Google Üzerinden Bir Doktora Danışmak ve Teşhis Mümkün mü?
Google üzerinden hastalık ve rahatsızlıkla ilgili çokça arama yapılıyor. Görülen bazı semptomlar, hastalar ya da yakın çevreleri aracılığıyla internet üzerinde aratılıyor. Bilinçli yapıldığında, kimi zaman belli bir rehber niteliği taşırken, kimi zaman da yorum farkı sebebiyle pek çok insan için tehlikeli hale gelebiliyor. Etkisi fiziksel olmasa bile, hastalıkla ilgili yapılan aramalarda insanlar psikolojik olarak arama sonuçlarından etkilenebiliyor.Reddit’e sızan bir ekran görüntüsüne göre, Google arama sonuçlarında bir doktora danışma özelliğini yakında devreye alacak. Google Helpouts gibi çalışacak olan özelliğin, arama sonuçlarında belirli arama kelimeleri üstünden çalışması bekleniyor. Böylece bir hastalıkla veya belirti ile ilgili arama yaptığınızda, “doktora danışma” butonu da aktif oluyor.İlgili aramayı yaptıran hastalar, bir doktorla yüz yüze konuşabiliyor. Video chat aracılığıyla o aramayla ilgili alanda bilgi sahibi bir doktora danışabileceğiz konu hakkında, uzman bir kişiden bilgi alabiliyorsunuz. Özellikle sağlıkla ilgili konularda forum, blog ve benzeri ortamlarda sağlıkla ilgili bilgi paylaşımı, tavsiye ve bilgisiz kişilerce yapılan teşhisler son derece tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.
Her Yaşta Genç Görünmenin Yolları
Özellikle 40’lı yaşlardan sonra kendini gösteren o masum çizgiler bizi “yaşlanıyoruz” psikolojisine itebiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi ve anti aging yöntemlerinin çoğalması her yaşta genç kalmak için imdada yetişiyor.Estenil Sağlık ve Güzellik Hizmetleri’ nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”Kişi her yaşta güzeldir. Bunu benimsemesi ve hayata gülümsemesi öncelikli esasımız olmalı. Minik kırışıklıklara gelince, onları yok edeceğimiz pek çok yöntem var elimizin altında” dedi.Genç kalmanın artık bir sır olmadığını belirten Dr. Nilhan Atsü, ”Kadın ve erkek her yaşta genç ve güzel görünmek ister ancak günümüzde kadınlar kadar erkekler de genç ve göze hoş görünmenin sırrını keşfetme yollarını arıyor. Bu yüzden buna sahip olmak artık sır değil. Gençleştirici yöntemler etki ve uygulama yollarına göre pek çok alternatif sunuyor. Bunların bir kısmı aslında cildin yapısında gençleştirici bir etkisi olmayıp, bir tür illüzyonla şekli değişiklik yaparak gençlik hissi oluşturan yöntemlerdir. Bunlarda bir tanesi Botox uygulamalarıdır. Özellikle üst yüzde 5 – 10 dakikalık kısa süreli bir uygulama sonrası 4’üncü günde etkisi başlayan ve ortalama 4 – 6 ay süreyle devam eden mucize bir uygulamadır. Özellikle en geç 30’lu yaşların ikinci yarısında başlanılıp, düzenli aralıklarla tekrarlandığında, mimik kası aktivitesine bağlı kırışıklıkların yerleşmesini engeller. Takvim yaşının gerisinde bir yüz görünümü elde edilir, daha ileri yaşlarda ve kırışıklıklar yerleşmiş olsa da, tek başına ya da diğer yöntemlerle kombine edilerek, kişinin arzu ettiği hoş görünüm sağlanır. Öte yanda önerebileceğimiz bir diğer uygulama da Dolgular. Bunların da kalıcı ya da süreli, farklı tipleri mevcuttur. Yer çekimine bağlı gevşemiş olan, yüzün alt yarısındaki olukların doldurulmasında, üst yüzde yerleşmiş ve derin mimik çizgilerinde, botoxla beraber ya da yüzün belli noktalarına özellikle de elmacık kemiklerinde hacim kazandırmak amacıyla uygulanır” dedi.Cilt kalitesini arttırıcı yöntemlere de değinen Dr. Atsü, ”Cilt kalitesini arttırıcı anti aging uygulamalar, genel olarak sağlıklı, ışıltılı, hafif sıkı ve diri bir cilt görüntüsü yaratır. 20’ li yaşlardan itibaren uygulanabilirler, cildin sigortası işlevini görürler. Bunlardan ilki kimyasal fiziksel Peelinglerdir. Yıllar içerisinde derinin üst katmanı doğal yağ salgısı, güneş ışığı, çevre kirliliği, makyaj kalıntıları sebebiyle kalınlaşarak adeta bir zırh halini alır ve sonuç olarak alttaki taze hücreler nefes alamadığı için donuk, mat, lekeli ve yaşlı bir cilt görünümü ortaya çıkar. Bunu engellemek amaçlı her yıl sonbahar kış gibi güneşli olmayan mevsimlerde, bir dermatolog kılavuzluğunda ve gözetiminde kişiye özel tasarlanmış seanslar uygulanır. Bir diğer yöntem de her mevsim yapılabilen Mezolifting yani vitamin enjeksiyonlarıdır. Orta deride kolajen elastik lif yapımı için gerekli bütün vitaminler, mineraller, koenzimler, büyüme faktörleri, somon DNA’sı gibi maddeler, kokteyl halinde, belli bir protokolde, seanslar halinde, cilt içine enjekte edilir” şeklinde konuştu.PRP ile ilgili de bilgi veren Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”PRP, kişinin kendi kanından belli devirde ve belli sürede santrifüjden geçirilerek onarıcı ve yenileyici hücresel faktörlerden zengin sıvı kısım ayrıştırılarak, seanslar halinde, özel bir program çizilerek yine cilt içine enjekte edilir. Bu kişide gerçekten mucizevi sonuçlar verir ve her mevsim uygulanır. Ayrıca Otolog fibroblast transplantasyonu ile kişinin güneş görmeyen bir deri bölgesinden; kulak arkası, üst kol iç kısmı gibi bölgelerden alınan biyopsi materyalinden, uluslararası standartlara sahip bir laboratuvarda, hücre kültüründe çoğaltılarak elde edilen fibroblastlar, sorunlu bölgelere enjekte edilir” bilgilerini paylaştı.Dr. Atsü cihazlı gençleşme yöntemlerine de değinerek, ”Kontrollü termal hasar esasına dayalı tüm bu girişimlerle, hasara cevaben belli bir sürede kollajen elastik lif yapımı uyarılarak, cilt kalitesi artışını sağlar. Lazer sistemleri de bunlardandır ve en güncel ve güvenilir olan fraksiyonel lazer uygulamalarıdır. Mutlaka dermatolog görüşü ile ve yine bir dermatolog gözetiminde uygulama tercih edilmelidir. Ayrıca odaklı ultrason cihazları ve Radyofrekans sistemi de önerebileceğim antiaging yöntemler arasında yer almaktadır. Ancak lütfen unutmayalım, tüm bu uygulamalar mutlaka dermatolog görüşü ve eşliğinde yapılması en sağlıklı yoldur” şeklinde konuştu.Deri yaşlanmasını tetikleyen nedenlere de değinen Nilhan Atsü,”Deri yaşlanmasında en önemli çevresel risk faktörlerinin, güneş ve sigara olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda, cildimiz, tükettiğimiz besin gruplarını, yaşam şeklimizi ve ruh halimizi yansıtan bir ayna gibidir. Bundan dolayı genç ve güzel bir görünümü korumak, tek başına cildimiz ile ilgili bakımlarla mümkün değildir. Dengeli beslenme, yeterli uyku, bol su tüketimi, egzersiz, olumlu düşünce ve davranış modellerinin önemi de inkar edilemez” dedi.Etiketler:genç görünmegenç kalmagenç kalmanın yollarıgüzellikHer yaşta genç görünmenin yolları
Sigara İçen Kadının İdrar Kaçırma Riski Yüksek
Sigara içen kadınlarda idrar kaçırma riskinin yüksek olduğu belirtildi.Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği(TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Asistan Okulu Koordinatörü Prof.Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırmanın genç kadınlarda yüzde 20-30 oranında, orta yaşlılarda yüzde 30-40 oranlarında görülürken yaşlılarda yüzde 50′ye kadar yükseldiğini bildirdi.Prof.Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırma probleminin kadınların günlük hayatlarını olumsuz etkilediğini ancak kadınların sorunlarını en yakınlarına dahi açıklamaktan utandıkları gibi, hekime başvurmaktan da çekindiklerini söyledi. Prof.Dr. İtil, kadınlardaki idrar kaçırma sorunu; basit egzersizler, bazı ilaçlar ve kolay uygulanabilir cerrahi yöntemlerle tedavi edilebildiğini anlattı.HER ÜÇ KADINDAN BİRİNDE PELVİK TABAN BOZUKLUĞU BULUNUYORHer üç kadından birinde pelvik taban bozukluğu bulunduğunu, bunun da idrar kaçırmanın en önemli nedenlerinden bir olduğunu belirten Prof.Dr. İtil, stres tipi idrar kaçırma olarak bilinen ve daha sıklıkla görülen idrar kaçırma durumunda genellikle bir aktivite sırasında, öksürürken, gülerken, hapşırırken veya koşarken idrar kaçırma yaşandığına dikkat çekti.Prof.Dr. İtil, bu tablonun daha çok pelvik taban kaslarının zayıflamasına bağlı, üretra ve mesane boynunun sarkması sonucu ortaya çıktığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “İkincisi sıkışma tipi idrar kaçırma. Burada başlıca şikayet, sık ve ani idrar hissi gelmesi ve tuvalete yetişememek oluyor. Hastalar su sesi duyduklarında, ellerini yıkarken bir anda idrarlarının geldiğini ve tutamadıklarını ifade ediyorlar.”SİGARA İDRAR KAÇIRMA NEDENİProf. Dr. İsmail Mete İtil yanlış bilinenin aksine idrar kaçırmanın yalnızca ileri yaştaki kadınların sorunu olmadığını, genç kadınlarda da bu soruna sıklıkla rastlandığını belirterek sözlerine şöyle devam etti:“Mesanenin enfeksiyonları (kadınlarda sistit, mesane iltihabı), vajina enfeksiyonları, mesane taşları, tümörleri, zorlu doğumlar, menopoz sonrası hormonal değişiklik, karın bölgesine uygulanan şua tedavisi, sinirsel hastalıklar sayılabilir. Ayrıca, kadınlarda devamlı idrar kaçırmaya sebep olabilecek nedenler arasında mesane-vajina arasında ya da böbrekle mesane arasındaki idrar borusu (üreter)-vajina arasında oluşacak birleşmeler sayılabilir. Kontrolsüz şeker hastalığında, alkolizmde de idrar kaçırmaları görülebilir. Karın içi basıncın artması idrar kaçırma riskini de artırır.”Özellikle sigara içen kadınlarda öksürmenin daha sık görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. İtil, tek başına sigaranın bile kadınlarda idrar kaçırmanın en önemli nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Prof. Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırmadan korunmak için gebelikte çok iyi bir takip yapılması gerektiğini, normal doğumu zorlaştıran bir neden varsa doğumun sezaryenle yapılmasının uygun olacağını belirtti. Prof.Dr. İtil, kabızlık, astım, bronşit gibi pelvis tabanı olumsuz etkileyen hastalıkların mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini belirterek, kadınların sigara ve fazla kilodan uzak durması gerektiğini vurguladı.Etiketler:bayanlarda sigarakadın sağlığıkadınlarda sigarakızarın dünyasısagliksağlık haberleriSigara içen kadının idrar kaçırma riski yükseksigara idrar kaçırtıyorsigara zararları
Sivilcelere Önlem Almak İçim Öneriler
Ergenlik çağında gençlerin ve ebeveynlerin korkulu rüyası sivilceler, 11 yaşından itibaren alınacak bazı önlemlerle önlenebilir. Erkek ergenlerde ise daha şiddetli olabileceğini ifade eden Marmara Üniversitesi Medikososyal Ünitesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü,” Şekerli gıdalar sivilce etkisini arttırır. Dozunda tüketilmeli” uyarısını yaptı.Yağ bezi ve kıl follikülü hastalığı olan sivilceler ağırlıklı olarak ergenlik çağında görülüyor. Toplumların yüzde 80’inde görüldüğünü ifade eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”Çoğunlukla 14 – 20 yaş aralığında ortaya çıkar. Anatomik olarak yağ bezi, kıl gövdesi ve kökü birleşik bir birim şeklindedir bu sebeple ünitenin bir bölümündeki sorun dolaylı olarak diğer bölümünü de etkiler” dedi.Akne oluşumun pek çok nedeninin olduğunu ifade eden Dr. Nilhan Atsü,”Bu faktörler arasında, ergenlik, yumurtalık ve böbrek üstü bezi hormon hastalıkları gibi hormonal faktörlerin yanı sıra genetik faktörler, yapısal faktörler olan deri tipi, kişisel faktörler olan temizlik ve kozmetik bakım alışkanlıkları, çevresel faktörler olan güneş, iklim koşulları, deniz seviyesinden yükseklik, nem oranı, endüstriyel atıklara bağlı çevre kirliliği ve yanlış beslenme alışkanlıkları sayılabilir” dedi.Ergenlik dönemi dışında farlı dönemlerde de görülmesinin nedenlerine değinen Dr. Nilhan Atsü, ”Sözü edilen yaş aralığı dışında farklı yaş gruplarında da akne ile karşılaşabiliriz. Yeni doğan döneminde anneden geçen hormonların veya anne tarafından kullanılan bir takım ilaçların etkisiyle görülebileceği gibi geç erişkin yaşta, özellikle kadın bireylerde menopoz öncesi ve menopoz döneminde hormonal denge değişikliklerine bağlı akne oluşabilir. Ergenliğe giriş ile salgılanan hormonlar, özellikle androjenik hormonlar derinin doğal yağ salgısını sağlarlar. Bu dönemde kız ergenlerde 14 -17 gibi daha erken yaşta, erkek ergenlerde ise 16 -19 gibi daha geç yaşta değişen şiddette akne sorunu yaşanır. Erkek ergenlerde kız ergenlere göre akne şiddeti daha yüksek olma eğilimindedir” şeklinde konuştu.Aileleri ergenlik döneminde bazı belirtilere karşı uyaran Atsü, ”Ergenliğe girişle hormonal faaliyetin neticesinde deride yağ salgısı artışı, saç derisinde koku değişikliği, yüzde hafif siyah noktaların belirmesi gibi başlangıç belirtilerinde ailelerin bir dermatoloğa başvurularak muayene ve şiddet tayini ile ilgili öneri almalarını tavsiye ederim. Sorun henüz kozmetik seviyedeyken dermatolog görüşü ile aknenin tıbbi şiddete dönüşmesi engellenebilir. Diğer taraftan deri tipine uygun temizleyicilerle cildin düzenli olarak sabah akşam temizlenmesi gerekir. Yağ nem dengesini korumaya yönelik, gözenek tıkanması oluşturmayacak yağsız tıbbi kozmetik nemlendiriciler ile cilt nemlendirilmeli. Yüzü örten saç stilleri hem kızlarımızda hem de erkek çocuklarımızda çok trend. Ancak gün içerisinde saça uygulanan şekillendiriciler yüze uzun süre temas sonucu sivilceye neden olabilir. Yoğun olarak güneş ışınlarına da maruz kalmak sivilceyi tetikleyen bir diğer neden olduğundan abartılı güneşlenmekten korunmak gerekir. Kızlarımızın da kapatıcı makyajlardan kaçınması ve makyajlı uyumaması gerekir” diyerek tavsiyelerde bulundu.Erken dönemde dermatolog danışmanlığı ile tedbir alınmasına ve harfiyen uygulanmasına rağmen sivilce şiddeti arttığında neler yapılması gerektiği konusunda bilgi veren bilgi veren Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”Sivilceler tıbbi boyuta ulaşırsa yine ilk olarak başvuracağımız merci bir dermatoloji uzmanı olmalıdır. Dermatoloğunuzun düzenleyeceği tedavi, sorunun şiddetine, hasta özelliklerine ve mevsime göre değişecektir. Klinik koşullarda dermatolog gözetiminde seanslar halinde uygulanan klasik cilt bakımı, fiziksel ve kimyasal peeling bazen tek başına yeterli olabileceği gibi bazen de reçeteli tıbbi tedavi eklenebilir. Hafif ve orta şiddette aknede dıştan, orta ve ciddi şiddette aknede ise dıştan ve ağızdan tedaviler uygulanır. Takip ve kontrol en önemli husus olup hastanın dermatoloğuyla işbirliği içerisinde kontrolleri aksatmadan tedavisini sahiplenmesi ve sürdürmesi, sabırsız olmaması gerekir” şeklinde konuştu.Atsü beslenme şekline de dikkat çekerek, ”Akne oluşumu yağlı gıda tüketimi ile ilişkilendirildi yıllar yılı ve hala halk arasında bu şekilde anılır. Günümüzde daha ziyade glisemik endeksi yüksek, hızlı kana karışıp kan şekerini hızlıca yükselten gıdaların tüketimi ile oluştuğunu artık çok net biliyoruz. Bundan dolayı tatlı ve şekerli gıdaların tamamından uzak durmamız gerekir, uzak duramıyorsak dozunda tüketmemiz gerekir” uyarısında bulundu.Etiketler:kadın sağlığıkadın sitelerikişisel bakımkızlara dair herşeysagliksivilcesivilce nasıol önlenirsivilce tedavisisivilcelere önlemler
Kalp Sağlığı İçin Türk Kahvesi İçin
Günde bir fincan Türk kahvesi kalp sağlığına iyi geliyorUzmanlar, günde bir fincan Türk kahvesinin içindeki antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığına iyi geldiğini açıkladı.Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, kalp sağlığını korumak için önerilerde bulundu. Çatakoğlu, kalbe iyi bakmanın altın anahtarının dengeli beslenme ve spordan geçtiğini söyledi. Çatakoğlu, “Düzenli yürüyüş hem tansiyon hem de kolesterolün kontrol altına alınmasını sağlıyor. Aynı zamanda vücudun kondisyonunu arttırıyor ve bu aktiviteyi sevdiğiniz bir kişiyle yaptığınız için endorfin hormonu olan mutluluk hormonu salgılanmasını tetikleyerek stres kontrolü de sağlıyor.” diye konuştu.Kalp sağlığını korumak için yürüyüş öncesi ve sonrasında hafif gıdalar tüketilmesinin önemli olduğunu söyleyen Çatakoğlu, “Kalbe en iyi gelen sporlar yürüyüş ve yüzme. Özellikle kalp hastalarına koşu, tenis ve mücadele gerektiren futbol, basketbol gibi sporlar önerilmiyor. Sık sık kilo alıp vermek kalp sağlığına zarar veriyor. Kendinizi iyi hissettiğiniz belli bir kiloyu korumayı çalışmak önemli.” ifadelerini kullandı.Gün içinde 2 litre su tüketmenin kalp sağlığını koruma açısından büyük önem taşıdığını belirten Çatakoğlu, şunları kaydetti: “Özellikle kadın, çocuk ve yaşlıların D vitamini ve kemik gelişimi açısından günde 15-20 dakika güneşe çıkması önemli. UV ışınlarının en aza indiği sabah ve ikindi vaktinde 15-20 dakika güneşten faydalanmak kalbe de iyi geliyor. Akdeniz tipi beslenme kalp sağlığı için önemli bir anahtar. Haftada bir gün kuru fasulye, nohut, barbunya, börülce, bakla gibi bir çeşit bakliyat yemeyi alışkanlık haline getirin.'Yapılan son araştırmaların günde bir fincan Türk kahvesinin içindeki antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığına iyi geldiğini ortaya çıkardığını belirten Çatakoğlu, “Kırmızı et tüketiminde azı karar çoğu zarar sloganıyla hareket edin. Ayda bir kilo yağsız kırmızı et ile sınırlayın. Bol sebze ve meyve tüketilmesi, tahıllı hem sindirim hem de kolesterol için çok faydalı. Katı yağlar tercih edilmemeli zeytinyağı tercih edilmeli. Tam tahıllı buğday, çavdar, kepek ekmeği tercih edin. Yoğurt çok faydalı bir besin ancak yağsız ve kaymaksız olanı tercih etmek gerek. Mümkünse geleneksel ev tipi yoğurt mayalayarak tüketin.' şeklinde konuştu.Uzun yaşamın sırrı Türk kahvesinde mi ?Uzun yaşama rekorları kılan Ege'deki İkerya Adası'ndaki araştırma, ada halkının düzenli Türk kahvesi içtiğini gösterdi. Türk tarzı pişirilen kahve, kalp ve lenf damarlarının iç yüzeyindeki hücreleri sağlıklı yapıyor.Kahve içmenin sağlık için yararlı olduğunu gösteren bazı araştırmalar var. Kahve farklı şekillerde tüketiliyor ve içiliyor. Yunanistan'da yapılan bir araştırma ise Türk kahvesinin uzun yaşamanın anahtarı olabileceğini gösterdi.Yunanlar her ne kadar 'Yunan kahvesinin' sağlığa etkisi üzerine bir araştırma yürütseler de, kahveyi bu şekilde pişirmenin ve tüketmenin 'Türk tarzı' olduğunda kuşku yok.Araştırmacılar son yıllarda neredeyse laboratuvar haline gelen, insanların yaşam rekorları kırdığı İkerya adasında kahve içme alışkanlığını incelediler.Atina Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin araştırmasında ‘Türk kahvesi' ile kalp hastalıkları arasında bağlantı ele alındı. Sonuca göre Türk kahvesi içenlerde kalp hastalıkları riski daha düşük.Araştırmanın yapıldığı İkerya adası, uzun yaşamda Avrupa rekoru kırıyor. Avrupa’da nüfusun sadece yüzde 1’i 90 yaş üzerine çıkarken, bu adadaki oranlar Avrupa’nın 10 katı.71 kadın ve 71 erkek üzerinde yapılan araştırma sırasında katılımcıların bütün sağlık verileri alındı, testleri yapıldı. 65 yaş üzeri 142 adalının kahve içme alışkanlıkları da incelendi. Kahve içenlerin endotel hücreleri, (kan ve lenf damarları ile kalbin iç yüzünü tek sıra halinde döşeyen yassı hücreler) daha sağlıklı bulundu.Araştırmanın sonuçları, Türk kahvesinin, kaynatılarak yapılmasının bazı avantajlar sağladığını gösteriyor. Kahvenin bu şekilde pişirilmesi, düşük kafeinin yanı sıra, antioksidanlar açısından diğer kahvelere göre daha sağlıklı görülüyor.
Reklam
Bilim, Kansere Karşı Başlattığı Savaşı Adım Adım Kazanıyor
Tıbbi gelişmelerin hızla arttığı çağımızda, en çok sorulan sorulardan birisi 'eğer bilim ve tıp bu kadar geliştiyse, neden insanlar hala kanser yüzünden ölüyor?' oluyor. Bu sorunun cevabı oldukça karmaşık, fakat bir o kadar da kesin: Bilim, kansere karşı başlattığı savaşı kazanmak üzere.
Reklam
"Adım Adım" ile Yardımseverlik Koşusu Yap
Türkiye'de koşuyu  ve  duyarlılığı birleştirerek, iyilik  peşinde  koşarak neler yapılabileceğini  göstermek  için  3.700  kişi  ADIM  ADIM  isiminde  sivil  toplum oluşumu altında bir araya gelmiş. Bu oluşumun katılımcıları hem koşarak hem de yardım toplayarak yarışıyorlar, bunu yaparken  de  binlerce  insanın  hayatında  olumlu  bir  fark  yaratmanın mutluluğunu yaşıyorlar.  Bugüne  kadar  destekledikleri  sivil  toplum  kuruluşları yararına 4,4 milyon TL’ye yakın maddi kaynak yaratmışlar.Rahman Altın, Ayça Şen, Tan Cemal Genç, Murat Çelikkkol iyilik peşinde koşarlarsa ne olur?İyilik peşinde koştular ve aşağıdaki harika film ortaya çıktı.Müzik Rahman Altın'dan, seslendirme Ayça Şen'den, çizim Tan Cemal Genç'ten artık koşması ve koşturması da sizden!#iyilikpesindekoshttp://www.adimadim.orghttps://www.facebook.com/hareketegec?fref=ts
ABD'de Ebola'dan İlk Ölüm
Ebola virüsü taşıdığı tespit edilen ve Teksas’ta bir hastanede tedavi altına alınan ABD’li Thomas Eric Duncan, hayatını kaybetti.Ebola virüsüne yakalanan ABD’li Thomas Eric Duncan, Teksas Sağlık Presbiteryen Hastanesi'nde hayatını kaybetti.Teksas Sağlık Kaynakları sözcüsü Candace White, geçtiğimiz günlerde hastanın durumunun kritik olduğunu belirtmiş ve konuyla igili ayrıntılı bilgi vermemişti.Öte yandan, virüs tespit edilen Thomas Eric Duncan’ın Liberya'dan gelen bir uçakla 20 Eylül'de Dallas'a indiğini belirlenmişti.
Nobel Kimya Ödülü Nanoskopi Araştırmasına Gitti
Nobel kimya ödülü iki Amerikalı ve bir Alman araştırmacıya gitti.Bilimadamları, dokuların moleküler yapısına inen süper güçlü bir mikroskop geliştirdikleri için ödüle layık görüldü.Ödülü paylaşacak olan 54 yaşındaki Eric Betzig ABD'nin Virginia eyaletinde Howard Huges Tıp Enstitüsü'nde, 61 yaşındaki William E. Moerner California'da Stanford Üniversitesi'nde ve 51 yaşındaki Stefan Hell ise Almanya'nın Göttingen kentinde yer alan Max Planck Biyofizik Kimya Enstitüsü'de ve Heidelberg'deki Alman Kanser Araştırmaları Merkezi'nde görevli.Nobel jürisi, üç bilimadamının geliştirdiği mikroskop sayesinde hastalıkların araştırılması ve ilaç tasarımında devrim niteliğinde bir ilerleme sağlandığını açıkladı.Jüri, çığır açan çalışmanın mikroskop teknolojisini ''nano-boyuta'' taşıdığını söylüyor.Nanoskopinin günümüzde dünya çapında kullanılır hale geldiğini söyleyen Nobel jürisi üç araştırmacının çalışmasından bütün insanlığın her gün faydalandığını belirtiyor.Ayrı ayrı çalışan üç bilimadamı optik mikroskoplardaki teorik limiti aşmayı başardı. Geliştirdikleri aletten önce bilim dünyası bir görüntünün çözünürlüğünün 200 nanometreyi (bir metrenin 200 milyarda birini) geçemeyeceğine inanıyordu.Üçlünün geliştirmeyi başardığı nanoskopik görüntüler ise bundan daha derinlemesine inen bir çözünürlük sunuyor.Nanoskopi sayesinde bilimadamları yaşayan hücrelerin içinde tek bir protein molekülünü gözlemleyebiliyor.Sekiz milyon İsveç kronou (1,1 milyon Amerikan doları) tutarındaki ödül üçlü arasında paylaşılacak.Nobel geleneği uyarınca sahipleri şimdi açıklanan ödül, Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta resmen takdim edilecek.BBC Türkçe
Reklam
Saçınız Dökülüyorsa Bu 8 Öneri Sizler İçin
Rephair Danışman Dermatologu Dr. Ahmet Günay, özellikle mevsim dönümlerinde etkili olan saç kaybını önlemek için üzerimize düşen görevler olduğunu hatırlatıyor. Saçlarımızı korumak için yapılması gerekenleri anlatan  Dr. Ahmet Günay’ın uyarı ve önerileri şöyle:   1-) Saçlı deri temizliği çok önemlidir. Günümüz insanı, sanayi artıkları, hava kirliliği, çalışma ortamı gibi nedenlerle saçlarını her gün ya da gün aşırı yıkamak zorunda kalıyor. Bu da saçlı deri sağlığı için gerekli yağ ve nemi kurutacağından uygun şampuan ve nemlendiricilerin seçilmesini gerekli kılıyor. Özellikle yağlı saçların daha fazla döküldüğünü bildiğimizden saç temizliğimiz için kullanacağımız ürünleri doğru seçmemiz gerekiyor. 2-) Sağlıklı beslenilmelidir.  3-) Yeterli su tüketimi de bir başka önemli unsur. Günde 2- 2,5 litre su içmek, cildimize olduğu gibi saçlı derimize de gerekli nemi içeriden sağlayarak saç dökülmesinin önlenmesinde önemli rol oynar. 4-) HSOR maddesi hakkında yapılan klinik çalışmalar etkili sonuçlar vermiştir. HSOR enzimleri içeren ürünleri düzenli olarak kullanmak, saç dökülmesinin engellenmesinde ve büyüme aşamasındaki saçlarda artışa yardımcı  olmaktadır.5-) Saçları tararken saçlı deriye temas etmek folliküllerde bulunan faydalı yağların saç tellerine yayılmasını sağlar. Fön, düzleştirici gibi cihazlar sık ve yakın mesafeden kullanıldığında saçlı deri doğal nemini kaybeder, hem dökülme hem de kırıkların oluşumu kolaylaşır.  6-) Periyodik olarak saç sağlığını olumlu etkilediği bilinen B Vitamini, birtin ve d-panthenol almak, saç dökülmesinin engellenmesinde önemlidir.  7-) Sigara ve alkol tüketiminden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. 8-) Demir ve çinko eksikliği önemli saç dökülmesi nedenlerindendir. Ancak bunlar ağır metaller olduğundan, yapılacak tetkikle eksiklikleri ortaya çıkmadan kullanılmaları doğru değildir. Mutlaka tahlil yaptırdıktan  sonra, eksiklik varsa kullanılmalıdır. Saçlarımız önemli.Haberin Tamamı İçin: http://www.gelecekteknolojisi.com/saglik-52/saciniz-dokuluyorsa-bu-oneriler-sizler-icin-59003.html
Metroda Herkesi Şok Eden 14 Yaşındaki Kanserli Kız
etiket
Metro istasyonunda reklam panosunda kanserli çocuklara dikkat çekmek gösterilen video herkesi şok etti.İstasyona gelen trenle reklam panosundaki güzel kızın saçları havalanması bir anda herkesin dikkatini çekiyor. Ancak ardından kızın peruğunun uçup kel kalması herkesi şok ediyor ve görenler adeta donup kalıyor.İsveç Çocuk Kanseri Vakfı’nın geçen yıl bir şampuan firmasının reklamından esinlenerek hazırladığı bu tanıtım amacına ulaşmış gibi görünüyor.
Ebola Salgını Artık Avrupa'da
İspanyol hükümetinin, geçtiğimiz 22 Eylül'de Sierra Leone'den Madrid'e getirdiği ve 3 gün içinde hayatını kaybeden Ebola hastası misyoner Manuel Garcia Viejo'ya bakan hemşirelerden birinde Ebola virüsü çıktı.Madrid'deki Carlos III hastanesinde 15 yıldan uzun bir süredir çalışan ve Garcia Viejo ile ilgilenen hemşirelerden biri olan 44 yaşındaki bir kadında Ebola virüsü çıktı. Bu sabah acil servise kaldırılan kadın hemşireye iki analiz yapıldığını ve ikisinde de Ebola virüsünde pozitif sonuç çıktığı bildirildi.İspanya'da şimdiye kadar görülen üçüncü Ebola vakası olurken, bundan önce Afrika'da görev yapan 2 misyoner (rahip ve doktor) Ebola'dan dolayı Madrid'e getirilmiş, 2'si de hayatını kaybetmişti. Ebola virüsü çıkan kadın hemşirenin, evli olduğu ancak çocuğu olmadığı bildirildi. Olay, İspanya ve Avrupa'da ilk defa Ebola virüsünün sağlıklı birine bulaşma vakasının görülmesi bakımından önem taşıyor.İspanya sağlık bakanlığı hemen alarma geçip, Ebola vakasıyla ilgili özel bir çalışma grup oluştururken, Sağlık Bakanı Ana Mato'nun da basına bilgi vereceği açıklandı.NORVEÇLİ DOKTOR DA EBOLA’YA YAKALANDINORVEÇ Sınırsız Doktorlar Birliği, Siera Leone’de görevli Norveçli bir doktorun Ebola’ya yakalandığını açıkladı.Sınırsız Doktorlar Birliği Genel Sekreteri Anne Cecilie Kalteborn VG gazetesine yaptığı açıklamada 'Siera Leone’de görevli bir üyemiz Ebole virüsüne yakalandı. Yapılan testler pozitif çıktı ve kanamalı ateşli Ebola virüsü tespit edildi' dedi.Olayın ardından Siera Leone’de görevli Norveçli doktor bir ambulans uçakla başkent Freetown’dan alınarak Norveç’e doğru yola çıkarıldı. Söz konusu doktorun bu gece veya yarın Oslo’da olması bekleniyor. Kalteborn yaptığı açıklamada, 'Meslektaşımızı bir an önce Norveç’e getirmeye çalışıyoruz. Kendisi hafta sonu kötüleştiğini söylemiş ve bunun üzerine yapılan testlerde hastalık ortaya çıkmış. Ateş, bulantı ve kusmalardan sonra alarm verildi. Hastalığın kesinleşmesi üzerine karantinaya alındı. Kendisi Siera Leone’nin ikinci büyük kenti Bo’da görevliydi'dedi.Bölgede görevli 30 sağlık personelinin teste tabi tutulduğu ve hastalığa yakalanıp yakalanmadıkları konusunda kontrolden geçirilmeye başlandıkları bildirildi. Geçtiğimiz günlerde bir İspanyol hemşire de tedavi ettiği papazdan Ebola bulaştığı için İspanya’ya getirilmiş ve birkaç gün sonra ölmüştü.AA / Ünsal TURAN / OSLO (DHA)
Reklam
Kadınlarda Erken Menopoz Nedeni
Türk kadınlarının menopoza daha erken girdiği bildirildi.Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ebru Füsun Donat, kadınlarda menopoz hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Donat, “Menopoz kadınlarda ergenlik çağı ile başlayan ve düzenli aralıklarla her ay tekrarlanan adet kanamalarının sona ermesi durumudur. Menopoz dönemi öncesi ve sonrası ile birlikte kadında farklılıklar görülebilir. Türkiye’de menopoza girme yaşı 46, dünyada ortalama 51 yaştır. Bunun sebebi ise genetik yapı, kültür, ırk ve coğrafik farklılıklardır. Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan belirtiler şu şekilde özetlenebilir: Adet kanamalarının kesilmesi, sıcak basmaları, gece terlemeleri, çarpıntı, uykusuzluk, sinirlilik, depresyon, cilt kuruluğu, cinsel isteksizlik, vajinal kuruluk, memelerde küçülme gibi değişiklikler. Kemiklerde erime (osteoporoz) ve buna bağlı olarak erken dönemlerde ortaya çıkan bel, eklem ve kas ağrıları ve daha ileri aşamalarında kemik kırıklarını görülür” dedi.Dr. Donat, “Kadınların adetten kesilmesi, östrojen ve progesteron salgılanmasının azalması, kişide fiziki ve psikolojik birçok değişikliğe sebep oluyor. Çarpıntı, ürogenital sistemle ilgili vajinal kuruluk, ilişki esnasında ağrı, sık idrara çıkma hissi ya da idrar yaparken yanma, kemik ağrıları, kalple ilgili rahatsızlar meydana geliyor. Bunun dışında nörolojik birtakım semptomlar da oluyor. Ruh halinde değişiklikler, uyku düzeninde bozukluk, içe kapanıklık, sinirlilik, endişe hali, daha ileri boyutta olursa depresyon ortaya çıkabiliyor. Biz doktor olarak hastaya ilk tedavi olarak hormon replasmanı tavsiye etmiyoruz. Çünkü riskleri fazla. Bu tür tedavilerin etkisini öngörmek, dozlarını hesaplamak mümkün değil, hangi hastada nasıl bir yan etki gösterebileceği önceden bilinemiyor. Hormon replasmanı ile bu alternatif doğal kaynaklı destekleyici tedavi arasındaki önemli bir diğer tedavi seçeneği antidepresanlardır. Hastanın psikolojik ve psikosomatik rahatsızlıkları varsa, antidepresanlar verilmeden fitoöstrojenlerin kullanımı tavsiye ediliyor“ diye bilgi verdi.Donat, “Kadınlarda menopoz döneminde görülen şikâyetlerin ortadan kaldırılması için vücutta eksik olan östrojen ve progesteron hormonunun yerine konması esasına dayanan bir tedavi yöntemi uygulanıyor. Bu tedavinin gayesi “vazomotor semptomlar dediğimiz şikâyetleri ortadan kaldırmak, kemik erimesini azaltmaya çalışmak, kalbi korumak ve diğer sıkıntıları gidermek” dedi.
Edebiyat Dünyasına Damgasını Vuran 13 Ünlü Yazarın İntihar Notları
Vedalar her zaman zordur, hele ki intihar eğilimindeyseniz bulunduğunuz ruh halini anlatacak kelimeleri seçmek muhtemelen çok daha zordur. Yazdıkları ve söyledikleriyle çoğu zaman dertlerimize derman olan, aklımızdan geçirip de iki kelimeyi bir araya getiremediğimiz için bizim yerimize duygularımızı yazıya döken edebiyatçılar, bakın bu halet-i ruhiye içerisindeyken kendi duygusal çöküntülerini nasıl dile getirmişler.
Reklam
Vuran Ayakkabıda Tetanoz Riski
Tetanosun aşı ile korunulabilen bir hastalık olduğunu belirten Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal, özellikle kırsal kesimde tarımla, hayvancılıkla ya da işi gereği kesici aletlerle uğraşan insanların büyük risk altında olduklarını söyledi. Erişkinlere her 10 yılda bir tetanos aşısı yaptırmalarını öneren Prof. Köksal, 'O zaman kişinin hiçbir şeyden korkmasına gerek yok. Tetanos olma riski de yok. Ancak aşısını tamamlamamış ve kazaen mikrobu barındıran tozla, toprakla teması olmuş, vücudunun herhangi bir yerinde kesi bulunan kişilerin de en kısa zamanda sağlık kuruluşuna başvurması lazım'' dedi. Tetanos mikrobu sporlarının her yerde bulunduğunu ve ortamda çok dayanıklı olduklarını anlatan Köksal, ilk müdahalede zamanlamanın çok önemli olduğunu belirterek şunları söyledi: ''Tetanos mikrobu toprakta, hayvan dışkısında, paslanmış yüzeylerde vardır ve çok kolay bulaşabilir. Dolayısıyla küçük bir kesi, bulaşma da olsa bunu ihmal etmemek lazım. Yüzeysel kesilerde bile bulaşma olduğunda hastalık ortaya çıkabilir. Tetanos maalesef geliştikten sonra ölüm riski yüzde yüze yakın bir hastalıktır. Ciddi yoğun bakım desteği gerektiren hastalıktır. Dolayısıyla saatler çok önemli. Yaralanmadan sonra sağlık kuruluşuna başvurulması, hemen yaranın temizlenmesi, içeride varsa yabancı cismin çıkarılması, yanı sıra tetanos aşısının ya da tetanos immünglobilinin verilmesi hayat kurtarır ve yüzde yüz koruyucudur.'' SADECE PASLI ŞEYLERDEN BULAŞMAZHastalığın sadece paslı şeylerden bulaşacağına dair yanlış bilgi olduğunu vurgulayan Köksal, 'Tetanos sadece paslı şeylerden değil, bu sporların bulunduğu her türlü ortamdan bulaşabilir. Evde beklemiş, kullanılmamış bıçak bile böyle bir temas olduysa eli kestiği zaman tetanos bulaştırması açısından risk oluşturur. Biz bunları kirli yaralar olarak adlandırıyoruz. Ev içindeki aletlerle kesilen yaralarda bile risk olabilir. Tığ batması sonucu tetanos gelişen hastamız vardı. Ayakkabı vurmaları da tetanos açısından ciddi ve ihmal edilen risktir. Ayakkabıdaki herhangi bir metalin batması da tetanos açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle en kısa sürede sağlık kuruluşuna gidilmesi lazım. Hastalıktan korunmak için kolay olan yol, her 10 yılda bir tetanos aşısının yapılmasıdır. Tetanos vakalarımızın yaş ortalamasına baktığımız zaman 40 yaşın üzerinde daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu da gençlikte yapılan tetanos aşılamasının koruyuculuğunun kalmamasından kaynaklanmaktadır'' diye konuştu.Haberin tamamı ve Vuran ayakkabıda tetanos riski hakkında bilgi için : Vuran ayakkabıda tetanos riski
İsveç'te Rahim Nakli Yapılan Kadın Doğurdu
İsveç'te tıp tarihinde ilk kez rahim nakli yapılan bir kadın doğum yaptı.Gothenburg Üniversitesi ve Stockholm Tüp Bebek Ünitesi'nde görevli doktor Mats Brannstrom liderliğindeki ekibin rahim nakli yaptığı 36 yaşındaki kadının, geçen ay bir erkek çocuk dünyaya getirdiği bildirildi.İsmi açıklanmayan kadına, geçen yıl menopoza girmiş, iki çocuk sahibi 61 yaşındaki yakın bir aile dostundan alınan rahim nakledildi.Vücudunun organı reddetmemesi için ilaç tedavisi gören kadın, nakilden altı hafta sonra rahmin sağlıklı olduğunun göstergesi olarak adet görmeye başladı.Bir yıl sonra Brannstrom ve ekibi, organın iyi çalıştığından emin olunca kadından alınan yumurta ve kocasının spermini kullanarak laboratuvar ortamında dölledikleri tek bir embriyoyu kadının rahmine yerleştirdi.Tek böbrekli kadın, tüp bebek tedavisi sırasında, biri gebelik sırasında olmak üzere hafif seyreden üç reddetme vakası yaşadı, ancak hepsi ilaçlarla başarılı bir şekilde tedavi edildi.Maliyeti Jane ve Dan Olsson Bilim Vakfı tarafından karşılanan araştırmada gebelik 31. haftaya kadar normal seyrederken, annenin preeklampsi geliştirmesi ve ölümcül kalp ritminin tespiti üzerine erkek bebek sezaryenle dünyaya getirildi.Gebeliğin bu döneminde normal karşılanan, 1 kilo 800 gram ağırlığında dünyaya gelen bebek, doğumdan sonraki 10 gün boyunca yenidoğan ünitesinde tutuldu. Şu anda evlerinde olan bebek ve annenin durumlarının iyi olduğu belirtildi.Tüm bu işlemlerden önce sağlıklı yumurtalıklara sahip İsveçli kadının, 4 bin 500 kız çocuğunda bir rastlanan bir durum olan rahimsiz dünyaya geldiği ifade edildi.Mats Brannstrom, böyle yaşlı bir rahmin işe yaraması karşısında şaşkınlığa düştüğünü belirterek, 'Bebek harika. Ebeveynlerin sevincini ve onları nasıl mutlu ettiğimizi görmek çok güzel' dedi.Brannstrom, öte yandan sezaryen sırasında nakledilen rahme zarar vermiş olabileceğinden endişe ettiğini belirterek, annenin, rahminin ikinci bir hamilelik için hazır olup olmadığını anlamak için birkaç hafta beklemeleri gerektiğini söyledi.Yine ismi açıklanmayan baba, karısı ve kendisinin, deney aşamasındaki prosedürün işe yaracağından emin olduğunu belirterek, bebek için 'Çok ama çok tatlı, hiç bağırmıyor bile, sadece mırıldanıyor' dedi.Bebeklerinin, diğer çocuklardan hiçbir farkı olmadığını belirten baba, 'Anlatacak güzel bir hikayesi var. Birgün nasıl dünyaya geldiğini ve dünyada bu şekilde doğan ilk bebek olduğunu öğrenmek için gazetelere bakabilir' diye konuştu.Brannstrom ve meslektaşları, son iki yılda dokuz kadına rahim nakletti, ancak yaşanan komplikasyonlar iki vakada organların çıkarılmasıyla sonuçlandı.Yıl başında Brannstrom, yedi kadına embriyo transferine başladı. Bu kadınlardan ikisinin de en az 25 haftalık hamile olduğu açıklandı.Türkiye'deki çalışmalarTürkiye'de de rahim nakli konusunda çalışmalar sürüyor.Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi ve Estetik Rekonstrüktif Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, 8 Ağustos 2011'de 23 yaşındaki Derya Sert'e kadavradan rahim nakli yapmış, Sert dünyada bu şekilde nakil yapılan ilk kişi olmuştu.Özkan ve ekibi, sonrasında embriyo transferi yapılan Sert'in geçen yıl hamile kaldığını açıklamış, ancak kadının gebeliği 8. hafta sonundaki kontrolünde embriyo kalp atışlarının izlenmemesi üzerine sonlandırılmıştı.Bazı uzmanlar, hayattaki bir kişiden rahim alınmasını etik dışı ve hayat kurtarıcı olmayan bir ameliyat için bağışçı açısından çok riskli buluyor.AA
Sezaryen Nedir, Nasıl Yapılır?
Sezaryen Nedir?Sezaryen doğum sırasında annenin karın ve rahminin açılarak bebeğin alındığı cerrahi bir operasyondur. Belirli durumlarda sezaryen doğum yapılacağı önceden kesinleştirilebilir. Bazı durumlarda ise önceden öngörülemeyen bazı durumlar sonucu sezaryen doğum gerçekleşir.Sezaryen Doğum Niçin yapılır?Sezaryen doğum aşağıdaki koşullar altında önceden kararlaştırılabilmektedir:Geçmişte birden fazla kere sezaryen doğum yaptıysanız uterusun normal doğumu engelleme riski yüksektir.Miyomektami (fibroidlerin ameliyatla alınması) gibi invasif uterin ameliyatı geçirdiysenizBebeğinizin büyük doğması bekleniyorsa (makrosomi). Özellikle şeker hastasıysanız ve geçmişte normal doğum sırasında ciddi bir travma yaşayan aynı kiloda veya daha küçük bir bebek dünyaya getirdiyseniz..
Hamilelikte Düşük Riskini Arttıran Faktörler!
Düşük yapma olasılığını arttıran etmenler nelerdir?Her kadın için düşük riski bulunsa da bazı kadınlarda bu risk daha yüksektir. Modakan olarak sizin için araştırdık, İşte bazı risk faktörleri: Yaş İleriki yaşlarda kromozomsal olarak anormal hamilelik, sonuçta da düşük riski daha yüksektir. 40 yaş sonrasında düşük riski 20 yaşındaki bir kadının iki katı kadardır. Geçmişte düşük yapmış olmak Geçmişte ard arda en az iki kez düşük yapmış olan kadınların tekrar düşük yapma olasılığı yükselmektedir. Kronik hastalıklar veya bozukluklar İhmal edilen diyabet ve belirti kan pıhtılaşma bozuklukları, otoimmün bozuklukları (antifosfolipid sendromu veya lupus gibi) ve hormonal bozukluklar (polikistik over sendromu gibi) düşük riskini arttıran faktörler arasındadır. Rahim veya cervix problemleri Belirli rahim anomalileri, şiddetli rahim adhezyonları veya rahim boynu kısalığı gibi durumlar düşük olasılığını arttırmaktadır. Rahim fibroidleri ve düşük arasındaki ilişki tartışmalı bir konudur. Ancak çoğu durumda fibroidler problem oluşturmamaktadır. Doğuştan gelen..
Reklam