karşısında, hukuk devleti olan Türkiye’de yargının yapacağı şeyler vardır. Ya bu iddiaları değerlendirdikten sonra bu konuda yapılacak bir şey yoktur, yapılacak şey bunlardır diyebilir. UZUN TUTUKLULUK SÜRESİ CEZAYA DÖNÜŞTÜ Ben üç seneden beri, uzun tutukluluk sürelerin cezaya dönüştüğünü söylüyorum. Tahliyeye dönüşmesi gerektiğini söylüyorum. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bireysel başvurudur. Herkesin ayrı ayrı müracaat etmesi gerekir dediler. Bu sefer herkesin yaptığı başvuruya göre değerlendirmeye başladılar. İÇİŞLERİ BAKANI'NIN AÇIKLAMALARINA KATILMAM DOĞRU OLAN (Hatay’da bir TIR yakalandı. İHH’ya ait olduğu söylendi. İçişleri Bakanı'nın açıklamaları vardı. Savcıya arama yaptırılmadığı iddiası var. Bu olay sonrasında, 17 aralık operasyonunun bir devamı, hükümeti zora sokmak için böyle adım atıldığı iddiaları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? sorusuna) Bu sefer ismini söylemeyeyim. Her şeyi 17 Aralık’la irtibatlı görmeyelim. Ama zannediyorum ki bundan sonra da bir süre devam edecek. Dün bu TIR’la ilgili olarak İçişleri Bakanı'nın açıklamaları olmuş. Benim de ona katılmam doğru olanıdır. Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’yi etkilememesi mümkün değil. Biz tabi Türkiye olarak çok insani bir iş yapıyoruz. Büyük bir maddi külfet getirmesine rağmen. Burada görüldüğü kadarıyla TIR şüpheli olma sebebiyle durdurulmuş. MİT mensupları olaya müdahale etmeyin demiş. Vali bir yazı göndererek teyit etmiş. Savcı jandarma gelmiş. Onlara anlatılmış, tutanak tutulmuş. Ama bu resmi yazı karşısında MİT kanunu karşısında belli hükümler var. Bu konunun aranmadan devam etmesine karar verilmiş. Bunun karşısında söylenecek sözlerin İçişleri Bakanı tarafından nasıl karşılandığı önemlidir. Suriye’deki Türkmenlere gönderilen insani yardım olarak bahsetmiştir. Ancak dün açıklama üstüne açıklama yapan CHP’nin milletvekillerini dinledim üzüldüm. Geçmişte de Esad'ın yanına gitmek için çok gayretleri olmuştu. Onların Esad ailesiyle duygusal bağları olduğunu da biliyoruz. Onlar Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere yardım yapıyor olmasını büyük bir suç olarak kabul ediyorlar. Bizim Suriye’deki radikal unsurlara bir kuruş bir yardımımız yok. Suriye halkına da ayırt etmeksizin insani yardım yapıyoruz. Dolayısıyla speküle edilmiş haberleri bir kenara koyarak, bakanımızın açıklamasını ben şahsen yeterli görüyorum. MEHMET ALİ ŞAHİN'İN 'YARGITAY'DAKİ İMAM' SÖZLERİ (Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Herhangi bir bilgi sahibi değilim. Mehmet Ali Şahin bey Adalet Bakanlığımızı yapmış, sonra da TBMM Başkanlığımızı yapmış bir siyasetçidir. İnanarak güvenerek söylüyorum ki olay böyle olmuştur dedi. Kendisi bana bu konu hakkındaki bilgimi sorarsanız bende size ulaştırırım diye haber gönderdi. Yani Yargıtay müraacat ederse, Mehmet Ali Şahin beyin sözünü duyduğum için söylüyorum, bu bilgileri paylaşırım dedi. Dolayısıyla Yargıtay’ın bunu kendi içerisinde araştırılması, kötüye kullanma görevi varsa, işlem yapılması için Mehmet Ali Şahin’e yazıyla duyurması gerekiyor. ÇIT ÇIT ÇIT SABAHTAN AKŞAMA KADAR BUNUNLA UĞRAŞIYORLAR (Deniz Baykal'ın bugün bazı görüşmeler yaptığı söyleniyor. Yalçın Akdoğan’ın söylediği kumpas sözleri üzerine, sizinle ilgili de iddialar vardı. Ev planları, kumpas planları ortaya çıkmıştı. Tüm bu kumpas iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Biz tweet hesabımızdan kimseyi rencide edecek, flaş bir şeyler yazalım, trend topic olsun hevesinde değiliz. Ama bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Bu işten vazgeçsinler öncelikle bakanlar. ELİNİN KÖRÜ OLDU Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil. Bunlar yazılıp çizilip söyleyince siz haklısınız tabi. Bir tartışma başlıyor. Fişlemeler ahlaksızlıktır diyen bir insan bu konu karşısında ne diyebilir? Bir başka gazetede böyle bir başlık gördüm paylaşmış oldum. E paylaşma. YALÇIN AKDOĞAN'A: NEDEN BÖYLE BİR YAZI YAZDIN, AÇIKLA Bir kumpas kuruldu sözü kendi ifadesidir. O zaman ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip edilen bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz. Ama bu sözün üzerine, devlet içerisinde görevi kötüye kullanan bir takım çevrelerden bahsediyor, bu çevreler delil uydurmuş olabilir mi? Bir hata olabilir mi diye bir endişe içinde. Bu endişeye kim haksız diyebilir? KUMPAS NEDİR BİLGİM YOK Benim kumpas nedir, kim kurmuştur, kime kurmuştur bilgim yok. KENDİSİNE SUİKAST DÜZENLENECEĞİ İDDİASIYLA AÇILAN DAVA: İŞ SOĞUMUŞ... HERHANGİ BİR İŞLEM YAPILMADI 19 Aralık 2009’daydı. Manisa’da ve İzmir'deydim böyle bir olaydan bahsedildi. Şimdi Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili olarak bir soruşturmanın açık olduğunu biliyorum. Ben bu savcıyı tanımam, sadece ismini biliyorum. Kendisiyle de hiç görüşmem olmadı. Sadece soru önergeleri geliyordu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e sordum. Ya suç unsuru yoktur desin, veya şu suçlar var dava açtım desin. İş soğumuş, siz hatırlatmasanız kimse hatırlatacak değil. Henüz herhangi bir işlem yapılmadı. Bu sorulmaktan, gündemde kalmaktan kurtulsun. Savcılık bir karar versin. GEÇMİŞTE FİŞLEYENLER UTANDI ('17 Aralık operasyonundan sonra çok sayıda görevden almalar oldu. Bunların daha önce yapılmış bir fişlemeye dayalı olarak yapıldığı yorumları oldu. onlardan bir tanesi de TRT ile ilgili bir tasarruftu. Ahmet Böken görevden alındı. Bu fişleme iddiasıyla ilgili cevabınız nedir?' sorusuna) Sanıyorum bunu da Bakanlar Kurulu'ndan sonra kısmen cevaplandırmıştım. Böyle bir fişlemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bendeki tüm bilgiler, kanaat bu noktada. Bizim hükümetimiz başta Başbakan olmak üzere, bütün mensuplarımız zamanında fişlenmiştir. Çocuklarımıza, ailelerimize varıncaya kadar. Pek çok insan, inançları, mezhepleri bakımından da geçmişte fişlenmiştir. Bunlar büyük bir kısmıyla deşifre olmuştur. Bunu yapanlar utanmıştır. Bu talimatları verenler de yargı önünde hesap vermişlerdir. Biz hamd olsun bunun mağduru olduğu için bir fişleme yapmadık, bunu ahlak dışı sayarız. Ayrımcılık yapmayız, sadece görev noktasında Türkiye’de bir uygulama olduğunu söylemek isteriz. Bir gazetenin haberleri sürdüğünde, biz oturduk konuştuk. EMNİYET'TEKİ GÖREVDEN ALMALAR: İSTİHBARATTAN ALINANIN YERİNE GETİRİLEN KİŞİ TAPU KADASTRO'DAN MI Bazı görevlere atanacaklar için, kanun ve yönetmelikler bir istihbarat yapılmasını ön görüyor. Uzman yardımcıları için de geçerlidir. Kritik sayılan noktalar için bilgi toplamaya ihtiyaç olduğu kanunla ön görülmüştür. MİT olabilir, bir başka kurum olabilir, talep üzerine yapmıştır. Bunu asker yapıyordur. Sivil de müsteşarından genel müdüre kadar, sahip olduğu 657 şartlarının yanında ahlaki yapısından tutunuz, nasıl bilinir diye sormuştur. Ailesi eşi çocukları vesaire, inancı bir kenara atılmıştır, Başbakanlığın genelgesi vardır. Bu kanunla yapılmıştır. Bunun dışında bazı yer değiştirmeler olmuştur. Diyelim ki Kaçakçılık Şube Müdürü alınmıştır, Yabancılar Şubesi'ne getirmiştir. Diyelim ki istihbarattan biri alındı, yerine getirilen kişi tapu kadastrodan mı hayır. Yine Emniyet'in içinden. MECLİS'TEKİ ŞAMPİYONLARDAN BİRİ 19 YILLIKTI Şunu söyleyeyim. Ben Emniyet'te Meclis Başkanlığımdan bu yana içiçe oldum. 600’e yakın görevli polis vardı. Bir ikincisi Meclis’e geleyim de şark hizmetinden kurtulayım düşüncesi vardı. Amirler için iki defa şark görevi vardır. Biliyorum yani. Geldim bir skala yaptım. Kim kaç yıldan beri orada diye. Şampiyonun birisi 19 yıllıktı. Bir daha gitmemiş, neredeyse emekliliğini bekliyor. Kardeşim sen niye şarka gitmedin? Arkasında ya bir bakan var. Başkası 18 yıllık, 17 yıllık. Başkomiser var. Meclis’e gelen Sivas’ın öbür tarafına gitmiyor. KENDİ KORUMALARIM DA DAHİL 6 YILDAN FAZLA GÖREV YAPANLARI ŞARKA GÖNDERDİM Siz gideceksiniz yerinize yeni arkadaşlar gelecek dedim. Ben üç yıl içinde 6 yıl üzerinde görev yapanları şarka gönderdim, kendi korumalarımda dahil. Şark hizmeti gelenlerin hepsini gönderdiler. Şimdi buna benzer zamanı yeri vakti gelmiş olanların, bir başka yere tayinleri bu kapsama sokarsanız haksızlık yapmış olursunuz. Hak kaybına uğramış personel varsa onlar için de yargı yolu var. Herkes gidip hakkını arayabilir. CEMAATLE İLGİSİ VARDIR, O YÜZDEN GÖREVDEN ALINMIŞTIR DEMEK BÜYÜK HAKSIZLIK Arkadaşımız her yerde bir kıyım olduğunu diyor. Burhan Kuzu’yu sanırım kast ediyor. Şahsen bunu da reddediyorum. Her kurumda yapılabilir. Benim 25 tane vakıflar genel müdürüm var, üç yıl evvel görev değişikliği yaptım. Maşallah bir eksiksiz yargıya gittiler. Sekizi döndüler. Yani 10 yıl, 12 yıl aynı yerde çalışıyorsun kardeşim. Biraz da şurada çalış derken, o güzel yargı hepsinin lehine karar verdi. Dava açacak insanlar, haksız tasarrufların da reddedildiğini görmüş olacağız. Bunlar filancaya mensupturlar, cemaatle ilgisi vardır, görevden alınmışlardır demek büyük bir haksızlık. AHMET BÖKEN ZATEN TEDBİREN BAKIYORDU TRT’de olan bir işi TRT’de sormak cesaret ister, iyi ki de sordun. Ahmet Böken arkadaşımız zaten tedbiren bu göreve bakıyordu. Kendisi başarılı bir arkadaşımızdır. Geçtiğimiz günlerde ABD’de kendisi de gazeteci olarak bulunmuştu. Bir başka göreve alınmasını bir haksızlık olarak görmeyin. Kendisi de bu haksızlık olarak görmüyordur. Burada olsaydın, kardeşim niye bunu soruyorsun, vazifemi yapıyorum diyecekti. ÇAĞLAYAN VE AİLESİNİN, REZA ZARRAB'IN UÇAĞIYLA UMRE'YE GİTMESİNİN NE KADAR SİYASİ ETİĞE UYGUN OLUP OLMADIĞINI HERKES KENDİSİ DEĞERLENDİRSİN (22 Mart 2013 tarihinde umre ziyareti için İstanbul'dan Cidde'ye havalanan Reza Zarrab'ın özel uçağında 'Büyük Rüşvet' operasyonunda oğlu tutuklandığı için bakanlıktan istifa eden Zafer Çağlayan, işadamı Zarrab ve ailelerinin olduğunun ortaya çıkmasıyla ilgili soru üzerine) Bir fikir beyan etmem doğru değil. O işadamı Reza Sarraf olmasaydı, böyle bir başlık öyle bir gazetenin önüne gelmezdi. Herkesin güvendiği iş adamları, onların da jetleri var. Onlardan birisiyle bu seyahat yapılmış olsaydı ki, o gazetede böyle bir başlık görmeyecektik. Söz konusu Zarrab ve Çağlayan olunca, böyle bir davranışın siyasi etiğe uygun olup olmadığını herkes kendisi değerlendirsin. Biz şu da bütün gücümüzle Parlamento'ya gönderdiğimiz, yasal çalışmaların Anayasa Komisyonu'nda gündeme getirilmesini bekliyoruz. MAVİ MARMARA (Son gelişmelerle gündeme gelen Mavi Marmara konusu. Tazminat görüşmeleri var. son İstanbul’da görüşme olduğu söylendi. Tazminatta bir anlaşma oldu mu? sorusuna) Geçen Mart ayında, üç sene sonra Türkiye’nin beklentilerine cevap verildi. Netehyahu’ya bu konuda görüşmeler yaptığı, Netenyahu’nun kabul ettiğini biliyoruz. Burada üç konu vardı. Açıkça özür dilenmesi, bu gerçekleşti. İkincisi, olayda ölenler ve yaralananlara tazminat ödenmesi, Filistin’deki ablukanın kaldırılması yönünde iyileştirme. Biz tavrımızdan vazgeçmedik. Dolaylı görüşmeler sırasıyla, İsrail’in Türkiye’nin tezine yakın bir anlayışa doğru evrildiğini gösterdi. Bizim yapacağımız iş uluslararası sözleşme imzalanmasıdır. bu sözleşmenin TBMM tarafından uygun görülmesi lazım. Biz ancak bu işe bundan sonra başlayabiliriz. henüz bu noktada değiliz. PARALEL DEVLET İDDİASI: BU TABİRİ KULLANMAMAYA ÇALIŞIYORUM ('Gündemdeki tartışmaların merkezinde devlet ve devlet içindeki paralel yapıyla mücadele olduğu var. Sayın Başbakan’ın bu paralel yapıyı ortaya çıkaracağız sözleri var. Hükümetin izleyeceği bir yol var mıdır?' sorusuna) Bu tabirleri ben kullanmadım. Kullanmamaya da çalışıyorum. Ama bazı olaylar, bazı kişilerin görevlerini kötüye kullandıklarını, belli amaçlarla hareket ettiklerini gösteriyor. Ama bazı olayların, bu beraberlikler sebebiyle, Türkiye’ye karşı, içeride ve dışarda zor durumda bırakmak amacıyla hareket ettiklerini gösteriyor. Küçük bir grubun birbiriyle bağlantılı olarak böyle bir eylem yapmasını, hiçbir devlet faaliyet olarak göremez. Hürriyet
9 Soruda Ali İsmail Korkmaz Davası
Ali İsmail Korkmaz'ın Eskişehir'deki Gezi olayları sırasında dövülerek öldürülmesine ilişkin davada 21 Ocak'ta Kayseri'de gerçekleştirilen 7. duruşma sonrası karar verildi. Mahkeme kasten öldürme suçu bulmadı.Davanın sanığı polis memurları Mevlüt Saldoğan 10 yıl 10 ay, Yalçın Akbulut 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanık fırıncılar Ramazan ve İsmail Koyuncu ile Muhammed Vatansever ise 6 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Fırıncı Ebubekir Harlar'ın 8 yıllık hapis cezası indirimlerle tahliyeye çevrildi. Amir polis memurları Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin'in ise beraatine karar verildi...Ölüm gününden bugüne neler yaşandı? Dava süreci nasıl gelişti? Taraflar ve aile neler söyledi? 9 Soruda…
Erdoğan’ın Yargıya Talimatı, Alevi Hâkim Fişlemesi ve FB Mahkûmiyeti TBMM'de
Umut Oran: Hakim savcılar etnik kökenlerine göre mi ayrılıyor? Adalet Bakanı’nın dava takipçiliği görevi var mı? FB yöneticileri için de Yargıtay girişiminiz oldu mu? ANKARA CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Recep Tayyip Erdoğan’ın, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in telefonla yaptığı telefon görüşmesinde işadamı Aydın Doğan'ın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) isteği doğrultusunda mutlaka mahkûm olması için Yargıtay nezdinde girişimde bulunması talimatı vermesi, Sadullah Ergin’in ise davaya bakan hâkimin “Alevi” olmasından bahsetmesini TBMM’ye taşıdı. Oran, Erdoğan’ın, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın davasının Yargıtay’da onanması için girişimde bulunup bulunmadığının da açıklanmasını istedi. Erdoğan’dan, Ergin’e, işadamına ceza verilsin talimatı CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu soru önergesinde dün gece sosyal medyaya düşen son telefon kaydını gündeme getirdi. Umut Oran önergesinde şunları kaydetti: “Sosyal medyaya yansıyan yasal dinleme kayıtlarına göre Recep Tayyip Erdoğan selefiniz dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i telefonla aramış, aralarında yaptıkları konuşmada halen sürmekte olan bir davayı takip etmesi talimatını kendisine vermiş, yine davada çıkan sonucun kabul edilemez olduğunu ve sanıkların SPK’nın da istediği biçimde mutlaka ceza alması gerektiğini bildirmiştir. Sadullah Ergin ise,  davada karar veren hâkimin “Alevi” ve “kendilerine karşı olumsuz” bir kişi olduğunu ifade etmiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda Erdoğan’ın istediği sonucun alınacağını beyan etmiştir. Daha sonra aralarında yargıya “transfer edilen” hâkimler hakkında konuşulmuş, konunun Ali Babacan ve Sadullah Ergin tarafından takip edilmesi noktasında anlaşılmıştır.” Hakim savcılar etnik kökenlerine göre mi ayrılıyor? CHP’li Oran’ın, Adalet bakanı’na yönelttiği sorular ise şöyle: Bakanlığınız tarafından hâkim ve savcıların etnik kökenleri, dini ve siyasi inanışları takip edilmekte midir, bu bilgiler bir bilgi notuyla Başbakan’a sunulmakta mıdır? Bakanlıkta kaç Alevi hâkim ve savcı çalışmaktadır? Alevilik olumsuz bir özellik mi? Alevi olmak “olumsuz” bir özellik midir? Alevi vatandaşlarımızın hâkim ve savcı olma hakkı yok mudur? Alevi hâkim ve savcıların yaptığı işlemler doğrudan hukuksuz mudur? Hukukta “Aleviler hâkim, savcı olamaz” diye bir mevzuat bulunmakta mıdır? Bakanlar Kurulu’nda bu konuda izahatta bulunulacak kadar bunun alenileşmesi hükümetinizin politikalarından biri midir? Ayrımcılık suçu değil mi? Bir kamu görevlisi, hâkim-savcıyı, vatandaşı “Alevi” diye nitelemek ayrımcılık suçunu oluşturmuyor mu? Hâkim ve savcıları etnik kökenleri, dini ve siyasi inanışları nedeniyle fişleyerek ayrımcılık suçu işleyen personel hakkında tarafınızca başlatılan adli veya idari bir soruşturma bulunmakta mıdır? Bu soruşturma kapsamında kaç bürokrat soruşturulmaktadır, bu emirleri veren amirler hakkında da soruşturma başlatılmış mıdır? Adalet Bakanı’nın dava takipçiliği görevi var mı? Adalet Bakanı’nın görevleri arasında Başbakan’ın emri üzerine dava takipçiliği yapmak bulunmakta mıdır? Bakanlığın ve personelinin bu amaçla kullanılmaması için aldığınız önlemler nelerdir? Göreve geldiğiniz günden bugüne kadar Başbakan’ın şahsen sizin takip etmenizi istediği davalar nelerdir, bu davalarda Başbakan hangi kararların çıkmasını istemiştir, Anayasa’ya aykırı ve yargıya müdahale anlamına gelecek bu kanunsuz emirlere uydunuz mu? Şahsınıza bu kanunsuz emirleri veren şahıs hakkında suç duyurusunda bulunarak adli süreci başlattınız mı? Kamuoyunda Ergenekon, OdaTV, Balyoz, Poyraz, KCK adıyla bilinen davalar Bakanlığınız tarafından takip edilmiş midir, bu davayı görmekte olan mahkemelerin hangi kararları alacağı yönünde Bakanlığınız tarafından verilen sözlü veya yazılı bir talimat bulunmakta mıdır? FB yöneticileri için de Yargıtay girişiminiz oldu mu? Kamuoyunda 3 Temmuz davası adıyla da bilinen, Fenerbahçe ve Beşiktaş yöneticilerini kapsayan dava da Erdoğan ve selefiniz Sadullah Ergin tarafından takip edilmiş midir? Yargıtay 5. Dairesi’ne bu davada Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe yöneticilerine ceza verilmesi yönünde bir talimat gönderilmiş midir?
17. Senesinde Mirzabeyoğlu Davası
17 sene önce gözaltına alınan Salih Mirzabeyoğlu günler boyu süren sorgulamalarında işkenceye maruz kalmış daha sonrasında dönemin brifingli yargılamaları sonucu kendisine “idam” cezası verilmişti.  17 senedir kendisine yapılan işkencelere ve 15 senedir uygulanan “telegram-zihin kontrolü” işkencesine rağmen sürdürülmeye çalışılan özgürlük mücadelesi son bir kaç yılda ilerleme kaydetse de hem Salih Mirzabeyooğlu’nun hemde kendisi gibi dönemin brifingli yargılamaları sonucu içeride tutulan tutsaklar hakkında herhangi bir gelişme kaydedilmemişti. Dünden bugüne Mirzabeyoğlu davası kronolojik olarak ne olmuştu bunu hatırlatabilmek için davanın seyrini Furkan Haber olarak ilginize sunuyoruz;
AKP'nin Kurduğu 5 Hükümette De Yer Alan Tek İsim: Ali Babacan
AKP'nin iktidara geldiği Kasım 2002'den bu yana kurulan bütün hükümetlerde sadece Ali Babacan yer bulurken, 43 isim bakanlık görevinden ayrıldı. İlk AKP hükümeti, '58. Cumhuriyet hükümeti', Abdullah Gül tarafından kuruldu. Daha sonra ise Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlığında 59, 69 ve 61. Cumhuriyet hükümetleri kuruldu. Ahmet Davutoğlu, AKP'nin 5'inci, cumhuriyet tarihinin ise 62'inci hükümetini kurdu. Tüm bu beş AKP hükümetlerinde bakan olarak görev yapan tek bir isim var; o da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan. Radikal’de yer alan habere göre, Ali Babacan ilk olarak Gül hükümetinde Devlet Bakanı oldu. Ardından Erdoğan hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan Babacan, daha sonra ise yine Devlet Bakanlığı'na kaydırıldı. Ardından da ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. Diğer bakan kıdemli Bakan Atalay kabine dışı kaldı AKP'nin diğer bir 'kıdemli bakanı' olan, bundan Gül ve Erdoğan'ın tüm hükümetlerinde yer alan bir diğer isim, Beşir Atalay ise, Davutoğlu hükümetinde kabine dışı kaldı. AKP içerisinde Beşir hoca olarak bilinen Atay, çözüm sürecinin mimarlarından biriydi. 2002 yılından bu yana geçen süreçte AKP hükümetlerinde yer alıp ayrılan ise 43 isim bulunuyor. İşte o isimler : Abdullatif Şener, Abdulkadir Aksu, Ali Coşkun, Atilla Koç, Beşir Atalay, Binali Yıldırım, Cemil Çiçek, Egemen Bağış, Erdoğan Bayraktar, Erkan Mumcu, Ertuğrul Günay, Ertuğrul Yalçınbayır, Fatma Şahin, Faruk Nafiz Özak, Güldal Akşit, İdris Naim Şahin, İmdat Sütlüoğlu, Hayati Yazıcı, Hilmi Güler, Hüseyin Çelik, Kürşad Tüzmen, Kemal Unakıtan, Mehmet Aydın, Mehmet Ali Şahin, Muammer Güler, Murat Başesgioğlu, Mustafa Demir, Nazım Ekren, Nihat Ergün, Nimet Çubukçu (Baş), Osman Pepe, Ömer Dinçer, Recep Akdağ, Sadullah Ergin, Said Yazıcıoğlu, Sami Güçlü, Selma Aliye Kavaf, Suat Kılıç, Vecdi Gönül, Yaşar Yakış, Zafer Çağlayan ve Zeki Ergezen, Emrullah İşler.T24
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Irk, etnisite adına tarih boyunca birbirimize yaptıklarımıza baktığımızda, bu bilgiye hiç sahip değilmiş gibi hareket ettiğimiz ortada. Üstelik bugün de aynı düşmanlıkların, nefretin beslendiğine şahit oluyoruz.Antalya’nın Kaş ilçesinde Kürtçe konuştuğu için dövülerek öldürülen Mahir Çetin, bunun ne ilk ne de son örneği.Sevag’lar, Hrant’lar, Hasan’lar, Ali İsmail’ler... Saymakla bitiremeyeceğiniz kadar çok insan, Türkiye’de ırkçılık ve nefret suçlarının kurbanları.Hiçbir alakamız, husumetimizin olmadığı Çin’den bile “hoşlanmayan” bir ülkede yaşıyoruz. Şaka değil! Pew araştırmasına göre, dünyada “Çin’i sevmeyen” Japonya ve Vietnam’dan sonra Türkiye, üçüncü sırada geliyor!
7 Maddede HSYK Seçimleri
Kobani'de IŞİD saldırıları sürüp, Ukrayna Putin yüzünden çatırdar, Hong Kong'da demokrasi ayaklanmaları devam eder ve Hindistan Mars'a araç gönderme başarısını gösterirken, Türkiye'nin en önemli gündemi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimleri. Bunun da son derece mantıklı bir sebebi var, HSYK'nın yapısı nasıl mahkemelerde, nasıl bir yargı düzeni içerisinde ne tipte bir yargılamaya maruz kalacağımızı belirleyecek. Bu yüzden Türkiye'deki bütün siyasal aktörler seçimlere karışmış durumda. Hükümet 'kendisinin daha uyumlu çalışacağı bir yargı' talebinde bulunurken, muhalefet de hükümetten bağımsız, iktidarın icraatlarını da denetleyebilecek bir yargı düzeni talep ediyor. Böyle bir portreden uluslararası hukukun evrensel standartlarına uygun, bağımsız, tarafsız bir yargı çıkar mı bilinmez ama HSYK seçimlerine dikkatli bir şekilde bakmak, nedir, ne değildir incelemek gerektiği kuşkusuz. Karşınızda 7 maddede HSYK seçimleri.
Sabah: 'Abdullah Gül'ün Telefonu İki Yıl Dinlendi'
Sabah gazetesi, 17-25 Aralık operasyonlarının ardından dinlenmediği yönünde değerlendirmeler yapılan eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gü l' ün telefonunun 2 yıl süreyle dinlendiğini öne sürdü. Gazetenin Aliye Çetinkaya imzasıyla manşetten duyurduğu habere göre, TİB'de yapılan illegal dinlemelere ilişkin soruşturmada MGK Genel Sekreterliği'nin yaptığı eşleştirmeler sonucu Abdullah Gül 'e 2012'de verilen K2 Kriptolu telefonun, 2014'ün Şubat ayına kadar '4649' koduyla 2 yıl süreyle dinlendiği saptandı.TİB'de yapılan illegal dinlemelere yönelik incelemeler kapsamında savcılık, kimin kullandığı tespit edilemeyen bazı kriptolu telefon numaralarının sahipleriyle ilgili bilgileri Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nden istedi. MGK, kriptolu telefonların numaraları ile TİB'de bulunan IMEI'ler üzerinde eşleştirme yaptı. Yapılan çalışmalar sonrasında 'Gizli' ibareli, mühürlü bir zarfla savcılığa hangi IMEI numarasının kime ait olduğu ve ne kadar süre kullanıldığı bilgisi gönderildi.MGK'nın tespitlerine göre 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e ait sonu '4649' ile biten IMEI numaralı kriptolu telefonun da dinlendiği anlaşıldı. Gül'e 2012 yılında verilen K2 Kriptolu telefonunun 2014'ün Şubat ayına kadar '4649' koduyla dinlendiği belirtildi.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kriptolu telefonların dinlenmesine yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında daha önce TİB'de dinlendiği tespit edilen 76 kriptolu telefonun 26'sının MİT ve Genelkurmay'ca iç ve dış operasyonlarda kullanılan kriptolu telefonlar olduğu tespit edilmişti. Bilirkişinin, TİB'de illegal dinlemelere ilişkin silinen dijital veri tabanını kurtarma çabaları sırasında kriptolu telefonlara ait IMEI numaraları tespit edilmişti. Yapılan incelemede Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve bakanlara ait kriptolu telefonların belirli periyotlarla aylarca dinlendiği ortaya çıkmıştı.TBMM Başkanı Cemil Çiçek , Dışişleri Bakanlığı döneminde Başbakan Ahmet Davutoğlu , Genelkurmay Başkanı Necdet Özel , MİT Müsteşarı Hakan Fidan , AYM Başkanı Haşim Kılıç, eski bakan Ömer Dinçer , Enerji Bakanı Taner Yıldız, eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay , İçişleri Bakanı Efgan Ala , eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin , Başbakan yardımcısı Bülent Arınç , Tarım Bakanı Mehdi Eker, Orman Bakanı Veysel Eroğlu , Başbakan Yardımcısı Ali Babacan , Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz , Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı , eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım , eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan , Adalet Bakanı Bekir Bozdağ , eski Aile Bakanı Fatma Şahin , Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ortadoğu danışmanı Sefer Turan , eski Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı.T24
Pozantı Çocukları: İşkenceye Maruz Kalan Çocuklara Dava Açıldı
Pozantı Cezaevi’nde çocukların maruz kaldığı şiddet ve işkence birçok rapor, gözlem ve incelemeyle kanıtlandığı halde sorumluların hiçbiri ceza almadı.Adana, Pozantı Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu çocukları hedef alan şiddet, baskı, kötü muamele, taciz,  tecavüz olayları ilk olarak Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Zeynep Kuriş’in haberiyle gündeme geldi.Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların işkence gördüğü, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu, cinsel istismara maruz bırakıldığı ve cezaevi idaresinin bildiği bu durum karşısında sessiz kaldığına yer verilen haberde Pozantı’da kalan birçok çocuk maruz kaldıkları işkenceyianlatıyordu.İşkence iddialarıyla ilgili olarak Meclis’e çok sayıda soru önergesi verildi.RaporlarBirçok milletvekili cezaevine giderek çocuklarla görüşmeye çalıştı.Cezaevi idaresi önceleri bu görüşmeleri engelledi, ancak sonra bazı milletvekilleri çocuklarla görüştü ve öğrendiklerini ve gözlemleriniraporlaştırdı.Cezaevinde incelemeler yapan BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü Pozantı'da yaşananların bir cezaevinde taciz olayından ibaet olmadığını, her anı şiddetle örülü son derece kötü bir durumun olduğunu, büyük bir toplumsal kaos yaşandığını söyledi.Kürkçü cezaevine gitmeden önce serbest bırakılmış çocuklarla konuşmuş ve çocukların tecavüz olaylarından söz ettiğini ve bunları aktardığı cezaevi yönetiminin sessiz kaldığını açıklamıştı.'İki olayda tecavüze uğrayan çocukların kendilerine tecavüz edenleri kaynar suyla haşlayarak yaraladığını söylediler. Ben bunları cezaevi idaresine aktardım. Kayıtlarınıza bakın, haşlanma ile sonuçlanmış bir yaralama varsa burada tecavüz var dedim. Bana var ya da yok demediler.'Pozantı’dan ayrılan çocuklarla ilgili çalışmalar yapan Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi’nin raporunda da çocuklarda görülen “karmaşık travma sonrası stres bozukluğu'ndan söz ediliyordu.Karmaşık travma sonrası stres bozukluğunun, travma yaşandıktan ve güvenli yaşam koşullarına geçildikten sonra devam eden sorunlar için kullanıldığının belirtildiği raporda, 'bu çocuklar açısından 'travma sonrası durum'a bir türlü geçilemediği' anlatılıyordu.Ceza talebiPozantı’dan yaşananların ortaya çıkmasının ardından cezaevi yönetiminin görevden alınması istendi.Ancak tam tersi oldu. CHP Milletvekili Veli Ağbaba En çok şikayet edilen kişi olduğu söylenen cezaevi ikinci müdürü Van'daki Erciş Cezaevi'ne birinci müdür olarak atandığını, Pozantı'nın müdürünün de Ankara'daki Sincan Cezaevi'ne atanarak terfi ettirildiğini açıkladı. 2 Mart’ta İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Adana Tabip Odası, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, (KESK), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Devrimci İşçi Partisi (DİP) Pozantı Çocuk Cezaevi'nde yaşanan işkence, kötü muamele, taciz ve tecavüz olaylarından cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı'nı sorumlu tutarak suç duyurusunda bulundu.Aynı gün dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevi'ndeki yaklaşık 200 çocuğun Sincan Cezaevi'ne nakledileceklerini ve bu cezaevinde birer kişilik odalarda kalacaklarını açıkladı.Birçok sivil toplum örgütü ve siyasetçi çocukların ailelerinin yanlarına gönderilmesini talep eden açıklamalar yaptı: “Çocukların Sincan Cezaevi'ne değil psikolojik tedaviye ihtiyaçları var.”26 Mart’ta BDP Pozantı Çocuk Cezaevi'nden Ankara Sincan Cezaevi'ne nakledilen çocuk mahkumlardan 16'sıyla yapılan görüşmeler üzerinden hazırladığı raporda, çocukların burada da cezaevi aracından hapishanede yaşananlara kadar birçok hak ihlaline maruz kaldığı belirtildi.Sincan, Şakran...Nakledilen çocuklar Sincan Cezaevi’nde de işkence ve kötü muamele gördü. Bunların ortaya çıkmasından sonra bir kısmı daha sonra İstanbul Maltepe ve İzmir Şakran cezaevlerine gönderildi.Pozantı Cezaevi’nde çocukların uğradığı hak ihlalleri nedeniyle yapılan suç duyuruları savcılık tarafından takipsizlikle sonuçlandırıldı.İşkenceciler hakkında hiçbir dava açılmadı.Ancak mağdur çocuklara “yaralama, tehdit, hakaret, mala zarar vermek ve memura mukavemet” gibi suçlamalarla” dava açıldı. Yüce Yöney | Bianet
Bakan İslam’dan Kadın Cinayetlerine 'Sağır Sultan' Açıklaması
Ensar Vakfı’nın düzenlediği ‘Ensar Buluşmaları’ etkinliğinde konuşan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, kadın cinayetlerinin gündeme taşınmasından yakındı. Aile içi şiddet nedeniyle Türkiye’de 170, Almanya’da ise 303 kadının öldürüldüğünü söyleyen İslam, “Almanya’daki durumu hiç duymuyoruz ama Türkiye’dekini sağır sultan bile duyuyor” dedi.Bakanın sözlerine kadın kuruluşları ve feministlerden tepki yağdı. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Kurucusu İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi Kurucu Üyesi Avukat Canan Arın, öncelikle günde beş kadının öldürüldüğü bir ülkede bir yılda öldürülen kadın sayısının 170 olduğunu söylemenin doğruyu yansıtmadığını dile getirdi. Almanya ile karşılaştırma yapmanın da son derece yanlış olduğunu ifade eden Arın, şunları söyledi; “Bakan, kendi ülkesindeki kadın cinayetleri sayısını bile neredeyse yarı yarıya eksik söylerken Almanya’da ne olup bittiğini ne kadar biliyor? Alman basınını mı takip ediyor? Kadın cinayetlerinin her yerde olması da ayıp Türkiye’de olması da. Ancak ‘Bak burada daha az oluyor’ demek mazur göstermektir. Söylenilmesi gereken ise ‘Sağır sultan duysa bu cinayetleri engellerdi’ demek.”RAKAMLAR GERÇEKDIŞIKadın Adayları Destekleme Derneği (KADER) eski başkanı Hülya Gülbahar da Almanya ve Fransa gibi birçok dünya ülkesinde kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin ciddi bir sorun olduğunu ancak bu ülkelerde konuya yaklaşımın Türkiye’den farklı olduğunu dile getirdi. Özellikle devletlerin istatistikleri düzenli olarak tuttuğuna değinen Gülbahar, İstanbul Sözleşmesi gereği Türkiye’nin de hem şiddet hem cinayet verilerini düzenli olarak tutması ve kamuoyuyla paylaşması gerektiğini ifade etti. Gülbahar, “Oysa ki 2009 yılında dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in verdiği ve 2002-2009 AKP döneminde kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığını gösteren rakamlardan sonra Türkiye bu konuda resmi bir istatistik yayınlamadı. Meclis’e sunulan soru önergelerine cevap verilmedi. Bilgi edinme başvuruları sonuçsuz kaldı. Eldeki tek veri kadın örgütlerinin gazetelerden toplayabildiği çeteleler. Maalesef ki Türkiye’nin 2009’dan beri kadın cinayetleri konusunda resmi bir istatistik yayınlamadığını sağır sultan bile duydu” dedi.ÜLKEM İÇİN SES ÇIKARIYORUMFeminist Kolektif üyesi Esra Koç, İslam’ın açıklamalarıyla ilgili şunları söyledi; “Almanya’da da bizim ülkemizde de kimse ölmesin. Ama önce kendi ülkem için sesimi çıkarmalıyım. Kendi ülkemde kan gövdeyi götürürken nasıl sessiz kalmamız bekleniyor? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın böyle bir talihsiz açıklama yapmasını anlamakta zorlanıyorum. Kadınlar ve erkekler kendini toplum içerisinde eşit bulmazlarsa güçlü olan kesim zayıf olan kesime şiddete varan baskılar uygular. Toplumsal algıyı değiştirmek için en fazla devletin çaba göstermesi gerekirken bu açıklamalar çok üzücü. Oysa seçimle gelmiş insanların söylediği sözler, bizim sokakta bağırmamızdan daha çok etkili oluyor. Bu nedenle siyasetçilerin konuşurken çok dikkatli olmaları lazım.”AYFER ÇALIKIRAN / Taraf