Bulgar Yazar Sophia Proneikos’un NATO Zirvesi’ndeki Tarihi Göndermeler Yazısı Sosyal Medyada Gündem Oldu
Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sona ererken, zirve kapsamında hazırlanan tarihi göndermeler gündem oldu. Liderlerin mehterle karşılanması, Türk devletlerini temsil eden üniformalı askerlerin bulunması Bulgar yazar Sophia Proneikos’un da dikkatinden kaçmadı. Proneikos, X’te ilgi çeken paylaşımını, “Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar; çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.” sözleriyle tamamladı.
Hazırlıkları aylar öncesinden başlayan Ankara’daki NATO Zirvesi tamamlandı.
Zirve kapsamında yapılanlar ise konuşulmaya devam ediyor. Trump, havalimanından atlı birliklerle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gelirken, Türkçe olarak askerleri selamladığı sırada Türk Yıldızları’nın uçuşu gerçekleşti.
Zirveye katılan devlet başkanlarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bahçesinde mehteran takımı karşıladı. Mehteran, liderler araçlarından indiğinde birçok tarihî eseri seslendirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da mehterli karşılama için, “Hepsi övgüyle bahsetti, tokalaşırken ‘muhteşemdi’ dediler. Hatta bazıları ‘Biz Yeniçerilerinizi tanırız.’ dedi.” ifadelerini kullandı.
Bulgar yazar Sophia Proneikos’un X’teki paylaşımı da sosyal medyada ilgi çekti.
“Tarihin beni şaşırtmaktan asla vazgeçmeyen bir huyu var: Neredeyse hiçbir zaman yok olmuyor. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğreniyor ki, modern insanlar ona artık ‘tören protokolü’ demeye başlıyor.
İşte tam da bu yüzden, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masası etrafında yaşanmadı. Bu sahne, yirmi birinci yüzyılın en güçlü askerî ittifakının liderleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, karşılarında Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihî üniformalı askerler dururken, dünyanın en eski askerî bandosu olan ‘Mehter’in sesiyle karşılandığında, henüz ilk el sıkışmadan bile önce filizlendi.
Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: Savaş sonrası dünyanın bir simgesi olarak 1949’da kurulan bir askerî ittifak, kökleri on üçüncü yüzyıla kadar uzanan bir askerî geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına adım atıyordu.
Mehter hiçbir zaman sıradan bir askerî bando değildi; o bir silahtı.
Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a ya da Viyana’ya yürüdüğünde ilk duyulan şey devasa ‘kös’ davullarının gürlemesi olur, ardından ‘zurna’ların keskin sesi, pirinç borular ve birbirine çarpan ziller gelirdi; çünkü bu müzik orduya yalnızca eşlik etmez, bizzat ordunun bir parçasını oluştururdu. Amacı askerleri eğlendirmek değil, düşmanı daha savaş bile başlamadan önce üzerlerine koskoca bir imparatorluğun yürümekte olduğuna ikna etmekti.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının Osmanlı davullarını, zillerini ve daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven’ın müziklerine bile sızacak olan o ‘Türk tarzı’nı (Alla Turca) yavaş yavaş benimsemesi bir tesadüf değildir; çünkü tarih bir medeniyeti bazen kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeterlidir.
İşte bu töreni bu kadar büyüleyici bulmamın sebebi de tam olarak buydu; birilerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu canlandırmaya çalışması değil, Türkiye’nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi çok iyi bilmesiydi: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve bu dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini asla sadece konuşmalarla anlatmazlar; çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir.”
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın