Avrupa seyahatlerinde sabah evden bir çıkıp gece yarısına kadar kilometrelerce yürüdüğü halde gıkı çıkmayan ama kendi şehrine döndüğünde bakkala bile arabayla gitmek isteyen o kitleyi buraya alalım. Hepimizin yaşadığı bu absürt çelişkinin arkasında aslında tamamen şehir planlamasının psikolojimiz üzerindeki gizli oyunu yatıyor. Günlük hayatın koşturmacası içinde fark etmesek de adımlarımızın ne kadar neşeli atılacağını ya da enerjimizin ne zaman tükeneceğini sokakların mimari dili belirliyor. Kentlerin kimler için ve hangi hız değerlerine göre tasarlandığı, bizim o sokaklarda yürürken ne kadar güvende ve mutlu hissettiğimizi doğrudan ilan ediyor. İnsan ölçeğinden tamamen uzaklaşan modern yapılar, yürümeyi keyifli bir keşif aktivitesi olmaktan çıkarıp bir an önce bitmesi gereken bir işkenceye dönüştürüyor.
Gezgin içerik üreticisi Nalan Tutoğlu, kentlerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini, ünlü Danimarkalı mimar Jan Gehl'in kaleme aldığı 'Cities for People' (İnsanlar İçin Şehirler) kitabı üzerinden anlattı. Avrupa şehirlerinin yürüme eylemine olan etkisinin mercek altına alındığı bu kitap pek çok kişinin kafasındaki soru işaretini de giderdi.
Avrupa'nın o hayranlıkla fotoğrafladığımız tarihi İtalyan şehirleri, aslında saatte ortalama 5 kilometre hızla hareket eden yayalar için özel olarak inşa edildi.
Bu sokaklarda yürürken her bina, her saksı, her dükkan vitrini tam olarak göz hizasında kalıyor ve insanın dokunma mesafesinde yer alıyor. Beynimiz bu yaya odaklı çevreyle etkileşime girdiğinde kendini tamamen güvende, adeta kendi evindeymiş gibi rahat hissediyor; bu da yorgunluk hissini tamamen engelleyerek keşif arzumuzun tavan yapmasını sağlıyor. Buna karşılık başrolünde arabaların olduğu modern şehirler ise saatte 60 ya da 90 kilometre hızla giden otomobiller temel alınarak tasarlandığı için devasa beton bloklar, dev tabelalar ve soğuk mesafeler barındırıyor. Bu caddelerde yürümek, beynimiz tarafından sürekli bir tehlike ve yabancılık sinyali olarak algılanıyor; bu da bizi sadece birkaç yüz metrede bile zihnen ve bedenen tüketmeye yetiyor. Seyahat etmeyi bu kadar çok sevmemizin gizli nedeni, aslında bu yaya dostu şehirlerin bize yeniden kendi doğal hızımıza ve insanlığımıza dönme özgürlüğü sunmasıdır.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın