onedio
Diyet Hataları Yüzünden Yerinizde Saymayın!
1-Daha az yersem daha fazla kilo veririm diyerek öğün atlamak Sağlıklı bir zayıflama diyeti ortalama 5-6 öğünden oluşur. Sık sık beslenmek şekeri düzenlerken, metabolizmanın çalışmasını da sağlar ve açlığınızı kontrol etmenize yardımcı olur. Yemezsem daha çok kilo veririm diye atladığınız öğün tüm bu dengeleri bozduğu için kilo vermenizi sağlamaz. Tam tersine kilo vermenize engel olur ve şeker dengenizi bozar, bir sonraki öğüne aç başladığınız için de porsiyon kontrolünü yapmanıza engel olur.2-Öğünde belirtilen besinlerin eksik tüketilmesi Diyet yapan bireyler, zaman zaman yazılan programdaki besinleri eksik tüketir. En sık rastladığımız örnekleri; ekmeğimi yemezsem daha çok kilo veririm ya da şimdi kim uğraşacak salata yapmaya şeklindeki üşengeçliklerdir. Oysa öğünde yazılan her besinin bir amacı vardır. Salata yemek, yeme hızınızı düşürürken besinlerin mideden geçişini yavaşlatarak daha uzun süre tok kalmanızı sağlar. Ekmek ise kan şekerinizi dengede tutar. Öğündeki besinlerin hepsini yemediğiniz zaman hem besin öğeleri yetersiz bir beslenme planınız olur hem de kontrol edemediğiniz açlık sıkıntıları meydana gelir.3-Yeterli miktarda su içmemek Su yerine içilebilecek pek çok içecek varken su içmek bazılarına zor veya sevimsiz gelebilir. Su dışındaki pek çok içeceğin kalorisi yüksek veya kafein içeriği vardır. Enerjisi olan içecekler ise kalori alımınızı artırır. Kafein ise vücudumuza gerekli suyu sağlamaz hatta tam tersine gerekli suyun atılmasına neden olur. İster zayıflama diyetinde olun isterse kilonuzu koruma diyetinde vücudumuz sürekli su kaybeder, bu suyu yerine koymamız gerekir. Açlık hissi susama hissiyle sıklıkla karıştırılır. Su içmek bu nedenle de önemlidir.4-Düşük kalorili veya light besin diyerek yenilen miktarı abartmak Ürünün üzerinde düşük kalorili, az yağlı veya light yazıyor olması hiç kalori içermediği anlamına gelmez. Enerjisi düşürülmüş bir besindir ya da enerjisi daha azdır ama enerjisi yok değildir. Enerjisi diğer bisküvilere göre yüzde 30 azaltılmış 6-8 adet diyet bisküvi yediğinizde 3-4 adet diyet olmayan üründeki kaloriyi alırsınız.5-Değiştirilen ölçüler Diyette en sık yapılan hatalardan biri de miktarlar konusunda kendinizi kandırmaktır. Diyetisyeniniz 1 dilim karpuz dediğinde 3-4 parmak kalınlığında bir karpuzu anlatıyordur. 6-7 kaşık derken muhtemelen anlattığı çorba kaşığıdır, servis kaşığı değildir. Günde 1-2 tane kahve içebilirsin derken kremalı ve şuruplu kahvelerden bahsetmiyordur; bahsi geçen sade ve kremasız bir kahvedir. Miktarlar konusunda kendinizi aldatırsanız diyetinizin sonu hüsran olur.6-İkramlar konusunda hassas olun “Öğlen yemeğinden sonra iş yerinde doğumgünü kutlaması vardı incecik bir dilim pasta yedim, akşamda çocuğum dondurma yiyordu 1 kaşık ancak aldım, oturup kaseyle yemedim” demeyin. İkramların hepsini kabul etmeye başladığınızda gözünüze az gelen bu miktarların toplamı gün sonunda aldığınız kaloriyi artırır.7-“Bugün değil yarın, yarın değil öbür gün yürürüm” : Oturduğunuz yerden kilo vermek bir hayal ürünüdür. Hareket etmek, yaktığınız kaloriyi artırır ve zayıflama sırasında kas kütlesinin korunmasına yardımcı olur. Aldığınız kaloriyi azaltmanın dışında mutlaka yaktığınız enerjiyi artırmanız gerekir. Bunun da tek yolu hareket etmektir. Üşenmeyin; yürüyün, dans edin, yüzün ve merdivenleri tercih edin ama mutlaka hareket edin.8-Bağırsaklarım fazla çalışırsa daha fazla kilo veriririm Bağırsaklarınızın düzenli çalışması elbette ki önemli ancak gereğinden fazla çalışması değil normal olarak çalışması gerekir. Sıvı kaybettiğiniz için bağırsaklarınızın fazla çalışması geçici kilo kaybına neden olur. Bağırsaklarınızı fazla çalıştırmak için kullandığınız çayların, laksatif ilaçların ve hatta lavmanın vücudunuza zarar vereceğini unutmayın.9-Diyet yaparken kulaklarınızı sadece doğru bilgiye açın Hepimizin başına gelmiştir, diyet yapıyorsanız illa çevrenizden müdahale olur. “Sen neden bu çayı içmiyorsun, diyette karpuz yenir mi onun enerjisi çok, sabah sabah ekmek mi yiyorsun hayatta kilo veremezsin”. Maalesef beslenmeyle ilgili olsun veya olmasın herkesin bu konuda söyleyecek bir lafı vardır. Ancak beslenme bir bilimdir ve kişiye özeldir. Beslenmeyle ilgili olarak doğru kaynaktan bilgi alın ve kulaklarınızı yanlış bilgiye kapatın.10-Öğün saatleri planlamanız yaşamınıza uygun olmalıdır Beslenmeniz size özeldir, saatleriniz sizin hayatınıza uygun olmalıdır. Saat 18’den sonra yemek yemeyip saat 21’de açlıkla başetmeye çalışmak sağlıklı bir yöntem değildir. Akşam yemeği yatma saatinize göre düzenlenebilir. Geç yatıyorsanız geç bir akşam yemeği yiyebilirsiniz.
'Türkiye Ebola Salgınına Hazır mı?'
Batı Afrika'yı etkisi altına alan ebola salgını tüm hızıyla yayılırken, Türkiye bu salgına karşı önlemlerini almak konusunda ağır davranmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi, tatil heyecanı derken hayati konuları ıskalayan Hükümet, Ebola şüphesi ile Atatürk Havalimanı'nda karantina (!) altına alınan yolcunun, karantina protokellerine aykırı biçimde sedyeyle hastaneye taşınması sırasında ne kadar hazırlıksız olduğunu gözler önüne serdi. Türkiye'nin sınır kapılarından Suriyeli ve diğer mültecilerin, kaçakçıların da ne kadar kolay ve kontrolsüz girdikleri göz önünde bulundurulunca Ebola'nın Türkiye için gerçek bir tehdit olma ihtimalinin yüksek olduğu gözler önüne serilmektedir. CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal; çok geç olmadan gerekli önlemlerin alınması adına Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'na verdiği soru önergesinde şu soruları sordu;  1-      Batı Afrika'yı etkisi altına alan ebola salgını, tüm hızıyla yayılırken ebola virüsü hakkında gerekli araştırma yapılmış mıdır? 2-      Ebola virüsü ile ilgili olarak herhangi bir önlem alınmış mıdır? Önlem alınmadıysa bunun hukuki gerekçesi nedir? 3-      Ebola virüsü ve gündemde olan ebola salgını hakkında toplumun bilinçlendirilmesi ile ilgili bir çalışma yapıldı mı? Çalışma yapıldı ise, hastalığın nedenleri, bulaşma şekli, belirtileri ve yapılması gerekenler hakkında kapsamlı ve ayrıntılı bir çalışma ortaya konabilmiş midir? Toplumu bilinçlendirmek amacıyla herhangi bir çalışma yapılmadı ise bunun hukuki gerekçesi nedir? Yeterli bir çalışma yapılmamış olması toplum sağlığını tehlikeye atmak değil midir? 4-      Ebola virüsünün sebepleri ve tedavi yöntemleri ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmış mıdır? Virüs ile ilgili herhangi bir araştırma ve çalışma yapıldı ise bulunan sonuçlar toplumla paylaşılmış mıdır? Virüsün kaynağı ve tedavi yöntemleri ileilgili herhangi bir araştırma yapılmadı ise bunun hukuki gerekçesi nedir? Var olan bir tehlikeye karşı kayıtsız kalmak hükümetin sorumluluğunu yerine getirmemesi anlamına gelmemekte midir? 5-      Türkiye’de mevcut hastanelerde, ebola virüsü ile ilgili olası bir tehlikeye karşı gerekli ilaç ve ekipman sağlanmış mıdır? Virüs ile ilgili gerekli ilaç ve ekipman temini sağlanmadı ise bunun hukuki gerekçesi nedir? 6-      Türkiye’de mevcut hastanelerde çalışan sağlık personelleri, ebola virüsü hakkında bilgilendirilmiş midir? Sağlık personellerine virüse yakalanmış kişilere nasıl bir tedavi yöntemi uygulanacağı hakkında gerekli eğitimler verilmiş midir? 7-      Ebola salgınının ciddi boyutlara ulaştığı ülkelerden Türkiye’ye gelen vatandaşlar ile ilgili herhangi bir sağlık sorgulaması yapılmakta mıdır? Böyle bir uygulama getirilmedi ise bunun hukuki gerekçesi nedir? 8-      Türkiye’de Ebola virüsünü araştıran yetkililer Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ile koordinasyon içinde midir? Koordine bir çalışma yapılmamakta ise bunun hukuki gerekçesi nedir? 9-      Türkiye’de son zamanlarda artan mültecilerle birlikte Türkiye Ebola salgınına karşı savunmasız bir konuma düşmüş müdür? Türkiye’ye sığınan mültecilerle ilgili herhangi bir sağlık sorgusu yapılmış veya yapılmakta mıdır? 10-  Birçok ülkede ciddi boyutlara ulaşan Ebola virüsünün Türkiye’ye yansıması öngörülerek, bahse konu virüsle ilgili geliştirilmiş bir strateji planı yapılmış mıdır? Türkiye Ebola salgını tehlikesine karşı hazırlıklı mıdır? Sağlık Bakanlığı'nın bu sorulara ne yanıt vereceği merak konusu iken Tanal'ın uyarı maiyetinde sorduğu bu soruların Sağlık Bakanlığı'nı uykusundan uyandırması ve gerekli önlemlerin çok geç olmadan alınması gerekmektedir.
Kozmetik Ürünler Meme Kanseri mi Yapıyor?
Meme kanseri görülme yaşı gittikçe küçülüyor. Bu yüzden uzmanlar klinik meme muayenelerinin başlangıç yaşının 30 olmasını öneriyor. Bazı araştırmaların, kozmetik ürünler de bulunan kimyasalların kanser gelişimini tetikleyebileceğine dikkat çektiğini söyleyen, Meme Cerrahı Prof. Dr. Levhi Akın “ Meme kanseri nde erken tanı ancak düzenli kontrol ile mümkün. Ayrıca dünyada ve ülkemizde milyonlarca kadın ın kullandığı bazı kozmetik ürünler in içinde yer alan kimyasallar, vücutta östrojen ve diğer hormonları engelleyerek ya da onları taklit ederek hormonal dengeyi bozabilir. Bu yüzden kozmetik ürünler le mesafeli bir ilişki kurmak çok önemli” diyor. Prof. Dr. Akın meme kanseri ile kozmetik arasındaki olası ilişkiyi şöyle açıklıyor: “Araştırmalar bazı kimyasalların insanlarda kanser gelişimine katkıda bulunabileceğini düşündürüyor. Bu kimyasalların birçoğu vücuttaki östrojen ve diğer hormonları engelleyerek ya da onları taklit ederek vücudun hormonal dengesini bozabilir. Kozmetik ve kişisel bakım ürünleri çeşitli bileşimlerden oluşmalarına rağmen, meme kanseri ile bağlantıları araştırılan kimyasallar; birçok kozmetik ürün de koruyucu olarak sıklıkla kullanılan parabenler ( makyaj , nemlendiriciler , saç bakım ürünleri ve tıraş kremleri/jelleri ) ve oje , saç spreyindeki renkleri tutmak ve kırılganlığı azaltmak için sıklıkla kullanılan, ayrıca birçok kişisel bakım ve temizlik ürünü kokularının içinde bulunan ftalatlar’dır.”
Çil Tedavisi İçin Doğal Yöntemler
Genelde açık tenli insanların maruz kaldığı, yazın sayıları ve büyüklükleri güneş nedeniyle oldukça artan, renkleri koyulaşan çiller; özellikle yüz, dekolte ve sırt bölgesinde yoğunluk gösterir. En önemli etken maddesi güneş olduğu için hassas ciltlere sahip olanların yakıcı güneşten korunmaları gerekmektedir Çillerden kurtulmak için uzmanlar kimyasal peeling ve lazer tedavisi öneriyor. İki yöntemle de çillerinizin rengini açarak ebatlarını küçültebilirsiniz. Başarılı bir kimyasal peeling tedavisi, çillerin yoğunluğuna göre 5 ile 10 seans arası sürüyor. Lazer tedavisi ise daha erken sonuçlar elde etmenizde yardımcı olacaktır. Bunların haricinde çillerinizle evde savaşmak istiyorsanız limon suyu çillerinizin baş düşmanı olacaktır. Limon suyu çillerinizin yok olmasını sağlayacağı gibi aynı zamanda yağlı ciltler için de çok iyi bir cilt temizleyicisidir. Bir diğer yöntem ise; bir yemek kaşığı keten tohumunu kaynatın. Soğuduktan sonra çillerinizin üzerine bir pamuk yardımıyla sürün. 20 dakika cildinizde bekleyen formül çilleriniz için peeling etkisi yapacaktır. Son olarak bol su ile yüzünüzü durulayın.
Tırnak Yemeyi Önlemenin Yolları
Tırnak yemek kimilerine göre bir alışkanlık, kimilerine göreyse psikolojik sorunlarla ilişkilendirilen bir sağlık problemi. Her ne olursa olsun elleri sürekli ağıza götürmek ağız ve diş sağlığını tehdit ediyor. Ellerdeki ve tırnaklardaki çirkin görünüm de bir kadın için rahatsız edici olabiliyor. Sürekli tırnak yiyerek toplum içinde kendine güvenmeyen biri imajı çizmek de söz konusu... Tırnak yemeye son vermek istiyorsanız önerilerimize kulak verin. Takma tırnak kullanın Kozmetik mağazalarında rahatlıkla bulabileceğiniz takmak tırnaklar sizi bu dertten kurtarabilir. Takma tırnaklarla hem güzel görünen tırnaklara sahip olursunuz hem de onları yiyemediğiniz için tırnaklarınız uzamaya başlar. Daha etkili bir sonuç istiyorsanız protez tırnak yaptırabilirsiniz. Acı Oje sürün Tıpkı parlatıcı ojeye benzeyen acı oje, kötü tadıyla tırnaklarınızı yemek istediğinizde ellerinizi ağzınızdan çekmenizi sağlıyor. İki günde bir acı ojenizi tazelemeyi unutmayın. Daha caydırıcı olması için tırnaklarınıza güzel bir oje sürüp üzerine acı ojeyi sürebilirsiniz. Manikür yaptırın Kendinize bir söz verin ve tırnaklarınızı acı oje veya takmak tırnak yardımıyla uzatın. Tırnaklarınız uzadıktan sonra düzenli olarak manikür yaptırın. Güzel ojeler, tırnak süsleme vb. yemeye kıyamayacağınız tırnaklarınız olduğunda bu alışkanlığınızdan da kurtulmuş olacaksınız. Evde eldiven kullanın Evdeyken tırnak yemek daha kolaydır, bu yüzden eldiven giymek geçici de olsa caydırıcı bir yöntem olabilir. Tırnakların etrafına bant sarmak ve etrafa artık tırnak yemeyeceğinizi hatırlatacak notlar yapıştırmak etkili olabilir. Başka bir meşguliyet bulun Tırnak yemek yerine, sürekli tekrarlayan başka bir meşguliyet bulabilirsiniz. Stres topuyla oynamak yada tespih çekmek meşguliyetler tırnaklarınıza odaklanmanızı engeller.
Reklam
Anne Sütünü Artırmanın Yolları
Bebekler için en kaliteli besinin anne sütü olduğu biliniyor. Anne sütü ile beslenen bebeklerin yaşam kalitesi artıyor ve hastalıklara daha az yakalanıyorlar. Eğer sütünüzün bebeğiniz için yeterli olmadığını düşünüyor ya da kalitesini artırmak istiyorsanız bir kaç yöntemle sütünüzü artırabilirsiniz. İşte anne sütünü ve anne sütünün kalitesini artıran yollar...Psikolojik olarak emzirmeye hazırlanınKendinizi doğum gerçekleşmeden önce psikolojik olarak emzirmeye hazırlamanız önemli... Bu konuda doktorunuzdan yardım alabilir, emzirme konusunda diğer annelerle konuşup bilgi alabilirsiniz. Doğumdan hemen sonraki bir saat içerisinde bebeğinizi emzirmeye çalışın. Bu isteğinizi doğumunuzu gerçekleştiren ekibe mutlaka iletin. Sezaryenle doğum yapmış olsanız bile bebeğinizi emzirmekten çekinmeyin.Yeşil renkli bitkileri tüketinKoyu yeşil yapraklı bitkiler anne sütünün artmasında önemlidir. Salatalarınızda bol bol maydanoz, roka, dereotu ve fesleğen gibi sebzeleri kullanın. Ispanak, pazı ve semizotu gibi sebzeleri de zeytinyağında biraz kavurarak tüketebilirsiniz.Bol su içinAnne sütü için su en önemli kaynaklardan biridir. Günde 3,5 litre su tüketmek sütünüz için gerekli miktarı sağlamaya yardımcı olur. Şekersiz ya da az şekerli kompostoları da tercih edebilirsiniz. Kompostolar sıvı haricinde lif ihtiyacınızı da karşılar.Arpa tüketinArpanın şaşırtıcı bir şekilde anne sütünü artırdığı son yıllarda fark edildi. Özellikle çimlenmiş arpa suyunun büyük bir etkisi olduğu biliniyor. Yiyeceklerinizi arpayla hazırlamak da bir başka yöntem olabilir.Rezeneden faydalanınRezene tohumu ve rezene çayının anne sütünü artırdığı biliniyor. Ancak rezeneyi çok fazla kullanmak anne sütünü de kesebilir. Rezeneyi çay olarak kullanabileceğiniz gibi, biraz yağda kavurarak da kullanabilirsiniz.Yulaf ezmesi tüketinHer ne kadar bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da, yulaf ezmesinin anne sütünü artırdığı söylenmekte. Her gün biraz sütle tüketebileceğiniz bir kase yulaf anne sütünün artırmak da etkili olabilir.
'Termik Santraller Tarımın Azrail'i Oldu, Ceyhan Irmağı Kuruyor'
Elbistan Ziraat Odası Başkanı Memet Ali Bulut, Afşin-Elbistan A ve B Termik Santralleri'nde soğutma ve katma amaçlı olarak kullanılan ve Ceyhan Nehri’nden alınan suyla ilgili açıklama yaptı.Elbistan Ziraat Odası Başkanı Memet Ali Bulut, Afşin-Elbistan A ve B Termik Santralleri'nde soğutma ve katma amaçlı olarak kullanılan ve Ceyhan Nehri’nden alınan suyla ilgili açıklama yaptı. Bulut, 'Ceyhan Irmağı'ndan alınan su, hovardaca kullanılıyor ve ırmak kuruyor.' dedi.Kuraklık büyük bir coğrafyayı etkisi altına alırken, çiftçi kuraklığın sıkıntısını bu yıl çok daha derinden yaşadı. Elbistan Ovası’nda bu sıkıntıdan payına düşeni aldı ancak mevcut kaynakların iyi değerlendirilip, değerlendirilmediği tartışılmaya başlandı.Özellikle cennet ırmaklarından olan Ceyhan Nehri artık son demini yaşayan termik santrale soğutma amaçlı su alınması, bu günlerde daha fazla dikkat çekmeye başladı. Tarımla uğraşanlar, kurumaya yüz tutan Ceyhan ırmağının kaynağından su alınmasını eleştirmeye başladı.Elbistan Ziraat Odası Başkanı Mehmet Ali Bulut, özellikle şu dönemde Ceyhan’dan saniyede binlerce litre su alınmasını eleştirdi. Başkan Bulut, santrallerin tarımın Azrail’i olduğunu ifade etti. Bulut, 'Santraller, bölgenin, tarımın Azrail’i, yıllar yılı biz bu Azrail ile boğuşuyoruz. En büyük kanser hastalığı bu bölgede. Benim billur suyumu alıyor, buradan 40 kilometre uzaklıktaki yere taşıyor. Orada kullanıyor. Hatta hovardaca kullanılıyor, biliyorum. Çok büyük oranda su gidiyor santrale. Eski bir santral olduğu için buharlamayı suyla yapıyor.' diye konuştu.Bulut şunları kaydetti: 'Yeni santrallerde yapılacakları duyuyoruz. 300 litre suyla çalışacağını. Buradan mevcut santrale 700-800 litre su gidiyor. Termik santrallerinin artık dünyada kaldırılmaya başlandığı dönemi yaşıyoruz. Bakın bu bölgede güneş enerjisinden üretim yapabilirsiniz, rüzgâr enerjisinden elektrik elde edilebilir. Artık bunlara yönelmek gerekiyor. Termik santrallere tarım sektörü en başından beri karşıdır. Hatta vatandaşlar karşı. Kışın dumandan dışarı çıkılamıyor. Başımıza büyük bir bela bu santraller. Avrupa termik santralleri bırakıyor. Yazık. Ceyhan, cennet ırmaklarından biri. Dünyada şehirden doğan iki ırmaktan biri durumunda. Böyle bir inciyi kurutup bu hale getirmek vicdanlara sığmaz. Halk olarak çok duyarsızız.'Kaynak: maraşhaberi.com
Reklam
Uzun Yaşamanın 13 Formülü
Yaşamak elbette çok güzel ama nasıl? Tabi ki sağlıklı ve huzur dolu olursa. Biz mutlu olduğumuz zaman bu dünya bize cennet ve kendimizi zinde hissettiğimiz bir aşk serüveni.. Uzmanların bizim için önerdiği uzun yaşam kurallarını okuduktan sonra uygulamaya başlayanlardan güzel bir serüven bekliyoruz. Günlük tutmayı unutmayın.
Tüylerinizden Nane İle Kurtulun!
Kadınlarda östrojen hormonunun az ya da testosteron hormonunun gereğinden fazla salgılanması sonucu oluşan istenmeyen tüylere nane ile son verilebilir. Nane ile uygulanan bitkisel kürler sonucu kadınlarda hormonların dengelendiği araştırmalarla kanıtlanmış. İstenmeyen tüylerle başı dertte olan kadınlar, 1 ay boyunca yemeklerden 15 dakika önce bir tutam nane yiyerek kollarda, bacaklarda ya da dekolte bölgelerinde oluşan tüylenmeyi azaltabiliyorlar. Tüm bunların yanında sakinleştirici etkisi olan nane stresi azaltarak vücudun rahatlamasını sağlıyor. Migren ve çeşitli baş ağrılarının ilacı olarak da görülüyor. Kadınlardaki kansızlığı azaltan nane, şişkinliklere ve sindirim problemlerine de yardım oluyor. Nanenin erkekler için bilinen yararı da; iktidarsızlığın çözümünde kullanılması. Güneşin zararlı ışınlarından da, güneş kremimize döktüğümüz iki damla nane yağı ile korunmamız mümkün. Ancak nane tüketiminde, karaciğer sorunu olan, özellikle karaciğer enzimlerinde yükseklik görülen hastaların önce uzmana görünmesinde yarar var.kadinon
Reklam
Limonla Gelen Güzellik
Güzel olmanın bedeli asla ucuz olmamıştır. Sayısız markanın ve ürün yelpazesinin arasından seçim yaparken bazen çok can sıkıcı sonuçlar elde edebilirsiniz. İşte, biraz da bu yüzden, annelerimizin kullandığı doğal ürünler günden güne popüler hale geliyor. Elbette bunda doğal güzelliklerinin ve ışıl ışıl parlayan ciltlerinin katkısı da büyük. Ne derler bilirsiniz; ne varsa eskilerde var. Tam da bu sebepten, hayatın bize verdiği limonları değerlendirmeli ve onları bizim için yararlı güzellik kürlerine dönüştürmeliyiz. Limonlar. Capcanlı renkleriyle doğal ürünlerdir. Ucuzlardır. Limon suyu antiseptik olmasının yanı sıra tedavi edici ve ferahlatıcıdır. Doğru ürünlerle birleştirildiklerinde günlük bakımınız için ideallerdir. Umarız bu ucuz ama şaşırtıcı biçimde yararlı uygulamalardan memnun kalırsınız. Yoğurt-Limon Peelingi 1 kaşık limon suyu (taze sıkılmış her zaman en doğru sonucu verir), 4 kaşık yoğurt ve 1 kaşık bal. Yoğurt ve bal karışımının anti bakteriyel bir temizleyici olduğunu da hatırlatalım. Bütün malzemeleri karıştırıp cildinize uygulayın. 10 dakika bekletip sıcak suyla yıkayın. Bal-Limon Yüz Temizleyici 2 yemek kaşığı bal, 1 yemek kaşığı esmer şeker ve çeyrek limonun suyu. Hepsini karıştırıp karışımın dörtte biriyle cildinizi ovun, sonra da 5 dakika süreyle yüzünüzde bekletin. Ardından ılık suyla temizleyin. Kalan karışımı daha sonra kullanmak üzere saklayabilirsiniz - 3 ya da 4 günden fazla bekletmemeye dikkat edin. Limon-Şeker Ayak Bakımı Yarım bardak esmer şeker, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve taze sıkılmış yarım limonun suyu. Bu karışımı ayaklarınıza masaj yaparak sürün, durulayın ve iyice kuruladıktan sonra nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin. Bu karışım dirsekleriniz için de oldukça yararlı olacaktır.kadinon
Akıllı Telefon Bağımlılığı Stres Yaratıyor
Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait e-postalarınızı kontrol ediyorsunuz. Kaldığınız otelde kablosuz internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa telaşlanıyorsunuz. Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz. Bunların hepsi, cep telefonu bağımlılığının yarattığı 'sürekli erişilebilir' olma' stresinin tipik işaretleri. Kimileri için, taşınabilir bağlantı cihazları sabah 9, akşam 5 arası çalışma saatlerinin yarattığı kısıtlamalardan kurtulma fırsatı yarattı. Esnek çalışma yöntemi, iş hayatlarında daha özerk olmalarını ve aileleriyle, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçime imkânı sağladı. Fakat akıllı telefonlar birçoğumuz için ise, kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü. Birçok gözlemci, bu sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı. Pittsburgh merkezli yazılım geliştirici Kevin Holesh, iPhone'u için ailesini ve arkadaşlarını ihmal ettiği endişesine kapılınca, cep telefonu kullanımını takibe alan 'Moment' adlı bir cep telefonu uygulaması geliştirdi. Bu uygulama, kullanıcıların cihazlarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini görmelerini sağlıyor ve kullanıcının kendi koyduğu sınır aşılınca da uyarılar gönderiyor. Kevin Holesh'in internet sitesinde uygulama şu sözlerle anlatılıyor: 'Moment'ın amacı hayatınızda denge sağlamak. Biraz telefonunuzla, biraz da telefonunuz olmadan çevrenizdeki sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almanız için…' Bazı işverenler, iş ve sosyal hayat arasında denge tutturmanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yardıma ihtiyacımız var. Örneğin, Alman otomobil üreticisi Daimler, bazı çalışanları ofisten kopma iradesini gösteremedikleri için 'e-postalar için otomatik silme seçeneği' yarattı. BBC'ye konuşan Coventry Üniversitesi Psikoloji, Davranış ve Başarı Araştırma Merkezi'nde görevli endüstriyel psikolog Dr. Christine Grant, ''Sürekli erişilebilir olma' kültürünün olumsuz etkileri, zihninizin hiçbir zaman dinlenemiyor olması, vücudunuza toparlanması için zaman ayırmıyor olmanız, dolayısıyla da sürekli stresli olma halidir' diyor. Grant, 'Ne kadar yorgun ve stresli olursak, o kadar da hata yaparız. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız zarar görür' diye ekliyor. Grant'a göre, dünyanın neresinde olursak olalım iş yerimizle bağlantıda kalabiliyor olmak, derinlerdeki güvensizlik hissini de besliyor. 'Kontrolü bırakmakla ilgili çok büyük kaygılar duyuluyor' diyen Grant şöyle devam ediyor: 'Araştırmamda, hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar sürekli teknolojiyle seyahat ettikleri için 'tükenen' çok sayıda kişiyle karşılaştım.' Özellikle kadınlar tam gün ofis işiyle hastalık riskine karşı daha hassas oluyorlar. Akşam işten eve geliyorlar, bir çay yapıp çocuklarıyla ilgileniyorlar ve sonra gece yatağa gitmeden önce son bir mesai daha yapıyorlar. Dr. Grant'a göre 'Bu üç mesainin sağlığa ciddi etkileri olabilir.' Endüstriyel Tıp Toplumu Başkanı Dr. Alasdair Emslie de 'İngiltere'de her yıl yaklaşık 400 bin kişi iş hayatlarında, kendilerini hasta edecek seviyelerde stres yaşadıklarını söylüyor' diyor ve şu yorumu yapıyor: 'Teknolojideki değişimler bunda payı olan etkenlerden biri. Özellikle de çalışanlar kendilerini giderek artan talebe karşılık veremeyecek gibi hissediyor veya iş yükünü kaldırmakta yetersiz kalıyorlarsa.' İngiltere medya denetim kurumu Ofcom'un verilerine göre İngiltere'de yetişkinlerin yüzde 61'i akıllı telefonları olduğunu söylüyor ve ev içinde tablet bilgisayar kullanım oranı da geçen seneye göre neredeyse iki kat artarak yüzde 44'e çıktı. Ofcom, özellikle akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber 2010 yılından bu yana, günlük toplam medya tüketiminin 8 saat 48 dakikadan, 11 saate çıktığını belirtiyor. Bu rakamlar, medya araçlarına ayırdığımız saatlerin uygu saatlerinden fazla olduğunu gösteriyor. İnternet bağlantılı akıllı telefonların sayısı arttıkça, kullanımımıza sunulan verilerin sayısı da bir o kadar artıyor. Danışmanlık şirketi PwC'de çalışan Michael Rendell, bu durumun bir nevi 'karar verme felci' yarattığı görüşünde. Rendell bu yorumunu şöyle açıklıyor: 'Bu, iş yerinde daha çok stres yaratıyor, çünkü daha geniş bir veri ve iletişim ağına sahip oluyorsunuz, bunların hepsini aynı anda idare etmek zor.' 'Bu da karar vermenizi güçleştiriyor, çoğu da daha az üretici hale geliyor çünkü tüm bunlar kişileri bunaltıyor ve hiçbir zaman ofisten kaçamayacakları hissine kapılıyorlar.' PwC'nin 'İşin Geleceği, 2022'ye yolculuk' başlıklı raporu için tüm dünya genelinde 50 bin işçiyle görüşüldü. Danışman Rendell'e göre, 'İngiltere'de işgücü, daha geniş iletişim ağları ve daha çok veriye erişim sağlanmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha üretici değil.' Blake Morgan avukatlık bürosundan Tim Forer de bu görüşe şu ifadesiyle katılıyor: 'Neden maaşlar enflasyonla uyumlu artmadı? Çünkü daha az iş yapan daha çok insan var.' 'Çoğu üretici olmadan geçen zaman diliminde e-postaları kontrol etmek de iş sayılıyor.' İş hayatını ve sosyal yaşamı birbirinden ayıran çizginin teknolojiyle beraber bulanıklaşması yalnızca çalışanlar için bir sağlık ve güvenlik sorunu değil. Şirketler için de olası ciddi sonuçları var. Avukat Forer, 'Avrupa Çalışma Saatleri Yönetmeliği'ne göre bir çalışma haftası 48 saatle sınırlandırılıyor, bu da her 24 saatlik çalışma dilimi arasında 11 saatlik ara almanız anlamına gelir' diyor. 'Fakat eğer, sabah uyandığınızda ilk iş olarak ve gece yatarken de son iş olarak cep telefonu mesajlarınızı ve e-postlarınızı kontrol ederseniz bu zaman dilimlerinden de çıkmış olursunuz.' Avukat Forer'e göre bu durum da çalışanlarına karşı yasal yükümlülüklerini de riske atıyor. Yazılım şirketi SolarWinds, bilişim teknolojileri şirketleri için faaliyet halinde olmadıkları bir zaman diliminin olmamasının şirketler üzerinde ekstra baskı yarattığını söylüyor. Çalışanlar iş yerindeki uygulamalara giderek daha bağımlı hale geliyor fakat aynı zamanda da işlerin ters gitmesi durumunda daha hoşgörüsüz oluyor. SolarWinds'in araştırmasına göre çalışanların yarısından fazlası kendilerinden daha hızla çalışmaları ve bu yeni 'bağlanabilirlik' durumunun sonucu olarak işlerini verilen süreden önce tamamlamaları yönünde beklenti olduğu hissine kapılıyor. Aynı zamanda neredeyse yarısı da, işverenlerin artık kendilerinden nerede olurlarsa olsunlar sürekli 'çalışabilir halde ve müsait' olmalarını beklediğine inanıyor. Tabi cep telefonu şirketleri ve diğer teknoloji firmaları da mobil bağlanabilirlik durumunun faydalı olduğu, zarar vermediği görüşünü savunurken, birçok genç, ofis çalışanı ve kendi işinin sahibi olanlar da bu görüşe katılır. Samsung UK'de girişim birimi başkan yardımcısı Graham Long, 'Akıllı telefonlar, tabletler… bunlar çevik ve esnek çalışma sağlıyor, bundan da hem iş verenler hem de aynı şekilde çalışanlar da faydalanıyor' diyor. Aruba Networks üst düzey yöneticisi Chris Kozup ise, 'The Future laboratuvarlarıyla ortak yaptığımız araştırma sonunda, 'sürekli erişilebilir olma' fikrinin ve sürekli bağlantıda olma durumunun aslında çalışanların iş ve sosyal hayat dengesini sağlamalarına yardımcı olduğunu gördük' yorumunu yapıyor. Burada kilit, yeni esnek çalışma düzeninin sizin işinize yaracak şekilde ele düzenlemeniz ve akıllı telefon kullanımınızla ilgili belirli bir disiplinde olmanızdır. Eğer plaja inme hazırlığındaysanız, e-posta uyarılarınızı 'ofis dışında' konumuna getirin, telefonunuzu kapatın, yatağa giderken erişime kapatın ve Dr. Grant'e kulak verin: 'Eğer bir sorun varsa, bunu çözebilecek sizden başka kimsenin bulunmaması şaşırtıcı olurdu.'BBC Türkçe
Reklam
Yüksek Kolesterol Gebeliğe Engel Olabiliyor
Kolesterol gebeliği güçleştiriyor . Yüksek kolesterol kontrol altına alınmadığında kadınlar da çocuk sahibi olmayı güçleştiriyor. Kolesterol tüm vücut hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir. Yağ benzeri bu maddenin, kanda fazla miktarda bulunması oldukça zararlıdır . Birçok hastalığa sebep olan kolesterolün, bir yıkıcı etkisi daha tespit edildi. Yapılan araştırmalar da, yüksek kolesterolün yalnızca kalbe zararlı olmadığını ve aynı zamanda kadınlarda çocuk sahibi olmayı zorlaştırdığı gözlemlendi. Çocuk sahibi olmak isteyen kişilerin öncesin de, kolesterol ölçümlerini yaptırmaları gerektiği bildirildi. Kolesterol bütün vücudumuzun tüm hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir. Kan da fazla miktar da bulunması zararlıdır.
Tırnak Yeme Alışkanlığı
Tırnak Yeme Alışkanlığı Genellikle çocukluk döneminde, çocuğun bedenini keşfetmesi ile başlayan bir rahatsızlıktır. Ancak sıklıkla ergenlik dönemindeki bireylerde de görülebilmektedir. Tırnak yeme alışkanlığı, genellikle kişinin gerginliğini giderebilmek için başvurduğu bir davranış biçimidir. Genetik yatkınlık veya model alma da bu alışkanlığı tetiklemektedir. Ayrıca bu alışkanlık, zaman geçtikçe katlanarak artabilir. Bu alışkanlık ile ilgili yanlış bilinen bir bilgiyi düzeltmek gerekir. Tırnağını yiyen birini uyardığınız zaman, bu alışkanlığından vazgeçmez. Aksine kişi daha da bağımlı hâle gelecektir. Bu tür davranışlar, alışkanlıkları daha da pekiştirici hâle getirmektedir. Kişinin tırnak yeme alışkanlığından kurtulması için o an dikkatini başka bir uğraşa vermeleri gerekmektedir. Gerekirse küçük çocuklar için çeşitli faaliyetler yapılmalıdır. Eğer ki çocukta depresyon seviyesine varan gerginlik ve sıkıntı mevcut ise, bunun psikolog, pedagog ya da psikiyatrlar tarafından tedavi edilmesi gerekmektedir. Ancak çocukta depresyon mevcut değilse ve yalnızca kaygılı olduğu anlarda tırnağını yiyorsa bu durumda uzmanlar çeşitli bilişsel davranışçı teknikler kullanarak çocuğun bu hareketten uzaklaşmasını sağlarlar. Yani yazımızı kısaca özetlememiz gerekirse, kişi asla “ tırnağını yeme , elini ağzına götürme” şeklinde uyarılmamalı, bunun yerine bir uzmandan destek alınmalıdır.
Reklam
Bilim İnsanları Kanser Yiyen Bakteri Buldu
Bilim insanları, yaptıkları araştırmada, vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Bilim insanları, yaptıkları araştırmada vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Biyoteknoloji firması Bio Med Valley Discoveries'den Dr. Saurabh Saha tarafından yürütülen araştırma, Science Translational Medicine dergisinde yayımlandı. Kanser tedavisinde bakterinin genellikle 'dosttan çok düşman' olarak kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, oksijen kullanmayan Clostridium novyi adlı bakterinin vücuda verildiğinde kanserli tümörü küçülttüğü sonucuyla karşılaştı. Deney, köpekler ve kanser hastası bir kişiyle yapılırken, bu kişide yöntemin işe yaradığı görüldü. GELİŞME HEYECANLANDIRDI Time'ın haberine göre, bakterinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ifade eden bilim insanları, bakterinin kanserli tümöre iki yıl boyunca saldırabildiğini vurguladı. 'Kanser araştırmalarında ‘kanseri iyileştirmek' kalıbını çok iddialı olduğu için kullanmıyorduk. Ancak, köpeklerin üzerinde bakteriyi denediğimizde iyileşmenin meydana geldiğini gördük ve bu bizi çok heyecanlandırdı' diyen Saha, 16 köpekten üçünde tümörün tamamıyla yok olduğunu ve iki yıl sonra da kanserin geri gelmediğinin altını çizdi. Diğer köpeklerde ise, tümörün 21 gün içinde yüzde 30 küçüldüğü gözlemlendi. Köpeklerle yaptıkları araştırmanın başarısından yola çıkarak insanlar üzerinde bakteriyi denemeye karar veren uzmanlar, 53 yaşındaki kadında denedikleri yöntemin 4 gün içinde kendini gösterdiğini ve tümörün önemli ölçüde küçüldüğünü açıkladı. Milliyet
Açlık Hissini Yatıştırmanın Yolları
Canınız sürekli bir şeyler mi atıştırmak istiyor, özellikle hamur işleri ve şeker gibi kalori oranı yüksek yiyecekleri mi canınız istiyor,üstelik bu atıştırmaların sonucu kilo mu alıyorsunuz? Bazen fiziki bazen de duygusal sebeplerle aç hisseder ve yemek yeme isteği duyarız. Bu yüzden, açlık hissini tetikleyecek hareketlerden kaçınmamız gerekir. Peki nelere dikkat etmeliyiz? Güne Kahvaltıyla Başlayın Sıkı bir kahvaltıyla güne başlamanız demek; metabolizmanızı hızlandırıp daha az acıkmanız demek! Kahvaltı alışkanlığınız yoksa 1 kase yulaf ezmesini biraz sütle karıştırıp tüketebilirsiniz. Ekmeğinize Dikkat Edin Light ekmeklerin kalorisi düşük olabilir ama sizi tok tutmayacağından emin olabilirsiniz. Ekmeğinizi tam tahıllı ekmeklerden seçin; özellikle çavdar ekmeğini tercih edin. Şekerli İçeceklere Son Verin Gazlı içecekler, yapay meyve suları… İçlerindeki mısır şurubu sizin daha fazla acıkmanıza ve vücudunuzun yağlanmasına sebep olur. Alışverişe Tok Çıkın Açken yaptığınız market alışverişleri evinize bir çok abur cuburu taşımanıza neden olur. Bu yüzden market alışverişinizi tok karnına yapın. Spor Yapın Spor yapmak endorfin salgılamanızı sağlar, salgılanan endorfin de açlık hissi nizi giderir. Aç hissettiğinizde hafif egzersizler yapın ya da yürüyüşe çıkın. Loş Ortamlardan Kaçının Araştırmalara göre loş ortamda açlık hissi fazlalaşıyor ve ;
Doğru Oje Sürmenin 5 Püf Noktası
Bakımlı ellerin sırrı, doğru manikür ve güzel sürülmüş bir ojeden geçiyor. Peki, oje sürmekte yeterince başarılı mısınız? Kadınlive Kadın olarak, oje sürmenin 5 püf noktasını sizini çin yazdık. Bu püf noktalarıyla artık tırnak bakımınıza para ödemenize gerek kalmayacak. İşte doğru oje sürmenin 5 püf noktası.. İşte, doğru oje sürmenin püf noktaları … Tırnaklarınızı hazırlayın Oje sürmeden önce tırnaklarınıza manikür yapmayı ihmal etmeyin. Kötü duran tırnak etlerinizi temizleyin ve daha önce sürdüğünüz ojenin tırnağınızın köşe kısımlarında kalan lekelerini mutlaka çıkarın. Ne çok fazla ne çok az! Oje sürerken fırçanıza ne çok az ne de çok fazla oje gelmemesine dikkat edin. Özellikle tırnak etlerinin kıvrımlı kısımlarına çok oje sürmemeye özen gözterin. Fırçanızda fazla oje olursa, tırnak kenarlarınızdan oje taşar ve kötü bir görüntü oluşur. Tırnak etrafındaki deriye dikkat! Tırnak etrafını çevreleyen derinize oje sürmemeye dikkat edin. Fırçanızı yalnızca tırnağınızın üzerinde gezdirmeye özen gösterin ve tırnağı çevreleyen deri kısmına oje fırçasını çok yaklaştırmayın. En fazla 2 ya da 3 kat Bazı ojeleri yapıları gereği en az iki kat sürmek gerekiyor. Ancak bu sayıyı 3′ten yukarıya çıkarmamalısınız. Çünkü oje katmanları arttıkça tırnaklarınız hem daha uzun sürede kuruyacak hem de kalın olduğu için bozulması çok daha hızlı olacaktır. Ayrıca ojenizin ilk katı kurumadan 2. katı sürmeye başlamamalısınız. Parlatıcıyı unutmayın Ojeniz kuruduktan sonra daha parlak görünmesini istiyorsanız, mutlaka cila ya da şeffaf parlatıcı sürün.
Her Durumda Ayrı Bir Gözyaşı Salgıladığınızı Kanıtlayan ''Gözyaşı Topoğrafyası'' Çalışması
Lynn Fisher farklı duygular hissedilirken akan gözyaşlarının da farklı olabileceğini düşündü ve gözyaşlarını mikroskop altında incelemeye karar verdi.  100 farklı gözyaşını inceledikten sonra  mutluluk, soğan doğrama, acı, öfke, reddedilme, azim, kahkaha, esneme, doğum ve yeniden doğum gözyaşlarının her birinin farklı bir yapısı olduğunu fark etti. Fisher bu çalışmaya ''Gözyaşı Topografyası'' adını vermiş. Smithsonian Sanat ve Bilim Üniversitesi'nden Joseph Stromberg'in bulgularına göre; Gözyaşları bilimsel olarak üçe ayrılıyor. Korneayı kaygan tutmak için düzenli olarak salgılanan bazal gözyaşı; keder ya da sevinç gibi duygusal anlarda gelen psişik gözyaşı; ve toz, soğan ya da biber gazı gibi maddelere tepki olarak salgılanan refleks gözyaşı.  Her bir kategorideki gözyaşları farklı moleküller taşıyor, örneğin psişik gözyaşları doğal bir ağrıkesici sayılan leucine enkephalin adlı protein bazlı bir hormon içeriyor. Ayrıca mikroskop altında incelenen örnekler büyük oranda kristalize tuz olduğundan gözyaşlarının kuruma ortamı da farklı şekiller doğuruyor.  İyi eğlenceler dileriz...
Reklam