İstanbul'un Kaybolan Eserleri Kitaplaştırıldı
“İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri” isimli kitap, deprem, yangın ve insan unsurunun tahribatı sonucunda günümüze ulaşamamış 100 nadide eserin kısa hikâyelerini anlatıyor.İBB Kültür A.Ş., İstanbul’da çeşitli sebeplerle ortadan kaldırılmış ya da bakımsızlıktan harap olmuş 100 tarihî eseri, “İstanbul’un Yüzleri Serisi” kapsamında kitaplaştırdı.“İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri” isimli kitap, bir zamanlar İstanbul’un süsleri sayılan fakat deprem, yangın ve insan unsurunun tahribatı sonucunda günümüze ulaşamamış 100 nadide eserin kısa hikâyelerini arşivlerden çıkarılan eski fotoğraflarıyla birlikte okuyucunun dikkatine sunuyor.Araştırmacı yazar Fatih Güldal tarafından hazırlanan kitap, İstanbul envanterinin tamamını görmek isteyenler için kılavuz niteliğinde.İstanbul’un kopan, koparılan eksik parçalarını hatırlamak ve hatırlatmak amacını taşıyan kitapta, Evliya Çelebi’nin İstanbul’un en ekabir takımının uğrak yeri olarak tarif ettiği hamamlardan, Sezai Karakoç’un “su yerine süs akıyor” dediği çeşmelere; Fatih Sultan Mehmed’in hocasının da ders verdiği Ayasofya medreselerinden, yol geçecek diye yanlışlıkla yıkılan camilere; Otuzdan fazla locası bulunan Osmanlı’nın ilk saray tiyatrosundan, işgal günlerinde Fransız askerlerine Cumhuriyet sonrasında ise futbol müsabakalarına ev sahipliği yapan Topçu Kışlası’na kadar günümüze ulaşamamış ama tarihimizde iz bırakmış 100 eser yer alıyor.
Cüneyt Arkın'ın Karate Hocası, Son Dönem Dizi ve Filmlerdeki Dövüş Sahnelerini Beğenmiyor
Beyaz perdede dövüş sanatları deyince akla gelen ilk isimlerden Cüneyt Arkın'ın karate hocası Osman Betin, son dönem dizi ve filmlerdeki dövüş sahnelerinin 'gerçekçi' olmadığını söyledi.Betin, beyaz perde ve ekranlardaki kavga ve aksiyon sahnelerini AA muhabirine değerlendirdi.Sinemaya film setlerinde çalışan öğrencisinin aracılığıyla Cüneyt Arkın ile tanışmasının ardından başladığını anlatırken, 'Cüneyt Arkın'ın hayranıydım, tanıştığımızda gözüme dev gibi göründü, elim ayağım titredi. Çalışmaya başladık, bir daha hiç ayrılmadık' diyen Betin, bu 30 yılı aşkın sürede 35 film çektiklerini bildirdi.Osman Betin, 'karateye aşık' olan Cüneyt Arkın'ın aynı zamanda çok disiplinli çalıştığını ve her filmde dövüş sahnelerine birlikte hazırlandıklarını bildirdi.Sahnelerin gerçekçi olması için her filmde mutlaka karate öğrencilerinin de rol aldığını kaydeden Betin, gözlemlerini paylaşırken şunları söyledi:'Mesela ikinci kattan aşağı atla deyince bizim sporcular atlıyor ama bir oyuncuya söylersen 'önce parayı konuşalım' diyor. Biz gözü karaydık ama eğitimliydik de... Bu iş yapılacaksa oyuncu ilk önce eğitmeniyle çekimlerden önce çalışacak. Mesela Angelina Jolie, bir role bürünmeden en az 6 ay önce, eğitmenleriyle, spor hocasıyla, doktoruyla beraber yaşıyor, bizde böyle bir şey yok. O zaman yapmacık kalıyor.''Dizilerdeki dövüş sahneleri işe yaramaz'Betin, televizyonun son yıllarına damga vuran 'Kurtlar Vadisi', Muhteşem Yüzyıl' ve 'Diriliş Ertuğrul' dizilerindeki dövüş sahnelerine dikkati çekerek, 'Hepsi işe yaramaz. Oyuncular gerçek kavga imajı oluşturamıyor. Halbuki piyasada binlerce karate hocası var, mutlaka onlardan faydalanılmalı. Tabii sinema biraz esneklik istiyor çünkü sinema yumruğu ile karate vuruş tarzı farklı. Bu ikisini birleştiren uzman sayısı ise çok az' değerlendirmesinde bulundu.Japon ve Osmanlı kılıçları üzerine de eğitimi bulunduğuna işaret eden Betin, Muhteşem Yüzyıl'ın ilk bölümlerinde davet edildiğini ancak oyuncuları 15 gün eğitme talebinin kabul edilmediğini, üçüncü gün setten ayrıldığını anlattı.'Dövüş sahnelerimiz Çin de bile kullanıldı'Betin, Yeşilçam'da dövüş sahneleriyle ilgili ise şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz Nuri Alço ile bir kavga sahnesi çektik. Nuri'ye, 'Sen bana yumrukla vursan, hatta seni benim üzerime atsalar beni yine deviremezsin. Sen bana kafa at. Ben sersemleyip düşeyim, sen kaç' dedim. Kamerayı amorsa koyduk, Nuri, tam göğsümün yanına vurdu, ben darbeyi aldım ve düştüm. Yönetmen de birden panikledi ve kamerayı bırakıp koştu. 'Yok bir şey, rol yapıyoruz' dedim, inanamadı. Sahneyi çekememiş, tekrarladık. Böyle sahici yapıyorduk.'Betin, rol aldığı pek çok dövüş sahnesinin Çin de bile kullanıldığını kaydederek, 'Çin yapımı bir kungfu filminde kendimi gördüm. Bizim filmden sahne almışlardı' dedi.Yılmaz Kanat'ın yönettiği Doruk filminde Cüneyt Arkın'ın camı kırarak geçme sahnesinde görev aldığını bildiren Osman Betin, 'Tesadüfen aynı yerde belgesel çeken Japonlar vardı. Bizim ne yapacağımızı anlayınca yanımıza geldiler. Bizimle röportaj yapıp belgesellerinde yer verdiler ve sonucunu görene kadar da beklediler. 4 milimetre cam, şeker değil, gerçek cam. En az 30 kilometre hızla geleceksin dirsekle vuracaksın ve düşünce hemen kalkmayacaksın. Çektik, hiçbir şey olmadı; sigorta yok, para yok, aşk var' diye konuştu.Tuğba Özgür Durmaz, AA
Yılın Filmleri İlk Kez !f İstanbul'da
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gala yapacak filmlerden biri de Joshua Oppenheimer filmi “The Look of Silence”. “The Act of Killing”in devamı niteliğinde olan belgesel, Endonezya’da yaşanan katliamı bu kez mağdurların ağzından anlatıyor.!f 2013’ün Keş!f yarışmasında da Sinema Yazarları Birliği (SİYAD) Ödülü’nü alan “The Act of Killing”in devamı niteliğinde sayılan Joshua Oppenheimer belgeseli “The Look of Silence” Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek.ÇOCUKLARININ KATİLLERİYLE YÜZLEŞEN BİR AİLE“The Act of Killing”de, ‘60’ların ortasında Endonezya’da gerçekleşen, hükümet ve askerin ortaklaşa düzenlediği darbe sonucu yüz binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan soykırımı katillerin gözünden anlatan Oppenheimer, bu kez mağdurlarla görüşüyor ve katliamdan sağ kurtulmayı başarmış bir ailenin, çocuklarının ölümünden sorumlu olan adamlarla yüzleşmesine tanıklık ediyor.FIPRESCI ÖDÜLLÜ FİLM PEK ÇOK FESTİVALE KATILDISigne Byrge Sørensen’in yapımcılığında ve Werner Herzog, Errol Morris ve Andre Singer’ın destekleriyle hayat bulan “The Look of Silence”, ilk gösterimini yaptığı Venedik’te büyük heyecanla karşılanmış, Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Ödülü’nün yanı sıra Avrupa Film Eleştirmenleri Ödülü (FEDEORA), İtalyan İnternet Eleştirmenleri Ödülü (Mouse d’Oro) ve İnsan Hakları Gecesi Ödülü’nü kazanmıştı.Evrensel
Tehditler Alan Sony, 44 Milyon Dolarlık Filmi Geri Çekti
Kuzey Kore Lideri Kim Jong-Un’a yönelik bir suikast girişiminin konu alındığı ‘The Interview’ adlı filmle tehditler almaya başlayan Sony Pictures, söz konusu filmi gösterime sokmaktan vazgeçti.Amerikan istihbaratı, Sony’ye gerçekleştirilen sanal saldırıların Kuzey Kore’den yönetiminin desteğiyle yapıldığını tahmin ettiklerini açıkladı. Kuzey Kore’den sınırdışı edilmiş bilgisayar mühendislerinden biri olan Kim Heung-Kwang, Pyongyang yönetiminin bu saldırıları düzenlemek için büyük bütçe ayırarak, yetenekli kişilere özel ‘internet korsanlığı’ eğitimi verdiğini iddia ediyor:“Onlar Kuzey Kore’deki en iyi ve en yetenekli kişiler. Onlar, Kuzey Kore toplumundaki iyi davranılan, tanınan ve toplumun onlara saygı duyduğu beyaz yakalılar.”
Doğaya Karşı Verilen Yaşam Mücadelesi Temalı 24 Etkileyici Film
Tarihsel süreçte doğadan gitgide uzaklaşan biz insanlar, vahşi yaşamın ortasına düştüğümüzde atalarımızdan kalma içgüdülerle hayata tutunmak için her şeyi yapabiliyoruz. Bu durumu konu edinen, aralarında gerçek hikayelerin de bulunduğu o survival filmlerinden bazıları:
CIA'in İşkence Etmek İçin Dinlettiği İddia Edilen 20 Şarkı
The Anti Media sitesinde yer alan bir habere göre, CIA esirlerine işkence etmek için kullandığı şarkıların listesi yayınlandı. Bu şarkılar daha çok uyku sırasında bangır bangır çalarak rahatsız ediyor ya da kişinin ülkesine ya da dinine hakaret niteliği taşıyan sözler barındırarak psikolojik olarak kişiyi olumsuz etkiliyor.
Modern Dünyaya Yaptığı Göndermelerle Öne Çıkan 21 Isaac Cordal Heykelciği
Hani derler ya 'Kimsenin vakti yok durup da güzel detayları düşünmeye.' diye; işte Cordal o sözün sanatçısı diyebiliriz. Maksimum 5 santimlik heykelciklerle 'Kapitalizm, iklim değişikleri, modern zamanda insanın yalnızlaşması, doğanın tahribi, insanın unutulması, mahkum edilmesi, kısaca modern dönemde insanın geçirdiği bütün 'his buhranlarına' karşı tepkisini öyle naif dile getiriyor, hatta öyle gözler önüne seriyor ki, keşke diyorum 'Durup vakti olsa da paylaşsa bu duyguları insanoğlu.'
Madonna'nın Yeni Albümünün Tamamı İnternete Sızdı
Madonna’nın henüz ismi bile belirlenmemiş yeni albümüne ait olduğu iddia edilen 13 şarkı internete sızdı. Unapologetic Bitch veya Iconic isimlerinden biriyle çıkabileceği belirtilen albümün prodüktörleri arasında Aviici, Natalia Kills, Dipplo ve Ryan Tedder gibi isimlerin bulunduğu öne sürülüyor.Bundan yaklaşık bir yıl önce Beyonce’nin yeni albümü, sanatçının hayranlarına sürpriz yapmak amacıyla, ansızın bir geceyarısında yayınlanmıştı. Madonna’nın başına gelen olay ise bu durumun tersi gibi olsa da, sürpriz etkisi konusunda pek geri kalmıyor. Zira ünlü pop yıldızının yeni albümünün yayınlanacağından kendisi dahil kimsenin haberi yoktu. Madonna sızan şarkıların bitirilmemiş ve yayınlanmaya hazır olmayan demolar olduğunu ve bu kayıtların uzun süre önce çalındığını Instagram hesabı aracılığıyla duyurdu. Yaşanan olayı “sanatsal tecavüz” olarak tanımlayan pop ikonu, sızan şarkıların yarısının albümde dahi yer almayacağını, diğer yarısının ise farklı şekillerde albümde kendilerine yer bulacağını belirtti. Madonna yaşananları “terörizm” olarak nitelemekten de geri kalmadı. Ünlü şarkıcı açıklamasını “Neden bana albümü bitirme ve size en iyi halimi sunma fırsatını vermiyorsunuz?” sözleriyle tamamladı.Teknoblog
Boğaziçi'nde Nâzım Tartışması Sürüyor: Gündüz Vassaf İstifa Etti
Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi ekseninde başlayan tartışmalar sürüyor. Merkezin yönetim kurulu üyesi Gündüz Vassaf, istifa ettiğini açıkladı.Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi tartışmalarla açıldıktan sonra sular durulmadı. Merkezin kuruluşuna öncülük eden isimler arasında yer alan ve Nazım Hikmet’in Türkiye haklarının temsilcisi olan Gündüz Vassaf merkezin yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı.T24 'ün telefonla ulaştığı Vassaf, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin tohumlarının 2009 yazında atıldığını ve yıllar içinde merkezin kurulduğunu hatırlattı. Vassaf, izleyen süreçte merkezin kurulmasına öncülük eden kişilerin zamanla bir şekilde uzaklaştırıldığını söyledi.27 Kasım 2014 tarihinde Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi Genel Kurulu üyelerine bir mektup yazdığını belirten Vassaf, mektubu T24’le paylaştı:Sanıyorum, 2009 yazıydı. Evimde yaptığımız bir toplantıya katılanlarla Türkiye’de bir kuruluşun NH’in kültürel mirasını değerlendirebilmesine ilişkin düşüncelerimizi paylaştık. Sabreden derviş muradına erdi. Yıllar içinde üç ayrı rektör ile (Ayşe Soysal, Kadri Özçaldıran ve Gülay Barbarosoğlu) toplantılarımız sonucu sizin de desteğinizle NH Merkezi kuruldu. Rektörlük tarafından çok güzel bir yer tahsis edildi. Öngördüğümüz, arşiv oluşturma, sözlü tarih gibi faaliyetlere başlandı. Ancak kurumun idari tutumunu sağlıklı bulmuyor, gelişiminden endişe ediyorum.BÜ adına verilen sözlerin tutulmaması ve evet unutulması, yurt içi ve dışında, özellikle Amerika ve Rusya’da geleceğe yönelik ilişkileri ve Üniversite’nin itibarını sarstı. Türkiye’den baştan sağlanması önerilen kritik ilişkileri Merkez’den soğutacak mesafe kondu. Yönetim Kurulu’nun temel kararları alma, merkezin kararları uygulama mercii olması gerekir. Toplantı gündemleri YK’nun görüşü de alınarak belirlenmeli. Brown Üniversitesi’nden Prof. Mutlu Blasimg Konuk’un açılış için davet edilmesine (NH’in şairliğini dünyada en iyi bilen, onu evrensel şiir kültüründe diğer dünya şairleriyle değerlendirebilen, alışılmış milliyetçi ve ideolojik kalıplar ötesinde yaklaşabilen) rağmen merkez müdürünce karardan dönülmüş, açılış için davet edilen başkaları unutulmuş, kurumsal süreklilik ve demokratik ilkeler ihlal edilmiş, hatta açılış için değişiklik kararı öncesinde rektörlüğe bildirilmeden alınmıştır. Orhan Pamuk kimsenin haberi olmaksızın davet edilerek yeni açılış tarihi saptanmış, gene de kendisine söz verilen tarihte konferanslar dizimizi başlatma önerisi kaale alınmamıştır. Bu ve benzer uygulamaları müteakiben YK’dan ayrılmalar sonucu yeni üyelerin seçilmesi de gündeminize gelebileceğinden, endişelerimi paylaşarak bilgi akışında şeffaflığın sağlanabileceğini umuyorum.Şahsen yurt içi ve yurt dışında NH izinde onu dolaylı olarak temsil ettiğim çalışmalarımı paylaşamama konumuna getirildiğimden ızdırap duyuyorum.Hassasiyetle üstünde durulması gereken diğer bir konu da, özellikle kamuoyuna yansıtılacak faaliyetlerde Nazım Hikmet’in, Türkiye’de belirli kesimlerce kerrat cetveli gibi ezberlettirilen açlık grevi gibi mağduriyeti değil dünya şairliğiyle bu konuya ehil kişiler tarafından araştırılarak vurgulanmalıdır.Ruh birliği sağlanmadan, karar alma sorunu giderilmeden Merkez’in yakında kamuoyuna ilan edilecek açılışa hazır olmamasının olumsuz yansımaları olabileceğini düşünüyor; Merkezin esenliği açısından Genel Kurulumuzun toplantıya çağrılarak sorunları araştırmasını öneriyorum.'HAYAL KIRIKLIĞI YAŞIYORUM'Gündüz Vassaf yeni yönetimle Nermin Mollaoğlu, Melih Güneş ve Raşit Çavaş’ın kuruldan uzaklaştırıldığının altını çizerek T24’e şunları söyledi:“Öfkeli değilim ama hayal kırıklığı yaşıyorum. Bu olanları basının ve kamuoyunun vicdanına sunuyorum ki üniversite kendine çeki düzen versin. Açılış konuşmasında rektör ‘Sevgili öğrencilerim’ diyor ama salonda öğrenci yok, sadece özel davetli insanlar var. Nâzım Hikmet sadece okulun değil Türkiye’nin, dünyanın şairi. Açılış ve açılışa giden süreç demokratik ilkelerin ihlal edildiği bir süreçti ve Nazım Hikmet’e layık değildi. Her ne kadar hasbelkader üniversite ile ilişkilerim olduğu için bu merkez kurulduysa da benim merkezden ricam başka üniversitelerin edebiyat birimleriyle, Nâzım Hikmet sevdalısı başka kişi ve kurumlarla birlikte çalışmasını istiyordum.''TALÂT SAİT HALMAN'A DAVETİYE BİLE GİTMEDİ''Bakın mesela geçen hafta kaybettiğimiz Talât Sait Halman… O da çok üzgündü. Halman’ın danışma kurulunda olmasını önermeme rağmen kendisine davetiye bile gitmedi. Başka üniversitelerle işbirliğinde olmasını sağlayacaktı. Brown Üniversitesi’nden Prof. Mutlu Blasimg Konuk’un açılış için davet edilmesini önermiştik ki, Mutlu Hanım bir edebiyat profesörü ve Nâzım Hikmet hakkında bir kitabı çıktı. Onu 20’inci yüzyılın dünya şairi olarak değerlendiriyor. Onun sayesinde Nâzım Hikmet Brown Üniversitesi ile Amerika’ya gidecekti ve sadece mağdur edilmiş bir şair değil onurlu ve dünya edebiyatına da geçmiş bir şair olarak anılacaktı. Ama Mutlu Hanım’la da köprüleri attılar. Bizim amacımız onu dünya edebiyat platformuna katmaktı. Biliyorsunuz yazın bütün okullar kapalı. Biz merkezi kurarken hayallerimizin biri de yazın okullarda edebiyat kampları yapmaktı. Gençler kitap okumaya, yazmaya teşvik edilecekti, onlar için çeşitli programlar yapılacaktı. Bu önerimi gündeme alma gereği bile duymadılar. Böyle olmamalıydı…”İşte Gündüz Vassaf’ın istifa dilekçesi:Sevgili Genel Kurul ÜyeleriBeni seçmekle onurlandırdığınız Nâzım Hikmet Merkezi Yönetim Kurulu üyeliğinden affınızı rica ederek istifa ediyorum. Kurulun, yönetmelikte de belirtildiği gibi demokratik esaslara göre çalışması gerektiğini hatırlatmak zorunluluğunda kaldığımda Merkez Müdürü tarafından ‘tacizci’likle itham edildiğim bir yapıda kendim ve sizin de beni ilk seçtiğinizde tanımlamanızla Nâzım Hikmet adına yer almam mümkün değil. Ayrılış nedenlerimi sizle ayrıntılı olarak bilahare paylaşacağım. Yıllar önce böyle bir merkezin kurulması için üniversite dışından birlikte yola çıkan herkesin (Melih Güneş, Raşit Çavaş, Nermin Mollaoğlu, Haluk Oral) Merkez’den uzaklaşmış (yoksa uzaklaştırılmış duygusundalar mı demeliydim?) konumda bırakılmış olmaları üzücü ve sanırım dikkatinizden kaçmayacaktır. İleride ve başka bir yapıda arzu edildiğinde sizle beraber olmak istediğimden emin olabilirsiniz. Ve sizler de benim gibi açılış toplantısına öğrencilerin alınmamasından üzülmüş tedirgin olmuşsunuzdur. Bir üniversitede adını taşıyan bir açılış toplantısına öğrencilerin alınmamasına Nâzım Hikmet ne derdi kimbilir? Ya da aradan yarım asır geçtikten sonra bir üniversiteye yakışır bir şekilde dünya şairi sıfatıyla değerlendirilebilecekken hâlâ açlık grevi gibi mağduriyetiyle sergilenmesi.Gündüz Vassaf
2015 Sony Fotoğrafçılık Ödülleri'nde Diğer Katılımcılar Arasından Öne Çıkmış 15 Müthiş Fotoğraf
Sony Fotoğrafçılık Ödülleri, her yıl birçok kategoride düzenlenen ve özellikle amatör fotoğrafçıların da başvurabildiği prestijli bir yarışma. 2007'den beri devam eden bu yarışmaya bugüne kadar 700.000'den fazla fotoğraf gönderildi. Bu içeriğimizde de birçok kategoriden 16 fotoğrafı sizlere sunduk. Bu arada hevesli fotoğrafçılar için hala çok geç değil, yarışma hala devam ediyor. Yapmanız gereken ise çok basit: makinenizi alın ve kendinizi doğaya vurun!
Morrissey 'İstanbul' Şarkısıyla Teşekkür Etti
Alternatif rock müziğin önemli gruplarından The Smiths'in vokalisti Morrissey, Volkswagen Arena'da İstanbullu hayranlarıyla buluştu.Konserine 'The Quen is Dead' şarkısıyla başlayan Morrissey, hayranlarını Türkçe 'İyi akşamlar' diyerek selamladı.'İSTANBUL' ŞARKISIYLA TEŞEKKÜR ETTİSanatçı, son albümünün ikinci single'ı olarak yayınlanan ve İstanbul sokaklarından ses kayıtları içeren 'Istanbul' şarkısını seslendirmeden önce 'İstanbul'da bulunmak benim iyi şansım. Sevginiz, verdiğiniz ilham ve her şey için çok teşekkür ederim' diye konuştu.Protest kimliği ile tanınan 55 yaşındaki sanatçı, 'World Peace Is None of Your Business' albümünde yer alan şarkıları ile The Smiths'le yaptığı albümlerdeki hit şarkılarını da hayranları için seslendirdi.İngiliz sanatçı, bugüne kadar 'Suedehead', 'The More You Ignore Me, The Closer I Get', 'The Teachers Are Afraid Of The Pupils', 'You Have Killed Me', 'First of the Gang To Die' gibi birçok şarkıya imza attı.Ensonhaber
'Hobbit' İçin Dünyanın En Büyük İzleyici Anketi
Tüm dünyada 17 Aralık'ta gösterime girecek 'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı' filmi için 46 ülkeden araştırmacıları bir araya getiren dev bir izleyici anketi yapılacak. 17 Aralık ’ta vizyona çıkacak ‘Hobbit: Beş Ordunun Savaşı’ (The Hobbit: The Battle Of The Five Armies) filmi, aynı zamanda dünyanın en geniş kapsamlı izleyici araştırmasının da konusu oluyor. 46 ülkeden araştırmacıları bir araya getiren proje , Hobbit üçlemesinin izleyici için ne anlam ifade ettiğini ortaya koymayı hedefliyor. Bu ölçekte bir işbirliğinin ilk örneği olan araştırma, akademisyenler Martin Barker, Matt Hills ve Ernest Mathijs tarafından koordine ediliyor. 35 farklı dilde gerçekleştirilecek araştırmaya temel oluşturacak anket formunun Türkçesine The Hobbit Research Project adresinden ulaşılıyor.