İran'da Ekonomik Sorunların Kaynağı Yaptırımlar Mı Yönetimsel Mi?
İSTANBUL (AA) - ABDOLSALAM SALİMİ POOR - İran'da bazı siyasetçiler, ülkedeki ekonomik ve sosyal sorunları, uluslararası ekonomik yaptırımlarla ilişkilendirse de bazıları, söz konusu sorunların iç yönetimden kaynaklandığını savunuyor.Ülke lideri Ali Hamaney, ABD'nin 18 İran bankası hakkında yaptırım kararı aldığı 11 Ekim'den bir gün sonra askeri öğrencilerin mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, 'Bunu daha önce söylemiştim yine tekrar ediyorum; ülke yöneticileri bilsin ki bizim birçok sorunumuzun nedeni dış kaynaklıdır ama ilacı içeridedir.' ifadelerini kullanmıştı.Bu konuşmadan iki hafta önce ise Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 'Eğer halk yokluk ve sorunlarla ilgili birini suçlamak istiyorsa adresi Beyaz Saray'dır. Hiç kimse siyasi çıkar amacıyla halka yanlış adres göstermesin.' şeklinde konuyu ele almıştı.Hamaney, daha önceki konuşmalarında da 'Ekonomik sorunların sadece yaptırımlardan kaynaklandığını düşünmek büyük bir hatadır. Ben yaptırımların etkisi yok demiyorum. Ancak son dönemdeki ekonomik sorunların başlıca nedeni yönetimsel performansla ilgili.' demişti.Bu konuda sadece ülke lideri ve cumhurbaşkanı değil, ekonomi, siyaset ve güvenlik alanlarından ileri gelen bazı şahsiyetler de çeşitli görüşler öne sürdüler.'Ne oldu da bu oranlar yer değiştirdi?'İran-Çin Ortak Ticaret Odası Başkanı Esedullah Esgerovladi, geçen yıl ocak ayında yaptığı bir konuşmada, 'Bugün yaşanan sorunların yüzde 90'ı ekonomi bakanı ve devlet yöneticilerinin yanlış kararlarından kaynaklanmakta yüzde 10'u yaptırımlar nedeniyledir. Cumhurbaşkanı (Ruhani) işin başına geldiği 2013 seçimlerinden önce ülke sorunlarının yüzde 80'inin yanlış ekonomik politikalardan, yüzde 20'sinin yaptırımlardan kaynaklandığını söylüyordu. Ne oldu da bu oranlar yer değiştirdi?' diye konuşmuştu.İran Dünya Ticaret Merkezi Başkanı Muhammed Rıza Sebzalipur da aynı günlerde konuyla ilgili olarak ekonomik sorunların daha çok iç kaynaklı olduğu yönünde benzer açıklamalarda bulunmuştu.Sebzalipur, 'Ülke sorunlarının en çok yüzde 20'si yaptırımlar nedeniyledir. Yüzde 80'i ise yanlış devlet politikaları ve yöneticilerin yanlış uygulamalarından kaynaklanmaktadır.' demişti.Oranlarda küçük farklar olsa da İran eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi, eski Ekonomi Bakanı Yahya Ali İshak ve eski Çalışma ve Sosyal Refah Bakanı Ali Rıza Mısri, İran-İsviçre Ortak Ticaret Odası Başkanı Şerif Nizammafi ve İranlı ekonomi uzmanı Mehdi Pazuki de Sebzalipur gibi düşünenlerden.'Yaptırımlar muhafazakarları güçlendiriyor'Konuyla ilgili AA muhabirine konuşan İranlı İktisadi Politikalar Uzmanı Ali Rıza Salavati, 'Dış yaptırımlar ülke içi daralma ve tıkanmalara neden oluyor, o da muhafazakarların mekanizmasını güçlendiriyor. Ekonomide baskı, özellikle siyasal ekonomideki, zorbalığı, tekelciliği ve yolsuzluğu tetikliyor. Bu nedenle bazı İranlı yetkililer yaptırımları nimet olarak görüyorlar.' değerlendirmesinde bulundu.Ülke lideri Hamaney'in 'Sorunumuzun nedeni dış kaynaklıdır ama ilacı içeridedir.' şeklindeki açıklamasıyla ilgili ise Salavati şunları söyledi:'Hamaney, sosyal bilimlerin en önde gelen muhalifidir. Bunlardan biri ekonomi bilimidir. Ekonominin iki önemli ilkesi var. Hamaney bu her iki ilkeye karşı mesafelidir. Biri kaynakların sınırlı olduğu ilkesidir. Tüm ekonomik sorunların iç kaynaklarla çözülmesini söylemesi, bize kaynakların sınırlı olduğu ilkesine inanmadığını göstermektedir.Ekonomide ikinci ilke, karşılaştırmalı üstünlüklerle sermaye oluşturmaktır. Bu ilkeye göre, sermaye ve üretim İran'a çekilmeli ve dünyayla alış veriş yapılmalıdır. Siz tüm dünyaya savaş ilan ederseniz, kim sermayesini size yatırım için getirir? Sermaye bir yerde emniyet ve güven hissetmediği anda oradan kaçar. Bu nedenle İran'a gelmiyor, Türkiye ve Gürcistan gibi ülkelere gidiyor.''Yapısal reformlar gerekiyor'İranlı ekonomi uzmanı ve İran Meclisi eski Milletvekili Recepali Mezrui, ekonomik sorunların çözümünün yapısal değişiklikler yapmakla mümkün olduğunu ifade etti.Mezrui, 'İran'ın ekonomik krizini etkileyen faktörler; verimsizlik, yolsuzluk, kötü yönetim ve yaptırımların birleşimidir. Bu birleşik hal İran'da çok kötü bir ekonomik durum meydana getirmektedir. Buradan çıkış yolu, iç ve dış politikayı yeniden yönlendirecek yapısal reformlar yapmaktan geçmektedir.' görüşünü dile getirdi.
Sanatçı Murat Uçar, Mikro Art İle Zamanı Sanat Eserine Çeviriyor
İSTANBUL (AA) - AİŞE HÜMEYRA BULOVALI - Sanatçı Murat Uçar, dünyaca ünlü eserleri mikro art ile farklı materyaller üzerine işleyerek sanatseverlerin beğenisine sunuyor.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden mezun olduktan sonra mikro sanata başlayan Uçar, aynı üniversitede 2000 yılından bu yana öğretim görevlisi olarak yer alıyor. Uçar, mikro sanat ile başta saat ve çeşitli mücevherler olmak üzere, tesbih, kalem gibi çeşitli objelerin üzerine resim, heykel ve rölyef çalışmaları yapıyor.Yurt içinde ve yurt dışında birçok sergi açan, aynı zamanda ünlü siyasi liderlere, sporculara ve iş adamlarına da saatler tasarlayan Murat Uçar, AA muhabirine çalışmalarını ve yeni projesini anlattı.'Bin 300 tane saat tasarımım var'Uçar, mikro resim çizmeye bir müzedeki tüm eserleri, bir oda içerisinde sanatseverlerle gösterebilme fikriyle başladığını dile getirerek, ilk olarak minik tablolar içinde 'Mona Lisa' gibi ünlü eserleri yapmaya başladığını söyledi.Bu çalışmaya başlarken kendisini bir çocuk gibi hayal ettiğine işaret eden Uçar, 'Yani bir çocuk çok büyük bir müzeye girdiğinde çok çabuk sıkılabilir. Ama tüm eserlere bir anda minicik minicik büyüteçlerle bakması, 6 yaşındaki bir çocuk için çok önemli olabilir diye düşünmüştüm.' dedi.Sanatçı, daha sonra da bu hayalini bir saatin içine, mücevherin içine sığdırma fikriyle yola çıktığını belirterek, şöyle devam etti:'Aslında bugün bir Louvre Müzesi'ne gittiğinizde günlerce orada kalmanız, orayı tanıyabilmeniz, oradaki nesnel, sanatsal çalışmaları irdeleyebilmeniz için günlerinizi harcamanız gerekiyor. Ama ben oradaki bir sanatsal çalışmayı, en çok sevdikleri tabloyu veya bir manzarayı insanların üzerinde taşınılabilir halde yaparak, (eserleri) daha tanınır ve herkesin göreceği bir hareketlilik haline getirmeye başladım.' Kariyerinde mikro resimlerle başarıyı yakaladığını ifade eden Uçar, yetenekli sanatçı adaylarıyla birlikte çalışmayı hayal ettiğine dikkati çekti.Uçar, üniversite eğitimi sırasında da her zaman farklı bir şeyler yapma arayışında olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:'Bilindik daha önce deneyimlenmiş şeyler değil de (sanatıma) ne katabilirim diye sorgulamaya çalıştım. Yıllarca kol saati tasarımı yaptım. Yaklaşık bin 300 tane saat tasarımım var. Ben bu saatleri tasarlarken hem tasarımcı hem de sanatçı kimliğimi ortaya koydum. Tabii daha sanatçı olmamız için çok daha fazla emek harcamamız da gerekiyor. Saatlerde neyi farklı yapabilirim ve bir birikimim de varken sanatı saatin, bir mücevherin içine nasıl uygulayabilirim diye düşünmeye başladım. 2003'ten beri de bu konu üzerine çok yoğun çalışmalar yapıyorum.' 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti'Tasarım yaparken dünya trendlerini de takip ettiğini aktaran sanatçı, 'Zaten saat veya mücevher dediğimiz materyallerde (tasarım) bir yerden sonra tıkanmaya başlıyor. İçine başka anlam yüklemek gerekiyor. Yani bir hikayesinin olması gerekiyor. 'Hikayesi neyle olabilir' deyince bu da sadece sanatla olabilir.' dedi.Murat Uçar, saat tasarımı yaparken kendisine bir motto belirlediğini söyleyerek, şunları anlattı:'Sanki varoluşum, burada olma sebebim saat ve zamanla ilgiliydi. 'Zaman beni sanata dönüşmek için seçti. Ben zamansız olan saati sanata çeviriyorum.' Bu mottoyu 10 yıldır kullanıyorum ve bugün geldiğim noktada büyük gayretler sonucunda bir yerli firma ile Alman kalitesinde İsviçre makinalarını kullanarak bir marka oluşturma aşamasındayım. Aslında işin sonuna kadar geldik. Bu marka ile beraber geleneksel sanatlarımızın dünyada ne kadar önemli olduğunu ve bizim bu konuda ne kadar yetkin olduğumuzu göstermek için büyük bir çaba içindeyim. Bu geleneksel sanatlarımızın içinde mikro mozaik, mikro painting, gravür, rölyef, çini, kalem işi ve ebru var.''Boyalarımı kendim yapma gibi özel teknikler de kullanıyorum'Saat tasarımlarında zemin astarları ve zemin boyamaları gibi birçok teknik kullandığını belirten Uçar, şu bilgileri verdi:'Bir saat için mesela bir İstanbul resmi isteniliyorsa bu belki birkaç gün sürebiliyor. Leonardo da Vinci'nin 'Son Akşam Yemeği' eserini yorumlamam, yani 360 derece dönen bir masa etrafında duran 12 havarinin resminin olduğu bir tabloyu, saat üzerinde bir buçuk ay sürecinde yaptım. Dolayısıyla bir buçuk ay boyunca günde en az 8 saat çalıştım. Yani zaman olarak tasarımlar çok farklılıklar gösterebiliyor. Mesela Michelangelo'nun Sistine Şapeli'ndeki resimlerin olduğu bir saat yapıyorum. 2 aydır üzerinde çalışıyorum ki henüz yarısındayım.' Uçar, yurt dışında en çok Arap ülkelerinden ve ABD'den talep aldığını dile getirerek, 'Tesbihlerde özellikle Arabistan'ın en büyük camilerinin resimleri, Araplar için kutsal sayılan şahinler çok istenen, talep gören çalışmalar arasında. Daha önce Kuveyt'e tespih üzerine 66 tane İstanbul tablosu ve farklı olarak da 36 padişahın resmini yaptım. Saatler ve mücevherler üzerine yaptığım çalışmalar ise daha çok ABD'den talep görüyor.' şeklinde konuştu.Ağırlıklı olarak saat kasasına ve kadranlarına çizim yapan Uçar'ın 1996'da Türkiye'de 2 bin tasarımcının katıldığı kumaş tasarımı yarışmasından ve 1998'de dünya çapında gerçekleştirilen Gold Trend altın takı tasarımı yarışmasından mansiyon ödülü, 1999'da iseı MSÜ Rektörlük Özel ödülü ve 2016'da ABD'de bir mücevher yarışmasından aldığı ödül bulunuyor.
Altın Almak İçin Adana'dan Manisa'ya Gelen Kişiyi Dolandırılmaktan Polis Kurtardı
MANİSA (AA) - Telefonda anlaştığı kişiden altın almak üzere Adana'dan Manisa'ya gelen kişi, polisin durumu fark etmesi üzerine dolandırılmaktan kurtuldu. Alınan bilgiye göre, polis ekipleri, şüpheli davranışları nedeniyle bir bankadan kredi çekmek isteyen V.G. (65) ile görüştü. V.G, telefonuna gelen mesaj üzerine temas kurduğu kişiden yüklü miktarda altın satın almak üzere Adana'dan Manisa'nın Salihli ilçesine geldiğini anlattı. Polis ekipleri, altın alışverişi yapılacak noktada H.Y'yi (29) yakaladı. Zanlının yanında getirdiği poşette, üzerinde tuğra bulunan 255 adet sahte altın ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen H.Y. tutuklandı.
Görüş - Yükseldikçe Çevrelenen, Yalnızlaşan Çin'in Sorunları
İSTANBUL (AA) -ABDÜRREŞİT CELİL KARLUK- Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) sosyalist ideolojinin “Çin tarzı sosyalizmi”, kapitalizmin ise “Çin tarzı sosyalist piyasa ekonomisi” ile yönetilen, yüzlerce etnik grubun ve yasalarınca özerklik tanınmış 55 azınlık milliyetin bulunduğu, 9,6 milyon kilometrekarelik topraklarında yaklaşık 1,4 milyarlık bir nüfusu barındıran, beş özerk, iki yüksek muhtar bölge ile 22 eyalete ayrılmış idari yapısı olan bir ülkedir. ÇHC’nin resmî verilerine göre, hukuki statüsü ve özerkliği bulunan azınlıkların toplam nüfusunun ülke nüfusundaki oranı yüzde 10 dolayındadır ve Çin topraklarının yüzde 65’i azınlık milliyetlerin bölgesidir.Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetimi 1980 sonrası başlattığı “Reform ve Açılım”, 1992 sonrası uygulamaya koyduğu “Çin Tarzı Sosyalist Piyasa Ekonomisi” sistemi ile ekonomi ve endüstri alanında istikrarlı bir yükseliş yakalamış, 2002 sonrasında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliğiyle küresel ticarette elde ettiği büyük avantajlarla yükselişini sürdürerek küresel siyasette de artık ağırlığını daha fazla hissettirmeye başlamıştır. Modern çağda ilk defa dünyanın ikinci büyük ekonomisi unvanını elde eden Çin yönetimi, günümüzde birbirinden çetin iç ve dış sorunlarla boğuşmaktadır.ÇHC yükselen ekonomisi ve gelişen endüstrisinin hammadde ve pazar ihtiyacını giderebilmek için yurtiçi ve dışında birbirinden farklı mikro ve makro ölçekli projeleri ve onlara uygun stratejileri hayata geçirmiştir ve gelişmiş ülkelerde daha fazla pazar elde etmenin yanında, stratejik şirketleri satın almaya da önem vermektedir. 2012’de ÇKP liderliğini elde eden Şi Cinping tarafından ortaya atılan ve ÇHC’nin resmi söylemine dönüşen “Çin Rüyası”, ÇKP’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2021 yılında orta halli refah toplumu inşasını kapsamlı bir biçimde tamamlamayı ve ÇHC’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2049’da ise müreffeh, güçlü, uyumlu, çağdaş Çin tarzı sosyalist bir ülke kurmayı, böylece Çin halkının büyük yükselişini öngören idealini gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu ideal ile eş zamanlı olarak ortaya atılan “Kuşak-Yol” projesinin işbu idealin gerçekleştirilmesinde önemli bir hegemonik girişim olduğu fikri alanın uzmanlarının nezdinde ağır basmaya başlamıştır. Bir yandan Çin’in Kuşak-Yol projesinin hayata geçirilmesi için ayırdığı milyarlarca dolarlık muazzam bütçe ve fonlar, ilgili güzergâhtaki ülkelerle kurulan açık ve gizli ilişkiler, satın almalar ve bu minvalde uygulanan borç diplomasisi, diğer taraftan ABD ile artan zıtlaşmalar ve ticaret savaşları, Çin’in “gizli planlarını” daha fazla açığa çıkarırken Çin rüyasının gerçekleşmesini zorlaştıran unsurların da artmasına neden olmaktadır.Özellikle Donald Trump yönetiminin Çin’i ABD’nin güvenliği ve dünya barışı için “tehdit” olarak görmesiyle başlayan ticaret savaşlarının gölgesinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında Çin’in sergilediği tutum ve salgının en fazla ABD’de zarara yol açması sonucunda devam eden karşılıklı suçlamalar, Çin-ABD rekabetinin artık geri dönüşü zor bir zıtlaşmaya evrildiğini göstermiştir. Batı daha önceleri pek gündeminde tutmadığı, Çin’deki insan hakları ihlalleri başta olmak üzere, Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklere yönelik kamp uygulamalarına daha fazla odaklanarak ÇKP’nin küresel “zarar ve tehdit” olduğu tezini meşrulaştırmaya başlamıştır. Ayrıca, Çin halkı ile ÇKP’yi ayrıştırarak ÇKP’yi şeytanlaştıran söylem ve icraatlar Batı’da, özellikle ABD’de yaygınlık kazanmış durumdadır. Örneğin ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ABD’ye göç etmek isteyen ÇKP üyelerine 2 Ekim’de vize yasağı getirmiştir. Bu gelişmelerin çevrelenen Çin’i daha zor durumda bırakacağı kesindir.ÇKP içindeki muhaliflerini bertaraf eden Şi Cinping parti tüzüğü ve ilgili kanunlarda değişiklik yaparak kendisini partinin ve ülkenin tek ve mutlak lideri haline getirmiştir. ÇKP liderliğinde var olan (kısmî) istişare ve kısmî eleştiri kültürü de yok edilerek partide Şi’ye methiye düzen takım baskın hale gelmiştir. Bu gidişat Şi iktidarının uluslararası eleştiri, baskı ve yaptırımlar karşısında daha fazla şahinleşmesine, hata üstüne hata yapmasına, ülkesinde ve bölgesinde istikrarı bozucu bir aktöre dönüşmesine de neden olmaktadır.ÇKP farklılıklarla mücadeleyi içeriden başlatmak için, 1990’ların başından itibaren Çin anayasası başta olmak üzere bölgesel özerklik yasası, dini inanç, dil-yazı yasalarını özerklik hakkı bulunan azınlıklar için işletmemiş, özellikle Doğu Türkistan ve Tibet’te 1997 yılından itibaren ilgili yasaları neredeyse hiç uygulamamıştır. Tibet ve Doğu Türkistan’a gönderilen ÇKP sekreterleri, ilgili Çin yasalarına aykırı, fakat ÇKP’nin Müslüman Türkleri ve Tibetlileri Çinlileştirme, toplu cezalandırma ideolojisine uygun düşen politik genelge ve yönetmeliklerle, bölge yerlisi halkların hayatını cehenneme çevirmiştir. Bu tarz uygulamalar Şi iktidarı ile zirve yapmış, Çin’deki tüm etnik, dini, kültürel ve fikri farklılıklar şiddetle baskılanmış, hatta 2016’da yurtdışıyla bağlantıları tamamen kesilen Uygur Türkleri milletçe toplama kamplarına tıkılmış, akıl almaz işkencelere maruz bırakılmışlardır.Şi yönetimi 2013’ten beri azınlık bölgeleri başta olmak üzere, Çinlilerin Falun tarikatı ve diğer çeşitli inanç gruplarına yönelik tahkikat ve baskıların dozunu misliyle artırmış, Doğu Türkistan’daki zulmü biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırıma dönüştürmüştür. Yüksek muhtar bölge olan Hong Kong’un muhtariyetini gölgeleyecek icraatlara girişerek Hong Konglular ile karşı karşıya gelmiştir. Hong Konglular gasp edilen haklarını geri almak için neredeyse bir yıldır sokak mücadelesine çetin şartlarda devam etmektedir.Son yıllarda Batılı ülkeler Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong’ta ÇKP rejiminin gerçekleştirdiği hak ihlallerini daha fazla gündemlerinde tutarak, uluslararası toplumun emsali görülmemiş bir şekilde Çin’i eleştirmesine, kınamasına hatta yaptırım uygulamasına ön ayak olmaktadır. Örneğin Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti üzerine ciddi veriler ile rapor yayınlayan Avustralya Stratejik Siyaset Enstitüsü (ASPI) yayımladığı son raporunda, Çin’in toplama kampları olduğu düşünülen 380’den fazla bina ve tesisin yerini tespit ettiğini bildirmiştir. Çin’in son üç yıldır o kadar eleştiri ve baskıya maruz kalmasına rağmen bölgedeki kamp inşaatına hâlâ devam ettiğini, Temmuz 2019-Temmuz 2020 döneminde bölgedeki 61 merkezde yeni inşaat ve genişletme çalışmalarının yürütüldüğünü, 14 merkezde ise halen inşaat çalışmalarının sürdürüldüğünün gözlendiğini belirtmiştir. Ayrıca araştırmacılar yeni inşa edilen merkezlerin yüzde 50’sinin yüksek güvenlikli olduğunu, bunun düşük güvenlikli “yeniden eğitim merkezlerinden” yüksek güvenlikli “gözaltı merkezi ve hapishanelere” doğru bir politika değişikliğine işaret edebileceğini söylüyorlar.Aynı enstitünün (ASPI) bir diğer araştırması olan “Kültürel Silme” adlı raporunda ise şu bilgiler delilleriyle sunulmuştur: “Uydu görüntüleri desteğiyle Sincan’da yaklaşık 16 bin caminin (toplamın yüzde 65’i), çoğunlukla 2017’den bu yana hükümet politikaları nedeniyle yıkıldığı veya hasar gördüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış olup bu camilerin yerle bir edildiğinin görüntüleri vardır”. Bu çalışmaya göre, Doğu Türkistan’daki İslami açıdan önemli yerlerin en az yüzde 30’unun büyük ölçüde 2017’den beri yıkıldığı, yüzde 28’inin ise hasar gördüğü veya bir şekilde dönüştürüldüğü belirtilmiştir.Uygurların dili, müziği, estetiği, eğlenceleri, evleri, ekolojik muhitleri ve hatta diyetleri dahi Çinlileştirilirken veya ortadan kaldırılırken, Uygur Türklerinin sosyal ve kültürel yaşamını Çinlilik ekseninde yeniden şekillendirmek için gayri insanî bütün zorlayıcı çabaları sürdürürken, somut kültürel mirasları, örneğin binlerce yıllık türbeleri, mezarları, tarihi mekanları ve mimarileri aktif olarak silinirken Türk-İslam ülkelerinin ÇHC’ye karşı çıkmaması ÇKP’ye büyük cesaret vermiş görünüyor. UNESCO’nun, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) da Doğu Türkistan’daki kültürel yıkıma dair kanıtların giderek artmasına rağmen hâlâ ses çıkartmayışı da düşündürücüdür.Aynı strateji gereği Çin, komşu ülkeleri kendi hegemonyasına çekmeye veya kendi tezlerini kabul etmeye zorlamıştır. Son on yılda Çin’e komşu olan ülkelerdeki Çin korkusu artmaktadır. Çin’in komşularına yönelik giderek artan saldırgan ve tehditkâr tutumu onların farklı ittifak arayışlarına girmesine neden olmuştur. Özellikle denizlerde kıyısı bulunan ülkelerle yaşadığı sorunları yönetemeyen Çin doğrudan ABD, Avusturalya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerle, hatta kendisiyle aynı ideolojik kökene sahip Vietnam ile dahi çıkar çatışmasına girmiştir. ABD’nin “Asya’ya Dönüş” stratejisi, bu gelişmeler ışığında Çin tehdidini doğrudan hisseden Doğu ve Güney Asya ülkelerinin aktif iştirakiyle daha da pekişerek gayri resmî bir ittifaka dönüşmüştür. Bu ittifak esasında Çin’i denizlerden çevrelemektedir.Çin’in çeşitli ülkelere sağladığı kredilerin bir nevi borç tuzağı olduğu, borcunu ödeyemeyen ülkelerin -Sri Lanka örneğinde olduğu gibi- stratejik limanlarını Çin’e devretmek durumunda kaldığı gibi gerçekler, Çin’in yeni sömürgeci olarak algılanmasına, birçok ülkenin kamuoyunda da “Çin tehdidi” tezinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “Çin hakkındaki olumsuz kanaatler pek çok ülkede tarihi zirvesine ulaştı” başlıklı araştırma raporunda, 10 Haziran-3 Ağustos 2020 tarihleri arasında 14 ülkeden 14 bin 276 yetişkinle telefonla yapılmış bir anket, Çin’e yönelik güvensizliğin tüm ülkelerde bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını göstermiştir. Ankete katılan Japonların yüzde 86’sı, Fransızların yüzde 85’i ve Avustralyalıların yüzde 81’i Çin’e karşı güvensizliklerini dile getirmiştir. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı Güney Kore’de yüzde 75, İngiltere’de yüzde 74, ABD, Kanada ve Hollanda’da yüzde 73’tür. Katılımcılar arasında görüşlerin dağılımında gelir ve eğitim düzeyine bağlı belirgin farklar görülmediği, ağırlıktaki olumsuz görüşün toplumların farklı kesimlerince paylaşıldığı belirtilmiştir.ABD ve müttefiklerince denizlerden kuşatılan ÇHC, uluslararası arenada da yalnızlaşmakta, özellikle ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş ülkeler tarafından giderek adeta “istenmeyen ülke” ilan edilmektedir. Bunun belirgin nedenlerinden biri, yukarıda üzerinde durulan, ÇHC’nin dış politikadaki hırslı ve saldırgan tavrı ile Batı’nın eski sömürge bölgelerinde veya etki alanlarında doğrudan çıkar çatışmasına girişmesidir. Çin’in vatandaşı olan Uygurlara yönelik uyguladığı biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırımından vazgeçmemesi, azınlıklara, farklı inanç gruplarına yönelik Çinlileştirmeyi hızlandırması, Hong Kong’un muhtariyeti ve demokrasisini ortadan kaldırma girişimleri, Tayvan’a yönelik artan tehditkâr tutumları Batı’daki imajının daha da kötüleşmesine neden olurken, Batı ile rekabetinde daha fazla zafiyet göstermesine de neden olmaktadır. Bu bağlamda, ABD Kongresi başta olmak üzere çoğu gelişmiş ülkenin parlamentoları ÇKP rejiminin Doğu Türkistan ve Hong Kong’ta evrensel yasaları çiğneyen uygulamalarına karşı çeşitli yasalar çıkartmakta ve yaptırımlar uygulamaktadır. 7 Ekim 2020 tarihinde Almanya’nın BM Daimi Temsilcisi Christoph Heusgen BM Genel Kurulu’nda 39 ülke adına ortak açıklama yaparak Doğu Türkistan’daki hak ihlallerinin endişe verici boyutlarda olduğunun altını çizmiş, Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında zorla tutulan milyonlarca Uygur Türkünün derhal serbest bırakılması için acil çağrıda bulunmuştur. Bununla birlikte, 39 ülkenin Birleşmiş Milletler’i Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki sistematik baskı ve asimilasyon politikalarına karşı acilen göreve çağırması ise Çin’e karşı atılması muhtemel adımların habercisi gibidir. Çin’in yumuşak gücünün en başat aygıtı olan Konfüçyüs Enstitüleri ideolojik kampanya ve casusluk faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle Batı’da birbiri ardınca kapatılmaktadır.Türkiye de 6 Ekim 2020 tarihli BM Genel Kurulunda resmi olarak Çin’in Uygur Türklerine yönelik zulmünü kınamıştır. Çin’in Ankara Büyükelçiliği ise bu kınamayı geciktirmeden sert bir şekilde eleştirmiştir. Konu ile alakalı olarak Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımında, Türkiye’nin Doğu Türkistan’da cereyan eden vahşete artık daha fazla seyirci kalamayacağının sinyalini vermiştir.[Araştırmalarını Çin’in etno-sosyal yapısı, Çinlilik, Çinlilerin ötekilere bakışı, Çin tarzı asimilasyon, Doğu Türkistan araştırmaları alanında sürdüren Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve Doğu Asya Araştırmaları Dergisi (DAAD) yayın yönetmenidir]“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.
İstanbul'un Mührü "Süleymaniye Külliyesi" 463 Yaşında
İSTANBUL (AA) - ÇİĞDEM ALYANAK - Mimar Sinan'ın, Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen anahtarla, devletin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törende dualarla 'Ya Fettah' diyerek 15 Ekim 1557'de açtığı Süleymaniye Külliyesi, 463 yıldır ihtişamını koruyor.Yahya Kemal'in 'En güzel mabedi olsun diye en son dinin / Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin' dizeleriyle ruhaniyetini anlattığı Süleymaniye Külliyesi, İstanbul'un Suriçi'nde yer alan üçüncü tepesine, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a inşa ettirildi.İmparatorluğun en simgesel yapısı ve konumu ile de İstanbul'un silüetinin en güzel parçası olan külliyenin yapımına 1550 yılında başlandı. Süleymaniye Külliyesi, imparatorluk topraklarının çeşitli yerlerinden getirilen malzemelerle 7 yılda tamamlandı. Tarihçi Peçevi'ye göre külliyenin inşasına 896 bin 360 altın para ve 82 bin 900 akçe, yani yaklaşık 3200 kilo altın harcandı. Külliyenin 7 yıl süren inşasında bin 713'ü Müslüman, toplam 3 bin 523 işçi çalıştı. Yaz aylarında günlük işçi sayısının 2 bine ulaştığı külliyede, Hassa Mimarlar Ocağı'nın elemanları, acemioğlanlar, diğer kapıkulu ocakları mensupları ile imparatorluğun dört bir yanından ücretli ustalar, işçiler ve forsalar görev yaptı. Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen anahtarla, devletin ileri gelenlerinin bulunduğu bir törende dualarla 'Ya Fettah' diyerek 15 Ekim 1557'de külliyeyi hizmete açtı. Külliye 15 bölümden oluşuyor Külliye, cami, Rabi Medresesi, Salis Medresesi, Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Tıp Medresesi, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Hürrem Sultan Türbesi, türbedar odası, darüşşifa, darüzziyafe, Darülhadis Medresesi, tabhane, Mimar Sinan Türbesi ve hamam olmak üzere 15 bölümden oluşuyor.Külliyenin hiç kuşkusuz en önemli bölümünü heybetin ve zarafetin bütünleştiği Süleymaniye Camisi oluşturuyor.Mimar Sinan'ın diğer eserlerinde olduğu gibi Süleymaniye Camisi de sadeliği ihtişama dönüştürebilmiş mabetlerden biri.Caminin kitabelerinde kullanılan süslemeler ile bezemeler, başlı başına birer estetik harikası.Mihrabın iki yanındaki pencerelerde çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinde ise Nur Suresi yazılı. Camideki yazılar meşhur hattat Ahmed Karahisari Şemseddin Efendi ve talebesi Hasan Çelebi tarafından yazıldı. Daha sonra kazasker Mustafa Efendi de bazı yazılar ilave etti.Yaklaşık 30'ar tonluk ve dört halifeye adanan 4 fil ayağı, caminin 26,50 metre çapında ve 53 metre yükseklikteki kubbesini taşıyor. Dört minare, Kanuni Sultan Süleyman'ın İstanbul'un fethinden sonraki 4. on şerefe ise Osmanlı'nın 10. padişahı olduğunu simgeliyor.Bin kubbeli külliyeİstanbul'un silüetine damga vuran eserler arasında yer alan külliyedeki yapılar, ortadaki caminin çevresinde 'U' şeklinde sıralanıyor. Külliyenin üzerinde ise bin kubbe bulunuyor. Külliyeye giriş, farklı isimlerdeki 11 kapıdan yapılıyor. Evvel Medresesi ve Sani Medresesi ile Rabi Medresesi ve Salis Medresesi külliyede yer alan iki ayrı medrese topluluğu. Evvel ve Sani Medresesinin üstünde Süleymaniye kitaplığı yer alıyor. Külliyenin güneydoğu köşesinde Süleymaniye hamamı, kuzeyinde darüşşifa ve bimarhane mevcut.Külliyede, Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ve Mimar Sinan Türbeleri'nin yanı sıra tabhane (düşkünlerevi / bakımevi), çarşılar ve sıbyan mektebi de bulunuyor. Süleymaniye Külliyesi'ne bağlı Mülazimler Medresesi, Daru'l-Hadis, Daru'l-Kurra, Medrese-i Salis ve İmaret, 2018-2019 akademik yılından itibaren İbn Haldun Üniversitesine bağlı Medeniyetler İttifakı Enstitüsü, İslami İlimler Fakültesi, İslami İlimler Enstitüsü, Süleymaniye İlim ve Araştırma Merkezi ile Onur Programına ev sahipliği yapıyor.
Bilimsel Kategorilerde Ödül Alan 3 Kadın, 2020 Nobel Ödüllerine Damgasını Vurdu
ANKARA (AA) - EMEL GÖZELLİK - 'Fizik' ve 'kimya' kategorilerinde ödül alan 3 bilim kadını, bu seneki Nobel Ödüllerine damgasını vurdu.Nobel Ödüllerinin internet sitesindeki bilgilere göre, 1901 ila 2020 yıllarında kadınlara 58 kez Nobel Ödülü verildi. Marie Curie, 1903 Nobel Fizik ve 1911 Nobel Kimya olmak üzere 2 kez ödüle layık görüldüğü için şimdiye kadar 57 kadına Nobel verildi. Kategorilere bakıldığında kadınlar 17 Barış, 15 Edebiyat, 12 Tıp, 7 Kimya, 4 Fizik ve 2 Ekonomi Ödülü kazandı. Şimdiye kadar 57 kadından sadece 23’ü 'temel bilimler' olan fizik, kimya ve tıp alanında Nobel’e layık görüldü. 1901-2020'deki dönemde 'bilim' kategorisinde 23 kadına verilen ödülden 3'ü bu yıl verildi.Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile ABD'li biyokimyacı Jennifer A. Doudna, Crispr-Cas9 genom düzenleme tekniğinin geliştirilmesindeki emekleri için Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülürken, Nobel Fizik Ödülü kara deliklerin keşfine katkı sağlayan çalışmalarından dolayı aralarında Amerikalı gök bilimci Andrea Ghez’in de bulunduğu 3 araştırmacıya verildi. Nobel Tıp Ödülü ise Hepatit-C virüsünün keşfinden ötürü 3 erkek araştırmacı arasında paylaştırıldı. Böylece 2020 Nobel Bilim Ödülleri'nde cinsiyet dağılımı 3 kadın ve 5 erkek şeklinde gerçekleşti.Bu yılki Nobel Kimya Ödülü, 'kadın adaylar arasında paylaşılan ilk örnek' olduNobel Kimya Ödülü bu yıl, 'genom kurgulamasına olanak sağlayan yöntemin geliştirilmesine katkılarından ötürü' Fransız mikrobiyolog Emmanuelle Charpentier ile ABD'li biyokimyacı Jennifer A. Doudna'ya verildi.İsveç Kraliyet Bilimler Akademisinden yapılan açıklamada, Charpentier ve Doudna'nın DNA zincirlerini kesmeye ve yeniden birleştirmeye olanak sağlayan 'CRISPR/Cas9' sisteminin geliştirilmesine katkılarından ötürü ödüle layık görüldüğü belirtildi. Açıklamada, 'hayvanların, bitkilerin ve mikro-organizmaların DNA'larının çok hassas şekilde değiştirilmesine imkan sağlayan sistemin yaşam bilimleri üzerinde devrim niteliğinde bir etki yarattığı, kanserin ve kalıtsal hastalıkları tedavi etmeye yönelik umutlara katkı sağladığı' belirtildi. 'Kazandığım ödül, bilim yolunda ilerlemek isteyen kadınlara olumlu mesaj olsun'Bu yılki Nobel Kimya Ödülü, kadın adaylar arasında paylaşılan ilk örnek oldu. Biyokimyacı Charpentier, ödülle ilgili yaptığı açıklamada, 'Nobel ödülüne layık görülmemin, bilim yolunda ilerlemek isteyen genç kadınlar için olumlu bir mesaj olmasını ümit ediyorum.' dedi. Charpentier, bu ödülün bilim kadınlarının yaptıkları araştırma yoluyla da önemli bir etkiye sahip olabileceklerini göstermesine vesile olmasını dilediğini belirtti.Emmanuelle Charpentier, 1968'de Fransa'da dünyaya geldi. Sorbonne Üniversitesinde biyokimya, mikro biyoloji ve genetik eğitimi alan Charpentier, ABD'de New York Üniversitesi ve Viyana Üniversitesinde klinik çalışmalar yürüttü.Charpentier, halen Almanya'da Max Planck Enstitüsünün enfeksiyon biyolojisi bölümünün direktörlüğünü yapıyor.Jennifer A. Doudna, 1964'te ABD'nin Washington kentinde dünyaya geldi. Ponoma Üniversitesindeki eğitiminin ardından Harvard Tıp Fakültesinde doktora yaptı. RNA çalışmalarında uzmanlaşan Doudna, halen Kaliforniya Üniversitesinde öğretim üyeliği yapıyor. Nobel Kimya Ödülü'ne Charpentier ve Doudna'dan önce 5 kadın layık görülmüştü. Marie Curie 1911'de, kızı Irene Joliot-Curie 1935'te, Dorothy Crowfoot Hodgkin 1964'te, Ada Yonath 2009'da ve Frances H. Arnold 2018'de ödülün sahibi olmuştu. - 'Fizik alanında çalışan diğer kadınlara da ilham kaynağı olabilirim'Andrea Ghez, Nobel Ödülü'ne layık görülmenin sorumluluğunun farkında olduğunu belirterek, 'Umarım, fizik alanında çalışan diğer kadınlara da ilham kaynağı olabilirim. Fizik, çok keyif alınabilecek bir alan. Eğer bilim konusunda hırslıysanız, tutkularınız varsa yapılacak çok fazla şey var.' ifadesini kullandı.1965'te ABD'nin New York şehrinde doğan Andrea Ghez de ilk kadın astronot olma hayaliyle başladığı bilim yolculuğunda, Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde (MIT) fizik dalında lisans ve Kaliforniya Teknoloji Üniversitesinde (Caltech) yüksek lisans dereceleri aldı. Ghez, Hawaii eyaletindeki W. M. Keck Gözlemevindeki optik ve kızılötesi teleskoplarla Sagittarius A bölgesini incelemek üzere çalışmalar yürüttü.Ödül sahiplerinden Amerikalı gökbilimci Ghez, 1901'den bu yana Fizik Ödülü'nü kazanan 4. kadın oldu. 1903'te Marie Curie, 1963'te Maria Goeppert-Mayer ve 2018'de Dana Strickland ödülün sahibi olmuştu.
Reklam
Reklam
Almanya Ekonomi Bakanlığı: Ekonomik Toparlanma Yavaşlamasına Rağmen 4. Çeyrekte Devam Edecek
BERLİN (AA) - Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, Alman ekonomisinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) krizinde mayıs sonrası başlayan toparlanmanın yıl sonuna doğru ivme kaybetmesine rağmen devam edeceğini duyurdu. Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, ülke ekonomisine yönelik aylık raporunu yayımladı. Raporda, ülke ekonomisindeki toparlanmaya ilişkin olarak, 'Alman ekonomisindeki toparlanma devam ediyor. Kovid-19 salgınında ulusal ve uluslararası enfeksiyon oranı hala ekonomideki toparlanmayı baskılamaktadır. Ekonomide mayıs ve haziran aylarında ilk güçlü toparlanmanın ardından, ekonomide toparlanma süreci baskı altında kaldı. Veriler, dördüncü çeyrekte toparlanma sürecinin daha yavaş da olsa devam edeceğine işaret ediyor.” denildi. Sanayi üretiminde toparlanmanın ağustosta ivme kaybettiğine yer verilen raporda, bununla birlikte güçlü siparişlerle görünümün olumlu kalmaya devam ettiğine işaret edildi. Bakanlığın raporunda, genel olarak, Almanya’nın dış ticaret görünümünün olumlu kalmasına rağmen risklere açık olduğu aktarılarak, birçok ülkede ekonomik faaliyetlerin toparlanmasının ülkenin dış ticaretini destekleyeceğine vurgu yapıldı. Raporda “Bununla birlikte, küresel ekonomi için Kovid-19 salgınına bağlı riskler hala yüksek. Dünya ticaretinde bir aksaklık olmasa bile, Alman dış ticaretindeki toparlanma süreci muhtemelen biraz zaman alacaktır.” ifadesine yer verildi. Almanya’da hükümet, nisanda açıkladığı bu yıla ilişkin GSYH'deki 6,3'lük daralma tahminini 1 Eylül'de yüzde 5,8'e revize etmiş, gelecek yıla ilişkin büyüme tahminini ise yüzde 5,2'den yüzde 4,4'e düşürmüştü.Öte yandan, Kovid-19 tespit edilen kişi sayısının artması Almanya'da ekonomik toparlanmanın daha fazla ivme kaybetmesine sebep olacağı belirtiliyor. Ülkede son 24 saatte 5 bin 132 kişiye yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tanısı konuldu. Almanya'da bulaşıcı hastalıklar alanında çalışmalar yürüten ve hükümeti bilgilendiren Robert Koch Enstitüsüne göre, bu rakam, nisan ayından bu yana en yüksek rakam olarak kayıtlara geçti. Almanya genelinde Kovid-19 vaka sayısı 334 bin 585'e ve virüs nedeniyle ölenlerin sayısı da 9 bin 677'ye yükseldi.
Yunanistan'da Suç Örgütü Altın Şafak Partisinin Yöneticilerine 13'Er Yıl Hapis Cezası
ATİNA (AA) - Yunan mahkemesi, aşırı sağcı suç örgütü Altın Şafak Partisinin lideri Nikos Mihaloliakos ve yönetici kadrosunu 'suç örgütü yönetmekten' 13'er yıl hapis cezasına çarptırdı.Başkent Atina'daki Temyiz Mahkemesi, karar duruşmasında 'suç örgütü yönettiklerine ve bu örgütün mensubu olduklarına' hükmedilen Altın Şafak Partisinin lider kadrosu ve üyelerine verilen cezaları açıkladı.Partinin lideri Mihaloliakos ve diğer yöneticileri Ilias Kasidiaris, Yiannis Lagos, Giorgos Germenis, Ilias Panagiotaros, Panagiotis Iliopoulos ve Nikos Papas, 13'er yıl hapis cezası aldı. Artemis Matheopulos'a da 'suç örgütü yönetmek' suçundan 10 yıl hapis cezası verilirken, davada yargılanan diğer sanıklar ise 'suç örgütüne üye olmak' suçundan 5 ila 10 yıl hapis cezalarına çarptırıldı.Parti üyesi Yorgo Rupakias, solcu şarkıcı Pavlos Fissas'ı öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına mahkum edildi.Suç örgütü ilan edilmiştiTemyiz Mahkemesi, 5 yılı aşkın süredir devam eden davada, 454 duruşmanın ardından geçen çarşamba Altın Şafak'ın suç örgütü olduğuna hükmetmişti.Atina'nın Keratsini semtinde 2013'te sabaha karşı Altın Şafak Partisi üyesi Yorgo Rupakias, şarkıcı Fissas'ı kalbinden bıçaklayarak öldürmüştü. Vatandaşı Koruma Bakanlığı, aşırı sağcı partinin suç örgütü kapsamına alınması için soruşturma başlatmıştı. Altın Şafak Partisi lideri Mihaloliakos, bazı eski parti mensubu milletvekilleri ve üyelerinin de yer aldığı 69 sanık suç örgütü kurmak, bu örgütte yer almak ve yönetmek, kara para aklamak, şantaj, izinsiz silah bulundurmak ve ırkçı şiddet eylemleri düzenlemek suçlarından yargılanıyordu.Yönetici kadrosunda Türk bayrağını yırtan Lagos da varCeza alanlar arasında bulunan eski Altın Şafak milletvekili Lagos, ocakta Avrupa Parlamentosunda (AP) yaptığı konuşma sırasında Türk bayrağını yırtmıştı.Altın Şafak Partisi'nden 2019'da AP milletvekilliğine seçildikten sonra bu partiden istifa eden Lagos, 'Ulusal Halk Vicdanı' adı altında kendi partisini kurmuştu. 47 yaşındaki Lagos, ırkçı faaliyetleri ve yüz kızartıcı pek çok suç nedeniyle şimdiye kadar 2 kez tutuklanmış ve ceza almıştı.Parlamentoda 3. parti konumuna yükselmişti1980'de ırkçı ve Neonazi yanlısı görüşleriyle tanınan Nikos Mihaloliakos tarafından kurulan Altın Şafak Partisi, mali kriz döneminde ülkenin 3. partisi konumuna yükselerek, 2012'deki seçimlerde 300 sandalyeli parlamentoda 18 sandalye ile ilk kez meclise girmeyi başarmıştı.Yunanistan'da 2019'da yapılan genel seçimlerde, Altın Şafak yüzde 2,93 oy oranıyla, yüzde 3'lük seçim barajını aşamadığı için parlamento dışında kalmıştı.
Reklam
Düşünce Kuruluşları Alman Ekonomisinin Bu Yıl Yüzde 5,4 Daralmasını Bekliyor
BERLİN (AA) - Almanya'nın önde gelen beş ekonomik düşünce kuruluşu, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede kamusal yaşam ve ekonomik faaliyetlerde kısıtlamaların Alman ekonomisini beklenenden daha fazla etkilediğini bildirerek, bu yıl gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5,4 daralacağını öngördü. Ekonomi Araştırma Enstitüsü’nün (Ifo) de içinde yer aldığı beş ekonomik düşünce kuruluşu ülke ekonomisine ilişkin ilkbaharda paylaştığı 2020-2021’i kapsayan büyüme tahminlerini 2022’yi de alarak aşağı yönlü güncelledi. Beş ekonomik düşünce kuruluşundan yapılan ortak açıklamaya göre, bu yıl için GSYH küçülme tahmini yüzde eksi 4,2’den yüzde eksi 5,4’e yükseltildi. Düşünce kuruluşları, Alman ekonomisinin gelecek yıl için büyüme tahminini ise yüzde 5,8’den yüzde 4,7’e düşürdü. 2022’de ise Alman ekonomisinin yüzde 2,7 büyüyeceği tahmin edildi. İstihdam edilen kişi sayısının bu yıl 45 milyon 69 binden 44 milyon 869 bine düşeceğini öngören düşünce kuruluşları, Avrupa'nın en büyük ekonomisinde işsizliğin yüzde 5,9'a çıkacağı, yıllık enflasyonun bu yıl yüzde 0,5'e gerileyeceği ve gelecek yıl yüzde 1,4’e yükseleceği tahmininde bulundu. Düşünce kuruluşlarının yaptığı ortak açıklamada, Alman ekonomisinde büyüme tahminlerinde aşağı yönlü revizenin, ekonomide toparlanma sürecinin beklenenden daha yavaş olmasından kaynaklandığı belirtilerek, “Koronavirüs salgını Alman ekonomisinde önemli izler bırakıyor ve salgının etkisi bahar döneminde tahmin edilenden daha kalıcı duruyor.” ifadesine yer verildi. Açıklamada, ekonomide toparlanmanın, özellikle restoranlar, turizm ve hava taşımacılığı gibi sosyal hayatla bağlantısı yüksek olan sektörler tarafından baltalandığına ve şirket yatırımlarının öz sermaye sorunlarından dolay yavaşladığına vurgu yapılarak, toparlanmanın salgında yara almasına rağmen ihracat tarafından desteklendiği ifade edildi. Öte yandan, düşünce kuruluşları, bankacılık sisteminde Kovid-19’tan kaynaklanan risklere rağmen, finansal sistemin istikrarı için alınan tedbirler göz önüne alındığında bir finansal kriz öngörmüyor. Ayrıca, bankaların kredi vermeye devam etmesi bekleniyor. Alman ekonomisine ilişkin rapor, Münih merkezli Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo), Berlin merkezli Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin), Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW), Halle Ekonomik Araştırma Enstitüsü (IWH) ve Essen Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü'nce (RWI) ortaklaşa hazırlandı.
Bakan Albayrak Dış Ticaret Rakamlarını Değerlendirdi:
ANKARA (AA) - Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomi Programı (YEP) hedefleri kapsamında ihracatta, sanayide, üretimde ve ekonominin her alanında yeni bir döneme girildiğini belirterek, 'Ekim ayında 13 günde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 92,1'e çıkarken altın hariç bu rakam yüzde 101,8. Güçlü bir ekonomi için bu oranları daha da yukarı taşıyacağız.' ifadelerini kullandı.Albayrak, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, 1-13 Ekim dönemindeki dış ticaret rakamlarını değerlendirdi.YEP hedeflerine dikkati çeken Albayrak, 'YEP hedefleri kapsamında ihracatta, sanayide, üretimde ve ekonominin her alanında yeni bir döneme girildi. Ekim ayında 13 günde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 92,1'e çıkarken altın hariç bu rakam yüzde 101,8. Güçlü bir ekonomi için bu oranları daha da yukarı taşıyacağız.' değerlendirmesinde bulundu.Bakan Albayrak, mesajında yer verdiği infografikte de söz konusu dönemde yapılan ihracat ve ithalat rakamlarını paylaştı.Buna göre, Türkiye 1-13 Ekim'de 6 milyar 909 milyon dolarlık ihracat, 7 milyar 501 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Söz konusu dönemde altın hariç ihracat tutarı 6 milyar 720 milyon doları, ithalat ise 6 milyar 600 milyon doları buldu.
Ekonomik Krizdeki İran, Irak'taki 5 Milyar Doların Peşinde
TAHRAN (AA) - İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti, pazartesi günü Bağdat'a yaptığı ziyaretin başarılı geçtiğini belirterek, 'Irak'taki 5 milyar dolardan fazla mali kaynağımızı kullanabileceğimizi ümit ediyorum.' dedi.Himmeti, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından İran'ın yurt dışında bloke edilen parasıyla ilgili gazetecilere açıklamalarda bulundu. İran'ın parasının bloke edildiği ülkelerle müzakerelerin sürdüğünü aktaran Himmeti, 'Irak'a yaptığımız son ziyaret başarılı geçti. Irak'taki 5 milyar dolardan fazla mali kaynağımızı kullanabileceğimizi ümit ediyorum.' ifadelerini kullandı. ABD Başkanı Donald Trump'ın son günlerde İran'a yönelik baskıyı artırdığını hatırlatan Himmeti, 'Mali kaynaklarına yönelik kısıtlamalar nedeniyle İran'ın on milyarlarca doları ülke dışında bloke edildi. İran ile çok iyi ilişkilere sahip ülkeler bile ABD yaptırımları nedeniyle mali kaynaklarımızdan yararlanmamıza izin vermedi.' diye konuştu. Döviz kurundaki artışa da değinen Himmeti, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve ABD'nin devam eden yaptırımları dolayısıyla piyasanın 'karmaşık bir hale düştüğünü' ve bunun da toplumda olumsuz beklentilere yol açtığını sözlerine ekledi. Himmeti, 12 Ekim'de Iraklı mevkidaşı Mustafa Galib ve Irak Ticaret Bankası Başkanı Salim Cevad Abdulhadi el-Çelebi ile yaptığı görüşmelerin ardından 'İran Merkez Bankası'yla Irak Ticaret Bankası arasında, ülkemizin mali kaynaklarının serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varıldı.' açıklamasında bulunmuştu.ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ABD Başkanı Trump, 8 Mayıs 2018'de nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurmuş ve İran'ın ABD dolarına erişimini, devlet tahvili satmasını, altın ve diğer değerli madenler ile çelik, alüminyum, kömür gibi metallerle ticaret yapmasını ve yolcu uçağı ya da parçalarını ithal etmesini engelleyen yaptırım paketini 3 ay sonra resmen hayata geçirmişti.ABD'nin İran'a yönelik ikinci yaptırım paketi, 180 günlük sürenin dolmasının ardından 5 Kasım 2018'de devreye girmişti.Buna göre İran Ulusal Petrol Şirketi, İran Petrol Ticaret Şirketi ve Ulusal Tanker Şirketine uluslararası kısıtlamalar getirilirken, ekonomisi büyük ölçüde petrole dayalı İran'dan petrol ve ürünlerinin satışına yaptırımlar uygulanmıştı.
Reklam
Meddahlık Geleneğinin Son Temsilcilerinden: Erol Günaydın
İSTANBUL (AA) - AHMET ESAD ŞANİ - Yönetmen, senarist ve oyuncu Erol Günaydın, ölümünün 8. yılında anılıyor.Kavuklu Hamdi ve İsmail Dümbüllü'nün ardından meddahlık geleneğini sürdüren ünlü oyuncu, Trabzon'un Akçaabat ilçesinde 16 Nisan 1933'te dünyaya geldi.Babası Kazım Bey'in çocuklarının eğitimi için İstanbul'a gelmesiyle Günaydın da eğitimine burada başladı.Tiyatroya ilk adımını attığı Galatasaray Lisesi'nde eğitim gören usta oyuncu, askerliğini Ağrı'nın Diyadin İlçesi'nde yedek subay öğretmen olarak yaptı.Öğretmenlerini hicvettiği küçük gösteriler yapan Günaydın, İstanbul Şehir Tiyatrolarının sınavını kazanarak tiyatro kariyerine başladı.Günaydın, Haldun Dormen Cep Tiyatrosunda 1955'te 'Papaz Kaçtı' oyunuyla profesyonel oyunculuk yaşamına adım attı.İlk kez 1960'ta 'Yeşil Kurbağalar' sinema filminde rol alan oyuncu, meddah gösterilerinin yanı sıra tipleme ve seslendirmeleriyle de akıllarda kaldı.İzmir turnesine çıktığında tanıştığı Güneş hanım ile evlenen Günaydın'ın Ayşe, Fatoş ve Günfer adından 3 çocuğu oldu.Akbank Çocuk Tiyatrosunun yöneticiliğini yapan ve Dormen Tiyatrosunda birçok oyununda yer bulan Günaydın, Tuncel Kurtiz, Suna Keskin, Erol Keskin ve Cahit Irgat ile Genar Tiyatrosunu kurdu.Günaydın, 'Güzel Bir Gün İçin' filmiyle 1967'de Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'En İyi Senaryo Ödülü' ve 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü aldı.Çok sayıda film, tiyatro oyunu ve televizyon dizisinde rol alan ünlü oyuncu TRT'de yayınlanan Çiçek Taksi dizisindeki rolüyle büyük ilgi gördü.Ayı Yogi, Yüzüklerin Efendisi filminde Bilbo Baggins, Yukarı Bak adlı animasyonda Carl Fredricksen ve Hz. Muhammed Son Peygamber çizgi filminde seslendirdiği Ebu Talip karakterleri sayesinde sesiyle de akıllarda kalan oyuncu, Disko Kralı programına konuk olarak katıldı ve Athena'nın Arsız Gönül ile Emre Altuğ'un Aşk-ı Kıyamet kliplerinde oynadı.Emine Algan'ın ünlü oyuncuyla gerçekleştirdiği söyleşiler 2007'de 'İki Kalas Bir Heves' kitabında okuyucuyla buluştu.İstanbul'da bir hastanede böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gören Günaydın, 15 Ekim 2012'de hayatını kaybetti. Günaydın'ın cenazesi 17 Ekim'de Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı'nda toprağa verildi.Seslendirmelerle birlikte 160 yapımda görev alan Erol Günaydın, 70'ten fazla sinema filminde farklı rollerle seyirci karşısına çıktı.Günaydın, 'Yorgun Matador', 'Fişne Pahçesu', 'Soyut Padişah', 'Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı', 'Yaygara Yetmiş', 'Devri Süleyman', 'Kalbin Sesi', 'Martı', 'Ayı Masalı', 'Altın Yumruk', 'Müfettiş', 'Zafer Madalyası', 'Kleopatra'nın Mezarı' ve 'Papaz Kaçtı'nın da arasında bulunduğu çok sayıda tiyatro oyununda rol aldı.Ünlü oyuncu 'Saat Sabahın Dokuzu', 'İnsanlar Yaşadıkça', 'Doktorlar', 'Bir Ömrün Bedeli', 'Mahallenin Muhtarları', 'Çiçek Taksi', 'Tatlı Kaçıklar', 'Bir Demet Yerli Film', 'Cennet Mahallesi', 'Akasya Durağı' ve 'Balkan Düğünü' gibi televizyon dizilerinde yer aldı.Günaydın'ın yer aldığı diğer yapımlardan bazıları ise şöyle:'Güneşi Gördüm', 'Orada', 'Nekrüt', 'Destere', 'O Kadın', 'Beyaz Melek', 'Geçmiş Zaman Olur ki', 'İlk Aşk', 'Kınalı Kuzular: Bedeli Çanakkale'de Ödendi', 'Menekşe Koyu', 'Herşeyi Bitirdik', 'Süper Baba', 'Biz Doğarken Gülmüşüz', 'Hoşgeldin Ramazan', 'Çantada Keklik', 'Acı Lokma', 'Gelmeyin Üstüme', 'Kıratlı Süleyman', 'Savunma', 'İki Milyarlık Bilet', 'Bu Muhtar Başka Muhtar', 'Şaşkın Gelin', 'Tepedeki Ev', 'Düğün', 'İntikam Yemini', 'Eşrefpaşalı', 'İki Gemi Yan Yana', 'Yaman Gazeteci', 'Yeşil Kurbağalar'.
Reklam
"Girişimci Kadınlar,  Büyümenin Ve Kalkınmanın Önemli Aktörleri Konumunda"
İSTANBUL (AA) - ÇİĞDEM ALYANAK - Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu, kadınların ürettiği ve hayata geçirdiği projelerin bilim, sanayi, endüstri, teknoloji gibi alanlarda da görünürlük kazanmasıyla, kadınların çalışma hayatına katılımı ve kadın iş gücü oranının giderek arttığını belirterek, 'Yani bugünün Türkiye'sinde girişimci kadınlar, ortaya çıkartacakları yeni ekonomik değerler ve fırsatlarla, büyümenin ve kalkınmanın önemli aktörleri konumunda.' dedi.Kadınların girişimcilik yeteneklerinin artırılması, teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, katma değer ve nitelikli istihdam yaratma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürebilmeleri amacıyla, TÜBİTAK Marmara Teknokent, KADEM, Bilişim Vadisi ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) iş birliğiyle 5-23 Ekim tarihleri arasında 5. İnovasyonda Kadın Girişimcilik Kampı düzenlendi. 'Bir Fikrim Var ve Ona Hayat Vermek İstiyorum' diyerek 22 Şubat-30 Ağustos 2020 tarihleri arasında başvuruda bulunan 235 proje arasından seçilen 30 kadın girişimci bu kampta, Girişimcilik ve Start Up Ekosistemi, Start Up Analizi ve Teknolojik Olgunluk, Girişimcilikte Liderlik, İş Fikirleri Swot Analizi, İş Hukuku ve Mentörlük gibi pek çok başlık altında eğitim ve uygulamadan yararlanma imkanı elde etti. KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu, 'İnovasyonda Kadın Girişimcilik Kampı'nın önemi, kadın girişimcilere kattığı kazanımlar, bu kampta verilen eğitimler ve Türkiye'deki kadın girişimci potansiyelini AA muhabirine değerlendirdi. 'Kadınları, girişimcilik yolculuklarında desteklemek istedik'İnovasyonda Kadın Girişimcilik Kampı'nın kurulma amacına ilişkin bilgi veren Gümrükçüoğlu, KADEM olarak 2015 yılında İnovasyonda Kadın Projesi'ni hayata geçirirken öncelikle kadın girişimcilere ulaşarak, bir iş kurmaya niyetli olan ya da işini kurmuş ama henüz hayal ettiği başarıya ulaşamamış kadınlara inovasyon yeteneğini kazandırmayı amaçladıklarını söyledi. Girişimci kadınlara, inovatif fikirlerini teşebbüse dönüştürebilmeleri için ihtiyaç duydukları her konuda rehberlik yapmak, onları girişimcilik yolculuklarında desteklemek istediklerini belirten Gümrükçüoğlu, 'Bu alanda ülkemizde ve dünyada eksiklikler olduğunu gördük. Günümüzde başarılı işletmeler kurmanın ve ekonomiye katma değer üretmenin yolu artık doğru işi doğru şekilde ve doğru zamanda piyasa ile paylaşmaktan geçiyor. Biz de herkesin kendi 'doğru'sunu bulabilmesi için girişimci kadınlara vizyon katmaya çalışıyoruz.' dedi. Bu yıl, TÜBİTAK Marmara Teknokent yürütücülüğünde, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), Bilişim Vadisi, TOBB ETÜ iş birliğiyle hayata geçirdikleri bu proje ile kadınların sektörel girişimcilik yeteneklerinin artmasını ve bu sayede yeni istihdam alanlarının oluşmasına katkı sağlamayı hedeflediklerini aktaran Gümrükçüoğlu, bu proje sayesinde kadın girişimciliğini daha da yaygınlaştırmak istediklerini ifade etti. İnovasyonda Kadın Girişimcilik Kampı'nın kadın girişimcilere kattığı kazanımlara değinen Gümrükçüoğlu, sözlerine şöyle devam etti:'İnovasyonda Kadın Girişimcilik Kampı'na katılan bir hayali yahut parlak bir fikri olan kadınlar, öncelikle yeteneklerinin farkına varıyor ve bu yolda yalnız olmadıklarını görüyorlar. Bu proje sayesinde, fikirlerini ve hayallerini projeye dönüştürmüş, projelerini hayata geçirerek kendi işlerini kurmuş, ulusal ve uluslararası ödüller almış kadınların başarı hikayelerine şahit oluyorlar. Kadınların girişimcilik alanında rol modeller tanımaları, üstelik bu rol modellerin de kadınlar arasından seçilmesi onları cesaretlendiriyor. Kendileri gibi girişimci olan kadınların başarı hikayeleriyle karşılaşmak dahi istek ve öz güvenlerinin artması noktasında çok önemli bir motivasyon kaynağı.Katılımcılar, kamp süresince fikirlerini nasıl geliştirebilecekleri, sektörde kendilerine nasıl yer bulacakları ile ilgili de bilgi ve tecrübe ediniyorlar. Fikir bulma, planlama, teşebbüs ve uygulamaya dair 2 hafta boyunca akademisyenler ve alanında uzman eğitmenler tarafından eğitim alıyorlar. Seçilen 5 kadın girişimcinin kendi şirketini kurması, TÜBİTAK ve KOSGEB'in verdiği desteklerden herhangi birini alması durumunda biz de KADEM olarak her girişimciye 25 bin TL destek sunuyoruz. Ayrıca TÜBİTAK Marmara Teknokent Kuluçka Merkezi (MARTEK) de katılımcılara proje çalışmaları için ilk bir yıl ücretsiz yer tahsisinde bulunuyor.'Süreç içerisinde ise KADEM olarak kadın girişimcilerin temel problemlerini gözlemleme imkanı bulduklarını ve çözüm üretme noktasında yeni adımlar atmaya başladıklarını aktaran Gümrükçüoğlu, 'Örneğin, kadın girişimcilerin en çok sorun yaşadıkları konunun ticarileşme olduğunu, içeriği güçlü olan projelerin dahi ticarileştirme aşamasında ilerleme kaydetmesinin zorluklarını gördük. Bu sebeple kendi projelerini hayata geçirmeye başladıklarında da girişimcileri yalnız bırakmıyor, onları bir yıl boyunca desteklemeye devam ediyoruz. Verilen her desteğin ülkemiz için faydaya dönüşerek, gerek dünyada gerek yurt içinde gurur kaynağımız olduğuna şahitlik ediyoruz.' ifadelerini kullandı.Kadın girişimcilere kampta verilen eğitimleri anlatan Gümrükçüoğlu, 'TÜBİTAK Marmara Teknokent hakemleri tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda projeleri seçilen ve girişimcilik kampına girmeye hak kazanan kadın girişimciler, alanlarında uzman akademisyenler, eğitmenler, girişimciler tarafından verilen finans ve pazarlama eğitimlerini de içeren geniş bir yelpazede girişimcilik dersleri alıyorlar. Ticari süreç içinde önlerine çıkacak her türlü sorunu çözmeye yönelik donanıma sahip oluyorlar.' dedi.Gümrükçüoğlu, bu yıl salgın sebebiyle online olarak gerçekleştirdikleri kampta kadınlara; Girişimcilikte Potansiyeli Hayata Geçirmek, Girişimcilikte İş Modeli Geliştirme, Proje Döngüsü, Girişimcilikte Pazar Analizi, Girişimcilikte Pazarlama, Değer Teklifi Oluşturma, Girişimcilik ve Start up İş Planı Geliştirme Dinamikleri, İş Planı Sunum Hazırlama, Girişimcilikte Maliyet Analizi, Ulusal ve Uluslararası Fikri Mülkiyet Süreçleri, Girişimciler İçin İletişim Atölyesi, Girişimcilikte Güçlükleri Aşmak ve Liderlik, Girişimcilikte Fizibilite eğitimlerinin verildiğini söyledi. 'Kadınların çalışma hayatına katılması, gelişen ekonomiler için stratejik zorunluluk haline geldi'Türkiye'deki kadın girişimci potansiyelini değerlendiren Gümrükçüoğlu, şunları dile getirdi:'Dünyada ve ülkemizde ekonomik kalkınma, girişimciliği de kapsayan önemli bir başlık. Özellikle son yıllarda girişimciliğin kadınları güçlendiren çalışma alanlarından biri haline geldiğini ve başarılı kadın girişimcilerin sayısının arttığını görüyoruz.Günümüzde iş dünyasına katılımı yetersiz olan, bilgi, beceri ve yeteneğinden yeteri kadar yararlanılmayan kadınların, çalışma hayatına büyük oranda katılması ve daha etkin rol alması, gelişen ekonomiler için stratejik zorunluluk haline geldi. Çünkü kadınların iş gücü piyasasında var olması, ekonomiye ivme kazandıracaktır. Ekonomisi güçlenen Türkiye dünyada dengelerin değişmesine vesile olacak, ülkemizin uluslararası arenada itibar kazanması sağlanacaktır. Bu sebeple kadın girişimciliğinin, yeni iş sahaları oluşturması ve yeni istihdam fırsatları yaratması açısından çok ciddiye alınması gerekiyor.'Türkiye'de 2002 yılında kadın girişimcilerin oranı yüzde 4 iken bugün bu oranın yüzde 8,8 olduğunu belirten Gümrükçüoğlu, 'Son yıllarda bu durumun önemi, toplumun her kesimi tarafından hızla kavranmaktadır. KADEM’in İnovasyonda Kadın projesine de 2016 yılında 150 girişimci başvuruda bulunmuştur. 2017 yılında bu sayı 200'e 2019 yılında ise 275'e ulaştı. Bu yıl ise projeye başvuran kadın girişimci sayısı 235'tir. Yani fikirlerini projeye dönüştürmek ve girişimci olmak için alan ve imkan arayan kadınlar, bu proje vesilesiyle hayallerini gerçekleştirebilmektedir. Kadınlardaki girişimcilik potansiyelini ve isteğini görmek bizim için çok kıymetli, ülkemiz için ise son derece umut verici.' dedi.Toplumda kadın girişimcilerin kendi yetenek ve potansiyellerini el işi, yemek sektörü, tekstil gibi sınırlı alanlarda ortaya koyabileceklerine dair bir algı olduğunu ifade eden Gümrükçüoğlu, 'Ama bugün bilişim ve teknolojinin, kadın girişimciler için de önemli fırsatlar içerdiğini ve kadınların bu alanda da başarılı bir şekilde yer edindiğini görüyoruz. Kadınların ürettiği ve hayata geçirdiği projelerin bilim, sanayi, endüstri, teknoloji gibi alanlarda da görünürlük kazanmasıyla, kadınların çalışma hayatına katılımı ve kadın iş gücü oranı giderek artıyor. Yani bugünün Türkiye'sinde girişimci kadınlar, ortaya çıkartacakları yeni ekonomik değerler ve fırsatlarla, büyümenin ve kalkınmanın önemli aktörleri konumunda.' değerlendirmesinde bulundu.Kadın girişimcilerin kendilerine sağlanan destekler konusunda bilgi sahibi olmaları ve bu imkanlardan yararlanabilmeleri noktasında Türkiye'nin önemli bir yol kat ettiğini aktaran Gümrükçüoğlu, 'Devletin kadın girişimciliğine yönelik politikaları, yayınlar, üniversitelerin yaptığı çalışmalar, sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği eğitim ve destek programları sayesinde kadınların da bilinç ve farkındalığı arttı.' dedi.'Hayal etmeye, fikir üretmeye ve çalışmaya devam edin'KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Gümrükçüoğlu, kadın girişimci adaylarına şu mesajı verdi:'Kadın girişimci adaylarına KADEM Yönetim Kurulu Başkanı olarak şunu söylemek isterim: Hayal etmeye, fikir üretmeye ve çalışmaya devam edin. 'Bir Fikrim Var' diyen herkesi İnovasyonda Kadın projemizde görmek ve kampımızda ağırlamak istediğimizi, başarılarına katkı sağlamaya ve karşılaştıkları engelleri aşmaları için onlara rehberlik etmeye devam edeceğimizi özellikle sizin vesilenizle de vurgulamak istiyorum. Ödül törenimiz de online olacak. Herkesi toplantımıza davet ediyorum. Törenimizin ardından biz yeniden, projemizin yeni dönem başvuruları için ilana çıkacağız. İnovasyonu hayatının merkezine yerleştiren tüm kadınlardan yeni projelerini bekliyoruz.' İnovasyonda Kadın projemize başvuran, kamplarımıza katılan ve ödül alan projelere baktığımızda iyi ki bu yola çıkmışız diyoruz. Bugün geldiğimiz noktada artık biliyoruz ki, bir fikri ve hayali olan, bir şeyler yapmak isteyen ama nereden ve nasıl başlayacağını bilmeyen, imkan bulamadığı için projesini teşebbüse dönüştüremeyen ve destek bekleyen daha pek çok kadın var. Kadınların girişimcilik konusunda ne kadar geniş ve yaratıcı hayalleri olduğunu heyecanla müşahede ettiğimiz bu 5 yıllık süreçte, onların ilgi ve yeteneklerini, organizasyon gücünü, sabır ve çalışkanlıklarını da bir kez daha gördük. Teşvik edildiklerinde ve destek gördüklerinde neleri başarabildiklerini gururla takip ettik.'
8. Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin Jüri Üyeleri Belli Oldu
İSTANBUL (AA) - Anadolu Sinemacılar Derneği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 8'inci Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin jüri üyeleri açıklandı. 29-31 Ekim'de gerçekleştirilecek festivalde, Ulusal Kısa Film Yarışması Jüri Başkanı Türkiye Sinema ve Audiovisuel Vakfı (TÜRSAK) Başkanı Elif Dağdeviren oldu. Ulusal Kısa Film Yarışması kategorisinin diğer jüri yeleri ise Görüntü Yönetmenleri Derneği (GYD) kurucu üyesi Engin Özkaya, yönetmen Banu Sıvacı, dizi ve tiyatro oyuncusu Sermet Yeşil ile oyuncu Beste Bereket olarak belirlendi.
8. Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin Jüri Üyeleri Belli Oldu
İSTANBUL (AA) - Anadolu Sinemacılar Derneği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 8'inci Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin jüri üyeleri açıklandı. 29-31 Ekim'de gerçekleştirilecek festivalde, Ulusal Kısa Film Yarışması Jüri Başkanı Türkiye Sinema ve Audiovisuel Vakfı (TÜRSAK) Başkanı Elif Dağdeviren oldu. Ulusal Kısa Film Yarışması kategorisinin diğer jüri yeleri ise Görüntü Yönetmenleri Derneği (GYD) kurucu üyesi Engin Özkaya, yönetmen Banu Sıvacı, dizi ve tiyatro oyuncusu Sermet Yeşil ile oyuncu Beste Bereket olarak belirlendi.
Reklam