Doğu Perinçek Haberleri

Doğu Perinçek ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Doğu Perinçek ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Tutukluluk Süresi 5 Yıla İnerse Kimler Tahliye Olacak?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin hazırlamakta olduğu yeni demokratikleşme paketi çerçevesinde tutukluluk süresinin 5 yılla sınırlanmasına ilişkin yasa çalışması olduğunu açıkladı. Yasa ile, uzun süredir devam eden Ergenekon davası gibi davalarda halen tutuklu olan ve cezaları kesinleşmemiş sanıkların tahliyesinin önü açılacak. Yasa TBMM'den geçip, resmen yürürlüğe girdiğinde hemen salıverilecekler arasında gazeteci Tuncay Özkan, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Doğu Perinçek, Emniyet eski özel hareket dairesi başkanı İbrahim Şahın gibi isimler de yer alıyor. DANIŞTAY DAVASI SANIĞI ARSLAN DA ÇIKACAK Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay davası sanıkları da, yasanın çıkması halinde tahliye edilebilecekler. Danıştay sanığı Alparslan Arslan 22 Mayıs 2006'da tutuklanmıştı. Arslan ile birlikte halen bu davadan tutuklu olan diğer sanıklar ise, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Aykut Metin Şükre, Kenan Özay, Selçuk Özkan, Erkan Ayyıldız. CUMHURİYET'İ KURŞUNLAMA DAVASI SANIKLARI DA TAHLİYE OLABİLECEK Yine Ergenekon davasıyla birleştirilen Cumhuriyet gazetesine saldırı davası sanıkları Bedirhan Şinal ve Boğaç Kaan Murathan'a da tahliye yolu açılabilecek. HİLMİOĞLU'NUN 5 YILLIK TUTUKLULUĞU NİSAN'DA SONA ERECEK Sağlık durumundaki bozulma nedeniyle son dönemde ismi gündeme gelen İnönü Üniversitesi eski rektörü Fatih Hilmioğlu ise, yasadan hemen etkilenmeyecek isimler arasında. Yasa, TBMM'den geçtikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayı ile Resmi Gazete'de yayınlanacak ve Resmi Gazete'de yayınlandığı gün geçerlilik kazanacak. Hilmioğlu, 13 Nisan 2009'da tutuklanmıştı. 13 Nisan 2014'te hapishanede tutukluluk süresi 5 yılı tamamlayacak. Eğer yasa 13 Nisan'dan önce geçerse, Hilmioğlu da bu tarihte serbest kalacak. İlker Başbuğ'U ETKİLEMEYECEK Ergenekon davasıyla bağlantılı olarak, irtica eylem planından yargılanan Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un durumu ise, yasa geçse bile değişmeyecek. Başbuğ, 6 Ocak 2012'de tutuklanmıştı. Dolayısıyla 5 yıllık tutukluluk süresi, eğer o zaman kadar cezası Yargıtay tarafından onanmaz, yeniden yargılama olmaz ya da Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru çerçevesinde farklı bir karar almazsa, 6 Ocak 2017'de doluyor. BALYOZ SANIKLARI DA ETKİLENMEYECEK Yasa, tutukluluk süresini 5 yılla sınırlandırdığından, Balyoz davası sanıkları bundan etkilenmeyecek. Yargılananlar arasında MHP Milletvekili Engin Alan, Bilgin Balanlı, Gürbüz Kaya, Can Erenoğlu gibi isimlerin de olduğu Balyoz davasında, hüküm kararları Yargıtay tarafından da onandığından, bu isimler 'tutuklu' değil, 'hükümlü' sıfatı taşıyorlar. Dolayısıyla, eğer yeniden yargılama ya da Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru çerçevesinde farklı bir kararı olmazsa, haklarındaki hüküm kadar hapis yatmaları gerekiyor. İŞTE ÇIKACAK ERGENEKON SANIKLARI Ergenekon davasında en uzun süreli tutuklu bulunan isimler, Ümraniye'deki gecekonduda bulunan el bombalarının sahibi olarak adı geçen ve 12 Haziran 2007'de tutuklanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım ile, aynı tarihte tutuklanan gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş. Bu isimleri, 15 Haziran 2007'de tutuklanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile 18 Temmuz 2007'de tutuklanan İsmail Yıldız izliyor. YAZAR ERGÜN POYRAZ DA ÇIKACAK Yine Ergenekon tutukluları arasında yer alan ve 27 Temmuz 2007'de tutuklanan yazar Ergün Poyraz da, tutukluluk süresini 5 yılla sınırlayan yasanın çıkması halinde, bu yasadan yararlanarak tahliye olacak isimler arasında yer alıyor. Aynı davadan emekli binbaşı Fikret Emek 25 Haziran 2007'de, emekli yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk de 20 Haziran 2007'de tutuklanmışlardı. ODA TV TUTUKLU SANIKLARI Oda TV davasında tutuklu sanık yok.Yalçın Küçük, Ergenekon hükümlüsü olduğu için, Hanefi Avcı da Devrimci Karargah davasından tutuklu bulunuyor. 2008'DE TUTUKLANANLARIN TÜMÜ ÇIKACAK 2008 yılında tutuklananlar da, yasanın çıkması halinde tahliye edilecekler. 2008'de tutuklanan isimler ve tutuklandıkları tarihler şöyle; Veli Küçük- Emekli Tuğgeneral- 22 Ocak 2008 Sevgi Erenerol- Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü- 22 Ocak 2008 Sedat Peker- 19 Mart 2008* Semih Tufan Günaltay - Akın Birdal suikastinin azmettiricisi - 20 Mart 2008 Doğu Perinçek- İşçi Partisi Genel Başkanı- 21 Mart 2008 Hikmet Çiçek- İşçi Partisi Basın bürosu başkanı 25 Mart 2008 Kemal Kerinçsiz- Büyük Hukukçular Birliği Başkanı, avukat- 22 Ocak 2008 Fikri Karadağ- Emekli Kurmay albay, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı- 22 Ocak 2008 Emekli Orgeneral Hurşit Tolon - 1 Temmuz 2008 Levent Ersöz- Emekli Tuğgeneral- 1 Temmuz 2008 Hasan Atilla Uğur- Emekli Albay- 1 Temmuz 2008 Tuncay Özkan- 23 Eylül 2008 Durmuş Ali Özoğlu- Toplumsal Dönüşüm Yayınevi editörü- 1 Temmuz 2008* Kemal Aydın- 1 Temmuz 2008 Tutukluluğu 5 yılla sınırlayan yasa, 2009 yılının Ocak ayında tutuklananların da tahliyesinin önünü açacak. Bu isimler şöyle; Mustafa Dönmez- emekli yarbay- 7 Ocak 2009 Mustafa Levent Göktaş- Emekli Albay- 7 Ocak 2009 Hasan Ataman Yıldırım- 7 Ocak 2009 İbrahim Şahin- Emniyet Özel Harekat dairesi eski başkanı - 7 Ocak 2009 KCK DAVASINDA EN ESKİ TUTUKLULAR NİSAN 2009'DAN Tutukluluk süresini 5 yılla sınırlayan yasanın hemen çıkması halinde, bundan ilk etapta yararlanacaklar arasında KCK sanıkları bulunmuyor. Çünkü KCK’ya yönelik ilk operasyon 14 Nisan 2009’da gerçekleştirilmişti. 14 Nisan’da Diyarbakır merkezli başlatılan ve 12 ilde eşzamanlı düzenlenen bu ilk operasyonda 53 kişi gözaltına alınmıştı. Zeynep Gürcanlı | HürriyetAskeri casusluk davası Yargıtay'da onandı. Tutuklusu yok. Mahkeme kararını açıkladığı gün tutuklular tahliye edildi.
Perinçek’e Tahliye Veli Küçük’e Ret!
Mahkemeler 19 Ergenekon sanığının tahliyesine karar verdi. Tahliyesine karar verilen son isimlerden biri Doğu Perinçek. Veli Küçük dahil 7 sanığın tahliye talebi ise reddedildi. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Anayasa Mahkemesi'nin 'hak ihlâli' kararı üzerine 7 Mart Cuma akşamı Silivri Cezaevi'nden çıkarken, Ergenekon davasının diğer sanıkları için de tahliyeler gündemdeydi. Özel Yetkili Mahkemeleri kaldıran ve tutukluluk süresini 7,5 yıldan 5 yıla indiren yasanın cuma günü yürürlüğe girmesiyle, 5 yılı aşkın süredir cezaevide bulunan tutukluların tahliyesine kesin gözüyle bakılıyordu. Zira cuma günü birkçok davada benzer tahliye kararları çıkmıştı. Ancak, 13. Ağır Ceza Mahkemesi bugün sürpriz bir karar verdi. Veli Küçük, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Sedat Peker, Mustafa Levent Göktaş'ın da aralarında olduğu Ergenekon davası sanığı 33 kişinin tahliye taleplerini reddetti. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldıran yasanın anayasaya aykırı olduğunu, bu konudaki kararın HSYK tarafından verilmesi gerektiğini söyledi. Özese, bu konuda Anayasa Mahkemesi'ne başvurduklarını açıkladı. Diğer mahkemelerden tahliye kararları Bu karardan kısa bir süre sonra, 13. Ağır Ceza'nın 'tahliye talebi reddedildi' diye açıkladığı isimlerden Tuncay Özkan, Levent Göktaş ve Sedat Peker için tahliye kararı açıklandı. Bu kararı 21. Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Mahkeme Tuncay Özkan ve Levent Göktaş'a yurtdışı yasağı koyarken, Sedat Peker'e aldığı ceza miktarını dikkate alarak yasak koymadı. Ardından tahliye taleplerini inceleyen çeşitli mahkemelerden peş peşe tahliye kararları çıktı. Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Emekli Org. Hasan Iğsız, Alaaddin Sevim, Danıştay saldırısı sanığı Alpaslan Aslan, Albay Dursun Çiçek, Eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Kemal Kerinçsiz, Yalçın Küçük, Teğmen Mehmet Ali Çelebi. gazeteci Merdan Yanardağ, Mehmet Demirtaş, Hikmet Çiçek ve Hasan Atilla Uğur için tahliye kararı verildi. Aralarında Veli Küçük'ün de bulunduğu 7 sanığın tahliye talepleri ise reddedildi. Aslan ve Çiçek cezaevinden çıkamayacak Dursun Çiçek, Balyoz davasından hüküm giydiği için, Alpaslan Aslan da 3 davadan kesinleşmiş toplam 4 yıl 2 ay cezası olduğu için cezaevinden çıkamayacak. Aslan'ın avukatı, bu cezanın yattığı süreden düşülmesini isteyeceğini açıkladı. İlk Tuncay Özkan tahliye oldu Silivri Cezaevinden ilk çıkan isim 1994 gün sonra tahliye olan Ergenekon sanığı Tuncay Özkan oldu. Özkan çıkışta yaptığı açıklamada, '6 yıl sonra zulmün bittiği, özgürlüğe kavuşytuğumuz bir gün olmasını çok isterdim. 6 yıl boyunca çektiğimiz sıkıntıların, gündem olmasını isterdim. Biz kin, husumet, öç alma duygusu içinde asla değiliz' dedi. Tuncay Özkan 1996'dan 2007'ye kadar 5 kez suikast girişimine uğradığını, 2007'de de öldürülmediği için hapse atıldığını söyledi. 'Bugün çıkarken dahi, aldıkları tavır ibretliktir, şeytanla yatağa girdiler, çarpılarak çıktılar' diye konuştu. Bozdağ: HSYK'yı göreve çağırıyorum Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ergenekon mahkemesinin kararına ilişkin açıklamada, 'İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, kaldırılmış bir mahkemedir. Ortada olmayan bir mahkeme var. Burada görevli hakim ve savcıların görevleri sona ermiştir. Bunlar sadece ellerinde bulunan dosyaları devredebilirler. Bu işlemleri yapabilirler. Karar verme yetkileri yoktur. HSYK'yı göreve çağırıyorum' dedi. Mahkemenin ısrarı 13- Ağır Ceza Mahkemesi, davaya bakan mahkeme. Tahliye talepleri için yetkinin kendisinde olduğunu söylüyor. Sanık avukatları ise, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin artık yok hükmünde olduğunu, tahliye taleplerinin nöbetçi mahkemelerce karara bağlanması gerektiğini savunuyor. Sanık avukatlarından Celal Ülgen, ilginç bir iddiada bulundu. Ülgen, hafta sonu 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin infaz koruma memurları aracılığıyla Ergenekon sanıkları tek tek tahliye dilekçesi topladığını iddia etti. Ve bu dilekçeler ışığında tahliye taleplerini reddettiği söyledi. Ülgen 'Biz avukatlar olarak mahkemeye böyle bir başvuruda bulunmadık. Bu mahkeme kanunla kaldırıldı. Mahkeme kanuna direniyor. Beni HSYK kurdu o kaldırsın nasıl der? Artık tarihe gömüldüler. Bunlar sadece direnmedir. Bu bir darbedir. Darbeyi yargılayanlar darbe yapmaya çalışıyor. Bazı nöbetçil mahkemeler de tahlliye taleplerine direnebilir.' dedi. Ülgen, tahliyelerle ilgili bir sorun yaşanmayacağını savundu. 'Sorun çıkması için legal bir kurum olmalıdır karşı tarafta. Legal bir kurum yok. Onun için verilen kararın kıymet-i harbiyesi yok' diye konuştu. Al Jazeera'nin görüşünü aldığı bir savcı ise, özel yetkili mahkemelere ellerindeki dosyaları teslim etmeleri için 15 gün süre tanındığını, bu süre içinde yetkinin de kendilerinde olduğunu söyledi. 13. Ağır Ceza'nın 'hayır' dediği isimler Mustafa Levent Göktaş, Mehmet Fikri Karadağ, Özkan Kurt, Ulaş Özel, İsmail Sağır, Mehmet Demirtaş, Hasan Ataman Yıldırım, Levent Ersöz, Muzaffer Tekin, Sedat Peker, Boğaç Kaan Murathan, Semih Tufan Gülaltay, Veli Küçük, Fikret Emek, Kemal Kerinçsiz, Serdar Öztürk, Yalçın Küçük, Aykut Metin Şükre, Ergün Poyraz, İbrahim Şahin, Kemal Aydın, Doğu Perinçek, Mehmet Bedri Gültekin, Turhan Özlü, Erkan Önsel, Hikmet Çiçek, Mehmet Deniz Yıldırım, Hasan Atilla Uğur, Tuncay Özkan, Durmuş Ali Özoğlu, Memet Zekeriya Öztürk, İsmail Yıldız, Oktay Yıldırım. Hukukçuların görüşü: Mete Göktürk - Eski Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı: 'Özel yetkili mahkemeler kalkınca bu davalar ağır ceza mahkemelerine devredildi. İki mahkemenin aynı suçlara farklı kararlar verebildiğini görüyoruz. Tam bir hukuk karmaşası hakim. Bu kararlara itiraz etmek hâlâ mümkün. Tahliye kararı verilenler çıkacaktır, asıl mağdur olanlar tahliye kararı verilmeyenler.' Yusuf Utku Tekayak - Ergenekon davasından 10 yıl hapis cezası alan Sedat Peker’in avukatı: 'Özel yetkili mahkemeler kalkınca, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yetkisi kalmadı. Artık incelemeleri yapacak olan diğer mahkemeler. 13. Ağır Ceza hâlâ görevli olduğunu söyleyip tahliyeleri reddediyor; ama bunun çözümü başka bir mahkemeyle alakalı değil. Kararı Yargıtay verir. 13. Ağır Ceza’nın tahliyesini reddettiği kişiler de itiraz hakkını kullanmalı. Tutukluluk süresinin 5 yıla inmesiyle zaten 13. Ağır Ceza kendiliğinden tahliye kararı vermeliydi. Burada bir hukuksuzluk var. Anayasa’yı ihlâl ediyor.' Süreç Başbuğ'un tahliyesi ile başlamıştı Mahkemelere, yeni yasanın yanı sıra, İlker Başbuğ'un tahliye gerekçesine atıfta bulunarak yapılan başvurular da vardı. Anayasa Mahkemesi, davada 5 Ağustos'ta açıklanan kararın gerekçesinin hâlâ yazılmadığına, bu nedenle temyiz yolunun kullanılamadığına dikkat çekmişti. Sanık avukatları dilekçelerinde, 'Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edildiği' yönündeki yüksek mahkeme kararının tüm sanıkları ilgilendirdiğini, Başbuğ için verilen tahliye gerekçelerinin kendileri için de geçerli olduğunu belirtti. Cuma gününden itibaren İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne bu iki gerekçeyle tahliye talebinde bulunanların sayısı 30'u geçti. Bu isimler arasında Yalçın Küçük, Sedat Peker ve Teğmen Mehmet Ali Çelebi de var. 5 yılı aşkın süredir cezaevinde olan ve müebbet hapis cezası alan gazeteci Tuncay Özkan, yine müebbet alan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Muzaffer Tekin, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Hikmet Çiçek, Mehmet Demirtaş ve Oktay Yıldırım da daha önce tahliye talebinde bulunmuştu. Tutukluluk süresini 5 yıla indiren yasanın yürürlüğe girmesinin ardından, ilk tahliye olan isim, Hrant Dink cinayeti davası sanığı Erhan Tuncel'di. 8 Mart Cumartesi günü de, Zirve Yayınevi cinayetleriyle ilgili davanın beş sanığı tahliye edilmişti. aljazeera.com.tr
Tek Soru 10 Cevap: Seçimde Büyük Şehirler Neden Başa Baş?
30 Mart yerel seçimlerden çıkan sonuçlar, AKP ve CHP'nin belediye yönetimlerini kazanmak için başa baş yarıştığını gösterdi. Seçimler sonrası tekrar oy sayımları oldu, YSK'ye itirazlar yapıldı. Gerekirse sandıklar halk tarafından korundu. AKP'nin seçimleri kolay kazanmasına izin vermedi. Muhalefet, AKP'yi her büyükşehir, il ve ilçede yakın oranlarda takip etti, bazı yerlerde kazandı. Yarınhaber 10 isme 30 Mart yerel seçimlerinde Ankara ve İstanbul'da AKP ve CHP'nin bu kadar başa baş gitmesinin sebebini sordu.Nuh Gönültaş - Bugün GazetesiGezi etken oldu 30 Mart yerel seçimlerinde birçok büyükşehirde AKP ile CHP başa baş gitti. Sonuç alan ancak fotofinişle alındı. Yani oy oranları birbirine çok yakındı. Ankara ve İstanbul için gözlemim şu: Bu iki şehirde AKP adayına karşı CHP adayı, bu defaya mahsus MHP ve cemaat tarafından desteklendi. Bu desteğin, CHP açısından, AKP ile başa baş gidilmesinde önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Sonuçta daha önceki seçimlerden önemli bir fark böyle bir destek olması oldu. Ayrıca bu iki şehir Gezi olaylarının merkezi durumundaydı. Gezi şiddeti daha çok bu şehirlerde yaşandı. Dolayısıyla bu iki şehirde, yani Ankara ve İstanbul’da hükümet ve polis şiddeti seçmenleri AKP’nin karşısındaki en güçlü aday olan CHP’ye yöneltti. Yani Gezi eylemlerinde polisin şiddetini yaşayanlar, AKP’nin siyasetini yanlış bulanlar AKP’nin karşısında bir güç, bir alternatif olarak CHP’ye yöneldiler. MHP ve cemaat bütün gücünü olmasa da önemli ölçüde CHP’ye çalıştı. Bu nedenle muhalefet açısından, AKP ile başa baş bir durum yakalanmıştır diye düşünüyorum. Kemal Kılıçdaroğlu - CHP Genel BaşkanıBirden olmuyor İstanbul, Ankara ve İzmir’de oylarımız ciddi oranda arttı. Kul hakkı yemeyenler, mazlumun yanında bulunanlar kaybetmezler. Çoğu büyükşehirde ise ilk kez kırsalın da oy kullandığı bir seçim oldu. Biz hep kırsaldan dolayı seçimleri kaybediyorduk; ilk kez oralarda da varlığımızı hissettirdik. Sonuçta biz her türlü yanlışı doğruyu tabii ki değerlendireceğiz ve daha iyi olması için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Dünyanın hiçbir yerine diktatörler kazanamaz. Bu mesajlar önümüzdeki süreçte daha fazla baskının uygulanacağını gösteriyor. Medyaya, sivil toplum örgütlerine baskı uygulanacak. Ama bu daha başlangıç. Ankara ve çok yerde itirazlar var. Hukukçu ekibimiz çalışıyor. İtirazlarımızı yaptık. Sandıktan yolsuzluğun, hırsızlığı meşruiyeti çıkmaz. AKP seçmenini gerçekten kulak kabartıyor ve dinliyoruz, onlara hitap etmeye çalışıyoruz. Ama tabii anlaşılan onları birden bire ikna etmek olmuyor. Bunun bir süreç alacağını düşünüyorum; bunu değerlendirmemiz gerek, sosyologların, ilgili tüm uzmanların yeniden bir bakış getirmesi gerekiyor. Hasip Kaplan - BDP Grup BaşkanvekiliAradaki fark az değil Ankara’daki durum belediye başkan adaylarının etkisi. Parti yarışından çok aynı kökenden gelen iki adayın yarışı vardı. İstanbul’da da aradaki fark az değil yani o kadar çokta başa baş bir yarış olmadı. Normalde üç dönemden fazla görev başında olan bütün herkes yeni dönemde dezavantajlı duruma düşmesine rağmen maalesef buralarda başarılı olamamıştır. Seçimlere katılım oldu çünkü yerel seçiminden öte genel seçime dönüştü, cumhurbaşkanlığı seçimine dönüştü. Üç seçimin kapışma alanına dönüştü. Bu seçimde aslında kim kazandı, nerede kazandı ona bakmak lazım. Yerel yönetimlerde partimiz Barış ve Demokrasi Partisi bütün imkansızlıklara rağmen ana muhalefet partisi konumuna yükseldi. Eşit bir yarış olmamasına rağmen aldığımız 3 büyükşehir belediyesi ve 8 il, 80’e yakın ilçe ve büyük ilçeler olması sebebiyle seçimin en başarılı partisi durumundayız. Bir, yerel yönetimleri güçlendirmesini sağladı. İki, eş başkanlık sistemini getirerek dünyada bir ilk modeli hayata geçirdi ve en fazla kadın belediye başkanı seçilen parti olarak da tarihe geçti. Alper Taş - ÖDP Eş Genel BaşkanıMücadele yükseldi CHP’nin oyları arttırması nedeni AKP’nin adaylarından, AKP’ye olan öfkeden kaynaklanıyor. Bir diğeri de Ankara konusunda seçim hilelerinden kaynaklı. Yani AKP’nin kaybetmiş olduğu görünüyor fakat seçim hileleriyle kazandığı görülüyor. Böyle bir tabloda AKP hem Ankara’yı hem İstanbul’u kaybetme psikolojisini, korkusunu yaşadı, yaşamaya devam ediyor. İstanbul ve Ankara doğal olarak AKP’ye karşı geçtiğimiz dönem mücadelenin yükseldiği yerler. Gezi direnişi büyük bir biçimde yaşandı. Doğal olarak AKP belediyelerine karşı bir öfke adaylara da yansıdı. Bir de adayların getirdiği artı bir özellik de var. Mansur Yavaş Ankara’da muhafazakar, milliyetçi tabandan gelen oyları alması da söz konusu oldu. Yani o yüzden Gökçek’e yakın, hatta şuan sayım devam ediyor. Kazandığı da söyleniyor. Sonuçta hile olduğu söyleniyor. Ama Melih Gökçek’e yakın bir oy oranı olduğu olgusu var. Şöyle özetleyeyim, CHP’de AKP zihniyetine karşı verilmiş mücadele, adayların aynı zamanda Ankara’da muhafazakar oyları da alarak yükselme gösterdi, başa baş bir yarış yaptı. Devlet Bahçeli MHP Genel BaşkanıDoğru okumalı MHP Türk milletinin tercihlerine saygılıdır. Enine boyuna incelenecek ve analiz edilecektir. AKP seçim sonuçlarını doğru okumalıdır. Muhalefetin başarılı olmasını doğru yorumlamalıdır. Türkiye’nin bekası ve esenliği için bundan sonra uygulayacağı politikalarda hassas hareket etmelidir. MHP, milletinin kendisine verdiği yetki ile yeni bir görev ve sorumluluk üstlenmiş olup, bunun gereğini daha etkili muhalefet anlayışıyla idare edecektir. 30 Mart seçimleri sonrası Türkiye çok şeye gebedir. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bilinmelidir. Başbakan Erdoğan’ın yaptığı konuşma Türkiye’nin bundan sonraki hal ve gidişatı konusunda önemli ipuçları vermiştir. Başbakan cepheleşmeyi ısrarla sürdürecektir. Hukuken temizlenmeden muhalefete yüklenmesi her şeyden önce demokratik terbiye ve adaba hakarettir. Yeni Türkiye ucubesi yetmezmiş gibi yeni muhalefet nakaratlarını dillendirmesi de aymazlıktır. Yaşanan çok sıkıntılı siyasi süreçler dikkate alındığında MHP önemli sayılabilecek bir siyasi başarıya imza atmıştır. Birçok Büyükşehir’i ya almıştır, ya da az farkla kaybetmiştir. Sibel Uzun - EHP Genel Başkanı En önemli sebebi Gezi AKP’nin koruduğu, iktidardaki sağcı bir parti olarak korumaya devam edeceği oy oranının nesnel temelleri vardır. Ekonominin çok belirleyici olduğunu görebilmeliyiz. Gezi’ye gelince halkımız çok iyi sandıktan AKP çıkınca bir anda kötü mü oluyor? Katılımın bu kadar yüksek olması da mı AKP’ye yazılacak? Halkımızın olan bitene sandıkta sözünü söylemek istemesi memleketteki ağır bir perdenin kalktığının en önemli göstergesidir. CHP bir önceki seçimlere göre oranı metropollerde net bir şekilde zorlamıştır. Bunu Bütün Şehir Yasası AKP’nin önemli oranda işine yararken başarmıştır. En önemli sebebi büyük şehirlerin büyük meydanlarında gerçekleşen Gezi’dir. Ankara’da tüm muhalefetin şaibeli sonuçlar karşısında CHP’den yana kenetlenmesi de Gezi’deki kenetlenmeyi hatırlatıyor. AKP’yi yıkacaksak bu nesnellikten hareket etmeliyiz. Kürt illerinde önemli bir kısmının BDP tarafından kazanılması da çözüm ve demokratikleşmenin ilerlemesinde önemli bir gelişmedir. Seçim önümüzdeki süreçte mücadele imkânlarımızın çoğaldığını gösteriyor. Aydemir Güler - TKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan AdayıAKP seçime girememeliydi Seçimlerin en başından itibaren şaibeli olduğunu düşünüyorum. Sadece sandık başındaki hırsızlık meselesi değil, seçime giden bütün süreç şaibeli. Ankara ve İstanbul sonuçlarını şu anda AKP kazanmış olabilir. AKP böyle bir seçime parti olarak girememeliydi. AKP’nin bir kısım aldığı oyların muhalefet tarafından dengelenmesi gibi bir durumla karşılaştık. Oysa olması gereken bu iktidarın bir siyasi parti olmaktan çıktığının tecil edilmesi gerekir. AKP’nin seçim sonuçlarının şuan herhangi bir anlam taşımadığı düşüncesindeyim. Ben AKP’ye karşı tepkinin birikmiş olmasını tek başına anlamlı ve yeterli saymıyorum. Bu tepki zaten vardı. Bu tepkinin üzerine AKP’nin bugün Türkiye siyasi sahnesinden tamamen silinmesi gerekirdi. AKP buna ayak direyen bir kuvvettir, seçim yasasını değiştirmiştir, belediyeler yasasını değiştirmiştir, seçime baskı altında sokmuştur, yalan da sokmuştur, fotoshop da sokmuştur. Sandık başında, seçim kampanyası sırasında terör estirmiştir. Bütün bunlardan ortaya çıkan bir oy kazanımı var. Bu oy kazanımı AKP’yi kurtarmaz. Sebahat Tuncel - HDP Eş Genel BaşkanıMuhalefet boşluğu Türkiye’deki ciddi muhalefet boşluğu bunda etkili oldu. Çok zorlu bir seçim süreci geçirdik. Yerel seçim olmasına rağmen daha çok genel seçim niteliğinde oldu. Türkiye’deki kutuplaşmanın sandıklara da yansıdığı seçim süreci yaşadık. CHP yaptığı muhalefet ile AKP’nin elini güçlendiriyor tespitini yapmıştık. CHP çok kemiksiz ve ilkesiz bir siyaset yürüttü. Halklarımız, Dersim’de Kürt olup, Ankara’da kurt olan, her nabza göre şerbet veren bir siyaset tarzını kabul etmiyor. Biz HDP olarak kendi ilkeli duruşumuzu bütün baskılara rağmen devam ettirdik. Bu açıdan HDP’nin iyi bir noktada olduğunu ama yolun daha çok başında olduğunu, özellikle de Türkiye halklarıyla güçlü bir diyalog kurmanın henüz gerçekleşmediğini görüyorum. Türkiye’de yaşanan bu kutuplaşmada bir şekilde AKP kazanmış görünüyor. Ama bunun önümüzdeki dönem siyasi tablosunu nasıl etkileyeceğini de beraber göreceğiz. Sandıktan AKP’nin çıkmış olması, tüm bu yapılan yolsuzlukları, kutuplaştırmaları aklamaz. Sonuç itibariyle AKP’nin tabanı yaşananlara rağmen AKP’ye destek verdi. Doğu Perinçek - İşçi Partisi Genel BaşkanıABD ve cemaate yanaştılar CHP’nin büyükşehirlerde rekabet edebilmesindeki tek etken, ABD’ye ve cemaate yanaşmasıdır. Tayyip Erdoğan seçmeni kendi hâkimiyeti altına almayı başardı. Bu ABD’nin başarısı değil CHP’nin başarısıdır. CHP bizim önerdiğimiz gibi güçbirliğini kabul etseydi güçbirliği iktidar olacaktı. Güçbirliği bütün belediyeleri alırdı. Oy toplamı olarak da AKP’yi geçerdi. Cumhuriyet güçbirliğinin oyu yüzde 60’tır. Sistem çıkmazda ve bu çıkmaz seçmene dayatıldı. Sıcak para ekonomisi çıkmazdadır. AKP ülkeyi bölmektedir ama bunu seçmene dayatabildiler. Seçime tek parti girdi. AKP, AKCHP, AKMHP. Sistemin önüne her konuda AKP'nin programını savunan bir parti koyarsanız, sonuçta A takımı kazanır. Sistemin A takımı AKP, B takımı CHP’dir. CHP Genel Başkanına AKP’nin başarısını sağlama görevi verdiler. Şu saat itibariyle AKP’nin kopyası olduğu için CHP yönetimi yoktur. Vatandaşlara buradan sesleniyorum, kimse karamsarlığa düşmesin. Bu sonuçlara bakarak Türkiye’nin önünü görmek mümkün değil. Bu işin 19 Mayıs’ı var, 29 Ekim’i var. Süreç böyle devam ediyor ve biz oraya yöneldik, çözümü orada görüyoruz. Melih Gökçek - Ankara Büyükşehir Belediye BaşkanıTürkiye Osmanlı ruhuyla dirilecek Ankara'da bugüne kadar aldığımız dualar ve Ankaralıların desteğiyle bir sefer daha 5 yıl Ankara'yı Allah ömür verirse birlikte idare edeceğiz. Şunu herkes bilsin. Biz dostluğu, yol arkadaşlığını da unutmayız; hainlik yapanı da unutmayız. Daha önce anlattım, dedim ki “tezgah yapacaklar, son ana kadar bizi mağlup gösterecekler, insanları sokağa dökecekler” birebir bunları yaptılar. 7 düvel birleşti, Allah'a hamdolsun güçleri yetmedi. Türkiye Cumhuriyeti'nin gücü karşısında, Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin gücü sayesinde mağlup oldular. Bizim tespitimize göre 70 bin oy bize ait olan oy. Akşam arkadaşlarla konuştuk durduk. Biz de itiraz ediyoruz, biz de hakkımızı almak için o iptal edilen sandıklardan geri alacağız, inşallah arayı da açacağız. Allah muhabbetimizi bozmasın, Allah gücümüze zeval vermesin. Türkiye Cumhuriyeti o eski Osmanlı'nın ruhuyla tekrar dirilsin inşallah. Bizim seçimden en ufak bir endişemiz yok. AK Parti Ankara’da büyükşehir belediyesini ve 21 ilçeyi kesinlikle kazanmıştır. Üç ilçede de durum ortadadır. Dolayısıyla Ankara’da AK Parti tarihi zaferini kazanmıştır. Kaynak: Yarınhaber
25 Madde ile Sivas Katliamı; Dünü, Bugünü...
İki otel çalışanı ve 33 aydının diri diri yakılarak can verdiği Sivas katliamının üzerinden 29 yıl geçti. Katliamın davası 29 yıl boyunca türlü hukuksuzluklarla devam etti. Ve, 29 yıldır bıkmadan, usanmadan adalet arayan 'İnsanlık suçlarında zamanaşımı olamaz' diyenlerin mücadelesi bugün de her yıl olduğu gibi devam ediyor...
Sanatçı Çolpan İlhan Son Yolculuğuna Uğurlandı
Kalp krizi sonucu önceki gün vefat eden tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan'ın cenazesi, Teşvikiye Camisi'nde öğle vakti kılınan namazın ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda eşi Sadri Alışık'ın yanında toprağa verildi. Kalp krizi sonucu önceki gün vefat eden tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan'ın cenazesi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen törenden sonra Teşvikiye Camisi'ne getirildi. Törende, taziyeleri Çolpan İlhan'ın oğlu Kerem ve torunu Sadri Alışık ile oyuncular Sibel Turnagöl ve oyuncu Songül Öden kabul etti. Cami avlusunda İlhan için anı defteri oluşturuldu. Cenaze törenine katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, taziye dileğinde bulunduktan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Çolpan İlhan'ın Türk sinemasının saygın bir ismi olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, İlhan'ın filmleriyle büyüdüklerini ifade ederek, 'Bir üzüntümü dile getireyim, sanata ve sanatçıya gerekli önemi vermiyoruz. Öldükten sonra onunla ilgili güzel şeyler söylüyoruz. Keşke o hayattayken, o güzel şeyleri söylesek ve o da duyabilse. Kendisini her zaman saygıyla andım, saygıyla anmaya devam edeceğiz. O bizim kalbimizde, yüreğimizde. Allah rahmet eylesin. Nur içinde yatsın.' Bugün Necef Uğurlu'nun yazısı okunduğunda İlhan'ın hangi koşullarda okuduğunun, hangi koşullarda yaşam mücadelesi verdiğinin görüldüğünü aktaran Kılıçdaroğlu, bir toplumun yaşam kalitesini sanatın, kültürün belirlediğini, sanat, bilim ve kültür insanlarına saygı duymak gerektiğini belirtti. Kerem Alışık ise aslında söylenecek çok şey olmadığını dile getirerek, 'Bizim yere, göğe kalbimize sığdıramadığımız insanı, bugün bir karış toprağa sığdıracağız. Bugün ona helallik vereceğiz, hakkımızı helal edeceğiz ama onu, gerek sanata, Türk sinemasına, Türk tiyatrosuna ait gerek evine ailesine ait olan tüm zamanların zümrütü gibi parlayan bir insanı çok önemli bir değeri, önemli bir sanatçıyı, ailemizin de onurunu, bireyini, bizim anamızı, hocamızı, ustamızı kaybetmenin üzüntüsünü, acısı yaşıyoruz. Biz ona helallik vereceğiz ama onun hem sanattan hem ailesinden hem sanatçı arkadaşlarından hem de aile dostlarından veya özel dostlarından hepsinden alacağı var aslında. O bize helal etmeli bütün alacaklarını. Hem asaletin, zerafetin sembolü hem vicdanlı hem fedakar hem mücadeleci bir profil, bir rol model, bir örnek kadın kimliği, kişiliği maalesef bugün dediğim gibi içimize sığdıramadığımızı toprağa sığdıracağız. Hepimizin başı sağolsun' diye konuştu. 'Saf tutmaktan hiç imtina etmemiş bir kadını uğurluyoruz' İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Çolpan İlhan'ın kendisini yetiştirmiş bir sanatçı olduğunu vurgulayarak, İlhan'a Allah'tan rahmet diledi. Oyuncu Mehmet Aslantuğ da 'Türk sinemasının manidar dönemlerinde bir dikiş makinasıyla evinin bereketi ve huzuru için başka anlamda saf tutmaktan hiç imtina etmemiş bir kadını uğurluyoruz biz aslında. onlardan çok kalmadı. Ailesine, sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Allah rahmet eylesin' dedi. Sanatçı Orhan Gencebay ise Çolpan İlhan'ı çok sevdiğini dile getirerek, 'Allah, gani gani rahmet eylesin. Sadri Ağabeyimiz de öyleydi. Ailece çok sevdiğimiz, saydığımız, görüştüğümüz kişilerdi' ifadelerini kulandı. Uzun bir süre önce görüştüklerini belirten Gencebay, 'Biz biraz ihmal ettik ama sevgimiz, saygımız aynen neyse baştan itibaren oydu tabii' dedi. Sanatçı Türkan Şoray da 'Kaybından duyduğum acıyı anlatamam. Çok yakın dostumdu her şeyden önce. İnanamıyorum. Sevenlerine Allah sabır versin' diye konuştu. Oyuncu Mustafa Alabora ise İlhan'la bir dizide çalıştıklarını dile getirerek, 'Orada ne kadar derin, ne kadar ince bir insan olduğuna bir kez daha tanıklık ettim. Hayatı boyunca insanlara hizmet etmiş, çok değerli bir sanatçıydı. Hepimizin başı sağolsun' değerlendirmesinde bulundu. Bu arada helallik alınması sırasında bir kişi tepki gösterdi. Kemal Kılıçdaroğlu, cenaze törenine CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı ve eski Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile geldi. Cenaze törenine, Çolpan İlhan'ın ailesi, yakınları ve sevenlerinin yanı sıra aralarında eski CHP milletvekilleri Mehmet Sevigen ve Berhan Şimşek, İBB Şehir Tiyatroları Genel Yayın Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, Atilla Dorsay, Ali Müfit Gürtuna, Nevra Serezli, Mahsun Kırmızıgül, Oktay Kaynarca, Ali Sunal, Erol Evgin, Sezen Cumhur Önal, Gönül Yazar'ın bulunduğu sanat ve siyaset dünyasından çok sayıda isim katıldı. Törene, Demirtaş Ailesi, CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar, Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi, Oğuz Kaan Salıcı, Mustafa Sarıgül de çelenk gönderdi. Çolpan İlhan'ın cenazesi, Teşvikiye Camisi'nde öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda eşi Sadri Alışık'ın yanında toprağa verildi. Muhabir: Andaç Hongur | AA
'Kılıçdaroğlu'na Diktatör Demedim!'
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekilliği'nden istifa eden Yalova Milletvekili ve CHP Genel Başkan Adayı Muharrem İnce, CNN TÜRK televizyonunda yayınlanan 'Ne Oluyor' programında Şirin Payzın'ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.İnce, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na diktatör demediğini savunarak, 'Tek adam olmak isterseniz, ön seçimi ortadan kaldırırsanız, blok listeyi tekrar dayatırsanız o zaman diktatör olursunuz dedim. Ben diktatör demedim. Bunlar gerçekleşirse diktatör olursunuz, dedim' ifadelerini kullandı. Deniz Baykal'ın adayı olduğu iddialarına ilişkin olarak ise İnce, 'Ben kimsenin adamı değilim. Ben partiye genel başkan olacağım. CHP'nin makus talihini yeneceğim. Çok iddialıyım' dedi. 'BEN DİKTATÖR DEMEDİM' CHP lideri Kılıçdaroğlu'na yönelik diktatör açıklamasının tepki toplamasına ilişkin olarak İnce, 'Benim açıklamamı baştan sona izlerseniz ben böyle bir cümle kurmadım. Bu yandaş medyanın bir uydurmasıdır. Ben aynen şöyle dedim. Sayın Genel Başkan, seçildiği kurultayda demokratik bir CHP'den söz etti. Parti içi demokrasiyi geliştireceğini söyledi. Duyumlar alıyorum bu kurultayla ilgili. Deniyor ki bir, blok listeye ger dönülecek, blok liste özlenmiş. İki, ön seçim tamamen kaldırılacak. Buna benzer açıklamalar var. Bugün kurultay gündemine baktım. 4. madde tüzük komisyonu seçimi, 5. madde genel başkanın seçimi, 6. madde tüzük değişikliği. Demek ki bu tür tüzükte daralan, CHP'yi körelten, CHP'yi diktatörleştiren bir yapıya doğru gitme belirtileri var. Bunları hissediyorum. Dedim ki eğer bu tüzüğü bu şekilde değiştirirseniz şimdikinden çok daha kötü bir noktaya çekerseniz, örgüt kazanımlarını vermek istemez. Ama siz bunları almak isterseniz, tek adam olmak isterseniz, ön seçimi ortadan kaldırırsanız, blok listeyi tekrar dayatırsanız o zaman diktatör olursunuz dedim. Ben diktatör demedim. Bunlar gerçekleşirse diktatör olursunuz, dedim' diye konuştu. 'BÖYLE BİR YAPI, SAĞLIKLI BİR YAPI DEĞİLDİR' Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirilerinin arkasında olduğunu söyleyen Muharrem İnce, 'Genel başkan, madem ki bu tüzük değişikliklerine o kadar güveniyor; doğru, Türkiye'yi aydınlığa taşıyacak bir CHP, demokratikleşecek, parti içi demokrasiyi geliştirecek bir CHP ise eğer değişikliler bunlarsa neden önce onları konuşmuyoruz da genel başkanlık seçimini neden sonra yapmıyoruz? Buradan bile art niyet, CHP'yi tek adam yapısına dönüştürmek istediklerini anlıyorum. Milletvekillerini genel başkan belirliyor. Belediye başkan adaylarını genel başkan belirliyor. Cumhurbaşkanı adayını genel başkan belirliyor. MYK üyelerini genel başkan belirliyor. Seçiyor Parti Meclisi'nden. Sen, sen, sen genel başkan yardımcısısın. Öbür gün değiştirdim sizi diyor. 5 kez MYK değişiyor. Her seçim sonrasında MYK değişiyor. Her seçim sonrasında başarısızsınız genel başkan yardımcıları, hadi bakayım kenara... Böyle bir yapı sağlıklı bir yapı değildir. Örgüt benim ne demek istediğimi anlıyor. Bunları yaparsanız diktatörlüğe doğru gidersiniz dedim. Bu doğru değil dedim. Sözümün arkasındayım, lafımın arkasındayım' şeklinde konuşmasını sürdürdü. 'CHP'LİLERİN ARTIK AĞLAMASINI İSTEMİYORUM' Muharrem İnce'nin 'Ben bu süreçte yalnız değilim, Baykal var' sözleri hatırlatılarak kendisinin Deniz Baykal'ın adayı olduğu yorumları sorulan CHP Genel Başkan Adayı İnce, 'O salona girdim. Cümlem aynen şöyledir. Ben burada yalnız değilim. Bu salonda benimle birlikte partinin vicdanı var. Gezi ruhu var. Gezi'de direnen gençler var. Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimci direnişi var. İsmet İnönü'nün cesareti var. Bülent Ecevit'in dürüstlüğü var. Deniz Baykal'ın 92'de CHP'yi yeniden açması var. Ben bütün genel başkanlarımızı saydım. Arkamda Deniz Baykal var gibi bir cümlem var. Bir partiye genel başkan olacak birisinin bir; benim arkamda Baykal var, Kılıçdaroğlu var, şu var, bu var fark etmez bunu diyorsa ondan genel başkan olmaz zaten. Ben genel başkan olmak istiyorum bu partiye. Bu partiyi iktidar yapmak istiyorum. Başbakan olmak istiyorum bu ülkede. AKP'yi yenmek istiyorum. CHP'lilerin artık ağlamasını istemiyorum. Partimin binalarının gece 11'de ışıklarının sönmesini istemiyorum. Meşalelerle sabaha kadar orada beklemelerini istiyorum. Bu iddiaları ortaya koyan, 12 yıldır milletvekilliği yapan birisi, Sayın Baykal'a saygısızlık yapmak istemem, benim genel başkanlığımı yapmıştı, ona saygım ayrıdır. Ama benim arkamda şu var diyerek ortaya çıkan bir adamdan lider olur mu? Ben, benim partimin genel başkanlarını onurlandırmak istedim. Yarın buna Sayın Kılıçdaroğlu'nu da eklerim. O halen mevcut genel başkan. O benim rakibim. Onun da namuslu bir insan olduğundan hiç şüphem yok' ifadelerini kullandı. 'KİMSEYE BUNUN HESABINI VERECEK HALİM YOK' Yalova'da Deniz Baykal ile bir araya gelerek nasıl bir görüşme gerçekleştirildiği ve genel başkanlığa adaylık konusunun burada konuşulup konuşulmadığı sorusu için İnce, 'Herkesin huzurunda oldu. Sayın Deniz Baykal, Bursa'da bir düğüne gidiyordu. Yalova Belediye Başkanı'nı kutlamak istediğini gemiden inip belediye başkanımızı kutlayacaktı bana da haber verildi. Ben de gittim karşıladım. Birlikte basının huzurunda... Ben o kentin milletvekiliyim. Sayın Baykal, benim genel başkanlığımı yapmıştır. 100 kez gelsin. 100 kez de karşılarım. Kimseye de bunun hesabını verecek halim yok. Bu nezaket ve insanlık gereğidir. Yalova'ya başbakan geldiğinde de karşılamaya gittim. Mehmet Ağar geldiğinde de karşılamaya gittim. Doğu Perinçek geldiğinde de karşılamaya gittim. Sayın Bahçeli gelse Bahçeli'yi de karşılamaya giderim' dedi. 'KILIÇDAROĞLU'NUN DA DESTEĞİNİ İSTİYORUM BAYKAL'IN DA' Partiye genel başkan olacağını iddia eden Muharrem İnce, 'Ben bu partiye genel başkan olmak istiyorum. 130 milletvekilinin de desteğini istiyorum. Herkesin, Sayın Kılıçdaroğlu'nun da desteğini istiyorum, Sayın Baykal'ın desteğini de istiyorum. 950 bin üyenin hepsinin desteğini istiyorum. Herkese gönlüm açık. Ama beni küçültecek, beni daraltacak, beni güdümlü, yönetilen, birisi olarak göstermek isteyenlere de tavrımı koyarım. Ben kimsenin adamı değilim. Ben partiye genel başkan olacağım. CHP'nin makus talihini yeneceğim. Çok iddialıyım. 2 seçimde birinci parti olamazsam ben istifa etmeyeceğim, tüzükte düşmüş olacağım' diye konuştu. 'SAYIN KILIÇDAROĞLU'NDAN DAHA FAZLA İMZA ALACAĞIMI ADIM GİBİ BİLİYORUM' Kim destekliyor sizi, sorusu üzerine Muharrem İnce, 'Yeterli imzayı bulup bulmadığımı görecekler. Bugün 6-7 milletvekili arkadaşım aradı. 3 milletvekili açıkladı şu ana kadar. Açık tavır koydular. 6-7 arkadaşım aradı, ne zaman destek olalım? Dünde 7-8 arkadaşım aradı. Sakın açıklama yapmayın dedim. Bekleyin dedim. Yeterli imzayı bulup bulamadığımı birkaç gün içerisinde herkes görür. Bugün 78 il başkanı destek açıklaması yapmış. Onların zaten yarıya yakını delege değil ki. Böyle bir şey olur mu? Delegeler adına nasıl böyle bir açıklama yapılır? Ama bu CHP tarihinde var ne yazık ki. İl başkanlarına genel merkezin baskı yapması, baskı sonucunda bu tür açıklamalar... İl başkanlarının emir erleri değil ki kurultay delegeleri. Özgür iradeli kurultay delegeleri bunlar. İl başkanı arkadaşlarıma kızmıyorum, gücenmiyorum da. Ben çok iyi biliyorum ki büyük 8-10 ilde Sayın Kılıçdaroğlu'ndan daha fazla imza alacağımı adım gibi biliyorum' ifadelerini kullandı. 'BEN ŞAMPİYONLUĞA BAKARIM' CHP Genel Başkan Adayı Muharrem İnce, 'Siz Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor birinin kulüp başkanı olsanız. Bir teknik direktör atasanız. Dese ki size teknik direktör, ben önce 8. oldum. Sonra 2 puan daha artırdım. Sonra 6. oldum. Sonra 2 puan daha artırdım, 4. oldum. Siz o teknik direktörü tutar mısınız? Yoksa şampiyonluk mu istersiniz? Bunlar beni ilgilendirmiyor. Şampiyon olmadığınız sürece, başbakan olmadığınız sürece bunların hepsi masaldır. Bunların hepsi kandırmacadır. 14 parti bir araya geldik. Cumhurbaşkanı adayı çıkardık. Adam geldi tek başına yüzde 52 aldı. Önemli olan bunu yenmektir. Siz eğer şuna razıysanız ki birtakım solcu arkadaşlar razı Türkiye'de, CHP zaten alamaz, maksimum nokta budur... Bunlar masaldır. Ecevit'in yüzde 42'sini unuttular mı? Ben şampiyonluğa bakarım' dedi. 'BENİ DİNLESELERDİ TAYYİP ERDOĞAN, CUMHURBAŞKANI OLMAYACAKTI' Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce CHP'nin çıkaracağı aday konusunda kendi önerilerinin dinlenilmediğini savunan İnce, şöyle konuştu: 'Girdiğimiz bütün seçimlerde AKP'ye karşı yenildik. 2011'de yenemedik. 2010 referandumunda yenemedik. 2014'te yerel seçimlerde yenemedik. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenemedik. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ben, 4 aday önerdim. İsimleri söylemek istemiyorum. Bir tanesini söyleyeyim. Mehmet Bekaroğlu'nu önerdim. Dedim ki Saadet Partisi tabanından AKP'nin belli bir kesiminden oy alırız. Aday gösterelim dedim. Ulusal duyarlılıkları yüksek arkadaşlar için bir aday gösterelim. Sol-sosyalist bir aday önerelim dedim. MHP ayrı bir aday önersin dedim. 4-5 aday ile birlikte çıkalım. Katılım yüzde 90'larda olsun. İlk turda Tayyip Erdoğan seçilemesin. Bu dört aday da başlangıçta şunu deklare etsin kamuoyuna. Kim birinci çıkarsa 2. turda onu destekleyeceğiz. Böyle olursa bugün Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı olamazdı. Aday sayısının artması, katılım oranını arttırır. Bu kadarcık bir matematik bilgisini bile kullanmadan tek başına bir çatı adayı... Çatı adayı ikinci turda olurdu. Birinci turda çatı adayı olmaz. Bunları anlatmaya çalıştım ama ben adayı televizyondan öğrendim. Üzülüyorum. Tayyip Erdoğan'ı cumhurbaşkanı, bu taktik hatası seçtirmiştir. Beni dinleselerdi Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olamayacaktı' 'BEN ELLERİNDE İPLERİ OLAN BİR İNSAN DEĞİLİM' CHP'deki Güçlü Genel Sekreterlik ile ilgili olarak CHP'nin bir geleneğidir bu, diyen Genel Başkan Adayı İnce, bu kişinin Önder Sav olmadığını belirtti. Genel sekreteri de Parti Meclisi'nin seçmesi gerektiğini söyleyen Muharrem İnce, 'Ben bu partiye genel başkan olmaya ve Türkiye'ye başbakan olmaya geliyorum. Ben ellerinde ipleri olan bir insan değilim. Bunu herkes böyle bilsin. Partiyi demokratikleştireceğim, AKP'yi yeneceğim' dedi ve aklındaki genel sekreteri şimdi açıklamayacağını belirtti. 'SAYIN KILIÇDAROĞLU GENEL BAŞKAN OLURSA BLOK LİSTE ESAS OLACAK' Çarşaf ve blok liste tartışmaları hakkında değerlendirmede bulunan Muharrem İnce 'Partiyi demokratikleştireceğim diye gelip bugün blok listeyi özlediğimi söylemem' diyerek, '4. madde, tüzük komisyonunun seçimi. 5. madde, genel başkanlık seçimi. 6. madde, tüzük değişikliği. Ben 5. maddede genel başkan olduğumda 6. maddede tüzük değişikliğim şunlar olacak. Üyelerle ön seçim olacak. genel başkan, iki seçim arka arkaya başarısızlıktan sonra çekilecek. Bunları yapacağım ben ama Sayın Kılıçdaroğlu, olursa genel başkan blok liste esas olacak. Yüzde 15'lik kontenjanı arttıracak' şeklinde konuştu. Bahar DEMİREL / ANKARA, (DHA)
'Ergenekon Kumpas mı’ Soruşturması
Ergenekon’da kumpas iddiaları için savcı Mesut Erdinç Bayhan görevlendirildi. Savcı Bayhan soruşturmada ihbar maillerinin kaynağını araştıracak ve 31 gizli tanığı da yeniden dinleyecek.Ümraniye’de 2007 yılında bir gecekondunun çatı katında el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon soruşturmasında 275 sanık yargılanmış ve 2013 Ağustos’ta mahkemeden ağır hapis cezaları çıkmıştı. Dava boyunca sanıklar ve avukatları soruşturmaya dayanak olan e-mailler, gizli tanıklar ve aramalarda bulunan belgelerle ilgili itirazlarda bulunmuş ve ‘kumpas’ iddialarını gündeme getirmişti. Sanık avukatları 31 gizli tanıktan çoğunun daha önce örgüt davalarında hüküm giymiş olan kişiler ve bazı emniyet personelinden oluştuğunu ve yanlı beyanlarda bulunduğunu öne sürmüştü. Avukatlar e-maillerin aynı kaynaktan gönderildiğini savunurken, belgelerin de sahte olduğu ve bilgisayarlara sonradan yüklendiğini söylemişti.E-maillere incelemeDavadaki tüm bu iddiaların İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mesut Erdinç Bayhan tarafından incelendiği ortaya çıktı. Savcı Bayhan, daha önce Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Mehmet Ali Pekgüzel veNihat Taşkın tarafından ifadelerine başvuran gizli tanıkları yeniden dinleyecek. Savcı Bayhan, ihbarların hangi kaynaktan ve kimler tarafından gönderildiğini de araştıracak. Avukat Figen Kocaağalar’ın 2012’de gündeme getirdiği bazı emniyet müdürleri ve eşlerinin de olduğu bir ortamda emekli Albay Levent Göktaş’ın ofisine CD konulduğu ve tutuklanacağının konuşulduğu yönündeki iddiası da incelenecek. Soruşturmada bugüne kadar, Levent Bektaş, Mustafa Levent Göktaş, Kemal Kerinçsiz, Hasan Ataman Yıldırım ile avukat Nevzat Güleşen’in de ifadelerine başvuruldu. Davanın avukatların Hüseyin Ersöz, maillerin kaynağına ulaşıldığı takdirde askerlere yönelik komploları kurgulayanların ortaya çıkacağını söyledi. Doğan bugün ifade verecekBalyoz’da kumpas iddialarıyla ilgili soruşturmayı da savcı Gökalp Kürkçü yürütüyor. Balyoz davasının en önemli sanığı eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan da ifade verecek isimler arasında. Doğan’ın bugün Çağlayan Adliyesi’ne giderek ifade vereceği belirtildi.PKK’yla çatışan savcı!Savcı Bayhan, TSK’da görevli bazı personel ile Doğu Perinçek’in de aralarında olduğu 91 kişi hakkındaki Karargahevleri soruşturmasında takipsizlik kararını vermişti. Bayhan, asteğmen olarak askerliğini yaptığıSiirt’te, 17 yıl önce PKK’lılarla girdiği çatışmada ağır yaralanmış, sakat kalmadığı için devlet madalyası almamıştı.ÇAĞDAŞ ULUS / ÖZEL HABER
Kadir İnanır: '3 Milyon Kürt  Boğaz'ı Bırakıp da O Dağlara Gitmez'
Türk sinemasının önemli oyuncularından, Âkil İnsanlar Heyeti’nde de yer alan ve kendisini “barış elçisi” olarak tanımlayan aktör Kadir İnanır , 6-7 Ekim olaylarını HDP’nin düzenlediğine inanmadığını vurgulayarak, “Ben bütün bu olayların temelinde 2015 yılındaki seçimler olduğuna inanıyorum. Taraflar kendi tabanlarına seçim yatırımı yapıyorlar. Bu söylemleri kendi kitlelerini kenetlenmek için kullanıyorlar” dedi. İnanır, çözüm süreci konusunda ise, “Ben şu anda hiçbir Kürt’ün ne Türkiye’den ayrılmak istediğini duydum ne de aklımın ucundan geçirecek bir sebep var. İstanbul’da yaşayan net 3 milyon Kürt şu Boğaz’ı bırakıp da o dağlara gitmez” diye konuştu.Hürriyet gazetesinden Cansu Çamlıbel’e konuşan Kadir İnanır, son dönemde yaşanan olayları değerlendirdi. Çamlıbel’in “Kadir İnanır: 6-7 Ekim'i HDP'lilerin yaptığına inanmıyorum” başlığıyla yayımlanan (3 Kasım 2014) söyleşisi şöyle:MASKELİLERİ AÇIĞA ÇIKARIN SUÇLAMALARA ASLA İNANMIYORUMMaskeliler, maskesizler kim? Açığa çıkmalı. Türkiye’de 7 bölgede kriminal laboratuvarlar var. ‘Böyle gitmez’ programını yaparken ben bir tanesini Adana’da gördüm. Maskeli bir adamın görüntüsünü bilgisayarda özel programla açtılar, adamın yüzü kabak gibi ortaya çıktı. Bu yüzü örtülü herkes deşifre edilip kamuoyuna açıklanabilir. Büyük bir provokasyon var. Bunun içinde içte ve dışta kimler varsa onu açığa çıkaracak teknoloji ve istihbarat gücümüz var. Suçlamalar ondan sonra yapılacak.Şunu mu söylüyorsunuz; kanıtlanmadan 6-7 Ekim olaylarında şiddeti HDP çizgisindeki gençlerin yaptığına inanmıyorum. Asla inanmıyorum. Kanıtlanması lazım. Yayın yasağı ne demek? Eğer bu açıklama uluslararası ilişkileri zedeleyecek bir boyut taşıyorsa, o zaman gene de bunu açıklamanın kendi içimizde bazı yolları olabilir. Ama böyle at gözlüğüyle ‘Vurdular, kırdılar’ demek! Tarih bunu bir gün yazar.HDP’nin sokağa çıkma çağrısı bazılarının savunduğu gibi yangına körükle gitmek miydi?Yapabilir, demokratik hakkıdır, herkesi sokağa tepki göstermeye davet edebilir. O çağrıda ‘Vurun, kırın’ diye herhangi bir cümle var mı? Mesele orada sıkışıp kalmış insanların canlarının kurtarılmasıydı. Kurtuluş yolu istediler. Açamadınız. Uluslararası ilişkiler yönünden açamadınız, kendi pozisyonunuz gereği açamadınız, bölgedeki stratejik durumdan dolayı açamadınız. Biz bunları bilmiyor değiliz. Ama göz göre göre de bir katliam vardı. Ben burada bu katliamdan etkilenirken, orada akrabaları olan insanların etkilenmesi doğal değil mi?2015 SEÇİMİ ÖNCESİNDE MUHALAFETİN GÜCÜNÜ KIRMAK İÇİN OYUN OYNANIYORSiz bunu Akil Heyet’le yaptığı toplantıda bu netlikte Başbakan Davutoğlu’na söylediniz mi? Her şey bu netlikte konuşuldu mu? Henüz bu boyuta gelmemişti. Ama provokasyonun açığa çıkarılması gerektiğini söyledik. Detaylı ben sana açıyorum şimdi. Ben bütün bu olayların temelinde 2015 yılındaki seçimler olduğuna inanıyorum. Taraflar kendi tabanlarına seçim yatırımı yapıyorlar. Bu söylemleri kendi kitlelerini kenetlenmek için kullanıyorlar. Biliyorsunuz, seçimlerin erkene çekilmesi gündemde, hatta baskın seçim halinde şubata bile alınabilir. İktidar partisinin Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu yakalama emeli var. Ama şu anda öylesine gergin bir ortam var ki seçimlerden koalisyon bile çıkabilir. Muhalefet partilerinin performanslarını kırmak için bir takım oyunlar oynanması gayet doğal.BU ÜLKEDE UMUT VEREN TEK SİYASETÇİ VAR; SELAHATTİN DEMİRTAŞHDP’ye çok eleştiri var. Onların bu süreci doğru yönetebildiklerini düşünüyor musunuz? HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde koyduğu performans alkış aldı bu ülkede. Peki ya bunu genel seçimlerde daha da yükseltirse nasıl olur? Bunu kırmak lazım. Bu ülkenin yetiştirdiği pırıl pırıl, umut veren tek bir siyasetçi var; Selahattin Demirtaş. O da ‘Gidin, kırın’ diye bir şey söylemedi. Üzüldüğünü de söyledi sonra. HDP seçimle gelmiş, çok genç bir siyasi parti. Elli yıllık partiler onlarca hata yaparken, HDP’ye bu kadar saldırmak vicdansızlıktır. Selahattin Demirtaş’a bütün Türkiye halkı sahip çıkmak zorunda. Öyle siyasetçi yetişmiyor, gerçekten yetişmiyor.SMOKİNLİ SAVAŞ LORDU KOBANİ’DEKİ HER BOMBANIN PARASINI GERİ ALACAKUzun bir diplomatik gerilimin ardından Türkiye Irak Kürdistanı’ndan Peşmergelerin Kobani’ye geçişine izin verdi. Bunun büyük bir taviz olduğunu düşünen milliyetçi kesime ne diyeceksiniz? Peşmerge’nin oraya gelişi kimseye ters gelmesin. Bizim geleceğimizin kaynağı orada. 150 yıllık petrol var burnumuzun dibinde. O petrol dünya sıralamasında kalite olarak üçüncü sırada ve iki yerden dünyaya açılabilir; birisi İskenderun, diğeri Mersin Limanı. Yılda 60 milyar dolar enerji gideri olan bir ülke için bu Tanrı’nın bir nimetidir. Emperyalist güçler diyor ki; ‘Sen istesen de istemesen de bu savaş bitecek’. Kuzey Irak’ın başkenti Erbil’i Türkler yapıyor biliyorsun. Yarın Kobani’yi de onlar yapacak.Gidişat böyleyse, Ankara’nın bugün Suriye Kürtlerinin olası özerkliğine karşı çıkmasının arkasında ne var? O konjonktür değişir, çünkü burası seçilmiş bir bölge. Eğer petrol olmasaydı egemen güçlerin hiçbirisi buralardan geçmezdi. Ortadoğu’da petrol olmasaydı, o bombaların hiçbiri atılmayacaktı. Kobani’de atılan her bomba bence Kuzey Irak muhasebesine tek tek yazılıyor smokinli bir savaş lordu tarafından. Yarın o petrol pazarlanırken, o bombaların paralarını tek tek geri alacak. IŞİD’miş, Kürt’müş tanımaz.‘BİJİ SEROK OBAMA’ SLOGANI İRONİDİRPeşmerge geçişi sırasında Nusaybin’de duyduğumuz ‘Biji Serok Obama’ sloganı kendi içinde çok derin çelişkileri barındırmıyor mu? Tabii, çok. Bunun için uğraşıyor zaten birileri. Ama o kadar kanlı ve eşitsiz bir savaş ki, sınırın karşı tarafındaki akrabalarının acısı ortadayken, yardım yapan kim olursa olsun alkışlar o halk. Ama ‘Biji Serok Obama’ sloganı bir ironidir. Bütün Kürt halkının bunu genelleştirip böyle bir slogan atacağını asla düşünmüyorum.KAFANA GÖRE ÇATAPAT YAPACAK OL HEMEN DÜDÜĞÜ ÇALARLARAnkara Batı’dan IŞİD ve Esad’la aynı şekilde mücadele edileceğinin garantisini almaya çalışıyor. Ancak onlar başka telden çalıyor. ABD, Esad’ı devirmekten vaz mı geçti sizce?İsteseler ne olacak, Rusya müsaade etmiyor ki. Rusya, BM içindeki vetosunu koydu mu sen Esad’ı oradan deviremezsin. O zaman niye Esad’ı devireceğim diye uğraşıyorsun kardeşim? Son noktada büyük devletler kendi aralarında paylaşırlar, anlaşırlar. Artık üniter devlet diye bir şey yok. Dünya egemen devletler tarafından yönetiliyor. Siz şimdi kafanız atarsa Yunanistan’a saldırın bakalım. Bir çatapat yaparsın, hemen düdüğü çalarlar.İLK GÜNÜMÜZ SAVAŞ SAHNESİ GİBİYDİ‘Kadir İnanır solcu kimliğiyle tanıdığımız bir sanatçı, ne işi vardı AK Parti’nin projesinde’ diyenlere ne yanıt verdiniz?AKP’nin barış projesi değil bu. HDP’nin de barış projesi. İki saattir ne anlatıyorum, egemen güçler diyor ki; ‘Bu bölgedekiler, barışacaksınız, hiç şansınız yok’. Ayrıca ben ilk günden beri ‘akil insan’ tanımını reddettim. Ama şu var; gittiğiniz yerde toplumu etkileyebilmelisiniz. Tanınır yanınız olmalı. Bizim 9 kişilik grupta ancak 3 kişiyle anlaşabilirdim, geri kalan 6 kişiyle anlaşmam mümkün değildi. Ama öyle bir mühendislik yapmışlar ki gittiğimiz yerlerde 9’umuzun da bir karşılığı vardı. Bir de Akdeniz Bölgesi’nde genelde sürece karşı bir toplum vardı. Sürece karşı çıkan kafatasçı tiplerin televizyonlardaki yaylım ateşinden çok etkilenmişlerdi. Neredeyse televizyondaki cümlelerin hepsini kelimesi kelimesine duyduk gittiğimiz yerlerde. İlk günü hatırlıyorum, korkunç bir savaş sahnesi gibiydi. Ama zaman geçtikçe, ölümler gelmeyince hava değişti. Toplumda sürece katkı başladı.HİÇBİR SİYASİ OLUŞUM BENİ KENDİ ADINA KULLANAMAZO yaşadıklarınıza bakınca ‘keşke kabul etmeseydim’ dediğiniz ya da kullanıldığınızı düşündüğünüz oluyor mu?Hep söyledim; ben AKP’li değilim. Bu ülkenin hiçbir siyasi oluşumu beni kendi adına kullanamaz. Ben bu süreç boyunca her türlü riski alarak çalışmalarımı sürdürdüm. Barışı istemeyenlerden ağır hakaretler gördüm. Durum böyle diye asla gerilemem. Bir barış elçisi olarak çalışmalarımı sürdüreceğim. Zaman her şeyin ilacıdır. İşler öyle bir gelişir ki ikna edersiniz, anlayışla eller birleşir. Bu süreçler dünyada da hep böyle uzun olmuştur. Bizde de olumlu sonuç alınacak, hiçbir endişem yok. Ama biz sabretmek yerine iki yılda bitsin istiyoruz.İSTANBUL’DAKİ 3 MİLYON KÜRT BOĞAZ’I BIRAKIP DAĞLARA GİTMEZToplumdaki kutuplaşma sizi yıprattı mı? Beni yıpratmadı. Hiç hak etmediğim o saldırıları halk yapmadı, halkı yönlendirenler yaptı. O kafatasçı milliyetçiler ve ulusalcılar yaptı. Bakın şimdi sesleri çıkmıyor. Nerede Doğu Perinçek’in adamları? Barış kaçınılmaz. Bugün tıkarsın, yarın önü yine açılır. Başka şansın yok. Ben şu anda hiçbir Kürt’ün ne Türkiye’den ayrılmak istediğini duydum ne de aklımın ucundan geçirecek bir sebep var. İstanbul’da yaşayan net 3 milyon Kürt şu Boğaz’ı bırakıp da o dağlara gitmez. Bu insanlar diyor ki; ben de bu ülkenin vatandaşı olarak eşit hak istiyorum. Bizde durumu iyi olanlar o eşitliği istemiyor işte, mesele bu.SANATÇI MUHALİFTİR KÜÇÜCÜK MENFAAT İÇİN KENDİNİ SATMAMALISanatçı illa ki muhalif mi olmalı? Tabii, sanatçı doğası gereği muhaliftir. En iyisini buluncaya kadar... Yaşadığı toplumun çağın gerilerinde kalmış yapısını ortadan kaldırmak için verilen mücadelede sanatçı en önde savaşan insan olmalıdır. Düşünür, tepki gösterir ve elbette bunun bedellerini de öder. Türkiye’de bunun örnekleri çoktur. Omurgalı, ilkeli, sağlam bir duruş sergilemeyen sanatçı bence sanatçı değildir. Küçücük menfaatler için kendini satmamalıdır.Yeni Türkiye’de böyle bir sanatçı tanımına tahammül var mı? Yeni Türkiye’yi kim yaratacak? İnsanlar kendileri yaratacak.İNSANLARI KİŞİLİKSİZ YIĞIN HALİNE GETİRİNCE DÜZEN KURMAK KOLAYSiz detaya girmeden önce şunu sorayım; ‘yeni Türkiye’ diye bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç var mı?Var tabii ki. 12 Eylül katliamını bilerek yaptılar, böyle kolay yönetilebilen bir toplum olsun diye. 12 Eylül Anayasası değişecek. Ama insanları kutuplaştırarak, gergin bir ortam yaratan bir anlayışsa, bu kabul edilemez. Yeni Türkiye aydınlığa yüzünü açarsa yeni olur. Çağ dışı kalmış yasaları, insan onurunu yücelten yasalara dönüştürürse yeni olur. İnsan hakları ve eşitlik temelli bir adalet sistemi kurarsa yeni olur. Milli eğitim tedrisatını bugün öyle bir hale getirdiler ki okulu bitiren bir genç aydınlık bir ülkenin savunucusu nasıl olacak? İnsanları eğitimsiz bırakıp, tüketim toplumu haline getirip, kişiliksiz bir yığın haline getirdiğiniz zaman istediğiniz düzeni kurmak kolaylaşıyor.BARIŞ SÜRECİNİ MHP YAPSAYDI DA GİDERDİMAkil Heyet çalışmalarına devam ederken, hükümete bugünkü kadar ağır eleştiriler yönettiğinizi hatırlamıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne benim kadar eleştiri getiren ikinci bir adam bulamazsınız. Ama kafada bir idefiks var. Yav, bu işi MHP yapsaydı ben yine giderdim. Ben 45 yıllık kariyerim boyunca o bölgeyle ilgili çok film çektim, onların bütün sorunlarını ben biliyorum. Kim gidecekti başka? Bizi ölümle tehdit edenler de, alkışlayanlar da oldu. Şimdi akil çalışması bitti beni oturuyor mu sanıyorsunuz?TOPLUM FİLMLERİMDEKİ KARAKTERİ SEVSE DE SİYASETÇİNİN DİLİ BU OLMAMALIGeçen yıl Gezi’nin hemen sonrasında Akil Heyet’in o zaman başbakan olan Tayyip Erdoğan ile yaptığı toplantıda, kendisine sert üslubuyla ilgili bir soru sormuştunuz diye hatırlıyorum.‘Acaba dilinizi biraz sakinleştiremez misiniz’ dedim, o da şöyle cevap verdi: ‘Kadir Abi sen nasıl Kadir İnanır oldun?’ Toplum benim filmlerimdeki tarzımdan benim canlandırdığım karakterlerden hoşlansa da bir siyasetçinin dili bu olmamalıydı. O da öyle götürdü ama, seviyorlar.DAVUTOĞLU’NUN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKÂR İDEOLOJİDEN SAPMAYACAKYeni Başbakan Davutoğlu’nun tarzını nasıl buluyorsunuz? Davutoğlu bir akademisyen. Çok donanımlı ama milliyetçi muhafazakâr bir partinin ideolojisinden asla sapmayacağı açık.Eğer bu tespitiniz doğruysa, muhafazakâr milliyetçi çizgiden sapmadan nasıl müzakere aşamasına geçip finale götürecekler süreci?E yapacak, çünkü ülkenin durumu ortada. Türkiye halklarının talepleri var. ‘Ben eşit muamele görmüyorsam, bu savaş devam eder’ diyorlar. En doğal da hakları bence. Türkiye’nin her tarafında, turizm ve sanayi bölgelerinde en altlarda çalışanlar Kürtler. Bir de sen bunlara ‘kara kafa’ muamelesi yaparsan olmaz. Adam ‘Bana yapılan hakaretlerin faturasını çıkarın, bunlar artık olmasın’ diyor.CHP KÜRTLERLE EL ELE VERMEK ZORUNDAHiç dolandırmadan sorayım; CHP nasıl kurtulur?CHP doğal yandaşı olması gereken 34 milyon aktif/pasif emekçiye kucak açıp sahip çıkmalıdır. İdeolojisinin ne olduğuna karar vermelidir. Sosyal demokrat ya da demokratik sol bir parti olacaksa emekçilere ve bunların ideolojik aydınlarına sahip çıkmalıdır. Bir sosyal demokrat, Türkiye’nin en yakıcı sorununun çözümü için oluşmuş ve bugüne kadar benzeri görülmemiş bir toplumsal iradenin karşısında yer almamalıdır. CHP son seçimlerden sonra gerçekleri gördü ve Kürt sorununa sahip çıkmaya başladı. CHP’nin belediyeleri eğer seçildikten sonra o bölge halkıyla sıcak diyaloğa girerse, genel seçimlere yansımasını görürsünüz. Şunu gayet iyi biliyorum ki Kürtler onlara her dönemde gittiler. Şimdi Kürtlerle el ele vermek zorundalar.Siz artık HDP seçmeni misiniz?Ben HDP’nin bir siyasi organizasyonuna üye değilim. Ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş’ı desteklediğimi deklare ettim. Türkiye’nin özlemini o kadar güzel anlattı ki, onu desteklememek bizim kimliğimize, kişiliğimize yakışmazdı.İMAM-I AZAM’IN BİR DEVRİMCİ OLDUĞUNU KAÇ KİŞİ BİLİYOR?İnançlı bir insan mısınız?Ben inançlı bir insanım ama din çok derin bir konu olduğu için tartışmaya girmek istemiyorum. Ancak bir yandan bilgilenmek de istiyorum. Yaşar Nuri Öztürk’ün ‘İmam-ı Azam’ kitabını herkes okusun. Niye biliyor musunuz? Bugüne kadar mezhebim sorulduğunda hep ‘İmam-ı Azam Ebu Hanife’ dedim ama bu yaşıma geldim, onun kim olduğunu yeni öğrendim. Şu ülkedeki bütün Sünnilere soralım İmam-ı Azam Ebu Hanife hakkında ne biliyorlar diye. Kaç kişi biliyor acaba! İmam-ı Azam bir devrimci, bir kahraman, bir bilimadamı. Adamın kim olduğunu bildikten sonra mezhebine daha fazla saygı duyuyorsun.JÜLİDE İLE SABAHLARA KADAR GÜNDEM ÜZERİNE KAVGA EDİYORUZBütün bunlarla ilgilenirken bir yandan da yeni bir sinema projesi var mı gündeminizde? Var, ama ben şu anda film falan çekemem. Ben bütün Türkiye’yi dolaşıyorum. Biz evde bile sabaha kadar Jülide (Kural) ile kavga ediyoruz. Hep ülke gündemiyle meşgulüz. Jülide çok radikal, ben sosyal demokratım. O daha radikal bakıyor, ben daha ılıman. Büyük bir aktivist. Kobani’ye gitmeye hazırlanıyorlar.‘Şu barış süreci bir nihayete ersin de ben bir Öcalan filmi çekeyim’ diyor musunuz? Zaten kaçınılmaz bir gerçek. Ayrıca ben Öcalan filmini çektim, merak ediyorsan aç interneti bak ‘İsyan’ filmi. Süreç bittikten en az bir yıl sonra gerçekleri asla sansüre uğratmadan vicdan filmleri çekmeyi öneriyorum. Ha, ‘Bunu devlet yaptırmaz’ diyebilirsin. Ama başarı istiyorsa yaptırmak zorunda. En büyük silahtır sinema. Halka dokunmak lazım.SORUMLULAR MASUM DURUMA DÜŞTÜ! ÇIK ‘İSTİFA EDERİM’ DEBirkaç ay önce bir madende 300 kişi ölmüş, teknik aksaklıklar ortada. Bugün yenisi olmuş, bir masumiyet duygusu içindeler. Sorumlular masum duruma düştü! Suçlu kim kardeşim? Suçlu orada çalışanlar ve aileleri mi yahu? Almanya’da 40 yıldır madeni devlet çıkarıyor. Ben özelleştirmeye karşı değilim ama bu kritik alanları özelleştirmeyeceksin. Adam devlete ödediği komisyonu kapatmak için orada her türlü sömürüyü yapıyor, görmüyor musun? Sen bir de masum duruma düşme ya! Çık de ki ‘Gerekirse istifa ederim, burada hatalıyız’ de ‘ama toparlıyoruz’ de. Bir şey söyle yahu.ŞUNLARIN ADINI AÇIK AÇIK YAZIN YAHU!PYD, ÖSO, IŞİD diye yazıp geçiyorsunuz. Ben bile okurken yoruluyorum yahu, sekiz-on tane ayrı şey. Hem televizyonda hem gazetede böyle söylenenlerden halkın yüzde 90’ı hiçbir şey anlamıyor. Sonuçta körler sağırlar birbirini ağırlar durumu çıkıyor. Anadolu’ya gidelim, soralım isterseniz.Cansu Çamlıbel | Hürriyet
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
İş kazaları ve çalışan güvenliği için Başbakan Davutoğlu’nun önceki gün açıkladığı önlem ajandası, ‘düğmeye basarak’ iyi yönetişim sağlanacağını düşünenleri heyecanlandırmış olabilir. Ancak bu ajandada iş kazalarına ‘sıfır toleransla’ yaklaşma iradesi yok.Örneğin önlem ajandasının içindeki iki madde, hukukun üstünlüğü konusundaki ahlaki çöküntüyü apaçık ortaya seriyor; birincisi, iş kazalarını önlemek için, işyerinde çalışma güvenliğine dikkat gösteren işverenlerin prim ödemelerinin azaltılması. İkincisi de işyerinde kaza olan işverenlerin ihalelere katılımının iki yıl boyunca yasaklanması.