Dış Gebelik Nedir, Belirtileri, Ağrıları ve Ameliyatı Nasıldır?
DIŞ GEBELİK NE ZAMAN FARK EDİLİR, BAŞLICA BELİRTİLERİ NELERDİR?Dış gebelik erken dönemde hekime başvurulmamışsa belli bir süre fark edilmeyebilir. Bu durumda genellikle kirli kahverengi bir kanama olur. Kanama süresi ve miktarı normal adet gününden farklılık gösterir. Kanama ile beraber ya da kanama olmadan kasık ağrısı da ortaya çıkabilir. Ağrı çoğunlukla dış gebeliğin yerleştiği bölgede görülür. Başlıca belirtileri ise; adet gecikmesi, ağrı oluşması, anormal kanama meydana gelmesi.Dış gebelikte en erken aşamalarda hiçbir belirti vermez. Normal bir gebelik gibi adet gecikmesi olur ve gebeliğin diğer belirtileri de olabilir. Ancak kısa zamanda gebeliğin büyümesiyle birlikte tüp gerilmeye başladığı andan itibaren hastalarda ‘’müphem’’ ağrılar olur. Bu müphem ağrılar duyarlı bir hastanın doktora başvurmasını sağlar ve en erken dönemde tanı koymak mümkün olabilir. Gebelik ilerledikçe bu ağrılar şiddetlenir. Bunun da nedeni embriyonun tüpün içinde büyümeye devam etmesi ve gerilmeye bağlı olarak ağrı uyandırmasıdır. Bu aşamada başvuran bir kadında da henüz tüp yırtılmadan tanı koymak ve tedavi etmek mümkündür. Gebelik daha da ilerlediğinde gebeliğin yerleştiği tüp gerginliği daha fazla kaldıramaz ve bir yerinden yırtılır. Yırtık giderek büyür ve... tamamı için tıklayın
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyen Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherma n ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kanıtlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson / BBC Türkçe
Sağlıklı Bir Kurban Bayramı İçin 15 Püf Noktası
Kurban Bayramı süresince tüketeceğiniz et miktarıyla paralel olarak yaşayacağınız sorunları minimuma indirnek için önerilerimize bir göz atın!1) Etler kaliteli protein kaynağı olmasının yanı sıra yağ, çeşitli minerallerin (özellikle demir, çinko, fosfor, magnezyum) ve vitaminlerin (özellikle B12, B6, B1 ve A vitamini ) de kaynağıdır. Etlerin çok yağlı kısımları tüketilmemeli, hayvanın iç yağları yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılmamalıdır. Etler, sağlıklı beslenme ilkeleri doğrultusunda sebzelerle birlikte pişirilmeli veya et yemeklerinin yanında sebzelerin de bulunması önemlidir.2) Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyonu olan bireyler kurban bayramında, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli, aşırıya kaçmamalıdırlar. Yapılan araştırmalara göre, ağır tüketilmiş bir öğün sonrası kalp krizi geçirme riski oldukça yüksektir.3) Kurban Bayramı süresince fazla miktarda et tüketimi birçok rahatsızlığın gelişmesine ve var olan rahatsızlıklarınızın artmasına neden olabilir. Tüketilen et miktarının kontrol edilmesinin yanında, pişirme teknikleri de oldukça önemlidir. Etle yapılan yemeklerin hafif olması için kendi yağıyla pişirin, ilave yağ eklemeyiniz.4) Etler sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirmede, hem de sindirimde zorluk yaratır, Bu nedenle özellikle mide barsak hastalığı olan bireyler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidirler.5) Et ve ürünleri posa içeren bir yiyecek grubu değildir. Bu nedenle bayram tatili süresince aşırı miktarda tüketilmesiyle kabızlık gelişebilir. Kabızlık oluşumunun engellenmesi ve çeşitli antioksidanların alınması için etlerin mutlaka sebze yemekleriyle birlikte veya yanında sebzeyle birlikte tüketilmesi gerekmektedir.6) Kırmızı et tüketimi ile ilgili çalışmalar oldukça fazladır. Epidemiyolojik, kanıta dayalı çalışmalar sıklıkla ve sağlıksız pişirme tekniği ile pişirilen kırmızı et tüketen bireylerde kolon ve mide kanserine yakalandıkları yönünde gelişmiştir. Buna ek olarak yağlı et tüketimi ile birlikte kan yağlarında ve ürik asit düzeyinde artış olduğu bilinmektedir.7) Bu nedenle kırmızı et tüketiminde sıklık azaltılıp haşlama öncelikli olmak kaydıyla, fırınlama ve ızgara yöntemleri kullanılarak pişirilmesi daha güvenlidir ve uzmanlarca önerilmektedir. Sıklık açısından haftada 2 kez tüketmek en sağlıklısı. Pişirme esnasında pişirme suyu atılmamalı, bu nedenle et az suda pişirilmelidir. Etli sebze yemeklerine yağ kullanmamak en sağlıklı yöntemdir.8) Bakteri bulaşma riskini azaltmak için; kesim yapılacak yerlerin zemininde su ve kanın birikmemesi sağlanmalıdır. Etle temas eden bıçak ve satır gibi aletler temiz olmalıdır, kesimi yapacak olan görevliler mutlaka kendi kişisel temizliklerine özen göstermelidirler.9) Etleri, büyük parçalar şeklinde değil kıymalık, kuşbaşılık, pirzola, biftek ve bonfilelik olarak ayrılmalı, günlük pişirilecek miktarlara bölünmeli ve buzdolabı poşetine veya yağlı kâğıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır.10) Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta ( -2 ºC ) birkaç hafta, derin dondurucuda ise (-18 ºC ) daha uzun süre ile saklanabilir. Sakatat ve organ etleri buzdolabında 1–2 gün saklanabilir, etler kıyma haline getirilirse saklama süresi kısalır kıyma buzdolabında 1–2 gün parça et ise 2-3 gün saklanabilir.11) Etler kolaylıkla bozulabilen potansiyel riskli besinlerdir. Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözdürülmesi bazı mikroorganizmalar için üreme yeri oluşturur ve bu da sağlığımızı tehdit edebilir. Bu nedenle buzlukta saklanan etler buzluktan çıkartılınca yemek içinde tamamen kullanılacak şekilde parçalara ayrılarak buzluğa konulmalı, çözdürülen et hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır.12) Çözdürülmek istenen et, oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil, yine buzdolabında çözünmesi sağlanmalıdır. Derin dondurucuda saklanan etin, buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenebilir. Çabuk çözünmesi amacıyla uygulanan kalorifer, soba üzerinde çözdürme, oda sıcaklığında bekletme vb. sakıncalı yöntemlerdir.13) Pişirilmiş gıdalar oda sıcaklığına kadar soğudukları zaman üzerilerindeki mikropların sayısı hızla artmaya başlar. Pişirilen gıdaların uzun süre bekletilmesi mikropların çoğalma riskini arttırır, güvenli olması açısından pişirilmiş gıdalar soğumadan tüketilmelidir.14) Güvenli bir şekilde pişirilmiş gıdalar çiğ gıdalarla çok az bir temasta bile bulunsa kontaminasyona neden olabilir. Örneğin pişmemiş bir eti parçalamak için kullandığınız tahtayı veya bıçağı yıkamadan pişmiş bir gıda için kullanmayın.15) Mutfakta tezgah yüzeyini ve ekipmanlarınızı temiz tutunuz. Gıdalar kolayca kontamine olabildikleri için gıda hazırlanmasında kullanılan bütün yüzeyler temiz tutulmalıdır.Kaynak: Mahmure
Sigara ve Gırtlak Kanseri İlişkisi
Sigara en çok doğrudan temas ettiği bölgelerde tahribat yapmaktadır. Sigara dumanını adeta dokunduğu yeri yakan ve hasta eden bir etkiye sahiptir. Dudaklarımızdan başlayarak dilimiz, damağımız, ağzımız, gırtlağımız, akciğerlerimiz sigaranın zararlarından en fazla etkilenen organlarımızdır. Sigaranın neden olduğu en tehlikeli hastalıklardan birisi de gırtlak kanseridir. Gırtlak kanseri olan hastaların %98’i sigara kullanan hastalardan oluşmaktadır. Bu orana baktığımız zaman sigara içen birisinin gırtlak kanserine yakalanma riski oldukça fazladır. Gırtlak Kanseri Nedir?Gırtlak kanseri; aslında adı üzerinde gırtlağın bir hastalığıdır. Bu yüzden gırtlağın tanımını yapmamız daha doğru olacaktır. Gırtlak; nefes borusuna giren ve çıkan havanın kontrol edildiği adeta bir gümrük kapısı görevi görür. Boynumuzda yer alır ve aşağı doğru hava inerken başka bir şeyin de inmemesini sağlayan bir açılma kapanma mekanizmasıdır. Bu bölgenin içinde de ses telleri ve onu taşıyan başka oluşumlar bulunmaktadır.Gırtlak içinde bulunan kansere de gırtlak kanseri adı verilmektedir. Kanser ise, tümör, şişlik, o dokunun tahrip olduğu, yaralar yaptığı ve ölüme kadar ilerleyen bir hastalıktır. Gırtlakta böyle bir hastalık varsa buda gırtlağımızda bir tahribe yol açacaktır. Gırtlağın üç ana işlevi vardır. Birincisi nefes almamızı sağlar, ikincisi yutkunmamızı üçüncüsü ise konuşmamızı yani ses çıkarmamızı sağlar. Gırtlak kanseri, bu üç ana işlevin birisini tahrip edip çalışmaz hale getirebileceği gibi tamamını da bozabilir. Gırtlak Kanseri Nedenleri Nelerdir? Neden Gırtlak Kanseri Oluruz?Gırtlak kanseri erkeklerde daha sık görülen bir hastalıktır. Fakat son yıllarda kadınlarda da görülme sıklığı artmaya başlamıştır. Bunun nedeni ise; kadınların erkeklere oranla geçmiş yıllarda daha az sigara içerlerken, günümüzde artık neredeyse aynı sayıda belki daha da fazla sigara içmeleridir. Ayrıca kadınlarda bulunan östrojen hormonu da bu kanser türünden kadınları az da olsa korumaktadır.Geçtiğimiz 20 yılda gırtlak kanserinin kadınlarda görülme sıklığı %150 artış göstermiştir. Çevresel faktörler, beslenme alışkanlıkları, stres gibi yan nedenler olsa dahi, gırtlak kanserinin en büyük ve en önemli nedeni sigara kullanımıdır. Sigara kullanan kişilerde gırtlak kanserine yakalanma riski %25 civarındadır.Genellikle bu kanser türü 45-75 yaş aralığında ki hastalarda görülmektedir. Gırtlak Kanserinin Belirtileri Nelerdir?Ses Kısılması: 2 aydan daha fazla ses kısıklığı bu hastalığın en önemli belirtisidir. Ses bir yıl içinde 5 kere veya daha fazla kısılıyorsa ve bu kısıklık uzun süreli olup geçmiyorsa mutlaka bir hekime görünülmesi gerekmektedir. Bir ay sesimiz kısık, bir ay normalse yani bu tür dalgalanmalar sık sık yaşanıyorsa kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmeniz gerekmektedir.Boğazda Kitle Hissi ve Boyunda Şişlik: Hastalığın ileri safhalarında ortaya çıkarlar. Boynumuzun sağ tarafında 75 ve sol tarafında 75 olmak üzere toplam 150 adet lenf bezi vardır. Tümör bu lenf bezlerine etki ederek onların şişmesine neden olmaktadır. Ayrıca lokmaları yutmada zorluk ya da yutma esnasında yiyecekler istem dışı olarak nefes borunuza kaçıyorsa bu gırtlak kanserinin habercisi olabilir. Boyunda oluşan şişliklerin pek çok nedeni vardır. Ses kısıklığı ile beraber bir şişlik hissediliyorsa yada yutkunmada zorluk çekiliyorsa hekime başvurmakta fayda vardır. Ses kısılması yaşamadan da hastalık ilerleyebilir. Bu tür tek ve büyük kitlelerde de dikkatli olmak gerekmektedir.Yutma Güçlüğü: Gırtlak kanserlerinde tümör yemek borusuna yakınsa yutmada zorluk yaşanır. İlk ve en önemli belirtisi budur.Kanlı Balgam: Hasta öksürükle beraber kanlı balgam atar. Bu hastalığın en ileri seviyelerinde görülmektedir. Eğer kanlı balgam gibi bir şikayetiniz varsa en kısa sürede bir hekime görünmelisiniz.Ses Kalınlaşması: Sesimiz olduğunda daha kalın çıkıyorsa ve bu durum 2 aydan uzun bir süre devam ediyorsa bu da gırtlak kanseri belirtileri arasında yer almaktadır.Kulak Ağrısı: Nadiren olsa da kulak ağrılarınında nedeni gırtlak kanseri olabilmektedir.Gırtlak Kanseri Muayenesi Nasıldır?Gırtlak kanserleri, muayenesi ve teşhisi en kolay olan hastalıklardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda yer alan belirtilere sahip olan hastaların, ağızlarından endoskopi aracılığıyla girilerek gırtlaklarına bakılır. Orada bir kanser tümörü varsa bu kolayca görülebilir. Tedaviye başlanır.Gırtlak Kanserinde Erken Teşhisin ÖnemiTüm kanser çeşitlerinde olduğu gibi gırtlak kanserlerinde de erken teşhis önemli bir yer tutmaktadır. Erken teşhis konulduğunda yalnızca bir iki hafta içerisinde ilaçlarla ve radyo terapi ile hastalık tamamen temizlenebilmektedir. Tedaviye başlama süresi uzadıkça hastalık yayılma gösterir ve tahribat çok daha fazla olur.Gırtlak Kanseri TedavisiGırtlak kanserleri erken teşhis ile hayat kalitesi düşmeden tamamen tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ölümcül bir hastalık değildir. Fakat ilerleyen gırtlak kanserlerinde cerrahi müdahale gerekebilir. Hastalığın ilk safhalarında ilaç tedavisinin yanında radyoloji veya ışın tedavisi uygulanarak hastalık tamamen yok edilebilir. İlerleyen safhalarda gırtlağın bir kısmının alınması, ses tellerinin alınması ya da gırtlağın tamamının alınması söz konusu olabilmektedir. Gırtlağın tamamen alındığı durumlarda hastanın boynuna bir delik açılarak buradan nefes alıp vermesi sağlanır. Ağız doğrudan yemek borusuna bağlanır. Konuşma yeteneği bu durumda kaybedilir. Boyunda ki deliğe takılan protezler sayesinde hasta kısıtlı da olsa konuşur. Gırtlak kanseri protezleri 7 8 aylık süreçlerle değiştirilmesi gereken cihazlardır. Buda maliyeti yüksek bir alet olduğunda pek fazla tercih edilmemektedir.Gırtlak Kanseri AmeliyatıGırtlak kanserinde cerrahi müdahale gereken durumlarda tümörlü bölüm alınarak herhangi bir koruma bölgesine gerek duyulmadan ameliyat tamamlanmaktadır. Fakat tümör büyümüş ve gırtlağın tamamını sarmış durumdaysa; tümör hangi taraftaysa o tarafın tüm lenf bezleri de alınmak zorundadır.Hastalığın boyna yayılma riski böyle durumlarda çok fazladır. Lenf bezlerinde o an muayenede her hangi bir tümör belirtisi olmasa bile bu bezler alınarak risk ortadan kaldırılır. Eğer tek taraflıysa tek taraftaki bezler, çift taraflıysa tüm bezler alınarak ameliyat bitirilir. Bezlerin alınması sonucunda boynun incelmiş ve adeta yapışmış bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Buda estetik açıdan rahatsız edici bir görüntü olmaktadır.Ses protezleri tümörün çok ileri olmadığı durumlarda ameliyat esnasında takılabilir. Hasta ameliyattan sonra bu protez sayesinde robotik bir sesle konuşma imkanı yakalar. Fakat ameliyatı takip eden 6 ay sonrasında bu gibi protezlerin uygulanması tavsiye edilmektedir.Gırtlak kanseri hastaları, gırtlakları alındıktan sonra konuşma yetilerini kaybetmektedirler. Protez olmadan da yemek borusu konuşması yaparak konuşma imkanı olmaktadır. Bu kişinin yemek borusunu kullanarak konuşmasıdır. Hastalar kendileri antreman yaparak bu şekilde hayatlarını devam ettirebilirler.Lazerli Gırtlak Kanseri Tedavisi “Mohs“En modern ve yeni gırtlak kanseri tedavisi lazerli olarak uygulanan Mohs tekniği. Aslında bu yöntem bir süredir yurt dışında kullanılan bir tekniktir. Tekniğin ana amacı; tümörlü dokuyu mümkün olduğu kadar normal dokuyu bırakacak şekilde çıkarmak. Örnek vermek gerekirse, soğan zarını kabuk kabuk soymak gibi bir şey. Hastaya genel anestezi uygulayarak uyutuyoruz. Gırtlağından katman katman parçalar alarak ameliyat esnasında patolojiye gönderiyoruz. Eğer yolladığımız parçalarda kansere rastlanırsa bir katman daha soyarak işlemi yeniliyoruz. Böylece tümörsüz normal doku elde edilinceye kadar işlem devam ediyor. Diğer cerrahi yönteme göre; tümöre daha yakın geçilmekte fakat bu sayede de daha çok normal doku bırakılmakta. Bu sayede de ameliyat sonrasında hastalar normal seslerine çok yakın bir sese sahip oluyorlar. Daha rahat yutup daha rahat konuşabiliyorlar. Ülkemizde henüz pek fazla kullanılmamasına rağmen bir kaç cerrah bu yöntemi kullanmakta.Mohs Tekniği Kimlere Uygulanabilir ve Riskleri Nelerdir?Erken teşhis konulmuş hastalarda yapılabilecek bir yöntemdir.Hasta takiplere sürekli gelip gidebilmeli. Ameliyat sonrasında ilk bir yıl boyunca hastanın her ay muayene edilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.Takibi mümkün olmayacak yada zor olacak hastalar için önerilmemektedir.Mohs tekniğinin en önemli avantajı; dışarıdan boyunda herhangi bir kesik olmuyor. Hasta nefes alış verişini normal bir biçimde burundan ya da ağızdan sürdürebiliyor. Gırtlak kanseri olup tedavi edildiğinizi kimse anlamıyor.Mohs tekniğinin en önemli dezavantajı; uzun yıllar boyunca doktor gözetiminde oluyorsunuz. Yeniden hastalığa yakalanma riskiniz diğer cerrahi yönteme göre daha fazladır. Fakat bu risk tüm kanser türlerinde olmaktadır. Çünkü kanser metastas yani sıçrama yapabilen bir hastalıktır.
Meme Kanserini Önlemek İçin Öneriler
Ekim ayının “Meme Kanseri Bilinçlendirme Ayı” olması nedeniyle sağlık kuruluşları ve doktorlar meme kanseriyle ilgili birçok bilinçlendirme çalışmasına katılıyorlar. Küçük bir belirtide bile mutlaka hekim kontrolüne gidilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt meme kanseri riskini azaltmak için alınabilecek önlemleri ve brokolinin meme kanseri üzerindeki faydalarını anlattı.Brokoli meme kanserini önlemede etkili mi?A, C, E vitaminleri, karotin ve antioksidan bakımından zengin olan brokoli hücreleri serbest radikallere karşı koruyor ve içeriğindeki “sülforafan”la brokoli filizi tam bir panzehir görevi üstleniyor. Brokolinin tohumundan yeni çıkmış olan brokoli filizleri, erişkin bir sebzeye göre 50 kat daha fazla sülforafan taşıyor. Sülforafan maddesi kanserli hücrelerin büyümesini engellemekle birlikte onları öldürebiliyor. Yapılan klinik araştırmalarda, meme kanseri olan kadınlara brokoli, kıvırcık lahana, beyaz lahana ve karnıbahar gibi besinler verilerek, meme kanseri riskinin yüzde 50 azaltıldığı, kimilerinde ise tamamen iyileşme belirtisi gösterdiği ortaya çıkmış durumda. Ayrıca brokoli bol miktarda göğüs kanseri riskini azaltan “indole” adlı bir madde içeriyor. Bu besin göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor.Meme kanserinden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?Haftada 1-2 kez brokoli yemelisiniz. Brokoliyi iyice yıkadıktan sonra, çay, çorba, yemek ve çiğ salata olarak tüketebilirsiniz. Omega 3 doymamış yağ asitlerine sahip olan balık yağı ve arıların kovanlarını izole ettikleri propolis maddesinin de kanserle savaşta destek olabileceğini araştırmalarda görülüyor. Koruyucu ve yapay katkı maddesi ihtiva eden fabrikasyon gıdalardan, beyaz, esmer, her türlü şeker, beyaz un, rafine tuz, kızartma gibi yiyeceklerden kesinlikle kaçınmalısınız. Özellikle gebelikte tuzlama türü gıdalardan uzak durulmalı.Meme kanserini önlemede hangi vitaminler etkili?Vitaminler, radyasyona karşı savaşta önemli bir yer tutar. A, C ve E vitaminlerinin moleküler yapıları sayesinde antioksidan koruma sağladığı kanıtlandı. Bu vitaminlerin ve diğer antioksidanların yüksek miktarda alınması, pilotlar gibi yüksek irtifada çalışanları, mesleki bir tehlike olan ve radyasyonla harekete geçen kromozom hasarından korur. ACE katkıları ayrıca, astronotları yüksek radyasyon seviyelerinden korumak için ‘uzay besinleri’ olarak da öneriliyor. A vitamini, radyasyon etkilerini iyileştiriyor ve kanser hücrelerini öldürüyor. C vitamini, glutatyon gibi doğal antioksidan sistemleriyle birlikte, DNA’nın ve kromozomların, oksidatif hasardan korunmalarına yardımcı oluyor. C vitamini aynı zamanda insan kan hücrelerinin radyasyon yüzünden ölümünü de önlüyor. C ve E vitamini, serbest radikalleri etkisiz hale getiriyor. E vitamini de serbest radikalleri oluşur oluşmaz stabilize ederek toksisitelerini azaltır.Meme kanserinden korunmak için neler yapılmalı?Cep telefonu, televizyon, bilgisayar, florasan lamba, yüksek enerjili ısıtıcılar gibi radyasyon yayan cihazlardan uzak durmak ya da ölçülü kullanmak gerekiyor. Ne yazık ki, toplum olarak cep telefonu bağımlısıyız. Ancak kanser açısından bu telefonlar çok büyük risk faktörü. Cep telefonu ilk çaldığı an kesinlikle açılmamalı, yolculukta telefonu kapatmalı, yatarken de telefonu yatak odanızdan uzakta şarj etmelisiniz. Çözücüler, boyalar, mürekkepler, böcek ilaçları gibi kimyasallardan kaçınmak gerekiyor. Ayrıca kağıt ve mürekkep kartuşlarının geri dönüşümlü olmasına dikkat etmelisiniz. Evde kullanılan deterjanlar, oda spreyleri kanserojen maddeler içerdiği için kanser riskini artırıyor. Ev temizliğini sirke, limon suyu, kabartma tozu, çamaşır sodası ve zeytinyağı ile yapmanızda fayda var. Oda kokusu olarak taze doğal çiçekler veya organik çiçeklerden elde edilen saf uçucu yağlar en ideali. Leke, su tutmayan yatak örtüleri, mobilyalar, el çantaları kanserojen maddelerden oluşuyor. Hammaddesi pamuk, keten, yün ve kenevir olan elbiseleri tercih etmelisiniz. Dolaplarınızda naftalin yerine ceviz yaprağı kullanmalısınız.
Reklam
Erken Teşhisin Meme Kanserinde Hayati Önemi
Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor. Özel Sevgi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burhan Tümen kanser haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, kanserin günümüzün en önemli sağlık sorunları arasında baş sıralarda yer aldığına dikkat çekti. Özellikle kadınlarda meme kanserinin en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin ülkemizde görülme sıklığının yüzde 8 ila 10 arasında olduğuna işaret etti. Tümen, Türkiye’de meme kanserinin öneminin Avrupa’ya oranla tam olarak anlaşılamadığını ve bu nedenle de ülkemizde kadınlar arasında meme kanseri konusunda yeterince farkındalık oluşturulamadığını söyledi.Erken teşhisin meme kanserinde hayat kurtarıcı faktör olduğunu belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “Gelişen tıp nedeni ile tedavi seçenekleri artmış, erken tanı ile başarı sağlanmıştır. Erken tanı ile hastalıktan kurtulma şansı yüzde 95 civarındadır. Bu nedenle arken tanıda kendi kendine meme muayenesi tarama tetkiklerini yaptırmak, belirtileri hakkında fikir sahibi olmak, uzman doktora başvuru çok önemlidir” dedi. Erken tanı için bazı faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “15-16 yaşından sonra adetin 7 ila 10. günleri arasında ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapılmalıdır. 20-40 yaş arası kadınlar 1 ila 3 yılda bir, 40 yaş sonrasındakiler ise yılda bir genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir. 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi çektirilmelidir. Daha küçük yaşlarda meme ultrasonu idealdir” diye konuştu.25 yaşındaki kadınların 20 binde 1′inde meme kanseri görülürken, 80 yaşındaki her 8 kadından birinde meme kanseri görüldüğünü, meme kanseri vakalarının özellikle 50 yaşından sonra artış gösterdiğini ifade eden Tümen, meme kanseri için risk faktörlerini şöyle sıraladı:“Aile bireylerinden birinde özellikle birinci derecede akrabalarda over veya meme kanserinin görülmesi ile risk artmaktadır. Meme dokusu uzun süre östrojen etkisinde kalırsa risk artmaktadır. Doğurmamış, geç doğurmuş veya emzirmemişlerde ve menopoz sonrası kullanılan hormon tedavileri, aşırı kilo, yağlı beslenme, hayvansal gıdalar ile alkol ve sigara kullanımı da riski arttırmaktadır. Fiziksel aktivite riski azaltmaktadır.”MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİEn sık görülen belirtinin memede ağrısız bir kitlenin ele gelmesi olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen, meme derisinde tahrişler ya da bozulmalar; memede şişlikler, kalınlaşmalar, meme başının içeri dönmesi ve daha geç evrelerde meme cildinde portakal kabuğu manzarasının ise daha seyrek görülen belirtiler olduğunu ifade etti. Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin tanısı ve tedavi yöntemleri ile ilgili olarak da şu açıklamalarda bulundu:“Meme kanserinde doku tanısı için 1 milimetrelik bir kitlenin dahi ultrason eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi ile kısa sürede tanısı konulabilmektedir. Riski çok azdır. Hastanemizde gerek Genel Cerrahi Uzmanı gerekse Radyoloji Uzmanı tarafından bu işlem yapılmaktadır. Meme kanserinin tanı konduktan sonra hangi evrede olduğunu saptamak tedavi açısından önemlidir. 4 ana evre vardır. Doğru evreyi saptamak için karın ultrasonu veya tomografisi, akciğer ve beyin tomografisi veya MR, kemik taraması, tüm vücut kemik sintigrafisi gibi tetkikler gerekebilir. Hastalık evresi ve patoloji sonucuna göre cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, hormonal tedaviler tek başlarına veya bir arada kombine edilerek yapılabilir. Erken evrede en etkin tedavi kesinlikle cerrahi tedavidir. Bu gruptaki hastalarda kanserli doku ameliyatla tam olarak çıkarıldığında yaşam şansları en yüksek hasta grubunu oluşturmaktadır. Tümör küçük ve başlangıç evresindeyse sadece memenin küçük bir bölümünün alınması yeterli olmaktadır. İlaveten koltuk altı lenf bezelerine atlama varsa (sentinal lenf nodulü biyopsisi yapılarak) lenf nodülleri çıkarılır. Memesinin tamamı alınmayan (meme koruyucu cerrahi yapılan) hastaların büyük bir kısmına ameliyat sonrası radyoterapi verilmesi gerekir. Ameliyat sonrası tümör dokusu patolojik incelemeye gönderilir, inceleme sonucu, tümör özelliklerine bakılıp kemoterapi kararı alınır. Kemoterapi; mikroskobik düzeyde saptanamayan kanser hücrelerinin ölmesi ve nüksetmesini önlemek amacı ile yapılmaktadır. Ayrıca tümörün küçültülmesi ve tümöre bağlı şikayetlerin azaltılması ve yaşam kalitesini arttırılması için kemoterapi önerilir.”CERRAHİ MÜDAHALE OLMADAN TANI KONULABİLİYORMeme kanserinin teşhisinde herhangi bir cerrahi müdahale olmadan da tanı konulabildiği bildirildi. Özel Sevgi Hastanesi’ne meme kanseri konusunda yoğun bir müracaat olduğuna dikkat çeken Burhan Tümen muayene öncesinde hastalara meme kanseri konusunda, risk faktörleri, meme hastalıklarından korunma önerileri ve kişinin kendi kendine meme muayenesini nasıl yapacağını anlattıklarını söyledi. Op. Dr. Tümen, Özel Sevgi Hastanesi’nde meme kanseri ile ilgili yapılan tetkik ve tedavi yöntemleriyle ilgili de şu bilgileri verdi:“Radyoloji ve patoloji ve laboratuvar bölümleri ile birlikte çalışılmakta olup tanı için ince iğne aspirasyon biyopsisi ultrason eşliğinde yapılmakta. Ayrıca meme başı akıntılarında sitolojik tetkik için yayma tekniği uygulanmaktadır. Aynı gün içinde bütün tetkikler yapılıp, cerrahi müdahale olmaksızın tanı konulabilmektedir. Ayrıca operasyon anında patolojik tanı (Frozensection) ve normal patolojik takip incelemesi yapılabilmektedir. Koruyucu önlemlere dikkat. Kilo almamaya dikkat edin. Yağdan fakir gıdalar ile beslenin. Fiziksel aktivitenizi arttırın. Alkolü ve sigarayı bırakın. Hormon tedavileri ancak doktor takibinde ve kontrolünde yapılmalı, riskli durumlarda hemen kesilmeli. Aile hikayenizde meme kanseri varsa kontrollerinizi mutlaka düzenli olarak yaptırın.”Etiketler:kadın sağlığımeme kanserimeme kanseri belirtilerimeme kanseri çözümümeme kanseri erken tedavimeme kanseri erken teşhismeme kanseri hastalığımeme kanseri ile mücadelememe kanseri nasıl anlaşılırmeme kanseri nasıl geçermeme kanseri sebeplerimeme kanseri tedavisisagliksağlık haberleri
Saç ve Cilt Sağlığı için Ananas Suyu
Gerçekleştirilen araştırmalar ananas suyunun bol oranda mineral ve vitamin içerdiğini ortaya koyuyor.Ananas suyu içeriğindeki B ve C vitaminleri ile hücre kaybını ve cilt rahatsızlıklarını engelliyor. Sıcak yaz günlerinde ferahlamak için sağlıklı bir alternatif oluşturan ananas suyunun çeşitli faydaları bulunuyor. İçeriğindeki C vitamini ile güneşten zarar gören derinin yenilenmesi için gerekli kolajen oluşumuna fayda sağlayan ananas suyu, bulundurduğu mineraller ile yıpranan saç ve tırnakların da sağlığına kavuşmasına yardımcı oluyor.kaynak: 724saglik.org/beslenme-diyet
Reklam
Çanakkale'de Ebola Şüphelisi Hayatını Kaybetti
Çanakkale Boğazı'ndan geçen bir gemide rahatsızlanan ve Ebola şüphesi ile dün hastaneye kaldırılan hasta hayatını kaybetti.Kamerun'dan Tuzla Limanı'na giden “Karşıyaka” isimli Türk bandıralı kargo gemisinde rahatsızlanan ve Ebola şüphesiyle dün Çanakkale Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Yavuz Durmuş (28) gece hayatını kaybetti. Ölümüyle ilgili kesin tanı konamayan Durmuş için savcılık önce otopsi istedi. Bu arada Halk Sağlığı Müdürlüğü yetkilileri, alınan kan örneklerini Ebola şüphesi nedeniyle Ankara’ya gönderdi. Uzun bir süre kesin tanı konamayan Durmuş’un otopsisi için bugün savcı, adli tıp uzmanı ve diğer ilgili uzmanlar bir araya geldi. Kaldırıldığı hastanedeki kan tahlilleri ve diğer tetkikler en ince ayrıntısına kadar değerlendirildi ve sonunda Durmuş’a ‘sıtma’ tanısı kondu. Bununla birlikte otopsiden de vazgeçildi. Mehmet Güler
Cilt Lekelerinden Kurtulma Zamanı
Dermatoloji Uzmanı Dr. Şerafettin Saraçoğlu, güneş ışınları, deniz suyu ve diğer etkenlerin de etkisi ile cildimizde oluşan lekelerden kurtulmanın mümkün olduğunu söyledi.Dr. Şerafettin Saraçoğlu konuyla alakalı olarak yaptığı değerlendirmede, “Deri yüzeyinde gözlediğimiz kahverengi veya kırmızı her türlü lekenin tedavisinde ideal başlangıç zamanı eylül bitimi ve ekim aylarıdır. Gün ışığının yakıcı, leke yapıcı dik açılı etkili ışınları ülkemizi terk ederken aynı zamanda günlerin kısalması ve dış ortamda geçirilen sürecin kısalması sebebi ile ideal tedavi başlama zamanı sonbaharın ilk aylarıdır” dedi.Özellikle hamilelik maskesi olarak da isimlendirilen melasma, güneş lekeleri gibi sorunlarda insanlar lekenin koyulaştığı dönem olan yaz aylarında çözüm için başvurduğunu dile getiren Saraçoğlu, “gerçekte yaz aylarında bu tarz lekelerin tedavisi her türlü çabaya rağmen tam olarak kontrol altına alınamıyor...
Reklam
Cep Telefonuyla Kanser Teşhisi!
Kanser hastalığının uzun teşhis süresi gergin bekleyişlere yol açıyor. Peki ya doktora ihtiyacınız olmadan kendinizi muayene edip tanınızı kendiniz koyabilseydiniz? University of Queensland in Australia’daki araştırmacılar tam olarak bunu hedefliyor ve araştırmalarında görüş yetenekleriyle internette de ünlü olan mantis karidesinden ilham alıyorlar.Mantis karidesleri görmek için insanlardan çok farklı bir yol kullanıyorlar. İnsanlar renklerdeki farklı tonlar ve kontrastlar ile etraflarındaki dünyayı görebilirken mantis karideslerinin birleşik gözleri polarize ışığı görmelerine olanak sağlıyor ve bu yetenekleri ile avlanıyorlar. Polarize ışık da kanser hücrelerinden normal hücrelerden yansıyor. Günümüzde polarize ışığı kanser hücrelerine tutarak tanı koyan cihazlar mevcut ancak bunlar çok büyük ve pahalılar. İşte araştırmacılar bu cihazın biraz daha geliştirildiği takdirde cep telefonlarına entegre olabilecek boyutlarda küçük ve ucuz alternatifleri üzerinde çalışmaya başlamışlar bile. İlk prototipleri başarıyla çalışan ürünler şüphesiz tamamlandığında Apple gibi teknolojinin bir sonraki patlama alanının sağlık olduğunu düşünen şirketler için oldukça kıymetli olacaktır.
Sağlık Bakanlığı Raporuna Göre Ankara'nın Suyunda Değerler Uygunsuz, Klor Yetersiz
Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı'nın, Ankara'da içme suyundan kaynaklanan sorunların giderilmediğini belirterek, 'yapılan uyarılara rağmen görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını' istediği ortaya çıktı.Ankara’da içme-kullanma sularından kaynaklanan hastalıkların giderek daha çok görüldüğü iddialarına karşın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek kameralar karşısına geçerek şebeke suyundan içmiş ve Ankara’da musluklardan akan suyun hiçbir risk taşımadığını söylemişti. Ancak, Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı’nın, Ankara’daki içme ve kullanma suyundan kaynaklanan sorunların giderilemediği ve bu konuda “yapılan uyarılara rağmen görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını” istediği ortaya çıktı.Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk’ün haberine göre, Türkiye Halk sağlığı Kurumu Başkanı Prof. Dr. Seçil Özkan imzasıyla 19 Eylül 2014 tarihinde Ankara Valiliği’ne gönderilen ve Valilik’teki evrak bürosuna 22 Eylül’de giren yazıda Ankara’da kullanılan sudan kaynaklanan hastalıkların arttığına dikkat çekiliyor.DEĞERLER UYGUNSUZ, KLOR YETERSİZProf. Dr. Seçil Özkan, yazısında Temel Sağlık İstatistikleri Modülünden alınan verilere göre Ankara’da sudan kaynaklanan ani olarak ortaya çıkan ishal ve karın ağrısı (Akut Gastroenterit) vakalarında ortalamanın çok üzerinde artış olduğunun saptandığını belirterek şöyle devam ediyor:“Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından yapılan içme- kullanma suyu kalitesi izleme çalışmaları kapsamında 2014 yılında alınan su numunelerinde Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı, Sincan ve Şereflikoçhisar ilçelerine ait içme- kullanma sularında demir, nitrat, alüminyum, arsenik, c. perfringens, enterokok, eschcrichia coli ve koliform bakteri parametreleri yönünden İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelikte belirtilen sınır değerlere göre uygunsuzluk bulunduğu, serbest klor düzeylerinin ise yetersiz olduğu tespit edilmiştir.”Prof. Dr. Özkan, İl Özel İdaresi ve ilgili belediye başkanlıklarının “uygunsuzluk” bulunan içme-kullanma sularının İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilmesi yönünde defalarca uyarılmasına rağmen her hangi bir iyileştirmenin yapılmadığı saptandığını belirtti ve şöyle devam etti:“Kurumumuzun 2014/ 25 sayılı genelgesiyle yapılan uyarılara rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması durumda başkanlığımızca ilgililer hakkında Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulacak ve suda tespit edilen uygunsuzluk durumları kamuoyu ile paylaşılabilecektir.Halka sağlıklı ve güvenli su sağlanması için suyun kaynağında, depoda ve şebekede her türlü kirliliğe karşı korunması son derece önemlidir. Sularda c.perfringens, enterokok, eschcrichia coli ve Koliform bakteri varlığı, yetersiz klorlamanın da etkisiyle insan sağlığı üzerinde potansiyel tehlike oluşturmaktadır.”SORUMLULARA SON UYARIAnkara’da sağlıkla ilgili sivil toplum kuruluşlarının sudan kaynaklanan rahatsızlıklarla ilgili uyarılarının dikkate almayan Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili diğer kişilerle ilgili Kurum Başkanı Seçil Özkan şu uyarıda bulundu:“Bu itibarla; halk sağlığının korunması ve muhtemel sağlık risklerinin önlenmesi, içme kullanma suyundaki bahse konu uygunsuzluk ve yetersizliklerin acilen giderilmesi için kirletici odakların belirlenerek kontaminasyonun (kirlilik) önlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınması, dezenfeksiyon işlemlerinin yapılarak serbest klor düzeyinin yeterli seviyede tutulması ve sürekliliğin sağlanması, yapılan uyarılara rağmen görev ve sorumluluğunu yerine getirmeyenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılması hususunda; bilgilerini ve gereğini rica ederim.”'Sağlık Bakanlığı da mı ideolojik?'CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka da Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, bir örneğini gazetecilere dağıttığı bu yazıyı okudu ve şunları söyledi:“Melih Gökçek beni ideolojik olmakla suçlamıştı. Sağlık Bakanlığı da mı ideolojik? Bugün Ankaralılara 'kim yalan konuşuyor?' diye sorsanız; koro halinde 'Gökçek' diye yanıt verirler.' dedi. Bir Roma atasözünde 'Kurt kulaklarından yakalanır' denildiğini belirten Nazlıaka, 'Melih Gökçek kulaklarından yakalanmıştır.'Bakan Müezzinoğlu'ndan su tartışmalarına yanıtDiğer taraftan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından illere gönderilen içme-kullanma suyu ile ilgili yazıda yer alan uyarılar hakkında, 'Burada ideolojik olarak veya çatışma kültürü olarak Ankara Büyükşehir Belediyesinin suyunun merkeze alınmasını doğru bulmuyorum' dedi. Müezzinoğlu, şöyle devam etti:'Halk Sağlığı Kurumunun Ankara, Eskişehir, Tekirdağ valiliklerine gönderdiği benzer yazıların veya Antalya ve diğer mücavir alanı son 30 Mart seçimleriyle, büyük illerimizde mücavir alana geçenlerde bu anlamda taşra denilen uç veya oralardaki köylerin bağlı olduğu yerlerdeki noktalarımıza birçok büyükşehir belediyemizin sunumunda sorunları olduğunu ve bu sorunlar nedeniyle yalnız Ankara'ya değil tamamına yazılar gönderdiğimizi belirtmek isterim. Burada ideolojik olarak veya çatışma kültürü olarak Ankara Büyükşehir Belediyesinin suyunun merkeze alınmasını doğru bulmuyorum.''Türkiye genelinde şu veya bu siyasi partinin yönettiği belediyenin, bizim açımızdan kim olduğu önemli değil. Vatandaşa sunulan suyun kalitesi ve standardında tedbir alınması gerekiyorsa, bunun İzmir Belediyesi olmasıyla Ankara Büyükşehir Belediyesi olması arasında bizim değerlendirmemizde halk sağlığı açısından hiçbir fark yoktur' diyen Müezzinoğlu, 'Bu yazıların, Eskişehir ve Tekirdağ'a da gitmiş olduğu halde yalnız Ankara'yı gündeme getirenleri de açıkçası kamuoyunun takdirine bırakıyorum' dedi.Posta ve AA 
Reklam
Hamilelikte Şeker
Anne adayları gebelik süresince pek çok rahatsızlık yaşama riskine sahiptir. 'Hamilelikte Şeker' de (Diyabet) yaşanabilecek sorunlardan bir tanesidir. Şeker hamilelikle beraber ortaya çıkabileceği gibi, anne adaylarının gebelik öncesinde de şeker rahatsızlıkları olabilir. Her iki durum da mutlaka doktor kontrolü ve tedavi gerekmektedir.Şeker hastalığı kabaca, pankreastan insilün denilen maddenin normalden az salınması sebebi ile oluşan metabolik bir rahatsızlıktır. 1970 li yıllarda şeker hastası bayanların gebe kalmamaları tavsiye edildirdi, oysa günümüzde tedavi ve tanı aşamalarında kaydedilen gelişmelerle beraber kısmende olsa bu sorun giderilmiştir. Diyabetle komplike gebeliklerde konjenital anomali görülmesi ve komplikasyon gelişmesi normal gebeliklere göre daha fazladır.Gebelikteki Fizyolojik Değişiklikler Glikoz (şeker) metabolizması gebelikte önemli ölçüde değişiklik gösterir. Açlık glikoz seviyeleri düşüktür, yemek ya da glikoz yüklemesini takiben ise, gebelik dışı değerlerle karşılaştırıldığında yüksektir. Glikoz toleransı gebeliğin ilerlemesi ile prgoresif olarak düşer. Normal kadınlar gebelik esnasında iki kat insülin üretirler, diyabetik olanların ise insülin gereksinimleri artar. Gebelikte glikoz için renal eşik değeri düştüğünden, idrar örneklerinde birçok kadında glikozüri (idrarda şeker çıkması) tespit edilebilir. GDM genellikle asemptomatiktir, (bulgu vermez) ve 2.trimesterde (gebeliğin ikinci 3 aylık döneminde) karbonhidrat metabolizması ve insülin duyarlılığında değişikliklerle tetkiklenerek ortaya çıkar. GDM rutin biyokimyasal taramalarda teşhis edilebilir. İntrauterin ölüm (anne karnında bebek ölümü) ya da makrozomik bebek doğumunu takiben yapılan biyokimyasal testlerle de teşhis edilebilir. Daha önceden GDM geçiren kadınlar, ailevi diyabet öyküsü olan kadınlar, obez (aşırı kilolu) ve yaşlı kadınlarda GDM görülme olasılığı daha sıktır.Önceden var olan diyabetten farklı olarak GDM’de konjenital anomali risk oranında artış yoktur.GDM preeklampsi (gebelikte tansiyon yüksekliği, ödem ve idrarda protein çıkışı ile seyreden klinik durum) risk artışı ile birlikte seyreder.Gebelik ilerledikçe glikoz toleransı daha fazla bozulduğundan, gebeliğin ileri dönemlerinde tarama yapılır.50gr glikoz tolerans testi bütün kadınlarda 26-28. gebelik haftalarında tarama için kullanılır. Tarama testi pozitif olan kadınlarda GDM tanısında kesin kriterleri olan 100gr oral glikoz tolerans testi yapılır.Öncelikle gebelik haftası ve gebenin kilosuna göre günlük kalori hesaplanır.Bu toplam kalori belli oranlarda karbonhidrat, protein ve yağ olarak 3 bölüme ayrılır. Ana ve ara öğünlerde alması gereken yüzdelerle diyet regülasyonu yapılır. Bu planlama kadın doğum doktoru ve tecrübeli bir diyetisyen tarafından yapılmalıdır. Düzenli günlük egzersizler yapılması önerilir. Diyet ve egzersiz ile kontrol edilemeyen durumlarda ise hemen insülin tedavisine başlanır.
Emma Watson BM'de Yüzlerine Haykırdı
Geçtiğimiz günlerde İcloud hesabıyla ilgili sahte haberlerle gündeme gelen Emma Watson Birleşmiş Milletler Kadın Elçisi olarak ilk büyük konuşmasını New York’ta üye ülkelerin devlet başkanlarına gerçekleştirdi. Dünyadaki cinsiyet eşitsizliğine vurgu yapan Watson bu durumu değiştirecek toplumsal bir kampanya başlatacaklarını bildirdi. “HeForShe“ (Kadın İçin Erkek) isimli kampanya hakkında bilgi veren genç yıldız’ın konuşmasının tamamı ise şöyle;“Bugün bir kampanya başlatıyoruz adı; ‘Kadın İçin Erkek’Bu BM çapında türünün ilk büyük kampanyası olacak. Bunu denemek ve gerçekleştiğini görmek istiyoruz. Bu konuda sadece konuşmak değil bugün somut adımlar atıldığını görmek ve çalışmalar yapıldığından emin olmak istiyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği hakkında herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğine inanıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu olmak için mümkün olduğunca çok sayıda erkekten yardım istiyoruz. Size elimizi uzatıyoruz çünkü yardıma ihtiyacımız var. Altı ay önce BM Kadın İyi Niyet Elçisi olarak atandım. Beni buraya atayanlar cinsiyet eşitliği savunuculuğundan daha çok feminist biri olduğumu anlamışlardır. Çünkü bu konuda çok konuştum.Bu konuşma için, feminizmin tanımını yapmak zorundayım: ‘Kadınlar ve erkeklerin her kulvarda eşit haklara ve fırsatlara sahip olması inancıdır. Feminizm, cinsiyetlerin siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitlik teorisinden başka bir şey değildir. Feminizm erkekten nefret etmek demek değildir.’ Ve Feminist Olmaya Karar Verdim;Sekiz yaşındayken anneme ne zaman cinsiyete dayalı sorular sorsam buna şaşırarak ve otoriter bir şekilde cevap veriyordu. Ancak aynı şeyin erkek çocuklarda yaşanmadığını gördüm.14 yaşıma bastığımda basının bazı unsurları tarafından cinsel bir obje olarak görülmeye başlandım.15 yaşımda sevgilim spor takımlarının dışında bırakıldı. Onu görmemi istemiyorlardı çünkü biraz kaslıydı. 18 olduğumda erkek arkadaşıma duygularımı ifade edemiyordum.Ve artık feminist olmaya karar vermiştim. Bu benim için çok basit bir karardı. Ama yaptığım araştırmalar bana feminizmin sevilmeyen bir kelime haline geldiğini gösterdi.Size göre görünüş ve ifadeleri çirkin, çok güçlü, çok agresif, dünyadan izole, anti-erkek ve asosyal olarak görülen kadınların saflarında buluyorum kendimi.Neden bu kelime böyle rahatsız edici bir anlam taşıyor ?Cinsiyet Eşitliği Erkeklerin de Bizim Kadar İhtiyaç Duyduğu Bir Şey,1997 yılında, Hilary Clinton, kadın hakları konusunda Pekin’de bir konuşma yaptı. Ne yazık ki onun değiştirmek istediği birçok şey bugün hala gerçekliliğini koruyor. Ne yazık ki sadece bu konuyla ilgili konuşmaya davet edildiğinizde konuyu çözmüş olmuyorsunuz. Onu (Hilary Clinton) dinleyenlerin sadece %30’u erkekti. Bu şekilde nasıl dünyadaki değişimi etkileyecek ve birlikte harekete geçmek için hazır olabileceğiz?Erkeklere sesleniyorum; Size resmi davetle bu fırsatı sunuyorum. Unutmayın ki cinsiyet eşitliği sizin de ihtiyacınız olduğu bir konundur.İngiltere’de hemcinslerine oranla daha az maço görünme korkusuyla yardım istemeye çekinen akıl hastalığı eşiğinde, muzdarip genç erkekler gördüm 20-49 yaş arasındaki erkeklerin nasıl katil olduğunu, ve yüklendikleri hayat şartları yüzünden genç yaşta nasıl kanser ve koroner kalp hastalığına yakalandıklarını gördüm. Üzerlerine yüklenen misyonu başaramadıkları duygusuyla bu çarpık toplum tarafından kırılgan ve güvensiz hale getirilen erkekleri gördüm. Bugün bizim ne kadarsa erkeklerin de o kadar cinsiyet eşitliğine ihtiyacı olduklarını biliyorum. Ve ben erkeklerin üstüne yapışan bu ağır yükü bir kız kardeş, bir abla, bir anne olarak beraber sırtlayalım diyorum.Bu Harry Poter Kızı Burada Ne Yapıyor ?Bu Harry Potter kız kim oluyor da BM sahnesinden bize ahkam kesiyor? diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu iyi bir soru olurdu. İnanın bana bende kandime aynı şeyi soruyorum. Burada olmak için o kadar niteliklere sahip biri miyim bilmiyorum. Ancak tüm bildiğim bu sorunun çözülmeye muhtaç olmasıdır. Ve ben daha iyisini yapmak istiyorum.Eğer şimdi eşitliğe inanıyorsan, işte ben daha önce bahsedilen o feminist kızım.Düşüncelerini değiştirebildiysem seni burada alkışlıyorum.Bu hareketin birleştirici olduğu kadar isminin de birleştirici olması gerekiyor. Bu nedenle “HeForShe” (Kadın İçin Erkek) diyoruz. Seni, konuşmak kadar görmek ve bize bir adım atman için davet ediyorum. Kendine sor, şimdi değil de ne zaman ?Teşekkür ederim.”
Reklam
İlaçlı Stent Ücretini Artık SGK Karşılayacak
Danıştay 15. Dairesi, Sağlık Uygulama Tebliği'ndeki 'ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresini hukuka aykırı bularak iptal etti.Danıştay 15. Dairesi'nden kalp hastaları lehine bir karar çıktı. Daire, Sağlık Uygulama Tebliği'ndeki 'ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresini hukuka aykırı bularak iptal etti.İzmir Barosu üyesi avukat Cem Durdu, yaptığı açıklamada, 2010 yılında Dokuz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan anjiyo operasyonu ile kroner arter darlığının saptanan müvekkili Hüseyin Durdu'ya ilaç salımlı kroner stent takıldığını belirtti.SGK'dan emekli olan müvekkilinin SGK'nın ödeme yapmadığı için bu stent bedelini kendisinin ödediğini dile getiren Durdu, açıklamada şu görüşlere yer verdi:'SGK'nın bu uygulamasının TC Anayasasının Sosyal Devlet ilkesine, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Siğortası Yasasına aykırı olduğunu ileri sürerek, ilgili tebliğin 7.1. Maddenin 18. fıkrasında yer alan '...ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresinin iptali için Danıştay'a dava açılmıştır. Danıştay 15. Daire tarafından yapılan yargılama sonunda, davanın kabulü ile Sağlık Uygulama Tebliğinin 7.1. Maddesinin 18. fıkrasındaki '...ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresi hukuka aykırı görülerek iptaline karar verilmiştir. Bundan böyle, ilaç salımlı kroner stent bedelleri yargı kararı uyarınca SGK tarafından ödenecektir.' AA
İnsan Beyni 40 Yaşından Sonra Küçülüyor
Yapılan araştırmaya göre 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildiStanford Üniversitesi’nin araştırmasını kaynak gösteren Naked Science tarafından geçilen haberde, 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildi. Araştırmalarını beynin farklı bölgelerinde bulunan beyaz madde miktarını esas almak suretiyle gerçekleştiren bilim insanları, 7-85 yaş grubunda bulunan 100’den fazla kişinin beynini MR ile inceledi.Farklı sonuçların elde edildiği araştırmada, bazı temel prensiplerin varlığı da belirlenmiş oldu. Buna göre, beyindeki beyaz madde miktarı sadece aynı yaş grubuna mensup insanlar arasında karşılaştırılmaya tabi tutulabiliyor ve en yüksek seviyesine de 30 ila 50 yaş aralığında ulaşıyor. İleriki evrede ise giderek azalmaya başlıyor.Rusya'nın Sesi tarafından aktarılan araştırmaya göre beyaz madde miktarı hususunda beynin faklı bölgeleri de birbirinden farklı reaksiyonlar gösteriyor. Örneğin, yaş ilerledikçe beynin öğrenmeden sorumlu olan bölgesindeki beyaz madde miktarı artarken, hareket ve kontrolden sorumlu bölgede ise yaşlanmayla birlikte ciddi miktarda azalıyor.Uzmanlar söz konusu araştırmanın önemli pratik yararlar sağlayacağı hususunda hemfikir. Buna göre, belirli yaş grubuna mensup kişilerin beyinlerinde bulunan beyaz madde miktarının bilinmesi sayesinde birtakım hastalıklar önceden önlenebilecek.Birgün
İthal İlaçlar Bozuldu, Bakanlık Soruşturma Açtı, İlaçlar İmha Edildi
Türkiye’de ruhsatı olmadığı için ithal edilen ilaçların yıllık cirosu 1 milyar TLCHP bakana sordu: Kargoyla ilaç gönderme devri mi başlıyor?Eşdeğer ilaç fiyatı yüzde 120 mi artıracak?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Türkiye’de ruhsatı bulunmayan ancak tedavi için zorunlu olduğu gerekçesiyle Türk Eczacılar Birliği (TEB) ve Sağlık Bakanlığı protokolüyle getirilen ilaçların uygun saklanmadıkları gerekçesiyle bozulduğunu ve bakanlık müfettişlerinin raporu doğrultusunda bu ilaçların imha edilmeleri kararı alındığını açıkladı. Bu ilaçların yıllık 1 milyar TL ciroya ulaştığını belirten Oran, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na, “İmha edilen ilaçlardan hastalara verilenler oldu mu kendilerini uyardınız mı? TEB’in yeni uygulamasıyla kargoyla ilaç gönderme devri mi başlıyor? Neden eczacıları devre dışı bırakıyorsunuz?” diye sordu.Bakanlık TEB ve SGK ile bu ilaçları yurtdışından getirtiyorSağlıkla ilgili bomba iddiayı TBMM’ye sunduğu soru önergesiyle gündeme getiren CHP’li Umut Oran, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sorulara yanıt vermesini istedi. Sağlık Bakanlığı’nın, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türk Eczacılar Birliği (TEB) ile yaptığı anlaşma gereğince, Türkiye’de bulunmayan ya da ruhsatı olmayan ilaçlar TEB aracılığıyla yurt dışından temin edilerek hastaya ulaştırıldığını anımsatan Umut Oran, Sağlık Bakanı’na şu soruları yöneltti:Bu ilaçların yıllık cirosu 1 milyar TL’ye mi ulaştı?- Söz konusu ilaçları hangi şirket/şirketler, ecza deposu aracılığıyla yurt dışından temin etmektedir? Son 10 yıl içinde bu iş için hangi şirketlerden yararlanılmıştır, bu şirketlerin tam adları, ticari unvanları nedir?- Bu ilaçlarda kâr marjı nedir, bu işten kimler, hangi kurumlar para kazanmakta mıdır? Bu ilaçların yıllık cirosunun 1 milyar TL’ye ulaştığı bilgisi doğru mudur?18 firma daha izin aldı- Türkiye’de ruhsatı olmadığı için yurt dışından ilaç ithal edilmesi amacıyla 18 firmanın bakanlığınızdan izin aldığı bilgisi doğru mudur, bu şirketlerin isimleri, ticari unvanları nedir?Bozulduğu için imhasına karar verildi- Bu ilaçları yurt dışından getiren şirket/şirketler hakkında bakanlığınızın yürüttüğü herhangi bir soruşturma var mıdır, varsa sonucu ne olmuştur, verilen ceza var mıdır, bu cezalar nelerdir?- Bu şekilde yurtdışından getirilen ancak saklanma koşullarına uygun olmadığı için bakanlık müfettişlerinizce bu ilaçların imha edilmeleri kararı alındığı duyumu doğru mudur? İmhası istenen söz konusu ilaçlarla ilgili olarak kapsamlı bir soruşturma yaptınız mı, yaptıysanız sonucu ne olmuştur? Bu ilaçların isimleri nelerdir?- Bakanlık soruşturması sonrasında firma hatasından kaynaklanan durum nedeniyle başka firmalara ithal ilaç dağıtım izni verdiniz mi, verecek misiniz?Bozulan ilaçlar hastalara verildi mi, kendilerini uyardınız mı?- Saklama koşulları uygun olmadığı saptanan söz konusu ilaçlardan hastalara verilenler var mıdır? Bu hastalara tek tek ulaşılıp bu ilaçların kullanılmaması gerektiği uyarısı yapıldı mı, bu ilaçlar kullanıldıysa ne tür tedavi önlemleri aldınız? Söz konusu firma tarafından getirilen başka (anlaşma dışı) ilaçlar da var mıdır?- Anlaşma kapsamındaki/dışındaki bu ilaçların yurt dışından getirilmesi ve saklanmasında gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı nasıl kontrol edilebiliyor? Bakanlık hangi aşamada bu ilaçlara doğrudan müdahil olabilmektedir?Eczacılar neden devre dışı?- Bu şekilde ilaç getirtilmesi işleminde eczaneler neden devre dışı bırakılıyor? 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanununun EK 7’nci maddesinde bir düzenleme yapmak suretiyle bu işlemlerin doğrudan eczaneler vasıtasıyla yapılması sağlanamaz mı?Eczacıya neden brüt yüzde 6 verilecek?- TEB’in son uygulamasıyla irtibat noktasına çevrilmesine rağmen eczanelerin bu işten sağlayacağı hizmet geliri için net bir meblağ yazmak yerine, neden brüt yüzde 6 gibi muğlak bir ifade yer aldı?  Yüzde 6’lık hizmet bedelinden kesilecek olan masraf kalemleri ayrı ayrı olarak nedir ve oransal olarak ne kadarı kesilecektir? Eczacılar bu işlemden ne kadar net ücret alacaklardır?Kargoyla ilaç gönderme mi başlıyor?- Bürokratik işlemlerinin 24 bin eczane tarafından yapılacağı bu yeni ithal ilaç uygulaması, “kargoyla ilaç gönderme” gibi tehlikeli bir uygulamayı yaşama geçiriyor mu? Dev ilaç firmaları bundan böyle Türkiye’de hastalara kargoyla ilaç göndermeye mi başlayacak?Kargoda ‘soğuk zincir’ nasıl sağlanacak?- Kargoyla ilaç göndermede “soğuk zincir” nasıl uygulanacak, ilaçların kargoda taşınması sırasında bozulmaması nasıl sağlanacak?Eşdeğer ilaç fiyatı yüzde 120 mi artıracak?- Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 1 Ekim 2014’den itibaren geçerli olmak üzere Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) eşdeğer ilaç uygulaması için yeni bir fiyat hesaplaması getirdi. Mide, antibiyotik, kalp, tansiyon, hepatit b, astım gibi tedavi gruplarındaki ilaçlar için hastalar bundan sonra daha fazla ilaç fiyat farkı ödeyecek. 15 etken madde ile başlayacak olan bu uygulamanın kısa bir süre sonra tüm ilaçları kapsayacağı belirtilmektedir. SGK’nın belirlediği 15 eşdeğer grupta toplam 218 ilaç bulunduğu belirtilmesi karşısında bu uygulamanın genişletileceği bilgisi doğru mudur? SGK bu uygulama için bakanlığınıza danıştı mı? SGK’ya tabi hastalar yüzde kaç fiyat farkı ödeyecek? Hastanın reçeteli ilacı için ödeyeceği fiyat farkının yüzde 20 ila yüzde 120 arasında artacağı bilgisi doğru mudur? SGK’nın bu uygulaması kalp, tansiyon, hepatit b, astım gibi kronik rahatsızlıklarda vatandaşların tedavilerinde ihmale yol açmayacak mı?SUT tedaviyi vurmayacak mı?- SGK’nın bu uygulaması kalp, tansiyon, hepatit b, astım gibi kronik rahatsızlıklarda vatandaşların tedavilerinde ihmale yol açmayacak mı?
Reklam