onedio
Ahıska Türklerinin 70 Yıllık Sürgünü
Sovyetler Ahıskalı Türkleri sürgün ettiğinde 15 yaşındaydı. Üç ülke, dört köy değiştirdi. Hayatı, Ahıska Türklerinin 70 yıllık parçalanmışlığının özeti olan Aslı İskanderova, yaşadıklarını Al Jazeera Türk'e anlattı.Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği, 14 Kasım 1944'te Gürcistan’ın Ahıska bölgesinde yaşayan onbinlerce Ahıskalı Türk’ü 'sınır güvenliğini tehdit ettikleri' gerekçesiyle sürgün etti. Trenlere bindirilen ve günlerce yolculuk eden Ahıskalı Türkler Sovyet topraklarında dört bir tarafa dağıtıldı.ABD, Türkiye, Rusya, Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Ukrayna, Kıbrıs ve Gürcistan’da yaşayan Ahıskalı Türklerin sorunları 70 yılda çözülemedi.Sürgüne gönderilen Ahıskalı Türklerden biri de halen İstanbul'da yaşayan Aslı İskanderova.Beylikdüzü’nde oturan 85 yaşındaki İskanderova’nın hayatı Ahıska Türkleri’nin yaşadıklarının bir özeti. Bir kızı, iki oğlu İstanbul’da, bir kızı, bir oğlu ABD'de, bir oğlu Rusya’da, bir kızı ise Kuzey Kafkasya’da yaşıyor. 26 torunu, torunlarının da toplam 31 çocuğu var.İskanderova, Ahıska'nın Sağan Köyü’nde doğdu. Annesi hamileyken, babası hayatını kaybetti. Annesi başka biriyle evlendi. Üç kardeşi İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya karşı savaşmak üzere cepheye gitti. 1944’te binlerce Ahıska Türkü için zor bir dönem başladı.İskanderova o sırada 15 yaşında, 7. sınıf öğrencisiydi. Üvey babası, annesi, gelinleri, iki küçük kızkardeşiyle yaşıyorlardı. Ekim ayında köylerine Kızıl Ordu'nun bir birliği geldi. Birlikten bazıları iki katlı evlerinin üst katına yerleşti.Sürgün hab erini asker verdiBir gün üst katlarında kalan bir askerin kendisini gördüğünde ağladığını, neden ağladığını sorduğunda ise askerin “Kızım mektup gönderdi, o yüzden ağlıyorum” dediğini anlatıyor. Askerin kendisine “anne ve babana söyle, hazırlık yapsınlar, sizi buradan sürecekler” dediğini söyleyen İskanderova şöyle devam etti:“Gidip anneme söyledim. 'Savaştır, olabilir’ diyerek, kalktı ekmek pişirdi, hazırlık yaptı. Babam geldi, ona da söyledik. Pek inanmadı. ‘Bu kadar insanı nereye sürecekler’ dedi.'Babasının inanmadığı sürgün 14 Kasım günü gerçekleşti. Askerler Türklerden köyü boşaltmalarını isterken, köye gelen Gürcüler evlerini talan etmeye hazırlanıyordu:“Yağmur vardı. Akşam üstü örtük arabalar geldi. Evi boşaltmamız için bize beş dakika zaman tanıdılar. Daha sürgün edilmeden Gürcüler de köye geldi. Evlerimizi talan ettiler, eşyalarımızı aldılar. Babamız ‘Peynirsiz yapamam, biraz peynir alın’ dedi. Gittim, bir tekne peyniri aldım. Bir asker aldı, bayır aşağı yuvarladı. Yanımıza bir iki yorgan alabildik sadece. Ambarımızda, dolu dolu peynir tenekelerimiz, atımız, arabamız, mallarımız vardı. Her şeyimizi bırakıp çıktık. Bir arabanın içine üç aileyi doldurdular. Kapıları üstümüze kapattılar. Hepimiz ağlıyoruz. Belediye başkanı aracımızı durdurdu. ‘Niye ağlıyorsunuz’ dedi. Babam ‘iki çocuğumuz askerde, niye bizi sürüyorsunuz’ dedi. Babayı aldılar, anam ağlamaya başladı. Kaybedeceklerini sandı. Meğer bir koç vermişler, baba da kesmiş orada, aç kalmamamız için.”‘Ölenleri dereye atıyorlardı’Ahıskalı Türkler, önce askeri araçlarla Batum’a bağlı Borcum Köyü’ne götürüldü. Günlerce sürecek yolculuklarının başlayacağı istasyon bu köydeydi:“Tren soğuk, kirliydi, üstü açıktı. Yüzlerce insan vardı. Açlıktan ölmememiz için istasyonlarda sadece bir kova çorba veriyorlardı. Herkes kapabildiği kaseyle biraz içebiliyordu. Ural Dağları çok soğuktu. Ölenler oldu. Soğuktan yaralananlar oldu. Ölenleri trenin içinden fırlatıyorlardı. Halamın kaynanası, bir komşumuz öldü.”15 gün süren tren yolculuğuİskanderova, 15 gün süren tren yolculuğunda başından geçen bir olayı hiç unutamamış. Babası, köylerinin çıkışında kestiği koçu bir istasyonda temizlemiş ama etin bozulmaması için tuzlanması gerekiyormuş. Tuz bulmak ise hiç de kolay olmamış. Bir istasyonda tuz torbalarını gören İskanderova, iki kuzeniyle birlikte trenden inip tuz almaya gittiğini belirterek, ' Tuzu eteğime doldurdum. Tren hareket etti. Ağlayıp koşmaya başladık. Tren durmadı. Bir diğer istasyonda trene yetiştik, bindik. Tuzu babama verdim” diyor .Sürgün yolculuğu, Özbekistan’ın Semerkant kentinde son buldu. Sürgün edilenler yolculuk boyunca banyo yapamamış, kir içinde kalmıştı:“Hepimizi çırılçıplak soydular. Banyoya soktular. Elbiselerimizi almışlar. Çıkamıyoruz. Elbiselerimiz bitlenmişti, dezenfekte ettikten sonra verdiler.'Temizlenen Ahıska Türklerini yeni bir yolculuk bekliyordu. Bu kez, arabalarla. Her bir arabayı bir köye dağıttılar. İskanderova'nın ailesi ise, Ağdarya Köyü’ne götürüldü:' Eski bir Özbek okuluna koydular. Yıkık döküktü, topraktı. Yağmur yağardı, üstümüze akardı. Ne yapacağımızı bilemezdik. Bizi tarlaya götürdüler. Bir gün çalışıyorduk, bize yarım kilo un veriyorlardı. Komşu Özbeklerden kap kacak alıp çorba yapardık. Hiçbir şeyimiz yoktu. Çok zorluk çektik. Sonra Yankorğan Köyü’ne taşındık.'Babalarının hayatını kaybetmesinin ardından aile Savhoz Köyü’ne taşındı. İskanderova için yeni bir hayat başladı. Evlendi, dört oğlu, üç kızı oldu. Tarla, ev sahibi oldu. Çocuklar büyümüş, aile rahat bir nefes almıştı. Ama bu da çok uzun sürmeyecekti. İskanderova'nın, “Türk olduğumuz için Özbekler bize hep farklı bakıyordu. Bizi sevmiyorlardı” sözleriyle anlattığı o günlerde, Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında çatışmalar yaşanıyordu.İstanbul'a geldilerDATÜB Başkan Yardımcısı Burhan Özkoşar'ın verdiği bilgiye göre, Özbekistan'daki Ahıskalı Türkler baskı altında. Amerika’dakilerin sorunları yok. Ukrayna’dakiler son aylardaki Rus yanlıları ile Ukrayna askerlerinin çatışmalarından dolayı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Azerbaycan’dakiler genelde köylerde yaşamakta, tek arzuları vatanlarına dönmek. Özkoşar, Ahıska’ya dönmek için en çok müracaatın Azerbaycan’dan geldiğini belirtiyor. Özkoşar “Tüm ülkelerde yaşayan Ahıskalıların ortak sorunu ve en büyük problemi vatana Ahıska’ya dönemeyişleridir” diyor.İskanderova ailesi köyde kaldı ama bu çatışmalarda onbinlerce Ahıska Türkü Özbekistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Çocuklardan üçü İstanbul'a, ikisi ABD'ye, biri Kuzey Kafkasya’ya, biri ise Moskova’ya gitti. Baba İskanderova ölünce Aslı İskanderova da yaşamak için Türkiye'ye çocuklarının yanına göç etti.Geçen yıl sürgünden 69 yıl sonra, Gürcistan’daki köyüne giderek özlemini dindiren İskanderova “Hayatım hep sürgünle geçti. Tek isteğim, bizi Türk vatandaşı yapsınlar” diyor.Ahıska Türklerinin Türk vatandaşı olabilmeleri için beş yıl Türkiye’de yaşamaları gerekiyor. İskanderova, beş yılı tamamlayamadığı için Türk vatandaşlığına geçemiyor ama bu yıl içinde süre dolacak ve vatandaşlık hakkı için başvuruda bulunacak.‘Çalışma izni versinler’İskanderova’nın gelini Zübeyde ile çocukları vatandaş değil. Eşi tekstilde kaçak çalışıyor. “İş için birçok yere başvurdular ama vatandaş değilsin diye çocuklarımız iş bulamıyor. Bizi vatandaş yapsınlar, çalışabilelim” diyor. Oğlu Ensar’ın derdi ise emeklilik:“Özbekistan’da emekli oldum ama ayda sadece 100 dolar veriliyor. Bu parayı da gidip oradan almam gerekiyor. Gidiş geliş için yol parası bin dolar gidiyor. Bir yıl sonra gitsem bile o para sadece yol parama gidiyor. Oradaki hakkımız buraya alınsın. Bir formül bulsunlar. Biz 60 üstü olanları emekli yapsınlar.”200 bin Ahıskalı ülkelere dağıldıMerkezi İstanbul’da bulunan Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz’a göre, 1989’da Özbekistan’dan 200 bin Ahıskalı Türk, eski Sovyetler birliğindeki cumhuriyetlere, Ukrayna, Çeçenistan gibi ülkelere dağıldı. Türkiye de kapılarını açtı, ilk olarak 150 aile Iğdır’a yerleştirildi. Bu tarihten sonra Ahıskalı Türklerin “anayurdumuz” dedikleri Türkiye'ye gelişleri hız kazandı.Ahıska Vakfı’na 1250 Ahıskalı Türk üye. Oğuz, dünyada vatansız kalan tek toplumun kendileri olduğunu söylüyor. 1944’teki sürgünde 20 bin Ahıskalı Türkün yollarda, trenlerde açlıktan, susuzluktan öldüğünü anlatan Oğuz, “Şu anda dünyada dokuz ülkede 4400 yerleşim yerinde yaşıyoruz. Baba başka, oğul başka bir memlekette. Bir babanın beş evladı varsa, beşi beş devlette. Biz sürgün toplumuyuz” diyor.Türkiye’de vatandaşlık hakkı alabilmek için gerekli oturma süresinin beş yıldan iki yıla indirilmesini, çifte vatandaşlık hakkına sahip olmayı ve çalışma izni ile sosyal güvencelerin sağlanması talep ediyorlar.Burhan Ekinci | Al Jazeera
'Marilyn Monroe'un Kayıp Arşivi'
Hollywood’un efsane isimlerinden Marilyn Monroe’ya ait 300 özel eşya, California’da açık artırmaya çıkacak.“Marilyn Monroe’nun Kayıp Arşivi” başlıklı müzayedede, ünlü aktrisin daha önce görülmemiş mektupları, çizimleri, kıyafetleri ve fotoğrafları satışa sunulacak.BBC’de yer alan habere göre, Clark Gable, Cary Grant ve Jane Russell gibi isimlerle yazışmaların da yer aldığı koleksiyonda, Monroe’ya gönderilen aşk mektupları da bulunuyor. Monroe’nun ikinci kocası Joe Dimaggio’nun yazdığı mektuplar, seçkinin öne çıkan parçaları arasında yer alıyor.Müzayede evi yöneticisi Darren Julien, Monroe’nun özel yaşamından kesitler sunan koleksiyonun toplamda 1 milyon dolara satılmasını beklediklerini açıkladı.Julien, Amerikan popüler kültürüne büyük ilgi duyan Asyalı ve Avrupalı koleksiyonerler sayesinde son yıllarda Monroe’nun “piyasa değerinin” de epey arttığını vurguladı. 1 Aralık’ta meraklıların ziyaretine açılacak koleksiyon, 5- 6 Aralık’ta satışa sunulacak.Taraf
8 Yeni Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta dram, gerilim, komedi ve animasyon türünde 5'i yerli 8 film vizyona girecek.'Gece'Nurgül Yeşilcay, Mert Fırat, Vildan Atasever, İlyas Salman, Ayça Damgacı, Hakan Yufkacıgil, Hakan Karahan ile Nur Sürer’in oynadığı 'Gece' izleyici ile buluşacak.Yönetmen Erden Kıral imzası taşıyan film, İzmir'e yerleşen 4 çocuklu bir ailenin dramına odaklanıyor.'Annemin Şarkısı'Erol Mintaş'ın yönettiği ve Feyyaz Duman, Zübeyde Ronahi, Nesrin Cavadzade ile Aziz Çapkurt'un oynadığı 'Annemin Şarkısı', haftanın bir başka yerli yapımı.Mintaş'ın ilk uzun metraj filminde; zorunlu göçten sonra Tarlabaşı kentsel dönüşüm projesiyle beraber ikinci bir göçe zorlanan, hafızalarındaki şarkının peşine düşmüş bir anne ile oğlunun hikayesi anlatılıyor.'Gizli Yüzler'Yönetmen koltuğunda Sümeya Kökten'in oturduğu ve Gülseven Yılmaz, Oğuz Galeli, Yeşim Ceren Bozoğlu ile Meriç Benlioğlu'nun oynadığı 'Gizli Yüzler', gerilim meraklılarının ilgisini çekmeye aday.Filmde, bir kadının hayatını yeniden kurmaya çalışırken bir yandan paranormal olaylar ve kabusları; öte yandan eski hayatına ait tek ve en değerli varlığı olan kızını geri almak için girdiği zorlu mücadele beyaz perdeye yansıtılıyor.'Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu'Serkan Zelzele'nin yönettiği 'Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu', haftanın yerli animasyon filmi.Seslendirmelerini Haluk Bilginer, Ahmet Kural ve Murat Cemcir'in yaptığı filmin konusu özetle şöyle:'Ölümsüzlük Suyu'nun peşinde olan Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Nil nehri kıyısında aradığını bulur, ancak kötü kraliçe, onun bu mutluluğu uzun uzadıya yaşamasına izin vermez ve Evliya Çelebi uzun bir uykuya dalar. Uyandığında ise kendisini iki kıtanın kesiştiği İstanbul'da bulur. Günümüz İstanbulu'nda uyanan Evliya Çelebi'ye hikayede akıllı ve zeki on yaşındaki Can arkadaşlık eder.''Deliha'Gupse Özay'ın senaryosunu yazıp oynadığı 'Deliha' adlı komedi türündeki filmi, yönetmen Hakan Algül yönetti.Özay'ın yanı sıra Derya Alabora, Esin Eden ve Cihan Ercan'ın oynadığı filmde, biraz deli ve tez canlı bir kadının aşkı bulmaya çalışırken başından geçen komik olaylar anlatılıyor.'Kanunun Ötesinde'Liam Neeson, Matt Scudder, Danny Ortiz ile Bar Owner'ın oynadığı 'Kanunun Ötesinde' filminin yönetmenliğini Scott Frank yaptı.Konusu Lawrence Block'’un en çok satanlar listesindeki roman serisinden uyarlanan 'Kanunun Ötesinde' filminin başrolündeki Liam Neeson, yasa dışı yollardan, lisanssız şekilde özel dedektiflik yapan eski polis memurunu canlandırıyor.Daha önce 'Taken', 'Takip: İstanbul' ve 'Kimliksiz' gibi yer alan Neeson, son filminde hayat verdiği 'Matt Scudder' karakteri ile New York'un arka sokaklarında iki katili tekrar cinayet işlemeden durdurmanın mücadelesini verecek.'Dönüş'Avustralyalı yazar Tim Winton'un aynı adlı antolojik kitabından uyarlanan, her öykünün farklı bir yönetmen tarafından çekildiği 'Dönüş', haftanın merakla beklenen yapımlarındanMia Wasikowska, Warwick Thornton, Stephen Page, Robert Connolly, Tony Ayres, Claire McCarthy, Stephen Page, Simon Stone ile David Wenham'nin yönettiği filmin oyuncu kadrosunda; Cate Blanchett, Hugo Weaving, Miranda Otto, Rose Byrne, Richard Roxburgh, Matt Nable, Mirrah Foulkes, Callan Mulvey, Harrison Gilbertson ile Dan Wyllie yer alıyor.'Salak ile Avanak Geri Dönüyor'Bobby Farrelly ile Peter Farrelly'nin yönettiği ve Jim Carrey, Jeff Daniels, Laurie Holden ile Rob Riggle'ın oynadığı 'Salak ile Avanak Geri Dönüyor', haftanın yabancı komedi filmi.Jim Carrey ve Jeff Daniels, yeni filmlerinde artık imzaları haline gelen Lloyd Christmas ve Harry Dunne rollerini tekrarladı.İlk filmin yönetmeni olan Farrelly kardeşler; bu filmde, Lloyd ve Harry'yi, Harry’nin tanımadığı çocuğunu bulmak üzere bir yolculuğa çıkarıyor.AA
2014'ün Öne Çıkan 10 Yabancı Şarkısı
Yabancı müzisyenler 2014'ü de oldukça hareketli geçirdiler ve artık global müzik piyasası açısından her yıl, bir öncekinden daha fazla ürün müzikseverlerle buluşuyor. 2014 yılında öne çıkan 10 yabancı şarkı sizler için derlendi.
Vietnam Savaşı Filmlerinden Ünlü 10 Soundtrack
Amerika'da bir neslin yaşamındaki kırılma noktası olan Vietnam Savaşı, hem filmleri hem de müzikleriyle kendi tarzını yarattı. Vietnam Savaşı filmlerinden ünlü 10 soundtrack sizler için derlendi.
Reklam
Efsane Müzikleriyle 10 Martin Scorsese Filmi
Sizlere “Hiçbir sahne basit değildir, hiçbir sahne önemsiz değildir, o yüzden oyuncuları cesaretlendirmeye ve hep pozitif bir hava yaratmaya çalışırım. Genellikle ‘Güzel’ derim. ‘Güzel’ benim için ‘idare eder’ ya da bazı durumlarda ‘kötü’ anlamına gelebilir; yani o durumda bir dahaki tekrarda neyle karşılaşacağımı bilemem, belki de daha iyisi çıkacaktır, dolayısıyla tekrar isterim. ‘Harika’ da o kadar iyi değil demektir. ‘Mükemmel’ bayağı iyi anlamına gelir. ‘Kusursuz’ ise gerçekten iyidir.” diyen bir efsanenin filmlerinden ve kült soundtracklerinden bahsetmek istedik.Martin Scorsese'nin filmlerinden efsane 10 soundtrack sizler için derlendi.
Bizans'tan Kalma Sarnıcı Betonla Kapatmaya Çalıştılar!
Beyazıt'ta altgeçidi yenileme çalışmalarında Bizans'tan kalma bir yapı ortaya çıktı. İnşaat firması tarafından girişi betonla kapatılan sarnıç benzeri tarihi yapı, tamamıyla betona gömülecekken duyarlı bir kişinin ihbarıyla şimdilik kurtarıldı.Beyazıt’ta altgeçidi yenileme çalışmalarında Bizans’tan kalma bir yapı ortaya çıktı. İnşaat firması tarafından girişi betonla kapatılan sarnıç benzeri tarihi yapı, tamamıyla betona gömülecekken ihbarla kurtarıldı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ağustosta Beyazıt’ta başlattığı Darülfünun Altgeçidi yenilenmesi inşaatı sırasında ağustosta aynı bölgede iki tane lahit kapağı bulundu.Burcu Purtul Uçar'ın Hürriyet'te yer alan haberine göre asfalt sökümü sırasında bulunan, Hıristiyanlık öncesi döneme ait olduğu tahmin edilen lahit kapakları kepçelerle yapılan çalışmalar sırasında büyük hasar gördü. Kapaklar Arkeloloji Müzesi’ne kaldırılırken bölgedeki çalışmaların müzeye bildirilmediği ortaya çıktı.Kısa süre sonra çalışmalar tekrar başladı. Önceki gün bir kişi müzeye ihbarda bulundu. İhbarda bulunan kişi, altgeçit çalışmalarında Bizans döneminden kalma yüzlerce metrelik sarnıcın girişinin ortaya çıktığını ve inşaatı yapan şirketin burayı kapatmaya çalıştığını bildirdi. Yola dökülen betonun sarnıcın girişinin bir kısmını kapattığını iletti.İhbar üzerine İstanbul Arkeoloji Müzesi yetkilileri inşaat alanına iki arkeolog gönderdi. Arkeologlar kapatılan bölümü sarnıç girişinde incelemelerde bulundu. İnşaat firmasının çalışmaları durdurulurken hazırlanacak rapor İstanbul 4 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gönderilecek. İnşaatla ilgili kararı kurul verecek.Sarnıç girişinin bulunduğu alana giriş önceki gün arkeologlar geldikten sonra inşaat görevlileri tarafından metal perdelerle kapatıldı.Alt yüklenici müteahhit firma Vizyon İnşaat sahibi İnşaat Yüksek Mühendisi A. Kadir Güder, sarnıçın kapatılacağı iddialarının doğru olmadığını öne sürdü.Sarnıç ve Lahitlerin asfalta yakın bir yerden çıkmış olması ve bölgenin kaynaklarda Roma Nekropol alanı (mezarlık) olarak geçmesi, tünelin ilk yapıldığı yıllardaki inşaatlarda da benzer başka bulgulara ulaşılmış olma ihtimalini güçlendiriyor.
Reklam
Bakteriler Artık Kasetçalar Gibi Kayıt Yapabiliyor!
E.coli bakterilerinin hafıza namına bir şey barındırmadığını düşünebilirsiniz ancak şimdi araştırmacılar bu bakterilerin DNA’ları ile oynayarak onları eski bir kasetçalar gibi çalışarak çevreleri hakkında hatıra saklayabilecek hala getirdi.New Scientist raporuna göre E. Coli’de ‘retron’ adı verilen DNA parçaları genoma yeni eklenen DNA iplerini üreten enzimlerin genetik kodlarını taşıyordu ve şimdi çevrenin özelliklerini fark etmeye yarayan DNA’ları üretecek şekilde geliştirilebildiler. Yeni DNA parçaları böylece bakterilerin etraflarında ne olup bittiğini kaydeden hafıza görevi görmeye başladı. Bilim adamları benzer bir yöntemin insanlarda da kullanılarak gelecekte vücudumuzun içinde olup bitenden haberdar olabileceğimiz bir sistemin kurulabileceğini söylüyor.
Philae Uzay Modülünün Pili Bitebilir
Dünyadan 510 milyon kilometre uzaktaki bir kuyruklu yıldızın üzerine inmeyi başaran Philae uzay modülünün bir tepeciğin arkasında gölgede kalması nedeniyle güneş panellerinin çalışmadığı ve modülü şarj edemediği belirtildi.Her ne kadar Philae modülü Avrupa Uzay Ajansı’yla (ESA) irtibat kurup fotoğraflar ve hatta ses kayıtları gönderse de, görevin tahmin edilenden çok daha kısa soluklu olma riski var. Eğer Philae yeterli güneş ışını alamayıp kendi kendisini şarj edemezse sistemin tamamen devre dışı kalması olası.67P/Çuryumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına modül indiren ESA’daki bilim insanları Rosetta projesinin 2015′in sonlarına kadar sürmesini ve güneş sisteminin gizemleri hakkında yeni bulguları ortaya çıkarmayı amaçlıyor.10 yıllık bir yolculuğun ardından kuyruklu yıldıza ulaşan Rosetta uzay aracı, taşıdığı Philae modülünü Çarşamba günü kuyruklu yıldızın üzerine indirmeyi başarmıştı.İlk iki denemede kuyruklu yıldızın yüzeyine tutunamayan Philae uzay aracı, iki kez geri sekmiş ve üçüncü denemede yamuk bir şekilde de olsa yüzeyde tutunmayı başarmıştı.Modülden gelen ilk fotoğraflar bir duvara benzeyen yükseltiye dayalı durduğu izlenimini veriyor. Modülden gelen veriler aracın ya yan yattığına ya da dik bir eğimde durduğuna da işaret ediyor.Philae’nin kuyruklu yıldızın üzerinde her 12 saatte bir 1,5 saatlik güneş ışığına maruz kaldığı hesaplanıyor. Ancak bu sürenin cihazı yeteri kadar şarj etme konusunda yetersiz olduğu da belirtiliyor. Eğer modül daha fazla güneş ışığı yakalayamazsa şarjı Cumartesi günü bitecek.Almanya’daki ESA faaliyetlerinin Başkanı Paolo Ferri, “Şu anki hesaplamalarımız mevcut şarjın Cuma öğleden sonra ila Cumartesi öğleden sonra arasında bitebileceğini gösteriyor” dedi. Modül ne kadar çok çalışırsa şarjının da o kadar hızlı tükenebileceği ifade ediliyor.ESA’daki bilim insanlarının şimdiki çabası ise modülün konumunu daha çok güneş alan bir noktaya taşımak yönünde.Seçeneklerden birisinin modül üzerindeki hareketli parçaları kullanarak küçük bir sıçrama yapılması olduğu ifade ediliyor. Ancak herhangi bir seçeneği planlayıp uygulamaya koymaya yetecek kadar süre olmadığından da endişe edenler var. Bu nedenle ESA şu anki önceliğini “Philae modülü çalışır haldeyken toplayabildiğimiz kadar veri toplayacağız” şeklinde özetliyor. Ancak Rosetta projesinin en önemli hedeflerinden birisi olan kuyruklu yıldızda sondaj yapma seçeneği şu an için şarj sorunu nedeniyle masadan kalkmış durumda.Modülün sondaj yaparak kuyruklu yıldızın içindeki kimyasal yapıları incelemesi hedefleniyordu. Modülün operatörlerinden Jean-Pierre Bibring, “Şu an sadece yüzeyi kokluyoruz. Ancak elbette bu bize kuyruklu yıldızın kimyasal yapısı konusunda çok net bilgiler vermiyor. Sondaj yapmamız gerek ama şu an bu sondajı yaparsak projeyi de öldürmüş oluruz” diyor. BBC Türkçe
Viyana’nın Bir Ucundan Diğerine Veri Taşıyan Spiral Lazer Gönderildi!
Kıvrımlı lazer ışınları gelecekte sınırsız bant genişliğinin anahtarı olabilir. Günümüzde ise bir grup bilim adamı onları kullanarak Viyana’nın bir ucundan diğerine veri transfer etmeyi başardı.İtalyan bilim adamları fiber optik kablolarda saniyede 1.6 terabit hızla veri taşıyabildiği gösterilen spiral lazer ışınlarının aynı şeyi havada yapıp yapamayacaklarını denemek istemişler ve başarmışlar. Yeşil lazer ışınını 16 farklı kalıpta 3 kilometre öteye gönderen bilim adamları fiber kablolardaki kadar hızlara ulaşılmasa da gelecekte bu yöntemle uzaya veri gönderilebileceğini iddia ediyorlar.
Reklam
Soğuk Nikel Top, Balın İçine Konulursa
İlginç deneyde önce sıcak suya, ardından soğuk duşa sokulan nikel bir top daha sonra balın içerisine batırılıyor ve bakın en sonunda bala ne oluyor.
Bilim vs. Müzik!
Sesler gerçekten komik şekillere sahipler. Elbette bunu gerçek hayatta göremiyoruz ancak su veya kum ile deneyler yapıldığında ortaya spiraller, kaleydoskoplar ve diğer çılgın görüntüler çıkabiliyor. Nigel Stanford tarafından oluşturulan bu video müziğin şeklini görmemize yardımcı oluyor.
Hızlı, Kolay ve Estetik Genom Testi!
Genom testi ekipmanlarının üzerine bugüne kadar çok düşülmüyordu. Pek çok laboratuvar ekipmanı gibi çirkin ve hantal olan cihazlar bir cep telefonu şıklığında tasarlanmıyordu. Neyse ki Fluidigm’den Mercifully takımı bu sorunu Juno genotiplenme cihazı ile çözüyor. Yves Behar tarafından tasarlanan cihaz oldukça şık ve klavye/küçük ekran kombinasyonu yerine büyük bir basit dokunmatik ekran ara yüzü sayesinde daha sezgisel.Juno aynı zamanda daha hızlı. DNA’yı çıkarmayı, okunur hale getirmeyi ve test yapmayı tek bir adımda halleden cihaz bunun için özel bir devre kullanıyor. Üstelik genetik maddeyi rakiplerine kıyasla 5 değil 3 saatte analiz edebiliyor ve analiz yapabilmek için diğerlerinden daha az genetik maddeye ihtiyaç duyuyor.Elbette Juno’yu (fiyatı ve kullanım bilgisi gerektirmesi sebebiyle) alıp evimizin bir köşesine koyamayacağız ancak sağlık alanında büyük bir devrim yapacağı aşikar. Genomları incelemek ne kadar hızlı ve kolay olursa doktorlar o kadar hızlı şekilde teşhis koyabilir ve tedavi uygulayabilir. Juno aynı zamanda genotiplenme cihazlarının eve kadar girebilecek derecede küçülebileceğinin de göstergesi.
Reklam
Nuri Bilge Ceylan 'Kış Uykusu'nu Guardian'a Anlattı
Guardian gazetesinin sanat eki G2 sayfalarında, son filmi 'Kış Uykusu' üzerinde yönetmen Nuri Bilge Ceylan'la yapılmış bir söyleşiye yer verdi.Britanya Film Enstitüsü'nde (BFI) de Kasım ve Aralık aylarında Ceylan'la ilgili özel bir program düzenleniyor.Yönetmenin tüm filmleri program kapsamında Enstitü'de gösteriliyor.G2 ekinde Guardian film eleştirmenlerinden Peter Bradshaw'un 'Kış Uykusu' üzerine yaptığı röportaj 'Büyük Uyku' adını taşıyor.Bradshaw Ceylan'la Cannes'da yaptığı röportaj ve filmle ilgili olarak öncelikle şunları yazıyor:'Kış Uykusu 196 dakika uzunluğunda ve düşüncelerle yoğun bir film. Karşılaşmamızdan önce filmi hazmederken bir ceylan yutmuş ve büyük parçayı ufaltmak için zamana ihtiyacı olan bir piton yılanı gibi hissettim.'Bradshaw övgüyle bahsettiği filmin konusunu anlattıktan sonra Ceylan'ın söylediklerini aktarıyor.Ceylan, film senaryosunu eşi Ebru Ceylan'la yazmayı tercih ettiğini çünkü eşinin ona karşı koyacağını bildiğini söylüyor.Başrol oyuncularından Haluk Bilginer'in filmle ilgili hep aklında olup olmadığına dair soruya cevaben Ceylan, 'Aklımda tek düşünce oydu. Yazmayı bitirdiğimizde kabul etmedi, çünkü yoğundu. Kendisinin bir tiyatrosu var. Haftada üç gece sahne alıyor. Başka insanları aradım. Ancak aklım hep ondaydı. Sonunda kabul etti. Onun programını kabul ettik; Serbest olduğunda çalıştık. O, her zaman tekti.'Bilginer'in canlandırdığı Aydın karakterinin sempatik olup olmadığını ve izleyici olarak filmin sonunda ona üzülünüp üzünülmeyeceğine dair soru karşısında Ceylan, 'insanın çok karmaşık olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:'Bu karmaşıklığı olduğu gibi göstermek istedim. Hepimiz karmaşığız. Bir gün, bu çok iyi bir adam diye düşünüyorsunuz. Ancak ertesi gün çok gaddar birine dönüşüyor.'Bradshaw, filmde kara komedi öğelerinin de bulunduğunu belirtip Ceylan'a hiç komedi film çekmeyi hayal edip etmediğini sormuş.'Hayır, hayır, hayır!' diye başladığı cevabını şöyle sürdürmüş Ceylan: 'Ben bu tür bir adam değilim. Komedileri sevmiyorum. Gülmeyi sevmiyorum.''Ben melankolik şeyleri daha çok seviyorum. Ama arkadaşlar arasında gülmeyi seviyorum tabii ki.'Ceylan çok beğendiği yönetmelerin Yasujiro Ozu ve Rober Bresson olduğunu söylemiş.Bradshaw 'Uzak' filminde, ana karakterdeki kişinin ve konuğunun Andrei Tarkovsky'nin 'İz Sürücü' filmini izlediğini, biri uyuyakalınca diğerinin videoya porno film koyduğu sahneyi hatırlatıyor.Bradshaw burada sinemanın ustalarına gösterilen büyük saygıya yönelik bir taşlama olup olamayacağını sormuş. Ceylan'ın buna cevaben söylediği cümlelerden bazıları şunlar: 'Türkiye'de bu sahneyi yanlış anladılar. Tarkovsky'yi diğer adam uyusun diye koyduğumu düşündüler. Ama yine bunu nedeni, kendisi ve kaybolan idealleri arasında bir ilişki inşa etmek istemesiydi. Tarkovsky izlemeyi gerçekten istemişti.''Tarkovsky ve porno arasında o kadar uzun bir yol yok. İkisi de ihtiyaçlarımızdan gelir. Bir adam kaybolan idealleriyle bağlantı kuramıyor, bu yüzden mastürbasyon yapıyor. Bazen mastürbasyon dünyayı unutmak demektir.'BBC Türkçe
Devlet Opera ve Balesi, Aşık Veysel'i Sahneye Taşıyacak
Devlet Opera ve Balesi (DOB), halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu'nun türkülerinden yola çıkılarak hazırlanan, tek perdelik dans tiyatrosu 'Dostlar Beni Hatırlasın'ı, 17 Kasım'da ilk kez sanatseverlerle buluşturacak.Opera Sahnesi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan, rejisör İhsan Bengier, eseri hazırlarken Aşık Veysel'in yaşamı ve felsefesinden etkilendiklerini söyledi.Bunları sahneye taşıma isteğiyle bir araya geldiklerini anlatan Bengier, içinde iyi ve kötünün insan üzerindeki etkilerini barındıran 'Dostlar Beni Hatırlasın'da, 45 yaş üstü Birim Dans Tiyatrosu sanatçılarının da rol alacağını belirtti.Modern dans, klasik bale gibi tarzların birlikte, minimalist bir dekor tasarımıyla sahneye taşınacağını kaydeden Bengier, 'Eser, dünyanın en önemli kültürlerinin oluşum süreçlerine ev sahipliği yapmış, her köşesi destanlar, türküler, efsanelerle bezeli Anadolu tarihine adını yazdıran, halk ozanı kimliğiyle yaşadığı her zorluktan hayata dair bir felsefe oluşturmayı başarmış Aşık Veysel'in ölümünün 41. yılı anısına sahneleniyor' diye konuştu.Aşık Veysel'in kızı ve torunları onur konuğu olacakBengier, eserde ayrıca Şaman kültüründen motifler ve müziklerle mistik bir anlatımın da sunulacağını dile getirdi.Aşık Veysel'in kızı ve torunlarının da prömiyere onur konuğu olarak katılacağını kaydeden Bengier, gecede ayrıca DOB fuayesinde, Aşık Veysel fotoğraflarının da sergileneceğini bildirdi.Eser'in müzik düzenlemesini ise Murat Gedikli'nin üstlendiğine değinen İhsan Bengier, TRT'nin de bu süreçte kendilerine yardımcı olduğunu ve kayıtları paylaştığını söyledi. Bengier, sanatseverlerin sahnede 30 farklı Aşık Veysel'le karşılaşacağını sözlerine ekledi.Opera Sahnesi'nde izleyicinin beğenisine sunulacak eserde, Almula Ersoy, Ayşegül Aydemir, Deniz Alp, Sevim Başol ve Müge Gündüz gibi isimler rol alacak.Dünya
Reklam
Ay Hakkında Pek de Bilinmeyen, Ama Çok Şaşırtıcı 16 İlginç Bilgi
etiket
Son zamanlarda gece gökyüzüne baktığınız oldu mu hiç? Büyük, şişman bir dolunay var ama orada fazla kalmayacak. Görünüşü sürekli değişiyor ve Ay bizi sandığımızdan daha fazla etkiliyor. Aşağıda, gökyüzündeki bu dostumuz hakkında bilmiyor olabileceğiniz daha fazla şeyi sizin için listeledik.
Duvarların İçerisine Gizlenmiş Dudak Uçuklatan 9 Sıradışı Şey
İllegal şeylerden batıl inanç nesnelerine, tamamen alakasız eşyalardan milyonlarca lira değerinde olan sanat eserlerine... İnsanların duvarlar içerisine sakladığı şeyleri görünce büyük ihtimalle şaşkınlıktan ağzınız açık kalacak. İşte duvarlar içerisine gizlenmiş o sıradışı şeylerden en ilginç 9 tanesi;
Wes Anderson'dan Stop-Motion Film Geliyor
Daha önce Fantastic Mr. Fox filmiyle stop-motion becerilerini kanıtlamış olan Wes Anderson, birkaç farklı hikayeden oluşan episodik bir stop-motion’la vizyona geri dönmeyi planlıyor.Anderson, Lisbon And Estoril Film Festivali’ndeki basın toplantısında Vittorio de Sica’nın The Gold of Naples ’ına benzer yapıda bir film planladığını söyledi. Filmi yeni izleme fırsatı bulduğunu ve iyi bir ilham kaynağı olarak gördüğünü de ekledi.Yönetmenin yeni animasyonunda kimlerle çalışacağıysa henüz belli değil. Bu yılın başında Anderson, Roman Coppola’yla yeni bir senaryo üzerinde çalıştıklarını açıklamıştı. İkili daha önce The Darjeeling Limited ve Moonrise Kingdom filmleirnde de beraber çalışmışlardı.Bant Mag
Reklam