İstanbul’un nostaljik sokak aralarında oynanan ilk misket oyunlarının ardında, bir zamanlar altın madalyalı bir gazoz fabrikasının yattığını biliyor muydunuz? Kapağı yerine cam bilye taşıyan efsanevi Çubuklu Gazozları, çocukların o pırıl pırıl misketlere ulaşmak için şişeleri kırmasıyla koca bir neslin hafızasına kazındı. Gelin, şehrin sularına karışmış bu kırık cam parçalarının anlattığı, tarih ve masumiyetin iç içe geçtiği unutulmaz hikayeye yakından bakalım.
Kaynak: İstanbul'un Belleği
Bugün market raflarında gördüğümüz standart şişelerin çok öncesinde, İstanbul sokaklarında bambaşka bir gazoz efsanesi dolaşıyordu: İçinde cam bilye taşıyan gazozlar.
Hikayemiz 1908 yılında, İstanbul'un Beykoz ilçesindeki Çubuklu semtinde başlıyor. Börekçi Hasan Bey, buranın meşhur doğal suyuyla Türkiye'nin ilk gazoz üretimlerinden birine imza atıyor. O dönem bu gazozlar sadece serinlemek için değil; karaciğer, böbrek ve mesaneye iyi geldiği iddiasıyla adeta bir sağlık iksiri olarak tüketiliyor. Hatta kalitesiyle Roma, Paris ve Londra'dan altın madalyalar kazanıyor.
Tasarımın Bedeli: Sokak Oyunlarının Doğuşu
Bu gazozların dünyaca bilinen bir özelliği vardı: 'Codd boynu' tasarımı. Gazın basıncıyla şişenin ağzını tıkayan cam bilye, kapağın yerini alıyordu. Ancak bu zekice tasarım, üreticilere büyük bir maliyet olarak geri döndü. İçeceklerini bitiren çocuklar, şişenin içindeki o cazip cam bilyeye ulaşmak için şişeleri acımasızca kırıyordu. İşte bu kırık şişelerden çıkan bilyeler, İstanbul'un sokak aralarında yıllarca sürecek misket oyunlarının da en renkli oyuncakları haline geldi.
Boğaz'da Kalan İzler
Dünya değişti, gazoz kapakları modernleşti ve o bilyeli şişeler yavaş yavaş kayboldu. Ancak çocukların kırıp denize attığı o tarihi gazoz şişelerinin kalıntıları, bugün hala İstanbul Boğazı'nın sularından gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Tarih, bazen bir sarayda değil; kırık bir cam parçasında saklı kalıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın