5 Yaşındaki Otizmli Küçük Kız ile Kedisinin Yürek Isıtan Fotoğrafları
İnanılmaz derecede yetenekli 5 yaşındaki otizmli ressam Iris Grace, harika resimler yapıyor. Ancak onun kadar övgüyü hakeden gizli bir asistanı var: terapötik kedisi Thula.Thula, neredeyse 1 yaşında Maine Coon cinsi bir kedi. Bu cins, kedi aleminin zeki ve uysal devi olarak biliniyor ve çok genç olmasına rağmen Thula kendisinden beklenenleri boşa çıkarmıyor. Onun yumuşak ve sevgi dolu yapısı özellikle Iris gibi otizmle büyümeye çalışan küçük bir kız için çok büyük önem taşıyor. Iris'in annesi Arabella Carter-Johnson, 'Thula, Iris'in hayatla ilgili endişelerini azaltıyor ve onu sakinleştiriyor.' diyor ve ekliyor: 'aynı zamanda onu sosyalleştiriyor. Thula'yla daha fazla konuşuyor ve 'Otur kedi' gibi cümleler kuruyor.' Carter-Johnson, kızı için terapötik bir evcil hayvan arkadaş aramaktan neredeyse vazgeçmek üzereyken, ailesi Noel'de bir Sibirya kedisini bakmaları için onlara bırakmış. Iris'in onunla iletişim kurduğunu gören Carter-Johnson 'doğru hayvanı henüz bulamadığını' düşünmüş ve sonrasında Thula'yı bulmuşlar. Arabella Carter-Johnson'ın ağzından Thula'yı bulmalarının ve kızının Thula ile olan arkadaşlığının hikayesini okumak ve bu sevimli ikilinin birbirinden güzel fotoğraflarını görmek için aşağıya inin...
Kola İçmek Ömrü Kısaltıyor
Son zamanlarda bir çok yeni olayın ardından bilim adamları yaptığı araştırmalarda kola içen insanların ömürlerinin asitsiz içecek içenlere göre daha kısa olduğunu kanıtladı.Gazoz ve kolanın düzenli içilmesi vaziyetinde, tıpkı sigara tiryakilerinde olduğu gibi hücre yaşlanmasının hızlandığı dile getirildi. Neticeninde insan, yaşına biyolojik yaş ilave ederek ömrünü kısaltıyor.ABD’nin San-Francisco şehrindeki Kaliforniya Üniversitesi’nin bilim insanları, gerçekleştirdikleri araştırmanın neticelerini American Journal of Public Health dergisinde yayınladı.Bilim insanları, hücrelerin yaşlandığını en derin düzeyde kanıtladı. Gazoz severlerde, kromozomların uçlarında bulunan ve hücre ayrılırken DNA’yı savunan telomerlerin kısaldığı ortaya çıktı. Ömrün sayacı olarak gösterilen telomerler ne kadar kısa olursa hücre o kadar yaşlı ve ölüme yakın olur.Deney, milli beslenme ve sıhhat araştırmasının (National Health and Nutrition Examination Surveys) çerçevesinde, yaşları 20 ile 65 farklılık gösteren 5309 yetişkin Amerikalı üzerinde gerçekleştirildi. Araştırma öncesinde katılımcılarının hiçbirinde diyabet veya kardiyovasküler hastalık yoktu.
MERS Alarmı: Riskli Kişiler Tek Tek Aranıyor
Ölümcül MERS virüsü Türkiye'de. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye döndükten 5 gün sonra hayatını kaybeden Türk hasta ile irtibatı olan herkes tek tek telefonla aranıyor.Sağlık Bakanlığı, Suudi Arabistan'dan Türkiye 'ye döndükten 5 gün sonra hayatını kaybeden Türk hastanın, önceki gün tetkik sonuçlarına göre MERS-CoV olduğunun belirlenmesi üzerine alarma geçti. Milliyet'in haberine göre bakanlık, bugün itibarıyla ölen kişinin içinde bulunduğu Suudi arabistan-Türkiye uçağındakilerin kimliklerini tespit etti. Hastanın ailesine ve ölmeden önce görüştüğü bilinen kişilere ulaşıldı. Türk yolcularla aile hekimleri üzerinden iletişime geçilirken, yabancı yolcular için konsolosluklar devreye girdi. Alınacak kan örnekleri ile risk altındaki kişilerin tamamında MERS tetkikleri gerçekleştirilecek. Konuyla ilgili olarak bakanlığın açıklama yapması bekleniyor.Sağlık Bakanlığı'ndan dün gece yapılan açıklamada, Hatay ili nüfusuna kayıtlı olup, Suudi Arabistan'a çalışma amacıyla giden bir vatandaşın, Türkiye'de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybettiği bildirilmişti. Açıklamada, 'Yapılan araştırma sonucunda Suudi Arabistan'da çalışan hastanın, Türkiye dönüşü öncesinde son 10 gündür devam eden sağlık şikayetleri olduğu saptanmış olup, 6 Ekim 2014 tarihinde Türkiye'ye döndüğü ve uçaktan indikten sonra doğrudan özel bir sağlık kuruluşuna başvurduğu bilgisi alınmıştır. Durumunun ağır olması sebebi ile yoğun bakım şartlarında tedavisi yapılan hastamız 11 Ekim 2014 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Hastadan alınan örneklerin Ankara ’daki Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarı’nda incelenmesi sonucu hastanın MERS-CoV olduğu 17 Ekime 2014'te anlaşılmıştır' denilmişti.İRTİBAT KUDOUĞU HERKES TESPİT EDİLDİHastanın ölüm haberinin ardından bakanlık alarma geçti. Bugün itibarıyla hastanın ailesine ve ölmeden önce görüştüğü bilinen kişilere ve temas kurduğu sağlık personeline Hatay Halk Sağlığı Müdürlüğü aracılığıyla ulaşıldı. Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü aracılığıyla da ölen hastanın içinde bulunduğu Suudi Arabistan-Türkiye uçağındaki Türk vatandaşlarının TC kimlik numaraları tespit edildi. Yabancı yolcuların ise bilgileri ilgili konsolosluklarla paylaşıldı. Alınacak kan örnekleri ile risk altındaki kişilerin tamamında MERS tetkikleri gerçekleştirilecek. Konuyla ilgili olarak bakanlığın açıklama yapması bekleniyor.Medya365
Diyarbakır'da Ebola Alarmı
Acil giriş ve çıkışlarının kapatıldığı hastanede yoğun tedbirler alındı.Edinilen bilgiye göre, Hac görevini yerine getirmek üzere Kabe'ye giden 50 yaşlarındaki K.B.'ye, bir süre sonra burada sıtma ve bulantı teşhisi konuldu. Bugün Diyarbakır 'a dönen K.B.'nin havaalanında tekrar fenalaştığı öğrenildi. Sağlık personellerinin müdahale ettiği K.B., Ebola şüphesi nedeniyle karantina altına alındı. Daha sonra gelen ambulansla Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan K.B., tedavi altına alındı.Yoğun güvenlik tedbirlerinin alındığı hastanede acil bölümü hasta ve ziyaretçilerin giriş ve çıkışlarına kapatıldı. K.B.'nin yakınları da hastane önüne gelerek, beklemeye başladı. Hastane çevresinde güvenlik önlemi alan polis ekipleri ise hastaneye kimseye yaklaştırmıyor. İHA
İzleyeni Hayal Dünyalarına Sürükleyecek 10 Şahane Film
Kuşkusuz ki hepimiz hayatımız boyunca bir çok film izliyoruz. İzlediğimiz zaman bizi içine alan, etkileyen, masalsı ve uzun zaman hatırlanan hatta bir defa daha izleme isteği uyandıran masalsı ve muhteşem görüntülere sahip filmleri sizin için derledim.
Batık Tırnak Nasıl Düzeltilir?
Günlük yaşamda vücudun ağırlığını çeken en önemli organlar arasında ayaklar geliyor. Uzun saatler ayakta kalmak ayakların yükünü artırdığı gibi, uzun saatler boyunca oturmak da ayakların şişmesine, ödeme neden olabiliyor. Ancak ayaklarla ilgili en sık yaşanan sorunların başında tırnak batması geliyor. Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ayhan Okumuş, bu problemin en çok ayak başparmaklarında görüldüğünü dile getirdi.Op. Dr. Ayhan Okumuş, tırnak batmasına yol açan 4 önemli nedeni şu şekilde açıkladı: 'Kişisel bakım ve hijyen eksikliğiyle beraber en sık görülen nedenlerden ilki, uygun olmayan ayakkabı giyilmesi, daha kötüsü ayakkabının uzun süreli giyilmesidir. Bu durum en çok askerde küçük numaralı botlarla uzun süreli eğitim ve spor yapılmasından sonra oluşur. İkinci en sık grup ise göreceli olarak ayakları geniş olan bayanlardır ve ısrarla ayaklarını küçük ve dar ayakkabılara sokmalarından ve bir nevi onları cezalandırmalarından sonra oluşur. Üçüncü neden ise yanlış tırnak kesimidir. Tırnağı çok kısa kesmek bu konuda sık karşılaşılan bir durumdur. Dördüncü en sık görülen neden, hamilelik, doğum ve obezite gibi ayağın uzunlamasına değil, genişlemesine büyüdüğü durumlardır ki eğer yanlış tırnak kesimi de buna eşlik ederse batma görülür.' 'BATAN TIRNAĞA NE YAPILIYOR?' Tırnak batmasına neden olan uygulamalar konusunda insanların bilinçlendirilmesinin önemine değinen Op. Dr. Okumuş, tedavide yapılanları şöyle özetledi:'Tırnak batması sorunu ile ilgili bilinç oluşmazsa kişi birkaç ay sonra diğer parmağında da aynı sorunu yaşayabilir ve tekrar hekime gitmek zorunda kalabilir. Muayene sırasında parmaktaki enfeksiyonun durumu değerlendirilmelidir. Eğer ağır bir enfeksiyon varsa öncelikle bu tedavi edilmeli, cerrahi müdahale ertelenmelidir. Eğer ağır olmayan bir enfeksiyon varsa, cerrahi müdahalenin yapılması ve sonrasında tedavisinin düzenlenmesi gerekmektedir. Çünkü enfeksiyon oluşturan tırnak, ortamdan uzaklaştırılırsa tedavi de kolaylaşacaktır. Operasyonda amaç tırnağı çekmek değil, tırnak yatağının düzeltilmesi olmalıdır.'
Reklam
Uyku Hakkında Bilmediğiniz 16 Şey
“Bir sana doyamadım, bir de sabah uykusuna” Başrolde uyku. Saatlerce uyusak da doyamayacağımız kadar tatlıdır kendisi. Ders dinlerken, ofiste çalışırken, televizyon izlerken, dolmuşta giderken… Uyku için her yol mübahtır. Peki, gözümüzü kırpmadan saatlerimizi harcayabileceğimiz bu eylem hakkında neler biliyoruz? Tabi ki horlama müzikali dışında.
Meme Kanseri Nedir?
Çağımızda birçok kadının korkulu rüyası haline gelen meme kanseri, her 8 kadından birinde görülüyor. Birçok kadın meme kanseri olduğunu artık her şey çok geç olunca fark ediyor.Meme kanseri birçok kadını tehtit eden bir kanser türüdür. Günümüzde yoğun ve tempolu yaşam, hormonlu gıdalar, sağlıksız beslenme ve artan alkol tüketimi yüzünden meme kanserine yakalanma oranı artmış ve yaygınlaşmıştır. Maalesef birçok kadın meme kanseri olduğunu artık hastalık çok ilerlediğinde ya da tedavi edilemez bir hale geldiğinde fark ediyor. Halbuki erken teşhisle meme kanseri tedavisinde kesin bir sonuç alınabiliyor.Meme kanserinin ortaya çıkmasına sebep olan etkenler nelerdir?Erken adet görmek (10 yaş ve altı),Geç menapoza girmek (50 yaş ve üstü),Cinsiyet,Irk,Aşırı yağlı beslenme ve kilo,Geç doğum yapmak ya da hiç doğum yapmamış olmak,Emzirmemek,Normalden iri meme dokusu,Hormonal değişiklikler (hormonaterapi),Ailede meme kanseri geçmişi bulunması,Kadının yaşı,Kadının kendisinde meme kanseri olması,İyi huylu meme hastalıkları (fibroadenom),Alkol tüketimi, (iki kadeh şarap ve üstü),SigaraBu etkenler neden meme kanserinin oluşmasına sebep olurCinsiyet Şüphesiz ki meme kanserine yakalanmak için en önemli etkeni cinsiyet oluşturur. Erkeklerde meme kanseri görülme riski kadınlara göre 146 kat daha azdır.Yaş Meme kanseri, ergenlik döneminden önce ortaya çıkmaz. Yirmi yaşından önce ortaya çıkma ihtimali oldukça azdır, kırk yaşın üzerindeki kadınlarda %90-95’lik bir oranında meydana gelir.Irk Beyaz ırka mensup kadınlarda siyahi kadınlara göre 1-2 kat daha yaygın şekilde ortaya çıkmaktadır.Aile geçmişi Bir ailede meme kanserinin daha çok ortaya çıkmasının sebebi, ortak genetik veya çevre etkenleridir. Bu etkenleri birbirinden ayırmak oldukça güçtür.Genetik Ailesinde meme kanseri bulunan bir hastanın bu hastalığa yakalanma potansiyeli genel ortalamadan 2-3 misli fazladır ancak bu durum kişinin kesin bir şekilde hasta olacağını anlamına gelmez, sadece yakalanma ihtimali biraz daha yüksek olmaktadır.Daha önce meme kanseri geçirmiş olmak Meme kanseri sebebi ile tedavi olmuş bir kadın hastada diğer memenin de kanser olma riski her sene için yaklaşık olarak %0,5-1 yükselmektedir. Bu risk grubuna dahil kişiler yaşam boyu risk altındadır. Bu sebeple de sürekli kontrol altında olmalıdırlar.Hormonlar Kimi hormonların ve özellikle de “östrojen” hormonunun meme kanseri üzerindeki etkisi oldukça tartışılan bir husustur. Östrojenin özel olarak kansere yol açtığı söylenemez. Fakat hali hazırda mevcut olan bir meme kanseri, östrojen etkisiyle çok hızlanmaktadır.Erken görülen adet Özellikle 12-13 yaş öncesi adet görmeye başlayan kadınlarda, hayat boyu meme kanseri riski, daha geç adet olan kişilere nazaran iki kat fazla olmaktadır.Doğum İlk doğum yaşı meme kanseri riski bakımından önem teşkil eder. İlk doğumunu 18 yaşında ya da daha erken yaşlarda gerçekleştiren kadınlarda meme kanseri ihtimali, hiç doğum yapmayanların neredeyse yarısından daha az olmaktadır. Hiç doğum yapmamak kanser riskini artıran etkenlerdendir. İlerleyen yaşlarda çocuk doğurmak da yaşa göre riski artıran nedenlerdendir.Doğum kontrol hapları Doğum kontrolü amacı ile ilaç kullanımının riski ihtimalini yükselttiğini kanıtlayan epidemiyolojik olarak bugüne dek gösterilememiştir. Fakat teorik şekilde riskten söz edilir.Beslenme düzeni ve şişmanlık Özellikle aşırı kalorili beslenme düzeninin meme kanseri ile bağlantısı üzerinde oldukça fazla durulmuştur. Meme kanserine yakalanmış hastaların çoğunlukla kilolu ve iri yapılı oldukları gözlenmektedirAlkol ve sigara kullanımı Uzun süre alkol ya da sigara kullanımı doza bağlı olarak riski yükseltiğini gösteren çalışmalar yapılmıştır. Alkol alışkanlığı, şayet 30 yaş altında başlanmış ise risk artmaktadır. Sigaranın ise riski hem arttırdığı hem de azalttığı yönünde araştırmalar mevcuttur. Azalttığını öne süren bilim insanları, sigara tüketenlerde serum ve idrar östrojen düzeylerinin düşük olduğunu belirterek, bu görüşlerini desteklerler.İyonizasyon yapan ışınlar Bu ışınlar çok uzun bir süre uyuma (latent) evresinden sonra meme kanseri riskini arttırmaktadır. Atom bombasından sağ kalanlarda yaklaşık 10-15 yıl sonra meme kanserinin ortaya çıkma oranı artmıştır.Pegarose
Reklam
Isıtılıp Yenen Makarna 'Daha Az Kilo Yapıyor'
Yüksek karbonhidrat değerlerine sahip makarnanın şişmanlattığı algısı oldukça yaygındır. Ancak yapılan son araştırmalar pişirildikten sonra soğumaya bırakılan makarnanın vücut tarafından lifli gıdalar gibi algılandığını gösteriyor.Normalde makarnadaki karbonhidrat vücuttaki enzimler tarafından moleküllere ayrılıp şeker haline getiriliyor. Bunun sonucunda da kandaki şeker seviyesi yükseliyor.Şeker seviyesini tekrar normale indirmeye çalışan vücut da insülin salgılıyor ve tüm bu süreç vücudu yorup acıkma hissinin çok kısa sürede geri dönmesine yol açıyor.Son araştırmalar ise piştikten sonra soğumaya bırakılan makarnanın molekül yapısının değiştiğini ve 'dirençli nişasta' olarak tanımlanan bir yapıya büründüğünü gösterdi.'Dirençli nişasta' enzimler tarafından parçalanamıyor ve glükoza dönüşmüyor. Böyle olunca hem vücut daha az yoruluyor hem de kandaki şeker değerleri yükselmiyor.Soğutulmuş makarnanın faydalarını keşfeden İngiltere'deki Surrey Üniversitesi'nden Denise Robertson 'Eğer makarnayı pişirdikten sonra soğutup yerseniz vücudunuz bunu aynı lifli gıdalar gibi algılayacaktır. Daha az glükoz üreteceksiniz ve bağırsaklarınızdaki faydalı bakteriler de destek görecek' diyor.Soğutulan makarnanın kalorisi de daha düşük.Peki makarnayı soğuk yemeyi tercih eder misiniz? Genelde alınan cevap 'Hayır'.University College London'ın medyatik doktoru Chris van Tulleken, makarnanın soğuduktan sonra tekrar ısıtıldığında 'dirençli nişastanın' faydalı özelliklerini koruyup korumadığını merak etti.Seçilen deneklere haftanın üç farklı gününde aç karnına makarna yedirildi.Servis edilen makarnalar gelişigüzel biçimde sıcak, soğuk ya da yeniden ısıtılmıştı.Denekler her öğünden sonra iki saat boyunca her 15 dakikada bir kan örneklerini verdiler. Çıkan sonuç ise şaşırtıcıydı: Tekrar ısıtılan makarnanın soğuk makarnadan bile daha sağlıklı hale geldiği görüldü.Yeniden ısıtılan makarnayı yiyenlerde kana karışan şeker oranı yüzde 50 azaldı. Doktor Chris van Tulleken, makarnanın yeniden ısıtılmasıyla birlikte 'daha da dirençli' bir nişasta türünün elde edildiğini söylüyor.BBC Türkçe
Sigarayı Bırakmak İsteyenlere Bakanlık Desteği
Sigarayı bırakmak için kullanılan ilaçlar sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın vatandaşlara ücretsiz verilecek.Bakanlar Kurulunca nikotin replasman preparatları ile Bupropion HCI ve Vareniklin içerikli ilaçların, sigarayı bırakma tedavisi alanlara sayıları 300 bini geçmemek şartıyla sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın ücretsiz karşılanması kararlaştırıldı.Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Bakanlar Kurulu kararında, sigarayı bırakma tedavisi alan hastaların; sayıları 300 bini geçmemek şartıyla herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın, Sağlık Bakanlığınca temin edilerek birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına dağıtımı yapılacak nikotin replasman preparatları ile Bupropion HCI ve Vareniklin içerikli ilaçlardan, tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri vasıtasıyla yararlanmada, 4736 sayılı Kanunun 1'inci maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaf olduğu belirtildi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye gelen İran Tedavi ve Tıp Eğitimi Bakanı Seyyid Hassan Qazizadeh Hashemi ve beraberindeki heyeti kabulünün ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.Müezzinoğlu, bugün sigara bırakma tedavisinde kullanılan ilaçların vatandaşlara ücretsiz verilmesine ilişkin Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı'na ilişkin bir soru üzerine de 'Türkiye'nin Dumansız Hava Sahası' adı altında tütün ve tütün ürünleri ile mücadele noktasında çok başarılı sonuçlar elde ettiğini söyledi.Şu anda 2 milyonun üzerinde kişinin sigarayı bıraktığını ifade eden Müezzinoğlu, burada esas başarının son 5 yılda 15-25 yaş grubunda sigaraya başlama oranındaki düşme ile elde ettiklerini belirtti. Müezzinoğlu, bu oranın yüzde 7-8 civarında olduğunu kaydetti.'Sigara bırakma polikliniklerinde ilaç desteğini ücretsiz olarak, Bakanlar Kurulu kararı ile 300 bin vakaya yine verilecek' diyen Müezzinoğlu, ilgili vakaların kimler olacağına 'sigara bırakma polikliniklerinde görev yapan hekimlerin karar vereceğini' bildirdi.İranlı gazetecinin sorusu üzerine Müezzinoğlu, dünyanın ülkeye uyguladığı ambargo dolayısıyla Türkiye'nin duruşunu en iyi İran halkının bildiğini belirterek, 'Son dönemlerde Mısır'daki darbe konusunda da yine Türkiye'nin duruşu nettir ve bellidir. Türkiye ve Türk halkı fıtratı gereği, haksızlıklara, adaletsizliklere ve zulümlere karşı değerlerinde olan bir duruşu yönetim olarak sergilemiştir ve sergilemeye de devam edecektir' diye konuştu.Bir başka gazetecinin, 'İki ülke arasında yapılan mutabakat zaptında yer alan organ naklinde işbirliği sağlanacağı belirtiliyor. İran'da farklı bir model var. Nasıl olacak?' sorusu üzerine Müezzinoğlu, 'Bu konular, bizim gündemimize aldığımız ve bizim onlardan, onların bizden fikir, tecrübe ve yol haritası olarak istifade edebileceğimiz alanlar. Şu anda bunların değerlendirmesini teknik heyetler yapıyor' dedi.Müezzinoğlu, İran'ın organ naklindeki başarı ve uygulamadaki farklılıklarına değinerek, 'Tabii ki Türkiye, 'ben de bu çerçeveyi değerlendirebilirim' diyebilir veya 'ülkemde bunu uygulamayacağım' diyebilir. Bunlar, bizim şu anda ortak konu başlıklarımız. Alınmış bir karar yok' yanıtını verdi.'Şu anda ülkemiz adına, panik yapacak durumda değiliz'Bir gazetecinin, 'Dünyada eboladan ölenlerin sayısı artıyor. Sağlık Bakanlığı olarak, alınan ek önlemler var mı?' sorusu üzerine Müezzinoğlu, ebolanın bugün için dünyayı tehdit edecek bir noktaya geldiğini söyledi.Bu virüse karşı henüz bir aşının üretime geçmediğinin altını çizen Müezzinoğlu, dolayısıyla alınabilecek tedbirlerin çok sınırlı olduğunu vurguladı. Müezzinoğlu, uyarıcı ve erken tedbirlerin alınmasının önemine işaret ederek, şunları kaydetti:'Özellikle bulaşıcılığın kontrol altında tutulması önemli. Türkiye olarak yaklaşık 4 aydır, belki de daha aşkın süredir özellikle salgının olduğu bölgelerden geliş-gidişlerde, gerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerekse o bölgelerden değişik amaçlı gelen-gidenleri, gerek bilgilendirme, gerekse en ufak bir sağlık sorunu veya risk taşımaları konusunda son derece duyarlı olunuyor.Uçağa binildiği andan itibaren takip eden ve bunu sistematik yapan, belki de dünyada bu anlamda duyarlılığı en üst düzeyde tutan ülkeyiz ya da ülkeler arasındayız.'Müezzinoğlu, dün itibariyle bir şüpheli vakanın olduğunu ifade ederek, 'Sanırım 5. vaka oldu. Hepsinde sıtma teşhisi konuldu. Tedavisi henüz tıp alanında olmadığı için tedbir konusunu öncelikliyoruz. Tedbirleri en üst düzeyde tutuyoruz' dedi.Ebolanın birçok ülkede sıkıntı yarattığını, ancak bu durumun Türkiye için geçerli olmadığının altını çizen Müezzinoğlu, 'Şu anda ülkemiz adına, halkı panik yapacak bir durumda değiliz' açıklamasında bulundu.İstanbul'da 6 ilçede yapılan çocuk felci aşısının Türkiye genelinde yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir soru üzerine de Müezzinoğlu, 'Özellikle güney sınır bölgemizde 2 periyot olarak aşı yaptık. Geçtiğimiz Mayıs ayında da Bilim Kurulumuz İstanbul'da da 6 bölgede aşılama yapılmasında yarar olacağı kararını verince, biz 6 ilçemizde aşı yaptık. Onun ikinci periyodunu şimdi yapıyoruz.Burada karar, Sağlık Bakanlığının değil. Karar, bilim kurullarınındır. Bulaşıcı hastalıklarda alınması gereken tedbirleri devamlı bizim bilim kurullarımız takip ediyor ve buradan bize gösterilen yol haritasına göre adımları atıyoruz. Şu anda bu anlamda ilçeleri genişletecek bir risk bize yansıtılmadı.'Muhabir: Selma Bıyıklı Adabaş, Yeşim Sert Karaaslan | AA
Reklam
İstanbul'da Ebola Şüphesini, Twitter Pek de Ciddiye Almadı! İşte Atılan Şakalı Tweetler
Dün gece Marmara Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nin acil servis bölümünün Ebola şüphesiyle boşaltılması ve karantinaya alınması sosyal medyanın gündemine oturdu. Haftalardır dünyanın gündeminde olan, Afrika, Amerika ve sonunda Avrupa'ya uzanan ebola virüsü ile ilgili öne çıkan Twitter paylaşımlarını derledik.Not: Bugün sabah saatlerinde Fildişi Sahilli kadına sıtma teşhisi konulduğu ve acil servisin normale döndüğü öğrenildi.
AB, Ebola İçin Olağanüstü Toplanıyor
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin sağlık bakanları, Ebola salgınına karşı alınacak önlemleri görüşmek üzere bugün Brüksel'de bir araya geliyor.Toplantıda, salgının etkili olduğu Batı Afrika ülkelerinden gelen yolcular için tarama uygulamalarının öne çıkması bekleniyor.İngiltere geçen hafta büyük havaalanları ve tren istasyonlarında virüs için tarama uygulaması başlatmıştı.Havalimanı işletmecilerinin çatı örgütü ACI Europe'dan konuyla ilgili yapılan açıklamada, 'Gereksiz önlem ve kaygılara engel olmak amacıyla alınacak muhtemel önlemlerin koordine edilmesi' istendi.Ebola salgınının en çok etkili olduğu ülkelerin başında gelen Liberya, Sierra Leone ve Gine'ye halen Air France ve Brussels Airlines direkt uçak seferleri düzenliyor.Bu arada Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre Ebola salgınında ölenlerin sayısı 4 bin 400'ü aştı. DSÖ, virüse karşı gerekli önlemlerin alınmaması halinde şu anki veriler ışığında aralık ayının başından itibaren her hafta 5 bin ilâ 10 bin yeni vakanın ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.Deutsche Welle Türkçe
'Enerji İçecekleri Sağlığa Zararlı'
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Türkiye ve Avrupa genelinde tüketimi hızla artan enerji içeceklerinin, halk sağlığını olumsuz etkilediğini belirtiyor.Yoğun kafein içeren enerji içecekleri, özellikle çocuk ve gençlerin sağlığını tehdit ediyor. Enerji içeceklerinin fazla miktarda tüketilmesi, kafein zehirlenmesi riskini artırıyor.WHO Avrupa Ofisi, enerji içeceklerinin halk sağlığı üzerindeki etkileri konusunda kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, enerji içecekleri, sağlık açısından olumsuz etkiler içeriyor.Uyarıcı etki yaptığı gerekçesiyle özendirilen enerji içecekleri, geçici olarak öğrenme performansını artırıyor. Bu nedenle özellikle çocuklar ve gençler tarafından sıkça tüketiliyor.Rapora göre, enerji içecekleriyle ilgili en önemli sorun, içerdiği kafein miktarı. Kahve sıcak olduğu için yavaş yavaş tüketiliyor. Ancak enerji içeceği soğuk olduğu için kısa sürede aşırı miktarda tüketilebiliyor. Bu da kafein zehirlenmesi olasılığını artırıyor.Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu'nun araştırmasına göre çocukların vücuduna giren kafeinin yüzde 43'ü enerji içecekleri yoluyla alınıyor. Bu oran gençlerde yüzde 13, yetişkinlerde ise, yüzde 8.Enerji içecekleri ile ilgili bir başka sorun da alkolle birlikte alınması. 18 - 29 yaş aralığındakilerin yüzde 70'i enerji içeceğini alkolle karıştırıyor. Bunun yol açtığı sorunlardan biri, enerji içeceğinin alkolün etkisini bastırması nedeniyle sarhoş olunduğunun geç anlaşılması.WHO Avrupa Ofisi'nin raporuna göre, ABD ve Avustralya'da yapılan araştırmalar aşırı enerji içeceği tüketiminden kaynaklanan sorunların arttığını gösterdi ve örgüt, bu tür kapsamlı araştırmaların Avrupa'da da yapılması gerektiğini vurguluyor.Enerji içecekleri Türkiye ve bütün Avrupa ülkelerinde satılıyor.Ancak bazı ülkeler bu içeceklere karşı önlem almaya başladı. Örneğin Macaristan'da enerji içecekleri özel sağlık vergisine tabi.İsveç'te de bazı içecekler sadece eczanelerde satılıyor ve çocuklara satışı yasak.WHO Avrupa Ofisi araştırma grubu, enerji içeceklerinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisinin kesinleştiğini belirtiyor. Bu nedenle enerji içecekleri konusunda yaş sınırlandırması getirilmesini salık veriyor.Örgüt ayrıca maksimum kafein seviyesinin belirlenmesini ve sözkonusu içecekleri çocuk ve gençlere pazarlayan reklamların yasaklanmasını da öneriyor.Raporda, hekimlerin enerji içeceğine bağlı sağlık sorunlarının belirtilerini daha kolay tanıyabilmeleri için eğitimden geçirilmeleri de öneriliyor.Alkolsüz ve çok fazla kafein içeren enerji içecekleri, aynı zamanda vitamin ve uyarıcı etkiye sahip taurine, gingseng, guarana gibi maddeler barındırıyor.Türkiye pazarında artan enerji içeceği miktarı, 2012 yılı rakamlarına göre 30 milyon litreden fazla. Türkiye'de kişi başına düşen yıllık enerji içeceği tüketimi 0,33 kutu.Bu oran Avrupa'da çok daha yüksek bir seviyede seyrediyor. Kişi başı yıllık enerji içeceği tüketim Avrupa'da ortalama 10 kutu civarında.
Reklam
Şişli Belediyesi'nden LGBTİ'lere Sağlık Hizmeti
İstanbul Şişli Belediyesi , LGBTİ bireylere yönelik sağlık hizmetleri vermeye başladı.Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Şişli Belediye Başkanı Danışmanı Boysan Yakar, başta trans bireyler olmak üzere LGBTİ’lerin tedavi hakkına erişimde yaşadığı sıkıntılar nedeniyle belediyenin bu çalışmaya başlama kararı aldığını belirtti.İstanbul’da LGBTİ nüfusun en yoğun yaşadığı ilçelerden biri olan Şişli Belediye Başkanı İnönü, SPoD LGBTİ Derneği’nin yerel yönetimlerin LGBTİ haklarının hayata geçirilmesindeki sorumluluklarını hatırlatmak üzere hazırladığı LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü ’nü ilk imzalayan CHP’li belediye başkan adayı olmuştu.Yakar, “Özellikle transların tedavi hakkından nasıl men edildiğini son 20 yılın medya arşivlerinde bulabiliyoruz. Ben de 11 yıldır LGBTİ hareketinin içinde bir insan olarak bu duruma bilfiil şahit oluyorum. Bunun yanı sıra cinsel yönelimi nedeniyle doktorların hastaları reddettiğini, tedavi etmek istemediğine dair bilgiler alıyoruz” diye konuştu.Belediyenin LGBTİ’lerin sağlık konusunda özel ihtiyaçlarına yönelik hizmet verdiğini söyleyen Yakar, bir taraftan sağlık personelinin toplumsal cinsiyet ve LGBTİ konularında eğitim alacağını da anlattı.“Belediyemiz LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü’nün ilk imzacılarından olmuştu. Bu kapsamda Lambdaistanbul ve SPoD LGBTİ dernekleriyle belediye arasında yapılan toplantılarda sağlık hakkına erişim talebi öne çıktı. Birçok alanda faaliyet göstereceğiz ama önce sağlıktan başladık.“Özellikle sağlık kliniğinin saat uygulamasında değişikliğe gitme kararı aldık çünkü bilhassa translar gece geç saate kadar çalışmak zorunda olduğu için mevcut sağlık hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanamıyordu. Bunun yanısıra doktor ve sağlık personelinin ayrımcı tavırlarına maruz kalabiliyorlardı.”Bu nedenle Şişli Belediyesi'nin Kurtuluş’taki Sağlık İşleri Müdürlüğü Binası'nda bulunan polikliniğin çalışma saatleri uzatıldı, poliklinik bünyesinde bir aile hekimi haftanın beş günü saat 20:00'a kadar hizmet vermeye başladı.LGBTİ'lere yönelik sağlık hizmetlerinin daha geniş kapsamlı verilmesi amacıyla poliklinikte HIV, Hepatit ve benzeri cinsel yolla bulaşan hastalıklar için 3 ayda 1 ücretsiz tahlil, rumuz ile kayıt ve anonim test imkanı da sağlanacak.Çiçek Tahaoğlu | Bianet
‘Aşırı Unutkan Oldum Acaba Alzheimer Başlangıcı mı?’
Unutkanlık, günümüzde pek çoğumuza “Acaba Alzheimer başlangıcında mıyım?” sorusunu sorduruyor. Oysa günlük yaşamda karşılaştığımız unutkanlıkların tümü, yoğunluktan kaynaklanıyor. Yaşımız ilerledikçe beynimizin fonksiyonlarında kayıplar yaşandığı gerçeği ise unutmamamız gerekenlerin başında geliyor.Peki beynimiz nasıl yaşlanıyor?Nöroloji Uzmanı Prof.Dr. Türker Şahiner, sağlıklı bir beynin yaşlanmasını on yıllık dilimlerle anlatıyor.Beynimiz de tıpkı diğer organlarımız gibi zaman içinde bazı değişimler yaşıyor. İyi genler ve sağlıklı bir yaşam tarzı, bu değişimin geciktirilmesini sağlasa da süreci tamamen durdurmak mümkün olmuyor. Nöronlar arasındaki bağlantılar bozulur. Genel kanının aksine beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yaşla birlikte toplu şekilde yok olmaz. Araştırmalar, ilerleyen yıllarla birlikte bazı nöronların kaybedildiğini, ancak yavaş da olsa yeni nöron üretiminin de olduğunu göstermektedir. Beyin de asıl gerçekleşen sinir hücrelerinin küçülmeye başlamasıdır. Bunun bir sonucu olarak nöronlar arasındaki bağlantılar zaman içinde bozulmaya başlar. Bu, kimyasal ileticilerin kabiliyetinin zayıflaması anlamına gelmektedir. Bu değişiklikler, yaş ilerledikçe beynin içinden geçen sinir akımlarının iletimine etki etmeye başlar ve Bilinçsel işlemin yavaşlayarak hafızamızdaki kayıtlı bilgiye erişiminde gecikmelere neden olur. 20’li yaşlar: Zihin kapasitesi dorukta Bu yaşlardaki insanlar uzun süreli anılar oluşturmak ve karmaşık muhakemeler yapabilmek açısından, zihinsel kapasitelerinin en üst noktasında olurlar. Bu yaşlar, yaratıcılığın zirve yaptığı yıllardır. Birçok yazar, sanatçı ve müzisyen bu yaşlarda en önemli eserlerini ortaya koyarlar. Önemsiz derecede olsa da, beyinde nöron küçülmesi gibi minik fiziksel değişiklikler 20’li yaşlarda başlar.30’lu yaşlar: İlk gerileme dönemi Bu yıllarda beyin hacmi, nöron küçülmesi yoluyla (önemsiz derecede bile olsa) ağır olarak gerilemeye devam eder. Yapılacak Bilinçsel testler, bazı bölgelerde meydana gelen küçük gerilemeleri tespit edebilir. Fakat gerilemeye dair bu küçük işaretler, genellikle ne birey, ne de çevresindekiler tarafından fark edilir.40’lı yaşlar: ‘Evin numarası neydi?’ Bu yaşlardaki pek çok insan, başta aktif (kısa dönem) hafıza alanı olmak üzere bazı zihinsel işlemlerde biraz yavaşladıklarını hissedecektir. Telefon numaralarını hatırlamak, kafadan hesap yapmak veya hafızaya dayalı zorlu kâğıt oyunları oynamak, önceki yıllara göre daha yorucu olacaktır. Beyin hacmindeki yavaşlama ise devam edecek hatta hızlanacaktır.50’li yaşlar: İki işi birden yapmak zor Ellili yaşlar bir eşiktir. Bu yaşlardaki kişilerde yeni bir şey öğrenmek daha fazla zaman gerektirir. Kelimeleri ve isimleri hatırlamak eskiye oranla daha uzun sürer. Aynı anda birden fazla işle meşgul olmak ise daha zordur. Bu dönemde ayrıntılara olan ilgi azalır, yaşanmış bir olayın gerçekleştiği yeri ve zamanı hatırlamak zorlaşır. Görsel ve mekânsal işlem yapmak ise daha güçtür.60’lı yaşlar: ‘Dilimin ucunda çıkaramıyorum’ Bu yaşlarda beyin hacmindeki kayıplar devam eder. Beynin hafıza ve diğer Bilinçsel becerileri için gerekli olan yapılar tehlikeye açıktır. Söz konusu yapılar, gençlik yıllarına oranla yüzde 25 küçülmüş olabilir. 50’li yaşlar kendini göstermeye başlayan Bilinçsel değişiklikler, 60’lı yaşlarda daha fazla fark edilir hale gelir. Bilinçsel işlem yapma hızı yavaşladığı için yeni bilgi öğrenme veya karmaşık zihinsel işlerde uzmanlaşmak zorlaşır. Ayrıca odaklanmak ve dikkat dağıtıcı unsurlardan etkilenmemek güçleşir. Bu dönemde beyin yeni anılar oluşturmak ve anıları hatırlayacak çağrışımlar bulmakta zorlanır. Bu yaşlarda, “Dilimin ucunda” deneyimleri giderek sıklaşır. Çünkü beyin, isim, tarih ve kelimelere erişebilmek için daha fazla emek harcamak zorundadır.70’li yaşlar: Bilinçsel beceride ciddi gerileme 70 ve 80’li yaşlarındaki insanların bilinçsel kabiliyetleri büyük farklılıklar gösterir. Birçoğu bu yaşlarda uyanıklığını korumak bir yana, bilgi edinmeye devam eder. Bedenleri yüksek tansiyon, diyabet, aşırı alkol kullanımı gibi sağlık sorunları nedeniyle tahrip olmuş insanlarda ise hafıza ve genel Bilinçsel becerilerde ciddi gerilemeler gözlemlenir.Bunayacak kimseler bu bozukluğun belirtilerini genellikle 75-80 yaşları arasında göstermeye başlar.
Reklam
Erkeklerde Büyük Meme Sorunu
Erkeklerinin korkulu rüyası haline gelen büyük meme probleminin cerrahi veya yağ emme ameliyatı ile tedavi edilebildiği belirtildi.Jinekomastinin erkekte meme dokusunun büyümesi ve belirginleşmesi olduğuna dikkat çeken Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Evren Tevfik İşçi, “Memelerin hafif belirginleşmesinden, cildinde genişleyip memenin, kadın memesi görünümü alması ve hatta sarkmasına kadar uzanan geniş bir deformasyon yelpazesi vardır. Jinekomasti hayatın her döneminde görülebilir. Çoğunlukla hastalarda jinekomastiye sebep olacak bir hastalık ya da hormonal bozukluk bulunamaz. Ancak hastanın gerekli hormon tetkiklerinin yapılmasında fayda vardır. Bunun yanısıra bazı ilaçlar, karaciğer böbrek hastalıkları, çeşitli tümörler de jinekomastiye neden olabilir” dedi.İLERİ YAŞTA AŞIRI KİLO SÜRECİ HIZLANDIRIYORErgenlikte ve özellikle kilolu olan erkeklerde meme dokusunun da büyüyebildiğinin gözlendiğine işaret eden Dr. İşçi, “Erkeğe özgü hormonlar yağ dokusu içerisinde kısmi dönüşüme uğrayarak memeyi büyüten hormonlara dönüşmekte ve yağ dokusu fazla olan erkeklerde bu hızlanmaktadır. Meme dokusu hücrelerinin hormonlara daha hassas olduğu bireylerde meme dokusu büyüyebilmektedir. Ergenlik dönemi bedenin çok yoğun fiziksel ve ruhsal değişim geçirdiği bir dönemdir. Erkekte böyle bir dönemde feminen görünüşlü memelere sahip olmak kaygı verici utandırıcı olmaktadır. Herhangibir hastalık belirtisi olmasa da ergenin hayatını derinden etkileyebilmektedir. Bu durumda bir plastik cerrrahi uzmanına başvurmak gerekir. Doktorunuz gerek görürse kan tetkikleri yapabilir ve görüntüleme tetkikleri isteyebilir. İleri yaşlarda da aşırı kilo alımıjinekomastiye sebep olabilir. Durum böyle olsa da hastalık riski ileri yaşla arttığından jinekomastiye sebep olabilecek diğer hastalıklar atlanmamalıdır” diye konuştu.“BÜYÜK MEME KADAR DEĞİL”Meme dokusu artmasa bile memelerde yağ birikiminin erkeklerde meme büyüklüğüne sebep olabildiğine değinen Dr. İşçi, rahatsızlığın tedavisi hakkında şu bilgileri verdi: “Bu durum lipomasti olarak adlandırılır. Jinekomastide ve lipomastide ana tedavi seçeneği cerrahidir. Genellikle kilo verilse spor yapılsa bile meme büyümesi gerilememektedir. Günümüzde jinekomasti tedavisinde denenen ve kısmi başarı elde edilen ilaçlar vardır ancak bu ilaçların çeşitli yan etkilerinin bulunması kullanımlarını sınırlandırmaktadır. Memedeki yağ oranı yüksek ve meme dokusu büyük değilse sadece yağ emme ameliyatı ile tedavi yapılabilir. Ancak gerçek jinekomastide meme dokusunun da cerrahi yöntemle alınması gerekir. Özellikle ergenlerde ve genç erişkinlerde hem meme dokusunda hem de bunun etrafındaki yağ dokusunda artış olmaktadır. Günümüzde çok ufak kesilerden girilerek hem liposuction yapılabilmekte hem de aynı ufak kesiden uygun teknikle meme dokusu da alınabilmektedir”Etiketler:erkeklererkeklerde meme büyümesiErkekleri utandıran sorun...kadınkadın sitelerikadınlarkızkızlarkızlara dair herşey
Kilo Vermenizi Kolaylaştıracak  Öneriler
Daha çabuk kilo verebilmeniz için bazı tüyoları sizlerle paylaşmak istedik. Sporunuzu yapıyor, diyetinizi yapıyor ama ne yaparsanız yapın istediğiniz gibi zayıflayamıyorsanız kilo vermenizi kolaylaştıracak öneriler hazırladık.Televizyon karşısında atıştırmak;Bu yapılan en büyük hatalardan. Yemek saatlerinizi bilin ve bu zamanlarda televizyonunuzu kapalı tutun. Ayrıca çok fazla televizyon izlemek atıştırma isteğinizi uyandıracaktır. Bu alışkanlığınızdan kurtulmaya çalışın. Onun yerine, kitap okuyabilir ya da yürüyüşe çıkabilirsiniz.Kahvaltıyı Atlamak;Sabah uykusu harika ama sadece kilo kaybı için değil, sağlıklı bir yaşam için de kahvaltıyı es geçmemelisiniz. Bu düzene alıştığınızda kendinizi her zamankinden daha iyi hissedeceğinizi göreceksiniz. İlla ağır yağlı kahvaltılar yapın demiyoruz, bir adet muz, sarısız omlet ve yağsız yoğurtla bile metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlayabilirsiniz.Sık sık yapılan yemekli randevular;Bu da yeme alışkanlığınızı olumsuz etkileyecektir. Sürekli dışarıda yemek yemek zorunda kalmanız, ya da katıldığınız günler, yemekli davetler sizi kilo almaya iter. Mecbur kaldığınızda salata yemeyi ya da yağsız ızgara tarzı şeyleri tercih edebilirsiniz.Buzdolabını gereksiz doldurmak;Mutfak alışverişini yaparken dikkatli olmanız, boş yere kilo almamanızı önler. Dolapta atıştırmalık şeylerin olmamasına ve çoğunlukla sebze türü şeylerin olmasına dikkat edin.“Salata kurtarıcı” düşüncesi;Bu her zaman doğru olamayabilir, salatalarınızı kalori bombasına dönüştürmek sizin elinizde. O yüzden yağı en fazla 1 tatlı kaşı kadar kullanmalısınız.Sevdiğiniz gıdaları evden uzak tutun;Düşündüğünüzde size iç geçirten ve parmak yalatan ne kadar gıda varsa bunları yapmaktan veya evde bulundurmaktan vazgeçmelisiniz. Örneğin bir tepsi kıymalı börek fırında dururken onu yememek için kendinizle gireceğiniz savaştan mağlubiyetle ayrılabilirsiniz.Bir önceki yazımız olan Hamilelik Belirtileri başlıklı konumuzda aybaşı dönemi, hamileliğin ilk belirtileri ve hamilelik hakkında bilgiler verilmektedir.
Lohusalık Döneminde ve Hamilelikte İdrar Kaçırma Nedenleri Nelerdir?
Hamileliğin ilk üç ayı içersindeki süreçte anne adayının böbreğinden geçen ve buradan süzülen kan oranı fazlalaşmaya başlar. İkinci üç ayda ise bu oran en üst noktasına erişir. Anne adayının böbreklerden idrar yapımı artar. Bu olay ise, sık sık idrara çıkma ihtiyacına ve aniden idrara sıkışmaya yol açar. Anatomik olarak idrar torbası ve büyüyen rahim arasında yer değiştirmeler gerçekleşir. Rahimin genişlemesi, rahim üzerinde yer alan mesane torbasını da onunla birlikte yukarı ve geri olmak üzere çeker. Sfinkterin buna eşlik etmesi sebebi ile onu yerinde tutan bağ dokularında gerilmeler meydana gelmeye başlar. Hamilelikte anne adayından salgılanan progesteron adı verilen hormon artmaya başlar. Bu hormon, ilk olarak rahim olmak üzere pek çok organı tembelleştirmeye ,gevşemeye iter. Fakat progesteron hormonunun salgılanmasının artması ile meydana gelen gevşemeler aynı şekilde sfinkteri yerinde tutan dokularda da gevşemeye yol açar. Östrojen reseptör sayısını salgılanması fazlalaşmış progesteron hormonu düşürür. Bu olay da urge inkontinansa sebep olan önemli etkenlerden biri olmaktadır. Bu etken idrar yolları enfeksiyonları ile beraber gebelik esnasında anne adayının idrara çok sıkışma halinde, idrar kaçırmasının en önemli sebeplerindendir.Lohusalık döneminde anne adayının kilosu idrar kaçırmayı etkiler mi?Hamilelikte idrar kaçırmaya sebep olan etkenlerin dışında, fazla kilo problemi olan anne adaylarında sfinktere yüklenen ağırlığın artması buna sebep olan bir başka nedendir. Kimi anne adaylarında ise, yapısal bağ dokuları doğuştan zayıf olabilir. Daha önce 5000 gramın üstünde bebek doğuran anne adayları bu doğum dikişli dahi olsa, idrar kaçırma riski daha fazla görülür. Yapılan doğum sayısının artması, idrar kaçırmaya doğru orantılı olarak sebep olur. Bu veriler sayesinde idrar kaçırmanın belli bir hamilelik sürecinin ardından kendini gösterebileceğini söylemek doğru olmaz. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan hamile kadınlarda idrar kaçırma ya da idrar yanmaları hamileliğin henüz başlarında bile kendini gösterebilir. Obezite hastalığına sahip olan ya da fazla kilolu bir anne adayında ya da yapısal olarak bağ dokusu zayıf olan kişilerde öksürme, gülme, hapşırma gibi sebeplerden dolayı idrar kaçırma erken dönemlerde görülebilir. Kimi anne adaylarında ise hamileliğin son aşamalarına dek bu problem görülmeyebilir.Hamilelerin tümünde idrar kaçırma problemi ortaya çıkar mı?Gebe anne adaylarında en yaygın görülen problem sık sık idrara çıkmaktır. Sık sık idrara çıkma neredeyse hamilelerin tümünde görülebilecek bir durumdur. Buna neden olan etken ise, anne adayının bazı etkenlerden dolayı böbreklerden idrar yapımın artmasıdır. Kilo bakımından ekstrem bir duruma sahip olmayan anne ve idrar yolu enfeksiyonu geçirmeyen hiç doğum yapmamış bir anne adayında bu sorunlar görülmeyebilir.Lohusalık döneminde idrar kaçıran anne adayları neler yapmalıdır?Anne adayların yapacağı ilk şey, doktorlarına bu konu hakkında bilgi vermeleri gerekliliğini bilmeleridir. ABD'de yapılan araştırmalara göre idrar kaçırma problemine sahip olan kadınların sadece %30'luk bir kısmı doktorlarına başvurmaktadır. Türkiye'de ise bu oran daha azdır. Hamilelikte idrar kaçırma, anne adaylarının utanması ve çekinmesi gereken bir konu değildir. Dolayısıyla en doğrusu çekince hissetmeden bunun bir sağlık problemi olduğunu bilmek ve doktora başvurmaktır. Uzmanlar bu konu ile başvurmuş olan hastalarından ilk önce idrar kültürü ve antibiyogram yapılarak idrar yolu enfeksiyonları birinci basamakta elemeye çalışırlar.Lohusalık döneminde idrar kaçırma bir sağlık sorunu belirtisi midir?İdrar kaçırma, yetişkin insanlar için normal ve sağlıklı bir durum değildir. Hamilelikte de bir sorun olarak kabul edilir ve tedaviye ihtiyaç duyulur.Hamilelikte yaşanan idrar kaçırma problemi, doğumun ardından da devam eder mi? Gebelik esnasında meydana gelen anatomik ve fizyolojik değişikliklerin eski haline tekrar dönmesi, yol açtığı problemlemlerin de gerilmesini sağlar. Bu zaman neredeyse 6 hafta kadardır. Genel olarak sfinkterdeki dinamiklik diye nitelendirilebilecek üretral hipermobilite'ye doğum esnasında ve doğumdan 3-5 gün sonrası incelenmiştir. Bu değerlendirmede ileri derecede artma olan kişilerin doğum ardındaki yaşamlarında stres inkontinans sorunu yaşama risklerinin daha fazla olabileceği belirtilmiştir. Urge inkontinans kaynaklı rahatsızlıklar ise çoğunlukla kendini tekrar gösterir.Lohusalık döneminde İdrar kaçırma şikayeti ile hastaneye başvuran anne adaylarına ne gibi bir prosedür uygulanır?Anne adayına ilk önce idrar kültürü ve antiibiyogram aracılığı ile enfeksiyon olup olmadığına bakılır. Şayet enfeksiyon anne adayında mevcut ise bu tedavi edilir. Bundan sonraki aşama ise, hamile olmayan kadınlarda idrar torbasının işlevlerinin ürodinamik ile değerlendirilmesidir. Fakat hamilelerde değişen anatomik ve hormonal yapı, bu inceleme için doğum ardından sonra 6. haftaya ertelenebilir. Bu haftada şikayetler ve rahatsızlıklar sürmeye devam ediyorsa, tetkik edilir. Sistoskopi ile üretra ve idrar torbasının içinin gözle muayenesi, hamile olmayan kadınlarda daha sonra incelenebilir, doğum sonrasına ertelenebilir. İdrar torbası doluyken uygulanacak muayene idrar kaçırma türünü tespit etmek için faydalı olacaktır. İdrar kaçırma şikayetlerinde tedavi, idrar kaçırmanın türüne göre yapılmalıdır.Hamile anne adaylarında idrar kaçırma sorunu nasıl tedavi edilir?Urge inkontinansın oluşmasına sebep bir enfeksiyon ise, buna uygun antibiyotiklerle tedavi uygulanır. Progesteron hormonun salgılanmasının fazlalaşması ile östrojen reseptör oranınındaki azalmadan ötürü meydana gelen inkontinans ise lokal olarak uygulanabilen östrojen kremler yararlıdır. Tüm bunların yanı sıra anne adayına kegel egzersizleri tavsiye edilir. Stres inkontinans durumu mevcut ise, perine kaslarını çalıştırıcı egzersizler, kişinin sorununu görülür bir biçimde azaltır. Hamilelik döneminin son zamanlarında üretral hipermobilite de fazla bir artış fark edilir ise, kişi hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermese dahi perine egzersizleri yapması faydalıdır.Doğum sonrası 6 haftalık bir zaman içinde bu egzersizin uygulanması gelecekte yaşanabilecek sorunları engellemede çok yararlı ve etkili olacaktır. Doğum ardından anne adayında idrar kaçırma şikayetleri sürüyor ise, tedavi için uygun olacak cerrahi ya da fiziksel tedavi yöntemi tercih edilir. Gebelik esnasında cerrahi tedavi uygulanması doğru değildir. Doğum ardından da cerrahi tedavi ilk seçenek olmamalıdır. İlk olarak egzersiz ve fizik tedavi seçenekleri uygulanmalıdır. Stres inkontinansa sebep olabilecek etkenlerin azaltılması özellikle mühimdir Gebelik esnasında anne adayı fazla kilo almış ise, bunun yanında şeker hastalığı (diyabet) sorunu var ise, bunların iyi ve planlı şekilde düzenlenmesi, hijyenik ve temiz koşulların oluşması stres inkontinansa sebep olacak risk etkenleri azaltacaktır. Anne adayının doğum yöntemi, gelecekte oluşabilecek idrar kaçırma problemlerinin oluşması bakımından önem teşkil eder. Şayet bebek biraz iri ise, doğum esnasında pelvik dokuların fazla gerilmesi gelecekte anne adayının idrar kaçırmasına sebep olabilir. Şayet, dikişli doğum ismi verilen epizyotomi ile doğumun gerçekleştirilmesi, ilerde oluşabilecek idar kaçırma problemlerine sebep olma riskini azaltmamaktadır.Lohusalık döneminde İdrar kaçırma sorunu bebeği olumsuz şekilde etkiler mi?İdrar kaçırma problemi genel olarak bebeğe herhangi bir zarar veren bir durum değildir. Fakat idrar yolu enfeksiyonları erken doğumların gerçekleşmesine sebep olabilir. Toplumda idrar kaçırma probleminin görülmesi anne adayının yaşına göre değişebilir. Buna rağmen idrar kaçırma sorunun görülme sıklığı %20 ile %60 arasında değişen geniş bir yelpaze içindedir.Lağusalık döneminde idrar kaçırmaya yönelik inkontinans idrar kaçırma çamaşırları ile kendinizi daha rahat ve güvenli hissedebilirsiniz.
Reklam