onedio
Kastamonu'da Ayı Saldırısına Uğrayan İşitme Engelli Kolundan Ve Bacağından Yaralandı
KASTAMONU (AA) - Kastamonu'da ayı saldırısına uğrayan işitme ve konuşma engelli kişi, kaldırıldığı hastanede tedavi edildi.Pınarbaşı ilçesine bağlı Mirahor köyü İbrahim Çelebi Mahallesi'nde ağabeyi ile yaşayan Satı Baki (49), 6 Şubat'ta kendilerine ait koyunları otlatırken köpeklerin bir inin yanında havlaması üzerine yanlarına gitti.İnde 2 yavrusu ile gördüğü ayıyı gören Baki, kaçmaya çalışırken saldırıya uğradı. Aldığı darbelerle yere düşen Baki'nin kolunu ısıran ayı, ayağını da pençeleriyle yaraladı. 3 çoban köpeğinin saldırması sonucu ayı, yavrularını da alarak bölgeden uzaklaştı. Bacağı ve kolundan aldığı darbelerle yürüyemez hale gelen Baki, cep telefonuyla yengesi Kezban Baki'yi görüntülü arayarak ayının saldırdığını anlatmak için yaralarını gösterdi.Yaralı adam, dağlık ve ormanlık alanda kendisini kolayca bulmaları için çevreyi de gösterdi. Kezban Şaban Baki, yardım istediği eski köy muhtarı Şenol Kurt'un aracıyla kayınbiraderinin yanına gitti. Hastaneye kaldırılan ve yaralarına 15 dikiş atılan Satı Baki, tedavisinin ardından taburcu edildi.Kezban Baki, AA muhabirine, kayınbiraderinin koyunları gütmek için dağlık alana gittiğini söyledi.Kayınbiraderinin bir süre sonra kendisini görüntülü aradığını belirten Baki, 'Konuşamadığı için hareketleriyle yaralandığını anlatmaya çalıştı. Yaralarını gösterdi, ayının saldırdığını anlattı. Araba olmadığı için ben de hemen muhtarı aradım. Ormana kadar araçla çıktık. Yerde yatıyordu, acıdan bağırıyordu.' dedi. Eşinin köpeklerden ikisiyle hayvan otlatmaya gittiğini, kayınbiraderinin ise yaraları nedeniyle evde dinlendiği dile getiren Baki, 'Köpeklerden biri hayvan otlatmaya gitmedi. Evin önünde onu bekliyor. Kayınbiraderim de zaman zaman dışarı çıkıp köpeği ve kuzuları seviyor.' ifadesini kullandı.'Ayı pençesinden kurtulan nadir olur'Eski köy muhtarı Şenol Kurt ise Satı Baki'nin mahallesinin kendilerine 2 kilometre uzakta olduğunu belirtti.Yanına gittiklerinde ayının Satı Baki'yi bileğinden ısırdığını, pençeleriyle bacağını yaraladığını gördüklerine işaret eden Kurt, 'Satı yerde yatıyordu ve çok korkmuştu. Kan kaybı vardı, yaralarını sarıp tampon yaptık. Ambulansı arayıp arabanın olduğu yere kadar indirdik. Arabayla yola çıktık. Bir süre gittikten sonra ambulansla karşılaştık. Pınarbaşı Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı. 15 dikiş atıldı. Şimdi evinde dinleniyor.' diye konuştu.Satı Baki'nin ayıdan kurtulmasının mucize olduğunu vurgulayan Kurt, şunları kaydetti:'Bölgede geçmiş yıllarda da buna bezer şeyler olmuştu. Ayı pençesinden kurtulan nadir olur. Satı'nın kurtulması çok büyük mucize. Telefonu alalı daha 20 gün olmuş, yeni kullanmayı öğrendi. Konuşamıyor, yapabileceği tek şey görüntülü araması. Otlatma yaptığı yer çok dağlık. Telefonla yerini göstermese bulamazdık. Akıllı telefonla arayıp yerini göstermesi çok akıllıca bir hareket. Bize ulaşamasaydı kan kaybından hayatını kaybedebilirdi.'
Barış Pınarı Bölgesinde 2 Terörist Etkisiz Hale Getirildi
ANKARA (AA) - Barış Pınarı bölgesine saldırı girişiminde bulunan 2 PKK/YPG'li terörist etkisiz hale getirildi.Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Barış Pınarı bölgesine yönelik bir sızma girişiminin daha başarılı şekilde önlendiği belirtildi.Açıklamada, huzur ve güven ortamını bozmak için saldırı girişiminde bulunan 2 PKK/YPG'li teröristin, kahraman Türk komandolarınca etkisiz hale getirildiği kaydedildi.
Akbank, Salgın Sonrasında Esnek Çalışmayı Kalıcı Hale Getiriyor
İSTANBUL (AA) - Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, salgın sonrasında yepyeni bir çalışma modeline geçtiklerini belirterek, 'İşin geleceğine cesur bir adım atıyoruz. Çalışma düzenimizdeki esnekliği artık kalıcı hale getiriyoruz.' ifadelerini kullandı.Bankadan yapılan açıklamaya göre, Akbank, geleceğin çalışma modelini bugünden hayata geçirerek, salgın sonrası için esnek çalışmayı kalıcı hale getiriyor.Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, içinden geçilen süreçte dünyanın her açıdan yepyeni bir döneme girdiğini belirterek, müşteri alışkanlıkları ve iş modellerinde son yıllarda gerçekleşmekte olan hızlı değişimin, salgın süreci ile birlikte daha da hızlandığını anımsattı. Kurumların değişen ortamlara hızlı adaptasyonu, çevik ve cesur olmasının başarı için şart olduğunu vurgulayan Binbaşgil, 'Biz de Akbank’ta salgın sonrasında yepyeni bir çalışma modeline geçiyoruz. İşin geleceğine cesur bir adım atıyoruz. Çalışma düzenimizdeki esnekliği artık kalıcı hale getiriyoruz.’’ ifadelerini kullandı. “Yeni çalışma düzenimizle artık her yer Akbank”Binbaşgil, salgın sonrası çalışma düzenini, 'uzaktan çalışma', 'hibrit' ve 'ofisten çalışma' şeklinde üç farklı şekilde tasarladıklarını aktararak, şunları kaydetti:“Bankacılığı kalıplarından çıkardığımız gibi çalışma hayatını da kalıplardan çıkaran bir modeli benimsedik. Yeni çalışma düzenimizle artık her yer Akbank. Bu yeni çalışma düzeni bankamıza yeni açılımlar da getirecek. Farklılaşacak hizmet kalitesi, verimlilik ve çeviklik düzeyi ile bankamızın müşteri kazanım ve büyüme hızı daha da artacak. Geleceğin çalışma modelini Akbank’ta bugünden uygulamaktan büyük heyecan duyuyoruz. Güçlü teknolojik altyapımız ve nitelikli çalışanlarımız sayesinde bankamızın hizmet kalitesi, işlem adetleri, verimlilik seviyesi ve çalışan bağlılığında önemli artışlar yaşandı.Bu vizyoner hamleyi de çalışma arkadaşlarımızın yüksek performansına ve teknolojimizin gücüne güvenerek yapıyoruz. Akbank’ta, yüksek iş disiplini ve yetkinliklere sahip Türkiye'nin en iyi bankacılarıyla çalışıyoruz. Nereden çalışırlarsa çalışsınlar, çalışma arkadaşlarımın müşterilerine en iyi bankacılık hizmetini vereceklerine, kurum kültürümüzü yaşatacaklarına, her zamanki gibi önemli başarılara imza atacaklarına inancım tam. Salgın sürecindeki yüksek ve başarılı performansımız da bunun en iyi göstergesidir.”“Akbank ailesine, ülkemizin 81 ilindeki en nitelikli kişileri katma imkanına sahip olacağız”Hakan Binbaşgil, bu yeni çalışma modelinin sürdürülebilirlik konusundaki stratejilerini de desteklediğine işaret ederek, bu bağlamda kapsayıcılığa da faaliyetlerde çok önem verdiklerini bildirdi.Akbank ailesine, coğrafi engeller olmadan, Türkiye'nin 81 ilindeki en nitelikli kişileri katma imkânına sahip olacaklarını ifade eden Binbaşgil, 'Bu yeni yaklaşımımız kapsamında değişik zaman dilimlerinde veya yarı zamanlı çalışmayı tercih edenler gibi farklı kitlelere erişme imkânını da bulacağız. Bu yaklaşımımızın istihdam yaratmada da ülkemizde yeni açılımlara öncülük edeceğine inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu. Binbaşgil, Akbank’ta vizyoner ve geleceği şekillendirebilecek bir ekip olduğunu ve bu ekibin önemli yeniliklere imza attığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yenilikçi ve cesur adımları atmak için çok şanslı bir ortamdayız. Bu vesileyle bankamızı geleceğe taşımak adına yaptığımız tüm adımlarda bizlerle benzer inancı ve heyecanı taşıyan başta Yönetim Kurulu Başkanımız Suzan Sabancı Dinçer olmak üzere Yönetim Kurulu üyelerimize de teşekkür ederim. Tüm Akbanklılara da ayrıca büyük bir teşekkür borçluyum. Değişen müşteri davranışları, yenilikler, teknolojiler, yeni iş modellerine yüksek yetkinlikleri sayesinde çok hızlı adapte oluyor ve bankamızı ve kendilerini hızla geleceğe hazırlıyorlar. Arkadaşlarımızın da bize verdiği bu güçle, bizler de iş modellerimizi, tüm ürün ve hizmetlerimizi, müşteri ve insan odaklı bir yaklaşımla geliştirmeye, iyileştirmeye devam edeceğiz.'“Salgın sonrası uzaktan çalışma düzenini arkadaşlarımızın görüşleriyle oluşturduk”Akbank İnsan ve Kültür Genel Müdür Yardımcısı Pınar Anapa ise salgın sürecini çok iyi yönettiklerini ve sürecin her aşamasında çalışanlara kulak verdiklerini ve bu doğrultuda aksiyon aldıklarını belirterek, şunları kaydetti:“Bir seneye yakın bir süredir uzaktan çalışma tecrübemiz oldu. Akbank’ın gelecek vizyonu doğrultusunda değişen koşullara kendimizi hızlıca adapte etmek ve sektörün öncü kurumlarından olmak her zaman odağımızdaydı. Bu vizyon ile ekipler bazında detaylı bir değerlendirme yaparak, salgın sonrasındaki çalışma modellerimizi de belirledik. Bu arada salgın başında çalışma düzenine yönelik çalışan görüşlerini de dinleyebileceğimiz bir geribildirim mekanizması da oluşturduk ve nabız anketleri ile düzenli olarak çalışanlarımızı dinledik. Salgın sonrası uzaktan çalışma düzenini arkadaşlarımızın görüşleri ile oluşturduk. Geribildirimler de gösterdi ki artık esneklik Akbank’ta kalıcı bir çalışma düzeni olarak benimsendi.”“Üç farklı iş modelimizle geleceğe hazırız”Anapa, “Biz Akbank olarak üç farklı iş modelimizle geleceğe hazırız; müşterilerimize birebir ve yüz yüze hizmet verdiğimiz şubelerimiz yerinden çalışmaya devam edecekler, Genel Müdürlük ekiplerimizin ise yüzde 52’si uzaktan, yüzde 36’sı hibrit düzende, yüzde 12’si ise ofisten çalışacaklar.' ifadelerini kullandı. Yeni modeli salgın dönemindeki deneyim ve öğrenimleri de dikkate alarak oluşturduklarını belirten Anapa, birlikte çalışmaktan ve paylaşmaktan beslenen bir takım olduklarını bildirdi.Anapa, şu değerlendirmelerde bulundu:'Bunun en etkin şekilde sürdürülmesi, Akbank kültürünün aramıza yeni katılacaklar da dahil her bir çalışanımız tarafından hissedilmesi ve yaşatılması, uzaktan çalışma sırasında iş-özel yaşam dengesinin kurulması gibi alanlarda çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Farklı çalışma modellerinde çalışan arkadaşlarımızın bir araya gelebilmesi için platformlar tasarlıyor, aynı zamanda banka lokasyonlarında uzaktan çalışan ekiplerin fiziken bir araya gelerek çalışmalarına olanak sağlayacak ortak çalışma alanlarını planlıyoruz.”
İkinci El Online Oto Satışında "İlk 3" Değişmedi
İSTANBUL (AA) - ABDULSELAM DURDAK - İkinci el online pazarda, bu yılın ocak ayında da en çok tercih edilen otomotiv markaları Volkswagen (VW) , Renault ve Ford oldu.AA muhabirinin INDICATA'nın ikinci el online pazar raporundan derlediği verilere göre, bu yılın ocak ayında Türkiye ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında toplam 103 bin 398 adet satış (ilandan tamamen kaldırılan araçlar satılmış kabul edildiğinde) gerçekleşti. Geçen senenin ocak ayında 144 bin 600 araç satılmıştı.İlana çıkan araçların yüzde 39'u satıldıSatışlarda Ocak 2020'ye göre yüzde 28,49 ve Aralık 2020'ye göre yüzde 10,50'lik düşüş gözlendi. Ocakta ikinci el online binek ve hafif ticari pazarında ilana çıkan araç adedi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 65 artışla 267 bin 68 olarak belirlendi. İlana çıkan araçların yüzde 39'u satıldı.En çok satan 10 markanın satışları pazarı domine ettiBu yılın ocak ayında ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında, en çok tercih edilen otomotiv markası 14 bin 808 satışla Volkswagen oldu. Renault, 12 bin 910'la ikinci ve Ford da 10 bin 994'le üçüncü sırada yer aldı.Bunları sırasıyla 10 bin 128 adetle Fiat, 5 bin 632 adetle Mercedes-Benz, 5 bin 597 adetle BMW, 5 bin 589 satışla Opel, 5 bin 39'la Peugeot, 4 bin 964 adetle Hyundai ve 3 bin 685'le de Toyota izledi. Söz konusu 10 markanın ocak satışları, ikinci el online araç pazarının yüzde 77'sini oluşturdu. En hızlı satılan marka Fiat olduOcak ayında online pazarda Türkiye pazarı satış hızı ortalama 78 güne çıktı. En hızlı satılan marka 66 günle Fiat, en yavaş satılan ise 93 günlük satış hızıyla Mercedes-Benz oldu. Passat ilk sırada kalmaya devam ediyorGeçen ay ikinci el online otomobil (sadece binek) pazarında toplam 83 bin 267 adet satış yapıldı. En çok tercih edilen ilk 10 markanın en çok satan binek modeli sıralamasında VW'nin Passat modeli 4 bin 320 satışla zirvedeki konumunu korudu. Satışlarda, Renault Clio 3 bin 334 adetle ikinci, Renault Megane 3 bin 320 adetle üçüncü oldu.BMW 3 ve 5 Serileri 4 bin adetten fazla satıldıFord'un Focus modeli ise 3 bin 89 adetle dördüncü, Opel Astra da 2 bin 528 adetle beşinci sırada yer aldı.Ardından 2 bin 469 adetle Toyota Corolla, 2 bin 404 adetle Renault Fluence, 2 bin 97 adetle Fiat Egea, 2 bin 96 adetle BMW 3 Serisi ve 2 bin 25 adetle de BMW 5 Serisi sıralandı. Bu 10 model toplam binek satışlarının yüzde 33'ünü oluşturdu.Ticaride Doblo tercihi devam ediyorHafif ticari araçlar kategorisinde ise ocak ayında 20 bin 131 adet satış gerçekleşti. Satışlarda Türkiye'de geniş aileler tarafından da sıklıkla tercih edilen Fiat Doblo 2 bin 320 adetle ilk sıradaki konumunu bu ay da sürdürdü. Doblo'yu, 2 bin 295 adetle Ford Tourneo/Courier, 2 bin 92 adetle Fiat Fiorino, 1.719 adetle Ford Tourneo/Connect, 1.395 adetle VW Caddy, 1.177 adetle VW Transporter, 972 adetle Ford Transit, 868 adetle Renault Kangoo,783 adetle Peugeot Partner ve 588 adetle de Peugeot Partner takip etti. İnternetten kaldırıldığında 'satış' olarak sınıflandırılıyorÖte yandan, makine öğrenmesi, yapay zeka ve büyük verinin birleşmesinden oluşan iş zekası seti Indicata, Türkiye'deki ikinci el online araç pazarını tarayarak günlük 450 binden fazla ikinci el araç datasını analiz ediyor.Rapordaki satış verileri, ikinci el ticareti yapan kurum ve kuruluşların online pazarda verdikleri ilan verilerine dayanırken, bu verilerin içinde bireysel araç ilanlarına ait veriler bulunmuyor.Online platformda ikinci el ticareti yapan kurumlar iki sebeple satışa sundukları araçların ilanlarını geri çekiyorlar. Birincisi değişen pazar koşullarına göre ilandaki araçların fiyatını revize ederek yeniden ilanı yayınlıyorlar. Bu ilanların yeniden ne zaman yayınlandığı da Indicata tarafından takip ediliyor.İkinci olarak ise ticaret yapan kurum aracını sattığı için ilandan çekiyor ve yeniden satışa sunacağı bir aracının ilanını yayınlıyor. Bu ikinci grup araç ilanları yani ilandan tamamen kaldırılan araçlar satış kabul ediliyor.
Şırnak'ın Köyleri Gezici Kütüphane Sayesinde Kitapla Buluşuyor
ŞIRNAK (AA) - EKREM PAYAN / FARUK KÜÇÜK - Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce Şırnak İl Halk Kütüphanesine tahsis edilen gezici kütüphane, kilometrelerce yol kat ederek merkeze bağlı köyde yaşayanların kitaba erişimini sağlıyor.İl Halk Kütüphanesine tahsis edilen ve kitap raflarının, öğrencilerin oturup kitap okuyabileceği koltukların, 3 diz üstü bilgisayarın ve internet hizmetinin yer aldığı gezici kütüphane, kırsalda yaşayan vatandaşlara hizmet veriyor.Kilometrelerce yol kat ederek köylere giden gezici kütüphanede görevliler, herkesin kitapla buluşması için büyük çaba sarf ediyor. Kütüphaneye erişimi olmayan kırsal bölgelerde yaşayan çocuk ve yetişkinleri kitapla buluşturan gezici kütüphaneyle, vatandaşlar farklı kitapları okuma şansı buluyor.Salgın tedbirleri alındıAslanbaşar köyüne de giden gezici kütüphaneyi gören çocuklar, büyük mutluluk yaşadı. Kütüphaneye gelen çocuklara salgın tedbirleri nedeniyle ateş ölçümü, maske ve mesafe kontrolü yapıldı, dezenfektan verildi.Kütüphane sorumlusu Nurettin Arka, AA muhabirine, Bakanlıkça kuruma tahsis edilen gezici kütüphaneyle köylerdeki öğrencileri, gençleri, engellileri ve yetişkinleri kitapla buluşturduklarını söyledi.Salgın döneminde insanların kitaplardan uzak kalmasını önlemek amacıyla çalışma yürüttüklerini kaydeden Arka, özellikle çocuk ve gençlerin bilgi seviyelerini yükseltmeyi amaçladıklarını belirtti.Gezici kütüphanede, çeşitli kategorilerde toplam 1500 kitabın bulunduğunu, bunların 300'ünü ödünç verdiklerini, 15 gün sonra yenisiyle değiştirdiklerini aktaran Arka, merkeze bağlı 7 köye dönüşümlü olarak bu hizmeti sunduklarını dile getirdi.Arka, 'Kent merkezine gelip kütüphaneden yararlanamayanların ayağına kütüphaneyi götürüyoruz. Kütüphanemizde internet hizmeti de sağlıyoruz. Amacımız insanları bilgiyle buluşturmak ve onların gelişimlerine destek olmak.' diye konuştu.Aileler ve öğrenciler memnunKütüphaneden faydalanan 6. sınıf öğrencisi İbrahim Fidan da kitap okumayı çok sevdiğini, 2 haftada bir gelen gezici kütüphaneyi en iyi şekilde değerlendirdiğini anlattı. Fidan, okuduğu kitabı iade ettiğini, yeni bir kitap daha alacağını ifade etti.Vatandaşlardan Şehmus Güngör ise gezici kütüphanenin çocukları üzerinde büyük bir etkisi olduğunu dile getirerek, 'Uzun zamandır salgın nedeniyle çocuklar okula gidemiyordu, kütüphane onlar için iyi oldu. Kitapları alan yeğenlerimi ve torunlarımı takip ediyorum. Kitap aynı zamanda onları televizyondan da uzak tutuyor.' dedi.Hamit Tek de kütüphanenin salgın nedeniyle okula gidemeyen öğrenciler için büyük bir fırsat olduğunu, okunan kitaplar sayesinde okuldan uzak kalmadıklarını belirtti.
Köy Okullarındaki Öğretmenler Öğrencilerine Kavuşacakları Günü Bekliyor
IĞDIR (AA) - HÜSEYİN YILDIZ - Iğdır'da köy okullarında görev yapan öğretmenler, uzun bir süreden sonra öğrencilerine kavuşacakları günün hazırlığını yapıyor.Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un köy okullarında yüz yüze eğitiminin 15 Şubat'ta başlayacağını açıklaması üzerine Iğdır'da okullarına koşan öğretmenler, öğrencilerine kavuşacakları gün için son hazırlıkları tamamladı. Aras Dağları'nın eteklerinde bulunan 1800 rakımlı Alibeyköy Ortaokulu'nda görevli öğretmenler de yeni tip koronavirüs önlemleri kapsamında bir süredir kapalı olan okullarını dersbaşı yapılacak güne hazırlıyor. Kent merkezine 20 kilometre uzaklıktaki okullarına gelen öğretmenler, okulun iç ve dış cephesini boyadı, bahçe temizliği yaptı.Trabzon, Samsun, Bursa ve Iğdır'daki bazı yardımseverlerden destek alan öğretmenler, yaklaşık 700 kitap toplayıp okul içinde bir kütüphane oluşturdu ve köydeki evleri dolaşarak öğrencilere kitapları dağıttı.Iğdır Milli Eğitim Müdürü Hakan Gönen, AA muhabirine, köy okullarında yüz yüze eğitimin 15 Şubat'ta başlaması kararının öğretmenleri mutlu ettiğini söyledi.Yüz yüze eğitimin gerekli önlemler alınarak başlayacağının altını çizen Gönen, 'Bu zaman zarfında öğretmenlerimiz olağanüstü gayretle uzaktan eğitim faaliyetleri yürüttü, onlara müteşekkiriz. Fedakarlığın ne olduğunu uzaktan eğitim sürecinde de gösterdiler.' dedi.Gönen, öğretmenlerin eskiden olduğu gibi öğrencilerle yüz yüze olmaktan büyük mutluluk duyacağını dile getirerek, 'Okullarımız eskiden olduğu gibi yine cıvıl cıvıl, canlı, eğitim ve öğretim adına başarı üreten yerler olarak devam edecektir. Bu yüz yüze eğitim sürecinin sağlıklı şekilde, maske, mesafe ve hijyen kuralları çerçevesinde başarılı bir süreç olmasını diliyorum. Yeni süreçte öğretmen ve öğrencilerimize kolaylıklar diliyorum.' diye konuştu.Okula gelemeyen öğrencilerimize biz gittik'Alibeyköy Ortaokulu Müdürü Ali Yıldız, uzaktan eğitim sürecinde internet dolayısıyla zorluklar yaşadıklarını ancak öğretmenlerle el ele vererek bunun üstesinden geldiklerini aktararak, 'Dağ köyünde bulunmamızdan dolayı özellikle çocukların internete erişiminde sıkıntıların yaşandığı bir bölgedeyiz. Bu süreçte öğrencilerimiz her ne kadar okula gelmese de biz öğrencilerimize gitmeye çalıştık.' ifadelerini kullandı.Öğretmenlerin fedakarlık yaparak her an açılacakmış gibi okula geldiklerini ve hazırlıklarını yapıklarını ifade eden Yıldız, şöyle devam etti:'15 Şubat'ta okulların açılacak olmasından dolayı hazırlıklarımızı yaptık ve artık öğrencilerimizi bekliyoruz. Heyecanlıyız, uzun bir aradan sonra tekrar öğrencilerimize kavuşacak olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Yüz yüze eğitimin yapılacağı dönemde öğrenciler evlerine dağıldıktan sonra her yeri dezenfekte edeceğiz. Okulumuzun ve sınıfların tamamının girişine dezenfektanlar bırakmak suretiyle, öğrencileri bilgilendirerek bu virüse karşı alınması gereken gerekli önlemleri alacağız. Okulumuz hazır, biz öğrencilerimizi bekliyoruz.''Okulların açılması benim ve öğrencilerim için müjde oldu'Alibeyköy Ortaokulu Din Kültürü Öğretmeni Nezire Alparslan, okullar uzun bir aradan sonra yeniden açılacağı için heyecanlı olduklarını dile getirerek, şunları söyledi:'Öğrencilerimize kavuşacağımız için çok heyecanlıyız. Burada dördüncü yılım ama hiç zorlandığım bir günüm olmadı. Öğrencilerin saflığı, temizliği öğretmenliğimde heyecanımı kaybetmememi sağladı. Biz burada iklim açısından zorlanıyoruz ve kar yağdığı zaman öğrencilerimiz eve gidene kadar endişeleniyoruz. Bir öğrencim beni aradı, 'Öğretmenim okullar 15 Şubat'ta açılacak mı? Ben okulumu her gece rüyamda görüyorum.' dedi. Onu söylediği an çok duygulandım, okullar gerçekten açılmalı demiştim, bu benim için de öğrencilerim için de müjdeli bir haberdi.'Matematik öğretmeni Fatma Burçin Çimen ise yeni atanan bir öğretmen olduğunu, göreve başladıktan kısa bir süre sonra koronavirüs salgını nedeniyle uzaktan eğitime geçildiğini anlattı.Okulunda yüz yüze eğitime başlanacak olması dolayısıyla mutluluğunu dile getiren Çimen, yeni dönemin kendisi ve öğrencileri için kaynaşma fırsatı sunacağına inandığını söyledi.
Reklam
Kovid-19'Dan Korunmada Maske Kullanımının "Yeteri Düzeyde Bilinçli Olmadığı" Belirlendi
ANKARA (AA) - YEŞİM SERT KARAASLAN - Başkent Üniversitesi tarafından, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ile mücadele sürecinde, maske kullanımına yönelik davranışları tespit etmek amacıyla yapılan bilimsel araştırma, toplumun maske kullanımında 'yeteri düzeyde bilinçli olmadığı' gerçeğini ortaya koydu.Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Simten Malhan başkanlığındaki araştırmaya, Ankara'da ikamet eden 8 bin 791 kişi katıldı. Araştırma, Kovid-19 sürecinde yaz sonrası vaka sayılarının artmasıyla yapıldı.Araştırma kapsamında geniş bir kitleye ulaşabilmek için kısa ve anlaşılır sorulardan oluşan anket hazırlandı. Yüzde 65'i kadın, yüzde 35'i erkeklerden oluşan katılımcı grubuyla Ankara'da yapılan araştırmaya, yüzde 65 ile en yoğun olarak 18-30 yaş aralığındaki kişiler katıldı.Ankete katılanların yüzde 13'ünü kronik hastalığı bulunanlar, yüzde 12'sini Kovid-19 tanısı almış olanlar, yüzde 23'ünü ise ailesinden herhangi birisi Kovid-19 tanısı alanlar oluşturdu. Ankete katılanlar arasında yüzde 22'lik grup ile sağlık çalışanları da yer aldı.Araştırmada, katılımcıların yüzde 60'ı kağıt maske, yüzde 40'ı bez maske kullandıklarını ifade etti. Yüzde 83 oranında katılımcı, maskenin salgına karşı 'koruyucu' olduğunu onayladı.Maskesini her gün değiştirenlerin oranı yüzde 46, 'maskeyi her elledikten sonra değiştiriyorum' diyenlerin oranı yüzde 20,5, 'maskeyi iki üç günde bir değiştiriyorum' diyenlerin oranı yüzde 12, 'maskeyi dayanabildiği kadar kullanıyorum' diyenlerin oranı yüzde 6, 'maskeyi kolonya veya antiseptik ile temizleyerek tekrar kullanıyorum' diyenlerin oranı yüzde 5 ve 'maskemi yıkadıktan veya havalandırdıktan sonra tekrar kullanıyorum' diyenlerin oranı ise yüzde 11 olarak kayıtlara geçti.'Maskenizi paylaşır mısınız?' sorusuna, katılımcıların yüzde 6,5'i bir yakınının ihtiyacı olması durumunda paylaşacağı yönünde cevap verdi.Bir şey yiyip içerken maskenin nasıl korunduğuna ise farklı yanıtlar verildi. Yanıtlardan; 'Maskemi temiz bir poşetle koruyorum' yüzde 30, 'çantama koyuyorum' yüzde 14, 'cebimde saklıyorum' yüzde 12, 'çenemin altında tutuyorum' yüzde 23, 'kulağımda takılı tutuyorum' yüzde 6, 'koluma takıyorum' yüzde 10, 'arabanın aynasına takıyorum' yüzde 3, 'çıkarmam gerektiğinde atıyorum' ise yüzde 3 oranında söylendi. 'Maskeyi alırken nefes geçirip geçirmediğine dikkat ediyor musunuz?' sorusuna ise katılımcıların yüzde 65'i dikkat ettiği yanıtını verdi.'Kadınlar erkeklere göre maskeyi gün içinde daha sık değiştiriyor'Araştırmanın yürütücüsü Prof. Dr. Malhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, koronavirüs ile mücadele edebilmenin ilk basamağı olan maske kullanımına toplumun dikkatini çekmek istediklerini belirterek, 'Araştırma sonuçları, maske kullanımı konusunda bireylerin yeteri düzeyde bilinçli olmadıklarını ortaya koydu.' dedi.Eğitim durumunun maske kullanımına etkisi olduğunu vurgulayan Malhan, eğitim düzeyi arttıkça maske kullanımında daha dikkatli davranıldığını gözlemlediklerini ifade etti.Araştırma ile maskeyi gün içinde değiştirme sıklığının arttığını, katılımcıların maskeyi kullanmadıkları sürede atıp, yenilediklerini tespit ettiklerini dile getiren Malhan, 'Aynı zamanda araştırmada, kadınların erkeklere göre maskeyi gün içinde sık değiştirdiği, daha az oranda maske paylaştığı, çalışan yaş grubunun maskesini daha sık değiştirdiğini, ancak gerektiğinde yakını ile maskesini paylaşabildiği tespit edildi.' diye konuştu.Araştırma sonuçlarını değerlendiren Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz da mutasyona uğramış koronavirüsün yayıldığı şu günlerde uygun maske kullanımının daha da önem kazandığına işaret etti.Etkili koruma için maskenin özellikle ağız ve burunu tam olarak kapatacak şekilde, altını, çenenin altına yerleştirerek takmanın en doğru kullanım olduğunu vurgulayan Kayıpmaz, mutant virüsün yaygınlaşmasıyla bez maskelerin yerine tıbbi (cerrahi) maskelerin tercih edilebileceğini belirtti.'Maskesini birbirine vermesi kabul edilemez'Kayıpmaz, tıbbi maskelerin ıslandığında, nemlendiğinde, kirlendiğinde, yere düştüğünde veya 4 saatin üzerinde kullanıldığında mutlaka değiştirilmesi gerektiğinin altını çizerek, 'Araştırmadan çıkan sonuçlar, halen toplumun doğru maske kullanmayı bilmediğini destekler nitelikte.' dedi.Maskelerin ön yüzüne dokunulmaması gerektiğini belirten Kayıpmaz, şu değerlendirmede bulundu:'Araştırmaya katılanların yüzde 6,5'inin maskesini birbirine vermesi kabul edilemez. Bu tip davranışlar, koronavirüs ile verilen mücadeleyi sekteye uğratacaktır.Dünyadaki salgının bir kişiden yayıldığını göz önünde bulundurursak, doğru maske kullanımı ve maske hijyeninin çok önemli olduğu, maskelerin orta yerde bırakılmaması, çenede, kolda, çantada taşınmaması gerektiği görülmektedir.Ayrıca maskeler, standartlara uygun, üç katlı ve orta katı 'melt blown' tabir edilen filtre edici özellikte olmalıdır.'Türkiye'de İngiltere varyantının görülmesiyle herkesin kurallara çok daha sıkı uyması gerektiğine işaret eden Kayıpmaz, 'Özellikle toplu taşıma araçları, pazar yerleri, alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda çift maske kullanılabilir.' dedi.Kayıpmaz, çift maske kullanmaktan daha önemlisinin, tek maskeyi kurallara uygun biçimde kullanmak olduğuna işaret ederek, virüsle mücadele için alınan tedbirlerle varılan noktadan, yanlış davranışlarla çok kolay geri dönülebileceğine dikkati çekti.
Filistinli Uzman, Ucm'nin Yargı Yetkisi Kararıyla Nazilerin Konumuna Düşen İsrail'in Hukuk Ordusu Kuracağını Söyledi
KUDÜS (AA) - ABDURRAUF ARNAVUT - Uluslararası hukuk uzmanı Filistinli avukat Muhammed Dahle, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) işgal altındaki Filistin topraklarında işlenen Roma Statüsü kapsamındaki suçlar üzerinde yargı yetkisine sahip olduğu kararının İsrail'deki siyasi ve güvenlik çevrelerinde ağır yara açtığını belirtti. Filistinlileri savunmak için İsrail mahkemelerine de başvuruları bulunan Dahle, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'İsraillilerin, ister siyasi ister askeri olsun, Filistinlilere karşı işlenen savaş suçlarından yargılanacağı bir duruma düşmek, onlar için bir adeta bir deprem niteliğindedir.' dedi.Dahle 'Bir İsrailliyi tutuklamak ya da UCM'ye onun hakkında bir dosya sunmak, İsrail'in temel kavramlarıyla çelişen bir gelişmedir. Bu İsrail için ağır bir yaradır.' ifadelerini kullandı. Mahkemenin ülkeleri soruşturmadığını, ancak uluslararası hukuku ihlal eden kararlarla bağlantılı siyasi, güvenlik ve askeri yetkililere tutuklama emri çıkarabileceği ve hatta sorumlu veya katılanlara soruşturma açabileceği anlamına geleceğini söyleyen Dahle, şöyle devam etti:'Uluslararası bir mahkemede tutuklama emri çıkarılması ve yargılanması, (İsraillilerin) kendilerini besledikleri, ahlaki ve yasal olarak bina etmeye çalıştıkları, işgal uygulamadıklarına dair kendilerine ve dünyaya söyledikleri, kendilerini ve dünyayı inandırmaya çalıştıkları yalanlar ile de temelden çelişiyor. Yargılanma meselesi onlar için, içinde büyüdükleri ve nesillerini buna göre yetiştirmeye çalıştıkları ve dünyayı ikna etme konusunda kısmen de başarılı oldukları tüm kavramların sarsılması anlamına geliyor.'UCM kararı ile İsrail, 'Nazilerin konumuna düşüyor'Dahle, UCM'nin varlığının Holokost (Yahudi soykırımı) ile Yahudilere karşı yapılanlarla bağlantılı olmasının İsrail için de kararı zorlaştıran bir diğer konu olduğunu ifade etti.Yahudilere karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılanan Nazilerin pozisyonuna düşmenin, İsrail toplumunun tüm duygularını sarstığını ifade eden Dahle, 'İsrailliler için bu karar çok önemli ve tehlikelidir ve İsrail'in siyasi veya askeri varlığının mahkeme salonunda suçlanmasını önlemek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışacaklardır.' diye konuştu.İsrail ise UCM kararını kendilerinin UCM'ye üye olmadığı ve Filistin Yönetimi'nin bir devlet statüsüne sahip olmadığı gerekçesiyle reddettiğini açıklamıştı.İsrail'in hukukçu ordusu sebebiyle UCM'de sonuca varmak zorUCM kararının önemli olduğunu ancak bir İsraillin yargılandığını görene kadar UCM aleyhine baskılarla dolu uzun bir yol olduğunu vurgulayan Dahle, 'UCM tehditler ve baskılarına rağmen, arkamızda olsa bile, yasal olarak önemli engeller var. İsrail'in yerel ve uluslararası hukukçulardan oluşan büyük bir ordusu var. Bu ordu şimdi olduğu gibi İsrail'i savunmak için toplanacaklar.' dedi.Dahle 'Soruşturma süreci başlasa bile, İsrail'in hukukçular konusundaki geniş gücü nedeniyle iddianamenin oluşması ve İsrailli veya sanıkları mahkemede tutuklama meselesinin oldukça zor olacağını düşünüyorum.' şeklinde konuştu.UCM'nin davaları kabul etmesi için güçlü delillere ihtiyaç varUCM'nin, davaları seçtiği ve normal mahkemelerde olduğu gibi kendisine ulaşan tüm davaları dikkate almadığı için diğer mahkemelere benzemediğine dikkati çeken Dahle, UCM'nin bir davayı kabul edebilmesi için, savaş suçlarının veya insanlığa karşı suçların işlendiğine dair göstergeler olması da dahil olmak üzere sağlanması gereken şartlar olduğuna işaret etti.'Savaş suçlarından bahsederken, uluslararası perspektifte, ciddi suçlardan bahsediyorsunuz' diyen Dahle, şunları aktardı: 'Her toprağa el konulması suç değildir. Ayrıca her Filistinlinin öldürülmesi savaş suçu olarak kabul edilmez. Bu nedenle, mesele çok karmaşık. UCM'yi bu davalara müdahale etmeye ve bir soruşturma dosyası açmaya ikna etmek için yeterli kanıta ihtiyacınız var.'Filistin Yönetimi, UCM'den işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimi, Gazze'ye yönelik saldırganlık ve İsrail hapishanelerinde tutuklulara yönelik muamele olmak üzere 3 temel dosyayı soruşturmasını istemişti.Yerleşim yerleri konusu UCM'de büyük rol oynayabilirUCM önündeki en güçlü dosyanın İsrail'in yerleşim yerleri meselesi olduğunu belirten Dahle, 'Filistinin bu konuya odaklanması halinde, özellikle Roma Mutabakatı'na göre savaş suçu sayılan Doğu Kudüs ve Batı Şeria başta olmak üzere Filistin topraklarındaki yerleşim konusu çok büyük bir rol oynayacaktır.' ifadelerini kullandı.UCM kararının İsrail mahkemeleri üzerinde etkisi olacağını ifade eden Dahle, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında inşa ettiği ayrım duvarı meselesinde Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı Filistin delegasyonunun bir üyesi olduğunu ve o zamanlar Lahey'deki görüşmelerin İsrail mahkemelerine etkisi olduğunu kaydetti. UCM, 5 Şubat'ta İsrail'in Filistin topraklarında işlediği savaş suçlarıyla ilgili soruşturmada, söz konusu suçları soruşturmak için yetkili olduğuna karar vermişti.
Reklam
Sarıyer'de Korsan Otoparkçılık Yapan Üç Kişi Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Sarıyer’de korsan otoparkçılık yaptıkları iddia edilen üç kişi gözaltına alındı.Alınan bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü Sivil Trafik Ekipler Amirliği, Yenimahalle Caddesi üzerinde park eden araçlardan ücret talep ettiği tespit edilen Orhan A., Cem Ç. ve Cem K. isimli şahıslar hakkında çalışma başlattı.Ekipler, yaptıkları çalışmada halk arasında 'değnekçilik' olarak bilinen korsan otoparkçılık yaptıkları iddia edilen şahısları gözaltına aldı.Sarıyer Şehit Şeker Aktaş Polis Merkezi Amirliğine teslim edilen şahıslar hakkında, 2918 sayılı K.T.K'nın 79. Maddesi karayolu üzeri park yerindeki araçlardan park yerini tespite yetkili idarece veya bu idare tarafından işletme izni verilmediği halde park ücreti almak veya almaya teşebbüs etmekten adli işlem yapıldı.
Bakım Kuruluşlarındaki Personele "Stres Yönetimi" Eğitimi Veriliyor
ANKARA (AA) - BURCU ÇALIK - Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele sürecinde yaşlı ve engelli vatandaşları korumak için büyük bir özveriyle çalışan bakım kuruluşlarındaki meslek elemanlarına yönelik 'stres, vaka yönetimi' gibi konularda çevrim içi eğitim programı başlattı. Bakanlıkça, Türkiye genelindeki huzurevi ve engelli bakım kuruluşlarında, Kovid-19 sebebiyle Mart 2020'den itibaren ziyaretçi yasağından maske-mesafe-hijyen kurallarına kadar pek çok önlem devreye alınırken, buralarda görev yapan personel de 10-15 gün süreli vardiyalarla yatılı olarak çalışma sistemine geçti. AA muhabirinin edindiği bilgilere göre, engelli ve yaşlı vatandaşların korunması için büyük bir özveriyle ailelerinden ayrı, yoğun bir tempoda çalışan ve salgına karşı ön safta mücadele edenler arasında yer alan meslek elemanlarının motivasyonlarının yükseltilmesi amacıyla yeni bir eğitim programı hayata geçirildi. Eğitimlerden ilk etapta 300 personel yararlandı Bakanlığın Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Başkanlığı koordinasyonunda uyguladığı programda, kuruluşlardaki meslek elemanları için 'stres, vaka yönetimi', 'kurumsal iletişim' ve 'kanıta dayalı uygulama' konularında çevrim içi eğitimler düzenleniyor. Akademisyenler tarafından verilen, personelin bilgi ve becerilerini geliştirmesine de olanak tanıyan eğitimlerden ilk etapta 300 personel yararlandı.Bakanlık, bu eğitimleri ilerleyen günlerde de sürdürecek.
Lübnanlı Şii Alim Şeyh Tufeyli, İran'ın ABD'ye Karşı "Lübnan Kartını Da" Kullanacağını Söyledi
BEYRUT (AA) - MAHMUT GELDİ - Lübnanlı Şii alim ve Hizbullah örgütünün ilk genel sekreteri Şeyh Subhi Tufeyli, 'Şüphesiz İran, ABD ile müzakere masasında elindeki tüm kartları kullanmaya çalışacaktır. Lübnan da İran'ın kullanacağı önemli kartlardan biridir.' dedi.Hizbullah'ın kurucu isimleri arasında yer alan ancak şu anda muhalefetiyle bilinen Şeyh Tufeyli, ekonomik ve siyasi krizler nedeniyle tarihin en zorlu süreçlerden birini yaşayan Lübnan'a ilişkin gelişmeleri AA'ya değerlendirdi.Şeyh Tufeyli, Lübnan'ın güneyinde 3 Şubat akşam saatlerinde kaçırıldıktan sonra silahla öldürülmüş halde bulunan Hizbullah'a muhalif Şii aktivist Lokman Slim cinayetine işaret ederek, Hizbullah'ın kendilerine muhalifleri suikastlerle tehdit ettiğini ifade etti.Hizbullah'ın bazı suikastlere yaklaşımı dolayısıyla tüm dikkatleri üzerine çektiğini aktaran Şeyh Tufeyli, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın 'suikast tehditleri için kaldırdığı işaret parmağının hiç inmediğinin' yanı sıra Lokman Slim'in öldürülmüş halde bulunduğu 4 Şubat sabahı yaptığı paylaşımın 'her şeyi kanıtladığını' söyledi.Hizbullah lideri Nasrallah'ın oğlu Cevad Nasrallah, Slim'in cansız bedenine ulaşıldığı saatlerde Twitter hesabından, 'Bazılarının kaybetmesi, beklenmeyen bir kar ve lütuftur' şeklindeki paylaşımı ciddi tepkilere yol açmıştı. Yoğun tepkilerden sonra Cevad Nasrallah, Slim cinayetiyle ilgisi olmadığını savunduğu söz konusu paylaşımı kaldırmıştı.Lübnan'da 'öldürme ve korkutmanın', insanları susturmak için yolsuzlukla yönetimde kalanlar tarafından kullanılan bir araç olduğunu ifade eden Şeyh Tufeyli, İran rejiminin de Lübnan ve Irak'ın yanı sıra kendi vatandaşlarına karşı bu yola başvurduğunu dile getirerek, 'Dünyadaki tüm diktatörler bunu yapıyor. Mısır, Suudi Arabistan, işgal altındaki Filistin ve Çin yönetimleri bunu yapıyor. Avrupa'daki bazı ülkeler de Müslümanlara karşı buna başvurduğu oluyor.' dedi.'Lübnan devlet değil, içinde tüm bakterileri bulunduran bir bataklık olmuş. Lübnan halkı ise kavga ve intiharla karşı karşıyadır.' şeklindeki sözlerinin abartılı görülmemesi gerektiğini söyleyen Şeyh Tufeyli, şunları ifade etti:'Halihazırda İran, Lübnan'da en büyük etki ve nüfuza sahip ülkedir. Ancak maalesef İran, çıkarını devletin güçlenmesinde ve ekonominin kalkınmasında değil, devletin zayıflanmasıyla dağılmasında ve ekonominin yıkımıyla yoksulluk ve kaosta görüyor. İran'ın Irak ve Suriye'deki politikası da böyledir. İran, bu politikasıyla ülkeye nüfuz etme ve kendi politik hedefleri için ülkeyi kullanmaya çalışıyor.'İran'ın kendi çıkarları ile bölge halklarının çıkarlarını gözden geçirmesi ve izlediği politikaların başkalarından önce kendisine zarar verdiği gibi Siyonistlere hizmet ettiğinin farkına varması temennisinde bulunan Şeyh Tufeyli, Lübnanlıların da artık geleceklerini kavgayla değil, işbirliğiyle inşa edeceklerinin farkına varmaları gerektiğini kaydetti.Lübnan'daki hükümet kriziLübnan'da 10 Ağustos 2020'de istifa eden Hassan Diyab hükümetinin yerine yenisinin kurulamamasına ve Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın kurucusu olduğu Özgür Yurtsever Hareketi'nin bu süreçteki olumsuz tutumuna da değinen Şeyh Tufeyli, Hristiyan Özgür Yurtsever Hareketi'nin tabanında ciddi kayma fark ettiğini ve genel seçimlerde halihazırdaki gücünü kaybedeceğini öngördüğü için mevcut gücünden en iyi şekilde yararlanmak istediği değerlendirmesinde bulundu.Hristiyan Özgür Yurtsever Hareketi'nin siyasi müttefiki olan Hizbullah'ın da parlamentoda kendilerinde olan salt çoğunluktan yararlanarak 2 yıl sonra cumhurbaşkanlığı makamına getireceği isimle bir süre daha rahat nefes alma hedefinde olduğunu vurgulayan Şeyh Tufeyli, ülkedeki mevcut durumun, yeni cumhurbaşkanı seçilinceye kadar genel seçimlerin uzatılmasına imkan sağlayabileceğine işaret etti.Şii alim Şeyh Tufeyli, geçen yıl ekim ayında yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Sünni Müstakbel Hareketi Genel Başkanı Saad el-Hariri'nin, Mısır'ın ardından Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Fransa'ya gerçekleştirdiği ziyaretlerin yeni hükümeti kurma sürecine etkisine ise 'Söz konusu ülkelerin ciddi anlamda bir önemi yok, çünkü ellerinde İran'ın ve Lübnan'daki uzantısının planlarını önleyecek kartlar yok.' diye konuştu.Lübnan'daki krizin uluslararası arenaya taşınmasıHizbullah'a muhalif Şii alim Şeyh Tufeyli, Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai'nin, ülkede derinleşen siyasi ve ekonomik krizin çözümü için Birleşmiş Milletler'den (BM) yardım istemesine dair ise şunları kaydetti:'Lübnan'daki krizi uluslararası arenaya taşımak çok karışık bir konu, bunun önünde çok engeller ve korkunç tehlikeler olacak. Benim kanaatimce Maruni Patriği Rai'nin çağrısı, Cumhurbaşkanı Avn ve partisinin hükümet sürecindeki olumsuz tutumunu değiştirmesini talep etmenin ötesine geçmiyor.'Lübnan'ın gelecekte 'açlık devriminden, küçük devleti dağıtacak iç savaşa kadar' birçok kötü senaryoya sahne olabileceği uyarısında bulunan Şeyh Tufeyli, Lübnan'da devletin dağılmasının ABD hedeflerinden biri olabileceğini öne sürerek, 'Siyonistleri korumak için Lübnan'ın güney sahilinde bir Şii devlet oluşturulabilir.' dedi.'İran'ın kaotik nüfuzu, ABD'nin bölgedeki en bariz projelerindendir'Şeyh Tufeyli, ABD ile İran'ın nükleer anlaşma için müzakerelere yeniden başlamasının Lübnan'a yansımalarına ilişkin ise 'Şüphesiz İran, ABD ile müzakere masasında elindeki tüm kartları kullanmaya çalışacaktır. Lübnan da İran'ın kullanacağı önemli kartlardan biridir.' dedi.ABD-İran müzakerelerinin Lübnan'a yansımasının kaçınılmaz olacağının altını çizen Şeyh Tufeyli, 'Ancak burada şu soruyu sormak lazım. İki ülke arasındaki müzakerelerden sonra Hizbullah'ın Lübnan'a hakimiyeti zayıflayacak mı yoksa güçlenecek mi?' ifadelerini kullandı.ABD ile İran arasında daha önce sağlanan anlaşmanın, İran'ın Lübnan'ın yanı sıra Irak ve diğer bölgelerdeki nufüzunu rahatlattığına işaret eden Şeyh Tufeyli, sözlerini şöyle sürdürdü:'Şu ana kadar oluşan tüm kanıtlar, ABD'nin halklarımızı bölmeye ve ülkelerimizi yıkmaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor. İran'ın kaotik nüfuzu da ABD'nin bölgede ölüm, kaos ve yıkım hedeflerini gerçekleştirecek en bariz projelerinden biridir.'Lübnan'ın güneyinde İsrail'in sınırlarını korumak için bugüne kadar henüz Hizbullah'a alternatif bir oluşum çıkmadığını dile getiren Şeyh Tufeyli, ABD ve İsrail'in 'Hizbullah'ın sağladığı güvenlik hizmetlerini' göz ardı edemeyeceğini söyledi.Şeyh Tufeyli kimdir?Lübnan merkezli Hizbullah örgütünün kurucularından ve ilk genel sekreteri Şii din alimi Şeyh Tufeyli, 1988'de İsrail ve ABD'nin düzenlediğinden şüphelenilen bir suikast girişiminden kurtuldu.Şeyh Tufeyli, 1992'de Hizbullah'ın genel seçimde yer almasıyla ilgili bir tartışma sonucu örgütle yollarını ayırma kararı aldı.
Reklam
İstanbul'da Sağlık Çalışanlarına İkinci Doz Coronavac Aşısı Uygulanmaya Başladı
İSTANBUL (AA) - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele kapsamında 14 Ocak'ta CoronaVac aşısının ilk dozu yapılan sağlık çalışanlarına ikinci dozların uygulanması kent genelindeki hastanelerde başladı. Çin'den 30 Aralık 2020'de Türkiye'ye getirilen ve 13 Ocak'ta 'Acil Kullanım Onayı' verilen CoronaVac aşısı, 'Kovid-19 Aşısı Ulusal Uygulama Stratejisi' doğrultusunda ilk olarak 14 Ocak'ta sağlık çalışanlarına uygulandı. Sağlık çalışanlarının ardından öncelikli gruptaki vatandaşların aşılanması sürecine geçildi. İlk doz aşılamanın üzerinden 28 gün geçmesi üzerine sağlık çalışanlarına ikinci doz aşıları yapılmaya başlandı. 'Personelimizden aşıdan sonra Kovid-19 olan olmadı'Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurettin Yiyit, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, 28 gün önce pandemi yönetiminde yeni bir sayfa açıldığını, bağışıklama dönemine geçildiğini ve buna ilk olarak sağlık çalışanlarıyla başlandığını hatırlattı. Bugün, şu ana kadar aşı olan 2 milyon 800 bin kişinin ikinci doz aşılarının yapılma vakti geldiğine işaret eden Yiyit, ikinci doz aşılamaya sağlık çalışanlarından başladıklarını dile getirdi. Yiyit, ilk dönemde sağlık çalışanlarında hızlı bir aşılama süreci yaşandığını, ikinci aşılamanın da aynı şekilde olacağını düşündüğünü, özellikle ilk 2 gün aşı olanlarda ciddi bir artış beklediğini kaydetti. Aşının tedarik zincirine uygun şekilde, ülkede hızlı ve programlı bir aşılama yapılmaya çalışıldığını aktaran Yiyit, hedefin herhangi bir kargaşa, sırada bekleme gibi mağduriyetler yaşamadan, organize ve randevuyla gidilmesi olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Yiyit, 1 aylık sürenin kendilerine bazı tecrübeler de kazandırdığını belirterek, şöyle konuştu: 'Birincisi, aşıyı tanıma fırsatı bulduk. Bu dönemde bizim hastanemizde 4 bin 500 civarı kişi aşı oldu. Bunların arasında ciddi bir yan etkiyle karşılaşmadık. Sadece 3 çalışanımızda lokal bir kızarıklık oldu. Diğer bir konu da, aslında bu kadar sürede bu kadar çok kişi aşılandı ve personelimizin içerisinde aşıdan sonra Kovid-19 olan olmadı. O da iyi bir gözlem oldu. Bundan sonraki süreçte de hızlanarak ve alt gruplara inerek aşılamaya devam edeceğiz.'Hastanelerinde 3 binin üzerinde sağlık çalışanı olduğunu, hamile ve hastalığı yeni geçirenler dışında hedef kitlesinin çok büyük bir kısmının, 2 bin 500'ün üzerinde kişinin aşılandığını kaydetti. 70 ve 65 yaş üzeri vatandaşların aşılanma sürecine ilişkin de konuşan Yiyit, 'Bakanlığımız bugün ikinci dozların başlangıç startını verdiği için ilk 2 gün sağlık çalışanları nedeniyle hızlı bir aşılama ve yoğunluk olacak. İkinci parti gelen aşıların onamlarının çıkmasıyla birlikte hızlı bir şekilde 70 ve 65 yaş grubuna ineceğiz. Akabinde de kamu hizmeti gören, halkın içerisinde olanların aşılanmasına geçeceğiz. Bunların da bir iki gün içerisinde açılmasını bekliyoruz. Muhtemelen önümüzdeki hafta itibarıyla çok daha yoğun ve hızlı bir aşılama süreci başlayacak. Ülkemiz bunu kademelendirerek, programlandırarak, her şeyden önemlisi de bir gün önceden alınmış randevularla götürüyor. Bu da huzurlu, sağlıklı ve kargaşadan uzak bir aşılama yapmamıza vesile oluyor.' diye konuştu. Doç. Dr. Nurettin Yiyit, aşının bir kazanım, eldeki en yetkili koruma silahı olduğunun altını çizerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Bireysel olarak yapabileceğimiz, ondan daha önemlisi var; bir defa tedbirlere uymak. Maske, mesafe, temizlik olmazsa olmazımız. Aslında bugünlere, bu rakamlara gelebildiysek vatandaşlarımızın uyumuyla oldu. Vatandaşlarımız eğer bu ekibin önemli bir parçası olmakta ısrarlı olurlarsa ve kurallara uyma konusunda özveriyi sürdürürlerse biz iyi günleri hep birlikte konuşuruz ve düşük rakamları yerinde tutabiliriz. Vatandaşlarımızın aşılama konusunda da özverilerini sürdürmeleri ve risk grubunda olan herkesin aşı olmasını ısrarla öneriyorum. Çünkü şu ana kadar bilimsel anlamda etkinliği gösterilmiş maske ve mesafenin dışında elimizde bir aşı var. Virüs için etkili olduğu bilinen bir ilaç çıkana kadar şu an aşıya ihtiyacımız var. Vatandaşlarımız şunu unutmasınlar; aşılanmamız sadece kendi sağlığımız için değil, toplum sağlığı için önemli. Çünkü toplumun en az yüzde 60'ını aşılama hedefimiz var. Bu rakama ulaşmak da halkın aşılamaya talebiyle olacaktır.' 'Kendimi daha güvende hissediyorum'Hastanede ikinci doz aşısını olan Genel Cerrahi Uzmanı Asım Ocaklı ise 28 gün içerisinde herhangi bir sıkıntı yaşamadığını belirterek, herkese aşı olmasını tavsiye etti. Ocaklı, aşı olduktan sonra maske, mesafe ve temizlik kurallarına riayet edilmesinin önemini de hatırlattı. Lohusa Servis Sorumlusu Ayşegül Erdal da ilk doz aşıdan sonra her şeyin yolunda gittiğini aktararak, 'Kendimi daha güvende hissediyorum. Bizim için olması gereken buydu. Şükür, her şey yolunda. (Vakalar) Bence daha da azalacak. İnsanlar eskiye göre daha bilinçli. Aşının bizlerde bir şey göstermemesi onlara daha fazla güven veriyor. Endişe edecek hiçbir şey yok. Bizler en başta yaptıranlarız. (Vatandaşların) Güvenmelerini istiyoruz.' dedi. Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Sorumlu Hemşiresi Esra Zindanoğlu, ikinci doz aşısını olduğunu, 28 günlük bekleme sürecinde ise herhangi bir olumsuzluk yaşamadığını vurguladı. Aşı olmanın kendisine güven verdiğini belirten Zindanoğlu, 'Dört gözle beklediğimiz bir şeydi. 'Aşı gelse de bir an önce olsak.' diye ilk gün koşa koşa geldik aşı olmaya. Vatandaşlara kesinlikle öneriyorum. Sonuçta eğer şu an tek çözümü buysa ki öyle gözüküyor kesinlikle olsunlar.' şeklinde konuştu.
Esenyurt'taki Operasyonda Ele Geçirilen Sahte Madeni Paralar Sergilendi
İSTANBUL (AA) - Esenyurt'ta dün düzenlenen operasyonda ele geçirilen sahte madeni paralar sergilendi.Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Akçaburgaz Mahallesinde metal geri dönüşümü yapılan bir iş yerine düzenledikleri baskında yakalanan 5 şüphelinin emniyetteki işlemleri sürüyor.Operasyonda, sahte para basımında kullanılan çok sayıda makine ve teçhizata el konuldu.Baskında ele geçirilen 2 avroluk 600 madeni para ile 9 bin 200 göbek, 22 bin 900 dış halka, 1923 göbek ile halka kısmı oturtulmuş basımı yapılmamış madeni para ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Vatan Caddesindeki Yerleşkesi'nde sergilendi.
Reklam
Kars Çayı'ndaki Buzlar Çözülünce Ördekler Ve Kuşlar Rahat Nefes Aldı
KARS (AA) - Kars'ta hava sıcaklığının yükselmesiyle üzerindeki buzlar çözülen Kars Çayı, ördekler ve kuşların uğrak yeri oldu.Gece hava sıcaklığının sıfırın altına düştüğü kentte, günün ağarmasıyla artan sıcaklığın çaydaki ve sulak alanlardaki buzları eritmesi, bu alanlarda yiyecek arayan ördekler başta olmak üzere çeşitli kuşlar ile hayvanlara adeta rahat nefes aldırdı.Soğuk hava yüzünden daha önce yüzeyi tamamen donduğu için yabani hayvanların yiyecek bulmasını zorlaştıran çaya buzlar çözülünce çok sayıda ördek ve kuşun geldiği gözlendi.Gündüz hava sıcaklığının artmasıyla şehirdeki bazı tarım arazilerindeki kar ve buzlar da eridi.Sarıkamış ilçesinde de cadde ve sokaklarda oluşan buz tabakaları belediye ekiplerince iş makineleriyle temizlenerek ilçe dışına taşınıyor.
Reklam
"Tut Elimden Projesi"Nin Özel Öğrencileri Yıldız Dağı Kayak Merkezi'nde Eğlendi
SİVAS (AA) - Sivas Valisi Salih Ayhan ve eşi Zeynep Akkiraz Ayhan'ın himayelerinde, Sivas Hizmet Vakfınca yürütülen 'Tut Elimden Projesi' kapsamında 33 özel çocuk, Yıldız Dağı Kayak Merkezi'nde gönüllerince eğlendi.Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı, öncelikle kırsalda bulunan eğitim kurumlarında öğrenim gören, akademik, resim, müzik ve spor alanında yetenekli ve başarılı öğrencilerden, ailesinin maddi imkansızlıkları veya diğer nedenlerle eğitimlerine ara verenler için 'Tut Elimden Projesi' hazırlandı.Projeye dahil edilen çocuklar için Yıldız Kayak Merkezi'nde program düzenlendi. Öğrencilerle Yıldız Dağı'nda vakit geçiren Vali Ayhan, özel öğrencilerin gönüllerince eğlenme fırsatı bulduğunu belirtti.'33 çocuğumuzun velisi benim'Öğrencilerin kayak yaptığını, kızağa bindiğini ve teleferikle zirveye çıktığını aktaran Ayhan, 'Burada Sivas'ımızın dört bir tarafından, öğretmenleri aracılığıyla belirlediğimiz 33 özel çocuk var. İki yıl önce 'Tut Elimden' adlı bir proje başlattık. Projemizin temel mantığı ilçe ve köylerimizden belli bir özelliği ve yeteneği, kabiliyeti olan çocuklarımızın tespitini yaparak o çocuklarımızın eğitim ve sosyal ihtiyaçlarını gidermek.' ifadelerini kullandı.Ayhan, öğrencilerin kişisel gelişimlerine katkı sağlamak için projeyi başlattıklarına işaret ederek şunları kaydetti:'Bu 33 çocuğumuzun velisi bizzat benim, çocuklarımızın eğitim gelişimlerini sürekli izliyorum. İlçe kaymakamlarımız, ilçe milli eğitim müdürlerimiz ve okul müdürlerimiz yakından takip ediyorlar. Geleceğin iyi ressamlarını, sanatkarlarını, sanatçılarını, akademik anlamda başarılı olacak ve ülkesi için güzel işler yapacağını inandığım çocukları görüyoruz burada.İnşallah çocuklarımızı çağın ihtiyaçlarına uygun şekilde yetiştireceğiz. Tüm eksikliklerini gidererek hayata hazırlayacağız. Çocuklarımız da kendilerine yapılan bu hizmeti unutmayarak hem iline hem de ülkesine faydalı hizmetler yapacaklar. Her birine hayatları boyunca başarılar diliyorum. Bu projede görev alan, emek veren herkese teşekkür ediyorum.'Daha sonra Şehit Murat Ertekin Uluslararası Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri ile bir araya gelen Vali Ayhan, öğrencilere Demir Grup Sivasspor atkısı hediye etti.
Tika'dan Moğolistan'da 2 Bin Aileye Gıda Yardımı
ANKARA (AA) - Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Moğolistan’da 2 bin aileye gıda paketi ve hijyen malzemesi dağıttı.TİKA'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, yardımlar Moğolistan'daki en önemli milli bayramlardan Tsagaan Sar ve ülkedeki yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelede dar gelirli ailelere destek amacıyla yapıldı. Un, pirinç, yağ, şeker, erişte, kurabiye, deterjan, sabun ve maske gibi gıda ve hijyen malzemelerinden oluşan toplam 2 bin yardım paketi, TİKA tarafından yürütülen proje kapsamında, Ulanbator'un Bayangol, Bayanzürh, Nalayh, Han-Uul, Songinhairhan, Sühbaatar ve Çingiltey belediyeleri sınırları içerisindeki dar gelirli ailelerin yanı sıra Engellilerin Kişisel Gelişimi Genel Müdürlüğünde düzenlenen törenle dağıtıldı.Törene Moğolistan Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakan Yardımcısı Zülfikar Sarkıt, TİKA Ulanbator Koordinatörü Emrah Ustaömer ve belediye sosyal yardım kurumlarının temsilcileri katıldı. Törende konuşan Sarkıt, TİKA'nın, Moğolistan'a her zaman destekte bulunarak farklı alanlarda projeler gerçekleştirdiğini belirterek, şunları kaydetti:'Kovid-19 nedeniyle ülkede uygulanan karantinada dar gelirli ve yoksul ailelere temel gıda yardımına ihtiyaç duyuluyordu. Bakanlığımızca bu ailelere destek sağlanmasına rağmen yetersiz kaldığımız için TİKA'ya talebimizi iletmiştik. Sağ olsun, TİKA da talebimizi olumlu karşıladı. Moğollar için oldukça kutsal olan ve ritüel olarak insanların ikramlarda bulundukları bayramımızda ayrıca ekonomik olarak zor durumda kaldığımız böyle bir dönemde Türk devleti ve Türk halkı olarak yardım eli uzatmaları bizi çok mutlu etti. Verilen destek için Türkiye ve TİKA'ya şükranlarımızı iletiyoruz.'
Meb Mesleki Eğitimde Patent Ve Marka Tescili İçin Atağa Geçti
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Milli Eğitim Bakanlığı tarafından (MEB) mesleki eğitimde üretim kapasitesini 'fikri mülkiyet'e yönlendirmek için 21 ilde açılan 41 Ar-Ge merkezindeki fikri mülkiyet eğitiminden 5 bin 30 yönetici ve öğretmen yararlandı.MEB'in Ar-Ge Merkezlerinde görev yapan tüm yönetici ve öğretmenlere yönelik 20 Ocak-10 Şubat'ta Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanlığı uzmanlarının desteğiyle 'Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Eğitimi' verildi.Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mahmut Özer, eğitimlere ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Ar-Ge merkezlerinin, mesleki eğitimde fikri mülkiyet kültürünün yaygınlaşması için atılan çok önemli bir adım olduğunu belirtti.Bu merkezlerde patent, faydalı model, tasarım ve marka üretim ile tesciline odaklandıklarını anlatan Özer, bunun için 2020'de 10 milyon lira başlangıç desteği sağladıklarını kaydetti.Özer, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Fikri Mülkiyet Ofisinin, sürecin koordinasyonunu sağladığını belirterek şunları kaydetti:'Bu birim mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarımızda fikri mülkiyet çalışmalarını koordine ediyor. 2021'de Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanlığımızla yürüttüğümüz ortak çalışma kapsamında 41 Ar-Ge merkezindeki 5 bin 30 yönetici ve öğretmenimiz, fikri mülkiyet hakları ile eğitimlerini tamamladılar. Sürece destek veren Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Habip Asan'a, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Prof. Dr. Kemal Varım Numanoğlu ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum.'Ar-Ge Merkezlerinin projeleri değerlendirilme aşamasındaFikri mülkiyet konusunun eğitim ile ekonominin birbirini desteklediği en önemli arayüz olduğunun altını çizen Özer, şunları söyledi:'Tüm Ar-Ge merkezlerimiz, fikri mülkiyete odaklanan projelerini geliştirdiler ve 2021 Ocak ayı sonunda Bakanlığımıza gönderdiler. Ar-Ge merkezlerimizin hazırladıkları projeleri arkadaşlarımız değerlendiriyorlar. Bu değerlendirmeler sonunda projeler için gerekli destekleri sağlayacağız. 2021'de mesleki eğitimde 250 patent, faydalı model, tasarım ve marka tescili almayı hedefliyoruz. Çalışmalarımız planlandığı gibi başarılı şekilde ilerliyor. Sürece katkı veren il yöneticilerimize, okul yöneticilerimize, Ar-Ge merkez yöneticilerimize ve öğretmenlerimize teşekkür ediyorum.'
Grafikli - "Yök Anadolu Projesi" İle Kıdemli Üniversiteler Anadolu'nun Genç Üniversitelerine Bilim Yolunda Işık Tutacak
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından Türk yükseköğretiminde ilk kez uygulanacak 'YÖK Anadolu Projesi' ile ülke genelinde eğitimin kalitesinin artması ve mezun niteliğinin yükselmesi sonucu akademik eğitimde yeni bir dönemin kapısı aralanacak.'Yeni YÖK' tarafından dünya yükseköğretimindeki üniversitelerin eşleştirme projeleri modellemeleri de dikkate alınarak başlatılan YÖK Anadolu Projesi, 4 Şubat Perşembe günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla tanıtıldı.İlk aşaması 2019'da Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nde yapılan toplantıda, 24 üniversitede 'Dijital Dönüşüm' ile başlatılan proje, yeni kurulan veya gelişmekte olan genç üniversitelerin belirlenen bazı alanlarda gelişiminin diğer üniversitelerce desteklenmesi amacıyla akademik insan gücü ve araştırma altyapısı bakımından daha gelişmiş kıdemli üniversitelerle eşleştirilmesini içeriyor.Proje kapsamında YÖK ilk olarak 'Genç üniversiteler' diye adlandırılan 2006 sonrası kurulan 15 devlet üniversitesi ile 'kıdemli üniversiteler' şeklinde isimlendirilen, 2006'dan önce kurulmuş, belirlenen alanlarda insan gücü ve araştırma altyapısı bakımından daha gelişmiş 12 devlet üniversitesini belirledi.Eşleşme üniversitelerin yapısında değil, ders ve programlar bazında yapıldıProje kapsamındaki ön çalışmalar neticesinde, genç ve kıdemli üniversiteler arasında protokoller imzalanarak, eşleştirmelerin alanları, niteliği, öğrenci, akademik ve idari personel hareketliliği, eğitim ve öğretim, Ar-Ge ve proje alanlarında yapılacak iş birliklerinde üniversitelerin hak ve yükümlülükleri belirlendi.2020-2021 akademik yılı bahar dönemi itibarıyla hayata geçirilmesi planlan projedeki dersler, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde çevrim içi yapılacak.Üniversiteler arasında eşleştirme işlemlerinin yürütülmesi, protokolün değerlendirilmesi ve izlenmesi amacıyla YÖK tarafından bir 'Koordinasyon Kurulu' oluşturuldu.Eşleştirme işlemleri ve sonrasında üniversiteler arasındaki koordinasyon, ilgili üniversitelerce 'koordinatör' olarak belirlenen öğretim üyeleri tarafından sağlanacak.Her bir genç üniversite en fazla iki kıdemli üniversiteyle eşleştirilecekGenç üniversitelerdeki 170 bin 480 öğrencinin faydalanacağı proje kapsamında, eşleşme üniversitelerin yapısında değil, sadece bazı bölümler ve programlar ile dersler bazında gerçekleştirildi.Her bir genç üniversitenin en çok iki kıdemli üniversiteyle 5 bölüm veya program düzeyinde eşleştirildiği projede, kıdemli üniversitenin öğretim üyeleri, genç üniversitenin çeşitli bölümlerdeki öğrencilerine ders verecek ve araştırma alanlarında danışmanlık yaparak yol gösterecek.Proje kapsamında üniversiteler araştırma altyapılarını ve kütüphane olanaklarını birbirlerinin kullanımına sunacak.Genç üniversitedeki öğrencilere sertifika veya diploma verilmeyecekKıdemli üniversitedeki akademisyenlerden ders alan genç üniversiteye bağlı öğrencilere herhangi bir farklı sertifika veya diploma verilmeyecek. Proje dahilinde dersler alan öğrencinin mezuniyet durumu değişmeyecek, kendi okulundan mezun olacak.Ana amacın 'alanında yetkin, konusunda uzun yılların birikimine sahip' öğretim üyelerinin genç üniversitelerdeki öğrencilere bilgilerini aktarmalarının sağlanması olduğu proje, yükseköğretimde 'fırsat eşitliği ve sosyal adalet' kavramlarına katkı vermek isteyen öğretim üyelerinin 'gönüllülük esasına dayalı' olarak yürütülecek.Proje, lisansta olduğu kadar, yüksek lisans ve doktora seviyesindeki genç akademisyenlere de önemli katkılar verecek. Üniversitelerin 'açık bilim-açık erişim' ve uzaktan eğitim olanakları da salgın döneminde projenin yürütülmesine geniş kolaylık sağlayacak.'Genç' ve 'kıdemli' üniversitelerGenç üniversiteler Ağrı İbrahim Çeçen, Ardahan, Artvin Çoruh, Bartın, Bayburt, Bingöl, Bitlis Eren, Erzincan Binali Yıldırım, Hakkari, Iğdır, Kilis 7 Aralık, Munzur, Muş Alparslan, Siirt ve Şırnak üniversiteleri; kıdemli üniversiteler ise Ankara, Uludağ, Çukurova, Ege, Erciyes, Gazi, Gebze Teknik, Hacettepe, İstanbul Teknik, İstanbul, Orta Doğu Teknik ve Selçuk üniversiteleri olarak belirlenmişti.Buna göre, genç üniversitelerden Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi eczacılık, İslami ilimler, okul öncesi eğitimi, beslenme ve diyetetik ile mütercim ve tercümanlık bölümlerinde Ankara, Ardahan Üniversitesi tarih, Batı dilleri ve edebiyatı, ilahiyat ve Türk müziği bölümlerinde Selçuk, Artvin Çoruh Üniversitesi rehberlik ve psikolojik danışmanlık, mimarlık, ilahiyat ve hemşirelik bölümlerinde Bursa Uludağ, Bayburt Üniversitesi inşaat mühendisliği, beslenme ve diyetetik, matematik eğitimi, okul öncesi eğitimi ve İngilizce dili eğitim bölümlerinde Gazi, Iğdır Üniversitesi İngiliz dili ve edebiyatı, havacılık yönetimi, inşaat mühendisliği ve hemşirelik bölümlerinde Ege üniversiteleri ile eşleşti.Bartın Üniversitesi bilgisayar mühendisliği, elektrik elektronik mühendisliği, moleküler biyoloji ve genetik bölümlerinde İstanbul Teknik ile İngilizce öğretmenliği ve psikoloji bölümlerinde ise Orta Doğu Teknik, Bingöl Üniversitesi diş hekimliği, ilahiyat ve hemşirelik bölümlerinde Erciyes ile psikoloji bölümünde İstanbul, Bitlis Eren Üniversitesi radyo, televizyon, sinema ile uluslararası ilişkiler ve bilgisayar mühendisliği bölümlerinde Selçuk, beslenme ve diyetetik bölümünde ise Ege, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi tıp, eczacılık, diş hekimliği ve bilgisayar mühendisliği bölümlerinde Hacettepe, uçak bakım ve onarım bölümünde ise Erciyes üniversiteleri arasında eşleşme sağlandı.Hakkari Üniversitesi çocuk gelişimi, rehberlik ve psikolojik danışmanlık, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler ve ilahiyat bölümlerinde Ankara, inşaat mühendisliği bölümünde ise Gazi, Munzur Üniversitesi jeoloji mühendisliği, kimya mühendisliği ile metalurji ve malzeme mühendisliği bölümlerinde İstanbul Teknik, beslenme ve diyetetik ile psikoloji bölümlerinde ise Hacettepe, Muş Alparslan Üniversitesi okul öncesi eğitimi ve İslami ilimler bölümlerinde Çukurova, moleküler biyoloji ve genetik bölümünde ise Gebze Teknik, Siirt Üniversitesi sınıf öğretmenliği ve tıp bölümlerinde Çukurova, inşaat mühendisliği ve mimarlık bölümlerinde ise Gebze Teknik üniversiteleri ile eşleşti.Ayrıca İstanbul Üniversitesi ile Kilis 7 Aralık Üniversitesi Doğu dilleri ve edebiyatı, siyaset bilimi ve kamu yönetimi ile ilahiyat alanlarında, Şırnak Üniversitesi müzik, ilahiyat ile siyaset bilimi ve kamu yönetimi alanlarında eşleşme sağlandı.
Reklam