Diş Ağrısı İçin Pratik Öneriler
Diş ağrısı nın kesin çözümü diş hekimine gidip profesyonel yardım alıp tedavi olmaktır. Ancak doktora gidinceye kadar ağrıyı hafifletmede bazı doğal çözümler uygulanabilir, bu çözümlerin geçici olduğu unutulmamalıdır. Oruçluysanız ve dişiniz ağrıyorsa ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulaması geçici olarak ağrıyı hafifletir. -İlk olarak diş fırçalama yı deneyin. Fırçalama çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden olan besinleri uzaklaştırmaya yardımcı olur. Dişlerin dişipi ile temizlenmesi ve fırçalama ağrının azalmasına neden olur. Sirkeli su ve tuzlu su gargarası diş ağrılarını kısmen uyuşturur. Dişi bakterilerden temizler şişlikleri azaltır. Dişeti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etkisi vardır. Ağrı kesici ve antibiyotik kullanın. Ağrıyan diş ısırdığında daha fazla ağrıya neden olursa bu iltahaplanmanın göstergesidir ve antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Karanfil yağı veya kuru karanfil yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır. Diş ağrısına iyi gelen karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Eugenol denilen güçlü bir madde içerir. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunlarında da vardır. Kuru karanfil ağrıyan bölgeye konup bekletilirse o bölgeyi uyuşturarak ağrı hissini azaltır. Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı çürük dişin çevresindeki zararlı bakterilere etki eder. Buz uygulaması; Ağrıyan diş bölgesi ne soğuk kompres uygulaması geçici olarak ağrıyı hafifletir. Sarımsak çürük diş üzerinde bekletilerek ağrıya neden olan bakterileri yok eder. Çörek otu uyuşturma özelliği yoktur ancak düzenli kullanıldığında ağrıya neden olan etkenlerin ortadan kalkmasını sağlar. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir. Buğday çimi suyu; diş etleri ve dişlerdeki enfeksiyonlardan koruyan doğal bir antibiyotiktir. Ağızda bakterilerin artmasını engeller ve diş ağrısını azaltır. Zerdeçal; antibakteriyel ve antiseptik özellikleri sayesinde ağrı giderme gücüne sahiptir. Su ile;-
Yedi Saat Uyumak Sekiz Saat Uyumaktan Neden Daha İyi?
Genellikle uzmanlar, sağlıklı yetişkinlere yedi ila dokuz saat uyumalarını öneriyor. Ancak uyku üzerinde çalışan bilim insanları, uyku konusundaki son araştırmaların yetersiz olduğunu göz önünde bulundurarak yeni araştırmalara ihtiyaç olduğunu süylüyor. Uyku konusunda yapılan birkaç araştırmada, zihin ve sağlıkla ilgili belirtilere bakıldığında yıllardır inanılan 'sekiz saatlik uykunun yeterli olduğu' düşüncesinin doğru olmadığı ve ideal uykunun yedi saat olduğu ortaya çıktı ancak çoğu doktor bu sonucun doğruluğundan emin değil. Diğer araştırmalar ise 20 dakika az uyumanızın bile ertesi günkü performansınızı ve hafızanızı kötü yönde etkileyeceğini söylüyor. Az uyumanın yanı sıra çok uyumanın da diyabet, obezite ve ölümcül boyutlara ulaşabilen kalp ve damar hastalıklarına yol açabileceğini belirtiliyor. Arizona, Phoenix'te bulunan Arizona Üniversitesi'nin hemşirelik ve sağlık bölümü profesörü Shawn Youngstedt, 'Yedi saatlik uykuda hastalığa yakalanma ve hastalık yüzünden ölme oranları en düşük seviyede,' dedi. Aşırı uyumanın etkilerini araştıran Youngstedt sözlerine 'Uyku süresinin sekiz saat ya da daha fazlası olmasının tehlikeli olduğu gerçeği sürekli karşımıza çıkıyor,' diye devam etti. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention; CDC), uyku konusundaki bilimsel yayınları tekrar gözden geçirmek adına tıp uzmanları ve araştırmacılardan oluşan bir panel düzenlemek adına çalışmalar yapıyor. Uyku hakkında yeni bilgi ve önerilerin geliştirileceği panel, büyük olasılıkla 2015 yılında gerçekleşecek. Kaliforniya Üniversitesi psikoloji bölümü fahri profesörü Daniel F. Kripke, büyük çaplı bir kanser araştırmasına katılan 1,1 milyon kişinin 6 yıllık verilerini takip ederek bir araştırma yapmış. Az ve çok uyuyan bireylerek kıyasla 6,5 ile 7 saat 40 dakika arası uyuyan bireylerdeki ölüm oranının daha düşük olduğunu belirten araştırma, 2002 yılında Archives of General Psychiatry adlı bilimsel dergide yayımlanmıştı. Araştırmada ilaç tedavisi de dahil olmak üzere 32 adet sağlık faktörü test edildiği de biliniyor. Kripke, 2011 yılında Sleep Medicine isimli bir dergide yayımlanan başka bir araştırmasında, ideal uyku süresinin sekiz saatten daha az olduğunu gösteren kanıtlar bulunuyor. Bu araştırmadaki görevliler, 450 adet yaşlı kadının bileklerine bağlanan ölçüm aletleri sayesinde kadınların uyku aktivitelerini bir hafta boyunca kaydetmiş. Bundan nerdeyse on yıl sonra araştırmacılar beş saatten az veya altı buçuk saatten fazla uyuyan bireylerin ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu bulmuş. Diğer uzmanlar ise fazla uyumaya bağlı olarak gelişen hastalık semptomlarıyla ilgili araştırmalar konusunda uyarılar yapıyor. Bu uzmanlar, hastalıkların bir insanı daha fazla uyumaya ve yatakta daha fazla zaman geçirmeye ittiğini söylüyor. Ayrıca kendi uyku düzenlerini kendileri takip eden insanlarla yapılan çalışmaların hatalı olabileceği belirtiliyor. Uyku doktorları ve araştırmacıları temsil eden, Mayo Clinic Uyku Tıbbı Merkezi'nde profesör olan Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi'nin (American Academy of Sleep Medicine) başkanı Timothy Morgenthaler, 'Bu araştırmalardaki en büyük sorun, araştırmaların nedenleri yerine yol açtığı sonuçlarıyla ilgili bilgi vermesi,' dedi. Doktor Morgenthaler, hastalarına iki farklı günde 7 ve 8 saat uyuyup uyku sonrası kendilerini nasıl hissettiklerini değerlendirmelerini öneriyor. Morgerthaler ayrıca genetik ve kültürel farklılıklar yüzünden uyku ihtiyacının kişiden kişiye değişebileceğini söyledi. İhtiyacınız olan uykuyu almanız, ertesi gün için dinç olmanız açısından önem taşıyor. Son zamanlarda yapılan birkaç araştırmaya göre 7 saatlik uyku ve bilişsel performans arasında bir bağlantı var. Geçen sene Frontiers in Human Neuroscience adlı dergide yayımlanan bir makalede, bilişsel eğitim veren Lumosity adlı internet sitesindeki kullanıcı verilerinden yararlanılmış. Araştırmacılar, uzamsal hafıza testleri yapan 160,000, aritmetik testler yapan yaklaşık 127,000 bireyin uyku alışkanlıklarıyla ilgili verilerini incelemiş. Sonuç olarak ortaya çıkan ise uyku saati yediye ulaşan ve devam eden insanların bilişsel performansının arttığını göstermiş. Lumosity'nin sahibi ve Lumos Labs Inc. adlı şirketteki bilim insanlarıyla birlikte araştırma yapan, Kuzey Karolina'daki Duke Üniversitesi Tıp Merkezi profesörü Murali Doraiswamy, yedi saati aşan uykunun 'bireye fayda sağlamadığını' söyledi. Araştırmasının hafıza kayıplarıyla ilgili verilen içeren daha eski bir araştırmanın tekrarı olduğunu belirten Doraiswamy, 'Eğer hafıza kaybına neden olan tüm etkenleri düşünürseniz, uykunun en kolay tedavi edilebilen faktör olduğunu görürsünüz,' dedi. Çoğu araştırma, bilişsel ve sağlıkla ilgili gerilemelere ve kilo alımına yol açan az uyumanın etkilerini araştırıyor. Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Okulu'nda uyku eksikliği üzerine çalışan bilim adamı David Dignes, ideal olduğu söylenen en az 7 saatlik uyku süresini devamlı olarak 20 veya 30 dakika azaltmanın bilişsel algılama hızını azalttığını ve dikkat eksikliğini arttırdığını söyledi. Uzmanlar, insanların kendi ideal uyku sürelerini belirlemeleri gerektiğini söylüyor. Özellikle de tatilde oldukları bir haftanın üç günü uyku sürelerini takip ederek anlayabileceklerini belirtiyor. İhtiyacınız olan uyku süresini belirlerken uyanmak için alarm kurmamanız, yorgun hissettiğinizde uyumanız, fazla kafein veya alkol tüketmemeniz ve uyumadan önce elektronik cihazlardan birkaç saat uzak durmanız gerekiyor. Ayrıca bu süreç boyunca uyku sürenizi kayıt altına almak adına not tutmanız veya kayıt yapabilen bir cihaz kullanmanız öneriliyor. Eğer kendinizi gün boyunca iyi ve dinç hissediyorsanız, muhtemelen ihtiyacınız olan ideal uyku sürenizi keşfetmişsiniz demektir. Uykuyla ilgili temel ilkeler; Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, uyku ile ilgili alanları araştıran Sleep Research Society, uyku konusunda uzmanlaşmış araştırmacılardan oluşan bir kuruluş ve ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin katılacağı panelde yeniden belirlenecek. Akademi başkanı Morgenthaler, panelde tartışılacak olan önerilerin bilimsel araştırmalardan elde edilen bilgiler ışığında sunulacağını ve panelin cinsiyet ve yaş gibi etkenleri de göz önünde bulunduracağını söyledi. Uyku üzerine araştırmalar yapan ve kar amacı gütmeyen bir başka araştırma grubu National Sleep Foundation ise geçtiğimiz ocak ayında uyku konusundaki güncel bilgilerin aktarıldığı bir panel düzenlemişti. Bahsedilen tüm araştırma grupları, şu anda sağlıklı bir yetişkinin günde yedi ila dokuz saat uyumasını öneriyor. Ulusal Kalp, Akciğer, ve Kan Enstitüsü (The National Heart, Lung and Blood Institute¬) hem yetişkinlere hem de yaşlılara 7 ila 8 saat uyumalarını tavsiye ediyor. Uykuyla ilgili güncel verilerin çoğu, okul çağındaki çocukların en az 10, ergenlik çağındaki gençlerin ise 9 ila 10 saat uyuması gerektiğini belirtiyor. Detroit'teki Wayne Devlet Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde uyku ilaçları, akciğerler ve yoğun bakım alanlarında yetkili olan Safwan Badr, uyku süresi konusunda 'Eğer sağlıklı bir uyku düzeniniz varsa, zaten fazla uyuyamazsınız. İhtiyacınız olan uykuyu aldığınızda istemsiz olarak uyanırsınız,' dedi. Journal of Clinical Sleep Medicine adlı derginin bu ayki sayısında yayımlanan bir araştırma, Badr'ın sözlerini kanıtlayan bir nitelik taşıyor. Almanya'da yapılan bir araştırmada, iki aydan uzun bir süre boyunca beş sağlıklı yetişkin birey, araştırmacıların 'Taş devri koşulları' dediği elektriğin, saatlerin ya da akarsuyun olmadığı bir yerde yaşamaya başlamış. Katılımcıların normalde uyudukları saatten iki saat önce uyudukları ve ortalama uyku saatlerinden bir buçuk saat daha fazla uyudukları gözlemlenmiş. Araştırma sonucunda belirlenen ideal uyku süresi ise 7 saat 20 dakika. WSJ
Bu İçecek ve Tatlılarla Kilo Almıyoruz
İstenmeyen kilolar için yalnızca yemek yemeyi azaltmak kafi olmayabilir. Aynı zamanda yapay tatlandırılmış şekerli içecek ve tatlılardan da kısmak gerekir. İşte göbeğinizi eritmek için içmeniz gereken içecekler ve tatlı krizlerinde size yardımcı olabilecek sağlıklı, az kalorili tatlılar.İçtiğiniz pekçok şeyin yerini kesinlikle su almalı. Özellikle yaz aylarında terleme ile vücuttan keybedilen su oranını geri kazanmak için bol miktarda su tüketilmesi gerekir. Gün içerisinde dört 500 ml’lik pet şişe yeterli olacaktır.Şeker içermeyen diyet içecekler abartılmadığı takdirde kilo alımını doğrudan tetiklemez. Ama kalori miktarı az diye sürekli içmeniz de sizi şişirir ve gün içerisinde içebileceğiniz sağlıklı içeceklerden sizi mahrum bırakabilir.Kahvenin içerisinde sağlık için faydalı bir çok bileşim vardır ve sade hazırlanmış bir fincan kahve neredeyse hiç kalori içermez. Yeşil çaylar, meyve ve bitki çayları da şekersiz içildiği takdirde çok faydalı içeceklerin başında gelir.1 kase yoğurdun içine 3 kayısı + 1 avuç üzüm + 1 şeftali veya 1 armutu koyarak tüketebilirsiniz. Taze incirin içine taze ceviz koyarak ikram edeceğiniz bir meyve tabağının yanına keçi peyniri mükemmel bir ara öğün olabilir. 1 tatlı kaşığı neskafe + 1tatlı kaşığı kakao + 1 tatlı kaşığı toz tatlandırıcıyı çok az sıcak su içinde eritip karıştırın. 1 kase light yoğurt içine entegre ederek, buz dolabında soğutup nefis bir tatlı hazırlayabilirsiniz.haber kaynağı: 724saglik.org/fit yaşam
Bebekler neden ağlar?
Yeni doğmuş sağlıklı bebekler dahi günde 1 ila 3 saat arası ağlayabilir. Yeni anne ve baba olmuş ebeveynler bebeklerinin neden ağladığını ve ne istediğini anlamakta güçlük çekerler. Acaba karnı mı aç, susadı mı, üşüyor mu, sıkılıyor mu veya kucağa mı alınmak istiyor? Bebekler genellikle niye ağladıkları ve nasıl sakinleştireceklerini anlatmaya çalıştık. Bebeğinizi daha iyi tanıdığınızda ve ağlama şeklini ayırt edebildiğinizde, bebeğinize istediğini verebilecek duruma gelmiş olacaksınız.
McDonalds ve KFC'de Tarihi Geçmiş Fast Food!
Mc Donalds ve KFC, yeni bir gıda skandalıyla çalkalanıyor...İki gıda devine ürün tedarik eden bir firma, son kullanım tarihi geçmiş sığır eti ile tavuk sattığını itiraf etti. Bunun bir anda yayılmasının ardından hemen ayrı ayrı açıklama yapan ABD’li şirketler, Husi Food adlı tedarikçi şirketten aldıkları ürünlerin kullanımını durduklarını söyledi. Ayrıca olayla ilgili inceleme yürütüleceği duyuruldu. Yetkililer, Çin’in en popüler mikroblog sitesindeki resmi McDonald’s hesabında gıda güvenliğinin McDonald’s’ın önceliği olduğunu dile getirdi. Bunun yanı sıra tüketici güvenliğinin ön plana çıkarıldığı yasa ve düzenlemelere itaat ettiklerinin altını çizen yetkililer, bu nedenle gördükleri yasa dışı davranışlara karşı sıfır toleranslı olduklarını vurguladı. McDonald’s’ın şirket yöneticilerinden Yang Liqun da sıkı bir kalite kontrol sistemi olduklarından bahsederek, olayla ilgili inceleme yapacaklarını bildirdi. Öte yandan her iki şirketin Çin'de yaşadığı ilk sıkıntı bu değil. 2012 yılında da yine bu iki şirkete tavuk tedarik eden iki fabrikanın üretimi, tavuklara aşırı antibiyotik verdiği gerekçesiyle durdurulmuştu.HT
Reklam
Aşırı Antrenman Yaptığınızın Belirtileri ve Etkileri
Antreman yapmayi cok seviyorsunuz ve her gun spor salonundasiniz.Her gun bir sekilde sporun icindesiniz.Hersey mukemmel gidiyor.Vucudunuz gelisiyor ve istediginiz oluyor.Ama bir noktadan sonra artik kendinizi motive hissetmiyorsunuz.Artik antremanlarinizdan sonra yeterince enerjik hissetmiyorsunuz.Artik vucudunuzun gelismedigini dusunmeye basliyorsunuz ve yavas yavas spordan soguyorsunuz.Butun bu hislerinizin sebebi asiri antreman yapmaniz.Artik bu calismaya vucudunuzun yeteri kadar tepki vermedigini dusunmeye basliyacaksiniz. Aşırı Antrenman Sendromu Nedir?Asiri antrenman sendromu vucudunuzun kaldirabileceginden daha fazla antrenman yapmaktir.Tabiki vucudunuzu sekile sokmak istiyorsaniz limitlerinizi zorlamalisiniz.Her gecen gun uzerinz koyarak ilerlemelisiniz.Fakat bu olayi dinlenmeden devam ettirirseniz vucudunuzda bitkinlik baslar.Sadece fiziksel olarakta hissetmessenizi bu bitkinligi ayni zamanda psikolojik olarakta bitkin olursunuz.Sebepleri: Birkez daha tekrarliyorum.Vucudunuz idman sirasinda degil,dinlendiginiz surecte gelismektedir.Eger idmanlari vucudunuza dinlenme firsati vermeden tekrarliyorsaniz vucudunuz zarar gormeye baslar.Gelismek yerine kas kaybi ve ilerleyen seviyelerde sakatlanmalara yol acabilir.Antrenmanlariniza tam gaz devam ederken bitkinlik hissetmeye baslarsaniz vucudunuza dinlenmek icin firsat verin.Belirtiler: Asiri antreman sendromunun bircok belirtisi vardir. Zihinsel ve fiziksel yorgunluk Performansta düşüklük Uyku problemleri Cinsel istekte düşüklük İştah kapanması Daha sık hastalanmakÖnlemenin Yolları: Vucudunuzun dinlenmesine izin verin.En az haftada bir gun spora ara verin.Programlarinizdaki periyotlari vucudunuza uygun ayarlayin ve periyot aralarina dinlenme koymayi unutmayin.Antrenman gunlugu tutabilirsiniz.Boylece gelisiminizi takip edebilirsiniz.
Doğal Antibiyotikler
Pekçok hastalığın çaresini doğal yollardan karşılamak mümkün. Her ağrıda ilaçlara sarılmak istemiyorsanız, doğanın size sunduğu mucizevi besinlerden yararlanabilirsiniz. Bu sayede hastayken daha hızlı iyileşir; sağlıklıyken ise daha zor hastalanırsınız.Sarımsak Sarımsakta bulunan allisin maddesi sarmısağın doğal bir antibiyotik olmasını sağlar. Sarımsak on binlerce yıldır, bir çok hastalığı iyileştirmekte kullanılır. Gripten, zatüreye; arpacıktan, vebaya pekçok hastalığa iyi gelir. Her türlü bakteriyi, mikrobu ve mantarı vücudunuzdan uzaklaştıran bu besini, bolca tütekmeye dikkat etmelisiniz. Bal Bal, içinde pek çok antibiyotik bulundurur. Özellikle Yeni Zelanda yerlilerinini kullanmış olduğu bir bal olan Manuka balı, dünyanın en değerli balı olarak bilinir. Bal günümüzde hala yara ve yanıklara tedavi amacı ile sürülerek, kişiyi olası enfeksiyonlardan korur. Ayrıca bal yaraların daha hızlı kapanmasını ve iyileşmesini de hızlandırır. Kahvaltıda yiyeceğiniz bir kaşık bal sizi bir çok hastalıktan koruyacaktır. Kekik Kekik, bütün şifalı otlar arasında en sağlıklısı, içinde en fazla antibiyotik barındıranıdır. Kekiği taze ya da kuru olarak tüketebilirsiniz. Yine aynı şekilde kekik yağı da kullanabilirsiniz. Adaçayı Eski çağlardan beri kullanılan en iyi antibiyoktiklerden biri de adaçayıdır. Adaçayının insan vücuduna sağladığı pekçok avantaj vardır. Ağız, diş, kan, eklemler, boğaz, akciğer, mide; her organımızı iyileştirici etkisi olan adaçayı, doğal bir mucize. Gülsuyu Gül suyu hem en eski antibiyotiklerden, hem de en eski doğal kozmetiklerdendir. Yaraların üstünü dezenfekte etmekte de kullanılan gül suyunu kullanarak kendinizi mikroplardan koruyabilirsiniz. Gül suyunu direk cildinize sürerek, cildinize sağlıklı bir bakım uygulayabilirsiniz. Ayrıca dondurma, pasta, ya da çeşitli tatlıların içine katarak da gülsuyunu tüketebilirsiniz. kaynak:724saglik.org
Reklam
Bu Nedenlerden Sonra Spora Başlayacaksınız
Spor yapmak istiyor fakat bir şekilde başlayamıyorsanız, spora sizi teşvik edecek birçok neden var;Enerjiyi artırır Egzersiz sırasında kalp atışları hızlandığından vücuda daha fazla kan pompalanır, hücrelere ve dokulara giden oksijen artar. Ruh halini iyileştirir Egzersiz vücudun mutluluk hormonu olan endorfin salgısını hızlandırır. Kendinizi mutsuz hissettiğinizde koşu bandında tempolu yürüyün ya da açıkhavada koşuya çıkın. Sağlıklı pH dengesi sağlar Egzersiz yoluyla vücutta artan oksijen, pH seviyesini dengeler. Bunun anlamı, vücudumuz için en sağlıklı “alkali ortamın” sağlanması. Vücuttaki asidik ortamın artması, egzama, eklem romatizması ve üstelik kanser gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır. Sağlıklı kilo vermeyi sağlar Egzersiz, sağlıklı gıda seçimleriyle birlikte kilo vermenin en iyi yoludur. Egzersiz sayesinde metabolizmanız canlanır ve vücudun harcadığı kalori miktarı artar. Kaslar, yağlara göre 50 kat daha fazla enerji yakar; ne kadar sağlıklı kaslı bir yapıya sahipsek o kadar fazla kalori yakarız. Sağlıklı kilo almayı sağlar Bazı insanlar kilo vermek yerine kilo almak için çabalar. Kaslı bir vücut ve sağlıklı bir kiloya ulaşmanın tek yolu egzersiz ve uygun bir diyettir. Ağırlık çalışmaları ve egzersiz, vücudun kas sistemini geliştirir ve daha dinamik hissetmenizi sağlar. Esnekliği artırır Esneme şeklinde yapılan pasif egzersizler veya yoga, vücutta esnekliği sağlar. Vücudun esnek olması sağlamlığın bir adımıdır; bu da ömrü uzatan faktörlerden biridir. Vücudun daha esnek olması kişinin hareket becerisini artırır, onu daha hareketli kılar. Vücut direncini artırır Dayanıklılık antrenmanları enerjiyi artırır ve ilerlemiş yaşın sebep olduğu güç kaybını yavaşlatır. Ağırlık çalışmaları, dayanıklılık egzersizleri ve vücut geliştirme egzersizleri vücut direncini artırmanın en etkili yoludur. Toksinlerden arındırır Düzenli egzersiz, vücudunuzun kendi kendini arındırma ve yenileme faaliyetlerine de pozitif katkıda bulunur. Lenf sistemimiz adale hareketiyle uyumlu çalışır ve hücrelerimizin atıklardan temizlenmesi gibi önemli bir görevi vardır. Egzersizin sağladığı oksijen vücudun kendisini onarma ve yenileme çabasına yardımcı olur. haber kaynağı: 724saglik.org
Dişlerin Ağartılmasında Kullanılan Teknikler
Diş hekimliği, son yıllarda teknolojinin ilerlemesine paralel bir şekilde hızla gelişmektedir. Bu gelişmeler ışığında diş hekiminin değişmez yükümlülüğü olan hastalara acı çektirmeden dental problemlerini çözebilmenin ötesinde estetik ihtiyaçlarını  da karşılayabilmek ön plana çıkmıştır. Modern toplumlarda, bireyler dişlerinin fonksiyonu dışında görünümlerini de önemsemektedirler. Estetiğin öneminin artmasıyla birlikte milyonlarca insan, gerek hekim kontrolünde, gerekse OTC denilen reçetesiz piyasa mamulleri ile ağartma işlemini uygulamışlardır.Ağartma işlemi uygun bir endikasyon  ve dikkatli materyal seçimi ile ucuz ve başarılı bir teknik olması nedeniyle günümüzün  popüler dental işlemleri içine girmiştir. Hem vital hem de devital dişlere uygulanabilmesinden dolayı ağartma işlemi için dental kliniklere başvuran hasta sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Kısaca beyaz ve temiz görünümlü dişlere sahip olma isteği bir kültür özelliği haline gelmiştir.Bu yoğunlaşan talep karşısında üretici firmalar ağartma materyal ve tekniklerini çeşitlendirmişlerdir. Hatta diş hekimleri tarafından uygulanan sistemlerin haricinde market raflarında dahi bulunabilen birçok ağartma sistemi tüketiciyi kendine çekmektedir.. Ancak ağartma bu kadar basit değildir çünkü her şeyden önce endikasyona göre farklı ağartma teknik ve materyallerinin bulunduğu ve bunlarında çok farklı konsantrasyon ve uygulama tekniklerinin olduğu unutulmamalıdır.Ağartma Ne Kadar Etkili ve Güvenilirdir?Ağartma işleminin başarısındaki en önemli faktör, diş renklenmesinin sebebinin  tespitidir. Bir diğer önemli faktör ise bütün diş hekimliği uygulamalarında olduğu gibi hastaya özel durumlara göre uygulanacak teknik ve materyalin seçimidir. Hasta ile anlaşabilme, onun tedavi istek ve beklentileri de başarıyı önemli bir şekilde  etkiler. Tedavi süresi ise renklenmenin derinliği ile doğru orantılıdır.Ağartma Kime Uygulanmaz?    Açık kök ve dentin yüzeyi ile ortodontik tedaviye bağlı geçici hassasiyetler.Çeşitli nedenlerle meydana gelen geniş mine kayıpları.Hassasiyete neden olabilecek geniş pulpalı dişler.Ağız içinde uygun olmayan restorasyonların varlığı.Hamile ve emziren bayanlar:  Birçok diş hekimi, güçlü oksidadif kimyasallar nedeniyle, ağartma işlemine başlamadan önce birkaç ay bekleme önerilir.Peroksit ve lateks alerjisi olanlar.Dişler, dudaklar ve ağız mukozasında hassasiyet: Özellikle uzun süreli kontrolsüz kullanımın en önemli komplikasyon ve kontrendikasyonudur.Memnuniyetsizlik: Hastanın tedaviye olan isteksizliği tedavi başarısını önemli ölçüde etkileyeceği  için tedavi en kısa sürede kesilmelidir.AĞARTMA METODLARICansız Dişlerde Ağartma: Bu tip ağartma işlemi  pulpaya veya kök kanal dolgusuna bağlı oluşan renkleşmiş dişlerde, başarılı bir kök kanal tedavisi sonrasında hastalar tarafından sıklıkla istenen bir işlemdir. Cansız ağartma işleminde %30-35  konsantrasyonda hidrojen peroksit (H2O2, süperoksol) ve sodyum perborat’ın çeşitli hidratları en sık kullanılan materyallerdir. Son zamanlarda daha yüksek H2O2  salınımı nedeniyle sodyum perkarbonat da işlemde kullanılmaya başlanmıştır. Bu materyaller Walking bleach veya Termokatalilik metotlarla uygulanırlar.Canlı Dişlerde Ağartma: Klinikte Ağartma: Isı ve ışıkla reaksiyonu hızlandırılmış %30-35’lik H2O2  içerikli jeller ve Mc Innes tekniği en popüler yöntemlerdir. Oral mukozanın kimyasallar ile yanmasını önlemek için orabase, kompozit koruyucular ve rubber dam mutlaka uygulanmalıdır...haber kaynağı: 724saglik.org/ağız ve diş sağlığı
Türk Bilim Adamından Kansere Karşı ''DNA Onarımı'' Buluşu
Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser konusunda önemli çalışmalar yapıldığını belirtirken, kanser mekanizmasının 10 yıl içinde çözüleceğine inandığını söyledi. Ancak kanserin nasıl olduğunu çözümlemenin onu tedavi etmek anlamına gelmediğine işaret eden Sancar, tedavi konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu belirtti. Her kanser çeşidinde farklı mutasyonların tespit edildiğini, dokudaki bazı kanserli hücreler öldürülse dahi başka mutasyonları kontrol etmenin zor olduğunu anlatan Sancar, ''Kanser demek bir tek hücre tipi değildir, kanserde çok hücre tipi vardır, bütün bu hücrelere göre tedaviyi yöneltmek gerekiyor'' dedi. Kanserle ilgili olarak ''DNA onarımı'' konusunda çalışma yaptığını bildiren Sancar, şunları kaydetti: ''Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları, o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu 'inhibe' edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.'' DNA onarımının en az olduğu saatler tespit edilerek, kanserle savaşılacak Sirkadiyen saat (günlük ritm) konusunda önemli bir buluş yaptıklarını bildiren Sancar, sirkadiyen saatin DNA onarımını kontrol ettiğini ifade etti. Sancar, DNA onarımının günün belli saatlerinde arttığını, belli saatlerde de minimum seviyeye indiğini söyledi. Amaçlarının vücuttaki DNA onarımının minimum olduğu zamanı tespit edip, kanser hücrelerine ilaç verip, bu hücrelerin ölmesini sağlamak olduğunu belirten Sancar, ''HedefimizDNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak'' şeklinde konuştu. Bu kapsamda çalışmayı öncelikle kalın bağırsak kanseri üzerinden başlatacaklarını anlatan Sancar, ''Kalın bağırsağın biyolojisi ve DNA onarımı saatleri konusunda daha çok bilgi sahibi olmamız nedeniyle bu kanser çeşidinden çalışmalarımızı başlatacağız. Araştırma çalışmalarına 2-3 ay içinde başlıyoruz'' dedi. Deri kanserinin önüne geçilebilecek Sirkadiyen saat konusundaki çalışmalarının deri kanserini önleme noktasında da faydalı olacağına dikkati çeken Sancar, bu şekilde hangi saatlerde güneşlenildiğinde kanser riskinin arttığının, hangi zamanlarda azaldığının tespit edilebileceğini ifade etti. Fareler üzerinde yaptıkları bilimsel çalışmalarda, UV ışınlarına maruz kalan farelerde kanser riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu tespit ettiklerini belirten Sancar, şöyle devam etti: ''Fareler üzerinde yaptığımız araştırmalarda sabah saatlerindeki UV maruziyeti sonucu kanser riskinin akşamüstü saat 4'teki tespit ettiğimiz oranlara göre 5 misli daha yüksek olduğunu gördük. Yani farelerde deri kanseri riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu belirledik. Farelerde ortaya çıkan sonuçlar insanlarda tam tersidir. Buna dayanarak, insanlar için sabah saatlerinin deri kanseri riski açısından daha düşük olacağını söyleyebiliriz. Yani sabah saatlerinde güneşlenmek, öğlen ve akşamüstüne göre daha az risk taşıyor. Ancak bunu kesin olarak söylemek için öncelikle insanlar üzerinde deney yapmamız lazım'' Bu konuda çalışmalara başladıklarını ve Amerikan Sağlık Bakanlığından izin aldıklarını anlatan Sancar, ilk etapta gönüllüler topladıklarını ve gönüllülerin derilerindeki DNA onarımlarını gün boyu nasıl olduğunu ölçmek için çalışma yapacaklarını söyledi. Sancar, ''Yani DNA onarımı konusunda kalın bağırsakta yapacağımız çalışma kanserin tedavisini, cilt üzerinde yapacağız çalışma da kanseri önlemeyi amaçlıyor'' ifadelerine yer verdi. AA
Reklam
HIV/AIDS Tedavisinde Kötü Haber
ABD'de maymunlar üzerinde yapılan yeni bir bir araştırma, erken teşhisin HIV virüsü taşıyan hastaların tedavisinde olumlu sonuç verebileceğine dair umutları azalttı. Araştırmaya göre, bağışıklık sistemini etkileyen bir virüs olarak AIDS hastalığına yol açan HIV vücutta hızla 'düşürülemez kaleler' oluşturabiliyor. Bu bulgu virüsün erken tedavi ile altedilebileceği yönündeki umutlara darbe vurdu. Maymunlar üzerinde yapılan ve sonuçları Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, HIV kanda tespit edilmeden önce bile dokunulmaz 'viral rezervuarlar' oluşturmakta. Uzmanlar bunu 'zihin açıcı' ve 'çarpıcı' bir bulgu olarak nitelendirdi. Bağırsak ve beyin dokusundaki HIV rezervuarları tedavi önündeki en büyük engeller. Antiretroviral ilaçların geliştirilmesinde sağlanan kayda değer ilerlemeler sayesinde, kan dolaşımındaki HIV kontrol edilebiliyor. Bu da hastanın normale yakın bir yaşam beklentisinin olması demek. Ama ilaçlar durdurulursa virüs yeniden ortaya çıkıyor. Son araştırmada ise hedef virüsü rezervuarların dışına çıkarmaktı. Erken tedavinin de, rezervuarların en başta oluşmasını önleyebileceği umuluyordu. Maymunlara, HIV'in eşdeğeri olan SIV yani Simian bağışıklık sistemi bozucu virüs, enjekte edildi. Maymunlara, daha sonra üç günden iki haftaya kadar değişen sürelerde antiretroviral ilaçlar verildi. Tedavi altı ay sonra durduruldu. Ancak virüs, antiretroviral tedaviye rağmen hızlı bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Viral rezervuarların enfeksiyonun çok erken bir aşamasında meydana geldiği belirlendi. HIV ile doğan bir bebeğin de çok erken teşhis sonrası tedavi olduğuna inanılıyordu. 'Mississippi bebeğine' ilk 18 ay boyunca HIV ilaçları verildi ama sonra ilaçlar durduruldu. Başlangıçta tedavinin etkili olduğu umudu doğdu. Ama geçen hafta, şimdi dört yaşında olan kızda, ilaçların kesilmesinden yaklaşık iki yıl sonra yeniden virüsün görüldüğü açıklandı.BBC Türkçe
Cildiniz İçin Lavanta Maskesi
Bir önceki konumuzda cilt bakımında karpuz maskesini önermiştik.Bu konumuzda lavanta maskesiyapımı ve faydaları hakkında bilgiler verelim. Cildinizi rahatlatacak özelliğe sahip olan lavantanın nemlendirici özelliği de vardır.Lavanta yağını cildinizde kullanabileceğiniz gibi yoğurt yardımıyla da maske yapabilirsiniz.Şimdi de lavanta maskesi yapımı hakkında bilgi verelim. Lavanta Maskesi İhtiyaçlar: 100 gr yoğurt(sade yoğurt) 1 yemek kaşığı bal 1 çay kaşığı lavanta yağı
Reklam
Cilt Bakımında Karpuz Maskesi
Yaz aylarının gelmesiyle en çok tercih edilen meyvelerden birisi olan karpuzun cilt sorunlarına karşı birebir olduğunu söylemememiz doğru olmaz. Su açısından da zengin olan karpuz kalori miktarının 0 olmasıyla zayıflamanıza katkı sağlar. Antioksidan içeriği ile yaşlanmayı önler. Yağlı ciltleri dengeler.(A Vitamini) Bunların yanı sıra karpuzu, bal,yoğurt,salatalık,süt gibi malzemelerle kısa sürede kendinize maske hazırlayabilirsiniz. Sadece Karpuz İle Yüz Maskesi
Vücudunuz Hakkında Şaşırtıcı 29 Şey
etiket
İnsan vücudunun ne kadar şaşırtıcı bir sistem olduğunu zaten bugüne kadar çeşitli kereler görüp duyma fırsatınız olmuştur. Bu karmaşık sistemin hepimizi çok şaşırttığı bir gerçek, ancak vücut bizi her geçen gün biraz daha şaşırtmaya devam ediyor.
Reklam
#Nisaölümeterkedildi
Minik Nisa 7aylık ve tedavisi yoğun bakım şartlarından dolayı Türkiye'de zor ve geç kalınmış olarak tabir edilen Trunkus artezis Tip4 hastası. Devletimizin izin vermemesi dahilinde artık Nisa için maddi desteğe ihtiyacımız var. Ve gereken meblağ tam 1 milyon. Yolumuz çok uzun, engelli ancak aşılmadık engel yok. Tıpkı Muhammet Eren gibi. Bunun için baba İsmail Özçelik Gereken tüm işlemleri de yapmaya devam ediyor. Valiliğin izniyle işlemleri resmen başlatacak olan baba İsmail Özçelik ''Geç kalınmış iyilik,iyilik değildir.''diyor. Haber detayları için  Minik Nisa için verilen iki farklı rapor adresini ziyaret edebilir veya #nisaölümeterkedildi hashtagine tıklayabilirsiniz. Yardımcı olmak isteyenler için iletişim ; tdnzgkdmr@gmail.com
Tarçın Ve Bal Karışımının İnanılmaz Faydaları
Tarçınlı tek kelime ile mucizevi doğal bir ilaç. Kanserden kilo vermeye, kalp hastalıklarından kolesterole, soğuk algınlığından cilt enfeksiyonlarına kadar iyileştiremediği hastalık yok gibi... Hindistan'da bir geleneksel tıbbi tedavi yöntemi ile balın yanık tedavisindeki etkisin kıyaslandığını ve 1 haftanın sonunda balla tedavi edilen yanıkların %91, diğer yöntemle tedavi edilenlerin %7 oranlarında enfeksiyon riskinden korunduğunu biliyor muydunuz? Tarçın ve Bal Mucizesi İlaç firmaları bu bilgilerin yayılmasından hoşlanmayacak, çünkü tarçınlı düzenli kullanıldığında pek çok ilaçtan daha sağlıklı ve daha etkili bir ilaç. Bal ve karışımının pek çok hastalığı iyileştirdiği biliniyor. Bir yan etkisinin olmaması da cabası. Şekerli olmasına rağmen doğru miktarda alındığında diyabet hastalarına dahi zarar vermiyor. Batılı bilim insanlarının araştırmalarına göre: Kalp Hastalıkları: Bal ile toz tarçını karıştırın ve kahvaltıda kızarmış ekmekle yiyin. Kolesterolü düşürür ve muhtemelen kalp krizini önler. Tarçınlı balın düzenli olarak tüketilmesi kalp vuruşlarını güçlendirir. Yaşlandıkça atar damarlar ve toplar damarlar esnekliklerini kaybediyor ve tıkanıyor. Tarçınlı ise damarları yeniden canlandırıyor. Arterit: Arterit hastalar bir fincan sıcak suya iki yemekkaşığı ve bir çay kaçığı toz koyarak faydalı bir içecek hazırlayabilirler. Günlük olarak içilirse kronik arterit hastaları dahi iyileşebilir. Kopenhag Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada 200 hastalarını kahvaltıdan önce bir kaşık bala yarım çay kaşığı ile tedavi eden doktorlar 73 hastanın tümüyle ağrıdan kurtulduğunu, bir ay içerisinde ağrı yüzünden hareket edemeyen hastaların hemen hepsinin ağrı çekmeksizin yürümeye başladığını gördü. İdrar Yolu Enfeksiyonu İki yemek kaşığı toz ile bir yemek kaşığı balı ılık suya ekleyerek için. İdrar yolundaki mikropları öldürür. Kim bilebilirdi ki? Kolesterol İki yemek kaşığı ve üç yemek kaşığı toz 450 gram çay kolesterol hastasına verildiğinde iki saat içerisinde kandaki kolesterol oranunun %10 azaldığı görüldü. Günde üçkez alındığında kronik kolesterol dahi tedavi edilebiliyor. Günlük olarak yenen ise kolesterol şikayeterini azaltıyor. Soğuk Algınlığı Sık ya da ağır şikayeti olanlar bir kaşık ılık çeyrek kaşık toz tarçınla üç gün boyunca birer kez alabilir. Bu tedavi çoğu kronik öksürüğü ve soğuk algınlığını tedavi edebilir, sinüsleri temizleyebilir. Boğaz Tahrişi Tarçınlı balın boğaz ağrısını iyileştirdiği ve boğaz ülserini kökünden kazıdığı söyleniyor. Gaz Hindistan ve Japonya'da yapılan araştırmalar tarçınlı balın midede oluşan gazları önlediğini gösteriyor. Bağışıklık Sistemi Tarçınlı balın günlük tüketimi bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu bakteri ile virüs saldırılarından koruyor. Balın düzenli tüketimi akyuvarları güçlendirerek bakteriyel ve virütik hastalıklara karşı direnci artırıyor. Sindirim Güçlüğü: İ ki yemek kaşığı bala serpilen toz tarçının yemek yemeden önce aınması asitliliği önlüyor ve en ağır yemekler dahi sindirilebiliyor. Grip İspanyol bir bilim insanı baldakı doğal bir bileşenin grip mikrobunu öldürdüğünü ve hastayı gripten kurtardığını kanıtladı. Uzun Ömür Bal ve toz ile hazırlanan çay düzenli olarak içildiğinde ileri yaşın etkilerini azaltıyor. Çay yapmak için dört yemek kaşığı , bir çay kaşığı ve üç fincan kaynamış su kullanın. Günde 3-4 kez 1/4 fincan için. Cildi taze ve yumuşak tutar ve yaşlanmayı önler. Boğaz Ağrısı Boğaz ağrıdığında ya da gıdıklandığında bir kaşık yiyin. Boğazınızdaki raatlık geçene dek 3 saatte bir tekrarlayın. Sivilceler Üç yemek kaşığı ve bir çaykaşığı toz tarçını karıştırın. Yatmadan önce sivilcelerinizin üzerine sürün ve ertesi gün ılık suyla yıkayın. İki hafta her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden söker. Cilt Enfeksiyonları Bal ve toz tarçını etkilenen bölgelere eşit miktarda uygulamak egzama, mantar ve her türlü cilt enfeksiyonunu iyileştirir. Kilo Verme Her gün sabahları kahvaltıdan yarım saat önce, boş mideye ve geceleri yatmadan önce bir bardak kaynamış suyun içine ve toz koyup için. Düzenli olarak alındığında obezite sorunu yaşayanlarda bile kilo kaybı sağlıyor. Kanser Japonya ve Avustralya'da yapılan araştırmalar mide ve kemik kanserinin başarıyla tedavi edilebildiğini gösterdi. Bu kanser çeşitlerinden muzdarip hastalar günde bir yemek kaşığı ve bir çay kaşığı tarçını üç parçaya bölerek bir ay boyunca almalı. Yorgunluk Yakın zamanda yapılan araştırmalar gösteriyor ki baldaki şeker vücudun güç kazanmasına yardımcı oluyor. Bal ve toz tüketen yaşlılar daha zinde ve esnek olduklarını ifade ediyor. Her gün diş fırçaladıktan sonra ve öğleden sonra 15.00'te alındığında bir haftada vücut direnci artıyor. Kötü nefes Güney Amerikalılar sabahları bir çay kaşığı ve konmuş suyla gargara yapıyor böylece nefesleri gün boyu güzel kokuyor. İşitme kaybı Günlük olarak sabah ve akşamları bal-tarçın ikilisini almak duyma kaybını giderebiliyor. Tarçınlı Balın Hazırlanışı Önce bir bardak suyu kaynatın, sıcak suya koyun ve demlenmeye ve soğumaya bırakın. Kaynar suya koymayın. Sıcak su baldaki enzimleri öldürür. Su oda sıcaklığına geldiğinde tarçının iki katı kadar ekleyin. Yatmadan bardağın yarısını için ve diğer yarısını sabaha bırakın.
Google'ın Akıllı Lensi Şeker Ölçümü Yapacak
Geçtiğimiz hafta ABD Patent ve Marka Ofisi, Google'ın akıllı lensinin yeni yönlerini ortaya çıkartan bir patent başvurusu yayınladı. Patentte 'Kontakt lens kullanılarak gözyaşı örneği toplama ve testi' geçiyor. Entegre glikoz testi yani şeker testi ile Google'ın zamanlaması daha iyi olamazdı. Kısa bir süre önce Google'ın akıllı lens teknolojisi lisansı için Alcon'la bir anlaşma yaptığı haberleri çıkmıştı. Apple ve Google şu anda ev ve sağlık pazarında büyük bir savaş içinde. Google önemli adımlar attı. Apple'ın bazı şirketlerle yakından ilgilendiği belirtiliyor. Google'ın son patenti aslında oldukça önemli. Dünyada birçok diyabet hastası var ve şeker ölçümü açısından akıllı lens önemli bir yardımcı olabilir. Lens şu anda halen geliştirme aşamasında ve ne zaman son tüketici için çıkacağı ise belirsiz.Teknokulis
Bilim İnsanları Ölme İhtimalini Tahmin Eden Kan Testi Keşfetti
Finlandiya merkezli Moleküler Tıp Enstitüsü uzmanlarından Bilimadamı Dr.Johannes Kettunen ve ekibi, kişinin 5 yıl içinde ölme ihtimalini tahmin eden bir kan testi keşfetti.Sağlıklı bir kişinin önümüzdeki 5 yıl içinde ölme ihtimali nedir ? Bilim insanları, basit bir kan testiyle artık bu soruyak yanıt verebilecekleri görüşünde. Finlandiya merkezli Moleküler Tıp Enstitüsü uzmanlarından Bilimadamı Dr.Johannes Kettunen ve ekibi, kişinin 5 yıl içinde ölme ihtimalini tahmin eden bir kan testi keşfetti. Araştırmacılar, kandaki 4 değerin belirleyici olduğunu söylüyor. Araştırmada, sağlık sorunu olmayan 17 bin kişinin kanlarındaki yüz farklı biyomoleküle bakıldı. Kişilerin sağlık durumları 5 yıl boyunca takip edildi. Takip süresince bu kişilerden yaklaşık 700′ükalp ve kanser de dahil çeşitli hastalıklar nedeniyle öldü. Ölenlerin hepsinde dört değerin benzer seviyede olduğu saptandı. Dört değere bakarak ölüp ölmeyeceği anlaşılabiliyor. Bu göstergeler albumin, alfa-1 asit glikoprotein, sitrat ve düşük yoğunluklu lipoprotein. Bilim insanları, bu dört değere bakarak insanların 5 yıl içinde ölüp ölmeyeceğinin anlaşılabileceğini söylüyor. Sağlıklı insanların 5 yıl içinde kanser, kalp gibi hastalıklara yakalanıp ölme riskini belirleyen ve bu nedenle de “ölüm testi”olarak tanımlanan kan testi, bilim dünyasını da ikiye böldü. Bazı bilimadamları Dr.Kettunen gibi sağlıklı bireylerin kendilerini öldürme riski yüksek olan hastalığa karşı tedbir alması için bir fırsat olarak değerlendirirken, bazı bilimadamları bilim dünyasının artık ölüm değil ölümsüzlük üzerinde çalıştığını bu nedenle de ölüm testinin beynin sınırlarını zorlayan bir çalışma olmadığı kanaatini taşıyor. Bu konuda Erzurum Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Bölüm Başkanı Doç.Dr.Hasan TÜRKEZ ise şunları söylüyor; Şu andaki testlerle ilerleyen yıllarda hangi hastalıklara yakalanacağınız zaten saptanıyor. Hatta doğuştan DNA testleriyle kişinin ilerleyen yaşlarında hangi hastalıklara yakalanacağı da saptanabilir. Tıpta bu etik olarak tartışılan bir konudur. Bireye, ’30 yaşında ölüm riskin var’ demenin bireye ne faydası olacaktır? Bilim dünyası şu anda insanların ne zaman öleceği değil ölümsüzlüğün keşfi üzerinde çalışıyor. Mesela “C-elegans” isimli solucanda, ölümsüzlük büyük ölçüde gerçekleşti. İnsan gibi komleks bir organizmada bu hala teori aşamasında. Bireye ne zaman öleceğinin söylenebiliyor olması beyin sınırlarını zorlayan bir test olmadığı gibi etik de değil. Zaten ölüm vakalarının başında birinci sırada kalp, ikinci sırada kanser hastalıkları geliyor. Bunların da zaten belirteçleri var. Doktorlar da bu belirteçlere bakıp, ‘Senin 6 ay ömrün kalmış’ diyebiliyor. Bu bilgiler ile birlikte tartışmalar “ölümü engelleyecek bir şey yapılamayacaksa, öleceğini daha önceden bilen bir kişinin bu bilgi ile hiçbir şey yapamayacak olması” konusunda düğümlenmekte.Teknoloji Oku
Reklam