Hastalık Haberleri

Hastalık ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Hastalık ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Spider-Man Hayranlarının Çoğu Bilmiyor! Ned Karakterini Canlandıran Jacob Batalon'un Gerçek Görünümü Şaşırttı
Spider-Man denince akla ilk gelen isimlerden biri şüphesiz Tom Holland olsa da, Peter Parker'ın en yakın dostu Ned Leeds karakteriyle seriye damga vuran Jacob Batalon da milyonlarca hayranın gönlünde ayrı bir yere sahip. Yıllardır Marvel filmlerinde gür saçlarıyla izlediğimiz başarılı oyuncu, Spider-Man'in yeni filmiyle yeniden gündeme gelirken bu kez rolüyle değil, gerçek hayatıyla konuşuluyor. Çünkü birçok kişinin bilmediği bir detay ortaya çıktı: Meğer filmlerde gördüğümüz saçları kendisine ait değilmiş! Çocuk yaşta alopesi teşhisi alan Jacob Batalon'un yıllardır perukla kamera karşısına çıktığını öğrenen hayranlar büyük şaşkınlık yaşadı.
Koşar Adım LÖSEV Takımı ile  48. İstanbul Maratonu’nda İyiliğe Koşun
Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV, 48. İstanbul Maratonu öncesinde Koşar Adım LÖSEV kampanyasını başlattı. 4 Ağustos Salı günü başlayacak 48. İstanbul Maratonu Kurumsal Koşu kayıtlarıyla birlikte kurumları, şirketleri ve iyiliğe koşmak isteyen herkesi Koşar Adım LÖSEV takımında buluşmaya davet ediyor. 1 Kasım 2026 Pazar günü gerçekleştirilecek maratonda oluşturulacak bağış kampanyalarıyla Canım Kardeşim Ders Evlerinde eğitim alan lösemili ve çocukluk çağı kanserlerini yenmiş çocuklarımızın eğitim ihtiyaçlarına kaynak sağlanması hedefleniyor.
Basit Bir Öksürükle Başladı: 40 Gün Komada Kaldı, İki Bacağını da Kaybetti
Basit gibi görünen bir öksürükle başlayan sağlık sorunu, 52 yaşındaki Denise Dibrell'in yaşamını kökten değiştirdi. Grip A enfeksiyonunun sepsise dönüşmesi sonucu 40 gün komada kalan Dibrell, hayatta kalabilmek için iki bacağını diz altından kaybetti. Yaşadıklarını anlatan kadın, bugün protezleriyle yeniden yürümeyi öğrenirken hikâyesiyle de dikkat çekiyor.
İyiliğin Yüzleri: Dünyayı Kurtardığına İnandığımız İnsanların Hikayesi
Son dönemde her yerde aynı ismi okuyoruz, aynı tartışmayı izliyoruz. Ahbap’ın yüzü olan Haluk Levent’in hikayesi… Ayrıntısına burada girmeyeceğim, zaten hepimiz biliyoruz. Ama bu hikâye, bize şu soruyu sorduruyor. İyilik yapan insanlara neden hemen güveniyoruz?Bu yazıda, o yüzlerden bazılarının hikâyesini hatırlayacağız… Kimi azizleştirildi, kimileri yerin dibine geçti; kimilerin masalı gerçek çıktı, kimininki kâğıttan bir şatoydu.Önce, Hollywood’a uzanalım.
Meslekten Kovulan Eşcinsel Polis Anlattı
Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Yaşadıklarını Bianet'ten Çiçek Tahaoğlu'na anlattı.Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Mesleğe iadesi için dava açtı. Duruşma tarihini bekliyor. Kendini muhafazakar olarak tanımlıyor: “Dinime bağlıyım, namazımı kılarım. Eşcinsel olmam, dinsiz yaşayacağım anlamına gelmiyor. Bir heteroseksüel çift, nasıl toplumsal kalıpların içinde ilişkilerini yaşıyorsa, ben de yaşayabilmeli ve mesleğimi yapabilmeliyim. Devlet de bunu normal karşılamalı.” Osman’la buluşup, meslekten ihracına giden süreci ve sonrasını konuştuk. Neden polislik yapmaya başladınız? Vatanımı ve milletimi gerçekten çok seviyorum ve hep onlara hizmet edecek bir iş yapmak istedim. Çocukluğumdan beri, aslında ya doktor ya da bir hukuk adamı olacağım derdim. Keşke avukat olsaydım da, benim gibi ayrımcılığa uğrayan insanların hakkını savunabilseydim diye düşünüyorum şimdi geriye bakınca. 2006’da polisliğe başladınız. Polisliğe başlamadan kendinize ya da ailenize, arkadaşlarınıza açılmış mıydınız? Ben bu (eşcinsel) ortamı yaşamıyordum. Kendimi biliyordum, içimde farklı bir duygu vardı. Ama hem inançlarım gereği hem de sosyal baskıdan korkarak bunu hep erteledim. Depresyon ilaçları kullanmaya başladım. Ama ilaçlar işe adaptasyonumu ve sosyal yaşantımı etkileyince ilaçları bıraktım. Daha sonra gittiğim şehirde biriyle tanıştım ve bu konuda dertleşmeye başladım. Zaten ortalıkta beraberlik yaşayan biri değilim, Türkiye gibi bir yerde böyle bir lüksümüz de yok zaten. Bu ilişkiyi mi öğrendiler diğer polisler? Evet ama dolaylı olarak. İstihbarat Şube’ye tayinim çıkmıştı. Ancak biri İstihbarat Şube müdürüne “Dikkat edin, o şahsın erkeklere eğilimi var” demiş. Sonra telefonlarım usulsüz olarak dinlemeye alınmış, hatta İstihbarat Şube’deki arkadaşlar, Emniyet’e hakkımda soruşturma açılması için ilişkilerimle ilgili bir mail atmışlar. Bir gece 22.00 gibi telefonum çaldı. Polis arkadaşlar görüşmemiz gerektiğini söyledi. Aşağı indiğimde Emniyet’e gitmemiz gerektiğini söylediler ve nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadılar. Saat 23.00’da Asayiş Şube Müdürü’nün kapısında yarım saat beklettiler. Hiç unutmuyorum, içeride Hande Yener’in şarkısı çalıyordu. Beni içeri aldıklarında Teknik Takip’in komiser yardımcısı da oradaydı. “Buraya neden geldiğini biliyor musun? Tahmin edebiliyor musun?” gibi soruların ardından, cinsel yönelimime ilişkin hakaret ve küfürler etmeye başladılar. Ben bunları hak edecek bir şey yapmadım. Mesleğimde de başarılıydım. Bana gey olduğunu düşündükleri 4-5 kişinin isimlerini söylediler. “Bunların isimlerini de ver ifadende” dediler. “Hayır, ben onları bilmiyorum. Herkesin özel hayatı” dedim. Ama kendi cinsel yönelimimin farklı olduğunu da söyledim. Bir arkadaşımı da içeri almışlar. Onun hali de haraptı. Dövmüşler, hakaret etmişler, hakkımda sorular sormuşlar... O da polis miydi? Hayır. Sivil bir vatandaştı. Onu da ailesine her şeyi anlatmakla tehdit etmişler. Bizim cinsel bir beraberliğimiz yoktu. Sadece dertleştiğim bir insandı. Ona nasıl ulaşmışlar? Telefonumu dinlerken konuşmalarımızı duymuşlar. İşyerinden gidip almışlar “hakkında iddialar var” diyerek. Benim ifadem de sabah mesai saatlerinde alınabilecek bir meseleydi. Ama gece, Teknik Takip’in olduğu büroda ifademi aldılar. Usulsüzlüğün daniskası! Avukat istedim, “Hayır, bu rezaleti hiçbir avukat duymayacak” dediler. İfademi verirken hiç duymadığım küfürler işittim. Bunu ispat edemiyorsun, yaşadığınla kalıyorsun. O gece kendime bir şey yapmayayım diye silahıma el koydular. Sabaha karşı 4’te evdeydim. İki gün sonra ifademi alan arkadaş beni aradı, eve geldi. Tutanağı gösterdi; “Şurada bir yanlışlık olmuş” falan dedi . İfadeyi yazan ve alan kişinin ismi ile ifademin alındığı saat tutanakta değişmişti. Çünkü ifademi alan ve yazan kişinin böyle bir işi yok normalde. Teknik Takip sadece takibi yapar ve bürolara verir işleyiş olarak. Tutanakta yapılan değişiklikle Ahlak Masası’ndan bir komiserle normal bir polis memuru, gündüz saatlerinde ifademi almış gibi gösterildi. Ve bana da bunu imzalattılar. 15 gün sonra beni bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gönderdiler. Orada kurula çıktım. Cinsel yönelimimin farklı olduğunu söyledim. Emniyet Hizmetleri Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen bir hastalık dilimi verildi. Buna göre görevimi yapmamda herhangi bir sakınca yok. Devlet eşcinsel olduğum için “sen hastasın” diyor ama “kişi kendini iş ortamında belli etmeyecek durumdaysa görevine devam eder” diyor. Sonra? Buradan bir şey yapamayınca hakkımda disiplin soruşturması açtılar. İki müfettiş geldi. Eski bir arkadaşımı da ifadeye çağırmışlar. O da benim bir adamla bir otele gittiğimi söylemiş. Ben ne kadar gizli yaşıyorum, kendimle bile yüzleşmekten korkuyorum. Bir adamla otele gittiğimi iddia ediyorlar. Ki gitsem bile kime ne! Ben de müfettişlere anlatmaya başladım: Önce kendim kabul etmedim. İstanbul’da göreve başladığımda iki kız arkadaşım oldu. İlişkilerimde başarılı olamadım. Kendimle çelişiyordum ve mutlu değildim. Çift kişilikli gibi olmaya başlamıştım. Kendime ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin, dedim ve bu deveyi gütmeye karar verdim. “Ben buyum” dedim. Müfettişler, hizmet dışında resmi sıfatın gerektirdiği saygınlık duygusunu azaltmak suçuyla dosyamı disiplin kuruluna yönlendirdi. Kurulda zaten beni en başından beri araştırıp, ifademi alan kişiler yer alıyordu. 6 ay kıdem tenzili verilmesi gerekirken, kurul yüz kızartıcı suç işlediğimi söyleyerek dosyayı İçişleri Bakanlığı’na gönderiyor. Ancak dosya kapalı gizli ibareli zarfta gelmesi gerekirken, bayrak gibi sallandırılıyor ve bu nedenle olayı duymayan kalmadı. Aslında gizlilik kurallarını ihlal ederek beni istifaya zorladılar, psikolojik baskı uyguladılar. Ama ben yılmadım. Tüm bunlara tek başıma göğüs gerdim. Artık LGBT örgütlerini de tanıyorum. Bu saatten sonra son nefesime kadar bu işin arkasında duracağım. Ben yaşadım, başka devlet memuru arkadaşlar ya da LGBT bireyler bunu yaşamasın. Devlet memurluğundan ihraç edilmeniz nasıl oldu? Dosya İçişleri’ne gittiğinde sözlü savunma vermeye gittim. Müsteşarının bana ilk söylediği şuydu: “Oğlum, ben buna suç demiyorum. Anlat”. Görüşme iyi geçmişti. Ama 2 ay sonra devlet memurluğundan çıkarıldığımı öğrendim. Verilen karar Anayasa’nın 10., AİHS’in 8 ve 14. Maddelerine aykırı. İşin hukukunu da öğrenmişsiniz bu süreçte. Tabii ki. Sonuçta polisler de hukuk insanı. Başıma gelenlerden sonra da çok araştırdım. Bana normalde Emniyet Hizmetleri Disiplin Tüzüğü’ndeki cezalardan verilmesi gerekirken, en ağır ceza verildi. Sicil notlarım 90’dan aşağı değil, daha önce hakkımda hiçbir soruşturma yok. Bu durumda bir alt ceza verilir. Ama bireysel davranıldı, böyle bir şey yaşadım. Ben IPA (Uluslararası Polis Teşkilatı) üyesiydim. IPA’nın, yurtdışındaki eşcinsel polis topluluklarının ve İstanbul Barosu’nun davamı takip etmesini istiyorum. Kimseden yardım istemiyorum ama takip istiyorum. Bir baksınlar, benim hakkım yeniliyor mu yenilmiyor mu? Bu süreçte size destek olanlar oldu mu? Evet, birçok polis arkadaşım da çok destek oldu. “Bugün sana, yarın bizim çocuklarımıza” dediler. Hala arayıp soruyorlar. Hepsi evli, çocuklu, heteroseksüel insanlar. Polis arkadaşlardan darbe yediğim de oldu, destek veren de… Birlikte sohbetlere gittiğimiz, hizmetin içinde olduğum arkadaşların bana destek olmaması, telefonlarıma bile çıkmaması ise beni üzdü. Özellikle çocukluğumdan beri dostum olan bir meslektaşımın aleyhime ifade verip, sonra da bana sırt çevirmesi beni çok kırdı bu süreçte. Hizmet derken? Polis teşkilatında çok net bir ayrım vardır. Onlardan olanlar ve onlardan olmayanlar. Siz bu sohbetlere bu yüzden mi katılıyordunuz? Hayır. İnançlarım gereği gidiyordum. Oraya gittiğimde huzur alıyordum. Böyle bir durumum var ama çok şükür sağlığım yerinde, diyordum. Cinsel yönelimimle ilgili bocalamalarımdan uzaklaşıp huzur buluyordum. Bu yüzden hizmet hareketinin içerisindeydim. Şimdi meslekten ihraç edildiniz. Ne iş yapıyorsunuz? Nasıl sürdürüyorsunuz hayatınızı? Bir esnafın yanında çalışıyorum. Açıkçası hayatımı sürdürmekte çok zorlanıyorum. Ağabeyim ödemelerime yardım ediyor. Aileniz olup bitenlerden haberdar mı? Büyük ağabeyim her şeyi biliyor. Diğerleri hiç bilmiyor, rahatsızlığım nedeniyle bir süre çalışmayacağımı söyledim. Bu konuda bilgili değiller, onları da kaybetmek istemiyorum. Peki tüm bunlardan sonra polisliğe devam mı etmek istiyorsunuz? İleride eder miyim etmez miyim bilmiyorum ama bu hakkın bana verilmesi lazım. Geldiğim yerde benim insanlık onurumu zedelediler. Ben tayinim çıkıp gelirken, utancımdan kimseyle vedalaşamadım. Ben davamı kazanıp, gerekirse kendi onurumla istifa edeyim istiyorum. Ben bunun sınavına girdim, kazandım, bunun eğitimini aldım. Kısacası emek verdim. Anketler, polislerin çoğunun mesleği bırakmak istediğini ya da intiharı düşündüğünü gösteriyor. Siz polislik yaparken hiç böyle düşündünüz mü? Evet, benim de bunu düşündüğüm anlar oldu. Siz hiçbir hobisi olan, bir kursa giden, ya da terapiye giden bir polis gördünüz mü? Hayır. Bakıyorsun, ilişkilerinde sorun yaşıyorlar çünkü 24 saat çalışıyorlar. Amir baskısı haksızlıklar, teşkilat içindeki yapılanmalar… İnsanı o raddeye getiriyor. Polislerin translara sokakta yürürken bile ceza yazdıklarını, LGBT bireylere kötü davrandıklarını biliyoruz. Siz olayın diğer tarafındayken, yani polisken nasıldı durum? Mesleğe ilk başladığımda, kendi yönelimimi kabul etmediğim zamanlarda, karakola bir travesti gelmişti. Ama kolları kan revan içerisinde… Polis arkadaşlar da dalga geçiyor. Çok zoruma gitmişti. Kızı nezarete atacaklardı, hayır, dedim. Onu bizim dinlenme odamıza götürdüm, bir kahve yaptım. Sağlık raporuna da ben götürdüm. Bana dediği tek şey: “İlk defa bir polis tarafından insan muamelesi görüyorum”. Orada çok duygulanmıştım. Burada yine devletin bir sorunu var. Devlet bu insanlara bir iş imkanı açarsa, kurum olarak “gel, çalış” derse, zaten kimse gidip o işi yapmayacak. Kimse o hayattan memnun değil. Bazı şeylerin önünü açacaksın. Kim olursa olsun, din, dil, ırk, cinsel yönelim, kimse hor görülmeyi hak etmiyor. Çiçek Tahaoğlu | Bianet
Muhtemelen Çoğumuzda Bulunan Sosyal Medyanın Getirdiği 8 Hastalık
Yakın geçmişte Dünya’da şimdilik harikulade görünen bir medya sistemi ortaya çıktı. Web 2.0′la birlikte artık siteler tek taraflı içerik üretmekten ziyade kullanıcılarının/ziyaretçilerinin içerikleri oluşturmasını mümkün kıldı ve bugün sosyal medya dediğimiz akım/medya düzeni ortaya çıktı.Facebook, Twitter gibi yılanın başını çeken siteler hepimizin bildiği ve başlı başına içeriği kullanıcının oluşturduğu düzenler. Dünya hayatını oldukça değiştiren bu düzen bir çok iyiliğe sebep verdiği gibi kötülüğe de yol açtı. Gizlilik bunların en başında gibi görünse de bazı hastalıklar var ki bunun bile önüne geçebilir.
Arınç'tan Siyasilere Twiter Eleştirisi: 'Çıt Çıt Çıt...'
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın Star'daki köşesinde Gülen cemaatini kast ederek ''Milli orduya kumpas kuruldu'' diye iddia etmesinin ardından ilk kez konuştu ve ''Ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip eden bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz'' dedi. Arınç, Twitter'da sürekli paylaşımda bulunan bakan ve vekil arkadaşlarını da şu sözlerle eleştirdi: ''Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil.'' Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara'da Başbakanlık muhabirleriyle bir araya geldi. Arınç şunları söyledi Türkiye kendisi hareketli bir ülke, güçlü bir ülke. Ben baktığımda 11 yıldır devam eden istikrarlı hükümetin önemli işler başardığını görüyorum. Türkiye’de gerçekten maddi planda yapılan ekonomiyi yeniden inşa etmek, makro ekonomik göstergelerden her bireyin refah içinde yaşama kavuşmasına kadar, tüm sektörlerde çok önemli işler başardığını söylüyoruz. 11 YILDA İLMİK İLMİK ÖRÜLEN YAPI Geçmişte çok kırılgan bir yapı vardı. Siyaset dışı kurumlar hükümetlere de kolaylıkla müdahale edebiliyordu. 11 yılda ilmik ilmik örülen yeni bir yapı var. Yeni Türkiye’de diyebiliriz. Vesayetlerin müdahalelerin ortadan kalktığı sivil asker ilişkilerinin yeniden kurulduğu, Türkiye’den anti demokratik uygulamaların sona erdiği bir dönem yaşıyoruz. KÖŞK SEÇİMİNDE HİÇ AKLA GELMEYECEK HİLELER ORTAYA ÇIKABİLİR İlk defa halk oyuyla cumhurbaşkanı seçilecek. Türkiye’de cumhurbaşkanları seçimi her zaman engellemelerle karşılaşır. Hatta hiç akla gelmeyecek hileler ortaya çıkabilir. 2007’de 367 gibi. Şüphesiz bugün herkes 367’yi gülümseyerek karşılıyor. Ama Türkiye bunu yaşadı. Herkesin gülüp geçtiği saçmalığı hepimiz yaşamıştık. Aradan yedi yıl geçiyor, başka tartışmalar gündeme gelinebilir. Böyle bir durumda siyasi iktidar güçlü olduğunu göstermek, halk oylamasından altığı neticelerin sandığa yansıyacağını söyleyebilir. CHP açısından farklı şeyler, MHP açısından baktığımızda farklı şeyler gündeme gelebilir. BU FLU ORTAMLAR ORTADAN KALKACAK Bu flu ortamların ortadan kalkacağına yürekten inanıyorum. Sancılar yaşanabilir. Bunların hepsi birer sınamadır. Bunlardan başarıyla çıkacğaız. Bugünkü rakamlarla sandığa gidildiğinde yeniden bir güven tazelemesi olabileceğini de düşünüyorum. GÜÇLÜ BİR HÜKÜMET VAR Türkiye'de böylesi kırılgan şeylerin yaşandığı ortamda şükür ki güçlü bir hükümet var. Abartılıp köpürtülen haberlerin de aslında maksatlı yayınlandığını biliyoruz. Sükunetle ve elbette olaylara şiddetle değil suhuletle yaklaşılması gerektiğini düşünüyoruz. HİÇ KİMSE AF BEKLENTİSİ İÇİNDE OLMASIN (Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla ilgili olarak Genelkurmay suç duyurusunda bulundu. Delillerin karartıldığı gerekçesiyle yapıldı bu başvuru. Bu başvuruyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yasal bir düzenleme gerekir mi? CHP liderinin de bir açıklaması olmuştu. İktidar partisi adım atarsa destek veririz demişti. Ergenekon ve Balyoz davalarında kademeli bir af çıkarılması yönünde bir iddia var. Hükümetin gündeminde midir? sorusuna) Bahsettiğiniz davaların bir kısmı kesinleşmiş, bir kısmı henüz yargı süreci tamamlanmamış. Kimsenin ismini adını ağzımıza almadan, bitmiş davalarla ilgili, şahıslarla ilgili, sivil davalarda olabilir, ceza muhakemesi kanununa baktığımızda o şartı taşıyorsa, tekrar iadeyi muhakeme isteyebilirler. Ceza davalarında delil serbestliği esası vardır. Dava bitene kadar sanık, şüpheli ve avukatı, bu da görülsün, şu delilde var diye talepte bulunursa mahkeme bunu değerlendirebilir. Bir genel af ve af beklentisi içinde hiç kimse olmasın. Af kelimesi çok tehlikeli bir kelime. Hükümetten parlamentodan birisi konuşursa herkes de büyük bir beklenti oluşur. İçerideki insanları düşünün, afla yatar afla kalkarlar. Hiç birimiz ağzımıza şu veya bu suçlular için af konusunu getirmeyiz. Hükümet olarak da bizim böyle bir düşüncemiz yok. Bu tartışmanın elbette bazı insanları heyecanlandırdığını düşünebiliriz. Genelkurmay Başkanı'ndan, arkadaşlarım sordu haberim yoktu. Bir başvuruda bulunduğunu duydum. Başvurunun içeriği ile ilgili bir bilgi yok. Bazı avukatların sözleri var. O avukatlar neyi ne kadar biliyorlar ben bilmem. Ama Genelkurmay Başkanımızın, Genelkurmay mensubu, bunların yargılananları olduğu kadar, aileleri çocukları ve arkadaşları da vardır. Eğer gerçekten bazı konulara yargının dikkat etmelerine inanmışlarsa, başsavcılığa, bir müracaattır şüphesiz. Bunun gerektiğince yeterince değerlendirilmesi gerekir. Bu talepler karşısında, hukuk devleti olan Türkiye’de yargının yapacağı şeyler vardır. Ya bu iddiaları değerlendirdikten sonra bu konuda yapılacak bir şey yoktur, yapılacak şey bunlardır diyebilir. UZUN TUTUKLULUK SÜRESİ CEZAYA DÖNÜŞTÜ Ben üç seneden beri, uzun tutukluluk sürelerin cezaya dönüştüğünü söylüyorum. Tahliyeye dönüşmesi gerektiğini söylüyorum. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bireysel başvurudur. Herkesin ayrı ayrı müracaat etmesi gerekir dediler. Bu sefer herkesin yaptığı başvuruya göre değerlendirmeye başladılar. İÇİŞLERİ BAKANI'NIN AÇIKLAMALARINA KATILMAM DOĞRU OLAN (Hatay’da bir TIR yakalandı. İHH’ya ait olduğu söylendi. İçişleri Bakanı'nın açıklamaları vardı. Savcıya arama yaptırılmadığı iddiası var. Bu olay sonrasında, 17 aralık operasyonunun bir devamı, hükümeti zora sokmak için böyle adım atıldığı iddiaları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? sorusuna) Bu sefer ismini söylemeyeyim. Her şeyi 17 Aralık’la irtibatlı görmeyelim. Ama zannediyorum ki bundan sonra da bir süre devam edecek. Dün bu TIR’la ilgili olarak İçişleri Bakanı'nın açıklamaları olmuş. Benim de ona katılmam doğru olanıdır. Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’yi etkilememesi mümkün değil. Biz tabi Türkiye olarak çok insani bir iş yapıyoruz. Büyük bir maddi külfet getirmesine rağmen. Burada görüldüğü kadarıyla TIR şüpheli olma sebebiyle durdurulmuş. MİT mensupları olaya müdahale etmeyin demiş. Vali bir yazı göndererek teyit etmiş. Savcı jandarma gelmiş. Onlara anlatılmış, tutanak tutulmuş. Ama bu resmi yazı karşısında MİT kanunu karşısında belli hükümler var. Bu konunun aranmadan devam etmesine karar verilmiş. Bunun karşısında söylenecek sözlerin İçişleri Bakanı tarafından nasıl karşılandığı önemlidir. Suriye’deki Türkmenlere gönderilen insani yardım olarak bahsetmiştir. Ancak dün açıklama üstüne açıklama yapan CHP’nin milletvekillerini dinledim üzüldüm. Geçmişte de Esad'ın yanına gitmek için çok gayretleri olmuştu. Onların Esad ailesiyle duygusal bağları olduğunu da biliyoruz. Onlar Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere yardım yapıyor olmasını büyük bir suç olarak kabul ediyorlar. Bizim Suriye’deki radikal unsurlara bir kuruş bir yardımımız yok. Suriye halkına da ayırt etmeksizin insani yardım yapıyoruz. Dolayısıyla speküle edilmiş haberleri bir kenara koyarak, bakanımızın açıklamasını ben şahsen yeterli görüyorum. MEHMET ALİ ŞAHİN'İN 'YARGITAY'DAKİ İMAM' SÖZLERİ (Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Herhangi bir bilgi sahibi değilim. Mehmet Ali Şahin bey Adalet Bakanlığımızı yapmış, sonra da TBMM Başkanlığımızı yapmış bir siyasetçidir. İnanarak güvenerek söylüyorum ki olay böyle olmuştur dedi. Kendisi bana bu konu hakkındaki bilgimi sorarsanız bende size ulaştırırım diye haber gönderdi. Yani Yargıtay müraacat ederse, Mehmet Ali Şahin beyin sözünü duyduğum için söylüyorum, bu bilgileri paylaşırım dedi. Dolayısıyla Yargıtay’ın bunu kendi içerisinde araştırılması, kötüye kullanma görevi varsa, işlem yapılması için Mehmet Ali Şahin’e yazıyla duyurması gerekiyor. ÇIT ÇIT ÇIT SABAHTAN AKŞAMA KADAR BUNUNLA UĞRAŞIYORLAR (Deniz Baykal'ın bugün bazı görüşmeler yaptığı söyleniyor. Yalçın Akdoğan’ın söylediği kumpas sözleri üzerine, sizinle ilgili de iddialar vardı. Ev planları, kumpas planları ortaya çıkmıştı. Tüm bu kumpas iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Biz tweet hesabımızdan kimseyi rencide edecek, flaş bir şeyler yazalım, trend topic olsun hevesinde değiliz. Ama bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Bu işten vazgeçsinler öncelikle bakanlar. ELİNİN KÖRÜ OLDU Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil. Bunlar yazılıp çizilip söyleyince siz haklısınız tabi. Bir tartışma başlıyor. Fişlemeler ahlaksızlıktır diyen bir insan bu konu karşısında ne diyebilir? Bir başka gazetede böyle bir başlık gördüm paylaşmış oldum. E paylaşma. YALÇIN AKDOĞAN'A: NEDEN BÖYLE BİR YAZI YAZDIN, AÇIKLA Bir kumpas kuruldu sözü kendi ifadesidir. O zaman ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip edilen bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz. Ama bu sözün üzerine, devlet içerisinde görevi kötüye kullanan bir takım çevrelerden bahsediyor, bu çevreler delil uydurmuş olabilir mi? Bir hata olabilir mi diye bir endişe içinde. Bu endişeye kim haksız diyebilir? KUMPAS NEDİR BİLGİM YOK Benim kumpas nedir, kim kurmuştur, kime kurmuştur bilgim yok. KENDİSİNE SUİKAST DÜZENLENECEĞİ İDDİASIYLA AÇILAN DAVA: İŞ SOĞUMUŞ... HERHANGİ BİR İŞLEM YAPILMADI 19 Aralık 2009’daydı. Manisa’da ve İzmir'deydim böyle bir olaydan bahsedildi. Şimdi Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili olarak bir soruşturmanın açık olduğunu biliyorum. Ben bu savcıyı tanımam, sadece ismini biliyorum. Kendisiyle de hiç görüşmem olmadı. Sadece soru önergeleri geliyordu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e sordum. Ya suç unsuru yoktur desin, veya şu suçlar var dava açtım desin. İş soğumuş, siz hatırlatmasanız kimse hatırlatacak değil. Henüz herhangi bir işlem yapılmadı. Bu sorulmaktan, gündemde kalmaktan kurtulsun. Savcılık bir karar versin. GEÇMİŞTE FİŞLEYENLER UTANDI ('17 Aralık operasyonundan sonra çok sayıda görevden almalar oldu. Bunların daha önce yapılmış bir fişlemeye dayalı olarak yapıldığı yorumları oldu. onlardan bir tanesi de TRT ile ilgili bir tasarruftu. Ahmet Böken görevden alındı. Bu fişleme iddiasıyla ilgili cevabınız nedir?' sorusuna) Sanıyorum bunu da Bakanlar Kurulu'ndan sonra kısmen cevaplandırmıştım. Böyle bir fişlemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bendeki tüm bilgiler, kanaat bu noktada. Bizim hükümetimiz başta Başbakan olmak üzere, bütün mensuplarımız zamanında fişlenmiştir. Çocuklarımıza, ailelerimize varıncaya kadar. Pek çok insan, inançları, mezhepleri bakımından da geçmişte fişlenmiştir. Bunlar büyük bir kısmıyla deşifre olmuştur. Bunu yapanlar utanmıştır. Bu talimatları verenler de yargı önünde hesap vermişlerdir. Biz hamd olsun bunun mağduru olduğu için bir fişleme yapmadık, bunu ahlak dışı sayarız. Ayrımcılık yapmayız, sadece görev noktasında Türkiye’de bir uygulama olduğunu söylemek isteriz. Bir gazetenin haberleri sürdüğünde, biz oturduk konuştuk. EMNİYET'TEKİ GÖREVDEN ALMALAR: İSTİHBARATTAN ALINANIN YERİNE GETİRİLEN KİŞİ TAPU KADASTRO'DAN MI Bazı görevlere atanacaklar için, kanun ve yönetmelikler bir istihbarat yapılmasını ön görüyor. Uzman yardımcıları için de geçerlidir. Kritik sayılan noktalar için bilgi toplamaya ihtiyaç olduğu kanunla ön görülmüştür. MİT olabilir, bir başka kurum olabilir, talep üzerine yapmıştır. Bunu asker yapıyordur. Sivil de müsteşarından genel müdüre kadar, sahip olduğu 657 şartlarının yanında ahlaki yapısından tutunuz, nasıl bilinir diye sormuştur. Ailesi eşi çocukları vesaire, inancı bir kenara atılmıştır, Başbakanlığın genelgesi vardır. Bu kanunla yapılmıştır. Bunun dışında bazı yer değiştirmeler olmuştur. Diyelim ki Kaçakçılık Şube Müdürü alınmıştır, Yabancılar Şubesi'ne getirmiştir. Diyelim ki istihbarattan biri alındı, yerine getirilen kişi tapu kadastrodan mı hayır. Yine Emniyet'in içinden. MECLİS'TEKİ ŞAMPİYONLARDAN BİRİ 19 YILLIKTI Şunu söyleyeyim. Ben Emniyet'te Meclis Başkanlığımdan bu yana içiçe oldum. 600’e yakın görevli polis vardı. Bir ikincisi Meclis’e geleyim de şark hizmetinden kurtulayım düşüncesi vardı. Amirler için iki defa şark görevi vardır. Biliyorum yani. Geldim bir skala yaptım. Kim kaç yıldan beri orada diye. Şampiyonun birisi 19 yıllıktı. Bir daha gitmemiş, neredeyse emekliliğini bekliyor. Kardeşim sen niye şarka gitmedin? Arkasında ya bir bakan var. Başkası 18 yıllık, 17 yıllık. Başkomiser var. Meclis’e gelen Sivas’ın öbür tarafına gitmiyor. KENDİ KORUMALARIM DA DAHİL 6 YILDAN FAZLA GÖREV YAPANLARI ŞARKA GÖNDERDİM Siz gideceksiniz yerinize yeni arkadaşlar gelecek dedim. Ben üç yıl içinde 6 yıl üzerinde görev yapanları şarka gönderdim, kendi korumalarımda dahil. Şark hizmeti gelenlerin hepsini gönderdiler. Şimdi buna benzer zamanı yeri vakti gelmiş olanların, bir başka yere tayinleri bu kapsama sokarsanız haksızlık yapmış olursunuz. Hak kaybına uğramış personel varsa onlar için de yargı yolu var. Herkes gidip hakkını arayabilir. CEMAATLE İLGİSİ VARDIR, O YÜZDEN GÖREVDEN ALINMIŞTIR DEMEK BÜYÜK HAKSIZLIK Arkadaşımız her yerde bir kıyım olduğunu diyor. Burhan Kuzu’yu sanırım kast ediyor. Şahsen bunu da reddediyorum. Her kurumda yapılabilir. Benim 25 tane vakıflar genel müdürüm var, üç yıl evvel görev değişikliği yaptım. Maşallah bir eksiksiz yargıya gittiler. Sekizi döndüler. Yani 10 yıl, 12 yıl aynı yerde çalışıyorsun kardeşim. Biraz da şurada çalış derken, o güzel yargı hepsinin lehine karar verdi. Dava açacak insanlar, haksız tasarrufların da reddedildiğini görmüş olacağız. Bunlar filancaya mensupturlar, cemaatle ilgisi vardır, görevden alınmışlardır demek büyük bir haksızlık. AHMET BÖKEN ZATEN TEDBİREN BAKIYORDU TRT’de olan bir işi TRT’de sormak cesaret ister, iyi ki de sordun. Ahmet Böken arkadaşımız zaten tedbiren bu göreve bakıyordu. Kendisi başarılı bir arkadaşımızdır. Geçtiğimiz günlerde ABD’de kendisi de gazeteci olarak bulunmuştu. Bir başka göreve alınmasını bir haksızlık olarak görmeyin. Kendisi de bu haksızlık olarak görmüyordur. Burada olsaydın, kardeşim niye bunu soruyorsun, vazifemi yapıyorum diyecekti. ÇAĞLAYAN VE AİLESİNİN, REZA ZARRAB'IN UÇAĞIYLA UMRE'YE GİTMESİNİN NE KADAR SİYASİ ETİĞE UYGUN OLUP OLMADIĞINI HERKES KENDİSİ DEĞERLENDİRSİN (22 Mart 2013 tarihinde umre ziyareti için İstanbul'dan Cidde'ye havalanan Reza Zarrab'ın özel uçağında 'Büyük Rüşvet' operasyonunda oğlu tutuklandığı için bakanlıktan istifa eden Zafer Çağlayan, işadamı Zarrab ve ailelerinin olduğunun ortaya çıkmasıyla ilgili soru üzerine) Bir fikir beyan etmem doğru değil. O işadamı Reza Sarraf olmasaydı, böyle bir başlık öyle bir gazetenin önüne gelmezdi. Herkesin güvendiği iş adamları, onların da jetleri var. Onlardan birisiyle bu seyahat yapılmış olsaydı ki, o gazetede böyle bir başlık görmeyecektik. Söz konusu Zarrab ve Çağlayan olunca, böyle bir davranışın siyasi etiğe uygun olup olmadığını herkes kendisi değerlendirsin. Biz şu da bütün gücümüzle Parlamento'ya gönderdiğimiz, yasal çalışmaların Anayasa Komisyonu'nda gündeme getirilmesini bekliyoruz. MAVİ MARMARA (Son gelişmelerle gündeme gelen Mavi Marmara konusu. Tazminat görüşmeleri var. son İstanbul’da görüşme olduğu söylendi. Tazminatta bir anlaşma oldu mu? sorusuna) Geçen Mart ayında, üç sene sonra Türkiye’nin beklentilerine cevap verildi. Netehyahu’ya bu konuda görüşmeler yaptığı, Netenyahu’nun kabul ettiğini biliyoruz. Burada üç konu vardı. Açıkça özür dilenmesi, bu gerçekleşti. İkincisi, olayda ölenler ve yaralananlara tazminat ödenmesi, Filistin’deki ablukanın kaldırılması yönünde iyileştirme. Biz tavrımızdan vazgeçmedik. Dolaylı görüşmeler sırasıyla, İsrail’in Türkiye’nin tezine yakın bir anlayışa doğru evrildiğini gösterdi. Bizim yapacağımız iş uluslararası sözleşme imzalanmasıdır. bu sözleşmenin TBMM tarafından uygun görülmesi lazım. Biz ancak bu işe bundan sonra başlayabiliriz. henüz bu noktada değiliz. PARALEL DEVLET İDDİASI: BU TABİRİ KULLANMAMAYA ÇALIŞIYORUM ('Gündemdeki tartışmaların merkezinde devlet ve devlet içindeki paralel yapıyla mücadele olduğu var. Sayın Başbakan’ın bu paralel yapıyı ortaya çıkaracağız sözleri var. Hükümetin izleyeceği bir yol var mıdır?' sorusuna) Bu tabirleri ben kullanmadım. Kullanmamaya da çalışıyorum. Ama bazı olaylar, bazı kişilerin görevlerini kötüye kullandıklarını, belli amaçlarla hareket ettiklerini gösteriyor. Ama bazı olayların, bu beraberlikler sebebiyle, Türkiye’ye karşı, içeride ve dışarda zor durumda bırakmak amacıyla hareket ettiklerini gösteriyor. Küçük bir grubun birbiriyle bağlantılı olarak böyle bir eylem yapmasını, hiçbir devlet faaliyet olarak göremez. Hürriyet
Reiki: Negatif Bir Varoluştan Pozitif Bir Varoluşa Yolculuk
İsmail Bülbül 17. Işık aşamasında Usui Reiki Grand master. Almanya’da uzun yıllar hocalık yapmış ve 3 yıldır Türkiye’de. Almanya’daki Reiki konfederasyonunda yönetim kurulunda bulunmuş bir kişi ve oradaki düzeni Türkiye’de de uyguluyor.  Ve İsmail Bülbül, ayak bastığı gibi Reiki’nin anlayışında sağlam değişimler getirdi. Benim İsmail Bülbül ile tanışmam, Perihan hanım (Perihan Aydın) ile mailleşmem üzerine gerçekleşti. İstanbul’a onları görmeye gittim ve İsmail hocadan Usui Reiki 3b seviyesine 2010 yılının Mayıs ayında yeniden uyumlandım. İzmir’de bir dönem yaşamasına rağmen İsmail hocayla tanışmam İstanbul’da nasip oldu. Onların ofisine ilk gittiğimde açıkçası biraz endişeliydim. Ama kapıyı tüm neşesi ve iyi niyetiyle melek gibi bir bayanın açıp, candan bir şekilde “hoş geldiniz” demesiyle tüm endişem yok oldu ve kendini huzurlu bir güvene bıraktı. Buradan hocayla tanışmama vesile olduğu için ve sevgi dolu karşılaması, yardımları için Perihan Aydın’a da ayrıca teşekkür ediyorum. (Perihan hanım psikolojik danışman ve İsmail hocayla birlikte Reiki Okulu isimli Reiki merkezinde çalışıyor.) İçeri davet edildikten sonra Perihan Aydın ile sohbet etmeye koyulduk. İsmail Bülbül uyumlama verdiği için birazdan gelecekti. Sohbet ederken, sağ tarafımda bir ses duydum ve sağa baktım gayri ihtiyari olarak. Bakmamla şaşırmam bir oldu. Sağa döndüğümde saf bir ışık görüyordum. Bembeyaz bana doğru ilerleyen bir ışık… İlk başta anlayamadım. Ama yaklaşınca, ışık arasından İsmail hocanın yüzünü seçtiğimde şaşırmam daha da arttı çünkü gördüğümün bir insan değil bir görü olduğunu sanmıştım. İşte o anda İsmail hocada ki “Reiki ışığı” beni çok etkiledi ve bu ışık beni tazeleyip, yeni bir doğuş sürecine getirdi. Şimdilerde ise Türkiye’de ciddi anlamda bir ilki gerçekleştiriyor sayın İsmail Bülbül. Reiki’nin 1. Seviyesinden 3.seviyesine kadar herkese hitap edecek bir DVD çıkardı. Reiki el hareketlerinden, Reiki sembollerine, Reiki meditasyonlarından, Reiki uyumlamasının nasıl yapıldığına ve Reiki’de farklı tekniklere kadar her konuya değinilen harika bir DVD. Elbette bu DVDyi görenler veya hocanın ismini duyanlar merak ediyor, İsmail Bülbül kimdir, grandmasterlık nedir, yurtdışında sistem nasıl işliyor? İşte bizde bunları sorduk ve değerli hocamızda cevap verdi. Röportaj: Efe Elmas Hocam Merhaba, ben sizi tanıyorum lakin tanımayanlar olabilir. Öncelikle kendinizden biraz bahsedebilir misiniz, ne zamandır Reiki öğretiyorsunuz, nasıl bir süreç geçirdiniz? 1996 yılında başladı reiki ile olan yolculuğum. Eğitimlerimi Almanya’da aldım. Elbette orada öğrencilik dönemi çok uzun tutulur; Ben Reiki 1. seviyede 4 yıl bekledim. Bir dört yılda öğretmenlik aşamasını alana kadar geçti. İyice hazır olmadan, olgunlaşmadan öğretmenlik aşamasına geçmek zordur orada. Daha sonra da kendimi tamamen bu yola adadım. Ve şimdiye kadar da Rabbim bana binlerce can’la buluşmayı nasip etti. İsmail Bülbül ve öğrencilerinin bir kısmı Almanya’da belli ki daha disiplinli bir sistem var. Siz Reiki’yi nasıl bir sistem olarak tanımlıyor ve görüyorsunuz? Reiki, kişinin çakralarının açılması sonucu ortaya çıkan ilahi enerjinin, kişinin özüyle temasa geçmeye başlaması ve her an yeni farkındalıklara kavuşmasıdır. Reiki bir kapıdır esasında, bu kapıdan geçince kişinin özünde ne varsa ona yakınlaşır. O kapıyı nereye açmak istediğiniz çok önemli,; sağlığa açmak isteyen sağlığa kavuşur, sağlıklı olur ve hatta iyi bir şifacı olur, kendini ilme açmak isteyene ilim verilir ve hatta bir öğretmen olur, başarıya açmak isteyene, evren tüm nimetlerini yağdırır… Kısacası sizin gerçek varoluş amacınızı gerçekleştirmenizi engelleyen ne varsa, bu ilahi enerji bir bir onları ortadan kaldırır ve sizi varoluş amacınıza yakınlaştırır. Reiki’yi Tasavvuf ile sentezlediğinizi biliyorum. Tasavvuf ile Reiki’yi nasıl sentezliyorsunuz, Tasavvufu idrak etmede ne gibi bir faydası oluyor Reiki’nin? Tasavvuf bir deryadır, Reiki de ona açılan kapılardan biridir. Dediğim gibi Reiki sizi varoluş amacınızı gerçekleştirmeniz için çeşitli yollara sevk eder. Haliyle Reiki, Tasavvufa geçişi kolaylaştırır. Biliyorsunuz, eski zamanlarda sufiler öğrencileri yetiştirmeye başlamadan önce yıllarca onları arındırmak için çeşitli çilelere tabi tutarlardı. Onların auralarını temizlemek, çakralarını açmak, algılarını yükseltmek için yaparlardı bunları. Reiki inisiyesi bir nevi bu arınma sürecinin yerine geçiyor. Kişi inisiye aldıktan ve çakraları açıldıktan sonra farkındalıkları artmaya başlıyor, algısı yükseliyor, varoluşun sırlarını özümsemeye daha hazır hale geliyor. Fark ettiğimiz gibi Türkiye’de bir fikir birliği yok. Türkiye’ye geldiğinizde ne gibi zorluklar yaşadınız? Açıkçası Türkiye’ye ilk geldiğimde buradaki Reiki algısı beni şok etti. Reiki adına her kafadan bir ses çıkıyordu. Herkesin bir doğrusu vardı. Reiki çok ciddi bir öğretidir, saygı ve sabır ister. Kuralları, doğruları vardır. Ama benim burada gördüğüm maalesef ‘”ben yaptım oldu” mantığıydı. Buraya ilk geldiğimde bu algıyı değiştirmeye uğraştım hala da bu konuda çaba harcıyorum. Gerçekten bu bir sıkıntı aslında Türkiye’de. Çünkü bir sistem yok ve her kafadan bir ses çıkıyor. Hatta yanlış uyumlamalara kadar gidebiliyor ki sizin de en çok üzerinde durduğunuz konulardan biri. Yanlış uyumlanmış kişiler genelde ne gibi sıkıntılarla size geliyorlar? Genelde gördüğüm ya uyumlamalar birkaç dakikada yapılmış ya da toplu uyumlama verilmiş. Neredeyse hiç kimsede ayaklara dokunulmamış. Kök çakra hep tıkalı. Bu nedenle de çakralarının bazıları açık bazıları tamamen tıkanmış, tükenmeye yüz tutmuş şekilde gelenler var. Ya da bazen üst çakralar (taç çakra- zihin çakra) açık diğer çakralara müdahale edilmemiş ve enerji sadece maneviyatı destekleyen çakralarda yoğunlaşmış. Veya zamanı beklenmeden üst üste inisiyeler verilmiş. Bu yanlış inisiyeler sonucu kişilerde duygusal dengesizlik, zihinsel negatiflik ve bedensel problemler ortaya çıkıyor maalesef. Neyse ki bu konuda çok önemli bir adım attınız. Yeni DVDniz çıktı ve bu DVD uyumlamaların nasıl yapılacağı ve semboller detaylı anlatılıyor. Sanırım bu ülkemizde bir ilk. Bu kadar detaylı ve açıklayıcı bir DVD çıkarmanızın amacı bu hataların düzeltilmesini sağlamak mıydı? Evet. DVD’de Usui Reiki’nin inisiyesini de anlattım. Bu benim doğrum değil. Bu, adına Reiki dediğimiz saygın öğretinin doğrusudur. Bu yolun öğretmenleri doğruyu yapmaya yoğunlaşmalıdırlar. Ben de elimden geldiğince bunu anlatmaya çalıştım. Herkes öğrensin herkes uygulasın diye. _DVD’den bahsetmişken, çok güzel bir DVD olmuş. Emeğinize sağlık. Reiki’ye başlayanlar ve ilerleyen _seviyeler için hem görseli bol hem de içerik olarak dolu dolu bir DVD. ___Bütün seviyelere değinilmiş; çakralar, Reiki teknikleri, uyumlamanın nasıl yapılacağı ve auralara kadar bir çok konuya girilmiş.  ___ Evet bu tarz bir DVD yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bir ilk.. Yabancı kaynaklarda da daha önce bu içerikte bir çalışma yapılmamış. Reiki 1. aşamadan Reiki öğretmenlik aşamasına kadar olan tüm temel bilgilere değinmeye çalıştık. Hem Reiki öğrencileri için görsel bir döküman hem de Reiki öğretmenleri için çok destekleyici bir kaynak oldu.  Hocam biraz grandmasterlık aşamalarından bahsedebilir misiniz? Bu da Türkiye için hala yeni bir kavram. Bana çok sorulan bir soru var; Usui Sensei grandmaster mıydı? Grandmasterlık aşaması 3b öğretmenlik aşamasını hakkıyla yaptıktan sonra verilen ustalık aşamalarıdır. Bu yolculuğu daha derinlerde tecrübe etmek isteyen ve buna baş koyanlara verilen bir aşamadır. Nasıl ki 100 Reiki öğrencisinden bir tanesi Reiki öğretmeni olursa, 100 öğretmenden de bir tanesi ışık aşamalarına devam eder. Bu nedenle de zaten bu aşamalara sahip olan insanlar nadirdir.Ve evet bu aşamalara sahip kişiler çok bilinmiyordu. Fakat şu düşünülmelidir ki son yıllarda internetin kullanımıyla birlikte Reikiile ilgili her türlü bilgiye ulaşılır oldu. Ondan öncesindeki genel bilgilerimiz batılı masterların yazdıkları kitaplardandı ve onların bahsetmemiş olması bu aşamaların olmadığı anlamına gelmez. Japonya içe kapalı bir kültürdür ve kendilerinde olan bilgileri de çok nadir dağıtırlar. Biliyorsunuz ki bu ilim Japonya’da keşfedildi ama henüz dünyaya yayılmamıştı, sadece orada uygulanıyordu. Dünyaya yayılması da Amerika’da yaşamış olan Bayan Takata’dan sonradır. Yani dünyanın Reiki ile tanışması yine bir batı mantığı taşıyan kişinin oradan bu bilgiyi tutup çıkarmasından sonra oldu. Grandmasterlık aşamaları da Japonya’da araştırmalar yapan oradaki ilk ve Dr. Usui’nin yakınlarında bulunmuş kişilerden öğrenilmiş bilgilerdir ve evet Usui Sensei 8. aşama Grandmaster Teacher’dır. Ayrıca, Bayan Takata da bu aşamadaydı ve bu aşamayı sadece Barbara Ray adlı öğrencisine verdi. Ve onu halefi olarak gösterdi. Fakat bu durum torunu olan Phyliss Frumoto tarafından olumlu karşılanmadı ve örtbas edildi. Biliyorsunuz Dünya’daki en büyük reiki topluluğu Pyhliss Frumotonun önderliğini yaptığı Reiki Allianztır ve bir çok reiki kitabı da kendileri referans alınarak hazırlanmıştır. Şimdiye kadar bu bilgiye ulaşılamaması için yeterli ve önemli bir gerekçedir diye düşünüyorum. Bu konu hakkında daha detaylı bilgiye http://reikiokulu.com/makaleler.php?content=usui-reiki-ekolu-ve-isik-asamalari-gercegi yazımdan ulaşabilirsiniz. Şimdi çok daha net geliyor kulağa. Zaten Bayan Takata, kendisinin grandmaster olduğunu dile getirmiştir ama nedense bu çok göz önüne alınmamış ve açıklanmamıştır. Tabi grandmasterlık seviyeleri bahsettiğiniz kadarıyla çok daha ciddi seviyeler. Ciddi disiplin ve olgunlaşma gerektiriyor. Ama maalesef birkaç günde bütün seviyeleri alıp grandmaster olanlar var. Bu kişilere karşı nasıl dikkatli olabiliriz? İnternetle birlikte edindiğimiz birçok nimetin yanında çeşitli sıkıntılar da edindik maalesef. Bilgi kirliliği, ilim ve emek korsanlığı da bunların başında geliyor. Grandmasterlık sembollerini eline geçiren bir kişi (bir çılgın da denebilir) bu sembolleri internet üzerinden satmaya başladı ve sonra bu sembolleri alan kişi de satmaya başladı, ardından onu alan da sattı ve derken uzayıp giden bir kendini kandırmaca başladı, hala daha devam ediyor. Eğer gerçekten inisiye olsalardı, bu insanlar kolayca kendilerine gelemezdi. Yani ağırdır bu aşamalar. Ben ilk 5&6. Aşamayı aldığımda 6 ay kendime gelemedim. Yine grandmasterlığa uyumladığım öğrencilerimden arınmaları 1 yıl süren var. Bu kişilere karşı dikkatli olmak için sertifikalarını sorun, soy ağaçlarını sorun, kendilerini iyice tanıyın,  eğitim içeriklerini sorgulayın. Bilinçaltı kodlama terapisi nedir, olumlu sonuçlar alıyor musunuz? Bilinçaltı kodlama terapisi geçmişte yaşanılan üzüntüler, acılar, travmalar, suçluluk duyguları, öfke, affedememe ya da gelecek endişe ve kaygısına yönelik yapılan bir zihin arındırma terapisidir. Yaptıran açısından çok pratik ve kolay bir terapidir öyle ki bunu 8 yaşındaki bir çocuğa da 80 yaşındaki bir insana da yapabiliyoruz. Yeter ki geçmişi hatırlamaya yönelik bir problemi olmasın. Terapinin sonuçları çok mutluluk verici. Seans sırasında ağlayan insanların seans sonunda şaşkınlıkla gülümseyip inanamıyorum “artık rahatsız etmiyor” demeleri benim bu işi sürdürmemde ki en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri oldu. Peki Kodlama terapisini kimlere önerirsiniz? Başta depresyon, panik atak, anksiyete gibi psikolojik problem yaşayan kişilere ve bunun dışında aşırı stres altındaki ya da boşanma, ölüm, ağır hastalık gibi yoğun zihinsel yıpranma yaşamış kişilere veya sadece zihinsel olarak yenilenmek isteyen herkese önerebilirim. Size nasıl ulaşabilirler? Ofisimiz İstanbul Göktürk’te bulunuyor. Ayrıca www.reikiokulu.com web sitemizde de iletişim bilgilerim mevcut. _Hocam başka eklemek istedikleriniz veya söylemek istedikleriniz var mı Reiki ile alakalı olarak?_ Reiki çok yalın ve sade bir öğretidir, kullandıkça her an yeni mucizelere tanık oluruz ve kuralları çok basittir. Bizden çok şey istemez; sadece doğru uyumlama! Lütfen uyumlama yapan kardeşlerim de, uyumlama almak isteyen kardeşlerim de bu hususa dikkat etsinler. Doğru inisiye alsınlar ve sabırla bu güzel öğretiyi uygulasınlar. Sonra tüm güzellikler kendilerine akmaya başlayacaktır. Röportaj için teşekkür ediyoruz… Bende teşekkür ederim. İsmail Bülbül Kimdir? 14 yıllık Usui Reiki eğitimini bu ekole ait olan tüm aşamaları alarak tamamlamıştır. 17. (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk’u da alarak USUI REIKI ekolünde dünyada 8 kişiden birisi olmuştur. 1996 yılında Usui Reiki 1 Marga Bayer’den 2000 yılında Usui Reiki 2′yi yine Marga Bayer’den 2004 yılında Usui Reiki 3a’yı Doris Kujer’den 2004′in sonunda yine Reiki 3b Doris Kujer’den alarak geleneksel aşama Usui Reiki Master/Teacher olmuştur. Usui Reiki geleneksel aşamalarını tamamladıktan sonra, IŞIK Aşamalarını da almak için gereklişartlar olan 1000 öğrenci inisiye etme ve Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavını başarma sürecini de aşmış ve Usui Reiki Işık Aşamalarını 5, 6, 7 ve 8. seviyeye kadar almaya hak kazanmıştır. 2007 yılının başlarında Ilka Speermanns’tan Usui Reiki 5 (Grose Harmonie) Büyük Huzur ve Usui Reiki 6 (Grose Teilen) Büyük Paylaşım’ı alarak Usui Reiki Grandmaster (Büyük Üstat) olmuştur. 2007 yılının ortalarında yine Ilka Speermanns ‘tan Usui Reiki 7 (Große Freiheit) Büyük Özgürlük ve 8. (Große Friede) Büyük Barış aşamalarını alarak Grandmaster/Teacher olmuştur. 2008′de Usui Reiki’ye ait olmayan Bilgelik ve Aydınlanma (Zoner, Kom, Dai Kiro Sey) (Weisheitssymbolen) inisiyelerini almıştır. 2008 yılında yine 9′dan 17′ye kadar olan Işık aşamalarını almak için gerekli olan Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavının son aşamasını da başarıyla geçmiştir. Ve üstadı olan Ilka Speermanns’dan 9- aşama (Wahre Glück) Gercek Mutluluk 10- aşama (Große Hoffnung) Büyük Umut 11- aşama (Große Kraft) Büyük Güç 12- aşama (Große Liebe) Büyük Sevgi 13- aşama (Große Lehrer) Büyük Ögreti Üstad aşamalarını almıştır. 14- aşama (Erkenne Dein Selbst) Kendini Tanıma. 15- aşama (Lebensweg und Bestimmung) Yaşam Yolu. 16- aşama (Das Kollektiv) Birlik Beraberlik.. 17- (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk. Uzmanlık Alanları: , Usui Reiki Eğitmeni, Kapsamlı Bilinçaltı Terapi, Kapsamlı Karma Terapi, Özgüven Terapisti… İletişim: http://reikiokulu.com/ info@reikiokulu.com https://www.facebook.com/ReikiOkulumuz
Belçika Senatosu Çocuklara Ötenazi Hakkını Onayladı
Belçika 2002 yılında yetişkinler için ötenaziyi yasallaştırmıştı. Şimdi bu yasanın ölümcül bir hastalığa yakalanan ve dayanılmaz fiziksel acılar çeken çocukları da kapsaması yolunda bir öneri Senato'da onaylandı. Kimileri bunu 'mantıklı bir adım', kimileri ise 'delilik' diye niteliyor. Tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmış bir çocuk düşünün. Ve zehirli bir iğne ile öldürülmeyi talep edişini. Birçok insan için bu, hayal bile edilemeyecek bir kabus senaryosu. Çoğumuz bir çocuğun ölümcül bir hastalığa yakalanıp yavaş yavaş eridiği acımasız gerçeklikle yüzyüze gelmeyeceğiz muhtemelen. Fakat bazı Belçikalı çocuk doktorları, bu durumdaki çocukların acıları giderilemiyorsa, ölmeyi talep etme hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor. Ziekenhuis Üniversitesi'nden Doktor Gerlant van Berlaer, 'Nadiren şöyle durumlar olabiliyor: Tedavi etmeye çalıştığımız ama daha iyi olmaları için hiç bir şey yapamadığımız çocuklar oluyor. Bu çocukların hayatlarına son verme kararı almaya hakkı olması lazım.' diyor. Van Berlaer ve 16 diğer çocuk doktoru, Belçikalı senatörlerin çocuklar için ötenazi yasasını kabul etmeleri talebiyle Kasım ayında bir açık mektup yayımladı. Doktor van Berlaer 'Hayır, kendimizi Allah yerine koymuyoruz, zaten sona erecek hayatlardan söz ediyoruz.' diyor: 'Doğal haline bırakıldığında sefil, acı içinde ve korkunç bir şekilde son bulabilecek hayatlar bunlar. Hastanelerde bir çok arkadaşlarının aynı hastalıktan nasıl öldüğünü görmüş olabilirler. Ve bu durumda 'Böyle ölmek istemiyorum. Kendi istediğim gibi ölmek istiyorum' derler ise, doktorları olarak elimizden gelecek tek şey bu arzularını yerine getirmek olabilir. Ben bunu yapabilmemiz gerektiğine inanıyorum.' Geçen ay Belçika Senatosu'ndan 17'ye karşı 50 kabul oyu ile geçen yasa tasarısına göre, bu hakkın kullanılabilmesi için öncelikle çocukların ötenazinin ne olduğunu anlamaları, sonra anne-babaları ve doktorlarının da bu talebe onay vermeleri koşulları konuluyor. Belçika'nın kuzey komşusu Hollanda'da ötenazi 12 yaşın üzerindeki çocuklar için, anne ve babalarının da rızası olmak koşuluyla yasal bir hak sayılıyor. Fakat Belçika'daki tasarı meclisin diğer kanadınca da onaylanırsa, dünyada ilk kez bir ülkede çocuklar için ötenazi, hiç bir yaş sınırı olmaksızın kabul edilmiş olacak. Senato'daki sosyalist grubun lideri ve tasarının destekçilerinden Philippe Mahoux, düzenlemeyi 'En büyük insanlık jesti' diye tanımladı. Mahoux, asıl skandalın, ölümcül hasta çocukların acı çekmesine dur dememek olduğunu söylüyor. Tasarıya karşı oy kullananlardan Hristiyan Demokrat senatör Els van Hoof ise insanın kaderini belirlemesi prensibinin herkesin sadece nasıl yaşayacağına değil, nasıl öleceğine de karar vermesi şeklinde yorumlanmasının yanlış olduğuna inanıyor. Van Hoof 'Tasarıyı önce akıl sağlığı sorunları olan çocukları da içerecek şekilde sunmuşlardı.' diyor ve, 'Tartışma sırasında ötenaziyi savunanlar anoreksik çocuklar, hayattan yorulan çocklar gibi kategorileri de gündeme getirdiler. Nereye kadar gidecek?' diye soruyor. Senatör van Hoof, yetişkinler için uygulanan ötenazi hakkının kaygan bir zemin olduğunun şimdiden kanıtlandığı görüşünde. 2002'de kabul edilen ötenazi yasası yetişkinlerin: yetkin ve şuuru yerinde talebi defaatle dile getirmiş tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalık nedeniyle dayanılmaz fiziksel ya da zihinsel acılar içinde olmalarını şart koşuyor. Fakat 2013 yılı içinde Belçika'da kamuoyu gündemine gelen iki vaka, van Hoof'un kaygılarını iyice artırmış. Marc ve Eddy Verbessem, genetik bir hastalık nedeniyle bir süre sonra göremeyeceklerini öğrenince, artık kendi başlarına yaşamlarını sürdüremeyeceklerini düşünerek ötenazi talebinde bulunmuşlardı. Bunu dokuz ay sonra kadından erkekliğe geçiş yapan transseksüel Nathan Verhelst'in ölümü izledi. Bir dizi cinsiyet değiştirme ameliyatı başarısız olunca ölmek istemişti. Els van Hoof, danıştığı bir hukukçuya göre, ikizlerin muhtemelen yasadaki ötenazi kriterine uyduğunu söylüyor, ama Nathan Verhelst'in durumu onu kaygılandırıyor. Her üç olayda da ötenazi kararını onaylayan kişi, Brüksel Üniversitesi'nden onkolog ve geçici bakım uzmanı Profesör Doktor Wim Distelmans. Dr. Distelmans aynı zamanda doktorlar, hukukçular ve ilgili tarafların yasanın uygulanışını denetlemek üzere biraraya geldiği Ötenazi Komisyonu'nun eş başkanı. Ötenazi konusunda eleştirileri olanlar bu komisyonun yasanın kabul edildiği 2002'den 2012'ye kadar gerçekleştirilen 6 bin 945 ötenazi vakasının hiçbiri hakkında savcılıktan soruşturma istemediğine dikkat çekiyorlar.Yani komisyon on yıl içinde, istisnasız bütün ötenazi uygulamalarını yasaya uygun bulmuş. 2012 yılının 20 Nisan'ında kimya dalında öğretim üyesi Tom Mortier'e Brüksel'deki bir hastaneden telefon gelmiş. Annesinin öldüğü bildirilmiş. 64 yaşındaki Godelieva de Troyer depresyon geçiriyormuş. Ölmeden üç ay önce oğluna üç e-posta göndererek doktorlarından ötenazi istediğini bildirmiş. Ama Mortier doktorların buna asla izin vermeyeceğini düşünmüş. Tom Mortier çok öfkeli. Annesinin 'ölmeye hakkı olduğu' tezini kabul etmiyor. 'Benim bakışıma göre bu hastalar için değil doktorlar için çıkarılmış bir yasa. Böylelikle ceza almaktan kurtuluyorlar' diyor. 'Ötenazi etik olmayan bir şey. Hastanı öldürüyorsun. Şimdi de bunu bir tür en büyük insan sevgisi gibi lanse ediyorlar. Belçika ne hale geldi, anlamıyorum...' diye konuşuyor. Bu yasanın çocukları içerecek şekilde genişletilmesi girişimi ise Mortier'e göre 'delilik'. Doktor Marleen Renard Leuven Ünivertise Hastanesi'nde çocuklar için geçici bakımdan sorumlu bir onkolog. Çocuklar için bir ötenazi yasası çıkarmanın gerekmediğini, ölmekte olan çocukların acısını dindirecek yollar bulunduğunu söylüyor. 'Acıyı bastıramazsak, çocuğu uyutabiliyoruz. Eğer bunu da artık gerçekten insanlık dışı bulmaya başlarsak, Etik Komisyonuna giderek çocuğun hayatının sonlanması için izin istiyoruz. Ama bunu yapmak için çok sayıda kişinin hemfikir olması gerekiyor.' diyor. Renard, kendi tecrübesine göre çocukların 'ölmek istiyorum' demediğini söylüyor. 'Çok sayıda büyük acılar çeken ergen çocuk gördüm. Daima bir sonraki günden umutları vardır. Hiç bir zaman hiçbiri bana 'Artık dayanamıyorum, ne olur durdurun bunu' demedi. ÖLmek değil, yaşamak istiyorlar.' Çocuklar ölmek istediklerini söyleseler bile, acaba böyle bir kararı verebilecek olgunluktalar mı? Ötenazi savunucusu Doktor Gerlant van Berlaer, ölümcül bir hastalığa yakalanan ve yaşamlarının önemli bir kısmını yetişkinlerle geçiren çocukların çok erken büyümek zorunda kaldıklarını düşünüyor. Kendi oğlu 8 yaşında kanserden ölen ve şu anda Leuven Üniversite Hastanesi çocuk onkoloji bölümünde gönüllü olarak çalışan Feike van den Oever da bu görüşte. 'Onunla sohbetlerimizde, çocuğun nasıl yaşının çok ötesinde bir düzeyde düşündüğünü farkedebiliyordunuz.' diyor ama 'Çocuklar neler olup bittiğini anlıyor. Peki bu ötenazi talep edebilecek kadar mı? Bence hayır.' Tasarı yasalaşırsa kaç çocuğun ötenazi isteyeceğini bilmek mümkün değil. Yetişkinler açısından bu sayı 2002'den bu yana her yıl arttı. Kanser hastalarının yüzde 80'i ötenazi istiyor. Ötenazi hakkını ilk savunanlardan Doktor Jan Bernheim, ne zaman öleceğini ve acısız, seçtiği bir zamanda ölebileceğini bilmesinin hastaların kalan günlerinin kalitesini yükselttiğini, onlara moral verdiğini söylüyor. 'Acı bütün diğer faktörlerin üzerine çıkan bir şey. Günler süren acılar, inlemelerle ölmek yerine bir törenle, genellikle hoş bir duygusal ortamda ölüyorlar.' diyor. Bir çocuğun ölümü kuşkusuz bir trajedi. Fakat Belçikalı çocuklara hayatlarına son verilmesini isteme hakkı verilecek mi, bunu bu yılın ilk aylarında Belçika parlamentosunun diğer kanadında yapılacak oylama belirleyecek. Linda Pressly Belçika | BBCTürkçe
RTÜK'ün Ceza Verdiği 'Duygusuz Seks' Ne Kadar Mümkün?
İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Arkadaştan Öte’ adlı filmin TV tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?” cümlesini çocuk ve gençlerin ahlakını bozucu olarak değerlendirdi. Böylece seks eylemi bir kez daha kirletici ve insan ahlakını bozucu bir yakınlaşma olarak tescillenmiş oldu. Peki, insan beyni açısından bakarsak içinde duygu barındırmayan bir seks yaşantısı ne kadar mümkün? İnsanlar için cinsel yakınlık anlık ya da mevsimsel bir aktivite değil. 'Libido' adını verdiğimiz cinsel olarak uyarılmışlık enerjisi ile yakınlık arayışı neredeyse gündelik yaşamın bir parçası. İster evrim diyelim, ister yaratılış, görünen o ki cinsellik hem bir başkası ile yakınlaşabilme, hem de bir bağlanabilme deneyimi. Çünkü kişi için akılda kalıcı bir haz deneyimine neden olan cinsel yakınlıklar bağlanma eğilimlerini tetikliyor. İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir. Dünyaya yeni gelen bir bebek anneye bağlanabilme kabiliyeti ile doğar. Arno Gruen, doğumdan hemen sonra annenin karnına yüz üstü bırakılan bir bebeğin, ilk beş dakika içinde kollarından aldığı destekle kafasını kaldırıp anne ile göz göze gelme eğiliminde olduğunu söyler. İlk beş dakika içinde kurulan bu ilk temas bebeğin sakinleşebilmesi için çok hayati görünmektedir. Bebek 72 saat sonra artık anneyi tanımış olacaktır, onu diğer kişilerden ayırabilir, onu görünce ya da dokununca sevindiğini gösteren tepkiler verir. İlk temel bağlanma sistemleri, bu temas yaşantıları sırasında oluşacak ve devamında kazanılan deneyimlerin toplam bilgisi, anne dışındaki kişilerle ilişki kurarken kullanılacaktır. Temas ve bağlanmayı bu kadar önemli kılan salgıladığımız hormonlar. Bu hormonlardan bir tanesi; sarılma, şefkat ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin. Kadınlarda çok kolaylıkla salgılanan bu hormonun bedendeki önemli etkilerinden biri döllenme ve doğum sırasında rahim yolundaki kasılmalara sebep olması. Böylelikle spermler, asidik ortamı nedeniyle daha kolay öldükleri rahim yolundan alkali bir ortam olan rahme daha hızlı geçebilirler. Oksitosin doğum sırasında da rahmin kasılmasını sağlar. Ve sonunda da anneden süt gelmesine neden olur. Bebeğin süt emerken meme ucunu vakumlaması da bu hormonu tetikler ve bu kez de süt kanalları kasılarak sütün bebeğe ulaşmasını sağlar. Biri ile sarılmak, okşanmak oksitosinin üretilmesini sağladığı için anne tarafından sık sık kucaklanan ve okşanan bebek, dünyaya gelirken en güçlü duyu organı olan teni sayesinde hissettiği duygular aracılığı ile bu hormonu salgılar ve anneye bağlanır. Yeterince ten teması kuramayan bakımhane bebeklerindeki erken bebek ölüm oranı daha yüksektir. Erkekler de birisi ile temas sırasında oksitosin salgılarlar. Orgazm olabilme sürecinde etkin bir rol oynayan oksitosin, orgazm sonrasında hemen bozunmaya başlar. Çünkü erkek gövdesinde etkin olan yüksek düzeyli dişil bir hormon uzun vadede olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu nedenle 'genel olarak', erkekler orgazm olduktan sonra kendi içlerine kapanır, konuşmak ya da temas kurmak istemezler. Oysa 'genel olarak' kadınlar daha çok sarılmak, bağlantıda kalmak isterler çünkü oksitosin dişi hormon sisteminin doğal bir parçasıdır ve bedendeki etkinliği sistem tarafından desteklenir. O halde cinsel ilişkiden sonra partnerinden uzaklaşan ya da çok eşli kadın ve erkeklerin bu eğilimlerini oksitosin seviyeleri ile mi açıklayacağız? Bunu söyleyebilmek için geçerli bir sebebimiz yok. Anımsanmalı ki, örneğin, sarılmak oksitosin salgılanmasına neden oluyor ve oksitosin seviyesi ise bağlılığı sürdürebilme ve pekiştirebilme kabiliyetimizde etkin. Bir döngü ile karşı karşıyayız. Şöyle bir örnekle açıklarsak; komik bir uyarana kahkaha ile yanıt verebilmemiz ne kadar mutlu olduğumuz yani serotonin düzeyimizle çok yakından ilgilidir. Ancak mutluluğu sürebildiğimiz sürece daha fazla serotonin üretiriz ve daha da mutlu olabiliriz. Buradaki döngü, tüm duygusal süreçlerimizde geçerlidir. Bu sistem, baskın bir ruh hali ve davranış değişimine neden olur; Sonunda yüksek sesle güleriz veya ağlarız ya da öfke ile bir şeyi parçalayıp 'sakinleşiriz'. (Aslında organizmalarımız, yaşamı sürdürmeyi amaçlayan denge halini koruma çabasındadır. Çünkü bir günle sınırlı olan zaman ve enerjimizi, olabildiğince doyurucu bir oranla uyumaya, beslenmeye, ilişkide olmaya, yalnız kalmaya, üretmeye ve dinlenmeye ayırmak zorundayız. Bu dengenin bozulması halinde depresyon, psikotik atak, anksiyete bozukluğu gibi tıp tarafından hastalık olarak tanılanmış, yaşam dengemizi bozan durumlar ortaya çıkar.) Temelde birbirine dokunmaya dayanan cinsel yakınlık bu nedenle her iki cinsiyet için de ruh sağlığı üzerinde sabır, hoşgörü ve sakinlik gibi etkileri olan oksitosinin salgılanması için oldukça önemli bir yaşantı. Bu açıdan bakınca 'Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?' cümlesi, RTÜK gibi sansür kurullarınca değil, günümüz insanlarının neden yakınlaşmayı reddettiklerini ve bu yakınlığın yarattığı hazzı kısa kesmek istediklerini anlamaya çalışan bilim insanlarınca değerlendirilmeli gibi görünüyor.T24Mahmut Şefik Nil