onedio
Organik Tarım ve Organik Gıda Fikrini Kim Buldu?
John Platt ‘in mnn.org’da yayınlanan yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Merve Tansel ‘in çevirisiyle sunuyoruz. Bugünlerde insanlar gıda alışverişi için çiftçi pazarı veya semt bakkalının organik ürün bölümünü tercih ediyorlar. Sonuç olarak, organik ticaret birliğine göre, 2012 de organik besin satışları; sağlıklı besin satışlarını yüzde 10.2, ve kaydedilen gıda satışını yüzde 4.3 arttırdı. Geçen yıl organik besin satışları 29 milyon dolarlık sağlıklı besinlerden oluşuyordu. Bu, çok yeni olan sektör için fena bir rakam değil: Amerika Tarım Bakanlığı, 2002 ye kadar ulusal standartları organik gıda için tasdik etmiyordu. O zaman, bu sağlıklı besin ve ekonomik büyümenin özü nereden geliyor? Birçok kişi organik tarım fikrinin tarımsal sanayiden önceki daha basit zamanlara dayandığına inanıyor, gerçek şu ki organikler hakkındaki fikirlerin çoğu için 20.yüzyıldaki birkaç kişiye borçluyuz. Bunlardan önemlisi 1940’da “Look to The Land” isimli kitabında “organik tarım” terimini ilk defa kullanan, daha çok Lord Northbourne adıyla bilinen, Walter Ernest Christopher James’dir. Lord Nortbourne’ un kitabı, bu yüzyıl boyunca yer alan yapay kimyasallardaki büyük artışın, gerçek verimlilikteki hızlı düşüşle neredeyse aynı olduğunu belirtir. Kimyasal tarımı, organik tarımın yerine koyma girişiminin sonuçları, çiftliğin temiz olmasından çok aslında zararlı olduğunu ve yaşayan organizmalar olarak toprak arama sistemine bir geri dönüşün gerektiğini vurgular. Lord Northnourne yalnız değildi.”Look to the Land” kitabini yayımladığı aynı yıl, İngiliz botanikçi sör Albert Howard “An Agriculture Testament” isimli klasik eserini yayımladı. Hindistandaki geleneksel çiftçileri belgeleyen, kendi çalışma yıllarını temel alan kitabı zamanında standartlaşan kimyasal yöntemlerin yerine torak verimliliği ve gübreleme gibi doğa odaklı ilkeleri ele alır. Bunu toprak verimliliğini arttırmak için bitki ve hayvan atığından organik toprak üretimi anlamına gelen “Indore Method” olarak adlandırdı. Howard’ın kitabi 1940 ciltli iki eser için bayağı etkili olmuştur. Onun kitabını temel alan Lady Eve Balfour, organik ve kimyasal tarımın etkisini karşılaştırmak için ilk bilimsel çalışmayı yürüttü. Sonuçlar, 1943 de basılan “ The Living Soil” isimli etkili başka bir kitapta yayımlandı. 3 yıl sonra organik tarımı savunan muhtemelen ilk grup olan, “Toprak Derneği” ni kurdu. Organik tarım kavramları gelecek birkaç yılda ilerledi , ancak ilk büyük desteğini Rachel Carson 1942 de böcek ilacının ( dikloradifenil-trikloreton) doğal çevreye etkisini mükemmel bir şekilde belgeleyen, çığır açan eseri “ Silent Spring” i yayımladığında verdi. Büyüyen çevresel ve karşıt kültür akımları tarafından benimsenen Carson’ın kitabı, yapay kimyasallardan uzak durup, organik besinlere desteği harekete geçirmek için bir çağrı olmuştur. Maalesef, o dönemin “toprağa dönüş” akımının en eski destekçileri Howard , Balfour ve Northbourne ‘un örneklerini göz ardı etti yada unuttu . George Keupper ‘ın “A Brief History and philosophy of Organic Agriculture “ eserine göre “ bir çok acemi, böcek ilaçsız yada yapay gübresiz kaliteli besin yetiştirmenin , geleneksel organik yöntemlerin yenileyici uygulamaları olmadan pek işe yaramayacağını anlayamadı. Bu da “ihmal edilmiş organik” ile sonuçlandı ve hiç hoş olmayan ürünler üretildi. Bu aksiliğe rağmen, organik üretim ilerlemeye devam etti. İlk bölgesel organik destekler ,alıcılar(müşteriler) için yeterince uyumluluk sağlamayan farklı esasları olmasına rağmen, yine de 1970 ve 1980lerde geliştirildi.Sonunda 1980lerin dominozit korkusu ilk olarak ulusal organikler eylemine- 1990 organik besinler üretim eylemi- ve bir de 2002 de yayımlanan ulusal standartlara öncülük etti. Uzun zaman aldı ancak organik besinler ve çiftlik artık vazgeçilmez oldu. Ve hem besin hem tüketiciyi koruyan bir yöntemle standartlaştırıldılar. Bu yüzden, Lord Northbourne, Sir Albert Howard, Lady Eve Balfour ve onların önemli ve dünyayı değiştiren adımlarını takip edenlere minnettarız. Yeşil Gazete için çeviren : Merve Tansel (Yeşil Gazete, mnn.org)
10 Dakikada Nasıl Sigara Bırakılır?
İzleyenlerin çoğunun sigarayı bıraktığı bu videonun en büyük özelliği anlatılanların gerçek olması ve içenlerin hazin sonu. Video biraz uzun fakat sigara kullanan arkadaşların sıkılmadan sonuna kadar izleyeceğini düşündüğüm için paylaşmak istedim bir parça faydam dokunursa sizlere ne mutlu. İyi seyirler.
Faydalı Besinler ve Organlarımıza Benzerlikleri
Hangi yiyecek hangi organ veya uzuv için faydalı ? Bu yiyecekleri faydalı oldukları organlara veya uzuvlara benzerlikleri yönünden oluşturulmuş resimler ile hafızanıza yerleştirip bir yerlerde gördüğünüzde hatırlama şansınızı artırın. Bulunması imkansız olmayan günlük kullanımınında sıkıntı olmayacak besinlerin faydalı olduğu organlar…
Zeytinyağı İle Yapılabilecek Yüz Maskeleri
Zeytinyağı, cilt için önemli omega yağ asitleri bakımından zengin, mucize bir kaynak.%100 doğal olan zeytinyağını hiçbir ürüne karıştırmadan cildinize nem, esneklik ve canlılık katsın diye kullanabilirsiniz. Avucunuza damlatacağınız birkaç damla zeytinyağını avucunuza iyice yaydıktan sonra boynunuz dahil yüzünüze masaj yaparak yedirebilirsiniz. Zeytinyağı tamamen cildiniz tarafından emileceği için yüzünüzü tekrar yıkamanıza gerek yok. Bu uygulamayı havanın çok kuru veya güneşli olduğu günlerde birden fazla da tekrarlayabilirsiniz. Bu uygulama cilde yumuşaklık, canlılık ve esneklik kazandıracaktır.Cildinize dost bir makyaj temizleyici arıyorsanız hemen yanı başınızda duran zeytinyağını bir deneyin. Pamuğa damlatacağınız birkaç damla zeytinyağı hem makyajınızı temizler, hem de kozmetik ürünler gibi cildinizi kurutmaz, aksine nemlendirir.
Reklam
Cildiniz İçin En İyi 25 Şey
Cildinizi bir tabloyu saklar gibi muhafaza etmek kolay bir iş değil. Kırışıklıklar, güneşin zararlı ışınları, kuruluk, tahriş ve istenmeyen tüylere karşı sürekli savaşmalısınız. İyi haber hayat boyunca 1000 kere yeni cilt katmanı üretiyor olmanız. Böylece cildinizin pürüzsüz ve parlak olabilmesi için elinize birçok şans geçmiş oluyor. Size yardımcı olmak için yapılan son araştırmaları inceledik, birçok dermatoloji uzmanı ile görüştük. Sonuç olarak ortaya 25 mükemmel ipucu çıktı:mahmure.com
Belçika Senatosu Çocuklara Ötenazi Hakkını Onayladı
Belçika 2002 yılında yetişkinler için ötenaziyi yasallaştırmıştı. Şimdi bu yasanın ölümcül bir hastalığa yakalanan ve dayanılmaz fiziksel acılar çeken çocukları da kapsaması yolunda bir öneri Senato'da onaylandı. Kimileri bunu 'mantıklı bir adım', kimileri ise 'delilik' diye niteliyor. Tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmış bir çocuk düşünün. Ve zehirli bir iğne ile öldürülmeyi talep edişini. Birçok insan için bu, hayal bile edilemeyecek bir kabus senaryosu. Çoğumuz bir çocuğun ölümcül bir hastalığa yakalanıp yavaş yavaş eridiği acımasız gerçeklikle yüzyüze gelmeyeceğiz muhtemelen. Fakat bazı Belçikalı çocuk doktorları, bu durumdaki çocukların acıları giderilemiyorsa, ölmeyi talep etme hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor. Ziekenhuis Üniversitesi'nden Doktor Gerlant van Berlaer, 'Nadiren şöyle durumlar olabiliyor: Tedavi etmeye çalıştığımız ama daha iyi olmaları için hiç bir şey yapamadığımız çocuklar oluyor. Bu çocukların hayatlarına son verme kararı almaya hakkı olması lazım.' diyor. Van Berlaer ve 16 diğer çocuk doktoru, Belçikalı senatörlerin çocuklar için ötenazi yasasını kabul etmeleri talebiyle Kasım ayında bir açık mektup yayımladı. Doktor van Berlaer 'Hayır, kendimizi Allah yerine koymuyoruz, zaten sona erecek hayatlardan söz ediyoruz.' diyor: 'Doğal haline bırakıldığında sefil, acı içinde ve korkunç bir şekilde son bulabilecek hayatlar bunlar. Hastanelerde bir çok arkadaşlarının aynı hastalıktan nasıl öldüğünü görmüş olabilirler. Ve bu durumda 'Böyle ölmek istemiyorum. Kendi istediğim gibi ölmek istiyorum' derler ise, doktorları olarak elimizden gelecek tek şey bu arzularını yerine getirmek olabilir. Ben bunu yapabilmemiz gerektiğine inanıyorum.' Geçen ay Belçika Senatosu'ndan 17'ye karşı 50 kabul oyu ile geçen yasa tasarısına göre, bu hakkın kullanılabilmesi için öncelikle çocukların ötenazinin ne olduğunu anlamaları, sonra anne-babaları ve doktorlarının da bu talebe onay vermeleri koşulları konuluyor. Belçika'nın kuzey komşusu Hollanda'da ötenazi 12 yaşın üzerindeki çocuklar için, anne ve babalarının da rızası olmak koşuluyla yasal bir hak sayılıyor. Fakat Belçika'daki tasarı meclisin diğer kanadınca da onaylanırsa, dünyada ilk kez bir ülkede çocuklar için ötenazi, hiç bir yaş sınırı olmaksızın kabul edilmiş olacak. Senato'daki sosyalist grubun lideri ve tasarının destekçilerinden Philippe Mahoux, düzenlemeyi 'En büyük insanlık jesti' diye tanımladı. Mahoux, asıl skandalın, ölümcül hasta çocukların acı çekmesine dur dememek olduğunu söylüyor. Tasarıya karşı oy kullananlardan Hristiyan Demokrat senatör Els van Hoof ise insanın kaderini belirlemesi prensibinin herkesin sadece nasıl yaşayacağına değil, nasıl öleceğine de karar vermesi şeklinde yorumlanmasının yanlış olduğuna inanıyor. Van Hoof 'Tasarıyı önce akıl sağlığı sorunları olan çocukları da içerecek şekilde sunmuşlardı.' diyor ve, 'Tartışma sırasında ötenaziyi savunanlar anoreksik çocuklar, hayattan yorulan çocklar gibi kategorileri de gündeme getirdiler. Nereye kadar gidecek?' diye soruyor. Senatör van Hoof, yetişkinler için uygulanan ötenazi hakkının kaygan bir zemin olduğunun şimdiden kanıtlandığı görüşünde. 2002'de kabul edilen ötenazi yasası yetişkinlerin: yetkin ve şuuru yerinde talebi defaatle dile getirmiş tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalık nedeniyle dayanılmaz fiziksel ya da zihinsel acılar içinde olmalarını şart koşuyor. Fakat 2013 yılı içinde Belçika'da kamuoyu gündemine gelen iki vaka, van Hoof'un kaygılarını iyice artırmış. Marc ve Eddy Verbessem, genetik bir hastalık nedeniyle bir süre sonra göremeyeceklerini öğrenince, artık kendi başlarına yaşamlarını sürdüremeyeceklerini düşünerek ötenazi talebinde bulunmuşlardı. Bunu dokuz ay sonra kadından erkekliğe geçiş yapan transseksüel Nathan Verhelst'in ölümü izledi. Bir dizi cinsiyet değiştirme ameliyatı başarısız olunca ölmek istemişti. Els van Hoof, danıştığı bir hukukçuya göre, ikizlerin muhtemelen yasadaki ötenazi kriterine uyduğunu söylüyor, ama Nathan Verhelst'in durumu onu kaygılandırıyor. Her üç olayda da ötenazi kararını onaylayan kişi, Brüksel Üniversitesi'nden onkolog ve geçici bakım uzmanı Profesör Doktor Wim Distelmans. Dr. Distelmans aynı zamanda doktorlar, hukukçular ve ilgili tarafların yasanın uygulanışını denetlemek üzere biraraya geldiği Ötenazi Komisyonu'nun eş başkanı. Ötenazi konusunda eleştirileri olanlar bu komisyonun yasanın kabul edildiği 2002'den 2012'ye kadar gerçekleştirilen 6 bin 945 ötenazi vakasının hiçbiri hakkında savcılıktan soruşturma istemediğine dikkat çekiyorlar.Yani komisyon on yıl içinde, istisnasız bütün ötenazi uygulamalarını yasaya uygun bulmuş. 2012 yılının 20 Nisan'ında kimya dalında öğretim üyesi Tom Mortier'e Brüksel'deki bir hastaneden telefon gelmiş. Annesinin öldüğü bildirilmiş. 64 yaşındaki Godelieva de Troyer depresyon geçiriyormuş. Ölmeden üç ay önce oğluna üç e-posta göndererek doktorlarından ötenazi istediğini bildirmiş. Ama Mortier doktorların buna asla izin vermeyeceğini düşünmüş. Tom Mortier çok öfkeli. Annesinin 'ölmeye hakkı olduğu' tezini kabul etmiyor. 'Benim bakışıma göre bu hastalar için değil doktorlar için çıkarılmış bir yasa. Böylelikle ceza almaktan kurtuluyorlar' diyor. 'Ötenazi etik olmayan bir şey. Hastanı öldürüyorsun. Şimdi de bunu bir tür en büyük insan sevgisi gibi lanse ediyorlar. Belçika ne hale geldi, anlamıyorum...' diye konuşuyor. Bu yasanın çocukları içerecek şekilde genişletilmesi girişimi ise Mortier'e göre 'delilik'. Doktor Marleen Renard Leuven Ünivertise Hastanesi'nde çocuklar için geçici bakımdan sorumlu bir onkolog. Çocuklar için bir ötenazi yasası çıkarmanın gerekmediğini, ölmekte olan çocukların acısını dindirecek yollar bulunduğunu söylüyor. 'Acıyı bastıramazsak, çocuğu uyutabiliyoruz. Eğer bunu da artık gerçekten insanlık dışı bulmaya başlarsak, Etik Komisyonuna giderek çocuğun hayatının sonlanması için izin istiyoruz. Ama bunu yapmak için çok sayıda kişinin hemfikir olması gerekiyor.' diyor. Renard, kendi tecrübesine göre çocukların 'ölmek istiyorum' demediğini söylüyor. 'Çok sayıda büyük acılar çeken ergen çocuk gördüm. Daima bir sonraki günden umutları vardır. Hiç bir zaman hiçbiri bana 'Artık dayanamıyorum, ne olur durdurun bunu' demedi. ÖLmek değil, yaşamak istiyorlar.' Çocuklar ölmek istediklerini söyleseler bile, acaba böyle bir kararı verebilecek olgunluktalar mı? Ötenazi savunucusu Doktor Gerlant van Berlaer, ölümcül bir hastalığa yakalanan ve yaşamlarının önemli bir kısmını yetişkinlerle geçiren çocukların çok erken büyümek zorunda kaldıklarını düşünüyor. Kendi oğlu 8 yaşında kanserden ölen ve şu anda Leuven Üniversite Hastanesi çocuk onkoloji bölümünde gönüllü olarak çalışan Feike van den Oever da bu görüşte. 'Onunla sohbetlerimizde, çocuğun nasıl yaşının çok ötesinde bir düzeyde düşündüğünü farkedebiliyordunuz.' diyor ama 'Çocuklar neler olup bittiğini anlıyor. Peki bu ötenazi talep edebilecek kadar mı? Bence hayır.' Tasarı yasalaşırsa kaç çocuğun ötenazi isteyeceğini bilmek mümkün değil. Yetişkinler açısından bu sayı 2002'den bu yana her yıl arttı. Kanser hastalarının yüzde 80'i ötenazi istiyor. Ötenazi hakkını ilk savunanlardan Doktor Jan Bernheim, ne zaman öleceğini ve acısız, seçtiği bir zamanda ölebileceğini bilmesinin hastaların kalan günlerinin kalitesini yükselttiğini, onlara moral verdiğini söylüyor. 'Acı bütün diğer faktörlerin üzerine çıkan bir şey. Günler süren acılar, inlemelerle ölmek yerine bir törenle, genellikle hoş bir duygusal ortamda ölüyorlar.' diyor. Bir çocuğun ölümü kuşkusuz bir trajedi. Fakat Belçikalı çocuklara hayatlarına son verilmesini isteme hakkı verilecek mi, bunu bu yılın ilk aylarında Belçika parlamentosunun diğer kanadında yapılacak oylama belirleyecek. Linda Pressly Belçika | BBCTürkçe
Reklam
Reiki: Negatif Bir Varoluştan Pozitif Bir Varoluşa Yolculuk
İsmail Bülbül 17. Işık aşamasında Usui Reiki Grand master. Almanya’da uzun yıllar hocalık yapmış ve 3 yıldır Türkiye’de. Almanya’daki Reiki konfederasyonunda yönetim kurulunda bulunmuş bir kişi ve oradaki düzeni Türkiye’de de uyguluyor.  Ve İsmail Bülbül, ayak bastığı gibi Reiki’nin anlayışında sağlam değişimler getirdi. Benim İsmail Bülbül ile tanışmam, Perihan hanım (Perihan Aydın) ile mailleşmem üzerine gerçekleşti. İstanbul’a onları görmeye gittim ve İsmail hocadan Usui Reiki 3b seviyesine 2010 yılının Mayıs ayında yeniden uyumlandım. İzmir’de bir dönem yaşamasına rağmen İsmail hocayla tanışmam İstanbul’da nasip oldu. Onların ofisine ilk gittiğimde açıkçası biraz endişeliydim. Ama kapıyı tüm neşesi ve iyi niyetiyle melek gibi bir bayanın açıp, candan bir şekilde “hoş geldiniz” demesiyle tüm endişem yok oldu ve kendini huzurlu bir güvene bıraktı. Buradan hocayla tanışmama vesile olduğu için ve sevgi dolu karşılaması, yardımları için Perihan Aydın’a da ayrıca teşekkür ediyorum. (Perihan hanım psikolojik danışman ve İsmail hocayla birlikte Reiki Okulu isimli Reiki merkezinde çalışıyor.) İçeri davet edildikten sonra Perihan Aydın ile sohbet etmeye koyulduk. İsmail Bülbül uyumlama verdiği için birazdan gelecekti. Sohbet ederken, sağ tarafımda bir ses duydum ve sağa baktım gayri ihtiyari olarak. Bakmamla şaşırmam bir oldu. Sağa döndüğümde saf bir ışık görüyordum. Bembeyaz bana doğru ilerleyen bir ışık… İlk başta anlayamadım. Ama yaklaşınca, ışık arasından İsmail hocanın yüzünü seçtiğimde şaşırmam daha da arttı çünkü gördüğümün bir insan değil bir görü olduğunu sanmıştım. İşte o anda İsmail hocada ki “Reiki ışığı” beni çok etkiledi ve bu ışık beni tazeleyip, yeni bir doğuş sürecine getirdi. Şimdilerde ise Türkiye’de ciddi anlamda bir ilki gerçekleştiriyor sayın İsmail Bülbül. Reiki’nin 1. Seviyesinden 3.seviyesine kadar herkese hitap edecek bir DVD çıkardı. Reiki el hareketlerinden, Reiki sembollerine, Reiki meditasyonlarından, Reiki uyumlamasının nasıl yapıldığına ve Reiki’de farklı tekniklere kadar her konuya değinilen harika bir DVD. Elbette bu DVDyi görenler veya hocanın ismini duyanlar merak ediyor, İsmail Bülbül kimdir, grandmasterlık nedir, yurtdışında sistem nasıl işliyor? İşte bizde bunları sorduk ve değerli hocamızda cevap verdi. Röportaj: Efe Elmas Hocam Merhaba, ben sizi tanıyorum lakin tanımayanlar olabilir. Öncelikle kendinizden biraz bahsedebilir misiniz, ne zamandır Reiki öğretiyorsunuz, nasıl bir süreç geçirdiniz? 1996 yılında başladı reiki ile olan yolculuğum. Eğitimlerimi Almanya’da aldım. Elbette orada öğrencilik dönemi çok uzun tutulur; Ben Reiki 1. seviyede 4 yıl bekledim. Bir dört yılda öğretmenlik aşamasını alana kadar geçti. İyice hazır olmadan, olgunlaşmadan öğretmenlik aşamasına geçmek zordur orada. Daha sonra da kendimi tamamen bu yola adadım. Ve şimdiye kadar da Rabbim bana binlerce can’la buluşmayı nasip etti. İsmail Bülbül ve öğrencilerinin bir kısmı Almanya’da belli ki daha disiplinli bir sistem var. Siz Reiki’yi nasıl bir sistem olarak tanımlıyor ve görüyorsunuz? Reiki, kişinin çakralarının açılması sonucu ortaya çıkan ilahi enerjinin, kişinin özüyle temasa geçmeye başlaması ve her an yeni farkındalıklara kavuşmasıdır. Reiki bir kapıdır esasında, bu kapıdan geçince kişinin özünde ne varsa ona yakınlaşır. O kapıyı nereye açmak istediğiniz çok önemli,; sağlığa açmak isteyen sağlığa kavuşur, sağlıklı olur ve hatta iyi bir şifacı olur, kendini ilme açmak isteyene ilim verilir ve hatta bir öğretmen olur, başarıya açmak isteyene, evren tüm nimetlerini yağdırır… Kısacası sizin gerçek varoluş amacınızı gerçekleştirmenizi engelleyen ne varsa, bu ilahi enerji bir bir onları ortadan kaldırır ve sizi varoluş amacınıza yakınlaştırır. Reiki’yi Tasavvuf ile sentezlediğinizi biliyorum. Tasavvuf ile Reiki’yi nasıl sentezliyorsunuz, Tasavvufu idrak etmede ne gibi bir faydası oluyor Reiki’nin? Tasavvuf bir deryadır, Reiki de ona açılan kapılardan biridir. Dediğim gibi Reiki sizi varoluş amacınızı gerçekleştirmeniz için çeşitli yollara sevk eder. Haliyle Reiki, Tasavvufa geçişi kolaylaştırır. Biliyorsunuz, eski zamanlarda sufiler öğrencileri yetiştirmeye başlamadan önce yıllarca onları arındırmak için çeşitli çilelere tabi tutarlardı. Onların auralarını temizlemek, çakralarını açmak, algılarını yükseltmek için yaparlardı bunları. Reiki inisiyesi bir nevi bu arınma sürecinin yerine geçiyor. Kişi inisiye aldıktan ve çakraları açıldıktan sonra farkındalıkları artmaya başlıyor, algısı yükseliyor, varoluşun sırlarını özümsemeye daha hazır hale geliyor. Fark ettiğimiz gibi Türkiye’de bir fikir birliği yok. Türkiye’ye geldiğinizde ne gibi zorluklar yaşadınız? Açıkçası Türkiye’ye ilk geldiğimde buradaki Reiki algısı beni şok etti. Reiki adına her kafadan bir ses çıkıyordu. Herkesin bir doğrusu vardı. Reiki çok ciddi bir öğretidir, saygı ve sabır ister. Kuralları, doğruları vardır. Ama benim burada gördüğüm maalesef ‘”ben yaptım oldu” mantığıydı. Buraya ilk geldiğimde bu algıyı değiştirmeye uğraştım hala da bu konuda çaba harcıyorum. Gerçekten bu bir sıkıntı aslında Türkiye’de. Çünkü bir sistem yok ve her kafadan bir ses çıkıyor. Hatta yanlış uyumlamalara kadar gidebiliyor ki sizin de en çok üzerinde durduğunuz konulardan biri. Yanlış uyumlanmış kişiler genelde ne gibi sıkıntılarla size geliyorlar? Genelde gördüğüm ya uyumlamalar birkaç dakikada yapılmış ya da toplu uyumlama verilmiş. Neredeyse hiç kimsede ayaklara dokunulmamış. Kök çakra hep tıkalı. Bu nedenle de çakralarının bazıları açık bazıları tamamen tıkanmış, tükenmeye yüz tutmuş şekilde gelenler var. Ya da bazen üst çakralar (taç çakra- zihin çakra) açık diğer çakralara müdahale edilmemiş ve enerji sadece maneviyatı destekleyen çakralarda yoğunlaşmış. Veya zamanı beklenmeden üst üste inisiyeler verilmiş. Bu yanlış inisiyeler sonucu kişilerde duygusal dengesizlik, zihinsel negatiflik ve bedensel problemler ortaya çıkıyor maalesef. Neyse ki bu konuda çok önemli bir adım attınız. Yeni DVDniz çıktı ve bu DVD uyumlamaların nasıl yapılacağı ve semboller detaylı anlatılıyor. Sanırım bu ülkemizde bir ilk. Bu kadar detaylı ve açıklayıcı bir DVD çıkarmanızın amacı bu hataların düzeltilmesini sağlamak mıydı? Evet. DVD’de Usui Reiki’nin inisiyesini de anlattım. Bu benim doğrum değil. Bu, adına Reiki dediğimiz saygın öğretinin doğrusudur. Bu yolun öğretmenleri doğruyu yapmaya yoğunlaşmalıdırlar. Ben de elimden geldiğince bunu anlatmaya çalıştım. Herkes öğrensin herkes uygulasın diye. _DVD’den bahsetmişken, çok güzel bir DVD olmuş. Emeğinize sağlık. Reiki’ye başlayanlar ve ilerleyen _seviyeler için hem görseli bol hem de içerik olarak dolu dolu bir DVD. ___Bütün seviyelere değinilmiş; çakralar, Reiki teknikleri, uyumlamanın nasıl yapılacağı ve auralara kadar bir çok konuya girilmiş.  ___ Evet bu tarz bir DVD yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bir ilk.. Yabancı kaynaklarda da daha önce bu içerikte bir çalışma yapılmamış. Reiki 1. aşamadan Reiki öğretmenlik aşamasına kadar olan tüm temel bilgilere değinmeye çalıştık. Hem Reiki öğrencileri için görsel bir döküman hem de Reiki öğretmenleri için çok destekleyici bir kaynak oldu.  Hocam biraz grandmasterlık aşamalarından bahsedebilir misiniz? Bu da Türkiye için hala yeni bir kavram. Bana çok sorulan bir soru var; Usui Sensei grandmaster mıydı? Grandmasterlık aşaması 3b öğretmenlik aşamasını hakkıyla yaptıktan sonra verilen ustalık aşamalarıdır. Bu yolculuğu daha derinlerde tecrübe etmek isteyen ve buna baş koyanlara verilen bir aşamadır. Nasıl ki 100 Reiki öğrencisinden bir tanesi Reiki öğretmeni olursa, 100 öğretmenden de bir tanesi ışık aşamalarına devam eder. Bu nedenle de zaten bu aşamalara sahip olan insanlar nadirdir.Ve evet bu aşamalara sahip kişiler çok bilinmiyordu. Fakat şu düşünülmelidir ki son yıllarda internetin kullanımıyla birlikte Reikiile ilgili her türlü bilgiye ulaşılır oldu. Ondan öncesindeki genel bilgilerimiz batılı masterların yazdıkları kitaplardandı ve onların bahsetmemiş olması bu aşamaların olmadığı anlamına gelmez. Japonya içe kapalı bir kültürdür ve kendilerinde olan bilgileri de çok nadir dağıtırlar. Biliyorsunuz ki bu ilim Japonya’da keşfedildi ama henüz dünyaya yayılmamıştı, sadece orada uygulanıyordu. Dünyaya yayılması da Amerika’da yaşamış olan Bayan Takata’dan sonradır. Yani dünyanın Reiki ile tanışması yine bir batı mantığı taşıyan kişinin oradan bu bilgiyi tutup çıkarmasından sonra oldu. Grandmasterlık aşamaları da Japonya’da araştırmalar yapan oradaki ilk ve Dr. Usui’nin yakınlarında bulunmuş kişilerden öğrenilmiş bilgilerdir ve evet Usui Sensei 8. aşama Grandmaster Teacher’dır. Ayrıca, Bayan Takata da bu aşamadaydı ve bu aşamayı sadece Barbara Ray adlı öğrencisine verdi. Ve onu halefi olarak gösterdi. Fakat bu durum torunu olan Phyliss Frumoto tarafından olumlu karşılanmadı ve örtbas edildi. Biliyorsunuz Dünya’daki en büyük reiki topluluğu Pyhliss Frumotonun önderliğini yaptığı Reiki Allianztır ve bir çok reiki kitabı da kendileri referans alınarak hazırlanmıştır. Şimdiye kadar bu bilgiye ulaşılamaması için yeterli ve önemli bir gerekçedir diye düşünüyorum. Bu konu hakkında daha detaylı bilgiye http://reikiokulu.com/makaleler.php?content=usui-reiki-ekolu-ve-isik-asamalari-gercegi yazımdan ulaşabilirsiniz. Şimdi çok daha net geliyor kulağa. Zaten Bayan Takata, kendisinin grandmaster olduğunu dile getirmiştir ama nedense bu çok göz önüne alınmamış ve açıklanmamıştır. Tabi grandmasterlık seviyeleri bahsettiğiniz kadarıyla çok daha ciddi seviyeler. Ciddi disiplin ve olgunlaşma gerektiriyor. Ama maalesef birkaç günde bütün seviyeleri alıp grandmaster olanlar var. Bu kişilere karşı nasıl dikkatli olabiliriz? İnternetle birlikte edindiğimiz birçok nimetin yanında çeşitli sıkıntılar da edindik maalesef. Bilgi kirliliği, ilim ve emek korsanlığı da bunların başında geliyor. Grandmasterlık sembollerini eline geçiren bir kişi (bir çılgın da denebilir) bu sembolleri internet üzerinden satmaya başladı ve sonra bu sembolleri alan kişi de satmaya başladı, ardından onu alan da sattı ve derken uzayıp giden bir kendini kandırmaca başladı, hala daha devam ediyor. Eğer gerçekten inisiye olsalardı, bu insanlar kolayca kendilerine gelemezdi. Yani ağırdır bu aşamalar. Ben ilk 5&6. Aşamayı aldığımda 6 ay kendime gelemedim. Yine grandmasterlığa uyumladığım öğrencilerimden arınmaları 1 yıl süren var. Bu kişilere karşı dikkatli olmak için sertifikalarını sorun, soy ağaçlarını sorun, kendilerini iyice tanıyın,  eğitim içeriklerini sorgulayın. Bilinçaltı kodlama terapisi nedir, olumlu sonuçlar alıyor musunuz? Bilinçaltı kodlama terapisi geçmişte yaşanılan üzüntüler, acılar, travmalar, suçluluk duyguları, öfke, affedememe ya da gelecek endişe ve kaygısına yönelik yapılan bir zihin arındırma terapisidir. Yaptıran açısından çok pratik ve kolay bir terapidir öyle ki bunu 8 yaşındaki bir çocuğa da 80 yaşındaki bir insana da yapabiliyoruz. Yeter ki geçmişi hatırlamaya yönelik bir problemi olmasın. Terapinin sonuçları çok mutluluk verici. Seans sırasında ağlayan insanların seans sonunda şaşkınlıkla gülümseyip inanamıyorum “artık rahatsız etmiyor” demeleri benim bu işi sürdürmemde ki en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri oldu. Peki Kodlama terapisini kimlere önerirsiniz? Başta depresyon, panik atak, anksiyete gibi psikolojik problem yaşayan kişilere ve bunun dışında aşırı stres altındaki ya da boşanma, ölüm, ağır hastalık gibi yoğun zihinsel yıpranma yaşamış kişilere veya sadece zihinsel olarak yenilenmek isteyen herkese önerebilirim. Size nasıl ulaşabilirler? Ofisimiz İstanbul Göktürk’te bulunuyor. Ayrıca www.reikiokulu.com web sitemizde de iletişim bilgilerim mevcut. _Hocam başka eklemek istedikleriniz veya söylemek istedikleriniz var mı Reiki ile alakalı olarak?_ Reiki çok yalın ve sade bir öğretidir, kullandıkça her an yeni mucizelere tanık oluruz ve kuralları çok basittir. Bizden çok şey istemez; sadece doğru uyumlama! Lütfen uyumlama yapan kardeşlerim de, uyumlama almak isteyen kardeşlerim de bu hususa dikkat etsinler. Doğru inisiye alsınlar ve sabırla bu güzel öğretiyi uygulasınlar. Sonra tüm güzellikler kendilerine akmaya başlayacaktır. Röportaj için teşekkür ediyoruz… Bende teşekkür ederim. İsmail Bülbül Kimdir? 14 yıllık Usui Reiki eğitimini bu ekole ait olan tüm aşamaları alarak tamamlamıştır. 17. (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk’u da alarak USUI REIKI ekolünde dünyada 8 kişiden birisi olmuştur. 1996 yılında Usui Reiki 1 Marga Bayer’den 2000 yılında Usui Reiki 2′yi yine Marga Bayer’den 2004 yılında Usui Reiki 3a’yı Doris Kujer’den 2004′in sonunda yine Reiki 3b Doris Kujer’den alarak geleneksel aşama Usui Reiki Master/Teacher olmuştur. Usui Reiki geleneksel aşamalarını tamamladıktan sonra, IŞIK Aşamalarını da almak için gereklişartlar olan 1000 öğrenci inisiye etme ve Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavını başarma sürecini de aşmış ve Usui Reiki Işık Aşamalarını 5, 6, 7 ve 8. seviyeye kadar almaya hak kazanmıştır. 2007 yılının başlarında Ilka Speermanns’tan Usui Reiki 5 (Grose Harmonie) Büyük Huzur ve Usui Reiki 6 (Grose Teilen) Büyük Paylaşım’ı alarak Usui Reiki Grandmaster (Büyük Üstat) olmuştur. 2007 yılının ortalarında yine Ilka Speermanns ‘tan Usui Reiki 7 (Große Freiheit) Büyük Özgürlük ve 8. (Große Friede) Büyük Barış aşamalarını alarak Grandmaster/Teacher olmuştur. 2008′de Usui Reiki’ye ait olmayan Bilgelik ve Aydınlanma (Zoner, Kom, Dai Kiro Sey) (Weisheitssymbolen) inisiyelerini almıştır. 2008 yılında yine 9′dan 17′ye kadar olan Işık aşamalarını almak için gerekli olan Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavının son aşamasını da başarıyla geçmiştir. Ve üstadı olan Ilka Speermanns’dan 9- aşama (Wahre Glück) Gercek Mutluluk 10- aşama (Große Hoffnung) Büyük Umut 11- aşama (Große Kraft) Büyük Güç 12- aşama (Große Liebe) Büyük Sevgi 13- aşama (Große Lehrer) Büyük Ögreti Üstad aşamalarını almıştır. 14- aşama (Erkenne Dein Selbst) Kendini Tanıma. 15- aşama (Lebensweg und Bestimmung) Yaşam Yolu. 16- aşama (Das Kollektiv) Birlik Beraberlik.. 17- (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk. Uzmanlık Alanları: , Usui Reiki Eğitmeni, Kapsamlı Bilinçaltı Terapi, Kapsamlı Karma Terapi, Özgüven Terapisti… İletişim: http://reikiokulu.com/ info@reikiokulu.com https://www.facebook.com/ReikiOkulumuz
Öncesi ve Sonrasıyla Bakmanız Gereken 15 İnanılmaz Değişim
Fazla kilolar, hem kadınların, hem erkeklerin ortak sorunu. Yine de kadın-erkek özelinde değerlendirecek olursak, kadınların fazla kilolara olan takıntısı erkeklere oranla daha fazla. Galeride spor yaparak inanılmaz değişime uğrayan 15 kadını görüyoruz. Midelerine kelepçe taktırmadılar, zayıflama hapı içip sağlıklarını tehlikeye atmadılar ve yeni hallerinden oldukça memnun gibi gözüküyorlar.  Kızlar tarafından reddedilince gaza gelen şişman gencin yeni halinden 8 fotoğraf , 1 yılda 75 kilo veren kadının fotoğraflarla inanılmaz değişimi galerileri de konuyla yakından alakalı...
Reklam
Ebru Gündeş'in Zarrab'ı Ziyaretleri Tepki Çekti
17 Aralık soruşturmasında tutuklanan Reza Zarrab'ı cezaevinde eşi şarkıcı Ebru Gündeş'in görüş günleri dışında sık sık ziyaret etmesi ve her gün 45 dakika görüşme izni aldığı yönündeki iddialar, tutuklu ve hükümlü yakınlarının tepkisini çekti. Bu haberlere Balyoz ve Ergenekon davalarının tutuklu ve hükümlülerinin yakınları, tepki gösterdi. Balyoz davası hükümlüsü olan ancak sağlık sorunları nedeniyle tutuklu bulunmayan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun'un kızı Ece Saygun, Twitter'dan, 'Silivri'de ayda 1, sadece 45 dakika açık görüş yapılabilirken, Reza Zarrab'ı Ebru Gündeş ve İbrahim Tatlıses nasıl ziyaret edebiliyor? Ben hasta babamı bile her gün ziyaret etmek için özel izin alamamıştım. Ebru Gündeş nasıl bir sebeple almış bu izni?' dedi. Ergenekon davası sanığı gazeteci Tuncay Özkan'ın kızı Nazlıcan Özkan ise yine Twitter'dan, 'Bunun Ebru Gündeş özelinde kinlenmesine karşıyım ama her gün 45 dakika görüş izni veren savcı: Ben niye yılda 12 kez sarılabiliyorum babama?' diye sordu. Milliyet'in sorularını yanıtlayan Ece Saygun, 'Sıklıkla cezaevine yapılan ziyaretleri görünce insan haliyle düşünüyor. Babam tutuklandığının ertesi günü açık görüş bile yapamadık. Her ayın ilk çarşambasında görüşebildik' dedi. Odatv davasında 1 yıla yakın Silivri Cezaevi'nde tutuklu kaldıktan sonra serbest kalan gazeteci Doğan Yurdakul ise 'Tutuklu bulunduğum süreçte de kanser hastası olan eşim Güngör Yurdakul vefat etti. Eşimle son kez görüşüp gözlerinin içine bakabilmek ve vedalaşabilmek için izin istedim ancak kabul edilmedi' diye konuştu. Balyoz davası hükümlüsü emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin eşi Nilgün Tanyeri, 'Bunun çifte standart olduğunu düşünüyorum. Annesinin babasının cenazesine yetişemeyenler, gidemeyenler oldu. 3 yıl bitti 4. yıla giriyoruz, bizim çığlıklarımızı kimse duymadı. Cezaevine yaptığım ilk ziyaret sırasında telli çamaşır giymem nedeniyle X-ray'den geçerken durduruldum. Kızım manto tutarak perdeleme yaptı, herkesin içinde çamaşırımı çıkarmak zorunda kaldım' dedi. Balyoz ve Ergenekon davalarında bazı sanıkların avukatlığını yapan Celal Ülgen uygulamayı şöyle eleştirdi: 'Ziyaretçiler kapsamında yasa ve yönetmelikler önünde tutuklu olan Cumhurbaşkanı'nın akrabası ya da işçi Mehmet efendinin de çocuğu olsun aynı statüdedir. Herhangi bir farklılık yoktur. Ergenekon ve Balyoz sanıklarına uygulanan, düşman ceza infaz hukukuydu. Şimdi de dost infaz hukuku uygulanıyor.' Cezaevinde görüşmeler Hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmeleri hakkında yönetmeliğe göre yapılıyor. Yönetmelikte 'Hükümlü ve tutuklular,yakınları ile haftada bir kez olacak şekilde, üçü kapalı biri açık görüş olmak üzere ayda dört kez görüşme yapabilir. Belirlenen ziyaret günü ve saatleri dışındaki ziyaretleri ile tutuklu ve hükümlü yakınları dışında kalan kişilerin ziyaretlerine, makul sebep bulunması halinde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılı olarak izin verilebilir' deniyor. Reza Zarrab'ın avukatı Şeyda Yıldırım ise Gündeş'in sık sık eşini cezaevinde ziyaret etmesiyle ilgili, 'Öyle her gün görüşmesi söz konusu değil. Ebru Gündeş ile 2 haftada kez gittik. Normal eş ziyaret günleri var. Salı günleri ona gidiyor. Onun dışında da 2 kez savcılıktan izin alarak gittik. Görüşlerde kapalı olarak yapılıyor cam arkasından. İbrahim Tatlıses ise kendisi izin almış, biz orada tesadüfen karşılaştık. İnsanlar tuhaf tuhaf şeyler yazıyorlar. Üstelik Twitter'da beni de ekleyerek yazıyorlar. Bir araştırın, bir öğrenin de gerçeği ondan sonra çemkirin' dedi. Zarrab 21 Aralık sabahı tutuklanıp Metris Cezaevi'ne gönderildikten sonra eşi Ebru Gündeş'in cezaevini sık sık ziyaret ettiği ortaya çıktı. DHA muhabirleri Gündeş'i 23 Aralık'ta, 25 Aralık'ta ve en son 30 Aralık'ta cezaevine girerken görüntüledi. Gündeş'in savcılıktan her gün 45 dakika görüşme izni aldığı iddia edildi. Zarrab'ın annesi, babası ve kız kardeşi de 24 Aralık'ta ziyarete gitti. ensonhaber.com
Akşamdan Kalmalara Tavsiyeler
Akşamdan kalma durumu Aşırı alkol yüzünden vücuttaki su ve şeker oranının düşmesi durumu, mideyi etkiler ve uyku düzenini bozar. Otomobil kullanma West England Üniversitesi uzmanlar akşamdan kalma insanların daha fazla hata yaptığını tespit etti. Bu kişilerin direksiyona geçmesi önerilmiyor. Kadınları neden alkol daha fazla çarpar Kadınların vücutlarında erkeklere oranla daha fazla yağ ve daha az su bulunur. Bu yüzden alkolün yol açtığı vücuttaki su kaybı daha olur. Ne içmeli Bira, şampanya gibi asitli içeceklerde bulunan karbonmonoksit kabarcıklar alkolün kana daha hızlı karışmasına neden olur. Diğer alkollere oranla daha fazla çarpar. İçmeden önce önlem Alkol almadan önce haşlanmış patates ve tereyağı ile yapılan püre yenmesi mide rahatsızlıklarına engel olur. Daha uzun sürede sarhoş olmayı sağlar. Ayrıca alkolden önce su içmek öneriliyor. Karıştırmak Aynı gece içinde farklı farklı alkol tüketimlerinin daha fazla sarhoş ve akyamdan kalma durumuna yol açtığı hakkında toplumda yanlış bir kanı var. Uzmanlara göre alkolü karıştırmak değil ne kadar içtiğiniz önemli ve vücudunuzun alkole ne kadar alışık olduğuyla alakalı. Yatmadan önce Uzmanlar yatmadan önce vücuttaki su kaybını minimuma indirmek için su tüketilmesini tavsiye ediyor. Ancak Migren hastaları için süt içmelerinin daha iyi olacağına dikkat çekiliyor. Mayo Clinic'in yaptığı araştırmalara göre yatmadan önce bir tane aspirin alımı da ağrıların hafiflemesine yardımcı oluyor. Çivi Çiviyi sökmez Akşamdan kalmaların uyandıktan sonra bir tane bira veya asitli içecek içerek ayılmaya çalışması tamamen yanlış. Bu içecekler içildiği anda bir rahatlama hissi verse de vücudun daha fazla su kaybına neden oluyor. Bol bol su içmek daha faydalı. Acı kahve ayıltmaz Sert kahve tüketiminin aşırı alkolden sonra insanı ayılttığı söyleniyor. Ancak Brigham Hastanesi'nin yaptığı araştırmaya göre kahve sadece ihtiva ettiği uyarıcılar sayesinde başınızı kaldırmaya biraz faydası dokunur. Vatan
Kafaya Darbe Neden Ölümcül Olabilir?
Kayak kazası geçiren ünlü Formula 1 pilotu Michael Schumacher'in ciddiyetini korurken, uzmanlar, görece küçük bir kafa yaralanmasının dahi önemli sonuçları olabileceği uyarısı yapıyor.Kafaya alınan her darbe ölümcül değil ama bu tehlikeli olmadıkları anlamına gelmiyor.Beyin, kolayca yaralanabilir peltemsi bir organ.Kafatası ile korunuyor olmasına rağmen, hızlı ileri, geri veya döndürme hareketleri beynin bu kemikten kutunun içinde zedelenmesine yol açabilir.Bu türden küçük yaralanmalar bile diffüz beyin hasarına yol açabilir.İlk başta hasar dışarıdan bakılarak anlaşılamayabilir.Ciddi çarpışma geçirenler ilk incelemede bilinçli ve yara almamış gözükebilir. İlk belirtilerin ortaya çıkması 48 saati bulabilir.Kafasına darbe alan bir kişi, bu darbe ne kadar hafif gözükürse gözüksün, hemen tıbbi yardım istemeli.Darbenin şiddeti beynin sarsılmasına ve sinirlerle dokuların zedelenmesine sebep olabilir.Kafatasının keskin çıkıntıları beyindeki damarları keserek kanamaya yol açabilir.Vücuttaki diğer yaralanmalarda olduğu gibi şişmi ve morarma görülebilir.Dışarı çıkış yolu olmadığı için, oluşan basınç beyni sıkıştırabilir.Bu tıbbi bir acil durumdur.Headway adlı yardım kuruluşundan Luke Griggs, kafa yaralanmaları konusunda 'kati kurallar olmadığını' belirtiyor: 'Zararsız gözüken bir yaralanma ölümcül olabilir.'Liam Neeson'ın eşi kayak yaparken meydana gelen kafa yaralanmaları nedeniyle öldü. İlk başta hiçbir yaralanma izi yoktu ama bir saak sonra fenalaşarak hastaneye kaldırıldı.Griggs bunu şöyle açıklıyor: 'Morarma ve şişmde hemen gerçekleşmez, hasarın oluşması zaman alabilir. Hiçbir belirti olmasa bile tıbbi yardım istemek bu yüzden önemlidir.'Doktorlar, kafa yaralanması olan kişilerin, durumlarının kötüleşme belirtileri olup olmadığının anlaşılması için en az iki gün gözlem altında tutulması gerektiğini söylüyor.Herhangi bir sersemlik, bilinç kaybı, denge sorunu, kusma veya şiddetli başağrısı ihmal edilmemesi gereken bir uyarı olabilir.Kayak yaralanmaları konusunda uzman olan Dr. Mike Langran, kayak merkezlerinin çoğunluğunda bu tür yaralanmalara doğru müdahalede bulunacak tıbbi personel bulunduğunu söylüyor: 'Neyse ki kayakçılar ve kar kaykaycıları bu tür kazaları sıkça geçirmiyor ama tabi ki buna rağmen medya bunlara dikkat çekiyor. Ancak kar sporları söz konusu olunca, diğer tüm eğlence etkinliklerinde olduğu gibi, bütün risk unsurlarını ortadan kaldırmak mümkün değil.'Langran, kayakçıların kask takarak bu tür yaralanmaları önleyebileceğini veya hafifletebileceğini belirtiyor.
Reklam
Kanser Olan Eşini Kaybettikten Sonra Düğün Fotoğraflarını Kızıyla Tekrar Canlandıran Baba
Ben Nunery, karısını akciğer kanserinden kaybettikten 2 yıl sonra, küçük kızıyla birlikte yaşadıkları evden taşınmaya karar vermişler. Evdeki tüm eşyalar kaldırıldığı zaman Ben, evin eşiyle birlikte evlendikten hemen sonra taşındıkları halde yani bomboş olduğunu görünce kızıyla birlikte düğün fotoğraflarını tekrar canlandırmaya karar vermiş.İşte yürek burkan çalışma