Taliban Haberleri

Taliban ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Taliban ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

2013 Yılına Damga Vuran Olaylar
2013'e damga vuran Haziran ayı Taksim Gezi Parkı protestolarının kitleselleştiği, polis şiddeti ve protestoların dozunun arttığı bir ay oldu 2013 yılında Türkiye ve dünyada birçok önemli gelişmeler ve olaylar yaşandı. Türkiye için yıla damgasını vuran gelişme ise Taksim Gezi Parkı olaylarıyla başlayan süreçti. Parktaki ağaçların sökülmesini protesto amacıyla Mayıs ayının son gününde başlayan gösteri yurt geneline yayıldı. Türkiye dışında da ses getiren olaylar, bütün bir yılı etkisi altına aldı. İşte Milliyet'in derlediği 2013 almanağından, Türkiye ve dünyada yılın olayları   Ocak: Ustalara veda Türkiye ocak ayında basın, sanat ve edebiyat dünyasının önemli isimlerini sonsuzluğa uğurladı. Şarkıcı Şenay Yüzbaşıoğlu, edebiyatçı Metin Kaçan, dünyaca ünlü Türk ressam Burhan Doğançay, usta gazeteci Mehmet Ali Birand, 'Deprem dede' lakaplı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, yazar İsmet Kür ve sanatçı Ferdi Özbeğen'in ölüm haberleri ocak ayında peş peşe geldi. Yine ocak ayı içinde avukatlar için başörtüsü yasağı kalktı. Çözüm süreci kapsamında BDP Heyeti ilk kez İmralı'da Abdullah Öcalan'la görüştü.  Şubat: Amerikalı Sierra cinayeti Ankara'da ABD Konsolosluğu'ndaki canlı bomba saldırısı Şubat ayına damga vurdu. İstanbul Zeytinburnu'nda bulunan ABD'li Sarai Sierra cinayeti Türkiye gündeminden uzun süre düşmedi. Cumartesi annelerinin simgeleşen ismi Berfo Ana'yı (105) da yine bu ay kaybettik. Ay içerisinde Milliyet'te Namık Durukan imzası ve 'İmralı tutanakları' başlığıyla yayınlanan haber Türkiye'nin gündemini belirledi.  Mart: Öcalan'ın 'çekilin' çağrısı Mart ayına damga vuran en önemli olay Diyarbakır'da yapılan Nevruz Şenliği'nde Abdullah Öcalan'ın mesajının Türkçe ve Kürtçe olarak okunması ve Öcalan'ın PKK'ya yaptığı 'çekilin' çağrısı oldu. Bu çerçevede PKK'nın kaçırdığı 8 kamu görevlisi Kuzey Irak'a giden bir heyet tarafından Türkiye'ye getirildi. Geçirdiği kalp ameliyatının ardından uzun süre yoğun bakımda kalan Müslüm Gürses'in ölümü hayranlarını üzüntüye boğdu. Tiyatrocu Metin Serezli de Mart ayında yaşamını yitirdi.  Nisan: Akil insanlar Nisan ayının birinci gündem maddesi 63 kişilik Akil İnsanlar Heyeti'nin açıklanması ve 9'ar kişilik grupların 7 bölgede ziyaretlere başlaması oldu. İsrail, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili Türkiye'den özür diledi ve tazminat görüşmeleri başlatıldı. Susurluk davasından hükümlü eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, denetimli serbestlik çerçevesinde 1 yıl tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi. Piyanist ve besteci Fazıl Say hakkında dini değerleri aşağıladığı iddiasıyla açılan davada 10 ay hapis ile cezalandırılması kararı çıktı. Hüküm 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla geri bırakıldı.  Mayıs: Reyhanlı ve Gezi Mayısta Türkiye tarihinin en kanlı terör eylemlerinden biri gerçeklişti. Hatay Reyhanlı'da belediye önünde patlatılan bomba yüklü iki araç nedeniyle 52 kişi yaşamını yitirdi. Mayıs ayının son günü ise Taksim Gezi Parkı'nda ağaçların sökülmesini protesto ile başlayan Türkiye geneline yayılan kitlesel olayların fitili ateşlendi. Çevik Kuvvet'in 30 Mayıs'ta Gezi Parkı'nda eylem yapan protestoculara müdahalesiyle başlayan olaylar yaz sonuna kadar sürdü.  Haziran: Gezi Parkı olayları Haziran ayı Taksim Gezi Parkı protestolarının kitleselleştiği, polis şiddeti ve protestoların dozunun arttığı bir ay oldu. Eylemcilerden 27 yaşındaki kaynak işçisi Ethem Sarısülük, Kızılay Güvenpark'taki gösteriler sırasında polisin açtığı ateş sonucu kafasından kurşunla vurularak yaşamını yitirdi. Ataşehir'de ise bir sürücünün otomobiliyle protestocuların arasına dalması sonucu Mehmet Ayvalıtaş yaşamını yitirdi. Eskişehir'de de 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, sopalı saldırıya uğradı. Kafasına aldığı darbeler nedeniyle 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Korkmaz'ın dövüldüğü ana ilişkin güvenlik kameraları görüntüleri ülke genelinde tepkilerin artmasına neden oldu. Hatay'daki protestolar sırasında da Abdullah Cömert, kafasına aldığı darbe sonucu hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu, Cömert'in, gaz fişeğinin kafasına isabet etmesi sonucu beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybettiğini belirledi. İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneğinin açtığı davada, belediyenin projesinin yürütmesini durdurduğunu açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da Gezi Parkı'nda AVM projesinden vazgeçildiğini ve buraya bir kent müzesi yapılmasının düşünüldüğünü açıkladı. Protestolar devam ederken, Okmeydanı'nda evinden ekmek almaya çıkan 16 yaşındakiBerkin Elvan, gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu ağır yaralandı. Diyarbakır'ın Lice ilçesinde karakol yapımına tepki gösteren çevre köylerden BDP'li grup ile güvenlik güçleri arasında çıkan arbedede Medeni Yıldırım öldü.  Temmuz: 5. yüz nakli Gezi Parkı eylemlerinin etkisi devam etti, birçok ilde eylemlere katılan kişilerle ilgili kimlik tespitleri ve gözaltılar yapılmaya başlandı. Türkiye'nin 5'inci yüz nakli ameliyatı, Akdeniz Üniversitesi'nde yapıldı. Muğla'da beyin ölümü gerçekleşen Polonyalı turist Andrzej Kucza'nın yüzü ve çenesi, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan başkanlığındaki ekip tarafından, 1 yıldır nakil bekleyen 26 yaşındaki Recep Sert'e nakledildi.  Ağustos: Ergenekon davası Başbakan Erdoğan Başkanlığı'nda toplanan Yüksek Askeri Şura'da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeni komuta kademesi belirlendi. Öcalan'ın avukatlarının, 'yeniden yargılanma' ve 'cezasının infazının durdurulması' talebiyle yaptıkları başvuru Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce reddedildi. Yıllarca süren Ergenekon davasında karar açıklandı. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ müebbet hapis cezasına mahkum edilirken CHP milletvekili Mustafa Ali Balbay toplam 34 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. CHP Milletvekili Mehmet Haberal ise cezası açıklandıktan sonra tahliye edildi.  Eylül: Suriye ile helikopter krizi   Eylül ayına damga vuran olay Türkiye'nin sınır ihlali yapan bir Suriye helikopterini düşürmesi oldu. M-17 tipi Suriye helikopteri TSK tarafından düşürüldü. Hükümet Eylül ayı sonunda Demokratikleşme Paketi'ni açıkladı. Bingöl M Tipi Ceza İnfaz Kurumundan aralarında terör örgütü mensuplarının da bulunduğu 18 tutuklu ve hükümlü tünel kazarak firar etti. Firariler ertesi gün kırsalda yakalandı. Alkollü içkilerin 22.00 - 06.00 saatleri arasında perakende satışını yasaklayan düzenleme yürürlüğe girdi. Sinema ve tiyatro sanatçısı Tuncel Kurtiz vefat etti. Kurtiz'in ölümü büyük bir üzüntü yarattı. 'Şu Çılgın Türkler' kitabının yazarı Turgut Özakman da hayatını kaybetti.  Ekim: Maramaray açıldı Ekim ayında kamuda başörtüsü yasağı ve okullarda Andımız uygulaması kalktı. İstanbul'da iki kıtayı denizin altından birleştiren Marmaray projesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda açıldı. Kamuoyunu uzun süre meşgul eden Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili davada rekor tazminat kararı çıktı. Garipoğlu ailesinin 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira manevi tazminat ödemesine karar verildi. Gölcük'te bayram tatilinde Hatay'a giden annesi tarafından evde bırakılan bebek öldü. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Ahmet Kaya'ya verildi.  Kasım: Kızlı - Erkekli evlere denetim tartışması   Kamuda başörtüsü yasağının kalkmasıyla AKP milletvekilleri Meclis'e başörtüleriyle geldi. Meclis'te grubu bulunan partilerin kadın milletvekillerinin yaptığı konuşmalar güne damgasını vurdu. Öğrenci evleriyle ilgili 'kızlı - erkekli' tartışması başladı. 10 Kasım'da Anıtkabir'i 1 milyon 89 bin 615 kişi ziyaret etti ve bir rekor kırıldı. Uzun süredir gırtlak kanseriyle mücadele eden gazeteci Savaş Ay ile tiyatrocu Nejat Uygur hayatını kaybetti.  Aralık: Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu Aralık ayına 17 Aralık'ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu damgasını vurdu. Soruşturma kapsamında AKP hükümetinin bakanlarının adı yolsuzluğa karıştı. Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve eski İçişleri Bakanı Muammer Güler'in çocukları gözaltına alındı. Gözaltına alınan isimlerden Güler ve Çağlayan'ın oğlu tutuklandı, Bayraktar'ın oğlu serbest bırakıldı. işadamları, bürokratlar ve devlet memurları hakkında da kara para aklama, rüşvet ve altın kaçakçılığı suçlaması getirildi. Soruşturmayla ilintili olarak 3 bakan istifa ederken Bakanlar Kurulu'nda da büyük revizyon gerçekleşti ve 10 yeni isim girdi. CHP Milletvekili Mustafa Balbay tahliye edildi. İzmir'deki askeri tersanede bakımı yapılan römorkör suya indirildiği sırada alabora olarak yan yattı ve 8'i asker 10 personel yaşamını yitirdi.  Sanat dünyasında yaşananlar Picasso'nun 'Le Reve' isimli tablosu 155 milyon dolara satılarak, bugüne kadar ABD'li bir koleksiyonerin satın aldığı en pahalı eser unvanını aldı. Fahrelnissa Zeid'ın 'Atom Patlaması ve Bitkisel Hayat' isimli tablosu 2 milyon 741 bin dolara satıldı. Zeid, Ortadoğu'nun en yüksek fiyatla satılan eserini resmeden kadın sanatçı unvanını kazandı. Dan Brown'ın 'Cehennem'i, ilk haftasında 369 bin kopya satarak bir rekora imza attı. 4 yıl süren protestolara rağmen tarihi Emek Sineması, kamuya ait olmasına rağmen yerine AVM yapılmak için özel inşaat firması Kamer tarafından yıkıldı.  2013'te dünyada yaşananlar   Haiyan Tayfunu: Filipinler'i 8 Kasım'da vuran tayfun 10 bin kişinin ölümüne neden oldu. Bangladeş'te fabrika faciası: Başkent Daka'daki fabrika çöktü, 1100 işçi öldü. NSA sızıntısı: ABD'li Edward Snowden, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi'nin (NSA) tüm dünyayı gizlice nasıl izlediğini kanıtlayan belgeleri sızdırdı. Mısır'da askeri darbe: Mısır'ın Genelkurmay Başkanı el Sisi komutasındaki Mısır Silahlı Kuvvetleri yönetime müdahale etti. İran'ın nükleer anlaşması: İsviçre'nin Cenevre kentinde İran'la yürütülen nükleer müzakerelerde 24 Kasım'da anlaşma sağlandı. Mavi Marmara için özür: İsrail Başbakanı Netanyahu 22 Mart'ta, Mavi Marmara baskını nedeniyle Türkiye'den özür dilediğini açıkladı. Rusya'ya meteor düştü: Saatte 60 bin kilometre hızla hareket eden meteor Çelyabinsk'te patladı. İngiltere kraliyet bebeği: İngiltere Prensi William ve eşi Düşes Kate'in oğulları George 22 Temmuz'da doğdu. Curiosity Mars'ta su buldu: Mars'a gönderilen keşif robotu Curiosity su izine rastladı. Tarihi değiştiren kemik bulundu: Bilim insanları 400 bin yıllık bir insan iskeletinde DNA buldu. Yapay et: Hollanda'da üretilen yapay et 'tatsız' bulundu. Kansere mucize tedavi: Bilim insanları, kanserle mücadele için 'immünoterapi'yi seçti. Papa istifa etti: Papa 16. Benediktus, ilerleyen yaşını gerekçe göstererek istifa etti. 'Selfie' sözlüğe girdi: 'Telefonla kendi fotoğrafını çekmek' anlamına gelen 'Selfie' kelimesi Oxford sözlüğüne girdi. Rusya'da Greenpeace krizi: Eylül ayında, Kuzey Buz Denizi'nde Rus Gazprom firmasına ait petrol platformunu protesto ettikten sonra tutuklanan Türk aktivist Gizem Akhan ve 29 Greenpeace aktivisti yıla damga vurdu. 63 gün tutuklu kalan Akhan Türkiye'ye döndü. Boston maratonu saldırısı: Saldırıyı Çeçen Çarnayev kardeşler gerçekleştirdi. Pistorius sevgilisini öldürdü: Güney Afrikalı paralimpik atlet Sevgililer Günü'nde sevgilisi Reeva'yı öldürdü. İspanya'da tren kazası: 80 kişinin öldüğü olay ülkede son 40 yıldaki en büyük kaza oldu. Kenya'da AVM baskını: Başkent Nairobi'deki alışveriş merkezinde meydana gelen silahlı saldırıda 67 kişi hayatını kaybetti.  2013'te en çok konuşulan isimler Yıl boyunca dünya çapında en çok konuşulan magazinel isim ABD'li şarkıcı Miley Cyrus oldu. Ilımlı tavırlarıyla birçok farklı dinden insanın sempatisini kazanan Papa Francesco ve İran'ın yeni cumhurbaşkanı Hasan Ruhani en çok konuşulan liderler arasında...  2013'ün en çok ses getiren ünlü isimleri Miley Cyrus: ABD'li şarkıcı Cyrus, yılın en çok konuşulan ismi oldu. Time dergisinin 'Yılın Kişisi' listesinde zirveyi zorlayan Cyrus, MTV Müzik Ödülleri'nde yaptığı dansla tarihe geçti. Papa Francesco: Arjantinli Jorge Bergoglio 13 Mart tarihinde yeni Papa olduğunu ilan etti. Papa Francesco göreve geldiğinden bu yana eşcinsellere ve ateistlere karşı ılımlı yaklaşımıyla takdir topladı. Time dergisi de Papa Francesco'yu yılın kişisi seçti. Malala Yusufzay: Pakistanlı insan hakları aktivisti 16 yaşındaki Malala ülkesindeki kızların okula gitmesi için sürdürdüğü mücadele nedeniyle Taliban tarafından başından vuruldu. İyileşen Malala yıl boyunca yaptığı konuşmalarla kendisinden söz ettirdi. Hasan Ruhani: İran'ın yedinci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani göreve geldiği 8 Ağustos tarihinden bu yana ılımlı yaklaşımlarıyla konuşuluyor. Ruhani, ABD Başkanı Barack Obama ile de telefonda konuştu. Jennifer Lawrence: ABD'li aktris Lawrence Hollywood'a farklı bir ses getirmesiyle konuşuldu. Lawrence, 'Silver Linings Playbook' (Umut Işığım) filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazandı.  2013'te hayata veda eden dünyaca ünlü isimler 2013 yılında birbirinden önemli isimler birer birer yaşama veda etti. Güney Afrika'nın efsanevi lideri Nelson Mandela ve Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez bunlardan sadece ikisi... Nelson Mandela: Güney Afrika'da Apartheid rejimine son veren ülkenin ilk siyasi lideri, 5 Aralık'ta 95 yaşında öldü. Hugo Chavez: Venezuela Devlet Başkanı 5 Mart'ta kansere yenik düştü. Chavez, 58 yaşındaydı. Margaret Thatcher: İngiltere tarihinin tek kadın başbakanı Margaret Thatcher 8 Nisan tarihinde 87 yaşındayken meydana gelen felç sonrasında hayata veda etti. James Gandolfini: 'Sopranos' dizisi ile yıldızlaşan Amerikalı aktör, 19 Haziran'da Roma tatili sırasında hayatını kaybetti. Kalp krizi geçiren aktör 51 yaşındaydı. Doris Lessing: 2007'de Nobel Ödülü alan İngiliz yazar, 17 Kasım'da 94 yaşında hayatını kaybetti. Paul Walker: 30 Kasım'da 'Hızlı ve Öfkeli' filminin yıldızı, 40 yaşında araba kazası sonucu öldü. Mikhail Kalaşnikof: Rus silah tasarımcısı 94 yaşında hayatını kaybetti. T24
Doğu Afganistan'ın Uygarlığın En Ucundaki Coğrafyasından Büyüleyici Fotoğraflar
New York'da yaşayan fotoğrafçı Frederic Lagrange, yıllardır hayalini kurduğu Afganistan'ın Wakhan Koridoru bölgesine ziyaretini 2012 yılında gerçekleştirmiş. Wakhan Koridor'u, Afganistan'ın Kuzeydoğusunda, Tacikistan, Pakistan ve Çin'e komşu bölgesinin adı.Muhteşem doğası, Hindu Kush dağlarıyla çevrili düzüllkleriyle bir dönemin İpek Yolu'nun en gözde noktalarından birisi olan Wakhan Koridoru şu an medeniyetin en ücra yerinde bulunan kabilelerin yaşadığı bir yer. Fotoğrafçının bütün fotoğraflarına WEB SİTESİ'nden ulaşabilirsiniz.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
IŞİD’i gördükten sonra yapmamız gerekenler: Derhal ama derhal bir Sünni, bir Alevi’yi bulup sıkıca kucaklaşmalı. Bir Alevi de yine derhal bir Sünni’ye “Kardeşimsin” diye haykırmalı. Dinin her türlü yorumuna sonsuz özgürlük tanınmalı, dinin her türlü yorumu aziz ve kıymetli bulunmalı. Alevilerin tüm haklı talepleri tanınmalı… Onlara yapılan ayrımcılığa derhal son verilmeli. Din ve mezhep üzerinden ayrıştırıcılık yapanlara, “bayrak indiren”muamelesi yapılmalı. Demokratik laiklik prensibinin kıymeti bilinmeli, o bayrak yükseltilmeli. Mezhep temelli politikalardan derhal vazgeçilmeli. Kürtlerle hakiki bir barış tesis edilmeli, “barış süreci” bütün zorluklarına rağmen tamamına erdirilmeli. Bu ülkede potansiyeli bulunan tüm çatışma alanları, en güvenilir barış alanları haline getirilmeli. İktidar da, muhalefet de bu alanlar üzerinden birbirlerine yüklenmekten vazgeçmeli. Bu alanlar üzerinden siyaset yapanlara “Bizi Irak’a mı çevireceksiniz, size artık zırnık oy yok” denmeli.
Görmeden Önce Ölmeniz Gereken 20 Yer
Size her zaman harika mekanlar, nefes kesici yerler gösterecek değiliz, zira dünyanın gerçeği bu değil. Ölmeden önce gitmeniz gereken yerler kadar, gitmeden önce ölmeniz gereken yerler de var. İşte bakın, bu 20 yere gitmek için hiç acele etmeyin.
Dosya: 13 Soruda Ortadoğu’da Tehlikenin Yeni Adı IŞİD
Ortadoğu'da terörün yeni adı, Irak Şam İslam Devleti,  Suriye'de muhaliflerle savaşıp, rejime güç kazandırıyorlar; Irak'ta hükümete savaş açıp, kentleri işgal ediyorlar.  Vahşi katliamları ve kadınlara tecavüzleri ile Suriye'de dehşet yaratan örgüt, bu ülkede petrol yataklarının neredeyse tamamına hakim oldu. Şimdi de Irak'ta petrol yataklarını ele geçiriyor. Peki, Musul’dan Rakka’ya uzanan alanda hâkimiyetini pekiştiren IŞİD nedir? Gücünün kaynağı ne? Arkasında kim var?
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
IŞİD’in ne menem bir tehlike olduğunu, yaptıkları infazları Youtube’a koymalarından, kadın-çocuk demeden öldürmelerinden ve “şeriat” ilanından hâlâ anlamadıysanız... Musul’un işgali ve Türk konsolosluğu çalışanlarının halen rehin tutulmasından herhalde kavramışsınızdır! Hükümet, rehinlerle ilgili haber yapılmasını “can güvenliği“ nedeniyle yasakladı. Ancak basın, sanki IŞİD’le ilgili tüm haberlere yasak gelmiş gibi tuhaf bir oto-sansür uyguluyor. Yoksa medyanın reflekslikssizliği, Kürt alerjisinden mi kaynaklanıyor? Aksi takdirde neden IŞİD’in cami ve türbeleri bombalayarak ilerlemesini, Türkmenleri ve Kürtleri öldürmesini sanki dünyanın öte köşesinde olup biten gelişmelermiş gibi versin? Neden Rojava’da olup bitenleri bu kadar yetersiz aktarsın? Varsa yoksa Cumhurbaşkanlığı seçimleri! Oysa Ortadoğu’daki dengeler bir kez daha altüst olurken, Türkiye’yi de açıkça tehdit eden fanatik saldırganlar burnumuzun dibinde. Siviller IŞİD’e karşı silahlandı Günlerdir Urfa’nın Suruç ilçesinin birkaç kilometre ötesinde, Suriye sınırındaki Kobanê (*) şehrine bağlı köylerde, YPG ile IŞİD arasında şiddetli çatışmalar sürüyor. Ancak Kürt kaynaklarının haricinde bölgede nelerin olup bittiğini aktaran yok!
Justin Bieber Malala Yusufzay ile Facetime Yaptı
Kanadalı şarkıcı Justin Bieber, 2 gün önce Instagram hesabından Malala ile Facetime görüşmesi yaptığı bir fotoğraf paylaştı.Kanadalı şarkıcı Justin Bieber, bu kez daha insani bir konuyla gündemde. Pakistan'da okula gittiği için Taliban askerlerinin başından vurduğu, ölümden döndükten sonra kadın hakları için çalışmaya başlayan Malala Yusufzay, Justin Bieber ile Facetime görüşmesi yaptı. Görüşme, Bieber'ın Instagram'da paylaştığı fotoğraf sonrası ortaya çıktı. Bieber fotoğrafla beraber şu mesajı da yayınladı: 'Az evvel Malala Yusufzay ile Facetime yaptık. Gerçekten inanılmaz bir hikayesi var. Onunla şahsen tanışmak ve @malalafund'a nasıl destek olabilirim diye konuşmak için sabırsızlanıyorum. #sevgi' Malala Yusufzay, başından vurulup ölümden dönmüş, o andan itibaren genç kızların okula gitmesi hakkı için savaşmaya başlamıştı. Genç kız ve ailesi daha sonra, bu konuda çalışmalar yapan The Malala Fund adında bir vakıf kurdu. Geçen yıl bir röportajında Bieber'a duyduğu hayranlığı dile getiren Yusufzay, sosyal medya hesaplarından bu görüşme hakkında bir paylaşım yapmadı. Instagram'da 19 milyondan fazla takipçisi bulunan Bieber ile Yusufzay'ın ne konuda görüştüğü ise bilinmiyor. Vatan
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Bir hafta aradan sonra merhaba... Sokrates’in dediği gibi insan gittiği yere kendisini de götürdüğü için ben de ister istemez yazmasam da Cumhuriyet okuruyla birlikte oldum. Bu hem kendi dünyamda okurla yaptığım sohbeti içeriyordu, hem de okurlardan bana gelen iletileri... Öncelikle şunun altını çizmek isterim ki, Cumhuriyet yönetimi çok şanslı. Zira hiçbir gazetenin Cumhuriyet okuru kadar güçlü, sağduyulu, gazetesini dikkatle izleyip doğruyu yanlışı söyleyen bir okuru yoktur. Bir kez daha gördüm ki Cumhuriyet gazetesi, ne Balbay’ın ne de herhangi birinin malıdır. Sadece çizgisinin, tarihinin ve okurunun malıdır. Yine okur değerlendirmeleri ve iletileri gösteriyordu ki; Cumhuriyet gazetesi, hiçbir partinin yayın organı değildir. Cumhuriyet gazetesi hiçbir ihtiras grubunun yayın organı değildir. Bu satırları kaleme alırken özgürlüğümün tam sekizinci ayıydı. Hızla geçen zamana şöyle bir baktım, yüreğinin götürdüğü yere git ile görevinin götürdüğü yere git arasında koşuşturmaktan geçmişi çoktan silip atmışım. Bunu kimi okur iletilerinde gördüm. Bir okur şöyle diyordu:“Sayın Balbay, Silivri duruşmaları sırasında yaptığınız konuşmalardan en çok aklımda kalan ve her anımsadığımda içimi cız ettiren sözlerinizden biri, ‘Cumhuriyet için ölürüm’ idi. Gazetenin bir terör yuvası gibi yaftalanması karşısında kendinizi böyle siper etmiştiniz...” Yazının devamını için tıklayınız.
Zamanının Çok Ötesinde Olan 47 İlham Verici Kadın
Kadın demek sadece anne, kız veya kız kardeş demek değildir. Tarih boyunca adaletsizliğe uğrayan ve elde ettiği tüm haklara tırnaklarıyla kazıyarak ulaşan demektir. Bu galeri tüm cesur kadınlara ve ilham bulmak isteyenlere ithaf edilmiştir...
"IŞİD Devlet Olmak İstiyor"
Suriye ve Irak konusunda uzman isimlerin başında gelen Yezid Sayigh’e göre IŞİD'de devlet aklı var. Bu aklın arkasında ‘örgütlü bir devlette çalışmaya alışmış ve teknik kapasiteleri de hayli gelişmiş' kişiler var. Ortadoğu’da devlet yapıları, otoriterlik ve ordular üzerine çalışmalar yapan Profesör Yezid Sayigh ile Irak ve Suriye'de alan hakimiyeti kazanan IŞİD 'i konuştuk. IŞID'in yalnızca küçük ve aşırılık yanlısı bir örgüt olarak algılanmasının hata olacağını söyleyen Sayigh’e göre, IŞİD’i farklı kılan devlet iddiası ve kurumsallaşıyor olması. IŞİD, “Biz devletiz, devlet gibi davranıyor ve devlet gibi konuşuyoruz, siz de bizi devlet olarak görmelisiniz” diyor ve şimdilik kimse ciddiye almasa da tanınmak istiyor. Carnegie Vakfı'nın kıdemli uzmanlarından Sayigh'e göre, sosyal medyada çok güçlü mesajlar veren, kendi imajına yatırım yapan IŞİD, yalnızca ötekileşmiş Arap gençleri arasında değil, heyecan arayan askeri hayata ilgi duyan batılı gençlere de çekici geliyor: ' Müslüman kökenli olmasa dahi ‘dünyayı değiştirmek için’ IŞİD’e katılanlar var ve sayıları hiç de az değil. 1930’larda Franco’ya karşı savaşmak için İspanya’ya giden Amerikalılar ve Avrupalılar gibi, şimdi de gençler Suriye ve Irak’a savaşmaya gidiyor.' Sayigh, IŞİD ile etkin mücadele edilebilmesi için Irak’taki Sünnilerin sisteme dâhil edilmesinin yeterli olmadığını, bizzat sistemin reforme edilmesi gerektiği görüşünde. Aksi takdirde IŞİD çok daha uzun süre var olmaya devam edebilir . Dahası “Arap dünyasında kötü olan her şeyi reddetme’ temeli üzerine kurulu IŞİD'in mesajı, dünyadaki benzer örgütlerin de IŞİD’e biat etmesini beraberinde getirmeye başladı bile. Yezid Sayigh, Al Jazeera ’nin IŞİD'e ilişkin sorularını Londra’dan Skype ile yanıtladı. Profesör Yezid Sayigh, Carnegie Vakfı’nın Beyrut bürosunda Suriye krizi, Arap ordularının siyasetteki rolü ve İsrail-Filistin anlaşmazlığı üzerine çalışıyor. Filistin kökenli Sayigh, daha önce de King’s College London ve Cambridge üniversitelerinde görev yaptı. İsrail ile FKÖ’nün 1991-1994’teki Gazze ve Eriha müzakerelerinde Filistin heyetinin üyesiydi. 1999’dan beri de nihai statü görüşmelerinde Filistin heyetine danışmanlık yapıyor. Suriye Muhalefetinde Liderlik Sorunu, Devlet’in de Üzerinde: Subayların Mısır’ı, Hamas’ın Gazze Politikası, Devlet İnşası: Batı Şeria ve Gazze’de Otoriter Dönüşüm adlı kitapları var. IŞİD, halifeliğe dayanan İslami bir devlet kurma amacında olduğunu söylüyor. Gerçek amaçları bu mu? Ne yapıyorlar bu amaca ulaşmak için? Tamamıyla şeriata dayalı politik iktidar kurmak istiyorlar. Tabii kendi anladıkları anlamıyla şeriat. Ele geçirdikleri yerlerdeki duruma baktığımızda çok açık olan bir şey var; hem askeri hedefleri için, hem de kamu hizmetleri sunmak; elektrik, ekmek, yiyecek gibi temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli finansal kaynakları sağlamaya çalışıyorlar. Benzer örgütlere göre, insanları devamlı yönetmek için nasıl bir yapı kurulması gerektiğini daha iyi anlıyorlar. Bu açıdan bakarsanız, İran ya da Suudi Arabistan gibiler. Örgütlüler; askeri açıdan bakıldığında, birkaç yıl önce hapishaneleri birbiri ardına basarak ve oradaki mahkûmları kendi saflarına katarak güçlerini arttırmaya başladılar. Sanki bir kurmay aklıyla hareket ediyor gibiler ama gerçekten öyle mi, yoksa adım adım güçlenmeleri bir dizi tesadüfün sonucu mu? IŞİD etkin bir örgüt diyebiliriz; tıpkı bir banka, müteahhitlik firması ya da Lübnan Hizbullah’ı gibi. Örneğin, belli bir yerde belli yetenekleri olan insan gücüne ihtiyaç olduğunu saptayıp bunu nereden bulabileceklerini düşünüyorlar. Yapılması gereken iş sivil bir iş ise ve kendileri yapmak istemiyorlarsa, işi görmezden gelmek yerine “mevcut bürokratı ya da teknikeri bu işi yapması için işe alalım” gibi bir çözüm üretiyorlar. Benzer bir biçimde, “deneyimli askeri komutanlara, eski bürokratlara ihtiyacımız var” diye düşündüler, bu personel de Irak’ta hapishanelerdeydi. Hapishaneleri basıp, mahkûmları serbest bıraktılar ve bünyelerine kattılar. Bankalara ve petrol sahalarına saldırdılar. Sorunları önceden görebilmek onların en büyük avantajı. Şu anda yaptıkları şeyi yapmak, yani bir yandan ele geçirdikleri bölgeleri egemenlikleri altında tutmak, savunmaya devam etmek, yönetimlerini güçlendirmek ve bir yandan da genişlemeye çalışmak, petrol bölgelerini ele geçirmek ve petrol satmak gerçekten de zaman, insan gücü ve çaba gerektiriyor. Tek başlarına mı yapıyorlar bunu? Şu anda çeşitli Sünni gruplarla özellikle Irak’ta işbirliği yapıyorlarmış gibi görünüyor. Ama öyle bir zaman gelecek ki, gücü sadece kendi ellerine geçirmek için uğraşacaklar. Bunu yapabilecek güçleri var mı? İşte burası henüz belli değil. Aslında planlamada etkinler, taktiksel olarak da akıllılar ama bütün bu sorunlarla baş edip edemeyeceklerini yakın bir zamanda göreceğiz. Bu sistemin arkasında kim var? Asıl kişilerin önemli bir çoğunluğu Irak’taki isyanın bir parçası olan kişiler. Birçoğu muhtemelen ordunun, Baas Partisi'nin ya da hükümetin parçasıydı. Bir kısmı başka Sünni gruplardan geliyor ama bu aklın arkasındaki kişiler, örgütlü bir devlette çalışmaya alışmış, teknik kapasiteleri de gelişmiş kişiler. “Bu aklın arkasında kim var” sorusuna yanıt ararken öyle çok uzaklara bakmaya gerek yok bence. IŞİD’in başka ülkelerin, istihbarat örgütlerinin desteğinde ya da denetiminde olduğuna dair iddialar var. Sizce bunlar doğru mu? Temel olarak buna yanıtım, hayır. Bazı devletlerin, bazı örgütlerden zaman zaman çıkar sağlaması, onları yönlendirmeye çalışması, bazı kişileri tutuklamaktan kaçınması ile desteklemesi arasında bir fark var. Mesela Türkiye, uzun bir süre yabancı savaşçıların sınırlarını kullanmasına izin verdi. Bilinçli bir biçimde, sınırlarından yapılan geçişlere dikkatlice bakmadı. Suriye’den gelen benzinin Türkiye’de satıldığını otoriteler biliyordu ama ‘kim bundan çıkar sağlıyor’ diye sormadılar. Bu ılımlı muhalifler de olabilirdi, bazen Nusra Cephesi ve evet bazen de IŞİD. Bu davranış ile açıkça desteklemek ya da işbirliği yapmak arasında elbette bir fark var. Suudi Arabistan, İran ve Maliki yönetiminin de IŞİD’i desteklediği iddia edildi ama bunların da IŞİD ile destekleme boyutunda ilişkisi olduğunu sanmam. Sonuçta IŞİD, El Kaide’nin bir parçasıydı ve bütün bu ülkeler El Kaide ile mücadele ettiler. IŞİD üyelerini kimler arasından seçiyor? Kimler IŞİD’e katılıyor? Epey bir çeşitlilik var. Temel olarak bugünkü Irak’tan dışlanmış Iraklılar; özellikle Saddam Hüseyin’in yenilmesi, Baas Partisi'nin yok edilmesinden sonra. Aynı zamanda diğer Arap ülkelerinden, siyasal, ekonomik ve sosyal olarak ötekileşmiş olduğunu hisseden insanlar. Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Ürdün’ün alt sınıflarından gelen, çok fakir, çok fakir olmasa bile, kayıt içi ekonomiyi bırakıp kayıt dışı ekonomide çalışan ya da işgücünü satmak için başta Körfez ülkelerine olmak üzere yüksek oranda göç eden insanlar. Burada milyonlarca insandan söz ediyoruz. Bu insanların bazıları militanlaşıyor ve çeşitli cihatçı gruplara katılıyorlar. Fakir mahallerden, mülteci kamplarından ve varoşlardan geliyorlar. Yabancı savaşçılar? Nereden geliyor olursa olsunlar, Çeçenistan ya da Çin ya da Avrupa, bunlar çoğunlukla ikinci ya da üçüncü kuşak göçmenler, yabancılaşmış ve kültürel anlamda dışlanmış kişiler. Fakat bir de azımsanmayacak başka bir kesim var; askeri hayattan hoşlanan, bundan heyecan duyan, aslında ABD ordusu ya da başka bir orduya katılabilecekken IŞİD’e katılanlar. IŞİD sosyal medyada çok güçlü mesajlar veriyor, kendi imajlarına epey yatırım yapıyorlar ve bütün bunlar dünyanın her yerindeki bu tip gençlere farklı geliyor. Hatta bazıları Müslüman kökenli bile değiller, ya da öyle bir arka planları yok. Bazıları meseleye ‘dava’ olarak bakıyor; emperyalizmle, Amerikalılarla, Irak ve Suriye’de yapılmış bütün o korkunç şeylerle savaşmak istiyorlar. 1930’larda Franco’ya karşı savaşmak için İspanya’ya giden binlerce Avrupalı gibi. O zamanlar bu komünizm ya da uluslararası dayanışma adına yapılıyordu. Dünyayı değiştirmek isteyen ve bunun heyecan verici olduğunu düşünen insanlar. Bunun adına şimdi cihat diyoruz ve Franco yerine Amerikalılar, Maliki ya da Esed ile savaşılıyor. “IŞİD devletleşiyor” Nasıl bir örgütsel yapısı var IŞİD’in; sıkı bir emir komuta zinciri mi, hücreler biçiminde mi? Örgütün 2008’den beri var olduğunu ve diğer cihatçı örgütlere benzer, biat etme üzerine kurulu bir yapısının olduğunu biliyoruz. Emirlerin her türlü kaynağı ve üyeyi sıkı bir biçimde kontrol ettiği bir yapı; bir üstteki emir de, diğeri üzerinde aynı otoriteye sahip. Ama IŞİD’i benzer diğer gruplardan ayıran bir şey var: IŞİD, devlet kurmaya çalışan cihatçı bir örgüt ve öyle gözüküyor ki Şura Konseyi de olan bir yapı. Dolayısıyla bu yapıları ve süreci kurumsallaştırmak, rutinleştirmek zorunda. Mesela Bağdadi öldürülür ya da ölürse, ya da kansere yakalanırsa yerine kimin geçeceğini belirleyen bir mekanizma olmalı. Ya da mesela, şeriata uyulmazsa ne olacak? IŞİD bunları düşünmek ve buna göre bir örgütlenme yapısı ortaya çıkarmak zorunda kalacak. Bütçe sorunu ne olacak? Petrol ihracatı ne olacak? Ya dış ilişkiler? Bütün bunlar IŞİD için bir sorun ve şimdiki yapısının bu sorunlara yanıt vermede yeterli olup olmadığı belli değil. IŞİD ile nasıl mücadele edilebilir? IŞİD’i gerçekten yenmek için Irak Sünnilerinin hatırı sayılır desteğini almak şart. Farklı gündemlerle hareket eden farklı Sünni gruplar var ve amaçları IŞİD ile aynı değil. Birleşik Irak’ta kalmak isteyen ve 2003’ten sonra olan her şeyi reddeden gruplar bunlar. IŞİD ile müttefik olabilirler ama bir noktada IŞİD’in onları yok edeceğini, ya da kendi liderliğinde birleşmeye zorlayacağını anlayacaklar. Bu kaçınılmaz. Bu grupları Bağdat hükümetinde gerçekten de bir arada yaşama, bütünleşme, yetki paylaşma ve kapsayıcı olma yönünde gerçek bir irade olduğuna ikna etmek gerekiyor, çünkü geçmişte de bunlar konuşuldu, sözler verildi ama değişen bir şey olmadı. Bu ikna kritik, çünkü bu olmadan IŞİD’in elindeki bölgelerde askeri durum değiştirilemez. IŞİD de kendisini destekleyen bu gruplarla bir gün çatışabileceğinin farkında herhalde? Kesinlikle farkında. Eninde sonunda diğer Sünni gruplar IŞİD’e meydan okuyacaklar. IŞİD de arkasına yaslanıp bunun olmasını beklemeyecek ve beklemiyor da zaten. Şimdiden kendi içinde güçleniyor ve diğerlerini zayıflatıyor, bunun için de geçmişte Saddam Hüseyin’in kullandığı, şimdi de Suriye rejiminin kullandığı yöntemlere başvuruyor, paralarını kesiyor, köylere, mahallelere el koyuyor. IŞİD’in kaç savaşçısı, adamı var? Bunu kimsenin gerçekten bildiğini sanmıyorum. İstihbarat örgütlerinin bile çok genel tahminleri var. Beş-on bin kişiden söz ediliyor. Suriye muhalefeti yalnızca geçen ay 6 bin kişinin IŞİD’e katıldığını duyurdu ki, olabilir. Çünkü diğer gruplardakiler, kendi gruplarını IŞİD’e katılmak için terk ediyor. Ayrıca kontrol ettikleri bölgelerde, para önererek, ki insanların çok ağır bir biçimde ihtiyacı var paraya, ya da zorla, bazen de aşiretlerden transfer ederek savaşçı sayısını arttırıyorlar. Bütün bu yöntemleri geçmişte Saddam Hüseyin uygulamıştı, yakın bir zamanda da Esed. Ne olacak IŞİD’e? İddia ettiği gibi bir devlet mi olacak, yok olup gidecek mi? Sanırım bu soruya birçok uzman, basit ve akla ilk gelen yanıtı verirdi: Bu aşırılık yanlısı terörist bir örgüt, o kadar. Ama IŞİD’in farklı olan bir tarafı var. Herkes onları çok ürkütücü, tehlikeli gördüğü ve yok etmeye uğraştığı için bu çok delice gelebilir ama yeni bir devlet kurduklarını söylüyorlar. Ara sıra yayınlarında başka ülkelerde temsilcilik açmaya, dış ilişkiler kurmaya yönelik referanslar görüyorsunuz. Tanınma meselesine çok büyük önem verdikleri görülüyor. Hilafet ilan ettikten sonra yaptıkları ilk iş, tanınmayı istemek oldu. Bağdadi’nin hilafetini tabii ki kimse ciddiye almadı ama onun bu meseleyi ne kadar ciddiye aldığını görüyoruz. Ele geçirdikleri yerlerde kendilerine Da’iş denilmesini yasakladılar. [Arapça’da Irak-Şam İslam Devleti’nin kısaltılmış hali] Bu yasağın tek nedeni, bunun kendilerinden hoşlanmayanların kullandıkları bir kısaltma olması değil. Da’iş, bir devlete değil örgüte işaret ediyor. IŞİD ise “Biz devletiz, devlet gibi davranıyor ve devlet gibi konuşuyoruz, siz de bizi devlet olarak görmelisiniz” diyor. Ama bu kafa keserek, insanları canlı canlı gömerek mi olacak? Bu devlet gibi hareket etmek mi yani? Tüm 'devletlerde' olduğu gibi, bana göre IŞİD'in ana kaygısı yereldeki gücü ve meşruiyeti, ve IŞİD bu uğurda dışarıyı yabancılaştıran eylemlerden de çekinmeyecektir. Zina yapanları taşlamak, hırsızların ellerini kesmek, Sufi türbeleri yok etmek gibi eylemlerin tümü, gerek IŞİD'in -kendi anladıkları haliyle- şeriat kanununa ne kadar sıkı sıkıya bağlı olduğunu, gerekse cebri gücünü, -ki buna bu denli şiddetli veya doğrudan olmasa da tüm devletler başvurur- ortaya koyarak bu amaca hizmet ediyor. Bir ABD'linin kafasını kesmek büyük ihtimalle daha çok ABD'ye mesaj niteliğinde; IŞİD'in, Bağdat'ı desteklemesi halinde ABD'yi karşısına almaya ne kadar kararlı ve hazır olduğunu gösterme amacı taşıyan ve dolayısıyla caydırıcılığı olacak bir mesaj. Unutulmamalı ki devletler her zaman kusursuz bir iç uyuma sahip olmayabilirler; birbiriyle çelişen farklı politikaları olabilir veya dışarıya çelişkili mesajlar yollayabilirler. Geleceğe yönelik olarak en kötü ve iyi durum senaryonuz ne? Hem bölge açısından hem de IŞİD’in ele geçirdiği yerler açısından? IŞİD’e ne olacağı Irak ve Suriye’deki gelişmelere bağlı. Daha önce söylediğim gibi Bağdat hükümeti ve dış destekçilerinin, özellikle ABD ve İran’ın IŞİD’e nasıl davranacağına ve Sünnilerin Irak’taki sisteme yeniden entegre olmasına bağlı. Bu konuda ciddi adımlar atılırsa ve bunlar kalıcı olursa, ancak o zaman askeri ya da diğer yöntemler sonuç almaya başlayabilir. Bağdat hükümeti de kendisini reforme etmeli, çünkü bürokrasisi, ordusu, polis gücü de büyük ölçüde kifayetsiz ve yolsuzluğa batmış durumda. Dolayısıyla Bağdat hükümetinin karşı karşıya olduğu sorun, yalnızca Sünnileri sisteme dâhil etmek için reform yapacağına onları inandırmak değil, kendisini de reforma tabi tutabilmek. Bu başarılırsa IŞİD gücünü kaybetmeye başlayabilir. Bütün bunların olup olamayacağını önümüzdeki aylarda göreceğiz. Bu yönde adım atılırsa da sonuçları bir, iki yıl içinde hissedilmeye başlayacak. Bu da en iyi durumda, en iyi koşullar altında olabilecek şey. Ama tarif ettiğim gibi olmazsa, IŞİD’in zayıflaması daha fazla zaman alacak. Bana öyle geliyor ki Irak bu sorunla en az 10-15 sene daha baş etmeye çalışacak. Çünkü mesele yalnızca IŞİD değil, 11 yıldır şu ya da bu seviyede devam eden Sünni isyan. Sünni federal bir devlet çözüm olabilir, bu da beraberinde kendi problemlerini getirebilir tabii ama hiç olmazsa belli ölçüde istikrar ve uzlaşma sağlar. Bunun IŞİD ile olacağını sanmam. Alternatif diğer Sünni liderler, ama onların da ya güçleri zayıflatılmış durumda, ya yalnız bırakılmışlar ya da IŞİD ile mücadele etmekle ya da ona destek vermekle meşguller. Bu durumun değişmesi için de en az iki, üç yıla ihtiyaç var. Bunlar olmuyorsa, IŞİD’in sürekli başkalarıyla savaşıyor olsa bile, kimse onu tanımasa bile varlığına devam etmemesi için neden göremiyorum. Geniş toprakları elinde tutmaya ve başkalarını tehdit etmeye devam edecektir. Bölge açısından bakıldığında? Birbirleriyle zıt gibi gözüken iki durum var. Bir taraftan IŞİD yerel bir fenomen. Irak’a ve kısmen de Batı Suriye’ye özgü. Yabancı savaşçıları dünyanın değişik yerlerinden gelseler de, IŞİD temel olarak Iraklı bir örgüt, desteğini oradan alıyor. Afganistan’daki Taliban ve El Kaide gibi. El Kaide çok güçlü ama Afganistan’dan atılabilir çünkü yerel değil. Bu noktaya dikkat edilmesi lazım: “IŞİD fikri”, mevcut yönetimi, Arap dünyasında kötü olan her şeyi, yolsuzluğu reddediyor. Bu anlamıyla da IŞİD’in, Irak sınırlarının dışına çıkan, bölgenin de sınırlarının dışına taşan herkese hitap eden bir yanı var. Dolayısıyla soru şu, mevcut ya da yeni yerel gruplar ne yapacak? Mesela Magrep’te El Kaide’ye değil, IŞİD’e bağlı olduğunu söyleyen gruplar ortaya çıktı ama Yemen’de El Kaide’ye bağlılık sürüyor gibi.Al Jazeera