Seta'nın Afrika Raporundan:
İSTANBUL (AA) - Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Pekin ve Ankara yönetimlerinin Afrika kıtasındaki ekonomik ve siyasi rekabetinin karşılaştırmalı bir şekilde ele alındığı 'Afrika'da İş Birliği ve Rekabet Türkiye ve Çin' başlıklı rapor yayımlandı.SETA'dan yapılan açıklamaya göre, Deniz İstikbal tarafından kaleme alınan raporda iki yükselen gücün son yıllarda Afrika'ya yönelik artan girişimleri ve yatırımları farklı açılardan masaya yatırıldı.Afrika'nın sahip olduğu jeopolitik konumu ile stratejik ticaret geçiş güzergahlarında yer alışı, zengin enerji ve yer altı kaynakları, tarım potansiyeli, büyüyen ve gelişen pazarıyla küresel aktörlerin çekim ve güç merkezi olduğuna dikkat çekilen raporda, kıtanın sahip olduğu potansiyelin, onu küresel siyaset ve ekonomi sahnesinde büyük güçler nezdinde rekabet sahasına dönüştürdüğü aktarıldı.Afrika'nın Avrupalı ülkeler tarafından paylaşılan ve sömürgeleştirilen ülkelerinin ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren kağıt üzerinde bağımsızlıklarına kavuştukları belirtilen raporda, 'Batılı ülkelerin bağımsızlık sonrası Afrika ülkeleri ile olan ilişkilerinde benimsedikleri post-kolonyalist ve üstten bakan dayatmacı tavır ikili ilişkilerde bağımlılığı beraberinde getirmiştir. Uluslararası finans kuruluşlarının kredi, yardım ve hibelerine rağmen yoksulluktan kurtulamayan birçok Afrika ülkesi iç savaşların veya farklı etnisiteler arasındaki güç mücadelesinin pençesinden kurtulamamıştır. 422 milyon kişinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı, 600 milyondan fazla insanın elektriğe ulaşımının olmadığı, 783 milyon Afrikalının temiz suya erişiminin sınırlı olduğu kıta temel gıda ürünlerinde yardıma muhtaçtır.' ifadelerine yer verildi.'Türkiye ve Çin'in, Afrika’nın gelişmesine daha fazla katkı sunabilir'Raporda, Afrika'da ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya'nın ön plana çıktığı ancak kıtanın gelişme hikayesine dahil olan iki yükselen güç olarak Türkiye ve Çin'in Afrika'da dair bir sömürgeci geçmişe sahip olmamasının onları diğer güçlerden ayrıştırdığı ve bu sayede kıta ülkeleriyle kurdukları ilişkilerin de imajlarına olumlu katkı sunduğu ifade edildi.Afrika'nın 21. yüzyılda ihtiyaç duyduğu ekonomik kalkınma dış ülkelerden gelecek yatırımlarla doğrudan bağlantılı olduğu, ancak Batılı ülkelerin tek tarafın kazançlı çıktığı bir ilişkiyi tercih etmesi diğer aktörlerin kıtada ön plana çıkmasını sağladığı vurgulanan raporda, Türkiye ve Çin'in, Afrika’nın gelişmesine daha fazla katkı sunabileceğine, ayrıca iki aktörün ekonomik kalkınma girişimlerinin kıta ülkeleri için alternatiflerin olduğuna işaret ettiğine dikkat çekildi.Çin ve Türkiye'nin Afrika'da yapabilecekleri birçok iş birliği alanı olduğu, fakat Çin'in uluslararası yatırımlar ve yardımlar gibi konularda daha çok kendi başına hareket etmeye meyilli olduğu ifade edilen raporda şunlar kaydedildi:'Türkiye Çin'den farklı olarak demokrasi tecrübesine ve İslam medeniyetinin tarihsel hafızasına sahiptir. Afrika'da sayıları 28'e ulaşan Müslüman ülkenin bulunması Türkiye'yi Çin'e kıyasla daha avantajlı bir konuma taşımaktadır. Ancak Çin'in sahip olduğu devasa finansal kaynaklar Afrika ülkeleri için daha büyük finansal imkanlar sunmaktadır. Fakat Çin'in borç tuzağı olarak adlandırılan eleştirilere karşı geliştirdiği argümanların yetersiz olması Türkiye'yi daha cazibeli hale getirmektedir.'Ayrıca Türkiye ve Çin'in, Afrika'da var olan politik yaklaşımlarının ekonomi politik bir perspektifle analiz edildiği raporda iki ülkenin kıta ülkeleriyle kuracakları ilişkilerde dikkat etmeleri gereken birtakım önerilere de yer verildi.Raporun tam metnine SETA'nın internet sitesi www.setav.org adresinden ulaşılabilir.
Yunan Mahkemesinden Suç Örgütü Altın Şafak Yöneticilerine "Tutuklama" Kararı
ATİNA (AA) - Yunan mahkemesi, 13'er yıl hapis cezasına çarptırılan aşırı sağcı suç örgütü Altın Şafak Partisinin lideri Nikos Mihaloliakos ve yönetici kadrosunun tutuklanarak hapse girmesine karar verdi.Başkent Atina'daki Temyiz Mahkemesi, partinin lideri Mihaloliakos ve diğer yöneticileri Ilias Kasidiaris, Yiannis Lagos, Giorgos Germenis, Ilias Panagiotaros, Panagiotis Iliopoulos ve Nikos Papas'a verilen 'hapis cezalarının ertelenmesi' talebini reddetti. Kararın ardından 7'si 'suç örgütü yönetmekten' suçlu bulunan lider kadrosu olmak üzere Altın Şafak'ın toplam 39 üyesi hapse girecek. Dava kapsamında yargılanan 51 sanıktan diğer 12'sinin cezaları ise ertelendi.Yunan medyasındaki haberlerde, tutuklanma kararı verilen Altın Şafak üyelerinin kendi rızalarıyla polise giderek teslim olmaya başladığı aktarıldı.Suç örgütü ilan edilmiştiTemyiz Mahkemesi, 5 yılı aşkın süredir devam eden davada, Altın Şafak'ın suç örgütü olduğuna hükmetmişti.Atina'nın Keratsini semtinde 2013'te sabaha karşı Altın Şafak Partisi üyesi Yorgo Rupakias, şarkıcı Pavlos Fissas'ı kalbinden bıçaklayarak öldürmüştü.Vatandaşı Koruma Bakanlığı, aşırı sağcı partinin suç örgütü kapsamına alınması için soruşturma başlatmıştı. Altın Şafak Partisi lideri Mihaloliakos, bazı eski parti mensubu milletvekilleri ve üyelerinin de yer aldığı sanıklar, suç örgütü kurmak, bu örgütte yer almak ve yönetmek, kara para aklamak, şantaj, izinsiz silah bulundurmak ve ırkçı şiddet eylemleri düzenlemek suçlarından yargılanıyordu.Yönetici kadrosunda Türk bayrağını yırtan Lagos da varCeza alanlar arasında bulunan eski Altın Şafak milletvekili Lagos, ocakta Avrupa Parlamentosunda (AP) yaptığı konuşma sırasında, Türk bayrağını yırtmıştı.Altın Şafak Partisi'nden 2019'da AP milletvekilliğine seçildikten sonra bu partiden istifa eden Lagos, 'Ulusal Halk Vicdanı' adı altında kendi partisini kurmuştu.47 yaşındaki Lagos, ırkçı faaliyetleri ve yüz kızartıcı pek çok suç nedeniyle şimdiye kadar 2 kez tutuklanmış ve ceza almıştı.Parlamentoda 3. parti konumuna yükselmişti1980'de ırkçı ve Neonazi yanlısı görüşleriyle tanınan Nikos Mihaloliakos tarafından kurulan Altın Şafak Partisi, mali kriz döneminde ülkenin 3. partisi konumuna yükselerek 2012'deki seçimlerde 300 sandalyeli parlamentoda 18 sandalye ile ilk kez meclise girmeyi başarmıştı.Yunanistan'da 2019'da yapılan genel seçimlerde, Altın Şafak yüzde 2,93 oy oranıyla yüzde 3'lük seçim barajını aşamadığı için parlamento dışında kalmıştı.
3. Türkiye 2023 Zirvesi
İSTANBUL (AA) - Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Türkiye'nin önünde 2023, 2053, 2071 hedefleri olduğunu belirterek, 'Önümüzdeki dönem, şehirlerimizin akıllı şehir uygulamaları ile gelişeceği, günlük hayatımızın bu uygulamalarla kolaylaşacağı, şehirlerimizin dünya şehirleriyle yarışacağı bir dönem olacaktır.' dedi.Turkuvaz Yayın Grubu'nun yayın organlarından Sabah gazetesinin düzenlediği 3. Türkiye 2023 Zirvesine videokonferans aracılığıyla katılan Bakan Kurum, burada yaptığı konuşmada akıllı şehirlere ilişkin projeleri anlattı. Gelecek nesilleri anlayan ve kendini dünyaya anlatan şehirler inşa etmenin sorumluluğunu yaşayarak, tüm şehirlerde gelecek 50 yılın ve 100 yılın planını yaptıklarını belirten Kurum, Cumhuriyetin 100'üncü yılında sanayi, tarım, enerji, ekonomi ve şehircilik alanında dünyanın en başarılı ülkeler arasında Türkiye'nin yer almasını istediklerini kaydetti. Bir şehre akıllı, marka veya geleceğin şehri demek için orada okullarıyla parklarıyla yeşil alanlarıyla kreşleriyle kütüphaneleriyle sosyal, kültürel ve tarihi alanlarıyla gelecek nesillerin yetişeceği ortamın en iyi şekilde sunulması gerektiğini anlatan Kurum, bir şehrin, estetik, silüet, tarihi ve kültürel doku ve yeşil alan açısından son derece güzel ve korunmuş olmasının önemli olduğunu vurguladı.Bakan Kurum, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Tarımdan sanayiye, ulaşımdan yeşil alanlara kadar şehirlerimizin asırlık planlamalarını ortaya koyan 'Türkiye Mekansal Strateji Planımızı' tamamlıyoruz. Merkezinde insan olan kentsel dönüşümle afetlere hazır, kimlikli, engelli dostu şehirler inşa ediyoruz. Yatay mimariye sadık kalarak, dar gelirli vatandaşlarımızı ev sahibi yapmak için on binlerce yeni sosyal konut üretiyoruz. Millet Bahçeleri, ekolojik koridorlar ve yeşil alanlarımızı artırıyoruz. Doğal koruma alanı büyüklüğümüzü yüzde 9'dan yüzde 17'ye çıkarıyoruz.'Sıfır Atık çatısı altında yüzlerce yeni çevre projesini iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürüttüklerini kaydeden Kurum, bölgesel eylem planları hazırladıklarını söyledi. Enerji verimli, sıfır atık uyumlu ve akıllı teknolojilerle donatılmış binalar inşa ettiklerini dile getiren Kurum, 'Coğrafi Bilgi Sistemleri' geliştirdiklerini, dijital dönüşümü tamamlayacak adımları tek tek attıklarını belirtti.'Yeni ihtiyaçlara uygun yatırımlara yöneleceğiz'Şehirlerin çağını yakalayıp ötesine geçmesinin önemli olduğunu ifade eden Kurum, şöyle konuştu:'Şehirlerimizde bir yandan tarihi, kültürü, medeniyeti koruyacak, diğer yandan yeni ihtiyaçlara uygun yatırımlara yöneleceğiz. Bu ikisini birlikte başarmadan şehirlerimize hakkıyla hizmet etmiş olamayız. Bugünkü toplantımız, geleceğin şehirleri konusunda bize yol gösterecek olması bakımından gerçekten önemlidir. Bugün, şehirlerimizde yeni normale ve dijital çağa uyumun yol haritalarını hazırlıyor, yerel yönetimlerimizi, hizmetlerini kolaylaştıracak akıllı sistemlerle donatıyoruz. Bu çalışmaları belli bir program dahilinde, sistematik bir şekilde ortaya koyabilmek için, 24 Aralık 2019 tarihinde Milli Akıllı Şehirler Eylem Planımızı açıkladık.'Kurum, Milli Akıllı Şehirler Eylem Planının, Türkiye'de ilk, dünyada ise Amerika, Hollanda ve Avustralya'dan sonra dördüncü olma özelliğini taşıdığı bilgisini verdi.Kurum, 'Eylem planlarıyla artık her şehrin kendine Özgü bir Akıllı Şehir Stratejisi olacak. Geliştirdiğimiz Akıllı Şehir uygulamalarıyla, tüm illerimiz birbirine entegre olacak. Adeta şehirlerimiz birbirleriyle konuşacak. Yani Artvin'de öncelikli sorun, iklim değişikliğinden kaynaklanan aşırı yağışlara bağlı sel felaketi ise çalışmalarımızı bu yöne kaydırıyoruz. Artvin'in trafik sorununu ise ikincil sorun olarak çözüyoruz. Şehrin ulaşım sorunu birinci sıradaysa ulaşımı öne alıyor, sağlıksa sağlığı öne alıyoruz.' diye konuştu.Belediyelerin yüzde 97'sinde akıllı şehirlere ilişkin bir izleme sistemi olmadığı için şehirlerin olgunluk seviyelerini ölçtüklerini belirten Kurum, 'Mesela, İstanbul'da atık toplama ve taşıma maliyeti 1 Milyar TL'nin üzerinde. Akıllı atık sistemleriyle yani çöp konteynerlerinin doluluk oranlarını, ayrıştırma oranlarını ölçen akıllı sistemlerle yazılımlarla sensörlerle bu masrafı çok büyük oranda azaltabiliriz.' dedi.Türkiye'ye yeni akıllı şehirler kazandırdıklarını kaydeden Kurum, Esenler'de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla birlikte 60 bin konutluk bir Akıllı Şehir inşa ettiklerini hatırlattı. Yerli ve milli akıllı şehir ürün ve hizmetlerini ihraç edeceklerini vurgulayan Kurum, şu değerlendirmelerde bulundu:'Akıllı Şehir Küresel Pazar Analizi'ne göre, dünyada akıllı şehirler pazarı büyüklüğü 2024 yılında 826 milyar dolar büyüklüğe ulaşacak. Şu an ülke olarak, bu pazardan aldığımız pay çok düşük bir seviyede. 2023'e kadar akıllı şehir uygulamalarımızı dünya pazarına güçlü bir şekilde sunarak ekonomimize yıllık en az 25-30 milyar liralık katkı sağlayabiliriz.''Trafik yönetimini merkezi bir yazılım üzerinden yöneteceğiz'Akıllı şehir teknolojilerinden söz eden Kurum, 'Önümüzdeki dönemde otonom araçlar, birbirleriyle iletişim halinde şehir hayatındaki yerlerini alacaklar. Trafik yönetimini, otopark sistemlerimizi anlık araç bilgileriyle merkezi bir yazılım üzerinden yöneteceğiz. Yerli otomobili elektrikli üretiyoruz. Bunun için elektrikli araç şarj istasyonlarına ihtiyacımız var. İmar planlarını da artık bu araçlara göre tasarlayacağız. Ben buradan genç arkadaşlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bakanlık olarak, özellikle Z nesli gençlerimiz için kuracağımız AR-GE merkezlerinde, 300 Millet Bahçemizde kuracağımız fikir atölyelerinde, Çevre ve Şehir Teknoloji Kamplarımızda şehirlerimizin ihtiyacı olan teknolojileri gelin birlikte geliştirelim.' şeklinde konuştu.Bakan Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son 18 yılda şehirleri, devrim niteliğinde projelerle tanıştırdıklarını vurgulayarak, 'Yapılamaz denilenleri yaptık, imkansız denilenleri gerçekleştirdik. Şimdi Türkiye'nin önünde, 2023, 2053, 2071 hedefleri var. Önümüzdeki dönem, şehirlerimizin akıllı şehir uygulamaları ile gelişeceği, günlük hayatımızın bu uygulamalarla kolaylaşacağı, şehirlerimizin dünya şehirleriyle yarışacağı bir dönem olacaktır. İnşallah bu hedefleri bakanlıklarımızla belediyelerimizle üniversitelerimizle iş dünyamızla ve aziz milletimizle el ele gerçekleştirecek, yeni başarı hikayelerini hep birlikte yazacağız.' dedi.
Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Mustafa: "Rejimin Yakıt Ve Ekmek Kriziyle Baş Edecek Gücü Yok"
ANKARA (AA) - ETHEM EMRE ÖZCAN - Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa, Beşşar Esed rejiminin, kontrol ettiği bölgelerde devam eden yakıt ve ekmek kriziyle baş edecek gücünün olmadığını belirterek, 'Rejimin kontrolündeki bölgelerde fırın ve akaryakıt istasyonlarının önündeki içler acısı manzaralar bizi derinden üzmektedir. Rejimin Suriye halkına çektirdiği çile son bulmalı.' dedi.Suriyeli muhaliflerin kurduğu Geçici Hükümetin Başkanı Mustafa, Esed rejimi kontrolündeki bölgelerde devam eden yakıt ve ekmek krizini, AA muhabirine değerlendirdi.Mustafa, Esed rejiminin, Suriye'de halka açtığı savaşta ülkenin ekonomisini çöküşe sürüklediğini ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya gücünün kalmadığını söyledi.Ülkedeki petrol kaynaklarının büyük bir kısmının rejimin kontrol edemediği bölgelerde yer aldığını hatırlatan Mustafa, 'Suriye, savaş öncesi petrol ihraç eden bir ülkeydi. Ancak rejim iç savaşla birlikte ülkenin tüm imkanlarını ve bütçeyi halka karşı açtığı savaşa harcadı. Dolaysıyla rejim, gelinen noktada kontrol ettiği bölgelerde halkın temel ihtiyaçlarını temin edemiyor. Her zaman olduğu gibi gerçeği yansıtmayan bahanelerin ardına sığınarak halkı kandırmaya çalışıyor.' diye konuştu.Mustafa, rejim bölgesindeki ailelerin pahalılık ve açlığın pençesinde yaşam mücadelesi verdiğine dikkati çekerek, 'Rejiminin kontrolündeki bölgelerde fırın ve akaryakıt istasyonlarının önündeki içler acısı manzaralar bizi derinden üzmektedir. Esed rejiminin Suriye halkına çektirdiği çile son bulmalı. Suriye halkı bu zulmü hak etmiyor.' şeklinde konuştu.Esed rejiminin son 3 haftadır derinleşen akaryakıt ve un krizini çözmeye gücünün yetmediğini vurgulayan Mustafa, 'Kontrol ettiği bölgelerde yaşanan akaryakıt ve ekmek krizinin üstesinden gelmeyen Esed rejimi, Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası'nı bahane ederek, işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Ancak herkes de iyi biliyor ki ABD'nin söz konusu yasayı uygulamaya başlamadan önce de akaryakıt ve temel ihtiyaçların karşılanması konusunda Esed rejimi yetersizdi.' ifadelerini kullandı.ABD Başkanı Donald Trump'ın 21 Aralık'ta imzaladığı ve 17 Haziran'da yürürlüğe giren 'Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası'na göre, rejimin yerli petrol üretimini geliştirmesine yardımcı olmanın ve rejim ile ticari ilişkide bulunmanın yaptırım cezaları bulunuyor.'Bölge halkı rejimin bahanelerinin hiçbirine inanmıyor'Mustafa, 'Rejim bölgesinde ekonomi çökmüş durumda, üretim yok, ihracat yok. Esed rejiminin yakıt ve ekmek kriziyle baş edecek gücü yok. Elinden bir şey gelmeyen bölge halkı ise artık rejimin bahanelerinin hiçbirine inanmıyor.' değerlendirmesinde bulundu.Rejim bölgesinde son dönemde yeniden patlak veren ekmek krizinin nedenlerine değinen Mustafa, şunları kaydetti: 'Suriye'de buğday ekimine elverişli toprakların büyük bir kısmı, ülkenin kuzeyi ve kuzeydoğusunda yer almaktadır. Yani bu bölgeler rejimin kontrolünde bulunmuyor. Rejim bölgesinde üretilen buğday miktarı da halkın ihtiyacını karşılamıyor. Rejim, Rusya'dan buğday satın almaya çalıştı ancak buna yetecek parası yoktu, alamadı.' Yakıt ve ekmek kriziEsed rejiminin kontrol ettiği bölgelerde halk, ekmek ve akaryakıt temini için uzun kuyruklara girmek zorunda kalıyor.Rejim, akaryakıt fiyatlarını son iki haftada uyguladığı zamlarla iki katına çıkardı.İç savaştan önce kendi çıkardığı petrolü rafine ederek akaryakıt ihtiyacını karşılayabilen Suriye'de, petrol sahalarının yüzde 70'i terör örgütü YPG/PKK'nın işgali altında bulunuyor.Ekonomik çöküş yaşayan Esed rejimi, fırınlara un temini konusunda da sıkıntı çekiyor.Rejim yaşanan sıkıntının önüne geçebilmek için halkın satın alabileceği ekmek miktarına sınırlama getirdi.Normalde 200 Suriye lirasına (0,70 Türk lirası) satılan bir paket ekmek, karaborsada 3 kat fiyatına satılmaya başlandı.Karaborsadan ekmek satın almaya gücü yetmeyen aileler, fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturuyor.
Pamuk, Elyafından Bitkisinin Sapına Kadar Ekonomiye Değer Katıyor
ADANA (AA) - İSMİHAN ÖZGÜVEN - Çukurova'da çiftçilerin 'beyaz altın' olarak adlandırdığı pamuk, elyafından çiğidine, linterinden bitkisinin sapına kadar her parçasıyla ülke ekonomisine değer katıyor.Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, pamuğun elyafı ve sapıyla ülke ekonomisi için çok değerli bir ürün olduğunu söyledi.Birçok sektör için önemli olan pamuğa, gereken değerin ve desteğin verilmesinin ülke ekonomisi açısından önemine işaret eden Bilgiç, 'Pamuğun elyafı tekstil, çekirdeği yağ sanayisinde, küspesi hayvan yemi ve sapı da elektrik enerjisi olarak geri kazanılıyor. Pamuk, hiçbir şeyi israf olmadan tamamı kullanılan ürünlerden biri. Bu ürüne gereken desteğin verilmesi gerek.' dedi.'Türkiye'nin petrolü pamuktur'Pakmil Yağ ve Pamuk Sanayi firmasının sahibi Rafet Milli de tesislerinde pamuğun her parçasını değerlendirdiklerini ifade etti.Kütlü pamuğu ön temizlemeden geçirdikten sonra çırçırlarda elyafını ve çekirdeğini ayırdıklarını belirten Milli, çiğidinden de hem yağ elde ettiklerini hem de hayvan yemi olarak kullanılan küspe ve linter pamuğu ürettiklerini kaydetti.Milli, özellikle linter pamuğunun ihracattaki önemine işaret ederek 'Geçen yıl elde ettiğimiz barut ve kağıt sanayisinin önemli ham maddesi olan linter pamuğunun tamamını Çin'e ihraç ettik ve 1 milyon doların üzerinde dış satım gerçekleştirdik.' diye konuştu.Hasat edildikten sonra pamuğun tarlada kalan bitkisinin sapını da biyokütle enerji tesisinde yakıp elektrik enerjisi ürettiklerini anlatan Milli, 'Aldığımız kütlü pamuğun burada elyafı iplik sanayisine, çiğidi yağ sanayisine, atığı elektriğe ayrılıyor. Pamuğun çöpü bile boşa gitmiyor, onu bile kazanıp ülke ekonomisine katma değer kazandırıyoruz. Böyle değerli bir bitki. Türkiye'nin petrolü pamuktur.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Sosyal Medyanın Altın Ödülü 4 Yıldır Gratis'in Oluyor
İSTANBUL (AA) - Kişisel bakım marketi Gratis, sosyal medyaya damgasını vuran markaların ödüllendirildiği Social Media Awards Turkey’de Mağazalar Kategorisi’nde 4’üncü kez altın ödülün sahibi oldu.Gratis'ten yapılan açıklamaya göre, Türkiye’nin en kapsamlı ilk sosyal medya yarışması Social Media Awards Turkey, Marketing Türkiye ve BoomSonar iş birliği ile bu yıl 4’üncü kez düzenlendi. Kişisel bakım ürünleri perakendesinin önde gelen markalarından Gratis, Social Media Awards Turkey 2020’de SocialBrands Veri Analizi Ödülleri kapsamında Mağazalar Kategorisi’nde rakiplerini geride bırakarak altın ödülün sahibi oldu. Gratis, tüm sektörlerden markaların yıl boyunca sosyal medya performanslarını tamamen tarafsız ve veriye dayalı olarak hazırlanan SocialBrands sosyal medya marka endeksi sonuçlarına göre verilen SocialBrands Veri Analitiği Ödülleri’nde, hiçbir başvuruda bulunmadan yalnızca performansı ile jürinin dikkatini çekerek 1’inciliği aldı. Yarışmanın düzenlendiği ilk yıldan itibaren Mağazalar Kategorisi’nde altın ödül alan Gratis, yarışmanın 4’üncü yılında da liderliği bırakmadı. Ödül değerlendirmesi Gratis’in sosyal medya hesaplarının toplam etkileşim ve hayran sayıları, hayran artışı, performans istikrarı, etkileşimleri, sektörel performansı, hashtag ve mention kullanımı gibi kriterler üzerinden yapıldı.Uzmanlığı ve fark yaratan servis anlayışı ile müşterilerine ayrıcalıklı hizmet sunarken sosyal medyadaki performansıyla da öne çıkan Gratis, özel günlerde gerçekleştirdiği dijital projeler ile yıl boyunca milyonlarca erişim ve izlenme oranına ulaştı. Evdekal sürecinde sosyal medya hesaplarındaki izlenme ve etkileşimi maksimum düzeye taşıyan Gratis, 15 milyon izlenme ve 4 milyon etkileşim rakamına ulaştı. Anneler Günü’nde gerçekleştirdiği “Güzeller Güzeli Anneme” dijital projesi ile binlerce kullanıcısının annelerine özel kişiselleştirilmiş görsel tasarımlar göndermesini sağlayan Gratis, bu kampanyasıyla da 30 milyon erişim ve 14 milyonluk izlenme sağladı. Gratis, sosyal medya kanallarından Instagram'da yıl içerisinde 1 milyon yeni takipçi kazanarak 3,1 milyon, Facebook'ta ise 2,2 milyon takipçi sayısına ulaştı.
Reklam
Endonezya'da Maden Ocağında Göçük: 11 Ölü
CAKARTA (AA) - Endonezya’nın Güney Sumatra eyaletinde kaçak kömür madeninde meydana gelen göçükte 11 kişi hayatını kaybetti.Güney Sumatra Bölgesel Afet Yönetim Ajansı Acil Durum Daire Başkanı Ansori, yaptığı açıklamada, eyalete bağlı Muara Enim bölgesindeki Tanjung Lalang köyünde kaçak işletilen kömür madeninde çökme sonucu heyelan oluştuğunu belirtti.Arama kurtarma çalışmalarında toprak altında kalan 11 maden işçisinin cansız bedenine ulaştıklarını bildiren Ansori, olayla ilgili geniş çaplı soruşturmanın sürdüğünü ifade etti.Batı Sumatra eyaletinin Güney Solok bölgesinde de nisan ayında, kaçak altın madeninin çökmesi sonucu 9 kişi yaşamını yitirmişti.
Bitlis'te Arama Yapılan Otomobilde Uyuşturucu, Ruhsatsız Tabancalar, Altın Ve Para Bulundu
BİTLİS (AA) - Bitlis'in Tatvan ilçesinde durdurulan bir otomobilde, uyuşturucu, altın, para ve 2 ruhsatsız tabanca ile mermi ele geçirildi. Valilikten yapılan açıklamada, Tatvan Narkotik Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekiplerinin dün şüphelendikleri bir otomobili durdurduğu belirtildi.Açıklamada, şunlar kaydedildi:'Araçta yapılan aramalarda, 305,2 gram esrar, 68,86 gram eroin, 42,28 gram sentetik uyuşturucu, 2 ruhsatsız tabanca, 37 fişek,2 bilezik, altın zincir kolye ve 6 bin 640 lira ele geçirilmiştir.Araçtaki şüpheli C.A. gözaltına alınmıştır.'Açıklamada, kentte suç ve suçlulara karşı yürütülen kararlı mücadelenin devam edeceği vurgulandı.
Güney Afrika Cumhuriyeti'nde 700 Bin Hektar Tarım Arazisi Halka Dağıtılıyor
İSTANBUL (AA) - Güney Afrika Cumhuriyeti'nde hükümet, ekonomiyi canlandırmak ve tarım ürünlerini artırmak amacıyla 700 bin hektar tarım arazisini vatandaşlarına dağıtacağını açıkladı.Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, yeni ekonomi planıyla ilgili ulusa sesleniş konuşması yaptı.Ekonomide kaynakları, çeşitliliği artırmayı amaçladıklarını dile getiren Ramaphosa, devlete ait 700 bin hektarlık tarım arazisinin halka dağıtılacağını açıkladı.Ramaphosa, 'Devlet arazilerinin halka dağıtılması ve tarım üretiminin artırılması, arazi dağıtım vaadimizin bir sonucudur.' dedi.Bu alandaki adımların iktidar ya da muhalefetten hiçbir partinin menfaatine atılmadığına dikkati çeken Ramaphosa, sadece halkın menfaati için bu adımları attıklarına dikkati çekti.
Reklam
Derleme - Kovid-19 Salgınıyla İlgili Dünyada Son 24 Saatte Yaşanan Gelişmeleri Derleyerek Yayımlıyoruz.
Saygılarımızla.
Aa
SARAYBOSNA (AA) - Dünya genelinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısı 41 milyon 331 bine, virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 1 milyon 133 bine çıktı, iyileşenlerin sayısı 30 milyon 785 bini aştı.Vaka sayısı ABD'de 8 milyon 533 bin, Hindistan'da 7 milyon 704 bin, Brezilya'da 5 milyon 276 bin ve Rusya'da 1 milyon 447 bine ulaştı.Çinli internet girişimcileri, salgının etkisinin hissedildiği 2020 yılında ülkede serveti en çok artan kişiler oldu.Formula 1 takımlarından Racing Point'in Kanadalı pilotu Lance Stroll, kendisini kötü hissettiği için yarışamadığı Almanya Grand Prix'sinin ardından Kovid-19'a yakalandığını öğrendiğini açıkladı.İran'da salgının başından bu yana en yüksek günlük vaka sayısı kaydedildi. Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Sima Sadat Lari, yaptığı açıklamada, Kovid-19 nedeniyle son 24 saatte 312 kişinin daha hayatını kaybettiğini ve 5 bin 616 yeni vaka tespit edildiğini belirtti.Güneydoğu Asya ülkesi Filipinler, Kovid-19 salgını nedeniyle vatandaşlarına getirdiği, zaruri olmayan durumlar dışında yurt dışına seyahat yasağını kaldırdı.Dünyanın en zengin ülkelerinden İsviçre'de son 3 haftada endişe verici şekilde yükselişe geçen Kovid-19 vaka sayısında, salgının başından bu yana en yüksek seviyeye ulaşıldı. İsviçre Federal Halk Sağlığı Ofisinin (BAG) açıkladığı verilere göre, son 24 saatte 28 bin 328 test yapıldı, 5 bin 596 vaka tespit edildi ve 11 kişi hayatını kaybetti.İtalya'nın Lombardiya bölgesinde kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanacakRusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, salgın nedeniyle küresel ekonomide toparlanma sürecinin son derece istikrarsız geliştiğini belirterek, 'Dahası, küresel ekonomi yeni ağır sorunlarla da karşılaşabilir.' dedi.Çekya'da 11 binin üzerine çıkan günlük Kovid-19 vakaları nedeniyle ülkede 2'nci kez karantina ilan edildi.Macaristan Adalet Bakanı Judit Varga'ya yapılan Kovid-19 testinin pozitif çıktığı duyuruldu.Belçika genelindeki okullarda 'sarı'dan 'turuncu kod' uygulamasına geçildi. Eğitim Bakanlığı yetkilileri, sendikalar, okul aile birliklerini bir araya getiren toplantı sonucuna göre tüm okullar açık kalmaya devam edecek, ancak okul binalarında hijyen uygulamaları artırılacak. Tunus'ta devlet hastanelerindeki yoğun bakım yataklarının yüzde 80'inin Kovid-19 hastalarıyla dolu olduğu bildirildi. Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn'ın Kovid-19 testinin pozitif çıktığı açıklandı.İtalya'da, 4 bin 125 ile en çok yeni vakanın çıktığı bölge olan Lombardiya'da yarından itibaren yerel saatle 23.00 ile 05.00 arasında sokağa çıkma yasağı kararı çıkartıldı. Söz konusu yasak, 13 Kasım'a kadar uygulanacak.
Mozambik'te Altın Çıkaran İki Şirketin Faaliyetleri Çevreyi Kirlettikleri Gerekçesiyle Durduruldu
İSTANBUL (AA) - Doğu Afrika ülkelerinden Mozambik'te hükümet, altın çıkaran iki firmanın faaliyetlerini çevreyi kirlettikleri gerekçesiyle durdurdu.Yerel basında yer alan haberlere göre, Manica eyaleti hükümeti, altın çıkaran maden firmalarının Revue Nehri'ni kirlettiğini açıkladı. 'Clean Tech Mining' ve 'Gem Resources' adlı maden şirketlerinin atıklarını nehre boşalttığı ve bu durumun bölgede tarım ve hayvancılıkla uğraşan Mozambiklileri olumsuz etkilediği kaydedildi.Maden müfettişi Octavio Semba, 'Bölgede suları boşaltmak ve yeniden kullanmak için yeterli alan var ancak bunun yerine kasıtlı olarak atık sular nehre boşaltılıyor.' dedi. Atıkların kimsenin görmemesi için gece yarısı nehre boşaltıldığını belirten Semba, bu durumun çevreye zarar verdiğini sözlerine ekledi.Semba, ayrıca diğer maden firmalarının da kontrol edileceği bilgisini paylaştı.Birçok maden şirketinin faaliyet gösterdiği Mozambik'in Manica eyaletinde daha önce 8 firmanın çalışmaları askıya alınmıştı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay 2021 Yılı Bütçesini Sundu: (1)
TBMM (AA) - Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, '2021 bütçesi, salgın tüm dünyada hayatı, üretimi ve ulaşımı durdurmuşken hem kendi kendine yeten hem de dost ülkelerin imdadına yetişen Türkiye'nin bütçesidir.' dedi.Oktay, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi üzerinde sunum yaptı.Oktay, 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin, 17 Ekim'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulduğunu anımsatarak Bütçe Kanunu Teklifi ve 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin ülke ve millet için hayırlı olmasını diledi.Bütçe görüşmelerini, yürütme organının vizyonunun ortaya konulduğu, millete hesap verildiği bir mecra olarak gördüklerini söyleyen Oktay, şöyle devam etti: 'Kalkınma hedeflerimiz, istikrarımız ve ülkemizin refahını artırma gayretlerimizin temel dayanağını birlikte oluşturuyoruz. Kabinemizin yapacağı icraatların yol haritası olan bütçe teklifimizi, siz değerli milletvekillerimiz ile ne kadar iyi istişare eder, tartışır ve geliştirirsek o derece büyük kazanımlar elde edeceğimize inanıyoruz. 2021 bütçesi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişimizin ardından hazırladığımız 3. bütçe olma özelliğini taşımakta ve sistemin getirdiği hız ve dinamizmden beslenmektedir.'Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, '2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin temel misyonu, tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle siyasi ve ekonomik bakımdan küresel bir yeniden yapılanma sürecinde bulunduğumuz şu dönemde, Türkiye ekonomisinin yoluna daha güçlenerek devam etmesini sağlamaktır.' dedi.Bütçe'nin temel hareket noktasının salgının etkisiyle yeniden şekillenen küresel dünya düzeninde Türkiye'nin hak ettiği yeri alması olduğunu vurgulayan Oktay, şöyle devam etti:'2021 bütçesi, salgın tüm dünyada hayatı, üretimi ve ulaşımı durdurmuşken hem kendi kendine yeten hem de dost ülkelerin imdadına yetişen Türkiye'nin bütçesidir. 2021 bütçesi, salgına rağmen bir taraftan esnafımızın ve işçilerimizin emeklerinin karşılığını alabilecekleri, bir taraftan da iş dünyasının çarklarını aksamadan döndürebilecekleri bir temele sahiptir. 2021 bütçesi, dünyanın en güçlü olarak sayılan ülkeleri şalter indirmiş, maske savaşı derdine düşmüşken, şehir hastanelerinden otoyollara, fabrikalardan barajlara kadar pek çok eseri hizmete açmaya devam eden dirayetli hükümetimizin bütçesidir.' '2021 bütçesi, en büyük ekonomiler derinden etkilenirken, OECD ve AB ortalamalarından pozitif ayrışarak güçlü şekilde toparlanmaya başlayan Türkiye'nin bütçesidir.' diyen Oktay, '2021 bütçesi, salgına karşı halk sağlığını korumaya verdiğimiz önemin yanında oluşan risklere karşı ekonomimizin bağışıklığını güçlendirmeye de imkan tanıyan özellikler taşımaktadır. Türkiye'nin salgının önlenmesinde ve can kaybının sınırlandırmasında dünyada örnek alınan bir konuma gelmesi, 83 milyon olarak hepimizin ortak başarısıdır.' diye konuştu.'Dimdik ayakta durmamızı birlik ve beraberliğimize borçluyuz''Savunma sanayindeki şahlanışımızdan sağlıkta yerli solunum cihazı üretmemize ve Kovid-19 salgınına derman olacak aşı çalışmalarımıza kadar kazanmış olduğumuz kabiliyet, hepimizindir.' değerlendirmesinde bulunan Oktay, şöyle devam etti:'Jeopolitik olarak kriz ve çatışma alanlarına çok yakın olmamıza rağmen bölgesinde güvenli bir liman olarak dimdik ayakta durmamızı da birlik ve beraberliğimize borçluyuz. 2021 Bütçesi 81 vilayet, toplumumuzun her kesiminin, her bir ferdinin bütçesidir. Bütçemiz, ülkemizin bütünlüğü, milletimizin birliği ve devletimizin gücünü yeni normalde daha da yükseğe taşıyacak şekilde planlanmıştır. Sağlıktan eğitime, güvenlikten ulaştırmaya ve sanayiden ekonomiye kadar her alanda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde somut ve dinamik politikaları bütçemiz temelinde birer birer uygulamaya geçirmeye devam edeceğiz.''Salgında trajik olaylara şahit olundu'Bütçeyi Kovid-19 salgınının gölgesinde küresel ekonomik aktivitenin baskılandığı ve bununla birlikte gelişmekte olan ülkelerde toparlanma sinyallerinin olduğu bir ortamda Meclise sunduklarını anımsatan Fuat Oktay, 'Bildiğiniz üzere, 2020 yılında küresel ekonomi açısından birçok aşağı yönlü risk hala varlığını sürdürüyorken, salgına karşı alınan tedbirler neticesinde üretim ve talepte küresel ölçekte eşi benzeri görülmemiş gerilemeler kaydedilmiştir.' dedi.ABD, İtalya, İspanya ve İngiltere gibi büyük ekonomiler başta olmak üzere, salgının hızla yayılmasının sağlık sistemleri üzerinde baskıya yol açtığını hatırlatan Oktay, şu değerlendirmeyi yaptı:'Sağlık personelinin vakalara yetişmekte zorlandığı, kimi ülkelerde yetişemediği, hastaların teşhis bile konulamadan sedyelerde, sokaklarda hayatını kaybettiği görüntülerin hafızalara kazındığı trajik olaylara şahit olunmuştur. Salgının etkisi ile küresel büyümeye ilişkin tahminler de aşağı yönlü güncellenmiştir. Uluslararası Para Fonunun 2020 Ekim Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'na göre, 2020 yılında dünya ekonomisinin yüzde 4,4 oranında daralması beklenmektedir. Bu oran, dünya ekonomisinde 2009 küresel krizinden bu yana görülen en derin daralmaya işaret etmektedir.'Gelişmiş ekonomiler önemli ölçüde daraldıDünya ekonomisinin 2021'de yüzde 5,2 oranında büyümesinin beklendiğini belirten Oktay, salgın nedeniyle oldukça büyük ekonomik teşvik paketleri uygulamaya koyan gelişmiş ülkelerin ekonomilerini hem para hem maliye politikalarıyla desteklemeye çalıştıklarını söyledi. Alınan tüm tedbirlere rağmen 2020'nin özellikle ikinci çeyreğinde gelişmiş ekonomilerin önemli ölçüde daraldığını, işsizlik oranlarında büyük sıçramalar görüldüğünü bildiren Fuat Oktay, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'na göre gelişmiş ülkelerin 2020'de yüzde 5,8 daralacağının, 2021'de ise yüzde 3,9 büyüyeceğinin tahmin edildiğini anımsattı.Oktay, rapora göre ABD ve Avro Bölgesi'nin 2020'de sırasıyla yüzde 4,3 ve yüzde 8,3 daralması, 2021'de de sırasıyla yüzde 3,1 ve yüzde 5,2 büyümesinin beklendiğini hatırlattı.'Küresel ticaret hacminin yüzde 10,4 daralması bekleniyor'Gelişmekte olan ekonomilerde zayıflayan dış talep, bozulan güven göstergeleri ve artan korumacılık eğilimleri nedeniyle 2019'da büyümenin yüzde 3,7 ile son 10 yılın en kötü performansını sergilediğinin göze çarptığını belirten Fuat Oktay, büyümenin bu ülkelerin 2020'de de kötü performans sergilemesi ve yüzde 3,3 daralması beklendiğini söyledi.Oktay, alınan önlemlerle küresel ekonominin toparlanması ve gelişmiş ülkelerin para politikasındaki gevşeme eğiliminin devam etmesinin, gelecek dönemde gelişmekte olan ekonomilere yönelik sermaye akımlarını destekleyeceğinin ve ertelenmiş talebi canlandırılacağının değerlendirildiğini belirtti. Korumacı politikalardaki artışın uluslararası ticareti baskılayan en önemli etkenlerden biri olduğunu vurgulayan Oktay, şöyle devam etti:'Özellikle ABD-Çin arasında artan ticaret geriliminin olumsuz etkileri, küresel ticaret hacmindeki artışı ciddi oranda sınırlandırmaktadır. Bu gelişmeler çerçevesinde 2018'de yüzde 3,9 oranında genişleyen ticaret hacmi, 2019'da yalnızca yüzde 1 seviyesinde artış göstermiştir. Salgın nedeniyle alınan kısıtlama kararlarının küresel ticaret hacminin 2020'de yüzde 10,4 ile radikal bir şekilde daralmasına sebep olması beklenmektedir.''Gelişmekte olan ülkeler için önemli fırsatları beraberinde getiriyor'Salgının yayılmasıyla başta tıbbi malzeme ve yiyecek olmak üzere, hayati önemi haiz materyalin elde edilmesinde yaşanan zorlukların, küresel tedarik zincirinin zayıf yönünü açığa çıkardığını belirten Oktay, 'Bu durum küresel ticari ilişkilerin yeniden kurgulanması gerekliliğini ortaya koyarken, aynı zamanda gelişmekte olan ülkeler için önemli fırsatları beraberinde getirmektedir.' dedi.Dünya ticaret hacminin 2021'de toparlanarak yüzde 8,3 oranında artması beklendiğini söyleyen Fuat Oktay, 'Ancak küresel aktörler arasında yaşanan ticaret savaşları ve jeopolitik gerginliklerin artması, küresel ticaret üzerinde önemli bir risk teşkil etmektedir. Buna ilaveten, kısa vadede ABD seçimleri de dünya ticareti ve ekonomisi üzerinde belirsizlik oluşturmayı sürdürmektedir.' ifadelerini kullandı.Salgın nedeniyle ilk etapta çalışma hayatında yaşanabilecek bir depremin önüne geçmek amacıyla hükümetlerin çeşitli tedbirler aldığını anımsatan Fuat Oktay, şunları kaydetti: 'Ancak salgın, istihdam piyasası üzerinde kısa ve uzun vadede riskler yaratmaya devam etmektedir. Küresel ölçekte işsizlik oranı, alınan tedbirlerin etkisiyle sınırlı artış göstermiştir. Ancak özellikle sosyal temas gerektiren, dolayısıyla tedbirlerden son derece etkilenen hizmet sektöründe çalışanlar; düşük nitelikli, kayıtdışı ve düşük ücretli çalışanlar ile kadınlar krizden en olumsuz etkilenen grup olmuştur. Küresel ekonominin karşı karşıya kaldığı en önemli risk, salgının uzaması, yeniden yükselmesi ve tedavi imkanlarının yaygın kullanımının gecikmesidir. Salgın nedeniyle ekonomik aktivitede yaşanan durgunluk gelirler yönüyle, sağlık harcamaları ve uygulamaya konulan tedbirler ise giderler yönüyle ülkelerin kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Artan borç yükü kamu maliyesinde sürdürülebilirliğe ilişkin endişeleri artırmaktadır.'Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmelerKüresel ekonomiye ilişkin genel değerlendirmeler ve küresel eğilimlerin Türkiye'ye olası etkilerini aktaran Fuat Oktay, Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmeleri de paylaştı. Oktay, Türkiye ekonomisinin 'Yeniden Dengelenme' süreci ile 2019'da kırılganlıkları azaltma yönünde önemli mesafe aldığını, 2019'un son çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,4 oranında güçlü bir büyüme performansı yakaladığını söyledi.Özel tüketim ve kamu tüketiminin güçlü desteğiyle ekonominin 2020'nin ilk çeyreğinde yıllık yüzde 4,4 oranında büyüdüğüne işaret eden Oktay, 'Bu gelişmelere rağmen, mart ayından itibaren görülmeye başlanan ve nisan ayında etkisi belirginleşen Kovid-19 salgını hayatın tüm alanlarında olduğu gibi ekonomide de kuralları değiştirmiştir.' dedi.Salgının tüm dünya ekonomilerinde olduğu gibi Türkiye ekonomisinde de şok etkisi yarattığını ifade eden Fuat Oktay, 'Sosyal hayatı etkileyen kısıtlayıcı tedbirler, kısmi karantina uygulamaları, firmaların daha düşük kapasite ile çalışmalarına yol açan çeşitli önlemler kademeli ve ölçülü biçimde uygulamaya konmuşsa da iç talep ve üretim olumsuz yönde etkilenmiştir. Başta en büyük ticaret ortağımız olan AB'nin ekonomik durgunluğa girmesinin etkisiyle dış talepteki daralma ve turizm gelirlerindeki düşüş, salgının Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin belirginleşmesine sebep olmuştur.' ifadelerini kullandı. Bu gelişmeler ışığında Türkiye ekonomisinin, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 9,9 oranında daraldığını anımsatan Oktay, 'Daralma oranımız, aynı dönemde yüzde 14,1 daralma yaşayan AB ve yüzde 10,9 daralma yaşayan OECD ortalamasının altında kalmıştır.' dedi. Uygulamaya koyulan Normalleşme Planı ile ekonomideki toparlanma eğiliminin haziran ayından itibaren güçlendiğini belirten Fuat Oktay, şöyle devam etti:'Salgının zirve yaptığı dönemde uygulanmaya başlanan genişlemeci ekonomi politikaları ağustos ayı ile birlikte kademeli olarak terk edilmeye başlanmış ve 'Yeni Dengelenme' süreci aşamasına geçilmiştir. Üçüncü çeyreğe ilişkin öncü veriler, ikinci çeyrekteki daralmanın ardından, V-tipi güçlü bir toparlanmaya işaret etmektedir. Böylelikle, ekonominin 2020'de yüzde 0,3 oranında büyüme kaydetmesi beklenmektedir. 2021 yılında büyümenin yurt içi ve yurt dışı talep arasında dengeli bir görünüm sergilemesi beklenmekte ve ekonomimizin yüzde 5,8 oranında büyümesi hedeflenmektedir. Salgının kontrol altına alınmasına bağlı olarak belirsizliklerdeki azalmanın, finansal koşulların istikrara kavuşmasının ve buna bağlı olarak yatırımcı güvenindeki iyileşmenin ve ertelenmiş tüketim harcamalarının yurt içi talebe katkı vereceği değerlendirilmektedir. İstihdamdaki artışın etkisiyle özel tüketimin iç talebi desteklemesi, mal ve hizmet ihracatındaki artışın güçlü olması ve ithalattaki artışın görece sınırlı kalması ile net ihracatın büyümeye yeniden pozitif katkı yapması öngörülmektedir.'Oktay, 2019'da yaşanan dengelenme sürecinin doğal sonucu olarak ekonomi soğuma evresine girildiğini, bu gelişmeden işgücü piyasası göstergelerinin olumsuz etkilendiğini söyledi. Bir önceki yıla göre 2019'da işgücüne katılım oranının 0,2 puan, istihdam oranının ise 1,7 puan gerilediğini ve bunun neticesinde işsizlik oranının arttığını belirten Oktay, 'Salgının piyasalarda yarattığı durgunluk etkisi sebebiyle gerileyen işgücüne katılım oranı, işsizlik oranının da düşmesine sebep olmuş, 2020'nin nisan ayında işsizlik oranı yüzde 12,8 olarak gerçekleşmiştir.' dedi. Fuat Oktay, 2020'nin haziran ayında başlayan normalleşme süreciyle işgücüne katılımın toparlandığını ancak istihdam artışının aynı hızda iyileşememesi sebebiyle temmuz döneminde işsizlik oranı yüzde 13,4 olarak gerçekleştiğini bildirdi.Yılın geri kalanında ekonomik aktivitedeki toparlanmaya bağlı olarak işgücüne katılımın ve istihdamın iyileşmesinin öngörüldüğünü söyleyen Oktay, 'Yeni Ekonomi Programı (2021-2023) dönemi boyunca istihdamın yıllık ortalama 1 milyon 336 bin kişi artması ve işsizlik oranının kademeli olarak gerileyerek 2023'de yüzde 10,9 seviyesine gerilemesi beklenmektedir.' ifadelerini kullandı.'Enflasyonun kalıcı biçimde tek haneli seviyelere düşürülmesi..'Oktay, şöyle devam etti:'2018 Ekim ayında yüzde 25,2 seviyesine kadar yükselen enflasyon oranı, kararlılıkla uyguladığımız politikalar neticesinde Türk lirasının istikrarlı görünüm kazanmasının, ılımlı seyreden talep koşullarının, işlenmemiş gıda ve ithalat fiyatlarının ve enflasyon beklentilerindeki iyileşmenin katkısı ile 2019 Eylül ve Ekim aylarında tek haneli seviyelere gerilemiş, 2019 yıl sonunda ise YEP tahmininin altında yüzde 11,8 seviyesinde gerçekleşmiştir. Tüketici enflasyonunda kaydedilen düşüş eğilimi, 2020 yılı ilk çeyreğinde ortaya çıkan Kovid-19 salgını nedeniyle sekteye uğramıştır. Özellikle salgın kaynaklı birim maliyet artışları ve döviz kuru gelişmeleri fiyatlara yansımıştır. Bu çerçevede, yıllık tüketici enflasyon oranı, 2020 yılı Eylül ayında yüzde 11,7 seviyesinde gerçekleşmiştir. Yeni Ekonomi Programı çerçevesinde enflasyonun kalıcı biçimde tek haneli seviyelere düşürülmesine yönelik çalışmalar, ilgili tüm kurumların eşgüdümü ile yürütülmeye devam etmektedir.''Atılan bu adımlarla önemli sonuçlar almayı hedefliyoruz' Mal ve hizmet piyasalarında rekabet ve verimliliği artıracak, gıda fiyatlarındaki yapışkanlıkları giderecek ve tüketici enflasyonunda kur geçişkenliğini azaltacak önlemlerin hayata geçirildiğine dikkati çeken Oktay, 'Atılan bu adımlar ile enflasyonla mücadelede önemli sonuçlar almayı ve tüketici enflasyon oranını 2021'de yüzde 8, 2022'de yüzde 6 ve 2023'de ise yüzde 4,9 seviyesine düşürmeyi hedefliyoruz.' dedi.(Sürecek)
Reklam
Özlem Denizmen Yazio: Londra'da 3 Gün
etiket
Altı ay sonra ilk kez geçen haftalarda yurt dışına çıktım ve şunu öğrendim, THY uçakta her 3 dakikada bir kabinin havasını değiştiriyormuş. Londra’da girdiğim her restoranı kullandığım uygulama ile taradım. Böylece herhangi bir vaka durumunda sana haber veriyorlar. Tren, metro, otobüs, taksi, Uber gibi birçok ulaşım aracı kullandım. Uber çağırırken dikkatimi çeken şu oldu, maske kullanmaya söz veren şoför var. Yürüyüş yaparken önünden geçtiğim ilkokulda öğrenciler derse girmeden önce enstrüman çalıp kendi kendilerine sevinç yaratıyorlardı.
Reklam
İdeal Toplum 9 Bin Yıl Önce Bu Topraklardaydı: Çatalhöyük'te Hükümetsiz ve Eşit Yaşam
etiket
9000 yıl önce  kadın ve erkek eşitliğinin var olduğu, sanatın filizlendiği, hükümete ve silahlı güce ise ihtiyaç duyulmadığı yerleşim yeri Çatalhöyük 1958 yılında İngiliz arkeolog  James Mellaart tarafından keşfedildi.Keşif, Mezopotamya dışında kalan bölgede ilk defa yerleşik hayata geçildiğine dair kanıt bulunması açısından oldukça önemliydi. Çünkü bu durum Anadolu'yu dünyanın en eski uygarlık merkezlerinden biri haline getirdi. Kazı çalışmalarının başladığı günden bu yana elde edilen bilgiler ışığında geçmişe 'kısa' bir yolculuk yapalım...
ABD'nin "Terör Listesinden" Çıkmak İsteyen Sudanlılar İsrail'le Normalleşme Şartını Reddediyor
HARTUM (AA) - ÖMER ERDEM - Sudanlılar, ağır ekonomik krizden kurtulmak ve dış dünyaya açılmak için Sudan’ın “terörü destekleyen ülkeler” listesinden çıkmasının önemi üzerinde hemfikir olsa da ABD’nin Sudan’ı kara listeden çıkartmak için dayattığı İsrail'le normalleşme şartına karşı çıkıyor.AA muhabiri, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD'li terör kurbanlarına ve ailelerine tazminatlarını ödemesi durumunda Sudan'ın adını 'terörü destekleyen ülkeler listesinden' çıkaracağı açıklaması ve aylardır kamuoyunu meşgul eden İsrail-Sudan normalleşmesiyle ilgili uzmanların görüş ve değerlendirmelerini aldı.Sudan'ın İsrail-Filistin meselesine ilişkin yaklaşımını değiştirmemesi gerektiğini ve Trump yönetiminin aldığı kararın Sudan'ı ekonomik krizden kurtarmaya yetmeyeceğini belirten uzmanlar arasında, Sudan yönetiminin ABD ve İsrail basınında çıkan iddialar gibi normalleşmeyi kabul etmiş olsa dahi geçiş hükümeti olarak böyle bir karar almaya yetkisinin olmadığını savunanlar da var.'Trump ve Netanyahu'nun siyasi hesapları var'Sudan Bahri Üniversitesi Siyaset ve Ekonomi Uzmanı Akademisyen Ebu’l Kasım Adem İbrahim, 'Sudan’ın terör listesinden çıkartılması, ABD Başkanı Donald Trump’ın yaklaşan seçimlerde oylarını yükseltmek için tertiplediği bir siyasi oyun. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da seçmene oynuyor. Trump ABD’deki Yahudilerin oylarını da hesaba katıyor.' dedi.Sudan'ın hiçbir zaman teröre destek vermediğini, suçu olmadığı halde bu kartın Washington tarafından baskı unsuru olarak kullanıldığını vurgulayan İbrahim, 'Sudan’ın adının terör listesinden çıkartılmasının İsrail ile normalleşme meselesiyle ilişkilendirilmesi mantıksız bir talep. Normalleşme konusunda iktidarın asker ve sivil kanadından farklı sesler yükseliyor. Halk ve iktidar kanadından bir kesim de ekonomik kriz nedeniyle İsrail ile normalleşmeyi bir kurtuluş olarak görüyor.' ifadelerini kullandı.Ağır ekonomik krizin yaşandığı, maaşların dahi ödenmekte güçlük çekildiği bir dönemde hükümetin bu parayı nereden bulduğunu merak ettiğini söyleyen İbrahim, tazminat miktarı ödenmesine rağmen Sudan’ın adının terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılmayabileceğini iddia etti.İbrahim, tazminatın ödenmesinin Sudan’ın yaklaşık 30 yıllık ambargo ve yaptırımlar nedeniyle ileride ABD’ye dava açmasına engel bir durum oluşturabileceğini de kaydetti.“Normalleşme için yanlış bir zaman'Nileyn Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammed Ahmed Abbas da 'Normalleşme, ABD sözünü tutup Sudan’ın adını terör listesinden çıkartırsa, döviz girişi, dış dünyayla bağlantıların güçlendirilmesi, yatırım ve uluslararası desteğin gelmesi bakımından olumlu ancak İsrail hala yasa dışı yerleşim birimleri inşasını ve işgallerini sürdürüyor. Normalleşmenin Filistin davasına zarar vereceği ve Filistin devleti için olumsuz olacağına dair bir endişem var. ' değerlendirmesinde bulundu.Gazeteci Eymen Sincrab ise 'Filistin halkı acı çekiyor. Tüm meseleleri farklı halkları etkileyen ihlaller üzerinden görmeliyiz. Haksızlığa zulme uğrayanlara destek vermeliyiz. Sudan kırılgan, hassas bir süreçten geçiyor. Bu kararın Sudan güçlü bir pozisyondayken gündeme getirilmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Kesinlikle normalleşme için yanlış bir zaman. Gerçekleşse dahi Sudan'a fayda getirmez.' diye konuştu.Krizleri bitirir mi?Normalleşmenin Trump ve danışmanı Jared Kushner tarafından Sudan’a dayatıldığına inandığını söyleyen Yazar ve Siyasi Analist Musa Hamid, 'Trump’ın kararı Sudan’ı ekonomik krizden kurtarmaz. Bu çözüm değil. Sudan’ın normalleşmenin de ötesinde çok daha büyük desteğe ihtiyacı var. Halihazırda İsrail ile normalleşmenin Sudan’a faydası olmayacağı, ekonomik sıkıntıdan kurtarmayacağı kanaatindeyim.' ifadelerini kullandı.Yazar Muntasır İbrahim de şu değerlendirmelerde bulundu:'Sudan tamamen yeni bir döneme girdi. Bu, Sudan’ın çıkarları için farklı siyasi yönelimler ve dış politika izlemeyi gerektiriyor. Sudan reform sürecinde. Bölgesel ve uluslararası siyasi desteğe ihtiyacımız var. Eski Sudan artık mazide kaldı. Eskiden Sudan terör kelimesiyle birlikte anılırdı ancak şimdi hiçbir bağlantımız kalmadı. Tüm dünyayla iletişim kurmalıyız.' 'Mevcut Sudan hükümetinin seçimle başa gelmediğini, bir geçiş hükümeti olması nedeniyle İsrail'le normalleşme kararı veremeyeceğin'i savunan Gazeteci Osman Esbat da Sudan hükümetinin ciddi görüşmelerle baskı kurup şartlarını dayatarak bu meseleden çıkar sağlayabileceğini kaydetti.Sudan ABD'nin talep ettiği tazminatı ödedi, sıra Washington yönetimindeTrump, dün Twitter hesabından, Sudan'ın ABD'li terör kurbanlarına ve ailelerine 335 milyon dolar tazminat ödeyeceğini duyurmuştu. Trump, bu yapıldığında Sudan'ı 'terörü destekleyen ülkeler' listesinden çıkaracağını vurgulamıştı.Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk da devlet televizyonunda yayımlanan konuşmasında, ABD'li terör kurbanları ve aileleri için Washington yönetiminin talep ettiği 10 milyar doları aşkın tazminatın bir yıldır yürütülen müzakereler sonucu birkaç yüz milyon dolara düşürüldüğünü ve dün itibarıyla yatırıldığını bildirmişti.İsrail ve ABD basını Sudan'ın 'normalleşmeyi' kabul ettiğini ileri sürdüİsrail basınında, Trump'ın Sudan'ı 'teröre destek veren' ülkeler listesinden çıkaracağını açıkladığı kararın, İsrail ile Sudan arasında ilişkilerin normalleştirilmesine önayak olacağı iddia edilmişti.Basında ayrıca, Sudan'ın Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirmesi karşılığında ABD'nin Hartum'u 'teröre destek veren' ülkeler listesinden çıkarmayı önerdiği yazılmıştı.Sudanlı ve ABD'li yetkililer geçen ay Abu Dabi'de gerçekleştirdikleri toplantıda Hartum'un İsrail ile ilişkileri normalleştirmesi konusunu görüşmüş ancak bir sonuç alınamamıştı.
İsrail ve Amerikan basınında çıkan haberlere göre, Hartum, Sudan'ın 'terör listesinden' çıkarılması durumunda Tel Aviv ile ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etti ve ABD'den milyarlarca dolar yardım aldı.Aynı medya organlarında ABD ve Sudanlı yetkililerin çok kısa bir süre içerisinde normalleşmenin gerçekleştiğini duyuracağı iddia edildi.ABD'nin kara listeye aldığı Sudan 27 yıldır ambargo ve yaptırımlarla karşı karşıyaABD, El Kaide terör örgütü lideri Usame bin Ladin’e 1991-1996 yıllarında kucak açtığı için terör gruplarına destek verdiği gerekçesiyle “kara listeye” dahil ettiği Sudan’a 1997’de ekonomik yaptırım uygulamaya başlamış, Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerine düzenlenen saldırılar sonrası bunları daha da ağırlaştırmıştı.ABD Yüksek Mahkemesi, 18 Mayıs’ta Sudan hükümetinin, 1998'de ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine düzenlenen terör saldırılarının kurbanlarına ve yakınlarına 10 milyar dolardan fazla tazminat ödemesini kararlaştırmıştı.
 Müzakereler sonucu bu rakam 335 milyon dolara kadar düşürülmüştü. El-Kaide'nin bombalı saldırılarında 224 kişi yaşamını yitirmiş, binlerce kişi yaralanmıştı. Olayın ardından birçok kurban ve yakını ABD'deki eyalet ve federal mahkemelere başvurarak saldırılardan dolayı Sudan hükümetini suçlamış ve tazminat talep etmişti.ABD mahkemeleri, daha önce görülen davalarda, söz konusu saldırılarda Sudan'ın terör örgütü El Kaide ve örgüt lideri Usame Bin Ladin'e yardım ettiğine hükmetmişti.
Ürdün'de Yeni Hükümetin Halkın Güvenini Geri Kazanma Sınavı
AMMAN (AA) - LEYS EL-CUNEYDİ - Ürdün'de Başbakan Bişr el-Hasavne liderliğindeki yeni hükümet, ülkede yeni tip koronavirüs (Kovid-19) başta olmak üzere zor şartlar altında, kabinede eski bakanların yer alması dolayısıyla hayal kırıklığına uğrayan halkın güvenini yeniden tesis etme sınavı veriyor. Ürdünlü uzmanlar ve siyasiler yeni hükümetin beklentileri karşılayıp karşılayamayacağına ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu. Uzmanların çoğu çözüm bekleyen dosyaların fazlalığı nedeniyle hükümetin çok büyük bir sorumluluk altına girdiğini belirtti. Ürdün Alman Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nde Prof. Dr. Bedr el-Madi, 'Ürdün'de yeni hükümet uluslararası, bölgesel ve ulusal anlamda ekonomi, sağlık ve siyasi açıdan zor şartlar altında göreve başladı.' dedi.Kabinede toplumun saygı ve takdirini kazanmış, özel veya kamu sektöründe tecrübe sahibi kişilere yer verildiğini aktaran Madi, 'Hükümetin görevi kolay değil, bunun başında da Ürdün halkıyla karşılıklı güvene dayalı bir ilişki tesis etmek için temelleri sağlam bir şekilde yeniden yapılandırması geliyor.' ifadelerini kullandı. Koronavirüs salgınının Ürdün hükümetinin aldığı kararlarda bir baskı oluşturucağına işaret eden Madi, hükümetin, halkın sağlığını koruma konusundaki zorunluluk ile ithalat, ihracat, turizm, yatırım gibi ekonomik konular arasındaki dengeyi koruması gerektiğini belirtti. Hükümet akademisyenlerden destek almalı Eski Yermük Üniversitesi Rektör Yardımcısı Ahmed el-Acluni sorunlara uygun çözüm önerileri bulmak ve bilimsel tecrübelerden yararlanmak için hükümet ile akademisyenler arasında etkili bir iş birliği anlayışının önemli olduğuna vurgu yaptı. Birçok akademisyenin çeşitli ülkelerde bilimsel tecrübeler yaşadığını, hükümetin planlarını en iyi şekilde gerçekleştirmek için akademisyenlerin görüşlerinden ve yol gösterme çabalarından istifade etmesi gerektiğini kaydeden Acluni, bunun ulusal kalkınma sağlamada başarılı sonuçlara ulaşma şansını artıracağını söyledi. Parlamentoda başarıParlamento ile ilgili işleri takip eden Rased Merkezi Müdürü Amir beni Amir ise gelecek parlamento seçimlerindeki başarı ve şeffaflık noktasındaki başarısının, Hasavne hükümeti için ayırt edici bir özellik olacağını ifade etti. Beni Amir, 'Daha önceki seçimlerin birçoğu şüpheliydi. Dolayısıyla hükümetten bu konudaki problemleri gidermesi, eşitlik, adalet ve şeffaflığı sağlamadaki ciddiyetini sokağa kanıtlaması bekleniyor.' diye konuştu. Beni Amir, seçim hazırlıkları sırasında ve seçim gününde vatandaşların sağlığını korumak için gerekli tüm önlemlerin de alınması gerektiğine dikkati çekti. Yöntem değişikliğiHükümet politikalarına muhalefetiyle tanınan eski milletvekili Sadah el-Habaşine, yeni hükümetin daha öncekinin izlediği vergi sistemini değiştirmesi gerektiğini söyledi.Habaşine, 'Ben başbakanın şahsiyeti ve kim olduğuyla ilgilenmiyorum. Bizi ilgilendiren, izlediği yol ve vatandaşa dönecek olan yararın boyutudur.' dedi.Basın çalışanı Husam Garayine ise 'Ne bu hükümet ne de bu şekilde oluşturulmuş herhangi bir hükümet, partiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarıyla daha fazla mesai yapmadan ve gerçek bir ortaklık sağlamadan sokağın güvenini tam olarak geri kazanamaz.' diye konuştu.Garayine ayrıca 'Ürdün toplumunda hükümetlere karşı güven eksikliğinin, halkın siyasi veya ekonomik karar alma süreçlerine ortak edilmediği hissettiği, çeyrek yüzyıldan daha uzun süredir devam eden uygulamaların bir sonucu olduğunu düşünüyorum.' ifadelerini kullandı. Ürdün Kralı 2. Abdullah, 3 Eylül'de istifa eden Başbakan Ömer er-Rezzaz'ın yerine siyasi danışmanı Beşir Hani el-Hasavne'ye 7 Eylül'de yeni hükümeti kurma görevini vermişti. Hasavne'nin de aralarında bulunduğu 32 bakandan oluşan yeni kabine 12 Ekim'de Kral 2. Abdullah önünde yemin ederek, görevlerine başlamıştı Kral Abdullah, 27 Eylül'de yayımladığı kararnamelerle Temsilciler Meclisi ve Senatoyu feshetmişti.Ürdün Anayasası'nın 74. maddesinin ikinci fıkrasına göre, Kral'ın yayımladığı bu kararnamenin akabinde hükümetin bir hafta içinde görevi bırakması gerekiyordu. Başbakan Rezzaz da buna uyarak 3 Ekim'de hükümetin istifasını sunmuştu.Ülkede 10 Kasım'da milletvekili genel seçimlerinin yapılması planlanıyor.
Uğur Batı Yazio: Ya Hepimiz Kumarbazsak? Mesela Borsa, Altın, Döviz ya Sizi Kumarbaz Yapıyorsa!
etiket
Parkinson hastaları ya kumar düşkünü oluyorsa?Neden?Bazı Parkinson ilaçları yüzünden desek!David Eagleman Incognito’da önemli bir saptama yapar. Yazar, Parkinson hastaları üzerinden bir zihin jimnastiği sunar. Buna göre, 2001 yılında Parkinson hastalarının aileleri ve bakıcıları, bir tuhaflık olduğunun farkına varmaya başladılar. Pramipeksol ve Mirapex adlı ilacın verildiği hastalardan bir kısmı kumarbaza dönüşüyordu; üstelik öylesine kumar oynayanlara değil, hastalıklı kumarbazlara! ABD'nin Arizona kentindeki Muhammed Ali Parkinson Araştırma Merkezi uzmanları, bin 800 Parkinson hastası üzerinde araştırma yaptı. Araştırmada, Mirapex kullanan 529 hastanın 8'inde, ciddi derecede kumar bağımlılığının meydana geldiği belirlendi. Daha önce kumara herhangi bir eğilim göstermemiş olan bu hastalar, artık düzenli biçimde Vegas’a uçar olmuşlardı. Altmış sekiz yaşındaki bir adam, ziyaret ettiği bir dizi kumarhanede altı ay içinde toplam 200 bin dolar tutarında para kaybetmişti. İnternet pokerine takılıp kalan kimi hastalar ise ödeyemeyecekleri kredi kartı borçlarının altında ezilmişti. Hastaların çoğu, bu kayıpları ailelerinden gizlemek için ellerinden geleni yapıyordu. Bu yeni bağımlılık, bazıları için kumarın da ötesine geçerek “zorlanımlı” (kompülsif) yeme alışkanlıklarına, alkol tüketimine ve aşırı cinselliğe kadar varmıştı.Peki bu nasıl olabilirdi?
Reklam