Chilcot Raporu ve Batı Demokrasisi Vesvesesi

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

New York, Kolombiya Üniversitesi Iran Çalışmaları ve Karşılaştırmalı Edebiyat Profesörü Hamid Dabashi, Aljazeera dergisinde yayımlanan bu makalesi ile tepkileri üzerine çekti. Makalenin içeriğinde batı dünyasının demokrasi anlayışına bir hayli gönderme bulunuyor. Aljazeera yayımlamış, biz de sizler için düzenledik. İşte karşınızda tepkilere yol açan makalenin içeriği...

"Dünya üzerinde, kendini "Batı" olarak adlandıran hayali coğrafya dışında hiçbir yerde liberal demokrasi yok.

Tony Blair'ı on yıldan uzun süren başbakanlık görevi için  kim seçti? Iraklılar mı? Yoksa Arap ya da Müslüman dünyasından birileri mi?Hangi siyasi partiyi temsil ediyordu : gerici muhafazakar partiyi mi yoksa ilerlemeci işçi partisini mi (1994-2007 yıllarında arasında İşçi Partisi'nin lideridir aslında) ?
İşçi Partisi'nin lideri olarak ne kadar oy aldı? Kaç tane İngiliz veya İngiltere vatandaşı seçimler boyunca özgür iradesiyle ve bütünüyle destekledi?  1997, 2001 ve 2005 yıllarında yapılan seçimlerdeki başarısıyla Tony Blair, İşçi Partisi'nden en uzun süreli görevde kalan İngiltere başbakanı olmuştur.
Batılı liberal demokrasi deyince aklımıza gelen İngiltere Parlamentosu'nun tarihindeki bu zaferler için hevesle oy verenler arasında herhangi bir Iraklı erkek veya kadın var mıydı?

Kaynak: http://www.aljazeera.com/indepth/opinion...

Başbakan mı, diktatör mü?

Şimdi, bu demokratik yollarla seçilmiş başbakan Irak'ın işgalinde Amerika'ya katılmak için yalan söylediğinde, hile yaptığında, sahte kanıtlar ürettiğinde, kitlesel propagandalar ile uğraştığında; "terörizm" konusunda öfkeden çılgına döndüğünde, Üçüncü Dünya diktatörlük rejiminin askeri bir diktatörü müydü, yoksa aslında Batılı liberal demokrasi için yine demokratik yollarla seçilmiş bir lider miydi?

Batılı demokrasilerde, özgür basının demokrasinin şartı olduğunu söylerler. Mantıklı.

Özgür basın Amerika ve İngiltere'nin öncülük ettiği Irak işgali'nin hazırlık dönemi sırasında üzerine düşeni yaptı mı?

Eğer İslam, lider olarak kimse tarafından seçilmeyen Müslüman
suçluların oluşturduğu küçük bir çeteden sorumlu tutuluyorsa,  neden
Batılı liberal demokrasiler Tony Blair ve George W. Bush gibi
soykırımcılardan sorumlu tutulmasın?

Amerika'da ve İngiltere'de basın, seçimle göreve getirilmiş kişilerin yalanlarını ortaya çıkarmak için araştırmacı gazetecilik yöntemini mi izledil yoksa Irak'taki Bush-Blair savaşının propagandasına alet olup, savaş çanları mı çaldıl?

Demokratik yollarla seçilmiş savaş suçluları...

Chilcot Raporu'nun gün yüzüne çıkmasıyla, artık Tony Blair'in batı demokrasisinin başbakanı olarak, Işid'in ve diğer bütün militan grupların öldürdüğünden daha fazla insanı öldüren ve daha büyük bir kaosa sebep olan bir savaş suçlusu olduğunu biliyoruz.

Herhangi bir suçu olmayan yüz binlerce Iraklı kadın, erkek ve çocuk öldürüldü ve Tony Blair da bu katliamdan sorumlu Batılı liberal demokrasilerin demokratik yollarla seçilmiş görevlileri arasında yer alıyor.

Amerika Başkanı George W. Bush da iki dönem üst üste görevde kalanlar arasında yer alıyor. Bush'un anayasal olarak atanmış yardımcısı Dick Cheney ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld isimleri de insanlığa karşı işledikleri suçlardan ötürü savaş suçluları arasında yer alıyor.

Chilcot Raporu, Amerika-İngiltere öncülüğündeki işgale gayri meşru bir yol açtı ve Irak'ın işgali, Arap ve Müslüman dünyasını kasıp kavuran ve egemen ulus-millet anlayışını darma duman eden yalanlara ve propagandalara dayandırıldı.

Kısacası: Kendilerini "Batılı liberal demokrasiler" olarak adlandıranlar, dünya çapında bir felakete sebep oldular.

Neredeyse 1.6 milyon Müslüman, IŞİD'in eylemlerinden ve bağnaz Bill Maher ve seri katil Anders Breivik gibi İslamofobik kişilerin IŞİD'e olan sempatizanlıklarından sorumlu tutuldu.

IŞİD veya El-Kaide'nin demokratik yollarla seçilmeleri için herhangi bir Müslüman oy verdi mi?

Eğer İslam, lider olarak kimse tarafından seçilmeyen Müslüman
suçluların oluşturduğu küçük bir çeteden sorumlu tutuluyorsa,  neden
Batılı liberal demokrasiler Tony Blair ve George W. Bush gibi Amerika ve İngiltere vatandaşlarının adil ve özgür iradesi ile seçilen 
soykırımcılardan sorumlu tutulmasın?

Nasıl bir rol model?

Bugün, aynı Batılı liberal demokrasi son hızda Amerika'da ve çok yakında seçimler fırsatçı, savaş kışkırtıcısı, yalancı Hillary Clinton ya da beyazların üstünlüğünden yana olan, yabancı düşmanı, ırkçı, faşist Donald Trump'ın Amerika'nın yeni başkanı olarak kariyerine devam etmesi ile sonuçlanacak.
Kim seçilirse seçilsin, dünya için büyük bir tehlike oluşturacak. Dünya'nın bu konuda söyleyecek bir sözü var mı? Filistinli çocuğun, Iraklı annenin, Afgan dul kadının söyleyecek bir sözü var mı? Onların konuşma hakkı var mı? Bu seçim için oy kullanma hakları var mı?
Bu demokrasi mi dünya için rol model olacak? Kendini "Batı" diye adlandıran bu hayali ülke hariç, dünyanın hiçbir yerinde liberal demokrasiler bulunmuyor. Zorbalarımız, diktatörlerimiz, askeri cuntalarımız var. Derin devletimiz, neo-liberal Komünist Parti çılgınlarımız, dini liderlerimiz var. Ebedi başkanlarımız, kutsal temsilcilerimiz ve teokratik görevlilerimiz var.

Dünyanın en büyük demokrasisine sahip olduğu söylenen Hindistan'da bile Müslüman, Hristiyan ve Hintli olmayan vatandaşlar ile Hitli vatandaşlar arasında Hindu fanatizmini destekleyen bir negatif ayrımcılık vardır.

Yani dünyanın her yerinde ölümlüler olarak biz, ne bu batılı liberal demokrasi üzerinde söz hakkı bulabiliyoruz, ne de Vaad Edilmiş Topraklar vesveselerine sığınabiliyoruz. 

Biz de çok çalışırsak, bir gün Müslüman bir Donald Trump, İranlı bir George W. Bush, Mısırlı bir Tony Blair veya Suriyeli bir Silvio Berlusconi yetiştirme şerefine nail olabilir miyiz?

Dünya bu yalanla özgürleştirildi. Bizi yöneten zorbaların aksine biz, bir başımızayız. Kendini "Batı" olarak adlandıran canavardan bize gelen bir rol modelimiz yok, bir kılavuzumuz yok, bir idealimiz yok, bir isteğimiz yok.

Batılı liberal demokrasi vesvesesiyle özgürleşen, dünya çapındaki bütün insanlar olarak en baştan kendi özgürlük ve bağımsızlık konseptlerimizi inşa etmeliyiz."

New York, Kolombiya Üniversitesi Iran Çalışmaları ve Karşılaştırmalı Edebiyat Profesörü Hamid Dabashi

Bu makalede ifade edilen görüşler, yazarın kendi görüşleridir ve Al Jazeera'nın yayın politikasını yansıtmamaktadır.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mehmed-siyahkalem

Net koymuş,.. lafı.

Gizli Kullanıcı

şimdi onlar düşünsün...

niyazi-guven

İŞTE BUDUR BE.. TEK KELİMEYLE HARİKA...

Başlıklar

BaşbakanBerlusconiDonald TrumpHindistanIŞİDİngiltereIrakİranKatilSavaş
Görüş Bildir