el bombası Haberleri

el bombası ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. el bombası ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

'Sabancı Suikastinin Tetikçisi Atina'da Yakalandı'
Yunanistan'ın başkenti Atina'da yakalanan 4 DHKP-C militanından birinin Sabancı suikastinin 18 yıllık firari sanığı İsmail Akkol olduğu iddia edildi. İstanbul Levent'teki Sabancı Center'da 1996 yılında gerçekleştirilen suikastle Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe öldürülmüştü. Suikastin Mustafa Duyar, Fehriye Erdal ve İsmail Akkol'dan oluşan 3 kişilik DHKP-C timi tarafından gerçekleştirildiği belirlenmişti. Cinayetlerin ardından Fehriye Erdal'la birlikte yurtdışına kaçan İsmail Akkol, Yunan polisinin Atina'da bir eve düzenlediği baskınla ele geçirildi. Akkol İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranıyordu. Yunan polisinin operasyonunda örgütün gizli lideri olduğu öne sürülen Hüseyin Fevzi Tekin ile Ankara'da AK Parti Genel Merkezi'ne yönelik lav silahlı saldırının zanlısı olarak aranan Murat Korkut ve ismi açıklanmayan bir kadın da yakalandı.CNN Türk
Hiç Görmediğiniz 37 Etkileyici HD Fotoğraf ile 1. Dünya Savaşı
Resmi rakamlara göre toplam 8.556.315 ölü, 21.219.452 yaralı ve 7.750.945 kayıp veya esir bırakan 1'inci Dünya Savaşı bundan 103 yıl önce, 11 Kasım 1918'de Rethondes ga­rının yakınında, Compiegne ormanında, bir demiryolu vagonunun içinde yapılan bir anlaşma (Rethondes Anlaşması) ile resmen son bulmuştur. Esasen 1'inci Dünya Savaşı ülkeler arasındaki sorunları hiçbir şekilde çözmemiş, ağır yaptırımlar içeren anlaşmaların sonucu olarak savaş sonrası gelişen aşırı milliyetçilik, yeni oluşan faşizm ve nasyonal sosyalizm gibi ideolojiler II. Dünya Savaşı'na zemin hazırlamıştır.Bu içerikte sizlere 1'inci Dünya Savaşı'na ait savaşın kötülüğüne dair nadir fotoğrafları sunuyoruz.
'Erdoğan'a Verdiğim Cemaat Listesinin Başında Ali Fuat Yılmazer Vardı'
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, görevi sırasında cemaat yapılanmasıyla ilgili Başbakan Erdoğan'a bir liste verdiğini ve bu listenin başında, şimdi gözaltında olan İstihbarattan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer 'in olduğunu söyledi. Star Haber Genel Yayın Yönetmen i Nazlı Çelik' in sorularını yanıtlayan Başbuğ, Emniyet mensuplarına yönelik 'paralel yapı' operasyonu ile ilgili, 'Bu gözaltılar sadece 17 ve 25 Aralık süreciyle mi ilişkili kalacak?' diye sordu. Başbuğ, Yılmazer'in, 'Başbuğ'un tutuklanması talimatını Başbakan verdi' sözlerini ise 'İnanmıyorum' diyerek değerlendirdi. ''Paralel yapı'ya yönelik operasyonları izlerken neler hissettiniz?' sorusuna, 'Karmaşık duygular içindeyim' yanıtını veren Başbuğ’un, söyleşinin ilk bölümü şöyle: Türkiye ‘gözaltı dalgası’ deyimiyle Egenekon'da tanışmıştı. ‘Paralel yapı’ya yönelik operasyondaki gözaltıları gördüğünüzde ne hissettiniz? Samimi olarak söylemek gerekirse, karmaşık ve tuhaf duygular içindeyim. Neden derseniz, bir tarafta Ergenekon, Balyoz, Oda tv, Poyrazköy gibi davalarda önemli rol oynadıkları ifade edilen o günün polis şefleri gözaltında. Diğer taraftta, özellikle gözaltına alınma süreçlerinde yaşananlara bakarsanız, insanı tedirgin eden bir durum. İnsanı çok mutlu eden görüntüler değil. Tabi şunu da ifade etmek lazım, ‘efendim bu görüntüler daha önce de yaşandı’. Evet ama, daha önce yaşanan yanlışlıklar bugünün yanlışlıklarına mazeret olmamalı. Dolayısıyla ben gerçekten karmaşık düşünceler içindeyim. Hatırlarsınız, 7 Mart 2014 günü cezaevinden çıkarken, ‘Bizlere gerçekten büyük haksızlık, büyük zulüm yapıldı. Ama, bütün bunlara rağmen biz hiçbir zaman intikam ve kin duyguları içinde değiliz' demiştim. Ama bir isteğimiz var. TSK'ya karşı yapılan, yaşatılan bu komploların mutlaka planlayıcılarının, icracılarının ve destekleyicilerinin bulunup adalet karşısına çıkarılarak adil yargılanmasını istiyoruz. Bizim isteğimiz bu. Başbakan operasyonun genişleyebileceğini söyledi, bundan sonraki süreçle ilgili ne düşünüyorsunuz? Süreci takip ediyoruz. Aslında ilk sorunuzun devamı olarak bir noktaya değinmek isterim. Ben 6 Ocak 2012 günü tutuklanmıştım. Tutuklanmamdan önce benim hakkımda 4 Ocak 2012 tarihli bir tespit raporu hazırlanıyor. Bu raporu hazırlayan, şu anda gözaltına alınanlardan biri. Rapora bakıyoruz 41 sayfa. Sonra, savcının benimle ilgili hazırladığı iddianameye bakıyoruz, 39 sayfa. Bu da işin bir garip yönü. Yani hep söylendi ya, ‘polisler raporları hazırladılar’ diye. Tespit tutanaklarını hazırladılar ve bunlar adeta iddianameye dönüştü. Bu da bir noktada insanı gerçekten düşündürüyor. Sorunuzla devam edersek, salı günü gerçekten büyük boyutta emniyet güçlerine yönelik gözaltı olayları yaşadık ve devam da ediyor. Şimdi burada önemli olan soru bence şu: Salı günkü gözaltıların amacı ne? Acaba bu gözaltılar sadece 17 - 25 Aralık süreciyle mi ilişkili olacak ya da daha açık bir deyimiyle bu gözaltılar 17 - 25 Aralık süreciyle mi sınırlı kalacak. Bu tabiki doğru ve uygun yaklaşım olmaz. Ben böyle düşünüyorum. Bizim düşüncemiz, arzumuz ve isteğimiz, başta da ifade ettiğimiz gibi, bu gözaltına alınan emniyet mensuplarının büyük bölümünün silahlı kuvvetlere karşı yürütülen komplo davalarında rol aldığını görüyoruz... Siz bu mücadelenin neresindesiniz? Biz şunu istiyoruz. Silahlı kuvvetlere karşı işlenen komploların müsebbibleri de ortaya çıkartılsın ve yargılansın. Bu konuda atılacak adımların yanında oluruz. Gayet tabi buna karşı pozisyon almamız söz konusu değil. Yanında olmamız ve desteklememiz lazım, bunda hiç tereddüt yok. Bu soruşturmalar, 17 - 25 Aralık olaylarıyla sınırlı kalmamalı. Bu fevkalade yanlış olur. Bu arada yeri gelmişken, şunu söylemekte yarar var. Biz Türkiye'de her olayda olduğu gibi bu olayda da toplama bakıyoruz. Siyah beyaz gözlüğüyle bakılıyor. Artık siyah beyaz gözlüğüyle bakmaktan vazgeçmeliyiz. Ne demek mi istiyorum. Diyorum ki; önümüzdeki süreçte TSK'ya karşı yapılanların planlayıcıları, icracıları, destekleyicileri adalet karşına çıkarılsın. Bunun yanında, iddia edildiği gibi 17 -25 Aralık sürecinde de komplolar yapılmış ise, bu komplonun müsebbibleri de ortaya çıkarılsın, yargı karşısına çakırılsın. Ama bunun yanında, 17-25 Aralık sürecinde ileri sürelen ididalar da incelensin, bunlar da açıklığa kavuşturulsun. Dolayısıyla olaya bir bütün olarak bakmak lazım. Sadece kendi açınızdan baktığınız takdirde, siyah ya da beyaz görüyorsunuz. Anlatmak istediğim bu. TSK’ya yönelik yapılan tüm operasyonlarda ‘paralel yapı’ ya da cemaat hep dillendirildi. Siz ‘paralel yapı’yı ne zaman tehdit olarak gördünüz? ‘Paralel yapı’ demeyelim de cemaat diyelim açık olarak. MİT'in, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün istihbarat raporlarına baktığınız zaman, cemaatle ilgili bilgiler son yıllara kadar yer alıyordu. Biz bunları görüyorduk. Bu raporlarda yer aldığına göre risk ve tehdit olarak görülüyordu. Dolayısıyla bu durum yeni bir şey değil. Yıllarca görülen ve yaşanan bir durum. Ben hep şunun altını çizmek istiyorum. Milli ordu, TSK milli ordudur ve milli ordu niteliğine zarar verecek her türli risk ve tehditle mücadele etmek komutanların görevidir. Milli ordu dediğimiz zaman da, hep söylediğim gibi, ne etnik farklılıklar, ne mezhep farklılıkları olmamalıdır. Demek ki devlet cemaati risk olarak görmüş. Son yıllar hariç, MİT ve EGM raporlarına bakarsınız maddelerden biri cemaatle ilgilidir. Benim Genelkurmay Başkanlığı dönemimde üzerinde durduğum konu, milli ordudur. Milli orduda ne etnik ne de mezhepsel ayrımcılık vardır. Dışarıdan gelecek her türlü tehditlere karşı mücadale etmek komutanların görevidir. Bu nedenle, özellikle Genelkurmay Başkanı olarak 14 Nisan 2009'daki yıllık değerlendirme toplantısında cemaat konusuna açıkca değinmiştim. Genelkurmay Başkanılığı döneminde Başbakan ile yakın çalıştınız. ‘Paralel yapı’yla ilgili Başbakan ile paylaşımınız oldu mu? TSK'ya karşı yargı ve polis yoluyla yürütülen operasyonları yaşamaya başlayınca, bu operasyonun arkasında kimlerin olduğunu imkanlarımız dahilinde araştırmaya çalıştık. Çeşitli yerlerden aldığımız bilgiler, özellikle bu kompla operasyonunun arkasında emniyetteki bazı polis şeflerinin olduğunu gösteriyordu. Çeşitli kanallardan aldığımız bilgiler dahilinde, emniyetle ilgili bir liste hazırladık. Tabi düşünce ve endişelerimizi birkaç defa sayın Başbakan’la paylaştım. Ve bu polislerle ilgili kendisine bir liste verdik. Hatırladığım kadarıyla, bu listenin başında da, Ali Fuat Yılmazer var. Kendisi aldı, ilgileneceğini söyledi. Sonuç alamadık, gelişme olmadı. ‘Daha fazlası yapılabilirdi’ diyor musunuz? Evet yapılabilirdi. Bu polis şeflerinden bazıları Ahmet Şık ve Nedim Şener olayından sonra görevden alındı. Bunlar daha önce görevden alınabilirdi. Cezaevinden çıktıktan sonra Başbakan ile yüzyüze görüştünüz mü? Cezaevinden çıktığım akşam Sayın Başbakan beni aradı, telefonla görüşmemiz oldu. Bu görüşme esnasında, bir zaman diliminde benimle görüşmeyi azru ettiklerini söylediler. Ama bu görüşmenin gerçekleşmesi açısından karşı tataftan bir talep olmadı. Geriye dönüp baktığınızda, bir kırgınlık, kızgınlık var mı? Kimseye karşı kırgın olduğumu ifade edemem. Ancak, TSK komutanlığı yapmış biriyim. Dolayısıyla, TSK boyutuyla baktımda bizi rencide eden çok önemli konular var. Bunlardan bir tanesi, Genelkurmay Başkanı’na terör örgütü yeneticisi denmesi. Benim gibi yaptıkları çok ortada olan, sözleri ve davranışları herkes tarafından bilenen bir kişiye, darbeci denilmesi beni çok rahatsız ve rencide etti. İki sene Kara Kuvvetleri Komutanlığı, iki sene Genelkurmay Başkanlığı yaptım. Özellikle Genelkurmay Başkanlığı döneminde neredeyse her hafta Sayın Başbakan’la bir araya geldik. Bana ‘siyasiler arasında sizi en yakıyan tanıyan kimdir?’ diye sorulsa, Sayın Başbakan'ın tanımış olması gerekir derim. Ben 26 ay tutuklu kaldım, az bir süre değil. Sayın Başbakan, sizin tutuksuz yargılanmanız konusunda defalarca açıklama yaptı... Tutukluluk durumuma karşı net tavır aldı, bunda hiçbir tereddüttüm yok ancak bu tutukluluk 26 ay sürdü ve Sayın Başbakan bu süreçte, özellikle benim ve karargahımın darbeci olarak nitelenmesine karşı net bir tavır almadı. Burada da net bir tavır almasını beklerdim. Tutukluluk konusunu sordunuz, o konuya da açıklık getirmek lazım. Tutukluluğum polemik konusu yapıldı. Buna da bir açıklık getirelim. Ali Fuat Yılmazer'in açıklamaları oldu yakın bir zamanda. Ben 6 Ocak 10212 günü tutuklandım, cuma günü. Ben tutuklanacağımın haberini bir hafta önce aldım. Bir kaynak tarafından bilgi geldi, genellikle sağlıklı bilgilerdir ve doğru da çıktı. Bazı çevreler tutuklanmama bir hafta önce karar vermiş. Ali Fuat Yılmazer'in benim tutuklanmamla ilgili açıklamaları var, bunların üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Ali Fuat Yılmazer, ‘Başbuğ ile ilgili Başbakan atlimat verdi’ dedi. Yani tutuklama talimatını Başbakan’ın verdiğini söyledi... ‘Başsavcıvekili telaşlanarak bana geldi, böyle birşey var; benim ne yapmam lazım diye bana sordu. Dosya gereği neyse onu yapın dedim’ dedi. Bu konuşmalardaki ifadeler grçekten çok vahip. Bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Yani savcı, tutuklama kararı verip vermeden önce gidip emniyet mensubuna soruyor. Siz şimdi bunu nereye oturtacaksınız. Gerçekten çok vahim. Polis müdürüne sorması üzerine daha fazla söylenecek birşey olacağını düşünemiyorum. HUKUK yerle bir edilmiş, daha ne konuşacağız, ne söyleyeceğiz... Başbakan Ali Fuat Yılmazer'in açıklamalarını hemen yalanladı. ‘A’dan z'ye kadar yalan’ dedi. Daha sonra bana getirenen bilgiler işığında Başbakan'ın benim tutuklanmama yönelik böyle talimat verdiğine de inanmıyorum. Bugün TSK’ya karşı komplaları daha iyi anladığınızı söyleyebilir misiniz? Kesinlikle. Komplodaki bazı köşe taşlarını dikkate sunmakta yarar var. Şöyle ifade etmeye çalışacağım. Tarihler yalan söylemez. tarihleri karşınıza koyun, olayları daha iyi anlıyorsunuz. Olayların içindeyken fark edemiyorsunuz. 9 Kasım 2002'de Şemdinli olayı var, Ergenekon'un ön prototipi. 2006 yılına geliyoruz, Cumhuriyet Gazetesi’ne el bombası. 3 sefer peşpeşe. Niye bu önlenemedi? 17 Mayıs'a geliyoruz, Danıştay cinayeti. Danıştay’ın hemen akabinde Atabeyler. Suiklast kime, Başbakan'a. 2007 önemli yıl; Hrant Dink olayı. Ben aynı kanaati taşıyorum, cinayetteki parde arkasının açıklığa kavuşturulması gerek. Sabri Uzun, dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı. ‘Bilgi, rapor bana iletilmedi’ diyerek Ali Fuat Yılmazer'i suçluyor... T24
ABD'den, İsrail'e Mühimmat
Pentagon sözcüsü, İsrail'de bulunan ABD'ye ait bir mühimmat deposundan İsrail ordusuna Gazze saldırısı esnasında el bombası ve havan topu mermileri satıldığını açıkladı. ABD Senatosu da İsrail'in füze savunma sistemi için 225 milyon dolar yardımı onayladı. ABD ordusu, Gazze saldırısı esnasında İsrail’e silah sattığını açıkladı. Pentagon Basın Sözcüsü Amiral John Kirby, ABD’nin İsrail’de bulunan silah ve mühimmat deposundan İsrail’e el bombaları ve havan topu mermileri tedarik ettiğini söyledi. ABD ordusunun müttefik ülkelerde bulundurduğu ‘savaş mühimmat rezervlerinden’ (WRSA-I) biri de İsrail’de bulunuyor. ABD, acil durumlarda müttefiklerine bu depolardan silah ve mühimmat temin ediyor. ABD Savunma Bakanlığı, İsrail’in 20 Temmuz’da acil bir durum öne sürmeksizin bu depodan 40mm çaplı el bombaları ve 120mm çaplı havan topu mermileri aldığını açıkladı. ‘İsrail’in güvenliği ulusal çıkarımız’ “Verilen mühimmatın tamamı yıllardır, yakın zamanda yaşanan krizden önce de stoklarda duruyordu” diyen Amiral Kirby, kanun gereği bu depodaki mühimmatın ABD ordusunun ihtiyacı olmayan, fazladan üretilmiş malzemelerden oluştuğunu belirtti. Bu stoktan ürün tedarik edilirken Washington’ın onayına ihtiyaç duyulmadığını belirten Amiral Kirby, “ABD, İsrail’in güvenliğini önemsiyor. İsrail savunmasının güçlü ve hazır olmasını sağlamak, ABD’nin ulusal çıkarları için hayati önemdedir. Bu mühimmatın satılması da bu amaçlarla tutarlıdır” ifadelerini kullandı. ‘Onlar istemedi, biz verdik’ ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, İsrail’in diğer silah ve mühimmat siparişleri de olduğunu ve bu taleplerin da ABD tarafından işleme alındığını aktardı. Reuters haber ajansına bilgi veren yetkili, İsrail’in mühimmatı bu depodan talep etmediğini fakat kendilerinin buradan tedarik ettiklerini ve bu sayede stoklarını yenilediklerini ifade etti. İsrail’in Washington büyükelçiliği, konuyla ilgili soruları yanıtsız bıraktı. Demir Kubbe’ye 225 milyon dolar daha ABD Başkanı Barack Obama’nın pazar günü yaptığı acil ve kalıcı ateşkes çağrısına rağmen, ABD Kongresi İsrail’in füze kalkanı sistemi ‘Demir Kubbe’nin geliştirilmesi için İsrail’e 225 milyon dolarlık para yardımı kararı aldı. Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref Kudra, 'İsrail saldırılarında bayram boyunca çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 318 kişi hayatını kaybetti, 980 kişi yaralandı' dedi. Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi Gazze Şube Başkanı Rami Abduh da yaptığı açıklamada, İsrail'in bayram boyunca Gazze'ye düzenlediği saldırılar sonucu 22 caminin yıkıldığı bilgisini verdi. İsrail, 7 Temmuz Pazartesi günü ‘Koruyucu Hat’ adıyla Gazze'ye yönelik hava ve denizden saldırılar başlattı, 17 Temmuz Perşembe günü de karadan saldırıya geçti. Saldırılarda bin 361 kişi hayatını kaybetti, 7 bin 680 kişi yaralandı. Kaynak: Al Jazeera, Reuters, AA
Almanya'dan Peşmerge'ye IŞİD İçin Destek
Almanya, IŞİD'e karşı savaşta kullanmak üzere Peşmerge güçlerine silah sevkiyatı kararı aldı. Almanya yapacağı silah yardımı ile 4 bin Peşmergeyi donatacak. İngiltere de Peşmerge'ye 9 ton cephane ulaştırdıDışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ve Savunma Bakanı Ursula von der Leyen tarafından Berlin'de açıklanan karara göre, Almanya, Iraklı Kürtlere Milan Tanksavar füzeleri ile makineli tüfek gönderecek. Buna göre Peşmergeye 30 Milan tipi tanksavar, 500 tanksavar füzesi, 10 bin el bombası, 8 bin G3 ve G36 tipi silah gönderilecek. Bunların mühimmatla birlikte anti- tank silahları ve araçlar da gönderilecek askeri yardım malzemeleri arasında bulunuyor. Almanya ayrıca insani yardım çerçevesinde 50 milyon Euro da para yardımı yapacak. Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, IŞİD'i durdurmak ve acı çekenlere yardımcı olmak amacıyla insani sorumluluk ve güvenlik çıkarları gereği silah sevkıyatı kararı alındığı belirtildi. Silah sevkiyatı kararı Angela Merkel başkanlığında Dışişleri, Savunma ve Ekonomi Bakanlarının katılımıyla alındı. Merkel, pazartesi günü özel oturumda Federal Parlamento'da silah sevkiyatı hakkında milletvekillerine bilgi verme amaçlı bir konuşma yapacak.İngiltere Peşmerge'ye 9 ton cephane ulaştırdıİngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin (RAF) Amerli’nin kurtarılmasının ardından Kuzey Irak’ta IŞİD’e karşı savaşan Kürt Peşmergelere 9 ton cephane yardımı ulaştırdığını açıkladı ancak yardımın hangi ülke tarafından yapıldığı belirtilmedi. BBC konuyla ilgili haberinde başka bir ülke tarafından sağlanan ve İngiliz ordusu tarafından sadece nakliyesi yapılan mühimmatın büyük bir kısmının hafif silah olduğunu belirtti. RAF’ın ayrıca Peşmergelere İngiltere’den gelen, kask ve uyku tulumu gibi 'silah dışı askeri yardım paketleri' ulaştırdığı da belirtildi.BAŞBAKAN SÖYLEMİŞTİİngiltere Başbakanı David Cameron iki hafta önce İngiltere’nin IŞİD’e karşı yürütülen operasyonda oynayacağı rolleri açıklarken “RAF uçaklarının Kuzey Irak’taki Peşmergelere, doğu Avrupa ülkelerinden gelen Sovyetler Birliği’nden kalma cephaneleri ulaştıracağını” söylemişti. Londra Downing Street’deki başbakanlık konutundan BBC’ye konuşan Cameron “Biz Kürtleri destekliyoruz ve Kürtleri desteklemeye devam etmemiz gerektiğini de biliyoruz. İngiltere onlara cephane ulaştırılmasında bir rol oynayacak. Onlar şimdiye dek kullandıklarına benzer silah ve mermiler istiyorlar. Bu cephane onlara ulaştırılıyor ve İngiltere bu süreçte bir rol oynuyor” demişti.Avrupa Gazete