Abdüllatif Şener Haberleri

Abdüllatif Şener ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Abdüllatif Şener ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Ses Kaydına Kısa Bir Bakış: Montaj mı, Değil mi? Tezler ve Antitezler
24 Şubat 2014 gecesi bir twitter hesabında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen telefon kayıtlarının servis edilmesiyle tabir-i caiz ise ortalık bir anda karıştı.  Bundan önce aynı hesaptan paylaşılan 17 tape’de olduğu gibi bu tape üzerinde de ciddi fikir ayrılıkları oluştu. Kaydın montaj olduğundan, kişilerin bulundukları yerler itibariyle bu konuşmanın gerçekleşmesinin mümkün olmadığına kadar birçok konuda görüş ayrılıkları oluştu.  Konuya ilişkin görüşleri, iddiaları, açıklamaları, yorumları derleyelim, toparlayalım istedik...
'Erdoğan Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler'
AKP’nin kurucu üyelerinden Abdüllatif Şener, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, 2007 yılında yolunu ayırdığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eski partisine yönelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. Şener, BirGün’ün son gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı. »Başbakan Erdoğan ile oğlu arasındaki telefon görüşmesine ilişkin ses kayıtlarına dair tartışmalar sürüyor. Erdoğan ve AKP’nin “montaj” iddiasını inandırıcı buluyor musunuz?Montaj ihtimali yüzde sıfır. AKP’nin kurulmasından önce de Erdoğan’la beraberdim. 5 yıl boyunca da AKP hükümetinde Başbakan Yardımcılığını yaptım. Korkunç bir para eğilimi olduğunu o günlerde tespit ettim. En çok da bu huyundan rahatsız oldum. Erdoğan, tapeler yayımlandıktan sonra “kriptolu telefonlarımızı bile dinlemişler” dedi. Bu, ses kayıtlarının kendisine ait olduğunun itirafıydı. Bu ülke, tarihinde hiç görülmediği kadar soyulmuş ve yağmalanmıştır. Rakamlar korkunçtur. Geçmişte, Özal döneminde İsmail Özdağlar 15 bin dolar için yargılanmıştı. Burada oğlu Bilal sabahtan akşama kadar para taşıyor ve elinde kalan 30 milyon avrodan söz ediyor. Cumhuriyet tarihi dönemindeki bütün yolsuzluk olaylarını üst üste toplasanız yine de bu yolsuzluk olayındaki rakamların yüzde 1’i yapmaz. »Kuruluşundan itibaren AKP’ye bakıldığında Erdoğan’ın yakın çevresindeki isimlerin değiştiğini görüyoruz. Bu tercihinin nedeni nedir sizce?Eğer kirli bir siyaset izliyorsanız, yolsuzluğa batmış ve tüm hukuk düzenini ihlal etmiş, ceza kanunlarına aykırı iş yapmışsanız, bunu gizlemek, sürdebilmek ve boynununuzu giyotinden kurtarmak için bir şeylere mahkûm olursunuz. Bu kadar pisliğe bulaşmış batmış bir insanın yola başladığı ekiple devam etmesi mümkün değil. Sürekli rakipsiz, bir numara olarak kalmak istemektedir. Ayrıca uzun süre yakınında bulunanlar onun neler yaptığını, kirli taraflarını göreceği, içlerinde isyan edenler çıkacağı için sürekli değiştirmeye ihtiyaç duymaktadır. Erdoğan, her seçimde milletvekillerinin neredeyse üçte ikisini değiştiriyor. İl, ilçe teşkilatları da sürekli değiştiriliyor. Zaten izlediği kirli siyaset ve pislikleri ortalığa dökülmesin dile yıllardır medyayı ve sivil toplum kuruluşlarını da baskı altında tutuyor, hukuk devletini tahrip ediyor. Şimdi mahkemeleri kendisine karşı işleyemez hale getiriyor.” »Yargıyla ilgili süreç, HSYK’de yapılan değişiklikle yeni bir boyut kazandı. Bu düzenleme süreci nasıl etkiler?Başbakan şu anda Türkiye’yi çoklu hukuk sistemine sokmuştur. Başbakan ve yakınlarının tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, halkın tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, Başbakan’ın sevmediklerinin yargılandığı mahkemeler ayrı. Kendinden emin olsa basın özgürlüğünü destekler, interneti susturmaya kalkmaz . Bunları yapıyorsa bu bile ses kayıtlarının doğru olduğunun delilidir. HSYK ile ilgili düzenleme tüm hukuk düzenini altüst edecek.  Bakan çocuklarının yargılanma sürecini baştan sona tahrip edecek bir düzenleme bu. Anayasa’ya aykırılığı net olan düzenlemeler var. CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi HSYK yasasını iptal edebilir, iş normala döner diye düşünenler olabilir. Ancak bir ay, hatta bir hafta sonra Anayasa Mahkemesi bu yasayla ilgili iptal kararı verse de artık çok geç kalınmış, Türkiye’nin çivisi çıkmış olacak. »Çivinin çıkmaması için ne yapılmalı?Anayasa Mahkemesi “yok hükmünde sayma” kararı vermeli. Bu yapılmaz eğer sadece iptal yönünde bir karar verilirse iptal hükümleri geriye yürümediğinden, hukuk düzenini, anayasal düzeni koruma konusunda gerekli hassasiyetin gösterilemediği anlamına gelir. Ya da yeteri kadar bu felaketin algılanamadığı anlamına gelir Anayasa Mahkemisi yok hükmüne sayma opsiyonunu her zaman elinde bulundurmalı. Bu sadece HSYK için geçerli değil bundan sonra da öyle felaket kanunları geçecek ki Meclis’ten, bunları anayasaya kökten aykırı olduğu için yok hükmünde sayma kararını kendi idaresiyle, yorumuyla elinde bulundurma yetkisi elinden alınan Anayasa Mahkemesi anayasal düzeni koruma gücünü kaybetmiş olacaktır. Bu nedenle HSYK ile ilgili yüksek mahkemenin vereceği karar kurulduğu günden bugüne verdiği ve vereceği tüm kararlardan daha önemli. »Erdoğan son gelişmeler üzerine hızla çıkarılan yasalarla kendisine koruma kalkanı oluşturma çabasında. Onu yakından tanıyorsunuz, bunların ötesinde nasıl bir tavır izlemesini bekliyorsunuz?O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Ayakta kalabilmek için ülkenin çok kanlı bir savaşa girmesi gerektiğini düşünürse ülkeyi öyle bir kanlı savaşa bile sokar. Ayakta kalmak için her şeyi yapacaktır. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan, bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra her şeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz, evrensel değerleri, yaptığı bir işin anasaya aykırılığını hiç önemsemez. Nitekim bu ana kadar yaptıkları da bunu gösteriyor. »AKP tabanının bu süreçten nasıl etkilendiğini düşünüyorsunuz?Aidiyet duygusuyla hareket ediliyor. Parti tabanında mutlaka çok temiz yürekli insanlar var. Ama gerek partinin parlemento grubunda gerekse örgüt tabanında ilkelere,  ideallerine göre hareket eden insan sayısı çok fazla değil. Geçenlerde bu iktidar döneminde defterdarlık yapmış biri geldi. Muhafazakâr bir insan. Şu anda emekli. İlgili Bakan’ın, çocuklarının işi ile ilgili bir konuda kendisine gayri meşru işi yapması için baskı yaptığını, genel müdürlük vaadinde bulunduğunu anlattı. Baskıya direnince ilgili Bakan’ın kendisine rüşvet dahi teklif ettiğini anlattı. Kabul etmemiş ve sonunda emekliye ayrılmış. Düşünebiliyor musunuz, Bakan, memuruna rüşvet teklif ediyor... Para bunların elinde, güçle aşamadıkları bütün süreçleri aşmak için kullanıyorlar. Rüşvet almasını bilen rüşvet vermesini de en iyi bilendir. Çözemedikleri bütün mekanizmaları son kertede, parayla, rüşvetle çözüyorlar. Cenneti dağıtıyor, cehennemi gösteriyor, unvan verip sonra geri alıyor... Paranın üstüne yatmışlar. Bunların gayri meşru zenginleştirdiği insanların serveti legalleşse TÜSİAD orta sınıf olur demiştim ta yıllar önce. »Sahip olunan siyasi ve ekonomik gücü yetersiz bulmanın nedeni ne olabilir?Bu psikolojik bir şey. Psikolog değilim ama evinde olduğu belirtilen paralardan sonra Başbakan’ı daha iyi yorumlamaya başladım. Anadolu’nun belli başlı kentlerindeki bütün bankaların bütün şubelerindeki paraları toplasanız, Başbakan’ın evinde bulunduğu söylenen paraların yarısı kadar etmez. Bir hırs, bir haram tutkunluğu, insanların hakkını gasp etmenin verdiği bir zevk var demek ki. Daha çok çalıp çırparak, yaşadığını hissetme duygusu... Yazık, peşinden giden insanlar neye destek veriyor; görmüyorlar mı? »Bu yaşananlar Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili beklentilerini nasıl etkiler?30 Mart’ta öngördüğü oranda bir oy alırsa Cumhurbaşkanı olma isteğinden vazgeçmez. Yani bu konudaki kesin kararını yerel seçim sonuçlarına göre verir. O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra herşeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz SEBAHAT KARAKOYUN / senyaprak@gmail.com / @ssenyaprakBirgün
Otoriterleşen Erdoğan'ın Ekonomi Yönetimindeki Çatlak İlk Değil
ÇIKILAMAYAN ORTA GELİR TUZAĞI VE OTORİTERLEŞEN ERDOĞAN, FAİZ TARTIŞMASIYLA ÇATLAĞI DAHA DA BÜYÜTTÜ, SÜRDÜRÜLEMEZ KILDI CHP Parti Meclisi Üyesi ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, ekonomi yönetiminde faizler dolayısıyla baş gösteren çatlağın yeni olmadığı, AKP hükümetleri döneminde sıkça yaşandığı, ancak orta gelir tuzağından çıkılamaması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın giderek otoriterleşmesi nedeniyle artık konunun içinden çıkılamaz noktaya doğru gitmekte olduğu uyarısını yaptı. Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: Erdoğan’ın Merkez Bankası’na “faizi indir” baskısının ardında, 11.5 yıldır şişirdikleri inşaat-konut balonun patlama noktasına gelişi yatıyor. Ekonomiyi tamamen sıcak paraya bağımlı hale getirip; ağır borç yükü altına soktular, inşaata dopingle ekonomiyi canlı tuttular. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları sonrasında artan siyasi risk – azalan güvenin etkisiyle dövizde yaşanan sıçramaya şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Yükselen finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu durum piyasada durgunluğa yol açtı. İnşaattaki saadet zinciri bozuldu. Daireler satılmıyor, konut stoku elde kaldı. Şimdi Erdoğan telaşla “faizleri indirin!” diye feryat ediyor. Faizde sert bir indirim, dış muslukların iyice kısılması, zaten yüksek olan dövizin fırlaması demektir. Bu durumda cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur. - Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, buzdağının görünen ucudur. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yanlış ekonomi yönetimi ömrünü bitirmiştir. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık sesini yükseltme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda giderek daha da otoriterleşirken, ekonomi hızla kötüleşirken, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası’na (MB) “faizi indir” baskısı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bu konuda MB’ye verdiği destekle ekonomi yönetimindeki çatlak kamuoyunun gündemine geldi ve piyasalar bundan etkilendi. Ancak 12 yıla yaklaşan AKP iktidarında aşırı dış kaynağa bağımlı hale getirilen, sıcak para ile döndürülen, inşaat sektörüne yapılan dopingle canlı tutulan, aynı zamanda iktidar üyelerinin rant ve yağma iştahına kurban edilip eşi görülmemiş yolsuzluklara sahne olan ekonominin yönetimi konusunda AKP içinde yaşanan ilk çatlak değil bu.İLK BÜYÜK ÇATLAK ŞENER’LE YAŞANDI AKP içinde ilk büyük çatlak, partiyi kuran çekirdek kadroda yer alan Abdüllatif Şener ile yaşandı. AKP’nin dört kurucusundan biri olan Şener, iktidarın daha ikinci yılından itibaren bakanı olduğu hükümetle ters düştü, farklı bir ses oldu. Şener, Galataport ihalesi başta AKP’nin peşkeşe dayalı özelleştirme uygulamalarına karşı çıktı. Erdoğan ve AKP ile yolsuzluk konusunda ters düşen Şener, sonunda kurucusu olduğu partiyle yollarını ayırdı.17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla AKP’nin “bütün pisliklerinin ortaya saçıldığını” vurgulayan Şener, bu yolsuzlukların Erdoğan’ın haberi ve onayı olmadan yapılamayacağını söylüyor. Şener’in şu sözleri Erdoğan ve çevresinin zihniyetini oldukça net biçimde tanımlıyor: “Bu kabine ve kabinenin başındaki başbakan parasal konulara meraklıdır. Nerede para varsa üzerini kapatmaya eğilimlidir. Şu ana kadarki hükümet etme biçiminde de paraya sahip olmak en temel refleksidir. Hissiyatımı pekiştiren yüzlerce olay, gözlem yaşadım. Objektif koşullarda bunlar yargı sürecine girecek nitelikte olmayabilir. Ama sübjektif olarak baktığımda yolsuzluklarla yoğurulmuş bir iktidar anlayışı işbaşındadır.”  “GAZ-FREN” ÇATLAĞI… AKP’nin yanlış politikaları sonucu ekonominin tökezlediği 2012 yılında, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan arasında ekonominin direksiyonu için kavga yaşandı. Gelir dağılımı adaletsizliği sürerken, reel geliri yerinde sayan vatandaş borçlanmada da sınıra dayanınca tüketimde frene bastı. Tüketim yavaşlayınca ekonomi çakıldı, devlet vergi toplayamaz oldu, hedefler şaştı, zaten ağırlıkla, vatandaşın tükettiği mal ve hizmetler üzerindeki dolaylı vergilerden gelen gelirle finanse bütçede rekor açık ortaya çıktı. Küresel ekonomide hava sisliydi. Türkiye ekonomisinde kötüye gidiş artık gizlenemez hale geldi, hükümetin tüm hedefleri şaştı, ileriye yönelik belirsizlik arttı, güven kalmadı. Bu koşullarda vatandaşlar gibi, bir ay sonrasını dahi göremeyen sanayici de istese de gaza basamazdı! Uyguladıkları yanlış ekonomi politikalarının ve önlem almadaki ihmallerinin Türkiye’yi getirdiği noktada Babacan, ekonomideki daralma sürecini “yumuşak iniş” adı altında, kendi tercihleri ve kontrollü bir süreç gibi göstermeyi tercih etti.  Ekonomi bozulurken, ilgili bakanlar arasında “gaz-fren” tartışması başladı. Babacan, “Sisli yoldaki şoför ‘Yavaşlama, bas gaza’ seslerini dinlemez” derken Çağlayan ise “Otomobilin şoförü önemli… Eğer sürücü ileri teknik sürüş eğitimi almışsa sorun olmaz” diyerek “Türkiye gaza basması gerektiği yerde gaza basacak” şeklinde hamaset yaptı. “Gaz-fren” aslında bir yöntem tartışması değil, ekonominin direksiyonuna kimin oturacağı, yani koltuk kavgası idi. AKP, çözümü yine vergileri artırarak faturayı vatandaşa kesmekte buldu. Hükümet, otomotivden, tapuya, akaryakıttan içkiye, çeşitli mallardan alınan ÖTV, harç vb. dolaylı vergilerin artırılması yoluyla 10 milyar liralık (yaklaşık 5.5 milyar dolar) ek gelir yarattı. Bu para, zaten geçim derdindeki vatandaşın cebinden çekilerek, bununla bütçe açığı kapatıldı.   SÖZDE “ALTIN İHRACATI” ÇATLAĞI… Gaz-fren tartışmalarından sonra İran’dan alınan doğal gaz karşılığında altın ile yapılan ödeme konusunda da bakanlar arasında çatlak ortaya çıktı. ABD ambargosunu arkadan dolaşma gayretiyle İran’dan alınan doğalgazın ödemesini ithal külçe altınla yapıp, bunun adını da ihracat koydular. Dönemin ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı, aylardır İran’a yapılan altın ihracatının diğer 20 bin üründen farklı bir ihracat olmadığını, bunun bir para transferi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Başbakan Yardımcısı Babacan ise İran’a yapılan altın ihracatının aslında bizim İran’dan doğal gazı almak için ödediğimiz bir karşılık gibi olduğunu açıkladı ki doğrusu da buydu. CUMHURİYETİN 100. YILINDA İLK ONA GİRME ÇATLAĞI… Zaten ta 1970’li yıllarda ilk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’yi kendilerinin ilk 20’ye soktuğuyla övünen Erdoğan, bir de Cumhuriyet’in 100. Yıl dönümü olan 2023’de ilk 10 ekonomi arasına sokma hedefi ortaya koydu ve hiçbir ciddi plan ve programı olmaksızın bu iddiasını tekrarlayarak halkı kandırıyor. 2012 yılında bu konuda da AKP yönetiminde bir çatlak yaşanmıştı. Dönemin Ekonomi Bakanı, mevcut üretim ve ihracat yapısıyla Türkiye’nin ilk 10’a asla giremeyeceğini ifade etmişti. Yıllardır aynı ekonomi politikalarını uygulayan AKP’nin içinden birinin bunu fark etmesi olumlu bir gelişmeydi. Ancak “tek adam” mantığı nedeniyle bunun direkt Erdoğan’a söylenmesi imkânsızdı, diğerlerinde olduğu gibi bu konudaki görüş ayrılığı ve çatlak da basın üzerinden dile getirilebildi. 2023 hedefi kulağa hoş gelmekle birlikte ekonominin gerçek dinamikleriyle uyuşmuyor. Bunun için diğer ülkeler sıfır büyüme yaşarken, yılda ortalama yüzde 10 büyümemiz gerekiyor. IMF projeksiyonları 2014’te Türkiye’nin büyük ekonomi sıralamasında 2 basamak düşerek 19’unculuğa ineceğini gösteriyor. Erdoğan ise aklına geldikçe bu iddiasını “büyüklere masallar” kabilinden dillendirmeye devam ediyor. ŞİMDİ DE FAİZ ÇATLAĞI Erdoğan’ın Almanya gezisi dönüşü yaptığı “Merkez Bankası’nın faiz politikalarını kesinlikle beğenmiyorum. Yüksek faizi ülkemdeki yatırımların önündeki en önemli bariyer olarak görüyorum. Yüksek faizi, yüksek enflasyonun sebebi olarak görüyorum” sözleri AKP’nin ekonomi yönetimi anlayışındaki derin çatlağı ve Erdoğan’ın ekonomiyi adeta bakkal dükkânı mantığıyla yönetmeye kalkıştığını ortaya çıkardı. Erdoğan “Faizi yükseltirken 5 puan birden yükseltiyorsun, şimdi geliyorsun yarım puan indiriyorsun. Sen dalga mı geçiyorsun?” şeklinde Merkez Bankası’nı azarladı. Erdoğan’ın sözleri üzerine Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise “Kurumlarımızın kendi görev alanlarında tanımlanan şekilde asla taviz vermeden, ana ilkelerinden ana prensiplerinden vazgeçmeden uygulamalarına devam etmeleri gerekiyor. Bunlar yapıldığı sürece önümüz açık” sözleriyle Erdoğan’a, MB’nin bağımsızlığı konusunda uyarı yaptı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “Babacan’ın açıklaması ile aynı görüşte” olduğunu bildirerek Erdoğan’la ters düştü. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ise “Başbakanın isyanını haklı buluyorum” diyerek Erdoğan’a arka çıktı. AKP’nin vizyonsuz, plansız programsız ekonomi yönetimindeki derin çatlak daha net ortadadır. Erdoğan (özerk) MB’ye “faizi 5 puan artırdın, şimdi yarım puan indiriyorsun. Dalga mı geçiyorsun!” diye fırça atıyor. Enflasyonun suçunu Merkez Bankası’na yıkarak kendi sorumluluğundan kaçtığı gibi, sadece faizi indirmekle sorunu çözeceğini sanıyor. 11.5 yılda ekonomiyi dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdiler; ağır borç yükü altına soktukları Türkiye’nin geleceğini tükettiler. Fed kararlarının etkisiyle geçen yıl Mayıstan bu yana dış sermaye (sıcak para) muslukları kısılmıştı. Sıcak para ile hovardalığı artık sürdüremiyorlar. Zaten Ocak ayındaki 5 puanlık “şok” faiz artırımı da sıcak para gelmeye devam etsin diye rüşvet kabilinden yapılmıştı. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde dış borç geri ödemeleri ve cari açık finansmanı için 221 milyar dolarlık dış kaynak girişine ihtiyacı var. Şimdi 5 puanlık indirime gidilirse, dış musluklar iyice kapatılır, içeride zaten yüksek olan döviz kurları fırlar, cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur.Erdoğan’ın faiz takıntısının ardındaki gerçek Başbakan’ın, “düşük faiz” talebinin ardında, başka bir gerçek var: İnşaat sektöründe şişirdikleri balonun patlama noktasına gelmesi…Ekonomide gerçek bir vizyonu olmayan AKP, asıl hedefi olan kendi siyasi rejimini kurma yolunda ekonomiyi daha çok bir araç olarak kullandı. Bunda da “konut-inşaat” sektörünü lokomotif olarak gördü. Bu yolla aynı zamanda kendi yandaş sermaye kesimini de palazlandırdı. Konut ağırlıklı inşaat sektörünü görülmemiş devlet imkânlarıyla destekledi; AKP’li belediyeler, başta İstanbul’da olmak üzere imar yetkisini alabildiğine kullanarak rant yarattı. Dışarıdan sağlanan kaynaklar,  müteahhitlere ve konut kredisi biçiminde tüketicilere pompalandı, konuta dayalı bir rant çarkı döndürüldü. Buna ek olarak kentsel altyapı, duble yol, AVM, hava meydanı, köprü gibi yatırımlarla seçmenler adeta hipnotize edildi. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında siyasi riskin artması-güvenin azalmasının etkisiyle dövizde yaşanan sıçrama bu saadet zincirini bozdu. Son bir yılda yeni daire satışlarında belirgin bir düşüş var. Artan kura şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Artan finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu gelişmeler piyasada durgunluğa yol açtı. Şimdi Erdoğan’ın “faizleri indirin!” diye bağırmasının ardında, müteahhitlerin yaşadığı bu sıkışıklık yatıyor. Erdoğan telaşta… Dünyada ucuz ve bol döviz döneminin bittiğini Erdoğan da görüyor. Bu durum, özel sektörün kredi olanaklarının daralması, inşaat-konut sektörünün tıkanması anlamına geliyor. Erdoğan bu yüzden düşük faiz için MB’ye baskı yapıyor. Dış sermaye girişlerinin durma noktasına geldiği bir dönemde, Merkez Bankası’nın faizi indirmesi ise büyük risk. Banka’nın baskıya dayanamayıp yaptığı yarım puanlık indirim Erdoğan’ı tatmin etmiyor, daha da kızdırıyor. Yeni ekonomik koşullarda inşaatta işler iyi gitmiyor, daireler kolay satılmıyor, sektör tıkanma noktasına doğru gidiyor, AKP ekonomisinin lokomotifi tekliyor, konut balonu patlamak üzere. Müteahhitler daireleri satamaz, zarar eder, bankalara ve piyasaya borçlarını ödeyemezse, sıkıntı zincirleme biçimde tüm kesimlere ve dalga dalga ekonomiye yayılacaktır. ÇÜNKÜ ucuz ve bol döviz dönemi bitti, ÇÜNKÜ sıcak para gelmeyecek, ÇÜNKÜ otoriterleşen Erdoğan’a güven erozyonu var ve siyasi istikrar tartışılıyor, ÇÜNKÜ yabancı sermaye çekindiği için gelmeyecek, ÇÜNKÜ Türkiye en kırılgan ekonomilerin arasında anılıyor. AKP EKONOMİDE AĞIR ENKAZ BIRAKIYOR AKP Türkiye ekonomisini, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdi. Tek parti iktidarı olmasına rağmen AKP döneminde ortalama büyüme yüzde 4.9’da kaldı. Sıcak paraya dayalı olarak kâğıt üzerinde sağlanan bu büyüme de istihdam yaratmadı. Umudunu yitirip iş aramayı bırakanlarla birlikte gerçek işsiz sayısı Mart 2014 itibariyle 5.4 milyona, işsizlik oranı da yüzde 18’e ulaşıyor. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından sağladığı kaynaklar tüketime ve inşaat başta belli sektörlere pompalandı. Tüketici kredisi ve kredi kartlarıyla henüz kazanılmamış gelirler üzerinden vatandaşa, bir sanal refah dönemi ve zenginleşme algısı yaşatıldı, bu da oya tahvil edildi. Bankacılık sektörünün adeta kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık hızla büyüdü. AKP işbaşına geldiğinde 6.3 milyar lira olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı şeklindeki toplam hane halkı borç yükü, 51.4 kat büyüyerek 331 milyara ulaştı. Tüketimle büyüme modeli, kaçınılmaz olarak Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorunu kırdırdı ve tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaş bankalara; bankalar ve şirketler ise yurt dışı kreditörlere gırtlağına kadar borçlu hale geldi. Türkiye’nin toplam dış borcu AKP döneminde 3’e katlanarak 400 milyar dolara yaklaştı. Kamunun iç ve dış toplam borç stoku AKP iktidarı döneminde 257 milyar liradan 624 milyar liraya yükseldi. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yönetim anlayışı ömrünü tamamlamış, artık duvara dayanmıştır. Ekonomideki açmaz büyüdükçe, vizyonsuzluk ve keyfilik daha net biçimde ortaya çıkmıştır. AKP’nin ekonomi yönetim anlayışı tıkanma noktasına gelirken, orkestradan farklı sesler yükselmeye başlamıştır.   Orkestranın şefi olması gereken Erdoğan ise dünyanın 17. büyüğü olmasıyla övündüğü Türkiye ekonomisini adeta bakkal dükkânı mantığıyla idare etmeye çalışıyor, tamamen kafasına göre sopa sallıyor. Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, aslında yıllardır var olan buzdağının ucudur. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık yanlışları ifade etme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda otoriterleşirken, ekonomi giderek kötüleşecek, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Yani ekonomide kötüleşme arttıkça çatlak da giderek derinleşecektir.Ekonomi yönetimindeki vizyonsuzluk ve keyfilik Türkiye’yi büyük yapısal sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bunun faturasını tüm halkımız ödeyecektir. Türkiye ekonomisinin yeni bir liderliğe, yeni bir vizyona, henüz düşünülmemiş daha fazla katmadeğer yaratan yeni şeylerin üretiminin planlandığı yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyacı vardır. Bunu da otoriterlikten demokrasiye geçerek ve orta gelir tuzağından kurtulmayı hedefleyerek ancak gerçekleştirebilirsiniz.
Türkiye'nin Politik Tarihinden Nostaljik Meclis Kavgaları
İngiliz Kralı John, karşılaştığı bir dizi isyandan bunalması ve bu işin böyle gitmesi halinde yerine geçebilecek herhangi bir varis olmasa bile bazı baronların kendisini öldürmesinden korkması gibi her mantıklı insanın pek de fena bulmayacağı sebeplerle, bir kerelik olsun bir değişiklik yaparak farzı misal sırf canı öyle istiyor diye kimseyi öldürmemeyi, vergi konusunda da tebaasına danışmayı kabul etti. Bugün Magna Carta Libertatum adıyla bilinen bu büyük sözleşme gerçi John'un hayatını kurtarmasına yardımcı olmadı ama, 'Parliamentum' adıyla bir kurul kurulmasına ve dünyada modern meclis geleneğinin başlamasına neden oldu. 1215 yılında Thames Nehri'nin kenarında bu gelişmeler yaşanırken, bizim buralarda hava birazcık daha değişikti. Daha ortalarda Osmanlı İmparatorluğu yoktu ve John adı verilen keferenin türlü çeşit garbi nedenle vazgeçtiği imtiyazlarına külli sahip olan Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus, kardeşi Alaaddin Keykubat'a karşı kazandığı zaferin ve Sinop vilayetini küffardan alışının tadını çıkartıyordu. Bu sebeple olacak bize Meclis envai çeşit ecnebi memleketten 6 yüzyıl kadar sonra geldi. Gerçi, bu 6 yüzyıl da pek fena yaşanmış değildi ama 19. asrın sonuna gelindiğinde Devlet-i Aliye artık birazcık kendisini çağın dışında kalmış, küffarla mücadelesinde de biraz geriye düşmüş buluyordu.  Bu sebeplerden, Memleketin halifesi, Memalik-i Ali Osmaniye'nin tek maliki, Rum'un sultanı, Cezayir'den Mısır'a envai çeşit memleketin yegane hakimi biricik Osmanlı İmparatoru İkinci Abdülhamid, üstünde güneş batmayan İmparatorluğun İmparatoriçesi, Hindistan'ın maliki, türlü çeşit uzak diyarda olmadık kolonileri bulunan dönemdaşı Büyük Britanya ve İrlanda Kraliçesi Victoria'nın bile parlamento adı verilen bir kuruma bir takım yetkileri bırakarak rahata erdiğini, memleketin külli ahalisini de Benjamin Disraeli adlı bir başka keferenin idaresine bırakmış olması nedeniyle habire yan gelip yattığını ve bayağı da kilo aldığını farkettiğinden olacak, en sonunda bir Anayasa yazılmasını, memleketin her neviden işiyle uğraşmaktansa bu işlerle tebaasından bir takım tabilerin uğraşmasını, bu arada da sağdaki ve soldaki insanların keyfi olarak tavuk gibi öldürülmemesini, kanun ve nizamın hakim olmasını, herkesin belli haklara sahip olup bu hakların da gene tebaaya mensup şahısların görev aldığı mahkemeler eliyle korunmasını kabul etti. Biz de böylelikle 1876 yılında bir Anayasa'ya kavuştuk. En sonunda şükürler olsun, Meclis-i Umumi adıyla parlamentomuz kapılarını Padişah efendimiz tarafından seçilmiş bulunan Heyet-i Ayan ve bu gariban halkın -artık hangi akıllarla Allah bilir- seçtiği bir takım vekillerden oluşan 'Heyet-i Umumi'ye açtı. Biz de tarihimizde ilk kez olsun Mebus denilen insanlarla tanışmış olduk.  Gerçi o zamanın Mebusları da güçlü kuvvetli kimselerdi ama, birbirleriyle şöyle adam akıllı bir kavga etme fırsatı bulamadan Rus Harbi sebebiyle Meclis kapanıverdi. Daha sonraları bazı tarihçiler bunu bazı mebusların Rus Harbi sırasında Padişah Efendimizin asabiyesini bozacak nazarda yaptıkları tenkitlere bağlarlar ama, Padişah hazretlerinin de bu parlamento denilen işe pek akıl sır erdiremediği, canı nasıl çekerse öyle hükmetme hakkı varken hangi sebeple habire durdurulmaya çalışıldığını pek anlamadığı da vakiadır. Sene 1908'e gelindiği zaman memleket ahalisinde bir takım huzursuzluk baş göstermeye başladı. Özellikle baş vergisi denilen bir vergi türü Erzurum'dan İzmir'e ahalinin canını sıkıyor, olmadık yerlerde olmadık isyanlar baş gösteriyor, Padişah efendimizin yolladığı tabur tabur erat bile isyankarlara katılarak 'hak isteriz' de 'hak isteriz' diye tutturuyor, Avrupa'yı mesken eylemiş bir takım zevatın adalet, özgürlük ve eşitlik talepleri memleket ahvalinde de zemin buluyor, millet Anayasa da Anayasa diye birbirini boğazlayacak hale geliyordu. En sonunda Resneli Niyazi Bey namlı bir zat Manastır'da hürriyeti ilan ediverince iş yayından çıktı ve Padişah Efendimiz, Thames nehrinin kenarında duran John gibi düşünerek, Anayasayı bir kez daha kabul etmenin pek fena bir fikir olmadığı noktasına geldi.  Artık bir Padişah tahta çıktığı zaman, Meclis-i Umumi önünde Anayasa hükümlerine uymaya ve millete sadakat yemini ediyor, en üstün iradenin milli iradenin tecellisi olan Anayasa ve hükümleri olduğunu kabul ediyordu. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Mondros Mütarekesi ilan edilince, memlekette bir kere daha Meclis kapatıldı.  Gazi Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde Kuva-i Milliye hareketi de İstanbul'da açılan Meclis'in pek bir işe yaramadığını, habire kapatılıp açıldığını, böyle açıp kapatma usulüyle de memleketin idaresinin biraz savsakladığını büyük bir isabetle fark ederek, bu Meclis işini Padişah'tan biraz uzakta Ankara civarında hayata geçirmenin çok daha sağlıklı olacağını, hem bu suretle İşgal Kuvvetleri ile de pek muhatap olunmadığını öngörerek, Ankara'da Büyük Millet Meclisini açtılar.  O tarihten itibaren de yüce Meclisimizin çatısı altında vatan görevini ifa etmekte olan vekillerimiz arasında nümayiş hiç eksik olmadı. Vekiller kah alengirli sözcükler ve ithamlarla birbirlerine vatan aşklarını gösteriyor, kah sövgülerle millete hizmet sevdalarını dermeyan ediyor, bazı hallerde fiziken birbirlerine müdahalede bulunmak suretiyle milli çıkarları koruma noktasındaki kararlılıklarını birinci elden gösteriyordu.  Her ne kadar bazı başka parlamentolarda vekiller Judo, Aikido, Karate hatta Kick Boks gibi sporlarla gençlerini teşvik etme yolunda büyük merhaleler kat etmiş olsa da, bizim parlamentomuz böyle bir boyut asla kazanmadı. Konunun özünden sapmadan ve yan yollara dalaşmadan birbirinin üstüne çullanan, yürüyen, tokat, tekme, kafa atma gibi geleneksel ikna yöntemleriyle işini görmeye keskin kararlı vekillerimiz sayesinde memleketin her tarafında tartışma adap ve usulü gittikçe gelişti. Yasama görevini sadece bir gönül ve fikir işi olmaktan çıkartıp fiziki bir kondisyon meselesi haline de getiren bu yöntem uzun yıllar parlamentomuza damgasını vurduğundan olacak, kanun yapma işi de bayağı önemli bir anlam kazandı. Artık kanunlarımız sadece manen veya zihnen yetkin vekillerimiz eliyle değil, aynı zamanda fiziken de dirayetli, memleketin hangi ucuna gitse kondisyonuyla parmak ısırtacak vekillerimiz aracılığıyla yapılıyor, bir kanun vekillerimizi listelere yazan haşmetmaaplarının hoşuna gitmeyecek olsun gerekirse boğaz boğaza ceng edilerek hali yoluna koyuluyor.
'Dik ve İzzetli Bir Hükümet Gelmiştir'
Başbakan Yardımcısı Arınç, '30 yıldır IMF'nin parasıyla çark döndürmeye çalışan o aciz hükümetler gitmiş, yerine dik ve izzetli bir hükümet gelmiştir' dedi.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 'Allah öyle bir izzet verdi ki 30 yıldır IMF'nin parasıyla çark döndürmeye çalışan o aciz hükumetler gitmiş, yerine başı göklere varacak kadar açık, dik ve izzetli bir hükümet gelmiştir. 'Al sana IMF, ne zaman istersen sana 5 milyar dolar kredi açıyorum. Sana borç veriyorum' noktasına geldik' dedi.Arınç, Zonguldak’ın Devrek ilçesindeki Hamidiye Anadolu Lisesi Spor Salonu’nda düzenlenen AK Parti Devrek İlçe Başkanlığı 5. Olağan Kongresi’nde, ilçede bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ilçe şivesiyle atasözü ve deyimlerden örnekler verdi.Devrek sakinlerinin AK Parti'ye kurulduğundan itibaren çok önemli destekler verdiğini belirten Arınç, ilçedeki oy oranının her seçimde biraz daha arttığını anlattı.Arınç, cumhurbaşkanlığı seçiminin ülke tarihinde önemli dönüm noktası olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:'İlk defa halkın doğrudan oylarıyla cumhurbaşkanı seçildi. Bundan önceki 11 cumhurbaşkanı seçimi parlamentoda yapıldı. En son 2007'de parlamento, cumhurbaşkanı seçemedi çünkü CHP, sürekli itraz etti, seçimleri Anayasa Mahkemesine götürdü. Anayasa Mahkemesi, ısmarlama karar verdi. 'Artık parlamentoda cumhurbaşkanı seçilemeyecek' diye bir karar ortaya çıktı. Millete gittik. 'Artık cumhurbaşkanını halk seçecek' dedik. 7 yıl sabırla bekledik, sonunda da hamdolsun sandığa gittik, 12 yıl başbakanlığımızı yapan çok değerli arkadaşımız, evladımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı yüzde 52'ye varan birinci turdaki oy sonucuyla cumhurbaşkanı seçtik.'AK Parti'nin iktidarının 13. yılında olduğuna işaret eden Arınç, 'AK Parti, iktidara geldiğinde 9 yaşında olan bir çocuk şimdi 22 yaşında. Bu 13 yıl içinde AK Parti'yi gördü. Ondan öncesini bilmez. 'AK Parti, gelmeden önce hastaneler nasıldı' diye sorsanız, yavrumuz bunu hatırlamaz. Anne ve babaları bilir. 20 yaşındaki çocuğumuz eski hastanelerle AK Parti'nin sağlıktaki dönüşüm ve reform programını yan yana getiremez' diye konuştu.Arınç, bölünmüş yol çalışmalarına da değinerek, Anadolu'da 'bal dök, kaymak gibi yala' sözünü hatırlatan yollardan gelindiğini dile getirdi.Adalet binalarından yüksek hızlı trene, havalimanı ve bölünmüş yollara kadar yatırımları AK Parti iktidarının yaptığını vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:'40 yıllık siyasetçiyim, bütün hükümetler dönemini bilirim. Çok şeyler yapmadılar, yapamadılar. Yapamazlar da niyetleri de paraları da yoktu, siyasi çekişmelerden başlarını kaldırıp millete hizmet etmek isteyen düşünceleri de yoktu. Üç, dört ve beş partili koalisyonlarda birinin sağa götürdüğünü öbürü sola çeker, birisi de oturduğu yerde kırmızı plaka hesabı yapardı, bütçe açık verirdi, kredi bulamazlardı, yatırım şöyle dursun, maaş ödemek için dışarıdan borç para alırlar. Borç paranın faizini de faizle ödemeye kalkarlardı. Unuttuk mu bunları?'KÖYDES projeleriArınç, cumhuriyet tarihinin en büyük projesinin KÖYDES olduğunu belirterek, 'Türkiye'de yolu ve suyu olmayan köy kalmadı. Eskiden merkeze bağlı köylerin bile merkezle irtibatı yoktu. KÖYDES için ülke genelinde 5 katrilyona yakın para verdik, 2004'ten sonra Türkiye'de yolsuz, suyu olmayan köy kalmadı. Şehirden ve ilçeden köye dönüşler başladı' ifadesini kullandı.Köylerin eskiden mahrumiyet bölgesi olduğunu anlatan Arınç, daha önceki iktidarların köylere hizmet taleplerini 'paramız yok' diyerek yerine getiremediklerini savunarak, 'Para yolsuzluğa, israfa, gazoz sanayisine giderdi. Ülkede insanlarımızın hayati ihtiyaçlarını bir araya getirecek şeyler yapılmazdı' şeklinde konuştu.'IMF'nin borcu da bitti'Başbakan Yardımcısı Arınç, kendilerinden önce 58 hükümet kurulduğuna işaret ederek, bunu cumhuriyet tarihine böldüklerinde her hükümetin ömrünün 1 yıl 2 ay civarında olduğunu belirtti.Bazen 2 aylık, bazen 1,5 yıllık hükumetler kurulduğunu anımsatan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:'Nasıl gelip geçtiği bile belli olmamıştır. Herkes birbirinin dosyasını hazırlamış. Yüce divanlara götürmüş, oralardan kararlar çıkmış. Herkes birbirine çamur atmış, 'sen yedin, sen daha fazla yedin...' Ülke gerilemiş. Sonunda bu ülkenin başbakanı, bakanı, Avrupa'ya kredi dilenmek için gitmişler. Kapı önünde 3 gün tek ayak üzerinde bekletilmişler. Randevu bile vermemişler, sonunda 'başımızdan defolup gitsin' diye şuna '1 milyon kredi versek de kurtulsak' diye düşünmüşler. Bu acınacak halleri biz yaşadık ama Allah bize öyle büyük bir izzet verdi ki 13 yıldan beri dışarıdan bir kuruş paraya ihtiyacımız yok, 4 yıl oldu neredeyse IMF'nın borcu da bitti, 'son kuruşunu da al, bu ülkeden git' dedik.'Arınç, yıllarca hükümetlerin IMF'yle borç anlaşmaları imzaladığını hatırlatarak, 'Biz geldiğimizde borcu hazır bulduk. 23,5 katrilyon IMF'ye borç vardı. Biz yeni para almadan borçlarımızı ödeyerek bunu bitirdik. Sonunda Allah öyle bir izzet verdi ki 30 yıldır IMF'nin parasıyla çark döndürmeye çalışan o aciz hükümetler gitmiş, yerine başı göklere varacak kadar açık, dik ve izzetli bir hükümet gelmiştir. 'Al sana IMF, ne zaman istersen sana 5 milyar dolar kredi açıyorum. Sana borç veriyorum' noktasına geldik' diye konuştu.Yeni bütçe475 katrilyonluk bütçe ortaya koyulduğunu anlatan Arınç, şu değerlendirmede bulundu:'Yeni yatırımlar yapacağız, hizmetler getireceğiz. Hizmette sınır yok AK Parti iktidarında. Vatandaşımız ne istiyorsa, haklı ve makul olduğu sürece onların hepsini yaptık, yapacağız. Türkiyemizi insanların huzurla, mutlulukla yaşayacağı vatan toprağı haline getirmek vazifemizdir. Bütçemiz yarın bitiyor, inşallah kabul edilecek ve Türkiye'de yeni bir dönem açılacak. Bundan sonraki bütçelerimizin daha güçlü olacağını rahatlıkla düşünebiliriz.'Bülent Arınç, büyük şehirlere kampüs hastaneler yaptıklarını, hastaların tedavisinin buralarda gerçekleştirilmesini istediklerini dile getirdi.Yaklaşık 20 bin kilometreye yakın bölünmüş yol olduğunu aktaran Arınç, bazı şehirleri birleştirecek büyük otoyollar da yaptıklarını, İzmir ve İstanbul arasını 3 saat 15 dakikaya indirecek otoyol projeleri bulunduğunu aktardı.Arınç, karanın bittiği yerlerde asma köprüler ya da denizin 60 metre altına girerek Marmaray yapıp kıtaları birleştirdiklerini ifade ederek, 'Kimsenin aklı almaz. Bu kadar parayı nereden buluyor bunlar? Bunları nasıl yapıyor, nasıl düşünüyor bunlar?' dedi.Arınç, geçmişteki siyasi partilerin kısır dünya görüşleri olduğunu söyledi.O dönemlerde olaylara adeta at gözlülüğüyle bakıldığına işaret eden Arınç, 'Pazarı geçirsek de barajı açıp parlamentoya bir girsek.' Pazartesi ne olacak, bir fikirleri yok. AK Parti bırakın pazarı ve pazartesiyi düşünmeyi, 2011'de seçimlere gidiyoruz, herkes pazartesi iktidar olursa ne yapacağını söylüyor, bizim AK Parti, pek akıllıların işi değil, delilerin işi gibi adam 2023'ü düşünüyor' diye konuştu.Arınç, ekonomik göstergelerde en yüksek başarının partileri döneminde yaşandığını, 500 milyar dolarlık ihracatı da 2 trilyon dolarlık gayrisafi milli hasılayı da yakalayacaklarını dile getirdi.Başbakan Yardımcısı Arınç, hizmete endeksli siyaset yaptıklarını, günlük kavgalarla bugünlere gelmediklerini vurgulayarak, şunları söyledi:'Millet hizmet bekliyor. Yıllarca buna susamış. İktidarımız döneminde tam 7 milyon kişiye yeni istihdam sağladık. Sadece geçtiğimiz yıldan bu yana 1,5 milyonu buldu. Hamdolsun, bu istihdamların bir kısmı kamuda bir kısmı da özel sektördedir. Öğretmenlerimiz içinde atanamayanlar vardır ama cumhuriyet döneminden itibaren en çok atama yapan AK Parti iktidarı olmuştur. Faal görevde 857 bin öğretmenimiz var, bunun 460 bininin bizim iktidarımız döneminde ataması yapıldı. Halen de yapılacak. Ocakta 15 bin, daha sonra yıl içinde bu sayıyı daha da arttıracağız. Gençlerimizin bugün en iyi eğitimi alması için her ile üniversite yaptık.'Madenlerdeki iş kazalarıMadencilik konusunda çok büyük acılar yaşandığını hatırlatan Arınç, 'Özellikle bu yıl içinde. Yüksek sayıda olması nedeniyle eskiden Zonguldak'ta da 200'den fazla hayatını kaybetmiş maden işçimiz vardı, bu sefer 300'ü aşan maden işçimiz Soma'da hayatını kaybetti' şeklinde konuştu.Arınç, Ermenek'te 18 madencinin de hayatını kaybettiğini anımsatarak, şöyle devam etti:'Bunlar büyük acılardır. Rabbim, benzerini göstermesin, beterinden saklasın. Bu olaylar sebebiyle tekrar her şeyi gözden geçirdik. İş güvenliği ve iş sağlığı konusunda yeni düzenlemeler yaptık, özellikle maden iş kolunda ücretlerin arttırılması, çalışma saatlerinin düşürülmesi, iş güvenliğine yönelik tedbirler alınması maksadıyla yeni kanunlar çıkarttık, bir kısmı da bütçe çıktıktan sonra ilk işimiz onları çıkartmak olacak. Biz alın teriyle ve çok zor şartlarda bu sektörde çalışan insanımızın, kalbinin pırıl pırıl olduğuna, memleket sevgisiyle bütün dünyaya örnek olduğuna inanıyoruz.'Madencilerin ücretlerini yükselttiklerini ancak bu sefer de özel maden işletmelerinin masrafları arttığı gerekçesiyle iş alanlarını kapatma ihtiyacı duyduğunu belirten Arınç, 'Bir kısmı kötü niyetli olabilir, bir kısmı ise imkanlar dahilinde buna devam edemez hale gelmiş olabilir. O yüzden biz işçi kardeşlerimizi ne kadar düşünüyorsak, onları işsiz hale getirecek bir düzenlemenin de zararlı olduğunu biliriz, o yüzden işverenlere de yeni sözleşmeler ve anlaşmalar yapma fırsatı tanıyacağız. İşverenin bazı taleplerini de görmezden gelemeyiz' ifadesini kullandı.Arınç, vicdanlı bir hükümet olduklarını vurgulayarak, 'İsteriz ki işçimiz çalışsın, işveren çalıştırsın, Türkiye kazansın. Tek taraflı olaya bakmayacağız. Özel maden işletmelerinde dengeyi kurmaya mecburuz. Yeter ki iş alanları kapanmasın, işsizlik olmasın ama insanlar da ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmasın. Masrafı ne olursa olsun iş güvenliğiyle ilgili bütün tedbirleri alıyoruz, alacağız. Bu, hükümet olarak vazifemizdir' değerlendirmesinde bulundu.Partilerinin 13 yıldır iktidarda olduğunu, halk desteği olmayan uyduruk partiler kurulduğunu, bunların genel başkanını bile kimsenin tanımadığını savunan Arınç, 'Biz onlar gibi parti değiliz. Onlar 'marti', biz partiyiz' dedi.Bülent Arınç, hiçbir seçimin sonucundan endişe duymadıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Özellikle cesur olacağız' dedik. Bizden önce de iktidarlar geldi ama 'höt' denildiğinde istifayı seçtiler. Elleri titredi, kaçtılar, saklanacak yer aradılar. Halbuki milli irade sizsiniz, siz bize oy veriyorsunuz. Bizim o emanete sahip çıkmamız lazım. 'Asker istemedi, yüksek yargı parti kapattı' diye korkup kaçacak değiliz. Milletten aldığımız emaneti sokakta bırakmayız. Ölümüne bu emanete sahip çıkarız. İlk seçimde iktidar olduk. Eski darbeci anlayış bizi hazmedemedi, eski cuntacılar 'bunlar çok fazla oldu' dediler. Toplantılar yaptılar, bazı eylem kararları aldılar. Duyduk, korkmadık ve çekinmedik. İkinci defa iktidar olduk, partimizi kapatmak istediler. Partinin içine oynadılar, bazı insanları partiden koparttılar. Erkan Mumcu, Abdüllatif Şener ve arkadaşlarını kastediyorum. Karşımıza çıktılar, yel üfürdü, sel götürdü, bir seçime bile katılamadan tabelalarını kaldırdılar.'AK Parti iktidarına engel olunmaya çalışıldığını dile getiren Arınç, 27 Nisan bildirisinin paçavra gibi atıldığını, o süreçte hükumetin cesaretiyle cumhurbaşkanını 4 ay sonra seçtiklerini anlattı.Cumhurbaşkanlığı seçimiBaşbakan Yardımcısı Arınç, CHP ve MHP'nin seçim dönemindeki oy beklentilerine değinerek, yüzde 30 ve 20 oy oranını bulamayan partilerin iktidara gelmesinin mümkün bulunmadığını vurguladı.CHP ve MHP'nin iktidar arzusu, ümidi ve hevesi olmadığını öne süren Arınç, 'Barajlar kalktı' dersek Saadet Partisi herhalde yüzde 1'den 2'ye çıkabilir. Yüzde 1 ile 2 arasında muhteşem fark var, yüzde 100 ama ne getirecek, milletvekili çıkarabilecek mi? Çıkaramayacak. BBP, yüzde 1'e yakın oyu var. Yüzde 2 olsa ne olacak? Adı sanı duyulanlardan 14 parti, 'Ekmek için Ekmeleddin' diye piyasaya çıkmadılar mı, sonunda ne oldu? Ekmeği aldık, başımızın üzerine koyduk ama Ekmeleddin'e 'dur' dedi millet. Bu ülkede 12 yıl başbakanlık yapmış, ülkeyi uçurmuş, insanların duasını almış, ülkeyi kalkındırmış, tek kuruş borç bırakmamış pırıl pırıl bir devlet adamı varken, senin arkanda 14 değil, 14 bin parti olsa ne olur' ifadesini kullandı.2015 seçimleriArınç, dışarıda da 'Türkiye çok oluyor' diye kıskananlar olduğunu, ülkenin büyüme hızıyla AB'yi bile kıskandırdığını kaydetti.Son ankette AK Parti'nin yüzde 50 bandında, CHP yüzde 25'lerde, MHP'nin yüzde 13 gibi göründüğünü aktaran Arınç, 'Onlar nal topluyor, biz tek başımıza yine iktidara geliyoruz' dedi.Arınç, seçimlerin büyük bir imtihan olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:'Dördüncü dönem ve Recep Tayyip Erdoğan'sız bir dönem olacak. Çok iyi geçiş yaptık. Onu cumhurbaşkanı seçtik hep beraber, yerine oy birliğiyle Sayın Ahmet Davutoğlu'nu genel başkan ve başbakan yaptık. Şimdi birileri ellerini ovuşturuyor, 'Tayyip gitti ya bizim önümüz açılabilir' diye, bizde Tayyipler bitmez, bu inanmış kadrolardan kim olursa olsun bayrağı yere düşürmez, alır eline en yükseklere onu dikmek için çalışır. Biz böyle bir partiyiz. 2015 seçimlerinde AK Parti'yi tökezletmek için birileri bir şey düşünüyorlar. Onun için uyanık olacağız. 'Ezan okunduğu sırada konuşmasına ara veren Arınç, ayakta duran bir partiliyi de koltuğuna oturttu. Arınç'a, dünyaca ünlü Devrek bastonu hediye edildi.Kongreye AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin, AK Parti Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, belediye başkanları ve partililer katıldı.AA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Erdoğan’ın ‘öncelikli’ hedefi ‘Türk tipi başkanlık sistemi‘ getirmek olsa da, ‘hayati’ olan hedefi AKP’nin bir kez daha tek başına iktidarda olmasıdır. Eğer araştırmalar Davutoğlu liderliğindeki AKP’de ciddi bir erimeye işaret ediyorsa, Gül’ün siyasi prestijinden yararlanmayı tercih eder, ‘başkanlık sistemi hevesini’ seçim sonrası gelişmelerine bırakabilir.Evet, başkanlık sistemi konusunda Erdoğan ile Gül’ün fikirleri uyuşmuyor ama unutmayalım ki siyaset böyle bir şey ve seçim sonrasında Gül’ü bu değişikliğe razı etmek de her zaman ihtimal dahilindedir.Bugünkü AKP Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’na ‘bu sıkletteki’ siyaset oyunlarında figüranlıktan başka rol de düşmüyor, onu belirteyim! Erdoğan ona derse ki “Git ve Abdullah Bey’i gösterişli bir şekilde partiye davet et”, Davutoğlu’na düşecek rol bunu yapmaktan ibarettir.
Perinçek ve Şener Suriye Lideri Esad’la Görüştü
Suriye Devlet Başkanı Esad, Vatan Partisi lideri Perinçek başkanlığındaki Türkiye heyeti ile Şam'da bir araya geldi.Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in öncülüğündeki 13 kişilik Türkiye heyeti, Suriye temaslarının son durağında Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından kabul edildi.Suriye resmi ajansı SANA'nın haberine göre, görüşme sıcak bir ortamda gerçekleşti.Esad, görüşme bitiminde Türkiye heyetini kapıya kadar uğurlarken, tam bir görüş birliğinin sağlandığı belirtilen görüşmede güvenlik, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda ortak çalışma kararı alındığı belirtildi.ESAD: SURİYE BÖLÜNÜRSE, TÜRKİYE DE BÖLÜNÜR1 saat 45 dakika süren görüşmenin öncesinde basına açıklama yapıldı. İlk sözü alan liderlerden Beşar Esad, böyle bir dönemde Türkiye heyetinin kendisini ziyaret etmesinin Arap dünyası ve tüm dünya kamuoyu için büyük bir kardeşlik mesajı niteliği taşıdığını belirtti.İki senedir hiçbir Türkiye heyeti ile bir araya gelemediğini hatırlatan Esad, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bazıları siyasi hükümetle, iktidarla halk arasındaki farkı bilmeyebilir. Fakat burada çok büyük bir fark var. Özellikle bu olaylardan önce Türkiye-Suriye ilişkileri için çok umutluyduk. Özellikle bu bölgenin kaderini, geleceğini biz, Türkler ile Suriyeliler olarak belirlemek bizi mutlu eder. Ve teknolojik, iktisadi alanda Türkiye-Suriye işbirliği tüm bölge için hayırlı olacaktır. Türkiye'nin bölünmesi Suriye'nin bölünmesi, Suriye'nin bölünmesi de Türkiye'nin bölünmesidir.'Türkiye ve Suriye'nin bulunduğu bölgeyi, dünyanın kalbi olarak tanımlayan Beşar Esad, 'Ancak herhalde bu yerlerdeki devletler için adam gibi adamlar gerekiyor. Kapalı insanlarla iş yapılmaz. Bütün Türkiye halkını temsil etmeyen, vizyonsuz bir lider bütün dünya için böyle bir projenin lideri nasıl olabilir? Tüm bunları sohbetimizde konuşacağız, tekrar hepiniz hoşgeldiniz' dedi.PERİNÇEK: TÜRKİYE'NİN BARIŞI, SURİYE'DEN GEÇİYORDoğu Perinçek ise, Suriye'nin terörle mücadeleye karşı insanlığın cephesi olduğunu belirterek 'Suriye halkı ve Beşar Esad'a birlik ve beraberliğimizi ifade etmek için geldik' açıklamasını yaptı.Perinçek, SANA ajansına verdiği röportajda, 'Suriye'de barışın, Türkiye'de barış olmasından geçtiğinin farkındayız. Suriye'de var olan terörizm, Türkiye'yi de hedef alıyor. Terörizmi tamamen yenmek ve Suriyenin milli birliği ve ulusal egemenliğini korumasını istiyoruz' dedi.Doğu Perinçek, Esma Esad'ın çağdaş kadını temsil ettiğini vurgulayarak, Beşar Esad'a ve eşine özel olarak saygılarını sunduğunu ifade etti.MUALLİM İLE GÖRÜŞMESuriye Devlet Başkanı Esad'ın daveti üzerine cumartesi günü başkent Şam'a giden Perinçek başkanlığındaki heyet, dün Dışişleri Bakanı Velid Muallim'le bir araya gelmişti.Heyette, Ak Parti'nin kurucularından da olan eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, CHP sıralarından TBMM'ye giren vekillerden Süheyl Batum ve Birgül Ayman Güler, eski Milli Savunma Bakanı Barlas Doğu, Genelkurmay İstihbarat eski Başkanı İsmail Hakkı Pekin başta olmak üzere 13 kişi yer alıyor.Sputniknews
Fehmi Koru: 'Erdoğan Saray'ı Kendisi Vermeli'
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile olan dostluğu 1970'li yılların Milli Türk Talebe Birliği'ne dayanan Habertürk Gazetesi yazarı Fehmi Koru 'Başkanlık sistemini seçmen gündemden kaldırdı. Madem orası artık bir başkanın sarayı olmayacak o halde Tayyip Bey kendini başkan değil normal bir cumhurbaşkanı olarak düşünmeli. Cumhurbaşkanı'nın yeri de Çankaya' dedi. Erdoğan'ın pazarlık konusu olmadan kendiliğinden saraydan Çankaya Köşkü'ne çıkması gerektiğini vurgulayan Koru, AK Parti fabrika ayarlarına dönmeli, ANAP'ı hatırlayın, siyaset ölü partilerle dolu” ifadesini kullandı. Gül'ün 12 yıl başdanışmanlığını yapan Ahmet Sever'in Gül'lü yılları anlattığı kitabından, koalisyon adımlarına Fehmi Koru'nun Cumhuriyet'ten Selin Ongun'un sorularına verdiği bazı cevaplar şöyle: