Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Tarihin En Önemli 10 Gemi Batığı

 > -

Tarihin ilk gemi batığı kazısı 1961 yılında, 53 yıl önce yapılmıştı. O zamandan beri hepsinin kendine has hikayeleri olan, binlerce yeni batık keşfedildi. Arkeofili.com'un hazırladığı listedeki su altı arkeolojisini temsil etmek üzere seçilen 10 batığın her biri, ait oldukları dönem ve o dönemdeki insanların yaşamları hakkında benzersiz bilgiler sunuyor. Bulunan batıklar atalarımızın deniz seyahatlerine çıkarken ne kadar zeki ve yaratıcı davrandığını da gözler önüne seriyor.

Kaynak: http://arkeofili.com/?p=1070

10. USS Monitor ve H.L. Hunley (Amerika)

Amerikan İç Savaşı’nda kaybolan iki gemi için, Amerikan tarihi için teşkil ettiği önemden ötürü uzun zamandır aramalar yapılıyordu. Monitor, Konfederasyonun gemisi Virginia’yla karşı karşıya gelmek için 100 günlük bir aceleyle inşa edildi. 1862 Mart’ında Virginia’da karşılaştılar ve bu savaş ahşap gemiler arasında yapılan deniz savaşlarının sonunu getirdi. Dönen taretiyle Monitor bir mühendislik harikası olmasına rağmen kusurları 9 ay sonra, 16 mürettebatıyla birlikte Kuzay Carolina yakınında battığında belli oldu. Fakat küçük gemi unutulmadı ve gönüllüler tarafından 1973’te, 70 metre derinlikte bulunana kadar aranmaya devam etti. Yüzey araştırması ve test kazılarından sonra, pervanesi, zırhlı tareti ve motoru denizden çıkarıldı.

Hunley, iki tarafın inşa ettiği denizaltılardan biriydi. 17 Şubat 1864’te, başka bir gemiyi batıran ilk denizaltı oldu. 1995’te bulunana kadar birçok arama çalışması yapıldı. 2000 yılında kazılan ve kaldırılan Hunley üzerinde birçok çalışma yapıldı ve gemideki hayat neredeyse tekrar canlandırıldı. Tahmin edilenin aksine oldukça gelişmiş bir gemi olduğu öğrenildi.

Her iki gemide mürettebatın kalıntıları da bulundu ve üstlerinde araştırmalar yapıldı. Hunley mürettebatının bir savaştan sonra dinlenmek için denizaltını deniz tabanına indirdiğinde ölmüş olabileceği düşünülüyor.

9. RMS Titanik (Kuzey Atlantik Okyanusu)

Son yüzyılların en büyük deniz faciası! Batması imkansız bir mühendislik harikası olarak görülen gemi, bir buzdağına çarpıp 2200 yolcusundan 1500’ünü kendiyle birlikte denizin dibine götürdü. 1985’te Amerika-Fransız ortaklığıyla bulunan batıktan 5500 buluntu özel bir şirket tarafından halka açık bir sergide sergilenmek üzere çıkarıldı. Titanik’in keşfi arkeologlar ve kaşifler arasında çok büyük ilgi uyandırdı ve birçok başka önemli batık gemiye ev sahipliği yapan okyanus derinliklerinde araştırma ve kurtarma çalışmaları yapılabileceğini ortaya koydu. 2012’de yapılan bir bilimsel araştırma, deniz radarı ve kameralar iliştirilmiş robotik araçlarla batığın bir haritasını çıkarmayı amaçlıyordu. Aynı zamanda parçalanmış geminin farklı bölümlerinin yüksek kalite 3 boyutlu belgelemesi de yapıldı.

8. Mary Rose ve Vasa (İngiltere ve İsveç)

16. ve 17. yüzyıldan bu iki, çok iyi korunmuş gemi kapsamlı arkeolojik araştırmaların konusu oldu. Kalyonların çıktığı ve deniz gücünün arttığı zamandan kalandan bu gemiler ulusal genişleme ve nüfuz arttırma politikalarında gemilerin nasıl kullandığının da bir örneğini teşkil ediyor. İki batıkta da silahlar, yiyecekler, kişisel eşyalar, seyir donanımları ve mürettebatın kıyafetleri ve kalıntıları bulundu.

1510’da yapılan ve 1545’te savaşa girerken alabora olan Mary Rose, İngiliz Kralı 8. Henry’nin gururuydu. Deniz tabanında yapılan kazılarda sancak tarafındaki dört katının olduğu gibi durduğu görülen gemiden 22.000 buluntu çıkarıldı. Gövdesi sudan çıkarılan Mary Rose’un kalasları, zaman içinde teknolojiye nasıl uyumlu hale getirildiğini gösteriyor. Önceleri kısa okçuluk ve kısa menzilli savaş amaçlı yüzen bir kale gibi inşa edilen gemi, topların ortaya çıkışından sonra değiştirilmişti. Değişiklikler sonucu geminin üst kısmı daha ağır bir hale geldi ve alabora olmasında da bir etken oldu.

Vasa’nın hayatı da alabora olmasıyla son buldu. 1628’deki ilk seferinde Stockholm Limanı’nın dibini boyladı. 64 top ve bir orduyu taşıyan devasa ve oldukça süslü gemi, ülkesini bir dünya gücüne dönüştüren İsveç kralı Gustavus Adolphus’un gururuydu. Çamura gömülü ve yine olduğu gibi bulunan oldukça iyi korunmuş gemi 1961’de denizden çıkarıldı. Deniz tabanında ve geminin içinde yapılan kazılar 700 küsuru bir zamanlar gemiye ilişik heykeller olmak üzere, 25.000 buluntuyu ortaya çıkardı. Buluntular sadece gemiyle ilgili parçaları değil, fakirinden zenginine gemideki kadın ve erkeklerin kişisel eşyalarını ve iskeletlerini de kapsıyor. Bunların bazıları üstlerinde hala kıyafetleri ve ayakkabılarıyla bulundu. Vasa hala arkeolojik olarak kazılan en büyük gemi.

7. Kyrenia (Kıbrıs)

Kıbrıs’ın açıklarında bulunan bu çok iyi korunmuş MÖ. 4. yüzyıla ait, yani 2300 yıllık Yunan ticaret gemisi, resimlerde ve seramiklerde de görülen klasik Yunan tekneleri hakkında önemli bilgiler sağladı.

Araştırmalar, Rodos’tan dört mürettebatla çıkan geminin, MÖ. 306 yılında, bir korsan saldırısında battığını ortaya koydu. Bu saldırıdan geminin gövdesinde sekiz demir mızrak ucu kalmıştı. Böylece Kyrenia batığı, korsanların ilk fiziksel kanıtlarından birini sunmuş oldu. Konservasyondan sonra gövdesi müzede sergilenen geminin deneysel arkeolojiyle yapılan bir kopyası 1985’te yüzdürüldü.

6. İspanyol Armadası (İskoçya ve İrlanda)

İspanya Kralı 2. Philip’in İngilizlere karşı 1588’de gönderdiği İspanyol Armadası, büyüklüğü ve gücü yanında, uğradığı yenilgi ve neredeyse tamamen imha edilmesiyle de ünlü. I. Elizabeth’in emrindeki cesur korsanlardan kaçarken bir de kayalıklı İngiliz kıyılarındaki ünlü fırtınaların kırbaçlamasıyla donanma yok olmak üzereydi. Birçok kaynaktan ve limandan bir araya getirilen 130 gemilik ve 30.000 askerlik Armada, İngiltere’yi işgal edip Elizabeth’i tahttan indirecek, Katolik monarşiyi geri getirecek ve İspanyollara karşı süren Hollanda isyanını da sona erdirecekti. Büyük ve küçük kalyonlar ile Baltık ve Akdeniz’den talep edilen ticaret gemilerinden oluşan donanma 2500 silahıyla durdurulamaz görünüyordu.

Ateş gemileri – ateşe verilip düşmana doğru salınan gemicikler – gibi taktikler kullanan İngiliz kaptanların cesur ve kesin kararları sayesinde saldırı durduruldu. İngilizlerin ayrıca top atışı açısından üstünlüğü vardı. İspanya’ya kaçmak isterken, Kraliçe Elizabeth’in sözleriyle “Tanrı nefes verdi” ve İspanyol armadası fırtınalara yakalandı. Gemilerin üçte biri denizin dibini boyladı ve askerlerin üçte ikisi İskoçya ve İrlanda kıyılarında mezarlarını buldu.

İspanyol soylularının zenginliklerini bulmak isteyen dalgıçlar tarafından bulunan batıklar uzun süreli bir araştırma başlatmış oldu. El Gran Grifon, San Juas de Sicilia, Girona, Santa Maria de la Rosa ve LA Trinidad Valencera gibi batıklar, gemi hayatı ve gemilerin özellikleri hakkında bilgi sağladı. Araştırmalar yetersiz hazırlıkların ve acelenin Armada’nın sonunu hazırlayan etkenlerden olduğunu ortaya koydu. Matematiksel yanlışlar içeren seyir donanımları ve kötü dökülmüş toplar özensizlik belirtileriydi.

Araştırmacı CM Martin, İspanya’da 1492’de Yahudilerin ve Müslümanların kovulmasından sonra matematik ve bilimden anlayan popülasyonun ülkeden ayrıldığını ve  matematik yanlışlarının ortaya çıktığını düşünüyor. Öbür yandan, İspanyol toplarının her birinin kendine özel mermisi vardı. Savaş sırasında mürettebat bir yandan karışık olarak konulmuş mermi yığını içinde aceleyle doğru mermiyi ararken, bir yandan insan gücüyle taşınması gereken uzun ve ağır toplarla uğraşıyordu. İngilizlerin ise kolay taşınan topları ve bütün silahlara uyan bir örnek mermileri vardı. Arkeolojik çalışmalar, İngilizler hızlı hızlı top atarken, İspanyolların niye çok yavaş, hatta bazen bir salyangoz hızıyla bu ateşe cevap verdiğini gözler önüne serdi. İspanyolların daha çok topu vardı, ama bunları verimli olarak kullanamıyordu.

5. Kubilay Han’ın Donanması (Japonya)

Tarihin en büyük deniz istilası 1274 ve 1281 yıllarında Moğol, Çinli ve Koreli askerlerin ve denizcilerin İmparator Kubilay Han’ın emriyle Japonya’ya yaptığı saldırıydı. Efsaneye göre binlerce gemide 100.000’den fazla asker 1281 saldırılarına katıldı. İki saldırı Kubilay Han’ın Japonya’yı Moğol imparatorluğuna katma planının parçasıydı ama iki sefer de başarısızlığa uğradı. Japon efsaneleri ve Marko Polo’nun anlatımı bu başarısızlığı Japonların dualarına karşılık cennetten gönderilen bir fırtınaya ya da rüzgara bağlıyor. Bu rüzgarın ismi olan “kamikaze” daha sonra Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’ndaki intihar uçaklarına verildi.

1980’lerden beri yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar, silahlar, zırhlar, yolluklar için kaplar, kişisel eşyalar ve bazı gemilerin parçalarını ortaya çıkardı. Çin savaş gemileri üzerinde yapılan araştırmalar, yapım ve teknoloji açısından çağdaş Avrupa gemilerinden çok daha gelişmiş olduklarını gösterdi. Kazılar sonucunda, mancınıkla atılan, ve metal şarapnel ve barutla doldurulmuş seramik bir kovandan oluşan, denizde taşınan en eski bombalar bulundu. Arkeolojik araştırmalar ayrıca Japon savunması ve zaferi hakkındaki az sayıda bilgiye büyük katkılarda bulundu. Buluntular ateş gemileri – ateşe verilip düşmana doğru salınan küçük gemiler – ve güvertede göğüs göğüse savaş gibi çarpışmaların kanıtlarını da sundu. Bu çarpışmalar, mevsimsel bir tayfun gemileri yok edene kadar, donanmayı kıyıdan uzakta tuttu.

Kazılar ayrıca gemilerin aceleyle savaşa gönderildiğini ve bir kısmı savaş koşullarından, bir kısmı da aceleyle inşa edildiğinden, çok iyi bir durumda olmadığını gözler önüne serdi. Yeterli olmayan hazırlıklar ve tahmin edilenden uzun süren kuşatma, zaman artık dolduğunda ve fırtına geldiğinde yenilgiye neden oldu. Bu arkeolojik çabalar sadece bir efsanenin gerçekliğini kanıtlamıyor, aynı zamanda bu dönemde Asya’daki deniz savaşı tekniklerini de aydınlatıyor.

4. Bajo de la Campana (İspanya)

İspanya’nın Cartagena kentinin kıyılarında 2700 yıl önce batan Bajo de la Campana gemisi, arkeologlar tarafından kazılan ilk Fenike gemisi oldu. Gemi karaya oturduğunda yükünün bir kısmı deniz tabanına dökülüp bir deniz mağarasında toplandı. Geminin gövdesinin parçalarıyla birlikte, birçok seramik ve bronz buluntu, çam fıstığı, kehribar, fildişi ve kurşun cevheri kalıntıları ortaya çıkardı. Fildişlerinin üstüne sahiplerinin Fenike dilindeki isimleri yazılmıştı. Bajo de la Campana gemisi mal bulmak için büyük ihtimalle Doğu Akdeniz’den batıya, Cadiz’e kadar seyahat etmiş bir ticaret gemisiydi. Yükünün çoğu mürettebatın İspanya’nın bu bölgesinde yaşayan yerlilerden ticaret yoluyla elde ettiği kurşun cevheri ve fildişi gibi hammaddelerdi. Üzerindeki analizler hala devam eden gemi, Gelidonya ve Uluburun gemilerinin gösterdiği gibi, çok gelişmiş bir deniz ticaret ağının varlığına ve deniz ticaretinin kültürleri birbirine bağladığına işaret ediyor. Ticaret imparatorluklarının, özellikle Fenikelilerin nasıl geliştiğini de gözler önüne seriyor. Fenikeliler daha sonra Batı Akdeniz’e hüküm süremeye başlayıp, Cartago Nuovo gibi koloniler kurdular, ve sonunda Roma’nın giderek güçlenmesiyle çöktüler.

3. Yenikapı (Türkiye)

İstanbul’da birkaç yıl önce bulunan, tarihin en büyük Bizans gemi topluluğu. 2004 yılında başlayan Marmaray istasyonu kazısı, Bizans Dönemi’ne ait liman duvarı, 34 gemi ve insan yerleşimini gösteren Neolitik Dönem’den Osmanlı’ya kadar birçok katmanı açığa çıkardı. Gün yüzüne çıkan binlerce buluntu arasında, ahşap taraklar, amfora ile yüklü kargo ve liman yapımında taş çekebilmesi için Afrika’dan getirilmiş develerin iskeletleri var. Batıkların yaşı MÖ. 4. Yüzyıl ile MS. 11 yüzyıl arasında değişiyor. Günümüze kadar çok iyi derecede korunmuş olan farklı stillerde Bizans ticaret gemileri, balıkçı tekneleri ve daha önce örneğine hiç rastlanmamış Galea olarak bilinen dört sıralı Avaş gemileri bulunuyor. İstanbul Üniversitesi ve Deniz Arkeoloji Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen kazılar bitti fakat restorasyonu, konservasyonu, analizleri daha onlarca yıl alacak gibi görünüyor. Araştırmacılar, Yenikapı’da bulunan bu batıkların, Bizans gemilerini derinlemesine anlayabilmemiz için en önemli alan olduğu vurguluyor. Yenikapı’dan önce Bizans gemilerine dair bilgiler, birkaç farklı alandan ve çok sınırlıydı. Bu alanlardan biri de yine Türkiye sahilinde yer alan Serçe Limanı idi.

2. Skuldelev Gemileri (Danimarka)

Bir grup 11. Yüzyıl Viking gemisi, 1962’de başlayan ve hala devam eden çalışmalarla, Danimarka’nın eski başkenti Roskilde kıyılarındaki sığ sulardan çıkarıldı. Sıradan yük gemilerinden savaş gemilerine kadar değişen grup, bir deniz kanalını istilacılara karşı kapamak için taşlarla doldurulup batırılmış. Buluntular, analizler ve rekonstrüksiyonlar, ilk defa denize çıkan ve kullanımda olan değişik Viking gemilerini görmemizi sağladı. Daha önce sadece soyluların mezarlarında süslü gemiler bulunmuştu. Viking asilzadeleri gemiler içinde, karada, süslü gemiler içinde gömülüyordu.

Skuldelev gemileri gelişmiş gemi yapımı teknikleri ve geniş bir uzmanlaşmanın varlığını gösterdi. Keşif, klişeleşmiş büyük ve ejderha pruvalı, kenarına kalkanlar yerleştirilmiş Viking gemisi kanısının alabora olmasına da yardımcı oldu. Keşiften sonra Vikinglerin ticari ilişkileri, keşifleri ve denize hakimiyetleri konuları üstüne ilgi büyüdü. Skuldelev’den sonra Dublin gibi eski Viking limanlarındaki buluntular, Viking denizcilik tarihini yeniden yazdı.

1. Uluburun ve Gelidonya Burnu (Türkiye)

Dünya üzerinde kazılan en eski gemi batıkları olan bu iki gemi Bronz Çağı gemisi, kargolarıyla birlikte Antalya’nın açıklarında bulundu. 1960’ta kazılan Gelidonya batığı deniz tabanından tamamen çıkarılan ilk eski gemi batığı oldu. 3200 yıl öncesine tarihlenen gemi Kıbrıs ya da Suriyeli seyyar bir demircinin mülküydü. Batıktan bir tondan fazla külçe, hurda bakır aletler, silahlar, metal yapımı malzemeleri ve başka benzer buluntular çıkarıldı.

Buluntular, sualtı arkeolojisinin babası olarak bilinen ilk kazı başkanı George Bass’i Akdeniz ticaretini Mikenlilerin domine etmediğine ikna etti. Birkaç kara yerleşiminde bulunan Yunan menşeili objeler Akdeniz ticaretine Mikenlilerin egemen olduğu görüşünü doğurmuştu, fakat George Bass Ortadoğulu gemicilerin ya da proto-Fenikelilerin antik denizleri ve ticareti yönetmesinin daha olası olduğunu düşünüyordu.

Bu tez, 1984-1994 yılları arasında kazılan Uluburun batığının keşfinden doğmuştu. Uluburun batığı daha da eskiye, 3330 yıl öncesine tarihleniyordu. Kenan ya da Kıbrıslı olan gemi, Baltık Denizi’nden, Ekvatoral Afrika’ya, Akdeniz’den Orta Doğu’ya 11 birbirinden uzak eski kültürden gelen çok çeşitli hammadde ve lüks eşyalar taşıyordu. Titiz çalışmalar sonucu bu en eski batığın gövdesinin parçaları da bulundu.

Kazı başkanı Cemal Pulak’ın devam eden araştırmaları Bas’ın tezini kanıtlıyor ve 3 bin yıl önce proto-Fenikelilerin domine ettiği kompleks ve oldukça gelişmiş bir deniz ticareti ağının varlığına işaret ediyor.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

Başlıklar

AntalyaÇinDublinFırtınaİngiltereİntiharİrlandaİspanyaİstanbulİsveçJaponyaSavaşYunanistan
Görüş Bildir