Ahmet Çakar'dan Bomba İddialar: "Saddam Hüseyin Ölmedi"
FIFA kokartlı eski hakem Ahmet Çakar, canlı yayında stüdyodakileri ve izleyenleri şaşırttı. İlginç iddialarda bulunan Çakar, Saddam Hüseyin'in ölmediğini ve uzaylıların var olduğunu söyledi.Ahmet Çakar, Beyaz Futbol programında iddialarda bulundu. “Dünyada gizlenen gerçekler var.” diyen Çakar, “Birincisi, herkes Saddam’ın öldüğünü düşünüyor değil mi? Saddam Hüseyin öldüyse benim adım Ahmet Çakar değil. Dünyada insanlardan gizlenilen bazı gerçekler vardır. İkinci gerçek ise uzaylılar aramızda.” dedi.Ahmet Çakar, Sinan Engin, Abdülkerim Durmaz ve Rasim Ozan Kütahyalı'nın yorumcu olarak katıldığı Ertem Şener'in moderatörlüğünü yaptığı Beyaz Futbol’da ilginç anlar yaşandı. Çakar, uzaylılar konusunda derin bilgilere sahip olduğunu söyleyerek, 'İnsan kılığında aramızda yaşıyorlar.' dedi.Uzaylılar konusunu yıllardır araştırdığını söyleyen Ahmet Çakar, Amerika'da olduğu dönemde ünlü bir bilim adamının kendisine 'Gözleri birbirine yakın insandan korkun, onlar uzaylı' dediğini söyledi.İHA
İznik'teki Bazilika, 2014'ün En Önemli 10 Arkeolojik Keşfi Arasında
Bursa’nın İznik İlçesi’nde, göl kıyısının 20 metre açığında 1.5- 2 metre derinlikte bulunan ve 1600 yıl önce Aziz Neophytos’un adına inşa edilen bazilika, Amerika Arkeoloji Enstitüsü (Archaeological Institute of America) tarafından ’2014 Yılının En Önemli 10 Keşfi’ arasında gösterildi.Tarihi M.Ö. 4′üncü yüzyıla kadar uzanan, Bitinya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına ev sahipliği yapan İznik’te geçen Ocak ayında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından havadan yapılan fotoğraf çekimleri sırasında, ilçe ile aynı adı taşıyan gölün 20 metre açığında 1.5-2 metre derinlikte bazilika formunda bir kilise kalıntısı ortaya çıktı.Fotoğrafları inceleyen Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Mustafa Şahin’in bazilikanın bulunması ardından bunların incelendiğini, tarihi kaynakların araştırıldığını söyledi. Prof.Dr. Şahin, yapının Roma askerleri tarafından İznik Gölü kıyısında öldürülen ‘Aziz Neophytos’ adına yapılan kilise olduğunun belirlendiğini açıkladı. Prof.Dr. Şahin, Aziz Neophytos’un önce bazilikanın içine gömüldüğü, ardından 740′da meydana gelen deprem nedeniyle yakındaki Koimesis Kilisesi’ne götürüldüğünü açıkladı. Sualtı ekiplerinin incelemesi sonucu bazilikadaki mezar kapağının açık olmasının da antik kaynakları doğruladığını belirten Prof.Dr. Şahin, şöyle dedi:“Yeri bilinmeyen bu kilise; büyük olasılıkla tespit ettiğimiz bazilika. 740′daki depremle yıkılarak göl derinliklerine gömülür ve unutulur. Yazılı kaynaklarda, 8′inci yüzyılda Aziz Neophytos’un naaşının, yine İznik’te bulunan Koimesis Kilisesi’ne taşındığı ve oraya defnedildiği anlatılır. Bu güne kadar naaşın neden taşındığı bilinmemekteydi. Mezarlardan birinin kapağının açık olması naaşın taşındığını doğrulamakta. Böylece bazilikanın Aziz Neophytos’a ait olduğunu da söyleyebiliriz.”Prof.Dr. Mustafa Şahin, büyük deprem ile üst örtünün zemini kapladığını düşündüklerini de kaydederek, “Enkazın kaldırılması durumunda mozaik kaplamalı zemin döşemesi dahil tüm birimleri sualtında görebiliriz. İznik ile birlikte Bursa’nın kültür ve dinler tarihi açısından önemli bir çekim merkezi olmasına da katkı sağlayacak bu yapıda arkeolojik çalışmalar büyük önem taşımakta. Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü olarak bilimsel çalışmayı yürütmeye hazırız” dedi.İznik’teki bu keşif dünyadan da büyük yankı buldu. Uluslar arası haber ajanslarının yayını sonrası Amerika Arkeoloji Enstitüsü, Prof.Dr. Mustafa Şahin ile bağlantı kurarak detayları hakkında bilgi aldı. Enstitünün bu ay yayınlanan sayısında da bazilika 2014 yılında, ‘Dünyadaki En Önemli 10 Arkeolojik Keşif’ arasına alındı.Dergide, Prof.Dr. Mustafa Şahin’in görüşlerine de yer verilerek, sualtı müzesi olması konusundaki önerisi de yazıldı.“İLK AZİZLERDEN”Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nda 313 yılında Milano Fermanı ile serbest bırakıldı. Tarihi kaynaklara göre, fermandan önce Hıristiyanlığın yasak olduğu yıllarda henüz çocuk yaşta Aziz olan Neophytos, Romalı bir asker tarafından İznik Gölü kıyısında öldürüldü. Milano Fermanı’nın çıkmasının ardından sevenleri Aziz Neophytos adına önce göl kenarında bir kilise yaptı. Yüzyıllarca kilisenin içinde mezarı bulunan Aziz Neophytos’un cenazesi 740′taki büyük depremle birlikte İznik içinde ki başka bir kiliseye taşındı.İZNİK 7′NCİ SIRADAAmerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün yayınladığı 2014 yılındaki 10 önemli keşif şunlar:1- İngiltere’nin ünlü Stonehenge Anıtının bulunduğu bölgede, yeraltı taramalarıyla yapılan incelemelerde 17 yeni tapınak bulundu.2- İngiltere’nin Devon bölgesinde Roma hazinesi bulundu.3- Yunanistan’ın Amphipolis kazı alanında yapılan çalışmalarda girişini kadın heykellerin koruduğu dev bir mezar keşfedildi.4- Nepal’de Buda’nın doğum yeri Lubini’de yeni buluntular keşfedildi.5- İsrail’in Kudüs kentinde bilim adamları Neandertal insana ait genetik örnekler buldu6- İngiliz kaşif Sir John Franklin’in kuzey kutbunda 1846 yılında kaybolan iki gemisinden biri, 168 yıl sonra kanada açıklarında bulundu.7- İznik’te batık bazilika bulundu.8-1930′lardan bu yana İngiltere’nin Bolton Müzesi’nde saklanan mumyanın sanılandan çok daha eski olduğu MÖ 4300 yılına ait olduğu ortaya çıktı.9- Danimarkalı arkeologlar Koge şehrinin batısında bulunan Sjelland adasında Vikinglere ait bir kale ortaya çıkardı.10- Meksika’nın Yucatan Yarımadası’ndaki kara delik adlı sualtı mağarasında 2 bin 7 yılında bulunan iskeletin 13 bin yıl önce yaşamış genç bir kıza ait olduğu belirlendi. DHA
BitTorrent'ten The Interview İçin Sony'e 'Torrent' Teklifi
BitTorrent, hacker'ların tehdidi üzerine gösterimi iptal edilen The Interview filminin torrent olarak sunulması için Sony Pictures'a teklif götürdü. BitTorrent, filmin evlerde güvenli bir şekilde izlenmesi gerektiğini savundu.Sony Pictures'a siber saldırı düzenleyen 'hacker'ların tehdidi üzerine gösterimden kaldırılan ve geleceği belirsizliğe düşen The Interview, torrent olarak sunulabilir.Sony Pictures CEO'su Michael Lynton, ABD ile Kuzey Kore arasında diplomatik krize neden olan filmi göstermek isteyen büyük video firmaları bulunmadığını belirtmişti. Sony, The Interview'ı yayınlamak için alternatifler aradıklarını belirtirken, şirketin avukatı David Boies, 'filmin sinemalarda gösterilmeyecek olmasının bir ertelemeye işaret ettiğini' söylemişti.Bu açıklamaların ardından filmin internette bedava sunulmasına yönelik talepler artarken, BitTorrent, The Interview'ı torrent olarak sunabileceklerini duyurdu. BitTorrent, 'The Interview hakkındaki gelişmeleri herkes gibi yakından takip ettiklerini, Sony'nin aradığı alternatife cevap olabileceklerini' belirtti.Tehditlere boyun eğmemek içinBitTorrent, ortaya çıkan şartlar altında The Interview'ı yayınlamayı kabul edeceklerini, böylece Sony'nin kendi filmini yeniden kontrol edebileceğini ifade etti.BitTorrent, bu hamleyle hem tehditlere karşı boyun eğilmemiş olacağını, hem de herkesin evinde güvenle filmi izleyebileceğini savundu. Peer-2-peer istemcisi, aynı zamanda ifade özgürlüğünün de bu şekilde savunulacağını belirtti.Açıklama, Sony'nin BitTorrent Bundle'ı kullanarak indirme işlemi için ücret belirleyebileceği belirtildi. BitTorrent, korsan sitelere kıyasla bu yöntemin güvenli olduğunu not düştü.Dosya paylaşımı ve indirmenin yasal olduğu BitTorrent, bu özelliğiyle korsan sitelerden farklılaşıyor. Sony, henüz kendisine sunulan teklife cevap vermiş değil.Al Jazeera Turk
HDP Eşbaşkanı Demirtaş'tan 'Sürpriz' Rusya Gezisi
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, bugün 4 günlük Rusya ziyaretine çıktı. Ziyarette Rus yetkililerle Kobani başta olmak üzere Suriye'deki gelişmelerin ele alınması bekleniyor. PYD lideri Salih Müslim de aynı tarihlerde Rusya'da olacak.HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Moskova'ya gitti. Demirtaş'ın Rusya Dışişleri Bakanlığı’nda da görüşmeler yapacağı belirtildi.Rus Kommersant gazetesinin, 'Moskova’da Kürt Haftası' başlıklı haberine göre, Demirtaş’ın yanı sıra Moskova’ya birkaç gün sonra PYD Eş Başkanı Salih Müslim de gelecek. İlk kez Rusya’ya gelecek olan Demirtaş’ın, Moskova’da Kürt teşkilatları temsilcileri ve bilim insanları ile görüşmesi planlanıyor. Kommersant, Demirtaş’ın en önemli ziyaretini Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yapacağına işaret etti.Kommersant’a konuşan Türkiye hükümet kaynakları ise 'Demirtaş’ın ziyaretine şaşırdıklarını' belirtti. Habere göre, Türkiye ve Suriyeli Kürtler, Rusya ile karşılıklı ilişkileri artırıyor. Demirtaş ve Müslim’in Moskova’dan Kürtlerin sorunlarının çözümü için destek arayışında olduğu kaydedildi. Kommersant, “Kürtler Suriye’de IŞİD’le sıcak çatışmalar bağlamında Ankara’dan istedikleri yardımı alamadı” yorumunda bulundu.Türk Hava Yolları ait bir uçakla sabah erken saatlerde İzmir'den İstanbul gelen Demirtaş, Moskova'ya hareketinden önce bir açıklama yapmadı. Selattin Demirtaş'ın 26 Aralık'ta İstanbul'a döneceği öğrenildi. CİHAN & DHA
İnsanlığın Kaderini Önümüzdeki 16 Yıl Belirleyecek!
1992 yılında dünya devletleri, Rio’da yaptıkları toplantının sonunda iklim değişikliğiyle ilgili iki önemli konuda görüş birliğine vardılar. Birincisi şuydu: “İklim değişikliği vardır ve insanlığın geleceğini tehdit edecek boyuttadır.” İkincisi ise: “Küresel ısınma, Endüstri Devrimi öncesinin ortalama sıcaklığına oranla 2 derece artışla sınırlanmayacak olursa, insanlığın geleceği tehlikeye girebilir.”
Antoine Helbert'in İllüstrasyonlarıyla 11 Maddede Fetih Öncesi İstanbul Tarihi
Yunanistan'dan gelen Megaralılar M.Ö. 680'lerde Marmara Denizi'ni geçerek İstanbul'a ulaştılar ve bugünkü Kadıköy'de Halkedon adını verdikleri bir kent kurdular. 'Körler Ülkesi' olarak da anılan Halkedon'un halkı tarımla uğraşıyordu. M.Ö. 660'larda da Trak kökenli komutanları Bizans önderliğinde yola çıkan Mega'lıların diğer bir kolu bugünkü Sarayburnu'nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdu.(Metin ibb.gov.tr 'den alınmıştır.)
Selfie'lerin Eritildiği 15 Muhteşem İllustrasyon
Ontario College’de Sanat ve Tasarım üzerine eğitim alan KAWS olarak da bilinen Torontolu sanatçı Brian Donnelly, hayatına Toronto’da devam ediyor. Kendi selfie’lerini de kullanan Donnelly’nin işleri, San Francisco’da düzenlenen karma sergi Platinum Blend’de sergileniyor.
Sadece Üniversiteyi Bırakıp Tekrar Sınava Hazırlananların Anlayacağı 13 Şey
Üniversite...Bir çok insanın hayali,Bir çok insanın umudu,Bir çok insanın geleceği..Her yıl ülkemizde ortalama 1,5 milyon kişi üniversite sınavına giriyor. Kimisi kendisini deniyor, kimisi hiç çalışmadan giriyor, kimisi bütün yılını (yıllarını) harcamış biri olarak giriyor, kimisi ikinci üniversitesini okumak için giriyor, kimisi 2 yıllık kazanayım sonra 4 yıllığa tamamlarım diyerek giriyor, kimileri de hali hazırda olan üniversitesini bir amaç uğruna, memnuniyetsizlikten bırakıp tekrar giriyor.
"Değişim İçin Çal" Projesinden Birbirinden Güzel, Tüyleri Diken Diken Eden 20 Çalışma
Bizdeki adı “Doğa İçin Çal” olan projenin yabancı versiyonu “Değişim İçin Çal” (Playing For Change) müziğin barışı ve yardımlaşmayı sağlayacak tek güç olduğunu savunuyor. Birbirinden güzel çalışmalar ile dünyanın farklı yerindeki müzisyenleri bir araya getirerek bir müzik ziyafeti sunuyorlar. Daha fazla bilgi edinmek için burayı ziyaret edebilirsiniz. İşte değişim için çalan güzel insanlar.
Frankfurt Okulu'nun Tarihini Anlatan 'Diyalektik İmgelem' Kitabı Yeniden Raflarda
“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl, elimizdeki kitap; marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Diyalektik İmgelem” kitabı Türk okuyucusu ile daha önce Ünsal Oskay’ın çevrisiyle, buluşmuştu. Kitapta tüm marksist kuramsal dünyayı eleştiren ve etkileyen Frankfurt Okulu konu edilmiş. Martin Jay, kitabında tüm tarihsel süreçleri ve kişileri ayrıntılı bir çalışmayla ele almış. Öncelikle metodolojik olarak kitaba hakkını teslim etmemiz gerekli, gerçekten iyi hazırlanmış.Kitabın giriş kısmından itibaren kitabın niyeti, sınırları ve amaçları belirtilmiş. Yazar, günümüzde hâlâ güncelliğini koruyan birçok tartışmanın çıkış noktası olan Frankfurt Okulu'nun tarihsel konumunu ele almakla başlamış. Frankfurt Okulu bir düşünce kulübünden ziyade bir düşünme metodu çevresine toplanmış dönemin ruhu aslında. 'Aktivist entelektüel' ifadesi kitabın giriş kısmında eleştirilerek entelektüel; “zaten düşüncesini dışsallaştıran kişi” olarak tanımlanıyor. Kitaptan bir alıntıyla ifade edersek: 'Radikal entelektüel, fildişi kulesini terk etmesi için değişimin popüler gücüyle çok yakından özdeşleştiğinde mükemmel olanı başarmayı da tehlikeye atıyor.'Kitabın yazarı Martin Jay, Frankfurt Okulu’nun 1923-1950 yıllarını aktarırken; Horkheimer, Adorno, Erich Fromm, Löwenthal gibi yazarların hayatlarını ve dünyaya karşı bireysel tutumlarını da ele alıyor. Bu yazarların 1933’te göç etmek zorunda kalmaları onların yazılarını da derinden etkiliyor, bu da dış dünya ile ilişkilerinde 'sürgün'de bir bakış açısı oluşturmalarına yol açıyor. Yaşadıkları dönem; hem faşizmden kaçma ve hayatta kalma hem de yaşanan Sovyetler Birliği deneyimine sahip çıkma ve onu reddetme arasında gidip geldikleri bir dönem. Bir geriye dönüş taramasıyla tüm filozofları tekrar okuyorlar. Söz konusu yıllar hem Sovyet deneyiminin hem de Avrupa'nın faşizm gölgesinde kaldığı yıllar olduğu için eleştirel teorinin yanı sıra o fikrin uygunabirliğine dair bir metot izliyor. Antropolojiden, psikanalize, fenomenolojiye, estetiğe, sosyal psikolojiye felsefenin birçok alanına eleştirel bir bakış sergiliyorlar. Tam da bu noktada “bilimsel sosyalizm”, “diyalektik materyalizm” gibi kavramlara enstitünün soğuk bakması; Sovyet deneyime ve örgütlülüğe mesafeli duruşları politik çıkmazları olarak ortaya çıkıyor. Bu duruş, Marksistler arasında - sonraki yıllarda daha fazla belirginleşen- Sovyetler Birliği’nin reddine kadar uzanan bir politik duruş ayrılığına yol açıyor. Liberal sol denilen akımın beslenme damarlarını oluşturuyor.Martin Jay, bir Amerikalı olarak anlattığı dönemi oldukça geniş kaynaklardan ve özellikle de kişisel yazışmalardan derlemiş. Frankfurt Okulu’nun eleştiri teorisi başlığında dünyaya yeni bir bakış açısı getirmek üzere nasıl oluştuğunun cevabını aramış. Birbirleriyle tanışmalarına, hatta bireysel bunalımlarına da yer vermiş. Özellikle cesurca altını çizdiği gibi; Frankfurt Okulu'nun çoğunluğunun Yahudi kimliğine sahip olması dünyayı yorumlamalarında etkili olmuş. Bir Yahudi olarak nazizmin yükselişine tanıklık etmek onları daha pesimist olmaya itmiş. Bu da gayet insani kuşkusuz. Eleştiri okulundakilerin parti ile ilişkileri, örgütlülüğe bakışları ve tüm marksist teori kavramlarıyla yeniden ilişkilenmeleri kitapta ayrıntılı şekilde yer almış. Diyalektik materyalizm, sınıf, bilinç, üretim ilişkileri gibi oldukça tanıdık olan kavramlarla mesafelerine de dikkatlice değinilmiş.Kitapta özellikle vurgulanan nokta aslında mutlak gerçek konusunda oldukça tereddüt içinde olmaları. Bu Sovyetler’e bakışlarına da yansıyor. Bilimsel sosyalizmden ne anlaşılması gerektiği ya da sosyal bilimler enstitüsünün “ne anladığı” aktarılmış kitapta. Adorno'nun Kraucer’le tanışması ve bu tanışıklığın etkilerinden tutun, Adorno'nun neden müzik teorisine ilgi duyduğuna kadar birçok konuda okuyucuyu tatmin edecek geniş bir bilgi çerçevesi sunmuş.Grünberg'den sonra psikanalizin enstitüye hızlı bir şekilde girmesiyle beraber Marcuse'un döneminin başlaması gibi tarihsel detayları içeren kitap; tüm teorisyenleri, yaşamlarından kesitlerle okuyucuya aktarıyor. Kendi düşünceleri ve çekişmelerini görme fırsatı buluyoruz bu sayede. Horkheimer'in Nietzsche okuması ve Kant üzerine yeniden okumaları ve yazdığı makaleleri kitapta referans vermesi başka kaynaklara yönlendirmesi açısından okuyucu için oldukça büyük bir fırsat oluşturuyor.“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Ayrıca 'kültür endüstrisi' başta olmaz üzere; 'sınıf bilinci' gibi aşina olduğumuz kavramlara ve hakkındaki diğer tartışmalara ışık tutarken, aynı zamanda Frankfurt Okulu'na mensup olmasa da onu dışarıdan etkileyen ve katkı sağlayan Lukacs, Gramsci, Sartre, Bloch ve Benjamin gibi düşünürlere de değinilmiş. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl kitap, marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Turgay Seçkin Serpil/İleri Haber
Üniversitede Kadın Akademisyenlere Mini Etek Yasağı!
Aydın Üniversitesi Rektörü İzmirli, akademik ve idari birimlere gönderdiği yazıda kadınlar için mini etek, kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, erkekler için kravat uyarısında bulundu.İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli, yazdığı yazıda üniversitede kadınlar için mini etek ve kolsuz, çok açık yakalı gömlek, erkekler için de kravat uyarısı yaptı. Prof. Dr. İzmirli'nin tüm akademik ve idari personel dağıtılması talimatını verdiği yazıda kamu görevlileri için geçerli kılık kıyafet yönetmeliği de hatırlatıldı.Serbay Mansuroğlu’nun Birgün’de yer alan haberine göre, yazıda 'Üniversitede görevli akademik, ve idari personelin kılık kıyafetinin, yapmakta olduğu görevin gereklerine uygun olması büyük önem taşımaktadır. İdari ve akademik personelin sözkonusu yönetmelik hükümlerine uygun davranmaları konusunda takip ve uygulama mükellefiyeti birim amirlerine ait olup , gereğini önemle rica ederim' ifadeleri kullanıldı.'Totaliter arayış'Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş ise sözkonusu yazı ile ilgili olarak amacın disiplin yoluyla totaliter bir baskı kurmak olduğunu söyledi. Gümüş, 'İnsanın disipline edilmesi hem Türkiye'de hem dünyada cinsiyet, tuvalet ve kılık kıyafet terbiyesi üzerinden yapılıyor. Bu erk sahiplerinin kontrol ve otorite arayışı anlamına geliyor' dedi.'Kıyafete yasak gelirse zihinsel özgürlük gelişmez''İnsanı ortalamaya, genele uydurma çabası siyasal sistemlerde bizi totaliter yönetimlere kadar götürüyor. Dini gruplar türban üzerinden insanı kontrol ederken diğer bir grup tayt ya da başka bir formda sınırlayarak bunu yapıyor' diyen Prof. Dr. Gümüş, esas amacın insan ve toplumun kontrol edilmesi olduğunu söyledi. Sadece üniversitede değil her alanda insanın kendi özgür iradesi ile hareket etmesini sağlamak gerektiğini belirten Gümüş, 'Bilimsel özgürlük dediğimiz şey aynı zamanda giyim-kuşam ile yaşam özgürlüğünü kapsar. Üniversite buna karışırsa orada bilim olmaz, zihinsel özgürlük gelişmez' değelendirmesinde bulundu.CNN Türk