İstanbul’un kalbinde, Taksim’in hemen yanı başında yer alan Tarlabaşı, yıllardır kendine has kaotik dokusu, çok kültürlü yapısı ve toplumsal hafızadaki farklı yeriyle dikkat çeker. Sokaklarında yürürken her köşe başında başka bir hikayeye, farklı bir yaşam mücadelesine tanıklık etmek mümkündür. Burası, toplumun ana akım alanlarında kendine yer bulmakta zorlanan pek çok farklı kesimin, dezavantajlı grupların ve göçmenlerin bir şekilde kök saldığı, birbirine tutunarak hayatta kaldığı bir sığınak işlevi görür. Kentin en merkezi yerinde olup da bu kadar izole ve kendine özgü bir yaşam alanı geliştirebilmiş başka bir mahalle bulmak oldukça zordur.
'sosyotarihten' isimli içerik üreticisi tarihsel süreç boyunca büyük kırılmalar yaşayan bu köklü mahallenin sosyolojik evrimini, azınlıkların yaşam alanına dönüşme hikayesini, bölgenin tarihsel gelişimini kronolojik verilerle mercek altına aldı. 19. ve 20. yüzyıllardaki ilk yapılanma döneminden başlayarak günümüzün kozmopolit ve marjinal yapısına ulaşan süreci, kentsel hafıza ve göç politikaları üzerinden yalın bir dille aktardı.
Tarlabaşı, 19. ve 20. yüzyıllarda orta sınıf gayrimüslimlerin yoğun olarak yaşadığı, kentin mimari açıdan en prestijli bölgelerinden biriydi.
Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler bu bölgenin kendine has mimari dokusunu inşa etmiş, bitişik nizam tarihi binalarla dar sokaklarda zengin bir komşuluk ve ticari ağ geliştirmişlerdi. Ancak nüfus mübadelesi, 6-7 Eylül olayları ve ardından gelen siyasi-sosyal baskılar nedeniyle gayrimüslim nüfus İstanbul'dan göç etmek zorunda kaldı. Bu büyük göç dalgasıyla boşalan tarihi binalara, sonraki yıllarda Anadolu'dan kente göç eden düşük gelirli aileler, Romanlar, trans bireyler ve sığınmacılar yerleşmeye başladı. Bölgenin cazip olmasının en büyük nedeni, kentsel dönüşüm belirsizliği yüzünden yıllarca denetimsiz bırakılması ve konut fiyatlarının çok ucuz olmasıydı.
Tarlabaşı evlerinin birbirine dip dibe inşa edilmiş mimari yapısı, sokak aralarının labirent benzeri dokusu, toplumsal baskıdan veya kolluk kuvvetlerinden kaçmak isteyen marjinal gruplar için adeta koruyucu bir zırh oluşturdu. Suç işleyenlerin ya da yasal statüsü olmayan kaçak göçmenlerin binaların iç geçişlerini, çatıları ve birbirine açılan kapıları kullanarak izini kaybettirebildiği bu mimari, zamanla mahallede gayriresmi bir dayanışma ağının kurulmasına yol açtı. Sistemin dışına itilen her yeni birey, Tarlabaşı'nın bu denetimsiz ve kendi kuralları olan yapısında kolayca ev ve iş bulabildi. Sonuç olarak Tarlabaşı, kentin merkezinde lüksün ve parıltının hemen arkasında, azınlıkların birbirine tutunarak var olduğu, dış dünyaya kapalı devasa bir ortak yaşam alanına dönüştü.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın