onedio
Türk Bilim İnsanları, Igm Hastalığını Ameliyatsız Tedavi Etmeyi Başardı
SAMSUN (AA) - İLYAS GÜN - Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Özgen ile Dr. Öğretim Üyesi Demet Yalçın Kehribar'ın kadınlarda nadir görülen İdiopatik Granülomatöz Mastit (IGM) hastalığını ilaçla tedavi etmeye yönelik araştırmasında başarılı sonuçlar elde edildi.Prof. Dr. Özgen ile Dr. Öğretim Üyesi Kehribar, kadınlarda nadir görülen iltihaplı bir meme hastalığı olan IGM hastalığının ameliyatsız tedavisi için 2 yıl önce başlattıkları çalışmayı tamamladı.Prof. Dr. Özgen, AA muhabirine, bugüne kadar tedavisi yalnızca meme ameliyatı ile olduğu düşünülen genç kadınların IGM hastalığının tedavisini devrimsel şekilde değiştirdiklerini söyledi. IGM hastalığının memede kitle ile belirti verdiğine işaret eden Özgen, hastalığın meme kanseri ile karıştırılması nedeniyle genç kadınlarda hem fiziksel hem de psikolojik olarak ciddi sıkıntılara yol açabildiğini anlattı.Bugüne kadar tedavisinde etkili bir ilaç bulunamadığı için tek çarenin memenin bir kısmının ya da tamamının cerrahi olarak alınması olduğuna dikkati çeken Özgen, 'Geçirilen ameliyatlara rağmen pek çok hastada hastalığın tekrarlaması, kadınların korkulu rüyası haline gelmişti. Keşfettiğimiz ilaç ile genç kadınlarımızı ameliyatsız tedavi etmeyi başardık. Böylece gerek operasyonun getirebileceği risklerden gerekse emzirme çağındaki anne adayı kadınlarımızı memelerini kaybetmekten kurtardık.' ifadesini kullandı.'Hastalığın cerrahi uygulama yapılmadan tamamen iyileştiğini belirledik'Kehribar ise araştırmalarında kullanımı kolay, yan etkisi son derece az ve tedavi maliyeti düşük bir ilaçla IGM hastalığında cerrahi müdahaleye göre çok daha başarılı ve kalıcı sonuçlar elde ettiklerini vurguladı. Kanserle çok fazla karıştırılmasının şiddetli şekilde memeyi kaybetme ve ölüm korkusu gibi psikolojik olarak hastaları çok etkilediğinin altını çizen Kehribar, şöyle devam etti:'Bu hastalıkta çok fazla cerrahi yöntem kullanılmakta ve kadınlar genç yaşta meme dokularını kaybetmekteydi. Ya da kortizon tedavisi ile genç bayanlarımız bu hastalıkla uzun yıllar mücadele etmek zorunda kalıyordu. 2 yıl boyunca hastalarımıza metotreksat tedavisi uyguladık. Hastalığın çok hızlı şekilde cerrahi uygulama yapılmadan tamamen iyileştiğini belirledik. IGM hastalığı nedeniyle 4-5 defa ameliyat geçirmek zorunda kalan, buna rağmen hastalığı devam eden kadınlarda ilaç tedavisi ile yüz güldürücü sonuçlar aldık.'Kehribar, bir kadın olarak da bu araştırmadan güzel sonuç alınmasına çok sevindiğini dile getirerek şunları kaydetti:'Bu keşif, Amerika'nın saygın dergilerinden American Journal of the Medical Science'ın Kasım 2020 sayısında yayımlandı. Ayrıca bu çalışmalar Japonya, Kanada, Almanya ve Güney Kore gibi birçok ülkede ilgi gördü. Bu ülkelerde düzenlenen uluslararası bilimsel kongrelerden araştırmayı anlatmak için davet aldık. Son olarak dünyada tüm tıp bilim insanlarının hastalıkların güncel tedavi şekillerini öğrenmek için kılavuz olarak başvurduğu, 'UpToDate' isimli saygın bilim sitesi tarafından kaynak gösterildi.'Kehribar, araştırmada kendilerine büyük destek veren OMÜ yetkililerine teşekkür etti.
Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Sotriçenko: "Ypg/PKK'nın Moskova'da Ofisi Yok"
ANKARA (AA) - Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı, Rusya Kültür ve Bilim Merkezi Başkanı Aleksandr Sotniçenko, terör örgütü YPG/PKK'nın Moskova'da ofisi olmadığını söyledi.Stratejik Düşünce Enstitüsünün (SDE), 'Soğuk Savaş Sonrası Rusya'nın Dış Politikası' isimli paneline katılan Sotniçenko, Suriye ile Libya ekseninde Rus dış politikasının öncelikleri ve Türkiye-Rusya ilişkileri konusunda değerlendirmelerde bulundu. Sotniçenko, Soğuk Savaş'ın bitmesinin ardından 'umut dönemi' olarak nitelendirdiği 1989-1994 yılları arasında, Rusya'nın Batı sistemine entegre olmak için çaba sarf ettiğini belirterek, 'Dönemin Rusya Devlet Başkanı Gorbaçov, Rusya'nın Avrupa'dan çekilmesiyle ABD'nin de bu bölgeden çekileceğini düşündü ancak böyle olmadı. Böylece bu umut dönemi sona erdi.' ifadelerini kullandı.Batılı devletlerin Rusya'yı dışlamasının ardından 1994-2006 yılları arasındaki süreci 'pragmatist dönem' olarak tanımlayan Sotriçenko, bu dönemde Rusya'nın Batı ile iş birliğini geliştirip çatışmalardan kaçınarak, kendi ulus devletini güçlendirme yoluna gittiğini dile getirdi.Sotriçenko, Rusya'nın 2001'de ABD'nin Afganistan harekatına ulaşım ikmal konusunda destek olduğunu belirterek, 'Ama ABD'nin terörizmle savaşmak üzere Afganistan'a girmesinin ardından bölgede uyuşturucu üretimi olağanüstü artış gösterdi. Bu uyuşturucu sınır yakınlığı nedeniyle Rusya ve Çin'e gitti. Bunun sonucundan kötü etkilendik.' dedi.Batılı devletlerin o dönem Rusya'nın uluslararası ticaret sistemine entegre olmasında da güçlükler çıkardığını söyleyen Sotriçenko, bunun üzerine Rusya'nın 2006'dan itibaren liberal sisteme entegre olmaktan vazgeçerek devletin güçlenmesi sürecine girdiğini belirtti.Sotriçenko, Rusya'nın Suriye politikasına da değinerek, ülkesinin Suriye'de yaşanan iç savaşa terör örgütü DEAŞ ile mücadele etmek üzere müdahale ettiğini kaydetti.ABD'nin yaşadığı iç sorunlar nedeniyle Orta Doğu'dan çekilmeye başladığını öne süren Sotriçenko, 'Şimdi Avrasya'da büyük bir güç vakumu var. Bu, Rusya ve Türkiye için büyük bir şanstır.' dedi.Türkiye ile Rusya'nın terörizme karşı barış için iş birliği yapması gerektiğine vurgu yapan Sotriçenko, 'Suriye ve Libya'da farklı tarafları destekliyoruz ama sınırlarının yakındaki bir savaşı ne Türkiye ne de Rusya istiyor. ABD belki isteyebilir çünkü onlar uzakta, sonuçta teröristler oraya kadar gitmeyecek.' ifadelerini kullandı.Sotriçenko, ABD'nin Suriye'de pay sahibi olmak için YPG/PKK'ya para ve silah yardımı yaptığını söyledi.Rusya'nın Suriye'de tek bir devlet istediğinin altını çizen Sotriçenko, 'Terör örgütü YPG/PKK ile ayrılıkçı tutumları nedeniyle iyi bir diyaloğumuz yok.' dedi.Sotriçenko, YPG/PKK'nın 2015'te Moskova'da ofis açması konusuna da değinerek, şunları kaydetti:'2015 yılında Rus uçağı düşürülmüş, iki pilotumuz öldürülmüş, Türkiye-Rusya ilişkileri çok gerilmişti. Kimin aklına geldi bilmiyorum ama Moskova'da bazı insanlar yaptırım için Türkiye'nin düşmanlarını da destekleme kararı aldılar. YPG/PKK'nın Moskova ofisini televizyon için açtılar. Moskova'ya gittiğimde ofisi ziyaret etmek istedim ama bulamadım. Yüzde yüz söylüyorum böyle bir ofis yok. Bu tamamen siyasi bir aksiyondu.' Rusya'nın, Suriye'de demokrasinin tesisi için çabaları desteklediğini ifade eden Sotriçenko, 'Bu süreç zor bir süreç. Biz buna Astana'da başladık. İnşallah bu süreç devam edecek.' ifadelerini kullandı.Sotriçenko Türkiye ile Rusya'nın Suriye konusunda Astana sürecinde iş birliği içinde olduğunu hatırlatarak, 'Astana tecrübesini inşallah başka alanlarda da kullanacağız.' dedi.Rusya'nın Libya politikasına da değinen Sotriçenko, Moskova'nın Libya'nın bütünlüğünü savunduğunu dile getirerek, 'Biz Libya'da bütün tarafları bir masaya oturtmak istiyoruz.' ifadesini kullandı.Sotriçenko, başta enerji şirketleri olmak üzere bazı Rus şirketlerin Libya'da faaliyet göstermeye istekli olduğunu ifade ederek, 'Savaş bittikten sonra orada çalışmaya başlayacağız. Bunun için bölgede ekonomik istikrar lazım.' diye konuştu.
Kültür Ve Turizm Bakanı Ersoy, Canlı Yayında Soruları Yanıtladı: (2)
İSTANBUL (AA) - Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Beyoğlu Kültür Yolu projesi kapsamındaki Atatürk Kültür Merkezi'ni (AKM) haziran ayında açmayı planladıklarını belirterek, 'Pandeminin de zayıflamasıyla birlikte haziran ayı itibarıyla Beyoğlu Kültür Yolu'nda festivaller yoğun bir şekilde başlayacak. Amacımız hızlı bir şekilde Beyoğlu'nu eski canlılığına geri getirmek.' dedi.Ersoy, Habertürk TV'de 'Akşam Haberleri' programında Veyis Ateş'in kültür, turizm, sinema ve tiyatrolara ilişkin sorularını yanıtladı.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinden etkilenen müzisyenler konusunda yaşanan en büyük sıkıntının kayıt dışı çalışmalar olduğunu dile getiren Ersoy, 'Pandemi bunları daha belirgin hale getirdi. Pandemiden sonra yapmamız gereken, onları kayıtlı hale getirmek. Bu sektör çok büyük bir oranda maalesef kayıt dışı çalışıyor. Çalıştıklarına dair bir belge olmadığı için kısa çalışma ödenekleri veya işsizlik maaşlarından yararlanamadılar.' diye konuştu.Ersoy, 'Müzik Susmasın' başlıklı bir kampanya düzenlediklerinin altını çizerek, şunları söyledi:'Kampanyayı, belli başlı müzik dernekleriyle birlikte yaptık. Başvuruları aldık. Değerlendirmeleri bu dernekler yaptı. Kayıtlı olmadıkları için sanatçı kimliklerini onlar daha kolay tespit edebiliyor. 31 bin başvuru oldu. Ocak, şubat ve mart ayları için 3 bin liralık destek programı vardı. İlk ödemeleri de yapıldı. Bu vesileyle güzel de bir haber vereyim. Kampanyayı 3 aydan 4 aya çıkartarak, nisan ayını da dahil ettik ve ücreti 4 bin liraya çıkarttık. Toplamda da 31 bin kişiye 124 milyon lira Bakanlık olarak kaynak aktarımı yapacağız.' 'Amacımız hızlı bir şekilde Beyoğlu'nu eski canlılığına geri getirmek'Yapımı devam eden Taksim'deki AKM'ye ilişkin son bilgileri de aktaran Ersoy, AKM'nin dünyanın sayılı kültür merkezlerinden birisi olduğunu vurgulayarak, 'Dünyayla kıyaslandığında, çok hızlı bir inşaat yaptık. 2019'un Şubat ayında başladık. Sayın Cumhurbaşkanı'mız temelini attı. Muhtemelen bu yılın haziran ayında orayı açacağız. Yüzde 80'den fazlası tamamlandı, artık montaj işlemlerine başlandı.' dedi.Mehmet Nur, Ersoy, AKM'de 2 bin 38 kişilik büyük bir opera-bale salonuyla 805 kişilik tiyatro ve müzik alanında kullanılacak çok amaçlı ikinci bir salon bulunduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:'Beyoğlu Kültür Yolu projesinin bir parçası ama kendi içinde de bir kültür yolu var. Müzik ve güzel sanatlarla ilgili kütüphanesi, küçük müzik müzesi, galeriler, çok amaçlı salon, cep sineması, kafeler ve restoranlar gibi birçok kültürel aktiviteyi de içerisinde taşıyan, 24 saat yaşayan bir merkez gibi düşünebilirsiniz. 4 bin kişinin aynı anda kullanabileceği bir mekan olacak. AKM bir yaşam merkezi şeklinde konuşlanıyor ve Beyoğlu Kültür Yolu projesinin bir parçası. AKM ile sınırlamıyoruz, dünyanın enleriyle buluşturduğumuz bir güzergah aslında bu yol.'Kültür Yolu projesine dahil olan Galataport'un dünyanın en iyi cruise portu olduğuna dikkati çeken Ersoy, şöyle devam etti: 'Ama aynı zamanda hem yabancı turist hem de İstanbullular için bir cazibe merkezi. Yukarıya doğru çıktığınızda Galata Kulesi var. Eskiden eğlence ve restoran mekanıydı. Şimdi müze ve cazibe noktası şeklinde kullanılıyor. Bizim en çok ziyaretçi alan yerimiz, Topkapı Sarayı'dır. Fakat Galata Kulesi şu anda Topkapı Sarayı ile aynı sayıda ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'yle Beyoğlu'na bağlanıyorsunuz. Atlas Sineması'nı restore ettik ve orası Türkiye'nin ilk sinema müzesi olacak. Biraz daha ilerlediğinizde Mısır Apartmanı'nda Mehmet Akif Ersoy Müze Evi var. Onu da martta milli marşımızın 100. yılına yetiştiriyoruz. Taksim Camisi ramazan ayına yetiştirilmeye çalışılıyor, onun altında İslam Eserleri Kültür Merkezi yapılıyor ve orada da sergiler olacak. Devam edince de AKM'ye geliyorsunuz.'Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, AKM'nin yönetim kuruluna, özel sanat kurumlarından temsilciler de alınacağını dile getirerek, 'Pandeminin de zayıflamasıyla birlikte haziran ayı itibarıyla Beyoğlu Kültür Yolu'nda festivaller yoğun bir şekilde başlayacak. Amacımız hızlı bir şekilde Beyoğlu'nu eski canlılığına geri getirmek.' diye konuştu.'2020'de 16 milyon ziyaretçi aldık, 12,1 milyar dolar gelir elde ettik'Mehmet Nuri Ersoy, 2020 yılının turizm verilerine de değinerek, şunları kaydetti:'2020 sonuçlarımız netleşti. Yurt dışından 15 milyon turist hedefi koymuştuk. Ama 16 milyon ziyaretçi aldık. 12,1 milyar dolar gelir elde ettik. 'Bizim rakibimiz kim yurt dışında?' diyorsanız, aslında Yunanistan ve İspanya. Rakiplerimizle kıyasladığınızda, Avrupa genelinde Yunanistan ve İspanya'da kişi sayısında yüzde 80, gelirde yüzde 88 daralma olmuş. Bizim kişi sayısına baktığınız zaman yüzde 69, gelirde yüzde 65 daralma olmuş. Bu sonuçlara göre, geçen yıl biz daha iyi bir performans sergilemişiz. Biz bu performansı kamuyla ve özel sektörle hazırladığımız güvenli turizm sertifikasyonu ile yaptık. Turizm sivil toplum kuruluşlarıyla çok bilinçli ve yoğun bir çalışma yaptık. Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu'nun da görüşlerini alarak, sertifikasyon programını çok hızlı bir şekilde hayata geçirdik ve çok disiplinli şekilde uyguladık. Kanunla da bunların düzenlemesini yaptık. İlk etapta 50 oda ve üzeri konaklama tesislerinde sertifikasyon mecbur tutuldu. 1 Ocak'tan itibaren 30 oda ve üzerine mecbur tutuluyor. Nisana kadar bir aşama daha geriye çekeceğiz. Kanunla da disiplinli bir şekilde uygulandığı için dünyaya örnek teşkil etti. Birçok ülke bunu kopyalamaya çalıştı ama beceremedi.'Ersoy, yaz sezonunu nisanda başlatmayı hedeflediklerini belirterke, 'Tabii bu çok yoğun bir şekilde başlayacak anlamına gelmiyor. Soft bir açılış olacak. Özellikle Akdeniz'den başlayacak, sonra güney ve kuzey Ege'ye doğru yayılacak. İlk etapta yerli turist ve Avrupa'dan gelen belli başlı turistlerle başlar. Nisan sonunda Rus bayramı var. 27 Nisan gibi başlar ve 10 Mayıs'a kadar sürer. Bütün Rusça konuşulan ülkelerde tatil dönemidir. Hemen akabinde Ramazan Bayramı var.' ifadelerini kullandı.2021'de 31 milyon turist hedefiBu yıl 31 milyon turist hedeflediklerine dikkati çeken Bakan Ersoy, 'Bu bizim hedefimiz. Biz, 'Bunu nasıl yaparız?' diye sektörle birlikte konsantre olduk. Amaç zaten buna konsantre olmak. 'Niye yapamayız?' diye konuşan bir kitle de var. Geçen sezon da 'Açılamaz.' dediler açtık. '10 milyonu bulamazsınız.' dediler, 16 milyonu bulduk. Önemli olan, sektör olarak bu azmi göstermek, gerekli kuralları disiplinli bir şekilde yerine getirip sonuç almak. Zaten çalıştığınız, dikkat ettiğiniz zaman sonuç alıyorsunuz. Biz 31 milyonluk turist hedefini bu sene mutlaka sağlayacağız.' değerlendirmesinde bulundu.Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, yabancı turistlerin salgın döneminde özellikle Türkiye'den gidenlerin hasta olup olmadığıyla ilgilendiğini dile getirerek, şunları kaydetti:'Karşıdaki ülke, sizden dönüş yapan yolcunun sigorta kayıtlarına bakarak, hastalanıp hastalanmadığını tuşa basınca görüyor. Böyle bir otokontrol sistemi var. Geçen ay Alman Dışişleri Bakanı, Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu'nu ziyaret etti. Orada kendisinin söylediğini söylüyorum, 'Sizin protokolünüz çok iyi çalıştı. Bize çok az vaka döndü.' dedi. Türkiye'den geri dönenlerdeki vaka oranı Balkanlar'a göre çok daha düşük. İşinizi disiplinli yaparsanız, bu iş kontrollü bir şekilde gidiyor. Buna herkesin inanarak uyması lazım. Arada çürük yumurtalar her zaman olur. Onları tespit edip elemek de ilgili kurumların görevidir.''Türkiye'de tanıtımda tek sesliliğe geçiyoruz'Turizmde 2023 hedeflerine de değinen Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:'2023 yılına çok büyük bir turizm hedefi koyduk. 75 milyon turist, 65 milyar dolar hedefi. Bu anlamda 81 vilayete turizmi yaymamız gerekiyor. Çünkü Türkiye'nin her köşesinde bir şey var. Çok fazla da turistik ürünü var. Bizim Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın (TGA) 'goturkey' diye bir sitesi var. Türkçe ve 6 dilde daha yayın yapmaya başlayacak. Biz şimdi 81 vilayetimizi örgütlüyoruz. İl kültür ve turizm müdürlükleri ve valiliklerle birlikte 81 vilayetin tanıtımını 'goturkey' üzerinde şubat sonuna kadar yapacağız. 50'den fazla şehir kodlanmış durumda. İlk etapta 50'den fazla ürün, cruise, gastronomi, inanç turizmi, bisiklet turizmi, deniz, kongre... Çok rahat 100'e çıkarız. TGA, 81 vilayetin temsilcilerini mart ayında İstanbul'da toplayacak ve bunlara eğitim verilecek. Türkiye'de tanıtımda tek sesliliğe geçiyoruz. İlk kez Türkiye organize bir şekilde turizme giriyor.''Kurallara harfiyen uymaya çalışalım'Salgın sürecinin sürprizlerle dolu olduğunu dile getiren Ersoy, salgınla yaşamayı öğrenmek gerektiğini, bunun da toplum disiplinini sağlamakla olabileceğini söyledi.Bakan Mehmet Nuri Ersoy, kurallara uyulduğunda salgın sürecinin çok daha rahat geçeceğini ifade ederek, 'Tabii bundan zarar gören sektörlerimiz var. Daha az bencil olmamız lazım. Yani bizim kurallara uymamamız, hastalık taşımamız veya kapmamız, başka sektörlerin çok yoğun zarar görmesine sebebiyet veriyor.' şeklinde konuştu.Toplum disiplinine uyulması ve aşılamanın başlamasıyla birlikte sektörlerin yeni başlangıçlar yapacağını, böylece 2021'in daha az hasarla atlatılacağını kaydeden Ersoy, 'Burada benim tek ricam, kurallara harfiyen uymaya çalışalım. Toplum disiplinini koruyalım. Şunun şurasında birkaç aylık bir işimiz kaldı.' dedi.(Bitti)
Reklam
Meb, İlkokul Ve Ortaokullarda Yüz Yüze Eğitimin Usul Ve Esaslarını Belirledi
ANKARA (AA) - Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), 15 Şubat'tan itibaren kademeli başlatılacak yüz yüze eğitime ilişkin usul ve esaslar belirlendi. Buna göre, Bilim ve Sanat Merkezleri de 1 Mart itibarıyla ortaokul 8. sınıflarla birlikte yüz yüze eğitime geçecek. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk imzasıyla illere gönderilen yazıda, ilkokul ve ortaokullardaki yüz yüze eğitimle ilgili bilgilere yer verildi.Bu kapsamda 15 Şubat itibarıyla, 'birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılan okulların tamamı, köy ve benzeri seyrek nüfuslu yerleşim yerlerinde il/ilçe hıfzıssıhha kurullarının il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri iş birliği içinde alacağı kararlar doğrultusunda tüm ilkokul ve ortaokullar ile tüm bağımsız anaokulu ve özel eğitim anaokullarında haftada 5 gün yüz yüze eğitime geçilecek. 1 Mart'tan itibaren ise tüm resmi ve özel ilkokullarda ve bu ilkokulların bünyesindeki ana sınıfları ile özel eğitim sınıflarında, haftada 2 gün yüz yüze eğitim yapılacak, tüm resmi ve özel ortaokullar ile imam hatip ortaokullarının 8. sınıflarında da yüz yüze eğitime başlanacak. 8. sınıflarda yüz yüze eğitim yapılacak günler ile eğitime başlama ve bitiş saatleri okul yönetimleri tarafından öğretmenlerle birlikte belirlenecek. Ortaokul 5, 6 ve 7. sınıflarda tüm dersler uzaktan eğitim yoluyla işlenmeye devam edilecek. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı ilkokul ve ortaokul kademesinde eğitim veren özel eğitim okulları ve özel eğitim anasınıfları ile diğer okullar bünyesindeki özel eğitim sınıflarında da 1 Mart itibarıyla haftada 5 gün yüz yüze eğitim yapılmaya başlanacak. Bilim ve Sanat Merkezleri de programları dahilinde yüz yüze eğitime geçecek. Öğrenciler müfredatın tamamından sorumlu olacak. Yüz yüze eğitim saatleri dışındaki diğer saatlerde uzaktan eğitim yoluyla dersler işlenmeye devam edilecek. Bu durumdaki öğrenciler, EBA TV, EBA canlı ders ve harici canlı ders canlı ders uygulamaları gibi yollarla uzaktan eğitim almayı sürdürecek. Yüz yüze eğitim için çocuğunu okula göndermek istemeyen veliler, okul müdürlüklerine yazılı başvuru yapabilecek. Yüz yüze eğitime gelmeyen öğrenciler devamsız sayılmayacak. İlkokul, ortaokul ve imam hatip ortaokullarındaki yüz yüze ve uzaktan eğitimlerde bir ders 30 dakika, teneffüsler ise 10'ar dakika olacak.
Kovid-19 Aşısı Yapılanların Sayısı 2,5 Milyonu Geçti
ANKARA (AA) - Yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında ülke genelinde CoronaVac aşısı yapılanların sayısı 2,5 milyonu aştı.Aşılama çalışmaları, 'Kovid-19 Aşısı Ulusal Uygulama Stratejisi' çerçevesinde 14 Ocak'ta ülke genelindeki sağlık çalışanlarıyla başladı. Ardından öncelik sıralamasına göre diğer vatandaşların aşılanmasına geçildi.Bu kapsamda, 19 Ocak'ta huzurevleri ve bakımevlerinde kalanlar ile onların bakımından sorumlu kişilerin yanı sıra 90 yaş ve üstündekilere CoronaVac aşısı uygulanmaya başladı. Sağlık ekipleri, 90 yaş ve üstündekilerin aşılarını evlerine giderek yaptı.Bilim Kurulu toplantısında yapılan değerlendirme sonrasında 21 Ocak'ta 85 yaş ve üstündeki vatandaşlar da evlerinde aşılanmaya başlandı.Ulusal Uygulama Stratejisi doğrultusunda, 25 Ocak itibarıyla da 80 yaş ve üstündekilerin aşılanmasına geçildi. Aşılama çalışmaları, 75 yaş ve üstündeki vatandaşlarla devam ediyor.Bakanlığın 'Kovid-19 Aşısı Bilgilendirme Platformu'nda yer alan bilgiye göre, saat 19.30 itibarıyla ülke genelinde CoronaVac aşısı yapılanların sayısı 2 milyon 500 bin 325'e ulaştı.
Reklam
Hamidiye Kültür Parkı Projesi Sivas'ın Çehresini Değiştirecek
SİVAS (AA) - Sivas'ta aralarında tescilli yapıların da bulunduğu Haralar bölgesinde uygulanan ve yaklaşık 100 milyon liraya mal olan Hamidiye Kültür Parkı Projesi tamamlanma aşamasına geldi. Vali Salih Ayhan, proje uygulama alanında düzenlediği basın toplantısında, 250 bin metrekare alan içerisinde 11 tescilli yapının yer aldığı Haralar bölgesinin, yakın zamana kadar yok olma tehdidi ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Gerek konum olarak gerekse tarihi geçmiş olarak bu kadar özel bir alanı şehre kazandırmak amacıyla öncelikli olarak tarihi yapıların restorasyonlarına başladıklarını anımsatan Ayhan, 'Bugün tescilli yapılara verdiğimiz fonksiyonlarla ve bölgeye inşa ettiğimiz diğer yapılarımızla Anadolu'nun yeni cazibe merkezlerinden birini hayata geçiriyoruz.' dedi. Bölgede 22 ayrı projenin bir araya geldiğini ve birbirini bütünleyen bir kompleks proje olduğunu dile getiren Ayhan, 'Tarımdan turizme, kültürden eğitime, doğadan teknolojiye hemen her alanda her yaştan vatandaşımızın ilgi ve ihtiyacına yönelik bir mantık ile kurguladığımız bir proje.' diye konuştu. 'Savaş Atları Müzesi tanıtıma katkı sağlayacak'Alanda bulunan tescilli yapılar arasında Savaş Atları Müzesi, Tarım Müzesi, Abdülhamid Han Anı Evi, hediyelik eşya satış alanı, kafe, restoran ve kitap kafe gibi yerler bulunacağını anlatan Ayhan, şunları kaydetti:'Hamidiye Kültür Parkı'nda, yaklaşık 1800 metrekare alana sahip en büyük tescilli yapıya, tarihsel misyonuna uygun olarak Türklerin at kültürünü içine alan Türkiye ve dünyada ilgi odağı olacak özgün bir Savaş Atları Müzesi kuruyoruz. Müze içerisinde, Sivas'ın Uzunyayla atı başta olmak üzere, dünyada ve Türkiye'deki at cinsleri, savaşlara katılan atlar, savaş kıyafetleri, zırhlar, at sporları sergilenerek anlatılacaktır. Osmanlı Padişahı Abdülhamid Han'ın atı 'Ferhan' ile Fatih Sultan Mehmet'in atı 'Küheylan', Mustafa Kemal Atatürk'ün atı 'Sakarya' ile canlandırmalarına yer verilecektir. Bunun yanında Metehan, Cengizhan, Alparslan gibi birçok Türk hükümdarının da at üzerinde canlandırmaları yer alacaktır. Türkiye'den ve dünyadan yoğun ziyaretçi alacağına inandığımız Savaş Atları Müzesi, Sivas'ın tanıtılmasına, turizmine ve ekonomisine önemli katkılar sağlayacaktır.' Vali Ayhan, proje alanında egzotik park, engelli aktif yaşam merkezi, organik pazar, kır kahvesi, macera parkı, MiniaSivas, Nuri Demirağ Havacılık ve Gök Bilim Merkezi ile Muzaffer Sarısözen Kültür ve Sanat Evi'nin de yer alacağını sözlerine ekledi. Ayhan ve beraberindekiler, daha sonra proje alanını gezdi. Projenin eylül ayında hizmete sunulması hedefleniyor.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Isparta'da Çevrim İçi Düzenlenen Otizm Kongresi'nde Konuştu:
ISPARTA(AA) - Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, otizm spektrum bozukluğu bulunan çocukların hassas emanetler olduğunu belirterek 'Okul öncesi eğitimde de zorunlu eğitime dahil edilmeleri çok hayati bir mesele. Bunu yapıyor olmaktan da tabii ki mutluluk duyuyoruz.' dedi.Bakan Selçuk, Isparta'da çevrim içi düzenlenen Otizm Kongresi'nde yaptığı konuşmada, bu tür toplantılara ihtiyaç olduğunu söyledi.Otizm spektrum bozukluğu bulunan çocukların hassas emanetler olduğunu vurgulayan Bakan Selçuk, bu emanetlere sahip çıkmanın, öğrencilerin eğitimi başta olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerine katkı sağlama ve yardımcı olmanın görevlerinden olduğunu ifade etti.Selçuk, otizm spektrum bozukluğu bulunan çocukların potansiyellerini en üst seviyede gerçekleştirmeleri için herkesin toplumsal bir ödev şeklinde onlara yardımcı olmayı sürdürmesinde yarar olduğunu belirterek, bu konferans vesilesiyle çocuklar hakkında daha derin bir istişare yaparak yeni bilgilerle, dünyadaki gelişmeleri takip etmenin mümkün olacağını dile getirdi.Konferansın bilim insanları ile uygulamadaki öğretmenler, veliler ve öğrenciler açısından kıymetli olduğunu düşündüğünü aktaran Ziya Selçuk, şöyle konuştu:'Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarımızın yararlandığı eğitim faaliyetleri elbette var. Bu öğrencilerimize sürdürülebilir, kaliteli eğitim faaliyetleri gerçekleştirebilmek son derece kritik. Okul öncesi eğitimde de zorunlu eğitime dahil edilmeleri çok hayati bir mesele. Bunu yapıyor olmaktan da tabii ki mutluluk duyuyoruz. Evlatlarımızın özel eğitim değerlendirme kurul raporu doğrultusunda eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden aldıkları 8 saat bireysel, 4 saat de grup eğitiminin hizmet bedelleri Bakanlığımızın sorumluluğu altında. Onların sahip oldukları haklardan mahrum olmamaları için de arkadaşlarımızla beraber yoğun çabanın içerisindeyiz.'Selçuk, özel eğitim alan çocuklar için yaptıkları çalışmalardan birkaçını şöyle sıraladı:'Tam zamanlı kaynaştırma, bütünleştirme yoluyla eğitimlerini sürdüren bu öğrencilerimiz ihtiyaç duyulduğunda kendi okullarında, kendi öğretmenleri tarafından destek eğitim odalarında ek eğitim öğrenim alabiliyorlar. Aynı zamanda Türkiye genelinde öğrencilerin faydalandığı 566 meslek edindirme atölyesi, 133 özel eğitim sınıfı, 601 destek eğitim odası, 220 uygulama evinin belli standartlara kavuşturuldu ve bu standartlar çerçevesinde hizmet vermeye devam ediyor. Bunların yanında zorunlu öğretim çağında olup sağlık problemi nedeniyle örgün eğitim kurumlarından doğrudan yararlanamayacak durumdaki öğrencilerimize de ev ve hastanede eğitim hizmeti veriyoruz.' 'Özelim Eğitimdeyim' adlı mobil uygulama hayata geçtiSalgının herkesin hayatında belli kısıtlamalara yol açtığına dikkati çeken Bakan Selçuk, 'Bu kısıtlamalar otizm spektrumlu çocuklarımız için de büyük güçlük ortaya çıkartıyor. Bunun farkındayız. Bizler eğitim faaliyetlerimizi uzaktan eğitim çalışmalarıyla gerçekleştirdiğimiz bu dönemde, bu çocuklarımızın ihtiyaçları için de içerikler hazırladık. Mobil uygulamalar oluşturduk. Özel eğitim okulları ve kaynaştırma eğitimine devam eden tüm öğrenci velileri için 'Özelim Eğitimdeyim' adlı mobil uygulamayı hayata geçirdik. Uzaktan eğitim programı dahilinde etkinlikler, aile bilgilendirme görüşmeleri oluşturuldu. Özel çocuklara özel materyaller kapsamında birtakım araç ve gereçler hazırlandı. Bu, evlatlarımız için tasarlanan tatilde eğlenceli etkinlikler kitabı da ailelere dağıtıldı. Bütün özel gereksinimli çocuklar gibi otizm tanılı öğrencilerimizin de bütün haklarından yararlanmaları için çabalarımız devam edecek.' ifadelerini kullandı.Bu tür bilimsel toplantıların dünyadaki gelişmeleri görüp yenilenmek ve tazelenmek için kıymetli bulduğunu belirten Bakan Selçuk, öğretmenlerin bu toplantılara katılıp bilimsel çalışmalar yapmalarının değer taşıdığını, kongrede ortaya çıkacak verilerin sağlıklı biçimde değerlendirilip Milli Eğitim Bakanlığı camiasına yaygınlaştırılması için ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti. Kongreye, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Mehmet Nezir Gül, Isparta Valisi Ömer Seymenoğlu, Süleyman Demirel Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Ali Bulutçu, İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yılmaz, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alim Koşar katıldı.
Reklam
Koronavirüs Mutasyonu Türkiye'de Görüldü! Mutasyonlu Virüs Nedir, Mutasyonlu Virüs Kaç Kişide ve Kaç İlde Var?
Geçtiğimiz yıldan beri hem dünyayı hem ülkemizi saran koronavirüs için alınan tedbirlerle beraber geçtiğimiz aylarda aşılama aşamasına da geçilmişti. Fakat son aylarda Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde bulaş hızı daha fazla olan mutasyonlu koronavirüs görüldü. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın yaptığı açıklamada ise mutasyonlu virüsün ülkemizde de bazı illerde görüldüğü belirtildi. Peki mutasyonlu virüs nedir? Mutasyonlu virüs ülkemizde hangi illerde ve kaç kişide görüldü? Detayları haberimizde sizler için derledik...
"Yök Anadolu Projesi" Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Tanıtıldı
ANKARA (AA) - Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, YÖK Anadolu Projesi ile kıdemli üniversitelerin uzun yıllar içinde inşa ettikleri akademik ve inovatif birikimlerinin, gelişmekte olan genç üniversitelere açılacağını bildirdi. YÖK Anadolu Projesi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törende tanıtıldı. Törenin açılışında konuşan YÖK Başkanı Saraç, YÖK'ün çalışmaları hakkında bilgi verdi ve YÖK Anadolu Projesi'nin detaylarını paylaştı.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın projeyi himaye etmesinden onur duyduklarını aktaran Saraç, dünyanın ve ülkenin küresel salgının etkisi altında bulunduğu bu zor günlerde, istikbale yönelik umut dolu bir projeyle salonda olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Devletin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde memleketin sahip olduğu bütün zenginlik ve imkanların kuvveden fiile çıkması için var gücüyle çalıştığını anlatan Saraç, 'yeni YÖK' olarak Erdoğan'ın gösterdiği 'Büyük Türkiye' idealine, sonuçlarını her yıl bu çatı altında duyurdukları projelerle katkı sağlamaya gayret ettiklerini söyledi. Yükseköğretim tarihinde pek çoğu ilk olan projeler yürüttüklerini belirten Saraç, şöyle devam etti:'Yükseköğretime ilişkin bir felsefemiz var, belli bir bakış açımız var, takip ettiğimiz bir üslup ve tarzımız var ve bir de farkımız var. Yükseköğretime dair parlak söylemlerimiz, epistemolojik, ontolojik gerçeklerden dem vuran entelektüel ve sofistike yaklaşımımız ve gerçekleşmeleri bir başka bahara kalacak karmaşık söylemlerimiz yok. Bunun yerine YÖK Anadolu Projesi gibi gerçekçi, sürekli hayata geçirdiğimiz ve kısa süre içinde sonuçlarını kamuoyu ile paylaştığımız projelerimiz var. Aslında biz, yükseköğretimi belli bir plan dahilinde daimi tekamül esasında tedrici bir usulde yeniden yapılandırıyoruz.' Üniversitelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın döneminde çeşitlenmeye başladığını dile getiren Saraç, tek tip, birbirinin hemen hemen kopyası niteliğindeki üniversitelerden oluşan Türk yükseköğretim sisteminin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın destekleriyle bugün araştırma üniversiteleri, bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler, mesleki uygulama ağırlıklı üniversiteler, tematik üniversiteler gibi niteliği itibarıyla farklı misyonlar üstlenen üniversitelere sahip olduğunu söyledi.Genç ve kıdemli üniversiteler eşleştiriliyorYekta Saraç, YÖK Anadolu Projesi ile küresel yükseköğretimde son yıllarda gündemde olan üniversiteler arası iş birliğini gündeme aldıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:'YÖK Anadolu Projesi, dünya örnekleri ve Avrupa yapılanması incelenerek, üniversitelerin eşleşmeleri temelinde yürütülen, bilimsel ve sosyal etki değeri çok yüksek, ortak akıl ile geliştirilmiş projelerimizin artık başında gelecek ve Cumhurbaşkanımızın himayelerinde ve bugünkü tanıtım toplantımızı takiben hemen bahar yarıyılında başlayacak. İnşallah Avrupa ülkelerinden çok daha hızlı ve daha kapsamlı şekilde bu projeyi, bu yıl uygulamaya sokacağız. Küresel salgında nasıl ki ulusal ölçekte uluslararası fuar düzenleyen ilk ülke olma gibi girişimlere imza atmış ve Avrupa ülkeleri arasında küresel salgında yabancı öğrenci sayısını artıran tek ülke olmuşsak bu projeyle de inşallah yeni bir başarıya daha imza atmayı hedefliyoruz.'Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Anadolu'nun her ilinde yaktığı bilim meşalesi olan üniversitelerin fiziki altyapısının, bu vizyona uygun istikamette geliştiğine dikkati çeken Saraç, Anadolu'da kurulan üniversitelere Bölgesel Kalkınma Odaklı İhtisaslaşma ile her yıl bir yarış ve rekabet sonunda belli bir misyon verildiğini, bu üniversitelerin misyonları istikametinde desteklendiğini ayrıca dijital dönüşüm gibi başkaca yeni projelerle güçlendirildiğini anlattı. Bugün yeni bir aşamaya geçtiklerini belirten Saraç, 'YÖK Anadolu Projesi'yle kıdemli üniversitelerimizin uzun yıllar içinde inşa etmiş oldukları akademik ve inovatif birikimlerini gelişmekte olan genç üniversitelerimize açıyoruz.' dedi. Yakın gelecekte bu genç üniversitelerin de çok güçlü akademik kadrolara sahip olacağını fakat ülkenin artık vakit kaybına tahammülü bulunmadığını belirten Saraç, 'Onlarca yılın hizmetini kısa bir sürede sunmayı başaran devletimizin, bu genç üniversitelerimize altyapı bağlamında verdiği desteğe biz de 12 üniversitemizle iş birliği içinde YÖK Anadolu Projesi ile destek vermeyi görev bildik. Çalışmalarıyla farklı alanlarda dünya bilimine ve ülkemize katkı sunan akademisyenlerimizin derslerine yansıttıkları birikimleri artık yalnızca mensubu oldukları üniversitelerin öğrencileri için değil, Anadolu topraklarımızda, farklı yörelerde yükselen bilim merkezlerimizin öğrencileri için de ulaşılır olacak.' diye konuştu. 'Proje, gönüllülük esasına dayalı olacak'Rektörlere ve dersleri sunacak öğretim üyelerine teşekkür eden Saraç, 'Zira bu proje gönüllülük esasına dayalıdır. Planlama aşamasında aldığımız geri bildirimler, projenin yarattığı heyecanı ortaya koyuyor. Özellikle pandemiden önce başlattığımız Yükseköğretimde Dijital Dönüşüm Projesi, şimdi bu Anadolu projesini uzun soluklu kılmak için de önemli bir avantaj sağlıyor. Gerek dijital imkanlarla gerekse bölgeye giderek veya bölgede misafir edilerek Türk akademisinin birikimini azami ölçüde öğrenciye aktarılabilecek kıdemli hocalarımız genç öğretim üyelerimize rehberlik yapacak ve üniversitelerimiz farklı sesler ile farklı derslerle canlılık kazanacak.' değerlendirmesinde bulundu. Değerlerinin bilginin bir güç değil erdem olduğunu gösterdiğini belirten Saraç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ülke için koyduğu yüksek hedeflere ulaşmak adına, ülkenin küresel bir güç olma yolundaki yürüyüşüne katkı sunmak, memleket için bilimsel faaliyetler yapmak, bilim emperyalizmine yenilmemek, eğitimde sosyal adalet ve fırsat eşitliği sağlamak için gayret göstermeye ve çalışmaya devam edeceklerini bildirdi.Gerçekleştirdikleri her projenin arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güveni ve desteği bulunduğunu ifade eden Saraç, bilime, bilim dünyasına, bilim sevdalısı gençlere kıymet veren Erdoğan'a, bu projeye verdiği destek ve himaye için müteşekkir olduklarını söyledi.YÖK Anadolu Projesi'yle yükseköğretim hayatındaki değişikliklerYükseköğretimde ilk kez uygulanacak olan YÖK Anadolu Projesi, yeni kurulan veya gelişmekte olan genç üniversitelerin, belirlenen bazı alanlarda gelişiminin diğer üniversitelerce desteklenmesi amacıyla akademik insan gücü ve araştırma alt yapısı bakımından daha gelişmiş kıdemli üniversitelerle eşleştirilmesini öngörüyor. Proje kapsamındaki ön çalışmalar neticesinde, genç ve kıdemli üniversiteler arasında eşleştirme protokolleri imzalanarak, eşleştirmelerin alanları, niteliği, öğrenci, akademik ve idari personel hareketliliği, eğitim ve öğretim, Ar-Ge ve proje alanlarında yapılacak iş birliklerinde üniversitelerin hak ve yükümlülükler belirlendi. YÖK Anadolu Projesi'nde 12 kıdemli üniversitenin kıdemli öğretim üyeleri 2006'dan sonra kurulan 15 genç üniversitenin çeşitli bölümlerdeki öğrencilerine ders verecek ve araştırma alanlarında danışmanlık yaparak yol gösterecek. Üniversiteler araştırma alt yapılarını ve kütüphane olanaklarını birbirlerine açacak. Proje, lisansta olduğu kadar, yüksek lisans ve doktora seviyesindeki genç akademisyenlere de önemli katkılar verecek. Üniversitelerin 'açık bilim-açık erişim' ve uzaktan eğitim olanakları da salgın döneminde projenin yürütülmesine geniş kolaylık sağlayacak. YÖK Anadolu Projesi'nden yararlanacak genç üniversitelerdeki öğrenci sayısı 170 bin 480 olacak. 'Genç' ve 'Kıdemli' üniversiteler belirlendiProje kapsamında YÖK ilk olarak 'Genç Üniversiteler' diye adlandırılan 2006 sonrası kurulan 15 devlet üniversitesi ile 'Kıdemli Üniversiteler' şeklinde isimlendirilen 2006'dan önce kurulmuş, belirlenen alanlarda insan gücü ve araştırma alt yapısı bakımından daha gelişmiş 12 devlet üniversitesini belirledi. Genç Üniversiteler Ağrı İbrahim Çeçen, Ardahan, Artvin Çoruh, Bartın, Bayburt, Bingöl, Bitlis Eren, Erzincan Binali Yıldırım, Hakkari, Iğdır, Kilis 7 Aralık, Munzur, Muş Alparslan, Siirt ve Şırnak üniversiteleri, Kıdemli Üniversiteler ise Ankara, Bursa Uludağ, Çukurova, Ege, Erciyes, Gazi, Gebze Teknik, Hacettepe, İstanbul Teknik, İstanbul, Orta Doğu Teknik ve Selçuk üniversiteleri olarak belirlendi.
Reklam
Milli Eğitim Bakanlığı Bu Eğitim Öğretim Yılında 250 Tescil Almayı Hedefliyor
BURSA (AA) - Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mahmut Özer, Bakanlığa bağlı okullardaki fikri mülkiyet çalışmaları kapsamında, bu eğitim öğretim yılında 250 patent, faydalı model, marka ve tasarım tescili almayı hedeflediklerini belirtti.Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre Özer, kentteki bazı liseleri ziyaret ederek incelemelerde bulundu.Açıklamada ifadelerine yer verilen Özer, fikri mülkiyet konusunun eğitim ile ekonominin birbirini desteklediği önemli ara yüzlerden biri olduğunu vurguladı.Mahmut Özer, Milli Eğitim Bakanlığınca bu alanda 2019-2020 eğitim öğretim yılı için konulan 100 tescil hedefinin aşıldığını anımsatarak, şu değerlendirmelerde bulundu:'Geçtiğimiz eğitim öğretim yılında 12 patent, 8 faydalı model, 109 tasarım ve 59 marka olmak üzere toplam 188 tescil alındı. 2020-2021 yılı için hedefimiz 250 tescil. BİLSEM'lerdeki öğrencilerimiz hem ulusal hem de uluslararası etkinliklerde ülkemizi temsil ediyor. BİLSEM'ler 2020'de patent, faydalı model, tasarım ve marka üretimine odaklandılar ve önemli mesafe aldılar. Özel yetenekli öğrencilerin yeteneklerini geliştirmeleri için Bakanlığımız tarafından tüm BİLSEM'ler kütüphaneler ve tasarım ve beceri atölyeleriyle güçlendiriliyor. Bursa'da da Bilim Sanat Merkezlerimizdeki çalışmalar memnuniyet verici. Tüm okulları birbirine yaklaştırmak amacıyla hayata geçirdiğimiz Mesleki Eğitimde 1000 Okul Projesi kapsamında okullarımızın yürütecekleri iş birlikleri, öğrencilerimizin ve aynı zamanda kurumlarımızın da ufuklarını açacak, vizyonlarını geliştirecektir.'19 ilde 36 Ar-Ge merkeziBakan Yardımcısı Özer, 19 ilde kurulan 36 Ar-Ge merkezinden 3'ünün Bursa'da olduğunu aktardı.Tüm Ar-Ge merkezlerine, fikri mülkiyet konusunda hazırlayacakları projeler için 10 milyon liralık başlangıç desteği sağlandığına değinen Özer, şunları kaydetti:'Fikri mülkiyet konusunda tescil sürecine fen liseleri de katılacak. Türkiye genelinde 325 fen lisemiz var. Her okulumuz en az bir tescil alacak. Bizim inovasyonla ileri teknoloji, nanoteknoloji ve savunma sanayi ile ilgili katma değeri yüksek teknolojik ürünleri elde edecek hale gelmemiz lazım. Bunun sadece yükseköğretim planlamasıyla olması yeterli değil. Temel eğitimde, ortaöğretimde bu kültürü yerleştirmemiz gerekiyor. Çocuklarımızın farklı türdeki el becerilerini geliştirerek bunun filizlerini yükseköğretimde görmemiz lazım. Ülkemizin ihtiyacı olan bu. Bununla ilgili gerekli inovasyonları yapıyoruz.'Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Celal Sönmez Spor Lisesi ziyaretinde ise okulun öğrencisi olan Bursasporlu genç futbolcularla bir araya gelen Mahmut Özer'e yeşil-beyazlı takımın forması takdim edildi. Özer, gençlere teşekkürlerini iletti.Özer, ayrıca Bursa'da İl Milli Eğitim Müdürü Sabahattin Dülger ile BTSO Hayri Terzioğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, BTSO Kamil Tolon Bilim ve Sanat Merkezi, BTSO Baha Cemal Zağra Özel Eğitim Uygulama Okulu, Bursa Erkek Lisesi ve Tofaş Fen Lisesini ziyaret ederek, sektör temsilcileriyle buluştu.
Terörden Temizlenen "Türkiye'nin Çatısı" Ağrı Dağı 6 Yıl Sonra Yeniden Tırmanışa Açıldı
AĞRI (AA) - Türkiye ve dünyada dağcılık ile turizm açısından ayrı bir önemi bulunan ve 5 bin 137 metrelik rakımıyla yurdun en yüksek noktası olan Ağrı Dağı, düzenlenen törenle 6 yılın ardından yeniden resmen tırmanışa açıldı.Ağrı Valiliği koordinesinde Doğubayazıt ilçesinde Ağrı Dağı'nın eteklerinde düzenlenen 'Ağrı Dağı'nın Tırmanışa Açılış Programı' saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.Programda konuşan Vali Osman Varol, 'Türkiye'nin çatısı' olarak nitelendirilen Ağrı Dağı yeniden tırmanışa açıldığı için çok mutlu olduklarını söyledi.Ağrı Dağı'nın dünyanın en çok bilinen yerleri arasında yer aldığını belirten Varol, şöyle konuştu:'Biz bu değere sahip bir ülke olarak bu değerden istifade etmek durumundayız. Bu değeri, dünyanın her tarafında bilen her sektörden insanların kullanımına açmak durumundayız. Bu, işin ekonomik ve sosyal boyutuna gelmeden evvel insani olarak vazifemizdir diye düşünüyorum. Böyle bir sportif değere sahibiz. Burayı, dağcılarımıza bugünden itibaren resmi olarak tırmanışa açıyoruz. 2015 yılından bu yana Ağrı Dağı resmi olarak tırmanışa kapalıydı. Bilim adamlarımız incelemeler yapmak istiyor. Bahar döneminde dağcılar kadar ilgileri olmasa da doğa severlerimiz burada trekking ve doğa yürüyüşleri yapacak.'Varol, Ağrı Dağı'nın manevi anlamda belirli bir dini inanış açısından da çok önemli yere sahip olduğunu vurgulayarak bazı insanların buraya gelip manevi etkinlikler gerçekleştirmek istediklerini anlattı. Türkiye'nin 'cennet bir vatan', Ağrı Dağı'nın da 'bu cennet köşelerden biri' olduğunu ifade eden Varol, 'Biz istiyoruz ki Ağrı Dağı'mız 4 mevsim tırmanışa açık olsun, doğaseverler belirli dönemlerde gelip bu dağda çeşitli etkinlikler yapıp kamp kursun. Dağcılıkla ilgilenen bütün sporcularımız yılın bütün mevsimlerinde her türlü etkinlik ve antrenmanlarını burada gerçekleştirsin. Dağcılarımızın ihtiyaç duyduğu bütün teknik tesislerin tamamını inşa edelim. Biz istiyoruz ki bu dağın uygun bir yerinde kayak merkezi olsun. Dünyanın tamamındaki insanlarının buraya akmasını istiyoruz.' diye konuştu.'Dağın tırmanışa açılması bundan sonra yapacaklarımız için bir milat'Varol, geçmişte terörle anılan Ağrı Dağı'nın neden tırmanışa kapalı olduğunu herkesin bildiğini işaret ederek, 'Pes etmeyeceğiz. Kıymetli siyasetçilerimizin söyledikleri gibi en temelde bu bölge halkının kendi isteğiyle sonrasında da bu kadim devlet geleneğinin yarattığı kurum ve kuruluşların desteğiyle bu projelerin hepsini inşallah gerçekleştireceğiz. Bugün çok neşeli ve mutluyuz. Bundan sona yapacaklarımız için belki bir milat.' dedi.AK Parti Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ise Ağrı Dağı'nın 2004 yılında milli park ilan edildiğini ve AK Parti hükümetleri döneminde bölgeye ciddi kaynak ayrıldığını ifade etti.Dağın turizme açılmasında emeği geçenlere teşekkür eden Çelebi, şu değerlendirmelerde bulundu:'Anadolu'nun yiğidi Süleyman Soylu gibi bir İçişleri Bakanı göreve geldiği günden bugüne kadar Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve bu hükümet sayesinde terör neredeyse minimize ediliyorsa bizim bunu unutmamamız lazım. Eğer bir Kültür ve Turizm Bakanı 24 saatini Doğubayazıt ve Ağrı'ya ayırıyorsa bizim bunu unutmamamız lazım. Eğer birileri mahalleleri ayırmak için hendek kazıyorsa Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu birilerinin önüne geçebilmesi için elinden gelen her şeyi yapıyor.''Hep bir ağızdan teröre 'Yeter artık' diyelim'Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan da herkesin birlik ve beraberlik içerisinde teröre dur demesi gerektiğini belirterek, 'Bugün hepimiz hep bir ağızdan teröre 'Edi bese, yeter artık. diyelim. Bizi yok etmeye ve kardeşliği bozmaya çalışanlara, bu dağları bize zehir etmeye çalışanlara biz de Doğubayazıt'ın o gür sesiyle 'Edi bese' diyelim. Bu bize Kürtlüğümüzü kaybettirmez. ' ifadesini kullandı.Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Ersan Başar da yurdun dört bir yanındaki dağcıların Ağrı Dağı'nın tırmanışa açılmasını sevinçle karşıladıklarını dile getirdi.Konuşmaların ardından Vali Varol ve beraberindekiler, tırmanış öncesi alanda hazırlık yapan dağcıların kamp çadırlarını ziyaret etti.
Reklam
AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Nikolaus Meyer-Landrut, Kayseri'de Ziyaretlerde Bulundu:
KAYSERİ (AA) - Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut, 'Önümüzdeki aylar ilişkilerimiz açısından önemli olacak. İlişkilerimizin güçlendirilmesi ve ilerletilmesi açısından önemli fırsatlar gündeme getirilecek. Umuyorum ki her iki taraf da bu fırsatları değerlendirebilir ve geçmişteki kaçmış fırsatlara odaklanmak yerine bu fırsatları değerlendirmeyi düşünürler.' dedi.Kayseri'de Valiliği ziyaret eden Meyer-Landrut, şeref defterini imzaladı ve Vali Şehmus Günaydın ile basına kapalı görüşme yaptı.Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan Günaydın, 'Sayın Landrut'un 'Türkiye'nin son 10-15 yılda gösterdiği gelişmenin heyecan verici olduğunu' söylemesi bizleri mutlu etti. AB ile olan ekonomik ilişkilerimizin daha üst seviyeye çıkması için bu görüşmelerin faydalı olacağını düşünüyorum.' dedi. Meyer-Landrut ise Kayseri'nin ekonomik açıdan önemli bir ticaret merkezi olduğunu ve kentte bulunmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi. 'Türkiye ve AB ilişkileri daha fazla nasıl ilerletilebilir?' konusu hakkında öngörüye sahip olmak için kente geldiğini belirten Meyer-Landrut, ayrıca tüm dünyanın mücadele ettiği Kovid-19 salgınıyla ortak bir savaşın nasıl ortaya konulabileceğini de görüştüklerini aktardı. Meyer-Landrut, daha sonra Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç'ı da ziyaret ederek kentle ilgili bilgi aldı. Büyükkılıç, Kayseri'nin çoğunluğu Suriyeli olmak üzere 100 bin yabancıyı misafir ettiğini söyledi. Kayseri'nin ticaret ve üretim şehri olduğunu ifade eden Büyükkılıç, 'Türkiye AB içerisinde olmasa da bizler kendimizi AB içinde gibi hissediyoruz. Reformlarımızı, uygulamalarımızı AB standartlarına uygun yapmaya çalışıyoruz.' diye konuştu. AB'nin Türkiye'ye karşı ön yargılı bir tavır içinde olduğunu belirten Büyükkılıç, bu ön yargıdan uzaklaşarak Türkiye'ye bakışını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini anlattı. Büyükkılıç, Türkiye'nin Avrupa ile iş birliği içinde olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu: 'Mevzuatlarımızı gerçekten ciddiye alıyoruz. Sonuç itibarıyla bir çifte standart uygulandığını görünce üzülüyoruz. Türkiye ile Avrupa'nın adeta etle tırnak gibi içi içe olduğu, birbirinden vazgeçmesinin mümkün olmadığı kanaati bizde oluşmuş durumda. Kayseri'nin de yurt dışında ciddi bir potansiyeli var. Onlarla konuştuğumuzda halklar arasında bir sorun olmadığını, yöneticiler arasında değişik görüş farklıkları olduğunu görüyoruz. Türk insanının yüzünün Avrupa'ya baktığını unutmamanızı bekliyoruz. Bize olan bakış açınızın ön yargıdan uzak ve bizleri anlayacak şekilde olmasının hem Türkiye'ye hem Türk insanına çok büyük katkı sağlayacağını, köprü konumunda olan ülkemizin her konuda katkı sağlayan bir anlayışta olduğunu belirtmek istiyorum.'AB ile Türkiye ilişkileri, insanlar arasındaki ön yargısız temas üzerine temellenmeli'Meyer-Landrut ise AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin de insanlar arasındaki ön yargısız temas üzerine temellenmesi gerektiğini, görevi çerçevesinde temasların yoğunlaşması konusunda çalışacağını aktardı. İlişkilerin temeline bakıldığında bilim açısından, ekonomik ve kültürlerarası diyalog açısından insanların birbirini anlama seviyesinin, üst perdeden yürüyen siyasi tartışmaların gösterdiğinden çok daha iyi durumda olduğuna dikkati çeken Meyer-Landrut, şunları kaydetti:'Bizim temelimiz de bu olmalı. Aslında bu yılın başında olumlu bir ortam oluştu. İki taraf da ilişkilerin daha iyiye götürülmesi konusunda isteklilik gösterdi. Umuyorum ki bu gündem somutlaşır. Ayrıca reform paketinin içeriğini de görmeyi merak ediyorum. Tabii ki bu reform paketi temel olarak Türkiye vatandaşları için olacak ama ilişkilerimiz için de reform paketinin içeriği önem taşıyor. Önümüzdeki aylar ilişkilerimiz açısından önemli olacak. İlişkilerimizin güçlendirilmesi ve ilerletilmesi açısından önemli fırsatlar gündeme getirilecek. Umuyorum ki her iki taraf da bu fırsatları değerlendirebilir ve geçmişteki kaçmış fırsatlara odaklanmak yerine bu fırsatları değerlendirmeyi düşünürler. Türkiye, devletiyle, belediyeleriyle ve halkıyla bu kadar çok sayıda mülteci topluluğuna ev sahipliği yapmasıyla aslında istisnai bir konumda. Ekonomik gelişmeler, özellikle Gümrük Birliği kararı, ihracata ve ticarete olan ilgisiyle de Kayseri’ye yaradı diyebiliriz.'Ziyarette Büyükkılıç, Meyer-Landrut'a el dokuması Kayseri kilimi ile KAYMEK’teki kursiyerler tarafından yapılan el emeği ebru işi fular ve kravat hediye etti. Büyükkılıç, KAYMEK öğrencilerinin el emeği ürünlerinin yer aldığı 'Medeniyetin dehası Mimar Sinan' sergisini de gezen Meyer-Landrut'a, Mimar Sinan ve eserleri hakkında bilgi verdi.
Bilim İnsanı, Türk Mutfağının Karbon Ayak İzini Hesapladı
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - Türk mutfağının çevreci yönü, İzmir Ekonomi Üniversitesinde (İEÜ) yürütülen karbon ayak izi çalışmasıyla ortaya konuldu.İEÜ Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Fehmi Görkem Üçtuğ ile üniversitenin son sınıf öğrencileri Cansu Öngelen, Beliz Hünkar ve Dorukan Günaydın, Türk mutfağı kaynaklı besin tüketiminin karbon ayak izini hesaplamak için yaklaşık 1 yıl önce çalışma başlattı. Bu çerçevede ilk önce Türk mutfağında en çok tüketilen gıdalar tespit edildi. Daha sonra ise bu gıdalardan oluşan birer haftalık normal, vejetaryen ve vegan menüleri hazırlandı.Daha sonra yemeklerin pişmesi için enerji ihtiyacı ve tüketiciye ulaşıncaya dek gerekli ambalaj malzemesinden soğuk zincire kadar menülerdeki gıdaların küresel iklim değişliğine etkisi belirlendi.Ardından oluşturulan yaşam döngüsü modeli, bilgisayar programı kullanılarak sonuca aktarıldı.Türk mutfağına ilişkin elde edilen karbon salım oranları, çeşitli dünya mutfakları için yapılan çalışmalarla karşılaştırıldı. Elde edilen verilere göre, Türk mutfağının, dünyaya yayılmış İtalyan mutfağına göre, en az yüzde 25 daha düşük çevresel etkiye sahip olduğunu belirlendi. Ayrıca Çekya, Kanada, Danimarka ve İspanya mutfaklarına kıyasladığında da ise onlara yakın çevresel etkiye sahip olduğu ortaya çıktı. Doç. Dr. Fehmi Görkem Üçtuğ, AA muhabirine, Türk mutfağının besin çeşitliliği açısından dünyanın en zengin mutfaklarından olduğunu belirtti. İklim değişikliğine neden unsurların başında karbondioksit salınımlarının geldiğini vurgulayan Üçtuğ, 'Dünyadaki karbondioksit salınımlarının üçte biri besin kaynaklı. Bu gıdaların üretimi, nakliyesi, tüketimi ve bertarafı esnasında oluşan karbondioksit salınımını temsil ediyor. Biz, Türkiye'de bugüne kadar yapılmamış bir çalışmaya imza attık. Türk mutfağının karbon ayak izini hesapladık. Global iklim değişikliğine Türk mutfağının etkisini tespit ettik.' diye konuştu. 'Türk mutfağında normal beslenmenin kişi başına karbon ayak izi 35 kilogram'Türk mutfağı denilince akıllara ilk olarak hamur işi ve kebap geldiğini, sebze yemeklerin de ayrı bir öneme sahip olduğunu anlatan Üçtuğ, şunları kaydetti: 'Türk mutfağının çeşitli beslenme rejimlerine göre çevresel etkisinin, yurt dışındaki mutfaklara göre nasıl olduğuna ilişkin inceleme yapmaya karar verdik. Biz, Türk mutfağının karbon ayak izini hesaplayarak bunu dünya mutfaklarıyla kıyasladık. Sağlıklı bir bireyin günde alması gereken kalori miktarını baz aldık. Türk mutfağında normal beslenmenin kişi başına karbon ayak izi 35 kilogram karbondioksit eşdeğeri iken vejetaryen beslenmenin karbon ayak izi 28, vegan beslenmenin değeri ise 19 olarak ölçüldü. 'Üçtuğ, normal beslenmedeki kişi başı karbon ayak izinin İtalya'da 46 iken Danimarka ve Çek Cumhuriyeti'nde 34, Fransa'da 35 olarak belirlendiğini aktardı. 'Bu inceleme sonucunda mutfağımızın, tüm ülkelere yayılmış olan İtalyan mutfağına göre, en az yüzde 25 daha düşük çevresel etkiye sahip olduğunu belirledik. Çekya, Kanada, Danimarka ve İspanya mutfaklarına kıyasladığımız zaman, yakın çevresel etkiye sahip olduğu ortaya çıktı.' ifadelerini kullanan Doç. Dr. Üçtuğ, Türk mutfağına ilişkin çalışma sonuçlarının, 'Sustainable Production and Consumption' isimli bilimsel dergide yayımlanacağını sözlerine ekledi.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - "Sürecin Zorluğunu Yaşayarak Gördüm"
VAN (AA) - EMRE ILIKAN - Yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yenen Van Yüzüncü Yıl (YYÜ) Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serap Keskin Tunç ile Dr. Öğretim Üyesi Nazlı Zeynep Alpaslan Yaylı, hastalık sürecinde geçirdikleri zor günleri anlattı.Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tunç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günden bu yana fakülte olarak vatandaşların mağdur olmaması için acil hastalara hizmeti sürdürdüklerini söyledi.Diş hekimlerinin de salgın sürecinde fedakarca görev yaptığını belirten Tunç, 'Birçok meslektaşımız Kovid-19'a karşı mücadeleye devam ediyor. Hastalığa yakalandığım dönemde filyasyon ekibinde çalışan meslektaşlarım ilaçlarımı evime kadar getirerek tedavi sürecimi yakından takip etti.' dedi. Kas ağrısı, baş dönmesi ve öksürük şikayetleri üzerine gittiği hastanede testinin pozitif çıktığını anlatan Tunç, evde yaklaşık 20 gün süren tedavinin ardından sağlığına kavuştuğunu dile getirdi.Çok iyi korunmasına rağmen hastalığa yakalandığını, başkalarına bulaştırmamak için kendini izole ettiğini belirten Tunç, şöyle konuştu:'Karantina sürecim oldu. Bu süreçte evden çıkmadım, kimseyle bir temasım olmadı. İlaçlarımı düzenli kullanarak sağlığıma kavuştum. Nefes alamamak, halsizlik, tüm vücudunuzun kırgınlık içinde olması çok kötü bir durum. Bu sürecin ne kadar zor olduğunu yaşayarak gördüm. Kovid-19 hafife alınacak bir virüs değil. Bu salgını atlatmış bir hekim olarak Kovid-19'un kolay bir hastalık olmadığını söylemek istiyorum. Salgının bulaş oranı çok yüksek. Bu virüsün ne kadar bulaşıcı ve zor bir hastalık olduğunun farkında olmayanlar var. Nefesinizin kıymetini bilin. Hastalıktan korunmak için maske, sosyal mesafe ve hijyene dikkat etmeliyiz.''Kimse bu hastalığı basite almasın'Periodontoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Yaylı ise salgın sürecinde yaşanan tüm zorluklara rağmen insanların sağlığı için görev yaptıklarını söyledi.Diş hekimlerinin hastalarla yakın temasta bulunduğunu dile getiren Yaylı, 'Salgın sürecinde bulaş riskine karşı acil servis dışındaki hizmetimize ara vermek zorunda kaldık. Vatandaşlarımızı bu süreçte mağdur etmemeye çalıştık. Çok sayıda diş hekimi arkadaşımız salgınla mücadeleye devam ediyor. Doktorlar ve hemşireler büyük özveriyle çalışıyor ama yine de ihtiyaç oluyor. Sahada sürüntü örneği alan, filyasyon ekibinde olan, hasta takibi yapan birçok diş hekimi arkadaşımız var.' dedi.Yaylı, şiddetli eklem ağrısı şikayetiyle yaptırdığı Kovid-19 testinin pozitif çıktığını anlatarak, şunları kaydetti:'Alerjik astım rahatsızlığım olduğu için bu süreci biraz sıkıntılı geçirdim. Yüksek bir ateşim olmadı ama ciddi şekilde nefes darlığı ve böbrek ağrısı yaşadım. Yerimden kalkamayacak kadar eklem ağrılarım oldu. Tedavi sürecini evde tamamladım. Doktorların verdiği ilaçları düzenli kullanarak sağlığıma kavuştum. Hastalarımı tedavi etme şansını tekrar yakaladım. Hastaların en ufak bir belirtide test yaptırmalarını istiyoruz. Kimse Kovid-19'u basite almasın. 'Mevsimsel bir hastalıktır.', 'Bana bulaşmaz.' düşüncesine kimse kapılmasın. Kovid-19, çok kolay bulaşabilen bir virüs. Vatandaşların maske, mesafe ve hijyen kuralına uymaları gerekiyor.'
Reklam