onedio
Fazıl Say'dan Macbeth Yasağına ‘Yorumsuz Yorum’
Fazıl Say, kendi eserlerinin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası programından çıkarıltılmasının ardından ‘Macbeth’ oyununun da Devlet Tiyatroları programından çıkarılmasını ironik bir dille eleştirdi.Say, “Bugün öğreniyoruz ki, 500 yıl önce yazılmış Şekspir’in ünlü Machbeth oyunu da DT programından çıkarılmış. Eserin konusu biraz iktidar hırsı biraz devlet entrikaları. Yoruma gerek kalmıyor” diye yazdı.Say, “Çok tuhaf ve çok acıklı durumlar” başlıklı yazısında kendi eserlerine yönelik tutum ve Macbeth adlı oyunun Devlet Tiyatroları programından çıkarılması hakkında şunları yazdı:“Kültür Bakanlığı CSO sansür konusu ile ilgili 3 farklı açıklama yaptı. Diğer AKP’liler ile birlikte konuyla ilgili 8 farklı görüş var.33 hafta, 33 konser, yaklaşık 120 müzik eseri. İçlerinde Fazıl Say’ın 3 eseri var; İstanbul Senfonisi, Water piyano konçertosu ve Hermiyas yunus sırtındaki çocuk.Bir iki hafta sonra Bakanlıktan Orkestraya bir telefon geliyor. (Orkestra tamamen kültür bakanlığına bağlı) deniliyor ki; ‘Fazıl Say’ın eserlerini programdan çıkartın yoksa bakan bu programı onaylamayacak.’Orkestra yönetimi kızsa da istemese de o 3 eseri programdan çıkartıyor.Olay basına düşüyor. Tüm ulusal medyaya, sosyal medyaya yayılıyor. Daha sonra uluslararası medyaya da düşüyor. Der Spiegel, NewYork Times’da haber oluyor.1 Kültür bakanlığından ilk açıklama müsteşar beyden geliyor; ‘Fazıl Say ile bir sorunumuz yok’2 İkinci açıklama Kültür Bakanlığı güzel sanatlar müdüründen geliyor; ‘Ankara’da programdan çıkartılmış ama İstanbul’da bir eserini çalacağız’ diyor.3 Son açıklama Kültür Bakanı’nın bizzat kendisinden geliyor ‘Sansür filan yok bunların hepsi yalan. Hepsi yalan Yok sansür’ diyor.( Dünkü Habertürk gazetesinde röportajı var)4 Bu arada topa başka yetkililer de girmiş, Ankara Belediye Başkanı çok sevdiği Twitter’dan büyük harflerle kükrüyor, bir milletvekili Say’ı inançsız olmakla suçluyor, CHP TBMM’de konuyla ilgili önerge sunuyor, Fazıl Say bir açık mektup yayınlıyor.Bugün öğreniyoruz ki, 500 yıl önce yazılmış Şekspir’in ünlü Machbeth oyunu da DT programından çıkarılmış. Eserin konusu biraz iktidar hırsı biraz devlet entrikaları.Yoruma gerek kalmıyor.”ZETE
Marvel Gelecek Planlarını Duyurdu!
Marvel yaptığı filmler ve projeler ile Türkiye’de de büyük ilgi ile takip edilen stüdyolardan birisi. Thor, Ironman, Hulk gibi daha birçok filmi Türkiye’de büyük gişe yaptı. Stan Lee tarafından çizilen süper kahramanların, beyaz perdeye yansıması ile Dünya çapında büyük sükse yapan Marvel, gelecek planlarını düzenlediği Marvel Event’ta izleyicileri ile paylaştı.Devam filmleri ve yeni başlayacak serilerden oluşan faz 3 ismini verdikleri bu dönem, bol bol aksiyon ve film efektlerinin bizleri beklediğini gösteriyor.Bu planlar ışığında ise Marvel’ın takvimi şu şekilde;takvimi http://talender.com/marvel-gelecek-planlarini-duyurdu/
Skolkovo City: Rusya Tamamen Girişimcilere Ayrılmış Bir Şehir Kuruyor
Silikon Vadisi her ayrıntısı, yapısı ve konumuyla büyük bir ilgi kaynağı. Teknolojinin, internet tabanlı girişimlerin artması, milyar dolarlık bir pazar oluşturmaları ile Silikon Vadisi oluşturmak isteyen ülkelerin sayısı ise her geçen gün artıyor. Ancak henüz tam anlamıyla başarılı olmuş bir tanesini bile görebilmiş değiliz. İşin özünde Amerika bile kendi içerisinde birçok deneme yapmasına rağmen ikinci bir Silikon Vadisi oluşturabilmiş değil.Rusya yine başka alanlarda yaptığı gibi konuya hakim bir giriş yaparak daha öncesinde Xerox ve SAP’de üst düzey yöneticilik yapan Igor Bogachev öncülüğünde tamamen girişimcilere ve yüksek teknolojiye odaklanacak bir şehir olan Skolkovo City’yi hayata geçirdiğini duyurdu.Skolkovo City projesi aslında yeni değil ilk temelleri 2010 yılında 3 milyar dolar yatırımla atılmış. Ancak şehirde girişimcilerin ve yeni şirketlerin kullanabilecekleri paylaşımlı ofislerin yapımı, MIT ile partnerlik anlaşması bulunan araştırma üniversitesi Skoltech University’nin geliştirilmesi ve diğer alt ve üst yapıların çalışmalarının tamamlanma hedefi olarak 2017 belirlenmiş. Ancak şehrin başkan yardımcısı  ve projenin başındaki isim Igor Bogachev geçtiğimiz hafta Silikon Vadisini ziyaret ederek birçok girişimciye ve şirkete resmi olarak Skolkovo City’e taşınmalarını teklif etmiş.Şehir 2020 yılında 1060 tane teknolojisti toplamda ise 20.000 nüfusa erişmeyi hedefliyor. Şehire gelip kendi girişimlerini kurmak isteyen şirketlere %75 oranında araştırma ve geliştirme desteği ile tohum yatırım imkanı sunuluyor.Igor Bogachev ise projeyi şöyle özetliyor: “Bilim adamları ve programcılardan oluşan bir ordu kurmak istiyoruz. En iyilerin olduğu ve bu en iyiler içerisinden yeni farklı projelerin çıktığı bir ekosistem kurmayı hedefliyoruz.”. Burada Bogachev’in de aktardığı konuya değinmek istiyorum, girişimden kastettiğimiz “e-ticaret” değil. Bogachev yeni bir sosyal ağ, e-ticaret sitesi gibi projelerle ilgilenmediklerini 5 alana odaklarını bunların bilgi teknolojiler, biyoteknoloji, uzay, nükleer ve enerji verimliliği üzerine olan projeler olduğunu aktarmış.Şehrin ve projenin temel taşlarından biri ise Skolkovo University. Kural olarak üniversitede Rus profesörler çalışmıyor ve okul araştırma üzerine yoğunlaşmakla birlikte MIT ile işbirliği yapıyor. Üniversite ücretsiz, bununla birlikte kabul ettiği öğrencilere burs yardımı yapıyor ve onları projelerde çalışmaya teşvik ederek şehirde kurulan girişimlere çalışan gücü takviyesi yapmayı hedefliyor.Bogachev, birebir Silikon Vadisi benzeri bir yapı kurmanın mümkün olmadığını her şehrin ve ortamın içinde farklı dinamikler barındırdığını ancak Sovyetlerden bu yana gelen çok sayıda bilim adamına sahip olduklarını ve bu kişilere inovasyonu aşılayarak bir ekosistem oluşturma hedefinde olduklarını aktarıyor.Skolkovo City’nin en beğendiğim yanı bizde internet girişimi denilince ilk akla gelen ve yaklaşık 10 projeden 6’sını oluşturan e-ticaret ve türevlerini odaklandığı alana almaması. E-ticaret, mobil teknolojilerin önemi ve ekonomisi tabi ki yadsınamaz ama diğer tarafta enerji verimliliği, biyoteknoloji ve bilgi teknolojileri neden ısrarla görmezden gelinir? Donanım ve yazılım bütünleşik uygulamalar neden yeterince teşvik edilmez veya özendirilmez? soruları bizim ülkemiz için aklıma geliyor.Tabi ki meselenin özü bir bina yapmaktan çok oraya nitelikli insanlar yetiştirebilmek, yerleştirebilmek ve sonuç alabilmek. Skolkovo City projesinin başına getirilen kişinin geçmişine baktığımızda bile projeye karşı bir güven oluşuyor.Ülkemizde de yapımı uzun süredir konuşulan ve artık belli bir noktaya geldiği söylenen Bilişim Vadisi projesi de aslına bakarsanız Skolkovo City ile benzer bir amacı taşıyor. Ancak geniş çerçeveden baktığımızda ülkemizdeki kuluçka merkezlerine ve girişim hızlandırıcıların çıkar(ama)dıkları şirketlere baktığımızda, vizyon olarak ve bütünlük olarak ciddi eksiklerimiz olduğunu ve bu işin içindeki bizlerin bile bu çeşit projelere inanmakta güçlük çektiğini söyleyebiliriz.Webrazzi
Son 75 Yılın ‘En Akılda Kalıcı’ Şarkısı Spice Girls’den Wannabe
Bir zamanların ünlü pop grubu Spice Girls’ün seslendirği ‘Wannabe’nin 1940’dan beri en çok akılda kalan şarkı olduğu ortaya çıktı. Britanya’da yapılan araştırmaya göre şarkı 2.3 saniyede anımsanıyorAmsterdam ve Manchester Üniversitelerinin iş birliğiyle yapılan bir araştırmaya göre, 1940’lardan beri en çok akıllarda kalan şarkı belirlendi. Dünya çapında yedi milyon kopya satan ve 22 ülkenin müzik listelerinde en üst sıraya yerleşmeyi başaran Britanyalı grup Spice Girls’ün Wannabe parçası, hafızalarda en çok yer edinen parça oldu. Araştırmalar, Wannabe parçasının insanların hafızasında 2.3 saniyede tanınır olduğunu gösterirken, dinleyiciler diğer parçaları beş saniyede anımsayabildi. Araştırmayı yürüten ekibin başındaki isim Dr. John Ashley Burgoyne, “Biz özellikle müzikle ve hafızayla ilgileniyoruz ve neden bazı şarkıların belli kısımlarının hafızada bu kadar uzun süre kaldığını araştırıyoruz” dedi.LİSTEDE LADY GAGA VE ABBA DA VARWannabe parçası, 1996’da Britanya ve ABD’de de Billboard Hot 100 listesinde toplam yedi hafta boyunca zirvede kaldı ve bir yıl sonra Brit Müzik Ödülleri’nde, En İyi Single ödülünü kazandı. Listenin ikinci sırasında Wannabe’yi, Alman müzisyen Lou Bega’nın Mambo No 5 parçası 2.48 saniye ile takip ederken, Amerikalı rock grubu Survivor’ın Eye of the Tiger şarkısı 2.62 saniye ile üçüncü oldu. Listede, ayrıca Michael Jackson, Lady Gaga ve Abba da bulunuyor.EN ÇOK AKILDA KALAN 10 ŞARKI1. Wannabe - Spice Girls2. Mambo No 5 - Lou Bega3. Eye Of The Tiger - Survivor4. Just Dance - Lady Gaga5. SOS - ABBA6. Pretty Woman - Roy Orbison7. Beat It - Michael Jackson8. I Will Always Love You - Whitney Houston9. Don’t You Want Me - The Human League10. I Don’t Want To Miss A Thing - AerosmithGUARDIAN
İç Ses İşitilebilir Hale Geliyor!
Birinin konuştuğunu duyduğumuzda beynimizde belli nöronlar çalışıyor. Bununla birlikte bu nöronlar özel ses frekanslarına göre tepki veriyorlar. Bu iki keşfi yapan University of California, Berkeley’den araştırmacılar “bir gazete veya kitap okurken beynin içinde duyulan sesi beyni inceleyerek çıkartabilir miyiz” sorusuna cevap arıyor. Bu “düşünce dekoder” i için ekip her bir test kişisi için özel algoritma  geliştirmiş. Katılımcıdan önce bir yazıyı sesli şekilde okuması istenerek temel veri alınmış. Ardından içlerinden okuması ve sonra da hiçbir şey yapmadan oturması istenmiş ve toplanan verilerin ışığında insanların içlerinden bir şey okuduklarında hangi nöronların aktif hale geldiği saptanmış. Son olarak da bu beyin dalgalarını sese dönüştürecek bir düzenek hazırlanıp hangi nöronların çalıştığına bağlı olarak kelimeler tahmin edilmiş ve belli bir başarıya ulaşılmış.Teknoloji mükemmelden çok uzak olsa da araştırma takımı bir gün konuşma yetisini kaybetmiş olanlara bu yeteneklerini geri kazandırabileceklerinin hayalini kuruyor.
Güneşte Son 24 Yılın En Büyük Lekesi!
1990 yılından bu yana güneşin üzerinde görünen en büyük güneş lekesi görüntülendi. 17 ve 29 Ekim arasında görüntülenen leke teleskop olmadan görülebilecek kadar büyüktü. Ancak büyüklüğü ve çok fazla ateş çıkarmasına rağmen “Taçküre kütle atımı” adı verilen bir güneş patlamasına sebep olmadığı açıklandı.
Reklam
Orkestra Şefleri Ne İş Yapar?
Klasik müzik konserlerinde en aşina olduğumuz görüntü orkestra şefidir. Peki, orkestra şefleri tam olarak ne yapar, orkestrayı nasıl yönetirler?Orkestra şefliğinin geçmişi çok eskilere dayanır. Milattan önce 709 yılında antik Yunan’da bir orkestra şefinin “elindeki çubuğu aşağı yukarı sallayarak” 800 müzisyeni nasıl yönettiğine dair tanımlamalara rastlanmıştır.Orkestra şefliği o günden bu yana değişim göstermekle birlikte, sahnedeki gizemli havası hala devam ediyor denebilir. Nasıl oluyor da bir insan, hiç ses çıkarmadan, elindeki çubukla, hatta bazen sadece ellerini kullanarak yüzlerce müzisyenin enstrümanından çıkan sesten sorumlu oluyor?Sanata dair diğer sırlar gibi burada da tam bir yanıt vermek mümkün olmasa da, orkestra şeflerinin spor takımlarının menajerleriyle benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz. Ne yaptıklarını tam bilemez, ama performansı görünce anlarsınız. İşte orkestra şeflerinin sahnede görünür ya da görünmez, bilinçli ya da bilinçsiz yaptığı görevlerden birkaçı…“Orkestra şefinin görevi her an doğru tempoyu göstermektir,” diyor, kendisi de besteci ve şef olan Richard Wagner. Orkestra şefi sağ elindeki çubuğu ya da sadece ellerini kullanarak tempoyu belirler, devamını sağlar, yeni ölçünün başlangıcını işaret eder, bu yolla bazen yüzden fazla kişiden oluşan orkestrayı bir arada tutar. Bunların tümü orkestranın iyi performansı için önemli görevler olmakla birlikte şefin görevi metronomluktan öte bir şeydir. 20. yüzyılın büyük bestecilerinden Wilhelm Furtwängler, orkestra şefi Arturo Toscanini’nin yönettiği bir konseri beğenmeyerek salonu terk etmiştir.Orkestra şefi, çeşitli mimik ve jestlerle çalınan esere kendi yorumladığı şekliyle can katar; müzikte kimi unsurları öne çıkarırken kimilerini kontrol altında tutar, nüansları vurgular, eski bir eseri yeniden yorumlar. Bu işler genellikle sol ele düşer.Bazı ortak el hareketleri olmakla birlikte çoğu şefin kendi tarzı vardır. Örneğin Furtwängler’in bir müzikal anı yoğunlaştıran tarzına karşılık Valery Gergiev’in ilginç titremeleri meşhurdur.“En iyi orkestra şefleri en iyi dinleyicilerdir,” diyor gazeteci ve yazar Tom Service, orkestra şefleriyle ilgili ‘Simya Olarak Müzik’ adlı kitabında. “Onlar parıltılı bir dinleme çubuğu gibidir; bir taraftan tek tek bireylerin potansiyelini tam olarak sergilerken bir taraftan da şefin ve orkestranın, üyelerin toplamından daha büyük bir şey ifade ettiği bir yoğunlaşma haline gelir.” Service, şef Claudio Abbado’nun “farkındalığın süper farkında olan” kişi olarak bunun en iyi örneği olduğunu söylüyor.Ünlü orkestra şefi ve besteci Pierre Boulez, “Kendi iradenizi kabul ettirmeniz gerekir; balyozla değil, kendi bakış açınız konusunda insanları ikna ederek tabii ki,” diyor. Yazar Tom Service ise birçok şefin kendisini demokrat olarak tanımlamasına karşı çıkarak şunları söylüyor: “Bu doğru olamaz. Demokrasi işlemez demek değil bu, ama dolambaçsız olamaz. Müzakere edilmesi gerekir!” Berlin Filarmoni Orkestrası’ndan örnek veriyor: “Bu orkestra coşkun ve tüm kapasitesini sergilemek isteyen bireylerden oluşur. Ama sahnedeki şef onlara kolektif bir odak sunmazsa başıbozuk hale gelirler.”Konser izleyicilerinin kulağı orkestradadır, ama gözler şeftedir. Şef görsel bir bağlantı sunar; gözlerimizle müziğin bizde yarattığı duyumlar arasında köprü kurar.Orkestra şeflerinin işi enstrüman çalanlardan daha kolaymış gibi görünür. Fakat Boulez “Orkestrayı yönetmek enstrüman çalmaktan çok daha zordur. Kültürü bilmeniz gerekir; partisyonları bilmeniz gerekir; ayrıca ne işitmek istediğinizi öngörmeniz lazım,” diyor.Orkestra şeflerinin müzik sezgileri çok güçlüdür, ama sadece bu yetmez. Her partisyon üzerinde saatlerce çalışmış olarak sahneye çıkarlar. Bu çalışma sadece notalara değil, tarihi belgelere, mektuplara, biyografilere, müzik eserinin yazıldığı dönem kullanılan teknik performans kılavuzlarına kadar uzanır. Yazar Tom Service, “bütün büyülü şeyler gibi müzik de ağır bir çalışmanın ürünüdür,” diyor.Service, günümüzde orkestra şeflerine bakış konusunda şunları söylüyor: “Bugün onlara dair geçmişteki kültü aştığımızı, artık Toscanini döneminde olmadığımızı düşünmek isteriz. Bugün de Dudamel, Rattle, Nelson’lar dönemindeyiz. Bu isimleri konserlerle eşleştiririz, her ne kadar bu konserler kolektifle ilgili olsa da.”Büyük şefler büyülü, simyevi bir ruh katarlar. Letonyalı şef Mariss Jansons bu durumu “kozmik düzeyde müzik icrası” olarak tanımlıyor. Yıllık maaşlarının bazen milyonları bulması bu nedenledir. Müzik eleştirmenleri bir konserle ilgili nefretlerini kusuyorsa bundan en büyük payı orkestra şeflerinin aldığı da bir gerçektir.Bir orkestranın müzik yönetmeni ya da daimi şefi pozisyonunda olmak, orkestra şefine, konserin gidişatından daha büyük bir sorumluluk yükler. Genç Venezuelalı şef Gustavo Dudamel, kişisel karizması ve liderlik özelliklerinin yanı sıra Venezuela Simon Bolivar Gençlik Orkestrası çalışmasıyla da ülkesinin müzik eğitim sistemini dünyanın gündemine sokmuştur.Klasik müziğin diğer türlerden şöyle bir farkı vardır: Bazıları yüzlerce yıl önce yazılmış olan eserler defalarca icra edilir ve kayda alınır. Bazı gösteriler aradan yıllar geçse de akıllarda kalır ve bunun arkasında hep orkestra şefleri yatar; ritmin yaratıcısı olan, ellerini havada sallamaktan çok daha fazla şeyi esere katan şefler.BBC Türkçe
Reklam
En Kapsamlı İklim Raporu Açıklandı: 'B Planı Diye Bir Şey Yok'
'İklim Değişikliği Hükümetlerarası Panel' 30 bin sayfalık değerlendirme raporunu açıkladı. Panelin başkanı; 'İklim değişikliği insanları yaşadıkları yerlerden edecek. B planı diye bir şey yok çünkü yaşayacağımız başka bir gezegen yok' dedi.Yeryüzünde uzun ve kısa vadedeki iklim değişikliğinin nabzını ölçen ve Birleşmiş Milletler ile Dünya Meteoroloji Örgütü'ne üye ülkelerden oluşan 'İklim Değişikliği Hükümetlerarası Panel'in (IPCC), 2007 yılında sunduğu raporun ardından 5. Değerlendirme Raporu, Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da düzenlenen basın toplantısıyla duyuruldu.Tivoli Kongre Merkezi'ndeki basın toplantısında konuşan BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, bir süre önce Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt ile Grönland'a gittiğinde buzulların erimesini ve iklim değişikliği sonuçlarını burada bizzat gözlemlediğini söyledi.Ban, 'Bilim adamı değilim ama dünya genelinde seyahat ediyorum. Gittiğim yerlerde, Amazon havzasında da Grönland'da da iklim değişikliğinin etkilerini görebildim. Eğer hemen ve kararlı şekilde harekete geçersek yaşanılabilir bir dünya imkânımız var' dedi.'B Planı yok çünkü başka gezegenimiz yok'Nobel ödüllü IPCC Başkanı Pachauri ise sera gazlarının düşürülmesi konusunda politika yapıcıların bu raporun sonuçlarından faydalanacağını umduklarını söyledi. Pachauri, 'Küresel ısınma çok açık, refah seviyesi korunarak alınabilecek önlemler var. İklim değişikliği gıda üretimini etkileyecek ve insanları yaşadıkları yerlerden edecek. B planı diye birşey yok çünkü yaşayacağımız başka bir gezegen yok' dedi.'İklim değişikliği geri döndürülemez şekilde devam ediyor'Raporda, yaşanan iklim değişikliğinin artarak ve geri döndürülemez şekilde devam ettiği belirtilerek, etkiler ve değişimin yavaşlaması için yapılması gerekenler irdelendi.Raporda, gözlenen değişiklikler, nedenleri, gelecekteki iklim değişiklikleri ve etkileri, uyum için izlenecek yol ve sürdürülebilir kalkınma gibi konulara yer verilirken küresel ısınmadaki insan etkisinin açık ve net olduğu, insan kaynaklı sera gazları emisyonlarının tarihteki en yüksek seviyede olduğu vurgulandı.1950'den beri gözlenenlerin daha önce olmamış değişimler olduğu kaydedilen raporda, atmosfer ve okyanusların ısınmakta olduğu, kar yağışı ve buzul miktarının düştüğü ve deniz seviyesinin kayda değer şekilde yükseldiği belirtildi.İnsan kaynaklı sera gazları salımını, ekonomi ve nüfus yoğunluğundan kaynaklı olarak endüstri çağı öncesinden artmakta olduğu ancak şimdi hepsinden daha yüksek olduğu vurgulanan raporda, atmosferdeki karbondioksit, metan ve nitrikoksid birleşiminin 800 bin yılda yaşanmamış düzeyde olduğu kaydedildi.Gelecekteki risklerRaporda, süren sera gazları salımının iklimin tüm bileşenlerinde daha ileri düzeyde ısınma ve uzun süreli değişikliklere neden olacağı, geri dönüşü olmayan etkileri olacağı, iklim değişikliğini yavaşlatmak için gaz salınımlarının sürekli ve sağlam bir şekilde düşürülmesini gerektiğinin altı çizildi.900 bilimadamı çalıştıIPCC raporu dünyanın her tarafından 900 bilimadamının katılımıyla hazırlandığını kaydetti.Birleşmiş Milletler ile Dünya Meteoroloji Örgütü'ne üye ülkelerden oluşan 'İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli (IPCC) beş ila yedi yılda bir dünyanın iklim sisteminin geldiği durum ile ilgili değerlendirme raporları hazırlayarak duyuruyor. Bu raporlardan ilki 1990, ikincisi 1996, üçüncüsü 2001 ve dördüncüsü 2007 yılında yayınlandı.Kaynak: Anadolu Ajansı
Dikkat! Ev Yapımı Konservelerde Ölüm Riski
Prof. Dr. Pazır: 'Özellikle kırsal kesimden şehre göç etmiş birçok aile, tasarruf amacıyla sebze konservesi yapıyor. Açık kazanlarda saatlerce kaynatılıyor. Taze fasulye, börülce, patlıcan gibi sebzelerde çok risk var' - 'Oldukça riskli olan, sporları yüksek ısıya dayanıklı, besin zehirlenmelerine yol açan 'clostridium botulinum', evlerde yapılan konservelerde öldürücü etki yapabiliyor'Taze fasulye, börülce, patlıcan gibi sebzelerle evlerde yapılan konservelerin sağlık açısından risk taşıdığı, içinde çoğalan ve zehirlenmelerine yol açan 'clostridium botulinum' adlı mikroorganizmanın, öldürücü etki yapabildiği bildirildi.Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Meyve-Sebze İşleme ve Teknolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fikret Pazır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bazı kıyı kesimlerde az da olsa konserve yapımlarının sürdüğünü belirterek, ülkenin genelinde ise havaların soğumasıyla yaz aylarında kurulan ev konservelerinin açılmaya ve tüketilmeye başlandığını söyledi.Konserve yapımında hastalık yapıcı organizmaların mutlaka yok edilmesi gerektiğini ifade eden Pazır, bunun saklandığı koşullarda gıdanın bozulmaması ve kalitesinin korunması açısından da önem taşıdığını anlattı.Pazır, bunun için ürünün 100 derecenin üzerinde bir sıcaklıkta işleme tabi tutmak gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:'Konservelerde ayrıca ürünün asitlik durumu da var. Eğer ürün sebzeyse bunun Ph değeri 4,5 üzerindedir. Yani asitliği düşüktür. Bu durumda konservenin özel basınçlı sistemlerde sterilize edilmesi lazım. Ama görüyoruz ki, özellikle kırsal kesimden şehre göç etmiş birçok aile, tasarruf amacıyla sebze konservesi yapıyor. Açık kazanlarda saatlerce kaynatılıyor. Taze fasulye, börülce, patlıcan gibi sebzelerde çok risk var. Oldukça riskli olan, sporları yüksek ısıya dayanıklı, besin zehirlenmelerine yol açan clostridium botulinum, evlerde yapılan konservelerde öldürücü etki yapabiliyor.'Açık kazanda suyun kaynama sıcaklığının en fazla 100 dereceye ulaştığını vurgulayan Pazır, bu sıcaklıkta zehirlenmelere yol açan 'Clostridium botulinum'un istenilen ölçüde yok edilemeyeceğine dikkati çekti.Zehirlenmelerin bütün ev yapımı konservelerinde olabileceğini, bu riskin her zaman göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulayan Pazır, 'Zaman zaman gazetelerde şu kadar kişi yedikleri ev yapımı konserveden öldü, bir aile yok oldu gibi haberler okuyoruz. Sanayide, fabrikalarda üretilen konservelerden bahsetmiyorum. Bu konservelerde risk yok denecek kadar az. Evde yapılan konserveler gerçekten ciddi risk taşıyor. Konserve yapacağız diye böyle bir risk almanın mantıklı olduğunu düşünmüyorum' dedi.Ev yapımı konservenin ekonomik değerinin çok olduğunu düşünmediğini dile getiren Pazır, düşük çaplı tasarruf için büyük risk alınmamasını istedi.Ailelere tasarruf için sebzeleri yaz aylarında kurutmalarını öneren Pazır, 'Karadeniz bölgesinde olduğu gibi bu sebzelerin turşusu yapılır, kış aylarında kavrulup tüketilebilir. Taze fasulye, patlıcan, bamya gibi sebzeler kurutulup tüketilirse sağlık açısından hiçbir risk taşımadığı gibi konserveye göre daha faydalı diye düşünüyorum. Çünkü ev konservesi yapımında kaynatma nedeniyle sebzelerde vitamin ve mineral kayıpları fazla oluyor' diye konuştu.Pazır, meyve konservelerinin asitliğinin yüksek olması nedeniyle aynı riskin oluşmayacağını vurgulayarak, kış aylarında ev yapımı sebze konservelerinin tüketilmemesini istedi.Milliyet
Reklam
Erdoğan: 'Ekmek Almaya Gitti' Diyorlar, Yalan...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi 2014- 2015 Akademik Yıl Açılış Töreni'ne katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada Berkin Elvan'a yönelik açıklamalarda bulundu ve 'Ekmek almaya gitti dediler. Yalan.. Ne ekmek alması. Sapanlarla maskelerle resmi var.' dedi. BM Genel Sekreteri Ban'ın verdiği yemekte Sisi ile aynı masaya oturmamasıyla ilgili ise 'Geçen BM genel kurulunda Sisi'yi bizim masaya oturtacaklardı. Ben dedim bu yemeğe katılmam. Çünkü o adama meşruiyet kazandıracak kadar meşruiyetini kaybetmiş bir lider değilim. Benim sandalyem orada boş kaldı. Bizim izzetimiz onurumuz var' açıklamasını yaptı.ERDOĞAN'IN KONUŞMASINDAN SATIRBAŞLARI:Bezmialem farkını ortaya koymaya başladı. Bu sene 2 bin öğrencisiyle önemli işlere imza atıyor. Bezmialem'in dev bir kampüs haline gelmesi tıp alanında çok değerli araştırmalar yapılacak.'EĞİTİME BÜYÜK KATKI SAĞLADIK'İktidara geldiğimizden beri eğitime büyük katkı sağladık. Eksiklerimiz fazla. 12 yıl öncesini düşünün. Bugüne bakmayın. Vakıf Gureba'nın öğrencilik yıllarımdaki halini bilirim. Nereden nereye? Yarınlar daha iyi olacak. Türkiye'nin her yerinde okul açtık. Eğitimi fiziki olarak engelleri ortadan kaldırdık.'DOKTORLAR KONUSUNDA AÇIĞIMIZ VAR'Ben 75 kişilik sınıflarda okudum. Şimdi 30 kişilik sınıflar var. Maddi imkansızlıkları kaldırdık. Çocuklarını okutan ailelere maddi destek sağladık. 175 üniversite var. Akademisyeniniz var mı? dediler. O da olacak dedik. Hocalarımız yetiştirecek biz de onları istihdam edeceğiz. Üniversitelerimiz bir yarış halinde olmalı. Tıp'ta açığımız var mı? Var! Gelin Sağlık Bilimleri Üniversite'sini kuralım. İlk adımı Bezmialem'le attık. Şimdi Sağlık Bilimleri Üniversitesi kuruluyor. Doktor konusunda açığımız var.'GEÇEN SİSİ'Yİ BİZİM MASAYA OTURTACAKLARDI'Geçen BM genel kurulunda Sisi'yi bizim masaya oturtacaklardı. Ben dedim bu yemeğe katılmam. Çünkü o adama meşruiyet kazandıracak kadar meşruiyetini kaybetmiş bir lider değilim. Benim sandalyem orada boş kaldı. Bizim izzetimiz onurumuz var. Ben haktan yanayım.'NE EKMEK ALMASI'Gezi'de hayatını kaybeden bir çocuğu reklam malzemesi yaptılar. Ekmek almaya gitti dediler. Yalan.. Ne ekmek alması. Sapanlarla maskelerle resmi var. Bunun için kıyamet koparanlar Diyarbakır'da vahşice öldürülen Yasin'le ilgili konuyu asla gündeme getirmediler. Yasin Börü ve arkadaşlarını görmediler. Niye? Çünkü Yasin Börü inancını yaşayan bir delikanlıydı. Yani bu anlayışı anlamak mümkün değil.'İÇERİDE 100 TANE GAZETECİ FALAN YOK'Batı medyasında Türkiye'ye karşı yalan haberlerle örülmüş bir psikolojik savaş var. İçeride 100 tane gazeteci falan yok. İçerdeki gazeteci sayısı 7'dir. Bunlar terörist. Gazeteci kimliği olan terörist. Öbürü kaçak silahla yakalanmış. Kimisi asker öldürmüş, kimisi banka soymuş. Bunlar gazeteci kimliğiyle bunları yapmış.'HENDEK ATLATTILAR BUNLAR BİZE YA!'Türkiye içinden de bir takım siyasiler ve bir takım medya bu algı operasyonunun değirmenine su taşıyor. ABD'de Türkiye'yi sürekli imam hatip okulları açıyor, yasaklama yapıyor diye iftira atan ihanet yapan zavallı hainler var. Niye Tayyip Erdoğan imam hatip mezunu... Ben hem imam hatip hem Eyüp Lisesi mezunuyum. Niye çünkü almadınız... Hendek atlattılar bize bunlar ya. Yapmadıları kalmadı ki. Aynı şeyi yavrularımıza da yaptılar. Katsayı dediler. Bu zulümler bu ülkede yaşandı. Ama şimdi hamdolsun serbestçe herkes yarışa giriyor.Bizim için DEAŞ'a destek veriyor dediler.Amerika laf dinlemedi uçaklarla silah attı. Bir kısmı DEAŞ'ın eline geçti.haberler.com
Etkileyici 5 Fantastik Film Müziği
Öyle soundtrackler var ki, çalındığı sahneyi izleyicinin gözlerinde canlandırır. Etkileyici 5 fantastik film müziğini sizler için derledik.
Etkileyici 5 Aksiyon Filmi Müziği
Öyle soundtrackler var ki, çalındığı sahneyi izleyicinin gözlerinde canlandırır. Etkileyici 5 aksiyon filmi müziğini sizler için derledik.
Reklam
Bu Hafta Ankara'da Tiyatro Var!
'Aşk bir hastalık mıdır?' Konuyla ilgili nörobiyoloji araştırmaları insanların beynindeki kimyasallardan serotonin seviyesinin aşık olanlarda, saplantılı obsesif kompülsif bozukluk kişilerinkiyle aynı seviyede bulunduğunu göstermektedir. Bir çok psikiyatr da aşkın, insan beyninde muhakeme ve yargılama yapan bölümleri etkisiz hale getirdiğini, aşık olan kişilerin, sevdiklerine karşı muhakeme yeteneğini kaybettiğini savunmaktadır. Öte yandan sınırları olmayan bu duygu yoğunluğu ya da bazı doktorların tanımlamasıyla hastalık, herkeste farklı şekilde hissedilmekte ya da hissedildiği sanılmaktadır. Bu skalanın sınırları çok güçlü cinsel arzuları aşk olarak tanımlayan bir kişininkinden tutun da şeyhine aşık olan müridin hissettiklerine kadar uzanabilir.YÖNETEN : CANER KUZUYAZAN : BÜLENT USTABAŞ KOREOGRAF : KUZEY KIYICANKOREOGRAF : ORKUN DÖKMECİBilet : http://www.mybilet.com/event/17273/619-numarali-ceset/
Reklam
Zehirli Gaz Yoğunluğu 800 Bin Yılın En Üst Seviyesinde
Uzmanlara göre, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve küresel ısınmayla mücadele için zaman daralıyor. BM uzmanları açıkladıkları raporda siyasetçileri olası tehlikelere karşı uyardı.Birleşmiş Milletler'e bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), iklim değişikliği ile ilgili hazırladığı beşinci raporun final bölümünü uluslararası kamuoyuna sundu. Politikacıların bir an önce harekete geçmesini isteyen IPCC, sera gazı emisyonlarının 2050 yılına kadar yarıya indirilmesi uyarısında bulundu.Raporu Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da dünya kamuoyuna tanıtan IPCC Başkanı Rajendra Pachauri, iklim değişikliğine karşı daha hızlı hareket edilmesi gerektiği uyarısında bulunarak 'Emisyonları etkin bir şekilde azaltmamız gerektiğini biliyoruz' diye konuştu. Pachuri, bilim dünyasının bu konuda artık bayrağı siyasi karar vericilere teslim ettiğini söyledi.En yüksek seviyesindeIPCC'nin raporunda, atmosferdeki zararlı gaz yoğunluğunun 800 bin yıldan bu yana en yüksek seviyesine ulaştığı belirtiliyor. Raporu hazırlayan Uzmanlar Kurulu'nun verilerine göre, 1880 ve 2012 yılları arasında üst yüzey sıcaklığı 0,85 derece, deniz seviyesi de 1901 ve 2010 yılları arasında 19 santimetre yükseldi.Bilimsel verilerin küresel ısınmayı açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirten IPCC Başkanı, küresel ısınmayı iki santigratın altında tutabilmek için çok az zaman kaldığını söyledi.Raporda karbondioksit gibi iklime zararlı gazların azaltılmaması halinde fırtına, sıcak hava dalgaları ya da su baskınları gibi aşırı hava olaylarına yol açan ısınmanın 4 santigrata kadar varabileceği belirtiliyor. Bu nedenle de 2050 yılına kadar küresel ısınmanın yüzde 40 ila 70 oranında azaltılmasının, 2100 yılına kadar da sıfırlanmasının gerektiği vurgulanıyor.Petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil enerji kaynaklarının yerine de rüzgar, güneş ve su gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi istenen raporda ayrıca enerji tüketiminin azaltılmasının önemine de işaret ediliyor.Raporu hazırlayan IPCC bünyesindeki Uzmanlar Kurulu'nda 195 ülkenin temsilcileri yer alıyor. Rapor, üç ayrı bölüm halinde 2013 yılının eylül ayından beri açıklanıyor.Ban'dan çağrıBM Genel Sekreteri Ban Ki Moon da raporun final bölümünün açıklanmasının ardından küresel ısınma ile mücadelenin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Dünyanın felaketlerden korunabilmesi için derhal ve etkili bir şekilde çaba gösterilmesi gerektiğini belirten Ban, enerji tasarrufu ile herkesin bu mücadeleye katkıda bulunabileceğini kaydetti.Deutsche Welle
Zeugma Antik Kenti'nde 3 Yeni Mozaik Bulundu
Zeugma Antik Kenti'nde sürdürülen 'Muzalar Evi'ndeki kazı çalışmalarında 3 yeni mozaik gün yüzüne çıkarıldı.Türkiye İş Bankası'nın destek verdiği kazılarda çıkarılan mozaikler, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin'in de katıldığı toplantı ile kazı başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay tarafından tanıtıldı.Görkay, Roma'nın doğu sınırlarındaki en önemli merkezlerinden birinin Zeugma olduğunu söyledi.Antik kentte 2007'de başladıkları çalışmalarda 'Muzalar Evi'ni bulduklarını hatırlatan Görkay, çalışmalara bir süre ara verdikten sonra 2012 yılında yeniden başladıklarını ifade etti.Kazılarda Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve İş Bankası'nın desteğiyle önemli mesafe kat ettiklerini vurgulayan Görkay, 'Hala kazılmamış alanlar var. Burada kaya oyma mekanlar mevcut. Bu evlerin şimdilik birine ulaştık, evde altı mekan var. Bu yıl yaptığımız kazılarda 3 yeni mozaiği gün yüzüne çıkardık' dedi.Kazı sezonunun bittiğini ve en önemli aşamaya geçtiklerine işaret eden Görkay, şöyle devam etti:'Bundan sonra çalışmanın restorasyon ve konservasyon kısmı kalıyor. Burayı daha uzun vadeli koruyabilecek geçici çatı kurmayı düşünüyoruz. Antik kentte 2-3 bin konut olduğunu tahmin ediyoruz. Tabi bunun yüzde 25'i sular altında kaldı. Muzolar Evi'ndeki kazı gelecek yıl tamamlanacak.'Görkay, kazı çalışmasının yıllık bütçesinin her sene değiştiğini, 2005 yılından beri gerçekleştikleri kazılara yaklaşık 7 milyon TL harcandığını dile getirdi.'Kültürel miras en önemli zenginliğimizdir'Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin de bölgenin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bütün medeniyetlerin en zengin dönemlerini burada yaşadığını söyledi.Roma, Hitit, Asurlar ve Bizans gibi imparatorlukların bu coğrafyayı medeniyete dönüştürdüğüne dikkati çeken Şahin, şöyle devam etti:'İşte bunun en önemli göstergesi bugün görmüş olduğunuz Zeugma'nın mevcut yapısıdır. Bu güzel eseri bize kazandıran ekibe teşekkür ediyorum. Petrol, doğal gaz ya da maden bir hazinedir ama kültürel miras en önemli zenginliğimizdir. Bu açıdan biz çok zenginiz, muhteşem bir mirasımız, tarihimiz ve medeniyetimiz var. Bunu şimdi yarınlara taşımanın planlarını yapıyoruz.'Yalnızca yol, su, alt ve üst yapı alanlarına kafa yormadıklarını, kültürel değerleri gün yüzüne çıkarmayı da önemsediklerini vurgulayan Şahin, 'Bu şehir ne kadar sanayi ve ticaret kentiyse o kadar da kültür ve turizm şehri olmayı hak ediyor. Bu da bizim en büyük görevimizdir. İnşallah Zeugma'daki medeniyetin fotoğrafının tamamını göstermek bize nasip olur' diye konuştu.Destek 2017'ye kadar kürecekTürkiye İş Bankası Kurumsal İletişim Bölüm Müdürü Suat Sözen ise ilk desteği Zeugma'nın sular altında kaldığı 2000 yılında verdiklerini anımsattı.Önemli bir görev üstlendiklerine dikkati çeken Sözen, şunları kaydetti:'Bu görevi bir süre daha üstleneceğiz. Umarım bizden sonra gelenler daha iyi işler yapar. Zeugma'daki kazı çalışmalarına ilk 2000 yılında Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı'na aktardığımız kaynakla katkıda bulunduk. 2012 yılında başlatılan projeyle de Muzalar Evi'nde sürdürülen kazı çalışmalarının sponsoru olduk. İş Bankası'nın Zeugma'ya katkısı 2017 yılına kadar devam edecek.'Muhabir: Adem Yılmaz | AA
Reklam